15. Yüzyıl - 17. Yüzyıl Felsefesi: Rönesans, Hümanizma, Bilimsel Yöntem ve Kartezyen Felsefe
12 soru
Descartes, skolastik düşüncenin madde ile zihni iç içe geçiren ve doğayı gizil güçler ya da ereksel (teleolojik) nedenlerle açıklayan yaklaşımına karşı çıkar. Ona göre fiziksel dünya ile zihinsel dünya birbirinden tamamen ayrı iki tözdür. Düşünen töz (res cogitans), yer kaplamayan ama düşünen bilinçli yapıyken; uzamlı töz (res extensa), düşünmeyen ama mekanda yer kaplayan maddi yapıdır. Descartes bu keskin ayrımıyla, doğadaki tüm nesneleri ve canlı organizmaları matematiksel ve geometrik kurallarla işleyen birer makine olarak tan��mlar. Maddi dünyadan ruhsal nitelikleri, amaçsallığı ve mistik kuvvetleri tamamen uzaklaştıran bu düalizm, modern doğa bilimlerinin gelişiminde kurucu bir rol oynamıştır.
Bu parçaya göre, Descartes'ın geliştirdiği töz düalizminin modern bilimsel anlayışın önünü açmasındaki temel işlevi aşağıdakilerden hangisidir?
Skolastik fizik, doğadaki değişimleri ve hareketleri niteliksel özelliklerle ve nesnelerin içsel 'ereksel' (teleolojik) yönelimleriyle açıklamaktaydı. Örneğin, bir taşın yere düşmesi onun kendi doğal mekanına ulaşma arzusuyla gerekçelendiriliyordu. 17. yüzyıla gelindiğinde ise Galileo, doğanın dilinin matematik olduğunu ve bu dili anlamak için geometrik şekillerin, sayıların ve ölçülebilir b��yüklüklerin kullanılması gerektiğini savundu. Ona göre felsefe, gözümüzün önünde her an açık duran evren kitabında yazılmıştır; fakat onun yazıldığı dili ve karakterleri öğrenmeden bu kitab�� anlamak mümkün değildir.
Buna göre, 15-17. yüzyıl felsefesinde ortaya çıkan yeni doğa ve bilim anlayışı ile ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?
Rönesans'la birlikte doğa, kendi içinde işleyen mekanik bir sistem olarak yeniden tanımlanırken, bu sistemi kavramanın yolu da köklü bir yöntem değişimini zorunlu kılmıştır. Francis Bacon, geleneksel tümdengelim yönteminin yeni bir bilgi üretmediğini, sadece zaten bilineni onayladığını ileri sürerek olgulardan hareket eden yeni bir yöntemi (tümevarım) savunmuştur. Ancak Bacon'a göre, doğanın doğrudan gözlemine geçmeden önce zihnin, nesneleri oldukları gibi görmesini engelleyen ve adeta birer 'gölge' gibi zihne yerleşmiş olan idollerden temizlenmesi gerekir. Zira insan zihni, üzerine düşen ışınları kendi yapısına göre büküp yansıtan kusurlu bir ayna gibidir. Bu parçadan hareketle, 15-17. yüzyıl felsefesinde ortaya çıkan yeni bilimsel ve felsefi yönelimle ilgili aşağıdaki yargılardan hangisine ulaşılabilir?
Descartes, ilk olarak duyularından gelen tüm bilgileri, ardından rüyalarını ve hatta matematiksel doğruları bile sorgulayarak zihninde şüphe duyabileceği hiçbir şey kalmayana kadar ilerler. Ancak bu radikal şüphe sürecinin sonunda, şüphe etmekte olan kendisinin varlığından şüphe edemeyeceğini fark eder. Şüphe etmek bir düşünme biçimidir ve düşünen bir varlığın var olması zorunludur. Böylece ünlü 'Düşünüyorum, o halde varım' önermesine ulaşır. Bu yönüyle onun şüphesi, her türlü kesin bilgiyi reddeden Pyrrhoncu şüphecilikten tamamen ayrılır.
Buna göre Descartes'ın şüphe yönteminin Pyrrhoncu şüphecilikten ayrılan temel yönü aşağıdakilerden hangisidir?
Orta Çağ felsefesinde bilginin doğruluğu, kutsal metinlerin ve dogmatik otoritelerin onayına bağlıyken; Descartes felsefesinde her şeyden, hatta kendi bedeninden ve dış dünyadan bile şüphe eden özne, şüphe etme eyleminin kendisinde kesin bir dayanak bulur. Düşünen bir varlık olarak kendi varlığından şüphe edemeyeceğini fark eden özne, hakikatin ölçütünü dışsal otoritelerde değil, kendi zihninde kurar.
Buna göre Descartes'ın kartezyen felsefesi, bilginin kaynağı ve ölçütü açısından Orta Çağ felsefesinden aşağıdaki yönlerin hangisiyle ayrılmaktadır?
Orta Çağ felsefesinde insan, asli günahla malul, kurtuluşu ancak kilisenin otoritesine boyun eğmekte arayan edilgen bir varlık olarak konumlandırılmıştır. 15-17. yüzyıl felsefesinde ise hümanizm akımının etkisiyle insan; kendi kaderini tayin edebilen, akıl sahibi, yaratıcı ve dünyayı anlama kapasitesine sahip aktif bir özne olarak yeniden tanımlanmıştır.
Bu parçada vurgulanan düşünce dönüşümü, aşağıdakilerden hangisiyle ifade edilebilir?
Francis Bacon, doğa üzerindeki egemenliğin ancak doğanın yasalarına boyun eğmekle kazanılabileceğini belirtir. Doğanın yasalarını kavramanın yolu ise zihnin yapısal sınırlarını ve çevresel etkilerle edindiği önyargıları fark etmesinden geçer. Bacon'a göre, insan zihni düz bir ayna değildir; nesnelerin yansımalarını çarpıtan pürüzlü bir yüzey gibidir. Bu çarpıtmaları aşmanın yolu, zihindeki putları (idolleri) teşhis etmek ve peşin hükümlerden arınmış sistemli gözlemlerle olgulardan hareket etmektir.
Bu parçadan hareketle Francis Bacon'ın bilgi ve bilim anlayışıyla ilgili aşağıdaki yargılardan hangisine ulaşılabilir?
Francis Bacon, bilimsel araştırmalar yapanları üç gruba ayırır: Deneyciler karıncalara benzer; sadece toplarlar ve biriktirirler. Dogmatikler (rasyonalistler) ise kendi içlerinden ağlar ören örümceklere benzerler. Orta yol ise arının yoludur; arı hem bahçedeki çiçeklerden malzeme toplar hem de bu malzemeyi kendi yeteneğiyle işleyerek bal haline getirir. Gerçek felsefe de ne yalnızca zihinsel güçlere güvenmeli ne de doğadan ve deneylerden elde edilen malzemeyi olduğu gibi belleğe aktarmalıdır; aksine bu malzemeyi zihinde işleyip dönüştürmelidir.
Bacon'ın bu analojisinden hareketle, 15-17. yüzyıl felsefesinde gelişen bilimsel yöntem anlayışı hakkında aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?
Orta Çağ skolastik doğa anlayışında her varlık, Tanrı tarafından belirlenmiş nihai bir amaca (telos) göre hareket eder. Yağmurun yağması ekinlerin büyümesi içindir, taşın yere düşmesi ise kendi doğal yerine ulaşma isteğindendir. Ancak 15-17. yüzyıl felsefesinde Galileo ve Descartes gibi düşünürlerle birlikte doğa, gizil güçlerden ve amaçsal nedenlerden arındırılarak nedensellik ilkelerine göre işleyen devasa bir makine olarak tasarlanmıştır. Bu yeni anlayışta doğadaki değişimler, amaçlarla değil, madde ve hareket yasalarıyla açıklanır.
Bu parçadan yola çıkılarak 15-17. yüzyıl doğa felsefesinin skolastik doğa anlayışından temel farkı aşağıdakilerden hangisidir?
Skolastik düşünce, evreni Tanrı’nın iradesinin sürekli müdahale ettiği, her varlığın kendi doğal amacına (telos) doğru hareket ettiği hiyerarşik ve niteliksel bir düzen olarak tasarlıyordu. Bu düzende bilgi, ilahi otoriteye ve bu otoritenin onayladığı Aristotelesçi kozmolojiye tabiydi. 15-17. yüzyıl felsefesinde ise doğa, ereksel açıklamalardan arındırılarak niceliksel ve mekanik yasalara göre işleyen devasa bir makineye benzetildi. Descartes, bu mekanik evren tasarımını kartezyen düalizmle felsefi bir temele kavuşturdu: Maddeyi sadece yer kaplama niteliğine indirgeyerek aşkın müdahalelerden ve teolojik kabullerden temizledi, onu matematiksel fiziğin konusu yaptı; düşünen özneyi ise bu mekanik do��anın dışına yerleştirerek bilginin yegane kurucusu ve kesinlik merkezi kıldı.
Buna göre 15-17. yüzyıl felsefesinin ve yeni bilimsel yöntemin ortaya koyduğu bilgi anlayışı hakkında;
I. Doğruluk ve kesinliğin ölçütü, aşkın ilkelerden ve otoritelerden alınarak düşünen öznenin zihinsel apaçıklığına (cogito) devredilmiştir.
II. Doğanın ereksel nedenlerden arındırılması, onu ancak duyusal deneyim ve gözleme dayalı tümevarımsal genellemelerle kavranabilecek olgusal bir alana indirgemiştir.
III. Zihin ve madde arasında yapılan kartezyen ayrım, fiziksel dünyayı ilahi müdahalelerden bağımsız, rasyonel ve öngörülebilir mekanik bir düzende açıklamanın zeminini hazırlamıştır.
yargılarından hangileri doğrudur?
15-17. yüzyıl felsefesinin en önemli temsilcilerinden biri olan Descartes, felsefesinde kesin ve sarsılmaz bir temel bulmak amacıyla her şeyden şüphe ederek işe başlar. Ancak onun bu şüphesi, bilginin imkânsız olduğunu savunan Septiklerin (Şüpheciler) aksine bir son değil, doğruya ulaşmak için geçici bir araçtır.
Buna göre, Descartes’ın felsefesinde kullandığı şüphe yönteminin temel amacı aşağıdakilerden hangisidir?
Francis Bacon'a göre geleneksel felsefe ve bilim anlayışı, yeni doğrular keşfetmek yerine mevcut ön kabulleri temellendirmeye çalışmıştır. Ona göre doğanın işleyişini kavramak ve insanlığın gelişimini sağlamak için yapılması gereken; otoritelere körü körüne inanmayı bırakıp doğayı doğrudan gözlemlemek, deneyler yapmak ve elde edilen tekil olgulardan hareketle genel yasalara ulaşmaktır. Buna göre, parçada Francis Bacon'ın önerdiği ve modern bilimin gelişiminde önemli rol oynayan yöntem aşağıdakilerden hangisidir?