Paragrafta Anlam
1306 soru
Eko-eleştiri; edebiyat ile fiziksel çevre arasındaki ilişkileri disiplinler arası bir yöntemle inceleyen, doğa ile insan arasındaki ontolojik bağı sorgulayan çağdaş bir kuramdır. Geleneksel eleştiri kuramları insanı ve toplumu merkeze alırken eko-eleştiri, yeryüzünün sesini edebiyatın odağına taşır. Örneğin, Yaşar Kemal’in romanlarındaki Çukurova sadece olayların geçtiği coğrafi bir arka plan değil; bitkisiyle, hayvanıyla, toprağıyla anlatının kurucu bir öznesidir. Küresel iklim ve çevre krizlerinin derinleştiği günümüzde bu kuram, doğayı edilgen bir nesne olmaktan çıkarıp etkin bir aktör konumuna yükseltir. Nitekim çevre felsefecisi Lawrence Buell’in belirttiği gibi, 'Ekolojik krizler, özünde bir imgelem krizidir ve bu kriz ancak edebiyatın sunduğu dönüştürücü estetik güçle aşılabilir.' Bu doğrultuda eko-eleştiri, metinlerdeki doğa algısını yeniden inşa ederek insan merkezli bakış açısını sarsmayı hedefler.
Bu parçanın anlatımında düşünceyi geliştirme yollarından tanımlama, karşılaştırma, örneklendirme ve tanık göstermeye başvurulmuştur.
Paleoklimatologlar, geçmiş dönemlerin iklim koşullarını araştırmak için Grönland ve Antarktika gibi kutup bölgelerindeki buzul tabakalarından silindir şeklinde buz çekirdekleri çıkarırlar. (I) Yüzlerce metre derinliğe inilerek elde edilen bu çekirdekler, her yıl biriken kar katmanlarının üst üste yığılmasıyla oluşmuş adeta birer zaman kapsülüdür. (II) Bilim insanları, bu doğal arşiv odacıklarını analiz ederek binlerce yıl öncesinin karbondioksit ve metan oranlarını hassas bir şekilde ölçebilirler. (III) Elde edilen bu kimyasal veriler, sanayi devrimi öncesindeki atmosferik koşullar ile günümüzdeki değerlerin karşılaştırılmasına olanak tanır. (IV) Böylece insan faaliyetlerinin küresel iklim sistemi üzerindeki etkisi somut kanıtlarla ortaya konmuş olur. (V)
Bu par��adaki numaralanmış yerlerin hangisine 'Bu katmanlardaki kar tanelerinin arasına sıkışan antik hava kabarcıkları, kar yağdığı dönemdeki atmosferin kimyasal bileşimini doğrudan muhafaza eder.' cümlesi getirilmelidir?
(I) Antik Çağ'da kütüphaneler, yalnızca parşömen ve papirüslerin korunduğu sessiz depolar değil; dönemin bilginlerinin bir araya gelip tartıştığı canlı birer akademi işlevi görüyordu. (II) Özellikle İskenderiye ve Bergama kütüphaneleri, sundukları geniş kaynakların yanı sıra felsefe okullarına ev sahipliği yaparak entelektüel üretimin merkezleri hâline gelmişti. (III) Bu büyük bilgi merkezleri, dönemin yöneticilerinden aldıkları himaye sayesinde bilimsel çalışmaların sürekliliğini sağlıyordu. (IV) Günümüzün modern kütüphanecilik anlayışında ise dijital veri tabanları ve uzaktan erişim sistemleri bilgiye ulaşma hızını ve yöntemlerini tamamen değiştirmiştir. (V) Nitekim bu destek ve özgür tartışma ortamı, antik kütüphaneleri bilginin sadece saklandığı değil, aynı zamanda yeniden üretildiği toplumsal etkileşim alanları kılmıştır.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?
Derin deniz araştırmaları, okyanus tabanındaki ekstrem koşullar nedeniyle günümüzde de uzay keşifleri kadar karmaşık ve yüksek maliyetlidir. Güneş ışığının tamamen kaybolduğu bu derinlikler, hidrotermal bacaların etrafında kümelenen kemosentetik mikrobiyal canlılar için benzersiz bir sığınaktır. Örneğin fotosentez yapamayan dev tüp solucanları, hayatta kalmak için ihtiyaç duydukları enerjiyi güneşten değil, yer kabuğunun derinliklerinden sızan hidrojen sülfür bileşiklerini işleyerek elde ederler. Okyanus tabanındaki bu ekstrem yaşam kuşakları, sığ kıyı sularına kıyasla çok daha durağan, dış etkilere kapalı ve yavaş değişen bir yapı sergiler. Ünlü deniz biyoloğu Sylvia Earle bu durumu, "Okyanus derinlikleri, gezegenimizin biyolojik geçmişini kesintisiz saklayan devasa birer arşiv odasıdır." sözleriyle ifade eder. Nitekim bu karanlık bölgelerde yaşayan canlı türlerinin %80'inden fazlası, avlanmak ve eş bulmak için biyolüminesans adı verilen soğuk ışık üretme yöntemini kullanmaktadır.
Bu parçanın anlatımında aşağıdaki düşünceyi geliştirme yollarından hangisine başvurulmamıştır?
Aşağıdaki parçada numaralanmış yerlerden hangisine "Özellikle o dönemdeki jeofizikçiler, katı yer kabuğunun altındaki katmanların kıtaları sürükleyecek kadar esnek olamayacağını savunmu��lardır." cümlesi getirilmelidir? Cevabınızı Roma rakamıyla (I, II, III, IV veya V) yazınız.
Aşağıdaki boşlukları doldurun
Cevap:
Akustik ekoloji kavramı, modern kentlerin sadece görsel değil, aynı zamanda işitsel birer kimliğe sahip olduğu gerçeğinden hareket eder. Bir şehrin ses peyzajı (soundscape); rüzgârın uğultusundan sokak satıcılarının nidalarına, trafik gürültüsünden çocuk parklarındaki cıvıltılara kadar uzanan geniş bir akustik yelpazeyi kapsar. Ancak sanayileşme ve kontrolsüz kentleşme, şehirlerin bu özgün ses dokusunu tek tipleştirerek gürültü kirliliğine dönüştürmektedir. Akustik ekologlar, bir bölgenin ses haritasını çıkarırken yalnızca gürültüyü azaltmayı değil, o çevreye karakterini veren ve toplumsal hafızada yer edinen nitelikli sesleri korumayı da hedeflerler. Dolayısıyla ses peyzajı tasarımı, kentsel planlamanın estetik ve kültürel bir boyutu olarak ele alınmalıdır.
Bu parçada aşağıdakilerden hangisi üzerinde durulmaktadır?
Sanat eserlerinin insan zihninde yarattığı estetik hazzı nörobiyolojik temellerle açıklamaya çalışan nöroestetik, son yıllarda bilişsel bilimlerin en dinamik alanlarından biri hâline gelmiştir. Klasik sanat kuramcıları güzelliği metafizik bir ideal olarak görürken nöroestetik uzmanları onu beyindeki nöral ağların, özellikle de ödül mekanizmasının aktif bir ürünü olarak ele alır. Örneğin, bir resme baktığımızda beynimizin görme merkezinden salgılanan dopamin miktarı, sıradan bir nesneye baktığımızda salgılanan miktardan yüzde yirmi daha fazladır. Semir Zeki gibi bu alanın öncülerine göre beyin, dış dünyadaki değişmeyen özellikleri aramak üzere görsel verileri filtreleyerek algılar. Dolayısıyla sanat, beynin bu temel arayışını doyurarak estetik deneyimi üst düzeye çıkarır. Sanat algısını nöronların bu elektrokimyasal dansına indirgemek estetik deneyimi basitleştirmek gibi görünse de bu yöntem, insan yaratıcılığının biyolojik sınırlarını anlamamızda çığır açıcıdır.
Bu parçanın anlatımında aşağıdaki düşünceyi geliştirme yollar��ndan hangisine başvurulmamıştır?
(I) Kronobiyoloji; canl�� organizmaların gelişim, davranış ve fizyoloji gibi süreçlerindeki ritmik değişimleri inceleyen bilim dalıdır. (II) Canlıların çevreye uyum sağlamasını kolaylaştıran bu içsel ritimler, genetik olarak kodlanmış biyolojik saatler tarafından kontrol edilir. (III) Biyolojik saatlerin en belirgin örneği olan sirkadiyen ritim, temelde ışık ve karanlık döngüsüne göre şekillenen yirmi dört saatlik periyotları kapsar. (IV) Sağlıklı bir yaşam sürdürebilmek için bireylerin bu içsel ritmin gerektirdiği uyku ve beslenme düzenine uyması tavsiye edilir. (V) Nitekim gözdeki özel fotoreseptörler vasıtasıyla algılanan ışık verisi, beyindeki ana saate iletilerek sirkadiyen ritmin bu döngüye senkronize olmasını sağlar.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin ak��şını bozmaktadır?
Psikocoğrafya, coğrafi ortamın ve kentsel mekânların bireylerin duygu dünyası ile davranışları üzerindeki do��rudan ya da dolaylı etkilerini araştıran disiplinler arası bir yaklaşımdır. Durumcu Enternasyonal akımıyla kuramsallaşan bu kavram, modern kentlerin insanı belirli rutinlere hapseden rasyonel ve işlevselci planlamasına karşı bir tür estetik başkaldırı niteliği taşır. Kent sakininin, kendisi için önceden belirlenmiş tüketim odaklı ve pratik güzergâhları reddederek mekân içinde tamamen amaçsız ve sezgisel bir biçimde sürüklenmesi (dérive), psikocoğrafyanın temel eylemidir. Bu eylemle birlikte sokaklar, yalnızca bir noktadan diğerine ulaşmak için kullanılan işlevsel şeritler olmaktan çıkıp bireyin kendi içsel keşiflerini gerçekleştirdiği duyusal ve psikolojik deneyim haritalarına dönüşür.
Bu parçanın konusu aşağıdakilerden hangisidir?
Ormanlardaki ağaçlar, sanılanın aksine birbirlerinden tamamen bağımsız canlılar değildir. Toprağın altında bulunan ve mikorizal ağlar adı verilen mantar iplikçikleri, ağaçların köklerini birbirine bağlar. Bu devasa yeraltı şebekesi sayesinde ağaçlar kendi aralarında besin paylaşımı yapar, kuraklık veya böcek istilası gibi tehlikeleri birbirlerine haber verirler. Böylece orman, tekil ağaçların toplamından ziyade, yardımlaşan ve ortak hareket eden bütüncül bir organizma gibi çalışır.
Bu parçanın konusu aşağıdakilerden hangisidir?
(I) İnsan belleği, geçmişi bir kamera gibi eksiksiz ve değiştirmeden kaydeden pasif bir depo değildir. (II) Aksine, hatırlama süreci, geçmiş deneyimlerin zihinde her seferinde yeniden inşa edildiği aktif bir yapılandırma faaliyetidir. (III) Bellek araştırmalarında genellikle kelime listeleri, görsel uyaranlar veya yaşanmış kişisel olaylar gibi farklı deney araçları kullanılır. (IV) Kişi geçmişteki bir olayı hatırlarken o anki duygularından, edindiği yeni bilgilerden ve toplumsal beklentilerden etkilenerek anıyı farkında olmadan yeniden şekillendirir. (V) Bu durum, görgü tanıklarının ifadelerindeki tutarsızlıkların ya da sahte anıların ortaya çıkmas��nın temel psikolojik gerekçesidir.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?
Tarih yazımı, geçmişte meydana gelmiş olayların tarafsız bir dökümünü yapmaktan çok daha karmaşık bir zihinsel faaliyettir. Tarihçi, belgelerin sunduğu ham verileri seçerken, düzenlerken ve anlamlandırırken kaçınılmaz olarak kendi çağının değer yargılarını, kavramsal araçlarını ve ideolojik konumunu işe koşar. Bu durum, tarihin geçmişin eksiksiz ve değişmez bir kopyası olduğu yönündeki yaygın inancı sarsmaktadır. Geçmiş, kendi başına dilsizdir; ona ses veren, olaylar arasında neden-sonuç ilişkileri kurarak bir 'anlatı' inşa eden tarihçinin kendisidir. Dolayısıyla her tarihsel metin, geçmişe ait gerçeklik kırıntılarından hareketle inşa edilmiş, yazarının bakış açısıyla sınırlı birer yeniden kurgulamadır. Bu kurgusallık, tarihin bir bilim olmadığı anlamına gelmez; aksine onun, insan elinden çıkma bir inşa süreci olduğunu ve her neslin geçmişi kendi soruları ışığında yeniden yazmak zorunda olduğunu gösterir. Geçmişin bilgisi, durağan bir miras değil, şimdiki zaman ile geçmiş arasındaki kesintisiz ve dinamik bir diyalogdur.
Bu parçada vurgulanmak istenen asıl düşünce aşağıdakilerden hangisidir?
Fitoremediasyon; ağır metaller, pestisitler ve petrol türevleri gibi çevresel kirleticilerin bitkiler kullanılarak topraktan veya sudan temizlenmesi yöntemidir. Geleneksel kimyasal ve fiziksel temizleme yöntemlerine göre oldukça düşük maliyetli ve çevre dostu bir alternatif sunan bu biyolojik teknik, ekosistemin doğal yapısını bozmadan kirleticileri zararsız hâle getirmeyi amaçlar. Bazı hiperakümülatör bitkiler, kökleri aracılığıyla bünyelerine aldıkları zararlı maddeleri yapraklarında depolayarak toprağı ıslah ederler. Ancak bu sürecin en büyük sınırlılığı, bitki büyüme hızına bağlı olarak temizleme işleminin uzun yıllar alabilmesidir. Ayrıca kirleticilerin bitki tarafından emildikten sonra besin zincirine karışmasını önlemek için bu bitkilerin hasat edilip kontrollü bir şekilde bertaraf edilmesi gerekmektedir.
Bu parçada fitoremediasyon yöntemi ile ilgili aşağıdakilerden hangisine değinilmemiştir?
Müzik, genellikle seslerin ritmik ve melodik bir düzen içinde bir araya gelmesiyle tanımlanır; ancak bu yaygın tanım, sanatsal üretimin en kurucu ögelerinden birini, yani sessizliği (es) göz ardı eder. Bir müzik yapıtındaki sessizlik anları, yalnızca ses perdeleri arasında kalan pasif ve durağan boşluklar ya da teknik birer geçiş koridoru olarak görülmemelidir. Aksine sessizlik, sesin sınırlarını belirginleştiren, ona dramatik gerilimini ve biçimsel derinliğini kazandıran aktif bir yapı taşıdır. Besteci, notaların arasına yerleştirdiği eslerle dinleyiciye zihinsel bir dinlenme alanı sunmayı amaçlamaz; tam tersine, zihinde bir önceki tınının yankısını canlı tutarken bir sonrakine yönelik estetik beklentiyi inşa eder. Dolayısıyla müzikte sessizlik, fiziksel olarak sesin yokluğu anlamına gelse de işlevsel açıdan sesin anlam kazanmasını ve duygu yüklenmesini sağlayan kurucu ve yönlendirici bir varoluş biçimidir. Notaların kendi başlarına taşımakta zorlanacağı estetik ağırlık, sessizlikle kurulan bu diyalektik karşıtlık sayesinde dinleyicinin algı dünyasında somutlaşarak anlam kazanır.
Bu parçadan hareketle, 'Müzikal yapıtlardaki sessizlik, seslerin dinleyici zihninde estetik bir anlam kazanmasını sağlayan aktif ve belirleyici bir unsurdur.' yargısı doğrudur.
Dilbilimsel görelilik hipotezi, konuştuğumuz dilin dünyayı algılama ve sınıflandırma biçimimizi şekillendirdiğini savunur. Bu alanda yapılan klasik çalışmalardan biri, dillerindeki renk kategorilerinin çeşitliliği farklı olan toplulukların renkleri ayırt etme hızlarını incelemiştir. Örneğin, mavi ve yeşil renkleri tek bir sözcükle (grue) karşılayan bir kültürün mensupları ile bu iki rengi ayrı sözcüklerle tanımlayan kültürlerin üyeleri laboratuvar ortamında test edilmiştir. Araştırma sonucunda, dilinde mavi ve yeşil için ayrı kavramlar barındıran bireylerin, bu iki rengin sınır tonlarını çok daha hızlı ve hatasız ayırt ettiği gözlemlenmiştir. Bu durum, dilsel kodlamanın sadece iletişimsel bir araç olmadığını, aynı zamanda görsel girdilerin beyinde işlenme sürecine doğrudan müdahale ettiğini göstermektedir.
Bu parçadan hareketle dilbilimsel görelilik ve yapılan araştırma ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine ulaşılamaz?
Müzeler, genellikle geçmişin tozlu sayfalarından kopup gelmiş nesnelerin sessizce sergilendiği, zamanın adeta dondurulduğu pasif mekânlar olarak algılanır. Oysa bir müzenin asıl işlevi, sadece tarihi eserleri fiziksel olarak korumak ve onları cam vitrinlerin ardında ziyarete açmak değildir. Gerçek bir müze deneyimi, ziyaretçinin sergilenen nesneler aracılığıyla kendi kültürel kökleriyle ve insanlığın ortak mirasıyla dinamik bir bağ kurmasını sağlar. Geçmişin yaşam pratiklerini, estetik kaygılarını ve teknolojik adımlarını bugünün insanına aktaran bu mekânlar, aynı zamanda geleceğin tasarlanmasında yönlendirici bir köprü vazifesi görür. Ziyaretçiler buralarda sadece nesneleri seyretmez, aynı zamanda insanlığın gelişim macerasına tanıklık eder. Müzeler, toplumların bellek tazelediği, sorguladığı ve kendi kimliğini yeniden ürettiği aktif öğrenme ve etkileşim alanlarıdır. Dolayısıyla müzeyi yalnızca geçmişe ait nesnelerin korunduğu bir depo olarak görmek, onun insan zihnini ve toplumsal geleceği şekillendiren kurucu rolünü göz ardı etmek anlamına gelir.
Bu parçadan hareketle, 'Müzeler, nesneleri sergileme ve koruma işlevlerinin ötesine geçerek geçmiş ile gelecek arasında bağ kuran aktif ve kurucu toplumsal alanlardır.' ifadesi bu parçanın ana düşüncesi olarak değerlendirilebilir mi?
Bisiklet, çevre dostu bir ulaşım aracı olmasının yanı sıra insan sağlığına sunduğu katkılarla da öne çıkar. Günlük yaşam koşturmacasında bisiklet sürmeyi alışkanlık hâline getiren bireyler, hem kalp ve damar sağlıklarını korur hem de hareketsizliğin yol açtığı obezite gibi risklerden uzaklaşır. Ayrıca doğaya hiçbir zararlı gaz salınımı yapmadığı için hava kirliliğinin önlenmesinde büyük bir rol oynar. Kısacası bisiklet kullanımı, hem bireysel sağlığımızı korumanın hem de çevre kirliliğini azaltmanın en keyifli ve etkili yollarından biridir.
Bu parçanın konusu aşağıdakilerden hangisidir?
Aşağıdaki parçayı okuyunuz:
Modern yaşamın dinamikleri, bireyi sürekli bir uyarılma ve eylem hâlinde kalmaya zorlayarak can sıkıntısını adeta acilen bertaraf edilmesi gereken bir tehdit gibi konumlandırır. Gelişen teknoloji, kesintisiz bildirimler ve hızla tüketilen dijital içerikler aracılığıyla zihnin boşlukta kalma, yani hiçbir şeyle meşgul olmama ihtimalini tamamen ortadan kaldırmayı hedefler. Oysa felsefe ve sanat tarihi derinlemesine incelendiğinde, insanın kendi içine dönmesini ve içsel sesini dinlemesini sağlayan o 'verimli boşluğun', yaratıcı üretkenliğin en temel kaynağı olduğu açıkça görülür. Zihin, dış dünyadan gelen yapay ve hazır uyarıcılardan mahrum kaldığında, kendi iç dünyasının labirentlerinde gezinmeye ve sıradan olanın ardındaki gizil anlamları aramaya başlar. Dolayısıyla can sıkıntısı, iddia edildiği gibi insanı uyuşturan pasif bir durağanlık değil; aksine zihnin kendi sınırlarını test etmesi ve yeni düşünsel patikalar inşa etmesi için ihtiyaç duyduğu vazgeçilmez bir kuluçka evresidir. Bu yapıcı sessizliği ve boşluğu dışsal meşguliyetlerle sabırsızca doldurmaya çalışmak, yaratıcı potansiyelimizi daha filizlenmeden kurutmak anlamına gelir.
Bu parçadan yola çıkılarak oluşturulan 'Can sıkıntısı, modern dünyanın dayattığı algının aksine, insan zihnini körelten bir hareketsizlik durumu değil; aksine yaratıcı düşünceyi besleyen ve zihnin derinleşmesini sağlayan üretken bir kuluçka evresidir.' ifadesinin parçanın ana düşüncesi olduğu iddiası doğru mudur?
Epigenetik, DNA dizisinde bir değişiklik meydana gelmeksizin genlerin işleyişinde ve ifadesinde oluşan kalıtsal değişiklikleri inceleyen bilim dalıdır. Klasik genetik anlayışı, organizmanın gelişimini tamamen DNA şifresiyle açıklarken; epigenetik araştırmalar, beslenme biçimi, stres düzeyi ve çevre kirliliği gibi dış faktörlerin genetik kodun okunma biçimini değiştirebildiğini ortaya koymaktadır. Bu değişimler, genlerin üzerine eklenen kimyasal etiketler (örneğin metil grupları) vasıtasıyla gerçekleşir ve genin 'açık' ya da 'kapalı' konuma gelmesini sağlar. En çarpıcı bulgulardan biri ise bu kimyasal işaretlerin sonraki nesillere aktarılabilmesidir; yani bir bireyin maruz kaldığı çevresel koşullar, çocuklarının ve hatta torunlarının fenotipini doğrudan etkileyebilmektedir. Dolayısıyla epigenetik, genetik kadercilik anlayışını yıkarak biyolojik varoluşumuzda çevreyle etkileşimin belirleyici rolünü gözler önüne serer.
Bu parçadan epigenetik ile ilgili aşağıdakilerin hangisine ulaşılamaz?
Denizlerin en gizemli canlılarından biri olan mürekkep balıkları, olağanüstü bir kamuflaj yeteneğine sahiptir. Derilerinde bulunan kromatofor adlı özel hücreler sayesinde saniyeden daha kısa bir sürede renk ve desen değiştirebilirler. Bu hücreler, çevrelerindeki ışığ�� ve tonları taklit ederek canlının kum, kaya ya da deniz yosunlarıyla tamamen bütünleşmesini sağlar. Mürekkep balıkları bu yeteneği yalnızca avcılardan korunmak için değil, aynı zamanda avlarına görünmeden yaklaşabilmek amacıyla da kullanır. Ayrıca kendi aralarındaki iletişimde ve eş seçiminde de bu renk değişimlerinden yararlanırlar. Ancak bu süreç canlının sinir sistemi tarafından doğrudan kontrol edildiğinden, ciddi miktarda enerji harcanmasına yol açar.
Bu parçadan hareketle mürekkep balıklarıyla ilgili aşağıdakilerden hangisine ulaşılamaz?