Siyasal İdeolojiler
150 questions
Benedict Anderson, 'Hayali Cemaatler' (Imagined Communities) adlı çalışmasında ulusu; üyelerinin birbirini şahsen tanıması, onlarla karşılaşması veya isimlerini duyması mümkün olmasa da her birinin zihninde ortak bir topluluğun parçası oldukları tasavvuru olarak tanımlamaktadır. Anderson’a göre, bu kolektif tasavvurun kitlelere yayılmasını sağlayan ve milliyetçiliğin modern bir fenomen olarak ortaya çıkmasına zemin hazırlayan temel sosyo-ekonomik ve teknolojik gelişme aşağıdakilerden hangisidir?
Siyasal ideolojiler, toplumun nasıl bir arada tutulacağı ve düzenin nasıl sağlanacağı konusunda farklı ontolojik temellere dayanır. Muhafazakârlık, insan doğasının rasyonel, ahlaki ve psikolojik açılardan kusurlu ve sınırlı olduğunu varsayar. Bu 'kusurlu insan' yaklaşımı, ideolojinin otorite, devlet ve toplumsal değişim tasavvurunu doğrudan şekillendirir.
Buna göre, muhafazakâr düşüncenin otorite ve düzen anlayışına ilişkin aşağıdaki değerlendirmelerden hangisi doğrudur?
Milliyetçilik literatüründe ulusun tanımına ilişkin farklı yaklaşımlar bulunmaktadır. Ulusu; dil, ırk veya din gibi nesnel bağlardan ziyade, bireylerin bir arada yaşama iradesine ve paylaşılan ortak bir geçmişe dayandıran "subjektif ulus" anlayışının en önemli temsilcisi aşağıdakilerden hangisidir?
Hans Kohn tarafından geliştirilen ve milliyetçilik literatüründe uzun süre kabul gören 'Batılı (Sivil)' ve 'Doğulu (Etnik)' milliyetçilik tipolojisi; Anthony D. Smith gibi etnosembolcü kuramcılar tarafından, en 'sivil' ulusların dahi bir 'etnik çekirdek' (ethnie) üzerine inşa edildiği gerekçesiyle eleştirilmiştir.
Smith'in bu perspektifinden hareketle, sivil milliyetçilik anlayışı hakkında yapılabilecek en isabetli değerlendirme aşağıdakilerden hangisidir?
Ekolojizm içerisinde yer alan "Sığ Ekoloji" ve "Derin Ekoloji" yaklaşımları; çevre krizinin nedenleri, doğanın değeri ve çözüm yöntemleri konusunda temel ontolojik farklılıklara sahiptir. Bu bağlamda, günümüz küresel çevre politikalarının temelini oluşturan "Sürdürülebilir Kalkınma" (Sustainable Development) kavramı ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi, bu iki yaklaşım arasındaki ayrımı doğru bir şekilde yansıtmaktadır?
Siyasal düşünce tarihinde muhafazakârlık, Aydınlanma rasyonalizminin ve Fransız Devrimi'nin yarattığı radikal değişim dalgasına bir tepki olarak gelişmiştir. Bu geleneğin öncü ismi Edmund Burke, "değişme araçlarından yoksun olan bir devlet, kendini koruma araçlarından da yoksun demektir" diyerek değişimin kaçınılmazlığını vurgulamıştır.
Buna göre muhafazakâr düşüncenin "değişim" olgusuna yaklaşımı ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?
Liberal düşünce geleneğinde, demokratik yönetimlerin sadece "halkın kendi kendisini yönetmesi" veya "sayısal çoğunluğun iradesi" olarak görülmesi bir tehlike olarak nitelendirilir. Bu gelenek; azınlık haklarını ve bireysel farklılıkları koruyamayan, sadece çoğunluğun kararlarına dayanan bir sistemin birey üzerinde baskıcı bir güce dönüşebileceğini savunur.
Liberal düşünürlerin (özellikle Alexis de Tocqueville ve J.S. Mill), demokrasinin bu baskıcı potansiyelini ifade etmek için kullandıkları kavram aşağıdakilerden hangisidir?
Milliyetçilik literatüründe ulus; ortak bir etnik köken veya kültürel mirastan ziyade, aynı siyasal otoriteler altında yaşayan ve ortak anayasal ilkeleri benimseyen vatandaşların oluşturduğu iradi bir topluluk olarak tanımlanabilir. Bu anlayışta aidiyetin temel dayanağı, bireylerin aynı hukuk düzenine ve vatandaşlık haklarına sahip olmasıdır.
Bu özelliklere sahip olan milliyetçilik türü aşağıdakilerden hangisidir?
Bir siyaset bilimci, yayımladığı makalesinde iki farklı devletin göçmen entegrasyonu ve vatandaşlık politikalarını analiz ederken şu tespitlerde bulunmuştur:
• A Devleti: Göçmenlerin entegrasyonunda anayasal ilkelere bağlılığı ve birlikte yaşama iradesini yeterli görmekte; ulusu, her gün yenilenen bir toplumsal mutabakatın ürünü ve tamamen rızaya dayalı siyasi bir topluluk olarak kabul etmektedir.
• B Devleti: Göçmenlerin ancak ülkenin kadim dilini, kültürel ruhunu (Volksgeist) ve tarihsel mitlerini benimsediklerinde ulusun organik bir parçası olabileceklerini savunmakta; ulusu, birey iradesinden bağımsız, kan ve tarih bağıyla nesilden nesile aktarılan nesnel bir bütün olarak görmektedir.
Siyaset bilimcinin makalesinde A ve B devletlerinin politikalarını açıklarken referans aldığı bu iki farklı ulus tahayyülü, milliyetçilik teorileri bağlamında sırasıyla aşağıdaki düşünürlerden hangilerinin yaklaşımlarıyla doğrudan örtüşmektedir?
Bir siyaset bilimi sempozyumunda, farklı düşünürlerin devletin rolüne ilişkin görüşleri tartışılmaktadır. Bir konuşmacı şu değerlendirmeyi yapmıştır:
'Bireysel özgürlüğün ve toplumsal gelişmenin teminatı özel mülkiyet ve piyasa ekonomisidir. Ancak özgürlük, yalnızca devlet müdahalesinin ve dışsal zorlamaların yokluğu anlamına gelmez. Bireyin kendi hayat planını çizebilmesi ve potansiyelini gerçekleştirebilmesi için fırsat eşitliğine dayalı sosyo-ekonomik imkânlara da sahip olması gerekir. Bu nedenle devlet; piyasa mekanizmasını ortadan kaldırmadan, dezavantajlı grupların rekabete adil katılımını sağlamak üzere eğitim, sağlık ve asgari gelir gibi alanlarda düzenleyici ve destekleyici bir rol üstlenmelidir. Bu yaklaşım, devleti salt bir «gece bekçisi» olmaktan çıkarır.'
Konuşmacının ifade ettiği bu yaklaşım, siyasal ideolojiler sınıflandırmasında aşağıdakilerden hangisiyle adlandırılmaktadır?
Siyaset biliminde çevre sorunlarına yönelik yaklaşımlar, temelini aldıkları felsefi değer sistemlerine göre sınıflandırılır. Bu bağlamda, 'antropozantrizm' (insan merkezcilik) ile 'ekosantrizm' (ekosistem merkezcilik) ekseninde şekillenen ekolojizm tartışmaları çeşitli alt teoriler ve kavramlar üretmiştir.
Ekolojizmin kavramsal haritası ve ideolojik alt akımları arasındaki ilişkiler değerlendirildiğinde, aşağıdaki yargılardan hangisi hatalıdır?
Sosyal demokrat düşünce geleneğinde devlet; toplumsal çatışmaları yumuşatan, kapitalizmin yıkıcı etkilerini dengeleyen ve ihtilal yerine "evrimci" bir dönüşümü gerçekleştiren temel araç olarak görülür. Bu ideolojik çerçevede, piyasa ekonomisinin yarattığı eşitsizliklere karşı "Refah Devleti" (Welfare State) uygulamaları merkezi bir rol oynamaktadır.
Buna göre, sosyal demokrasinin temel dayanaklarından biri olan Refah Devleti modelinin temel işleyiş prensibi aşağıdakilerden hangisidir?
Anarşizm, yaygın bir yanılgı olarak her türlü kuralın ve otoritenin mutlak reddi olarak algılansa da, anarşist düşünürler rasyonel veya uzmanlığa dayalı otorite ile zorlayıcı siyasal otorite (devlet) arasında net bir ayrım yaparlar. Nitekim Mikhail Bakunin, 'Çizme yapımı konusunda çizmecinin otoritesine boyun eğerim.' diyerek, özgürlükle çelişmeyen bir otorite türünün varlığını kabul etmiştir.
Buna göre, Bakunin'in örneğinde olduğu gibi anarşist geleneğin reddetmediği bu otorite türünü, karşı çıktıkları siyasal otoriteden (devletten) ayıran temel özellik aşağıdakilerden hangisidir?
19. yüzyılın sonlarından itibaren T. H. Green ve L. T. Hobhouse gibi düşünürler tarafından savunulan 'Yeni Liberalizm' (Sosyal Liberalizm) akımı, klasik liberalizmin 'negatif özgürlük' ve 'müdahale etmeme' ilkelerini yetersiz bularak eleştirmiştir. Bu yeni yaklaşımda, bireyin sadece yasalar önünde eşit olması veya devletin müdahalesinden uzak kalması, gerçek anlamda özgür olması için yeterli görülmemiştir.
Buna göre, sosyal liberalizmin devletin sosyo-ekonomik hayata müdahalesini meşrulaştırırken dayandığı temel felsefi gerekçe aşağıdakilerden hangisidir?
Ekolojizm içerisinde yer alan ve Arne Naess tarafından temelleri atılan "Derin Ekoloji" (Deep Ecology) yaklaşımı, çevresel sorunlara yönelik ana akım yaklaşımların "insan merkezli" (antroposantrik) karakterine köklü bir itiraz getirir. Bu yaklaşım, doğanın korunmasını insanın hayatta kalması veya refahı için bir araç olarak görmeyi reddederek yeni bir paradigma önerir.
Buna göre, aşağıdakilerden hangisi derin ekolojinin "ekosistem merkezli" (ekosentrik) dünya görüşünü sığ ekolojiden ayıran temel ontolojik ve etik dayanaklardan biridir?
Toplumsal sınıf çatışmalarının çözümünde devletin konumunu yeniden tanımlayan evrimci sosyalizm yaklaşımı; özel mülkiyetin bütünüyle tasfiye edildiği radikal bir kopuşu dışlar. Bunun yerine, genel oy hakkı ve parlamenter mekanizmalar aracılığıyla siyasal iktidarın dönüştürülebileceğine inanır. Bu anlayışa göre asıl hedef, serbest piyasa dinamiklerinin ürettiği mağduriyetleri aşamalı yasama faaliyetleriyle gidermek ve kurumsallaşmış bir 'refah devleti' inşa etmektir.
Buna göre, metinde ifade edilen sosyal demokrasi perspektifinin temel argümanı aşağıdakilerden hangisidir?
Siyasal ideolojiler tarihi incelendiğinde anarşist düşünürlerin, devletin meşruiyetini temellendiren klasik "toplum sözleşmesi" teorilerine kökten karşı çıktıkları görülür. Örneğin Pierre-Joseph Proudhon, Rousseau'nun sözleşme kuramını eleştirirken, bu kurgunun bireyin egemenliğini devlete devretmesini sağlayan siyasi bir aldatmaca olduğunu iddia etmiştir. Anarşistlere göre, devletin ve yasaların varlığı, bireyin özgürce onay verdiği bir sözleşmenin değil, tarihsel bir gasp ve tahakkümün sonucudur.
Buna göre, anarşist düşünce geleneğinin toplum sözleşmesi teorilerine yönelttiği temel eleştiri ve savunduğu alternatif toplumsal düzen anlayışı aşağıdakilerden hangisinde en doğru şekilde ifade edilmiştir?
X Cumhuriyeti, kalkınma planları doğrultusunda eğitim sistemini tamamen standartlaştırmış, yerel farklılıkları tasfiye ederek ortak bir resmi dil etrafında türdeş ve yatay hareketliliğe uygun bir işgücü yaratmayı temel uluslaşma politikası olarak benimsemiştir. Öte yandan Y Federal Devleti'nde ise aidiyet duygusu; ortak bir soy kütüğüne veya köklü bir tarihi geçmişe değil, anayasal vatandaşlık ilkelerine bağlılığa ve bireylerin bir arada yaşama yönündeki kesintisiz irade beyanına dayandırılmaktadır.
Siyaset bilimi literatürü dikkate alındığında, X ve Y devletlerinin uygulamaları sırasıyla aşağıdaki kavramsal çerçevelerden hangisiyle en doğru biçimde açıklanabilir?
Ekolojizm ideolojisi, çevresel krizin çözümünde modern sanayi toplumunun temel paradigmalarını sorgulayan radikal bir duruş sergiler. James Lovelock'un yerküreyi kendi kendini düzenleyen canlı bir organizma olarak gören 'Gaia Hipotezi' gibi kuramlarla beslenen bu düşünce; insanı doğanın efendisi değil, ekolojik bütünün bir parçası olarak konumlandırır. Bu çerçevede, özellikle 1987 Brundtland Raporu ile küresel gündeme oturan 'sürdürülebilir kalkınma' (sustainable development) modelinin, derin ekoloji savunucuları tarafından 'insan merkezci' (antroposantrik) ve 'sığ' bir yaklaşım olarak nitelendirilmesinin temel nedeni aşağıdakilerden hangisidir?
XX. yüzyılın ortalarından itibaren Avrupa siyasetinde belirleyici olan bir ideolojik akım, toplumsal refahın sağlanması konusunda şu temel ilkeyi benimsemiştir: 'Üretim araçlarının bütünüyle devletleştirilmesi ekonomik verimsizliğe, siyasal gücün tek merkezde toplanması ise otoriterleşmeye yol açar. Bu nedenle, mülkiyetin el değiştirmesinden ziyade gelirin yeniden dağıtımına odaklanılmalıdır.' Bu doğrultuda, parlamenter demokrasinin sunduğu imkânlar kullanılarak ihtilalci (devrimci) yöntemler kesin biçimde reddedilmiş; sendikal hakların genişletilmesi, artan oranlı vergilendirme ve evrensel sosyal güvenlik ağlarının kurulması hedeflenmiştir.
Aşağıdakilerden hangisi, bu metinde özellikleri açıklanan ideolojik yaklaşımı ve onun kurumsallaştırdığı devlet modelini en doğru şekilde tanımlamaktadır?