Paragrafta Anlam
1306 soru
Gazeteci:
(I) ----
Küratör:
— Klasik anlamda sergi alanları, ziyaretçinin sadece izleyici konumunda kaldığı, eserle arasına görünmez duvarlar ördüğü mesafeli mekânlardı. Bugün ise sergileme pratiklerinde bu sınırları eritmeye çalışıyoruz. Ziyaretçiyi pasif bir alıcı olmaktan çıkarıp sergilenen anlatının aktif bir parçası hâline getiren, dokunabildiği, seslerle veya dijital arayüzlerle etkileşime girebildiği dinamik kurgular tasarlıyoruz. Amaç, sanatın sadece göze hitap eden bir nesne değil, deneyimlenen bir süreç olduğunu hissettirmek.
Gazeteci:
(II) ----
Küratör:
— Teknolojik araçların yoğun kullanımı, eğer serginin kavramsal çerçevesinin önüne geçerse büyük bir tehlike yaratıyor. Teknolojiyi sadece bir gösteriş unsuru olarak kullandığınızda, ziyaretçi eserin özünden kopup sadece o aracın yarattığı illüzyonla ilgilenmeye başlıyor. Benim önceliğim, teknolojiyi sanatsal mesajı görünür kılan görünmez bir köprü olarak konumlandırmak; o köprünün kendisini bir sanat eserine dönüştürmek değil.
Bu diyalogda boş bırakılan yerlere sırasıyla aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
II. Teknolojik gelişmelerin sanatçıların yaratım süreçlerinde ne tür kolaylıklar sağladığını düşünüyorsunuz?
II. Sanat eserlerinin sergilenmesinde kullanılan dijital arayüzlerin maliyet ve teknik kurulum zorlukları nelerdir?
II. Sergi kurgularında dijital teknolojilerden yararlanırken sanatın özgün iletisini korumak adına hangi sınırlara dikkat ediyorsunuz?
II. Sergi alanlarında teknolojinin aşırı kullanımının ziyaretçilerin estetik algısını körelttiği fikrine katılıyor musunuz?
II. Küratoryal çalışmalarda teknolojinin sanatsal mesajı geri plana itme tehlikesini nasıl bertaraf ediyorsunuz?
Yavaş gazetecilik, hızın ve anlık bilgi tüketiminin kutsandığı günümüz dijital medya düzenine karşı bir alternatif olarak ortaya çıkmıştır. Bilginin doğrulanmadan yayılmasına ve yüzeyselleşmesine tepki gösteren bu yaklaşım; derinlemesine araştırmayı, hikâye anlatımındaki özeni ve olayların arka planına odaklanmayı savunur. Ticari kaygılarla üretilen 'tık odaklı' haberlerin yarattığı enformasyon kirliliğinde kaybolan nitelikli haberciliği yeniden canlandırmayı hedefler. Ancak yavaş gazetecilik, yalnızca haberi üreten tarafın temposunu düşürmekle kalmaz; okurun da tüketim alışkanlıklarını sorgulamasını ve bilgiyle kurduğu ilişkiyi dönüştürmesini bekler. Bu yönüyle hareket, medyadaki teknik veya biçimsel bir yenilikten ziyade, modern insanın bilgi edinme eylemine getirilmiş köklü ve felsefi bir eleştiridir.
Bu parçanın konusu aşağıdakilerden hangisidir?
(I) Klasik Türk müziğinde makam, belirli kurallar çerçevesinde seyir gösteren ve melodik yapıyı şekillendiren en temel unsurdur. (II) Bu sistemde her makamın kendine özgü bir durak ve güçlü perdesi bulunur, bu da ezgilerin karakteristik yapısını oluşturur. (III) Yüzyıllar boyunca usta-çırak ilişkisiyle aktarılan bu makamlar, Türk müziğinin zengin ve köklü teorik altyapısını yansıtır. (IV) Tarihsel süreçte bu makamların dinleyiciler üzerinde bıraktığı duygusal ve ruhsal etkiler de fark edilmiş ve tıp alanında kullanılmıştır. (V) Özellikle Selçuklu ve Osmanlı dönemlerindeki darüşşifalarda, hastaların tedavisinde belirli makamların müzikal özelliklerinden yararlanılmıştır. (VI) Örneğin, rast makamının neşe ve huzur verdiği, nihavent makamının ise sakinleştirici bir etkiye sahip olduğu kabul edilerek bu doğrultuda icralar yapılmıştır.
Bu parça iki paragrafa ayrılmak istense ikinci paragraf numaralanmış cümlelerin hangisiyle başlar?
(I) Botanik illüstrasyon, bitki türlerinin morfolojik özelliklerini bilimsel bir doğrulukla kâğıda aktarma sanatıdır. (II) Bu çizimlerde amaç, bitkinin estetik güzelliğini vurgulamaktan ziyade onun ayırıcı özelliklerini bilim dünyasına tanıtmaktır. (III) Botanik ressamları, bitkiyi resmederken mevsimsel değişimleri, çiçeklenme dönemlerini ve meyve yapısını titizlikle incelerler. (IV) Son yıllarda çevre kirliliği ve küresel ısınma nedeniyle pek çok endemik bitki türünün nesli tehlike altına girmiştir. (V) Dolayısıyla bu illüstrasyonlar, fotoğrafın aksine, bitkinin tüm gelişim aşamalarını ve mikroskobik detaylarını tek bir yüzeyde birleştirme avantajına sahiptir.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?
Bu diyalogda boş bırakılan yerlere aşağıdakilerden hangisi sırasıyla getirilmelidir?
Gazeteci:
(I) --------------------------------------------------
Tiyatro Yönetmeni:
— Klasik metinleri sahneye taşırken onları harfi harfine bugüne aktarmayı doğru bulmuyorum. Benim amacım, oyunun yazıldığı dönemin ruhunu korurken bugünün insanına hitap edecek estetik bir köprü kurmaktır. Bu yüzden sahnelemede çağdaş ögelerden yararlanıyor ve metnin özündeki evrensel çatışmaları öne çıkarıyorum.
Gazeteci:
(II) --------------------------------------------------
Tiyatro Yönetmeni:
— Teknolojik imkânlar, sahne tasarımında bize geniş bir alan sunuyor fakat teknolojinin, oyuncunun performansının önüne geçmesine asla izin vermemek gerekir. Seyircinin dikkatini oyuncudan alıp sadece görsel bir şölene odaklayan dijital efektler, tiyatronun o canlı ve insani özünü zedeler. Teknoloji, anlatıyı güçlendirmek için bir araç olarak kalmalıdır, oyunun kendisi olmamalıdır.
II. Dijital teknolojilerin sunduğu görsel şölenlerin seyirciyi tiyatro salonlarına çekmedeki rolü nedir?
II. Teknolojik imkânların tiyatro oyuncularının yaratıcılık süreçlerini kısıtladığını düşünüyor musunuz?
II. Sahne tasarımında dijital teknolojilerden yararlanmanın sınırları ve olası riskleri hakkındaki görüşleriniz nelerdir?
II. Görsel efektlerin yoğun olarak kullanıldığı oyunlarda oyuncuların performansı nasıl etkilenmektedir?
II. Teknolojinin tiyatro sanatının geleneksel yapısını bozmadan sahneye entegre edilmesi mümkün müdür?
Fotoğraf sanatı, kurulduğu günden beri insanlığın anıyı dondurma ve zamana meydan okuma çabasını simgeler. Resim sanatı tuval üzerinde tamamen kurmaca bir hayal gücü inşasıyken fotoğraf, var olan somut gerçeği doğrudan vizöre taşır; bu yönüyle fotoğraf resimden çok daha gerçekçidir. Fotoğrafçı da adeta nesnel bir tarihçi gibi çalışarak yaşadığı dönemin toplumsal hafızasını vizöründen geleceğe belgeler. Bu süreçte ışık, onun elinde tıpkı bir ressamın fırçası gibi ��ekil alır ve yüzeyde adeta gölgelerle dans eder. Fotoğraf sanatının bu dönüştürücü gücünü ve estetik değerini anlamak için dünyaca ünlü usta isimlerin zamansız çalışmalarına bakmak yeterlidir. Söz gelimi Ara Güler’in eski İstanbul sokaklarındaki kaybolan yaşamları yansıtan siyah-beyaz kareleri veya Henri Cartier-Bresson’un sokak hayatının ritmini yakalayan fotoğrafları, bu durumun en somut kanıtlarıdır.
Bu parçanın anlatımında aşağıdaki düşünceyi geliştirme yollarından hangilerine başvurulmuştur?
Aşağıda harflerle belirtilen paragrafları, karşılarında numaralarla verilen anlatım biçimlerinin belirleyici özellikleriyle eşleştiriniz.
Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın
Öğeler
Eşleşmeler
Sosyoloji, toplumun yapısını, kurumlarını ve toplumsal ilişkileri bilimsel yöntemlerle inceleyen bir disiplindir. Bu yönüyle o, bireysel davranışları ele alan psikolojiden ayrılır; çünkü sosyolojinin odağında tek bir insan değil, o insanın içinde var olduğu toplumsal ilişkiler ağı yer almaktadır. Toplum dediğimiz bu devasa mekanizma, adeta dişlileri sürekli dönen büyük bir saate benzer. Bu saatin her bir çarkı, bir diğerinin hareketini doğrudan etkiler. Örneğin aile, eğitim ve hukuk gibi kurumlar toplumsal yapının düzenini belirleyen en önemli unsurlardır. Ancak bu unsurlar her toplumda aynı şekilde işlemez; gelişmiş toplumlarda kurumlar arası uyum daha yüksekken, az gelişmiş toplumlarda çatışmalar daha sık görülür. Bu durum da toplumsal barışın sağlanmasında kurumların ne denli hayati bir rol üstlendiğini açıkça ortaya koymaktadır.
Bu parçanın anlatımında aşağıdaki düşünceyi geliştirme yollarından hangisine başvurulmamıştır?
(I) Osmanlı coğrafyasında II. Abdülhamid'in tahta çıkışının yirmi beşinci yılı şerefine imparatorluğun dört bir yanında anıtsal saat kuleleri inşa edilmi��tir. (II) Genellikle kentsel meydanların merkezinde yükselen bu kuleler, modernleşen devlet otoritesinin taşradaki en somut görsel simgeleri hâline gelmiştir. (III) Aynı zamanda bulundukları şehrin mimari kimliğini şekillendiren bu yapılar, halkın günlük yaşam ritmini düzenleyen kamusal birer odak noktası vazifesi görmüştür. (IV) Osmanlı'nın klasik dönem mimarisinde ise zaman kavramı, meydan saatlerinden ziyade güneş kadranları ve muvakkithaneler aracılığıyla takip edilmekteydi. (V) Cami külliyelerinin birer parçası olan muvakkithaneler, namaz vakitlerinin astronomik hesaplarla tespit edildiği son derece işlevsel yapılardı. (VI) Bu mekânlarda hizmet veren ve muvakkıt adı verilen görevliler, gök bilimiyle yakından ilgilenerek namaz vakitlerini belirlemenin yanı sıra yıllık takvimleri de hazırlarlardı.
Bu paragraf iki paragrafa bölünmek istense ikinci paragraf numaralanmış cümlelerin hangisiyle başlar?
Sanat, insan tekinin dış dünyayı kendi estetik süzgecinden geçirerek yeniden inşa etmesi eylemidir; bu yönüyle o, salt bir taklit değil, bilinçli bir başkaldırıdır. Nitekim İtalyan filozof Croce, 'Sanat, sezginin ve ifadenin doğrudan birleşimidir.' diyerek bu yaratıcı eylemin özgünlüğünü vurgular. Sanatsal üretimde klasik dönem sanatçıları nesnel gerçekliği yansıtmayı temel gaye edinirken, modern dönem yaratıcıları daha çok içsel yaşantılara ve soyut anlam dünyalarına yönelmişlerdir. Bu iki anlayış arasındaki derin ayrım, modern sanatın alımlayıcının etkin katılımına ihtiyaç duymasına yol açar. Örneğin, bir Picasso tablosu nesnelerin dış görünüşünü doğrudan yansıtmak yerine, onlar��n zihinsel tasarımlarını geometrik formlara bölerek sunar. Dolayısıyla çağdaş yapıtlar, izleyicinin kendi anlam evrenini kurmasına zemin hazırlayan açık uçlu birer davet niteliğindedir.
Bu parçanın anlatımında aşağıdaki düşünceyi geliştirme yollarından hangilerine başvurulmuştur?
Gazeteci:
(I) ----
Belgesel Yönetmeni:
— Klasik anlamda kamerayı sadece olanı biteni kaydeden tarafsız bir göz olarak görmek artık gerçekçi değil. Yönetmen, kurgu masasındaki seçimleriyle, müzik kullanımıyla ve hatta çekim açısıyla gerçeği kaçınılmaz olarak yeniden inşa eder. Dolayısıyla belgesel sinema, nesnel bir gerçeklik iddiasından ziyade, o gerçekliğe yönetmenin zihninden açılan öznel bir penceredir.
Gazeteci:
(II) ----
Belgesel Yönetmeni:
— Dijital teknolojiler sayesinde artık herkesin cebinde yüksek çözünürlüklü bir kamera var. Bu durum, daha önce sesini duyuramamış toplulukların kendi hikayelerini anlatabilmesi adına muazzam bir demokratikleşme sağladı. Ancak bu görsel bolluk, aynı zamanda dezenformasyonu ve görsel manipülasyonu da beraberinde getirdi. Artık izleyici için hangisinin hakiki, hangisinin kurgusal olduğunu ayırt etmek her zamankinden daha zor.
Bu diyalogda boş bırakılan yerlere sırasıyla aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
II. Dijital platformların yaygınlaşması, bağımsız belgeselcilerin seyirciye ulaşmasını kolaylaştırdı mı?
II. Görsel manip��lasyonların yaygınlaştığı günümüzde, izleyicinin medya okuryazarlığı becerisi nasıl geliştirilebilir?
II. Teknolojinin gelişmesiyle birlikte herkesin görüntü üretebilmesi, belgesel dünyasını nasıl etkiledi?
II. Amatör kameralarla çekilen görüntülerin profesyonel bir belgeselde kullanılması hangi etik sorunları doğurur?
II. Teknolojik imkânların artması, belgesel sinemada görsel kalitenin artmasını sağladı mı?
Aşağıda verilen düşünceyi geliştirme yollarını karşılarındaki uygun örnek cümlelerle eşleştiriniz.
Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın
Öğeler
Eşleşmeler
Richard Feynman'ın ünlü 'sıradan bir insanın çiçeğin güzelliğini görmesiyle bir bilim insanının onu görmesi arasındaki fark' anekdotu, bilimin estetik algıyı körelttiği yönündeki yaygın inanışa karşı güçlü bir argüman sunar. Birçokları için bilim, dünyayı formüllere ve mekanik süreçlere indirgeyerek onun gizemini ve dolayısıyla büyüleyiciliğini yok eder. Oysa doğanın işleyişindeki derin düzeni, mikroskobik düzeydeki karmaşık ilişkileri ve evrimsel süreçlerin getirdiği uyumu kavramak, estetik deneyimi fakirleştirmez; aksine ona yeni boyutlar kazandırır. Bir çiçeğin sadece rengini ya da kokusunu değil, onun iç yapısını, hücresel düzeyde güneş enerjisini nasıl kimyasal enerjiye dönüştürdüğünü ve böceklerle olan ortak yaşam ilişkisini bilmek, o çiçeği daha az güzel kılmaz. Bilimsel bilgi, duyusal olarak algıladığımız yüzeysel estetiğin ardında yatan görünmez bir mimariyi açığa çıkararak hayranlık hissini derinleştirir. Dolayısıyla bilim ile estetik, birbirini dışlayan iki kutup değil, varlığın farklı katmanlarını kavramamızı sağlayan tamamlayıcı pencerelerdir.
Bu parçadaki ana düşünce dikkate alındığında, 'Bilimsel açıklamalar doğanın görünen yüzünün ötesindeki derin düzenini ortaya koyarak estetik algıyı zenginleştirir.' ifadesi doğru mudur?
Geleneksel kütüphane anlayışı, kitapların korunduğu ve sessizce okunduğu mekânlar üzerine kuruluydu. Ancak dijital çağın getirdiği bilgi bolluğu ve kolay erişilebilirlik, bu mekânların işlevini kökten değiştirdi. Günümüz kütüphaneleri, yalnızca bilgi depoları olmanın ötesine geçerek bireylerin bir araya geldiği, ortak projeler ürettiği, atölye çalışmalarına katıldığı ve sosyalleştiği birer 'sosyal etkileşim ve yaşam merkezi' hâline gelmiştir. Kitap ödünç alma işlevinin yanı sıra dijital üretim araçlarına erişim sunan, toplumsal bağları güçlendiren bu yeni nesil kütüphaneler, bilginin tek yönlü aktarıldığı yerler olmaktan çıkıp bilginin birlikte üretildiği dinamik alanlar olarak kent yaşamında kendilerine yeniden yer bulmaktadır.
Bu parçanın konusu aşağıdakilerden hangisidir?
(I) Nadirat kabineleri, Coğrafi Keşifler’in ardından Avrupalı soylular ve bilim meraklıları tarafından oluşturulan, egzotik nesnelerin sergilendiği ilk özel koleksiyonlardır. (II) Bu kabineler; doğa tarihi örnekleri, arkeolojik buluntular, tuhaf sanat eserleri ve dünyanın dört bir yanından getirilen sıradışı eşyalarla doldurulurdu. (III) Merak duygusunu tetikleyen bu koleksiyonlar, sadece birer sergileme alanı olmanın ötesinde, sahiplerinin toplumsal statüsünü ve entelektüel gücünü de simgelerdi. (IV) Günümüzde modern müzelerin kuruluş amaçlarının başında, kültürel mirası geniş kitlelere ulaştırmak ve eğitici programlar düzenlemek gelmektedir. (V) Zamanla bu dağınık ve kişisel koleksiyonlar, sınıflandırma sistemlerinin gelişmesiyle birlikte 18. yüzyıldan itibaren bugünkü modern müzelerin çekirdeğini oluşturmuştur.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?
Gazeteci:
(I) ----
Endüstriyel Tasarımcı:
— Bir nesnenin sadece fiziksel işlevini yerine getirmesi artık modern tüketicinin beklentilerini karşılamıyor. Günümüzde tasarım, kullanıcısıyla duygusal bağ kurabilen, onun kimliğini yansıtan ve çevreye duyarlı bir yaşam tarzını destekleyen bir araç hâline geldi. Dolayısıyla "işlevsellik" kavramı, yerini estetik ve sürdürülebilirlikle harmanlanmış ��ok boyutlu bir deneyime bıraktı.
Gazeteci:
(II) ----
Endüstriyel Tasarımcı:
— Tüketim hızının bu denli yüksek olması, bizi "kullan-at" kültüründen ziyade uzun ömürlü ve modüler tasarımlara yöneltiyor. Ancak buradaki en büyük handikap, üreticilerin ekonomik kaygılarla ürünlerin ömrünü bilerek kısaltmasıdır. Tasarımcılar olarak bu döngüyü kırmak için tamir edilebilir ve geri dönüştürülebilir malzemelere odaklanarak pasif bir direniş gösterdiğimizi söyleyebilirim.
Bu diyalogda boş bırakılan yerlere aşağıdakilerden hangisi sırasıyla getirilmelidir?
II. Üreticilerin ekonomik kaygılarla tasarım sürecine doğrudan müdahale etmesini nasıl değerlendiriyorsunuz?
II. Çevreye duyarlı bir yaşam tarzını benimseyen tüketiciler için ne tür ürünler tasarlıyorsunuz?
II. Tüketim hızının arttığı günümüzde, ürünlerin ömrünün bilinçli olarak kısaltılmasına karşı tasarımcılar nasıl bir rol üstlenmektedir?
II. Tüketicilerin uzun ömürlü ürünler yerine kullan-at ürünlere yönelmesinin toplumsal sonuçları nelerdir?
II. Tasarımcıların geri dönüştürülebilir malzeme kullanımına yönelik direncinin kaynağı nedir?
Hava tahminlerinin uzun vadede neden hep başarısız olduğunu hiç düşündünüz mü? Klasik fizik, evrenin saat gibi işleyen düzenli bir makine olduğunu ve tüm girdileri tam olarak bilirsek geleceği kusursuzca öngörebileceğimizi savunuyordu. Oysa kaos teorisi, bu determinist bakış açısının temellerini kökten sarstı. Bu teoriye göre, dinamik sistemlerdeki başlangıç koşullarında meydana gelen en ufak bir sapma, zamanla öngörülemez ve devasa sonuçlar doğurabilir. Edward Lorenz’in meşhur benzetmesiyle ifade edersek, Amazon Ormanları'nda bir kelebeğin kanat çırpışı, ABD'de bir kasırgaya yol açabilir. İşte bu yüzden, atmosfer gibi milyarlarca değişkenin etkileşimde olduğu sistemlerde kesin gelecek tahminleri yapmak imkânsızdır. Zaten kaotik düzen de düzensizliğin içindeki gizli bir uyumdan başka bir şey değildir.
Bu parçanın anlatımıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
(I) Sessiz sinema döneminde filmler, sanıldığının aksine hiçbir zaman tam bir sessizlik içinde gösterilmemiş; piyano, org ya da küçük orkestralar eşliğinde seyirciye sunulmuştur. (II) Perdeye yansıyan görüntülerin duygusal tonunu pekiştiren bu canlı müzik uygulaması, aynı zamanda makine dairesinden yükselen gürültüyü örtme işlevi de üstlenmiştir. (III) Dönemin piyanistleri, sahnelerin temposuna ve karakterlerin ruh haline ayak uydurabilmek için çoğunlukla doğaçlama çalmış, böylece her gösterimde özgün bir dinleti sunmuştur. (IV) Sinema salonlarının mimari yapısı da bu canlı müzik performanslarının akustik kalitesini artıracak biçimde tasarlanmıştır. (V) İlk sinema yapılarında sesin salona dengeli yayılmasını sağlayan tonozlu tavanlar ve ahşap paneller, mimarların akustik arayışlarının birer ürünüdür. (VI) Bu arayışlar, modern sinema mimarisinde ses yalıtımı ve akustik düzenlemelerin bilimsel bir disiplin haline gelmesine zemin hazırlamıştır.
Bu parça iki paragrafa bölünmek istense ikinci paragraf numaralanmış cümlelerin hangisiyle başlar?
Karasal ekosistemlerin aksine, derin deniz ekosistemlerinde iletişim ve hayatta kalma stratejileri büyük oranda ışık üretimine dayanır. Biyolüminesans; bir canlının gerçekleştirdiği kimyasal reaksiyonlar yoluyla kendi biyolojik ışığını üretip çevreye yayması olayıdır. Bu doğa olgusunu karadaki ateş böceklerinden bilsek de okyanusun karanlık derinliklerinde yaşayan canlı türlerinin yüzde doksanı bu yöntemden aktif şekilde yararlanır. Örneğin fener balığı, başının üstündeki uzantıyı bir olta gibi kullanarak karanlık sularda avını kendine çeker. Deniz biyoloğu Dr. Selin Kaya, 'Derin denizlerde ışık, bir süs değil; hem dil hem de zırhtır.' diyerek bu biyolojik özelliğin yaşamsal önemini vurgular. Nitekim derin denizlerdeki bu ışıltılı iletişim, gökyüzündeki yıldızların parıltısından çok daha dinamik bir etkileşim ağı sunmaktadır.
Bu metnin anlatımında; tanımlama, karşılaştırma, örneklendirme, tanık gösterme ve sayısal verilerden yararlanma yollarının tümüne başvurulmuştur.
(I) Klasik Osmanlı minyatür sanatında, Batı resmindeki gibi üç boyutlu derinlik kazandıran tek noktalı perspektif kullanılmaz. (II) Sanatçı, figürleri önem derecelerine göre boyutlandırır ve mekânı üst üste binen düzlemler hâlinde kurgular. (III) Bu anlatım tarzında, arka planda kalması gereken ögeler yukarıda, ön plandakiler ise aşağıda gösterilerek bir hiyerarşi oluşturulur. (IV) Minyatürlerin yapımında kullanılan doğal pigmentlerin elde edilme süreçleri oldukça zahmetli aşamalardan oluşur. (V) Böylece izleyici, sahnedeki her unsuru herhangi bir geometrik kısalmaya uğramadan, kendi özgün biçimiyle algılar.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?