Uluslararası Hukukun Kaynakları

430 questions

Question 321Question

Uluslararası teâmül (yapılageliş) hukukunda, bir kuralın oluşum sürecinden itibaren bu kuralın kendisine karşı bağlayıcı olmasını istemeyen devletlerin başvurduğu "sürekli itirazcı" (persistent objector) ilkesiyle ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Show answer & explanation

Answer: İlgili devletin, kuralın oluşum aşamasından itibaren itirazını açık, tutarlı ve sürekli bir şekilde sürdürmesi şartıyla kural o devlet için bağlayıcı olmaz.

Answer

İlgili devletin, kuralın oluşum aşamasından itibaren itirazını açık, tutarlı ve sürekli bir şekilde sürdürmesi şartıyla kural o devlet için bağlayıcı olmaz.
Uluslararası hukukta teâmül kurallarının oluşumu için maddi (devlet uygulaması) ve psikolojik (opinio juris) unsurlar gerekir. Ancak bir devlet, kural daha oluşum aşamasındayken (in fieri) buna karşı olduğunu açıkça ve sürekli olarak bildirirse, kural genel bir hukuk normu haline gelse dahi bu devleti bağlamaz. Bu durum 'sürekli itirazcı' statüsü olarak adlandırılır.

Step-by-Step Solution

1
Kavramı Tanımlama
Sürekli itirazcı (persistent objector) kavramı analiz edilir.
Teâmül hukukunun rıza temelli istisnasını anlamak için gereklidir.
2
Şartları Değerlendirme
İtirazın kural oluşurken yapılması, açık olması ve süreklilik arz etmesi gerektiği belirlenir.
Statünün hukuki geçerlilik şartlarını saptamak için önemlidir.
3
Sınırları Belirleme
Jus cogens kurallarının bu ilkenin dışında kaldığı sonucuna varılır.
Normlar hiyerarşisi içindeki mutlak sınırları belirlemek için kritiktir.

Key Concept

Sürekli İtirazcı İlkesi ve Teâmül Hukukunun Bağlayıcılığı

Practice More

Uluslararası Adalet Divanı'nın Anglo-Norwegian Fisheries (1951) davasındaki sürekli itirazcı tahlilini inceleyebilirsiniz.
Estimated Time:1m 30s
Question 322Question

Uluslararası hukukta devletlerin tek taraflı işlemleri, bir devletin başka bir uluslararası hukuk süjesinin rızasına veya katılımına ihtiyaç duymaksızın hukuki sonuç doğurmaya yönelik irade beyanlarıdır. Uluslararası Adalet Divanı'nın (UAD) 1974 tarihli Nükleer Denemeler Davası'nda ortaya koyduğu kriterler ve Uluslararası Hukuk Komisyonu'nun (ILC) 2006 tarihli Rehber İlkeleri ışığında, bu işlemlerin bağlayıcılığı ile ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Show answer & explanation

Answer: Beyanın bağlayıcılığı, beyanda bulunan devletin kendini bağlama niyetine (animus obligandi) dayanır ve bu niyetin varlığı halinde herhangi bir kabul, cevap veya karşılıklılık (reciprocity) şartı aranmaz.

Answer

Tek taraflı işlemlerin bağlayıcılığı, beyanda bulunan devletin kendini bağlama niyetine (animus obligandi) dayanır ve bu niyetin varlığı halinde herhangi bir kabul veya karşılıklılık şartı aranmaz.
Doğru seçenek, Uluslararası Adalet Divanı'nın Nükleer Denemeler Davası'nda (Fransa'nın nükleer denemeleri durduracağına dair tek taraflı beyanları üzerine) belirlediği kriteri yansıtmaktadır. Divan'a göre, bir devlet eğer kendini bağlama niyetiyle (*animus obligandi*) kamuya açık bir beyanda bulunursa, bu beyan bir antlaşma metni olmasa dahi hukuksal yükümlülük doğurur. Bu durumda muhatap devletlerin kabulü veya bir karşılık vermesi gerekmez.

Step-by-Step Solution

1
Tek taraflı işlemin tanımını analiz etme
Bu işlem, diğer süjelerin rızasına dayanmayan, bağımsız bir irade beyanıdır.
İşlemin 'tek taraflı' olmasının temel şartı, karşı tarafın kabulüne ihtiyaç duymamasıdır.
2
UAD'nin Nükleer Denemeler (1974) davasındaki kriterleri değerlendirme
Bağlayıcılık için 'niyet' (animus obligandi), 'açıklık' (publicity) ve 'yetkili temsilci' (Big Three) şartları belirlenmiştir.
Hukuki güvenliğin sağlanması için niyetin varlığı ve beyanın kamuya mal olması esastır.
3
Seçenekleri bu kriterlerle kıyaslama
Karşılıklılık veya kabul şartı arayan seçeneklerin elenmesi.
Uluslararası hukukta tek taraflı vaatler, antlaşmalardan farklı olarak karşılıklı edim gerektirmez.

Key Concept

Animus Oblandi (Yükümlülük Altına Girme Niyeti)

Practice More

Devletlerin tek taraflı işlemlerini yapmaya yetkili olan 'Devlet Başkanı, Hükümet Başkanı ve Dışişleri Bakanı' (Big Three) arasındaki yetki dağılımına ve bu yetkinin genişliğine (örneğin temsilcilerin yetki aşımı durumuna) odaklanan bir soru çözebilirsiniz.
Estimated Time:2m 30s
Question 323Question

1969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi’nin 45. maddesi, bir devletin belirli sakatlık hallerinde antlaşmanın geçersizliğini ileri sürme hakkını hangi durumlarda kaybedeceğini düzenlemektedir. Bu maddeye göre, devletin sakatlığa neden olan olguyu öğrenmesinden sonraki açık rızası veya zımni kabulü (acquiescenceacquiescence) yoluyla söz konusu sakatlığı gideremeyeceği ve geçersizlik iddiasında bulunma hakkını hiçbir şekilde kaybetmeyeceği durum aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: Devletin rızasının, temsilcisinin şahsına yönelik eylem veya tehditlerle zor kullanılarak (coercioncoercion) elde edilmiş olması

Answer

Devletin temsilcisinin şahsına yönelik zor kullanılması (coercioncoercion) durumu, mutlak bir geçersizlik hali olduğu için devletin sonraki tutumuyla bu hakkın kaybedilmesi söz konusu değildir.
1969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'nin 45. maddesine göre; bir devlet, Sözleşme'nin 46 ila 50. maddeleri (iç hukuk ihlali, yetki aşımı, hata, hile, ayartma) kapsamında bir geçersizlik nedenini, olayı öğrendikten sonra açıkça kabul ederse veya tutumuyla bu duruma razı olmuş sayılırsa (acquiescenceacquiescence) artık ileri süremez. Ancak temsilciye zor kullanılması (Madde 51), devlete yönelik tehdit veya zor kullanılması (Madde 52) ve emredici kurallara aykırılık (Madde 53) halleri 'mutlak geçersizlik' nedenleridir ve 45. maddenin feragat/kayıp kapsamı dışındadır. Bu nedenle temsilcinin şahsına yönelik zor kullanılması durumunda devlet, itiraz hakkını hiçbir zaman kaybetmez.

Step-by-Step Solution

1
Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'nin 45. maddesinin kapsamını belirle.
45. madde; 46-50. maddeler (nisbi geçersizlik) ile 60 ve 62. maddelerin (sona erme/askıya alma) uygulama alanını düzenler.
Hangi geçersizlik nedenlerinin devletin sonraki tutumuyla feragat edilebileceğini anlamak için bu ayrım kritiktir.
2
Mutlak geçersizlik nedenlerini (Madde 51, 52 ve 53) ayırt et.
Temsilciye zor kullanma (51), devlete zor kullanma (52) ve Jus Cogens ihlali (53) durumları mutlak butlan ile sakattır.
Mutlak geçersizlik halleri kamu düzenine ilişkin kabul edildiği için tarafların rızasıyla dahi geçerli hale getirilemezler.
3
Seçenekleri bu kurallar ışığında değerlendir.
Temsilcinin şahsına yönelik tehdit ve zor kullanma, 45. maddenin istisnası kapsamında kalarak itiraz hakkının kaybedilemeyeceği bir durumdur.
Zorlama altında verilen bir rıza hukuken yok hükmündedir ve bu sakatlık 'zımni kabul' ile giderilemez.

Key Concept

Mutlak ve Nisbi Geçersizlik Ayrımı (NullityNullity vs.vs. VoidabilityVoidability)

Practice More

Antlaşmaların sona erme nedenlerinden olan 'esaslı ihlal' (materialmaterial breachbreach) durumunda 45. maddenin nasıl uygulandığını inceleyiniz.
Estimated Time:2m 30s
Question 324Question

Uluslararası hukukta yargısal içtihatların, bir hukuk kuralının varlığını saptamadaki rolü ve bu kaynakların asli kaynaklarla olan ilişkisi düşünüldüğünde, aşağıdakilerden hangisi yargı kararlarının hukuki statüsünü doğru yansıtır?

Show answer & explanation

Answer: Yargı kararları, hukuku kendiliğinden var eden bir kaynak değil; mevcut bir antlaşma veya teâmül kuralının içeriğini ve kapsamını tespit etmeye yarayan yardımcı bir kanıt niteliğindedir.

Answer

Yargı kararları, hukuku kendiliğinden var eden bir kaynak değil; mevcut bir antlaşma veya teâmül kuralının içeriğini ve kapsamını tespit etmeye yarayan yardımcı bir kanıt niteliğindedir.
Uluslararası hukukta yargı kararları, UAD Statüsü’nün 38. maddesi uyarınca 'hukuk kurallarının belirlenmesinde yardımcı bir araç' olarak kabul edilir. Bu, mahkemelerin yeni hukuk kuralları yaratmadığı (yasama yapmadığı), aksine mevcut olan asli kaynaklardaki (antlaşma, teâmül) kuralların ne olduğunu, nasıl yorumlanması gerektiğini ve sınırlarını belirlediği (tespit ettiği) anlamına gelir. Dolayısıyla yargı kararları, bir kuralın varlığına dair en güçlü delillerden biri olarak işlev görür.

Step-by-Step Solution

1
Uluslararası Adalet Divanı (UAD) Statüsü'nün 38. maddesini analiz et.
Bu maddede yargı kararları 'yardımcı kaynak' (subsidiary means) olarak sınıflandırılmıştır.
Yardımcı kaynaklar, asli kaynakların aksine kendi başlarına hukuk kuralı yaratma gücüne sahip değildir.
2
Yargı kararlarının 'hukuku tespit etme' (law-identifying) işlevini değerlendir.
Mahkemeler uyuşmazlığı çözerken mevcut bir kuralı (örneğin bir teâmül kuralını) bulur ve yorumlar.
Bu süreçte mahkeme kuralı icat etmez, kuralın varlığına dair en yetkin 'delil' veya 'belirleme aracı' görevini görür.
3
UAD Statüsü'nün 59. maddesi ile bağlayıcılık sınırını kontrol et.
Kararlar sadece davanın tarafları ve o uyuşmazlık için bağlayıcıdır.
Bu durum, yargı kararlarının genel birer yasama işlemi (hukuk kuralı ihdası) olmadığını teyit eder.

Key Concept

Yargı kararlarının yardımcı kaynak niteliği ve hukuk kurallarını kanıtlama/tespit etme işlevi.

Practice More

Uluslararası Adalet Divanı Statüsü'nün 59. maddesi ile 38. maddesi arasındaki ilişkiyi, kararların bağlayıcılığı ve kaynak olma niteliği üzerinden karşılaştırınız.
Estimated Time:1m 15s
Question 325Question

Uluslararası hukukta bir uyuşmazlığın çözümünde başvurulan yargısal içtihatların, "yeni bir hukuk kuralı yaratma" (norm-creation) yetkisinden ziyade "mevcut kuralın içeriğini saptama" (norm-determination) işlevine sahip olduğu kabul edilir.

Bu işlevsel özellik dikkate alındığında, uluslararası yargı kararlarının hukuki niteliği hakkında aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?

Show answer & explanation

Answer: Yargı kararları, yeni bir hukuk kuralı ihdas eden asli bir kaynak olmayıp, mevcut bir teamül veya antlaşma kuralının varlığını kanıtlayan yardımcı bir araçtır.

Answer

Uluslararası yargı kararları, asli kaynak olmayıp mevcut kuralların içeriğini saptamaya yarayan yardımcı kaynaklar niteliğindedir.
Doğru seçenek, uluslararası yargı kararlarının temel niteliğini doğru yansıtmaktadır. Uluslararası hukukta mahkemeler kanun koyucu (yasama) organı gibi yeni kurallar ihdas etmezler; bunun yerine taraflar arasındaki uyuşmazlığı çözerken mevcut teamül veya antlaşma kurallarının ne anlama geldiğini saptarlar. Bu durum, kararların 'hukuk kuralını belirleme aracı' olarak yardımcı kaynak sayılmasının temel nedenidir.

Step-by-Step Solution

1
Uluslararası hukuk kaynaklarının hiyerarşisini analiz et.
Antlaşmalar, teamül ve genel ilkeler asli kaynaklardır; yargı kararları ve doktrin yardımcı kaynaklardır.
UAD Statüsü Madde 38, kaynakları asli ve yardımcı olarak iki ana gruba ayırır.
2
Yargı kararlarının hukuki etkisini (Madde 59) değerlendir.
Kararlar sadece davanın tarafları ve o uyuşmazlık için bağlayıcıdır.
Uluslararası hukukta genel bağlayıcı bir 'yargısal önceden karar verme' (stare decisis) sistemi yoktur.
3
Yardımcı kaynak kavramının işlevini belirle.
Bu kaynaklar yeni kural yaratmaz (norm-creation), mevcut kuralın varlığını ispatlar (norm-determination).
Statüde kullanılan 'hukuk kurallarının belirlenmesinde yardımcı araç' ifadesi bu tespit işlevine işaret eder.

Key Concept

Yargı kararlarının yardımcı kaynak (subsidiary means) niteliği ve bağlayıcılığının göreceliği.

Practice More

UAD Statüsü'nün 59. maddesindeki 'bağlayıcılık' kısıtlaması ile 38. maddesindeki 'yardımcı araç' tanımı arasındaki ilişkiyi daha derinlemesine inceleyebilirsiniz.
Estimated Time:1m 15s
Question 326Question

Uluslararası hukukta antlaşmalara uyulması ilkesi (pactapacta suntsunt servandaservanda) çerçevesinde, bir tarafın antlaşma hükümlerini yerine getirmemesi (icra etmemesi) durumunda kendi iç hukukuna dayanmasıyla ilgili hukuki kural aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: Bir taraf, bir antlaşmanın icra edilmemesinin gerekçesi olarak kendi iç hukukunun hükümlerine başvuramaz.

Answer

Doğru yanıt, bir tarafın bir antlaşmayı icra etmeme gerekçesi olarak kendi iç hukukunun hükümlerine başvuramayacağını belirten seçenektir.
Doğru yanıt, bir tarafın bir antlaşmayı uygulamama gerekçesi olarak kendi iç hukukuna başvuramayacağını ifade eden seçenektir. Bu kural, 19691969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'nin 27.27. maddesinde açıkça düzenlenmiş olup, 'ahde vefa' (pactapacta suntsunt servandaservanda) ilkesinin doğrudan bir sonucudur. Uluslararası hukukta devletler, iç hukuklarındaki teknik veya anayasal engelleri mazeret göstererek antlaşma yükümlülüklerini ihlal edemezler.

Step-by-Step Solution

1
19691969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'nin (VAHSVAHS) 'Antlaşmalara Uyulması' başlığı altındaki temel ilkeleri hatırla.
Ahde vefa (pactapacta suntsunt servandaservanda) ilkesinin antlaşmaların bağlayıcılığını sağladığı tespit edilir.
Antlaşmaların yürürlüğe girdikten sonra taraflar için bağlayıcı olması uluslararası hukuk sisteminin temelidir.
2
Sözleşme'nin 27.27. maddesini (İç Hukuk ve Antlaşmalara Uyulması) analiz et.
İç hukuk hükümlerinin bir antlaşmanın icra edilmemesi için gerekçe gösterilemeyeceği kuralı saptanır.
Aksi takdirde devletler, her an çıkaracakları bir iç yasayla uluslararası sorumluluklarından kolayca kaçabilirdi.
3
Devletlerin uluslararası yükümlülüklerinden kaçınmak için iç hukuk mazeretine sığınıp sığınamayacağını belirle.
Uluslararası hukukun uygulama noktasında iç hukuka üstünlüğü teyit edilir.
Uluslararası hukuk düzeninin istikrarı için devletin bir bütün olarak sorumlu tutulması gerekir.

Key Concept

Ahde Vefa ve İç Hukuk İlişkisi (VAHSVAHS Madde 2727)
Question 327Question

Uluslararası bir uyuşmazlığın çözümünde, olaya uygulanacak bir antlaşma hükmü veya teamül kuralının bulunmadığı durumlarda; uluslararası yargıcın 'hukuk yokluğu' (non-liquet) gerekçesiyle davayı reddetmesini engellemek amacıyla başvurabileceği asli hukuk kaynağı aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: Medeni milletlerce kabul edilmiş hukukun genel ilkeleri

Answer

Medeni milletlerce kabul edilmiş hukukun genel ilkeleri
Medeni milletlerce kabul edilmiş hukukun genel ilkeleri, uluslararası hukukta antlaşmalar ve teamüllerle birlikte sayılan üç asli kaynaktan biridir. Bu kaynağın en temel işlevi, pozitif hukuk kurallarının (antlaşma ve teamül) yetersiz kaldığı durumlarda yargıcın 'hukuk yoktur' diyerek davayı reddetmesini (non-liquet) engellemek ve uyuşmazlığı çözüme kavuşturmaktır.

Step-by-Step Solution

1
Uyuşmazlıkta uygulanacak birincil kuralların (antlaşma ve teamül) eksikliğini tespit etmek.
Hukuk boşluğu (non-liquet) riski ortaya çıkar.
Yargıcın önündeki meseleyi çözecek doğrudan bir kural bulunmamaktadır.
2
UAD Statüsü madde 38'deki asli kaynaklar listesini gözden geçirmek.
Hukukun genel ilkelerinin üçüncü asli kaynak olduğu belirlenir.
Bu ilkeler, hem ulusal hem de uluslararası hukukta ortak olan temel prensiplerdir.
3
Hukukun genel ilkelerinin 'non-liquet' yasağıyla ilişkisini kurmak.
Yargıcın davayı reddetmeyip genel ilkelerle çözüme gitmesi gerektiği sonucuna varılır.
Hukukun genel ilkeleri, hukuk düzeninin bütünlüğünü sağlar ve yargıcın kural bulamadığı için adaleti reddetmesini (denial of justice) önler.

Key Concept

Hukukun genel ilkeleri, uluslararası hukukun asli kaynaklarından biridir ve 'non-liquet' (hukuk boşluğu) durumunda yargıcın karar vermesini sağlayan bir boşluk doldurma işlevine sahiptir.
Estimated Time:1m 30s
Question 328Question

Uluslararası hukuk doktrininde hakkaniyet (equity) kavramı; mevcut hukuk kurallarının yorumlanması (infra legem), hukuk boşluklarının doldurulması (praeter legem) veya mevcut hukukun bütünüyle bir kenara bırakılması (contra legem) işlevlerini görebilir. Uluslararası Adalet Divanı (UAD) Statüsü'nün 38. maddesinin 2. fıkrasında düzenlenen "hakkaniyet ve nisfet" (ex aequo et bono) yetkisinin kullanımıyla ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Show answer & explanation

Answer: Divan'ın uyuşmazlığı bu yetkiyle çözebilmesi için tarafların bu yöndeki rızalarını açıkça beyan etmeleri zorunludur ve bu durumda Divan, pozitif hukuk kurallarıyla bağlı kalmaksızın karar verebilir.

Answer

Divan'ın bir uyuşmazlığı hakkaniyet ve nisfet (ex aequo et bono) çerçevesinde çözebilmesi için tarafların bu yöndeki açık rızası şarttır ve bu yetki Divan'a pozitif hukukun dışına çıkma imkanı tanır.
Uluslararası Adalet Divanı Statüsü'nün 38. maddesinin 2. fıkrası, tarafların açıkça anlaşması halinde Divan'ın uyuşmazlığı 'ex aequo et bono' (hakkaniyet ve nisfet) ilkelerine göre karara bağlama yetkisini saklı tutar. Bu yetki, Divan'ın normalde uygulamakla yükümlü olduğu antlaşmalar, teamüller ve genel hukuk ilkeleri gibi pozitif hukuk kurallarını bir kenara bırakarak, somut olayda tarafların menfaatlerini dengeleyen en adil çözümü bulmasını sağlar. Ancak bu, Divan'ın asli görevine (hukuku uygulamak) bir istisna olduğu için 'tarafların açık rızası' mutlak bir ön şarttır.

Step-by-Step Solution

1
UAD Statüsü Madde 38'in yapısını analiz etme
Madde 38/1 Divan'ın uyuşmazlıkları 'uluslararası hukuka göre' (asli ve yardımcı kaynaklar) çözmesini emrederken; Madde 38/2 tarafların rızasıyla bu kuralın dışına çıkılabileceğini belirtir.
Ex aequo et bono yetkisinin yasal dayanağını ve hukuk kurallarından farkını anlamak için.
2
Hakkaniyetin farklı türlerini (infra, praeter, contra legem) ayırt etme
Genel hakkaniyet ilkeleri (infra legem) yargıç tarafından yorum aracı olarak her zaman kullanılabilirken; ex aequo et bono (contra legem) hukuku bir kenara bırakma yetkisidir.
Soruda sorulan 'özel yetki'nin kapsamını netleştirmek için.
3
Rıza şartının mahiyetini değerlendirme
Uluslararası hukukta devletlerin egemenlik ilkesi gereği, bir mahkemenin hukuk dışı (siyasi veya salt adalet odaklı) karar verebilmesi ancak devletlerin bu yöndeki 'açık beyanı' ile mümkündür.
Doğru seçeneğe ulaşmak için en kritik hukuki kısıtlamayı belirlemek.

Key Concept

Hakkaniyet ve Nisfet (Ex Aequo et Bono) ve Tarafların Açık Rızası

Practice More

UAD'nin Kuzey Denizi Kıta Sahanlığı davasında 'hakkaniyet ilkelerini' (infra legem) kullanması ile ex aequo et bono arasındaki farkı inceleyiniz.
Estimated Time:1m 30s
Question 329Question

19691969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'nin 2121. maddesinin 33. fıkrası uyarınca; bir devlet, diğer bir devletin çok taraflı bir antlaşmaya koyduğu çekinceye (reservation) karşı antlaşmanın kendi aralarında yürürlüğe girmesine engel olmayan bir itirazda (yalın itiraz) bulunmuşsa, bu durumun taraflar arasındaki antlaşma ilişkisine etkisi aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: İtiraz eden devlet antlaşmanın bütünüyle yürürlüğe girmesine karşı çıkmadığı sürece, çekinceye konu olan hükümler çekincenin kapsamı ölçüsünde bu iki devlet arasında uygulanmaz.

Answer

İtiraz eden devlet antlaşmanın bütünüyle yürürlüğe girmesine karşı çıkmadığı sürece, çekinceye konu olan hükümler çekincenin kapsamı ölçüsünde bu iki devlet arasında uygulanmaz.
Doğru yanıt, 19691969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'nin 21/321/3. maddesindeki temel kuralı yansıtmaktadır. Bir devlet, bir çekinceye itiraz ederken antlaşmanın bütünüyle yürürlüğe girmesine açıkça karşı çıkmazsa (yalın itiraz), antlaşma o iki devlet arasında yürürlüğe girer. Ancak, çekincenin konulduğu hüküm taraflar arasındaki ilişkide çekincenin sınırları dahilinde uygulanmaz. Bu durum 'olumsuz karşılıklılık' olarak da adlandırılır ve hükmün taraflar arasında yok sayılması sonucunu doğurur.

Step-by-Step Solution

1
Durumun tespiti ve itiraz türünün ayrıştırılması
Soruda bir devletin çekince koyduğu, diğerinin ise antlaşmanın yürürlüğe girmesine engel olmayan (yalın) itirazda bulunduğu saptanmıştır.
Viyana Sözleşmesi'nde itirazlar 'yalın' ve 'nitelikli' (yürürlüğe girmeyi engelleyen) olarak ikiye ayrılır.
2
19691969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi Madde 21/321/3 hükmünün incelenmesi
İlgili madde uyarınca; itiraz eden devlet antlaşmanın yürürlüğe girmesine engel olmamışsa, antlaşma yürürlüğe girer ancak tartışmalı hüküm 'çekincenin kapsamı ölçüsünde' devre dışı kalır.
Çekincenin 'dışlayıcı etkisi' (exclusionary effect), itiraz eden tarafın rızası olmayan bir hükümle bağlı kılınmamasını sağlar.
3
Sonucun formüle edilmesi
Devletler arasındaki ilişkide antlaşma geçerlidir ancak çekinceye konu olan madde sanki hiç yokmuş gibi davranılır.
İtiraz, çekinceyi kabul etmekle aynı sonucu doğurmaz; kabulde hüküm çekinceli haliyle uygulanırken, itirazda hüküm hiç uygulanmaz.

Key Concept

Çekinceye Yapılan İtirazın Hukuki Sonuçları (Viyana Sözleşmesi Madde 21/321/3)

Alternative Method

Çekince ve itiraz ilişkisini şu basit denklemle kodlayabilirsiniz: Çekince + Kabul = Hüküm çekinceli haliyle uygulanır. Çekince + Yalın İtiraz = Hüküm hiç uygulanmaz. Çekince + Nitelikli İtiraz = Antlaşma o iki devlet arasında hiç yürürlüğe girmez.
Estimated Time:2m 0s
Question 330Question

19691969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi’nin 4646. maddesi uyarınca, bir devletin antlaşma yapma yetkisine ilişkin iç hukuk hükümlerinin ihlal edildiği gerekçesiyle bir antlaşmayla bağlanma rızasının geçersizliğini (invalidityinvalidity) ileri sürebilmesi için gereken temel koşul aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: İhlalin nesnel olarak aşikâr olması ve iç hukukun temel önemdeki bir kuralına ilişkin olması

Answer

İhlalin nesnel olarak aşikâr olması ve iç hukukun temel önemdeki bir kuralına ilişkin olması
Doğru seçenek, 19691969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'nin 4646. maddesindeki kümülatif şartları tam olarak ifade etmektedir. Bir devletin iç hukukundaki yetki kurallarının ihlali, kural olarak antlaşmayla bağlanma rızasını geçersiz kılmaz; ancak ihlal dürüst davranan herhangi bir devlet için nesnel olarak açık (aşikar) ise ve bu kural iç hukukun temel önemdeki bir normu (anayasal düzeyde yetki dağılımı gibi) ise istisnai olarak geçersizlik ileri sürülebilir.

Step-by-Step Solution

1
Genel kuralı hatırla (Madde 27)
Bir devlet, bir antlaşmayı uygulamama mazereti olarak iç hukukunu ileri süremez.
Uluslararası hukukta antlaşmalara bağlılık esastır (pactapacta suntsunt servandaservanda).
2
Madde 46'daki istisnayı analiz et
İç hukuktaki yetki kurallarının ihlali, sadece çok dar ve belirli şartlar altında rızayı sakatlar.
Bu şartlar, ihlalin dürüst davranan herhangi bir devlet için 'açık/aşikar' (manifestmanifest) olması ve kuralın 'temel önemde' (fundamentalfundamental importanceimportance) olmasıdır.

Key Concept

İç Hukukun Antlaşmaların Geçersizliği Üzerindeki Sınırlı Etkisi
Question 331Question

Bir devletin yetkili organları aracılığıyla, diğer uluslararası hukuk süjelerinin katılımı veya onayı olmaksızın gerçekleştirdiği irade beyanlarının (tek taraflı işlemler) hukuki sonuç doğurabilmesi mümkündür. Uluslararası Adalet Divanı'nın (UAD) Nükleer Denemeler Davası'nda (19741974) vurguladığı üzere, bu tür bir işlemin bağımsız bir yükümlülük kaynağı olarak kabul edilebilmesi için gereken en temel unsur aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: Beyanda bulunan devletin, yaptığı açıklama ile kendisini hukuken bağlama niyetinin (animus obligandi) bulunması

Answer

Beyanda bulunan devletin, yaptığı açıklama ile kendisini hukuken bağlama niyetinin (animus obligandi) bulunması
Uluslararası hukukta tek taraflı bir işlemin (unilateral act) bağımsız bir hukuki yükümlülük doğurabilmesi için beyanı yapan devletin, bu beyanla hukuken bağlanma niyetine (animus obligandi) sahip olması gerekir. Uluslararası Adalet Divanı, 19741974 Nükleer Denemeler Davası'nda Fransa'nın yaptığı açıklamaların, herhangi bir kabul veya karşılık beklemeksizin, sırf bu niyetin varlığı nedeniyle hukuki sonuç doğurduğuna hükmetmiştir. Bu durum, işlemin aleniyeti ve devlet adına söz söylemeye yetkili makamlar (Devlet Başkanı, Hükümet Başkanı, Dışişleri Bakanı) tarafından yapılması ile desteklenir.

Step-by-Step Solution

1
Tek taraflı işlemin tanımını analiz edin.
İşlemin başka bir süjenin rızasına ihtiyaç duymadan sonuç doğurması gerektiğini belirleyin.
Tek taraflı işlemler, antlaşmalardan farklı olarak karşılıklılık esasına dayanmaz.
2
UAD'nin Nükleer Denemeler Davası'ndaki (19741974) içtihadını hatırlayın.
Divan'ın bağlayıcılık için 'niyet' (intent) unsurunu ön plana çıkardığını görün.
Bu dava, tek taraflı beyanların hangi şartlarda antlaşma benzeri yükümlülük yarattığını açıklayan temel emsaldir.
3
Kriterleri seçeneklerle karşılaştırın.
Animus obligandi (hukuken bağlanma niyeti) kavramının merkezi önemini teyit edin.
Diğer seçenekler (protesto, tanıma, feragat) işlemin türlerini ifade ederken, doğru cevap genel geçerlilik şartını ifade eder.

Key Concept

Animus Obligandi ve Tek Taraflı İşlemlerin Bağlayıcılığı

Alternative Method

UAD'nin Nükleer Denemeler Davası'ndaki 'iyi niyet' (good faith) ve 'aleniyet' (publicity) ilkelerini hatırlayarak, bunların ancak bir 'niyet' çerçevesinde anlam kazandığını düşünmek.
Estimated Time:1m 15s
Question 332Question

1969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi (VAHS), uluslararası hukukta normlar hiyerarşisinin en üstünde yer alan emredici kurallar (jusjus cogenscogens) ile antlaşmalar arasındaki ilişkiyi titizlikle düzenlemiştir. Sözleşme, antlaşmanın yapıldığı sırada mevcut olan bir emredici kural ile antlaşmanın yapımından sonra ortaya çıkan bir emredici kuralın (jusjus cogenscogens supervenienssuperveniens) hukuki etkilerini birbirinden ayırmaktadır.

Buna göre, VAHS'nin 53. maddesi uyarınca, akdedildiği sırada yürürlükte bulunan bir emredici kural ile çatışan bir antlaşmanın hukuki durumu aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: Antlaşma başlangıçtan itibaren (abab initioinitio) bütünüyle geçersizdir ve taraflar için hiçbir hukuki sonuç doğurmaz.

Answer

Uluslararası hukukta emredici bir kurala (jusjus cogenscogens) aykırı olarak akdedilen bir antlaşma, yapıldığı andan itibaren (abab initioinitio) mutlak surette batıldır ve hukuki bir varlık kazanamaz.
Doğru ifade, antlaşmanın yapıldığı andan itibaren hukuken geçersiz olduğunu belirtir. 1969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'nin 53. maddesine göre, bir antlaşma yapıldığı sırada mevcut olan genel uluslararası hukukun emredici bir kuralı ile çatışıyorsa batıldır (voidvoid). Bu batıllık 'ab initio' niteliğindedir, yani antlaşma hiçbir zaman hukuken geçerli bir belge haline gelmemiştir.

Step-by-Step Solution

1
Çatışmanın zamanlamasını belirle.
Antlaşma yapıldığı sırada emredici kural zaten mevcuttur (VAHS Madde 53).
Mevcut kural ile sonradan doğan kuralın sonuçları farklıdır.
2
Hukuki yaptırımı tespit et.
Yaptırım 'mutlak butlan' (nullity) olarak belirlenir.
Jus cogens kurallar devlet iradesinin üzerindedir ve aksine işlem yapılamaz.
3
Zaman içindeki etkisini analiz et.
Etki geriye yürür (abab initioinitio); antlaşma hiç doğmamış sayılır.
Başlangıçtaki sakatlık, antlaşmanın hukuki temelini yok eder.

Key Concept

Jus Cogens'e Aykırılığın Mutlak Butlan Sonucu
Question 333Question

Uluslararası Adalet Divanı (UAD) Statüsü’nün 38. maddesinin 1. fıkrasının (d) bendi, yargı kararlarını "hukuk kurallarının belirlenmesinde yardımcı bir araç" (subsidiary means) olarak tanımlarken, bu tanımı Statü’nün 59. maddesi hükmüne saklı tutmuştur. 59. madde ise kararların sadece davanın tarafları ve o dava konusu için bağlayıcı olduğunu (relative effect) belirtmektedir.

Bu iki hükmün birlikte değerlendirilmesi ve uluslararası hukuk pratiği ışığında, yargı kararlarının hukuki karakterine dair aşağıdaki ifadelerden hangisi bu kaynakların "yardımcı" niteliğini ve sistemdeki normatif etkisini en isabetli şekilde yansıtır?

Show answer & explanation

Answer: Yargı kararları, biçimsel olarak (formal) yeni bir hukuk kuralı ihdas etme yetkisine sahip olmasa da; mevcut teâmül kurallarının içeriğini ve sınırlarını otoriter bir biçimde saptayarak (norm-determination) kuralların kristalleşmesini sağlayan maddi bir kaynak işlevi görür.

Answer

Yargı kararlarının teknik olarak yeni bir kural yaratmadığı, ancak mevcut kuralları otoriter bir şekilde saptayarak kristalleşmesini sağladığı ve maddi bir kaynak işlevi gördüğü ifadesi doğrudur.
Yargı kararları, uluslararası hukukta doğrudan kural koyucu (norm-creating) bir güç değildir. Ancak, bir kuralın varlığını, içeriğini ve kapsamını otoriter bir şekilde belirleyerek (norm-determination) teâmül hukukunun gelişiminde ve netleşmesinde (kristalleşme) belirleyici bir rol oynarlar. Bu durum, onların biçimsel olarak yardımcı, ancak maddi olarak son derece etkili bir kaynak olduğunu gösterir.

Step-by-Step Solution

1
UAD Statüsü Madde 38 ve 59 hükümlerinin normatif kapsamını analiz etmek.
Madde 38 yargı kararlarını yardımcı kaynak, Madde 59 ise kararın sadece taraflar için bağlayıcı olduğunu saptar.
Uluslararası hukukun kaynak hiyerarşisini ve kararların nispi etkisini anlamak için bu temel ayrım gereklidir.
2
"Yardımcı kaynak" (subsidiary means) teriminin teknik anlamını ve "hukuku saptama" (law-determination) rolünü değerlendirmek.
Yargı kararlarının yeni bir norm yaratmadığı (law-creating değil), ancak var olan normu tespit ettiği anlaşılır.
Yargısal içtihatların uluslararası hukuktaki gerçek işlevini (tespit edicilik) teorik tanımdan ayırt etmek gerekir.
3
Yargı kararlarının teâmül hukukunun oluşumundaki (kristalleşme) etkisini incelemek.
Bir mahkeme kararının, tartışmalı bir uygulamanın artık bir hukuk kuralı haline geldiğini (kristalleştiğini) belgeleyebileceği görülür.
Yargı kararlarının neden sadece davanın taraflarını değil, tüm uluslararası toplumu maddi olarak etkilediğini açıklar.
4
Kararların nispi bağlayıcılığı ile hukukun belirlenmesindeki genel otoritesi arasındaki farkı saptamak.
C seçeneğindeki 'biçimsel yetkisizlik' ile 'maddi otorite' arasındaki denge doğrulanır.
Uluslararası hukukun kendine özgü yapısında yargı organlarının normatif etkisini en üst düzeyde analiz etmek için bu sentez şarttır.

Key Concept

Hukuku Tespit Edici İşlev (Law-Determining Agency) ve Kristalleşme

Practice More

Teâmül hukukunun kristalleşmesi sürecinde yargı kararları ile 'opinio juris' arasındaki ilişkiyi inceleyen 'Nicaragua Kararı' gibi örnek vakaları gözden geçirebilirsiniz.
Estimated Time:3m 0s
Question 334Question

Uluslararası uyuşmazlıkların yargısal çözümünde, olaya uygulanacak doğrudan bir antlaşma hükmü veya teamül kuralının bulunmadığı boşluk durumlarında (lacunae) "hukukun genel ilkeleri"ne başvurulmasının temel gerekçesi ve bu kaynağın hukuki niteliği hakkında aşağıdaki ifadelerden hangisi en doğrudur?

Show answer & explanation

Answer: Ulusal hukuk sistemlerinde (özel veya kamu hukuku) yerleşik olan temel prensiplerin uluslararası alana aktarılmasıyla, yargıcın "non-liquet" (hukuk yokluğu) gerekçesiyle karar vermekten kaçınmasını önleyen asli bir kaynaktır.

Answer

Hukukun genel ilkeleri, ulusal hukuk sistemlerinden aktarılan ve yargıcın hukuk yokluğu nedeniyle karar vermekten kaçınmasını önleyen asli bir kaynaktır.
Hukukun genel ilkeleri, uluslararası hukukta antlaşma ve teamül kurallarının yetersiz kaldığı boşlukları doldurmak amacıyla, uygar toplumların ulusal hukuk düzenlerinde ortaklaşa kabul ettikleri (pacta sunt servanda, res judicata, estoppel gibi) temel esasların uluslararası sisteme taşınmasıdır. Bu özellikleri sayesinde yargıcın önüne gelen bir uyuşmazlıkta 'uygulanacak hukuk yok' (non-liquet) diyerek karar vermekten kaçınmasını engeller ve hiyerarşik olarak asli kaynak niteliğindedir.

Step-by-Step Solution

1
Kaynağın kökenini belirle
Hukukun genel ilkeleri, uluslararası topluma özgü kurallardan ziyade, devletlerin kendi iç hukuk sistemlerinde (Roma hukuku kökenli ilkeler gibi) ortaklaşa kabul ettikleri esaslardır.
UAD Statüsü md. 38/1-c'deki 'medeni milletlerce kabul edilmiş' ibaresi bu kökene işaret eder.
2
İşlevsel analizi yap
Antlaşma veya teamül kuralı bulunmayan durumlarda uyuşmazlığı çözmek (boşluk doldurmak) için kullanılır.
Uluslararası yargıcın 'kanun yok' diyerek davayı reddetmesi (non-liquet) yasaktır.
3
Hiyerarşik konumu değerlendir
Bu ilkeler asli (birincil) bir kaynaktır.
Yardımcı kaynaklar sadece yargı kararları ve doktrindir.
4
Hakkaniyet ve nisfet ile farkını koy
Hukukun genel ilkelerini uygulamak için tarafların rızası gerekmez; ancak hakkaniyet ve nisfet (ex aequo et bono) için özel rıza şarttır.
Hakkaniyet ve nisfet, yargıca hukuku bir kenara bırakıp adalet duygusuna göre karar verme yetkisi tanırken; genel ilkeler bizzat hukukun kendisidir.

Key Concept

Hukukun Genel İlkelerinin Asli Kaynak Niteliği ve Non-liquet Yasağı
Question 335Question

Uluslararası Adalet Divanı'nın (UAD) Nükleer Denemeler Davası (1974) kararında vurguladığı üzere, devletlerin tek taraflı irade beyanları belirli şartlar altında o devlet için bağlayıcı hukuki yükümlülükler doğurabilir. Bu doğrultuda, bir devletin sahip olduğu bir haktan veya hukuki bir talepten kendi isteğiyle ve kesin olarak vazgeçtiğini bildirmesiyle ortaya çıkan tek taraflı işlem aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: Feragat

Answer

Feragat, bir devletin sahip olduğu bir haktan veya talepten kendi isteğiyle ve kesin olarak vazgeçtiğini bildirmesidir.
Feragat, uluslararası hukukta bir devletin sahip olduğu bir haktan, yetkiden veya hukuki bir talepten kendi iradesiyle ve geri dönülemez şekilde vazgeçtiğini bildirmesidir. Uluslararası Adalet Divanı, 1974 tarihli Nükleer Denemeler Davası'nda bu tür tek taraflı beyanların, beyanda bulunan devlet için bağlayıcı olduğunu ve 'animus obligandi' (yükümlülük altına girme niyeti) taşıması durumunda hukuki sonuç doğuracağını belirtmiştir.

Step-by-Step Solution

1
Tek taraflı işlemin niteliğini analiz edin.
Soruda tanımlanan işlem, bir devletin kendi aleyhine olacak şekilde bir haktan vazgeçmesidir.
Uluslararası hukukta devletlerin irade beyanları, farklı hukuki sonuçlar doğuran çeşitli kategorilere ayrılır.
2
Tanımlanan eylemi uygun hukuki terimle eşleştirin.
Kendi isteğiyle haktan vazgeçme eylemi 'Feragat' terimiyle karşılanır.
Uluslararası hukuk terminolojisinde 'waiver' (feragat), bir hakkın iradi olarak terk edilmesini ifade eder.

Key Concept

Devletlerin tek taraflı işlemlerinden biri olan 'Feragat', bir hakkın veya yetkinin terk edilmesini ifade eden irade beyanıdır.

Practice More

Uluslararası Adalet Divanı'nın Nükleer Denemeler Davası'ndaki karar kriterlerini (kamuoyuna açıklanma, niyet vb.) inceleyiniz.
Estimated Time:45s
Question 336Question

1969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'nin 53. maddesi uyarınca, bir antlaşmanın akdedildiği sırada mevcut olan genel uluslararası hukukun emredici bir kuralına (jusjus cogenscogens) aykırı olması durumunda, söz konusu antlaşmanın hukuki akıbeti aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: Başlangıçtan itibaren hükümsüzdür (batıldır).

Answer

1969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi uyarınca, yapıldığı sırada mevcut bir emredici kurala aykırı olan antlaşma başlangıçtan itibaren hükümsüzdür.
1969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'nin 53. maddesine göre, bir antlaşma yapıldığı an mevcut bir emredici kurala (jusjus cogenscogens) aykırıysa, bu antlaşma 'batıl' yani başlangıçtan itibaren hükümsüzdür. Bu durum, emredici normların uluslararası hukuk hiyerarşisindeki üstünlüğünün bir sonucudur.

Step-by-Step Solution

1
Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'nin ilgili maddesini tespit etme.
Madde 53, antlaşmanın yapıldığı sırada mevcut olan emredici kurallara aykırılık halini düzenler.
Uluslararası hukukta normlar hiyerarşisinin en üstünde yer alan kuralların ihlalinin yaptırımını belirlemek gerekir.
2
Aykırılığın hukuki sonucunu belirleme.
Sözleşme metninde bu durum için 'void' (batılbatıl) ifadesi kullanılmıştır.
Emredici kurallar, devletlerin aksini kararlaştıramayacağı ve sadece aynı nitelikteki bir kural ile değiştirilebilen normlar olduğu için aykırı işlemler başlangıçtan itibaren geçersizdir (abab initioinitio).

Key Concept

Emredici Kuralların (Jus Cogens) Mutlak Geçersizlik Etkisi
Estimated Time:45s
Question 337Question

1969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi (VAHS) hükümleri uyarınca, uluslararası hukukun emredici kuralları (jusjus cogenscogens) ile antlaşmalar arasındaki hiyerarşik ilişki ve bu ilişkinin doğurduğu hukuki sonuçlar hakkında aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Show answer & explanation

Answer: Bir antlaşma yapıldığı sırada mevcut bir emredici kurala aykırıysa başlangıçtan itibaren bütünüyle batıldır; ancak sonradan yeni bir emredici kural ortaya çıkarsa antlaşmanın sadece bu kurala aykırı hükümleri için bölünebilirlik (ayrılabilirlik) ilkesi uygulanabilir.

Answer

Bir antlaşma yapıldığı sırada mevcut bir emredici kurala aykırıysa bütünüyle batıldır (Madde 53); ancak sonradan yeni bir emredici kural çıkarsa (Madde 64), antlaşma sona erer ve Madde 44/5 engeli bulunmadığı için bölünebilirlik şartları dahilinde kısmi sona erme tartışılabilir.
Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi uyarınca, başlangıçtaki aykırılıkta (Madde 53) antlaşma bir bütün olarak (bölünemez şekilde) hükümsüzdür. Ancak antlaşmadan sonra yeni bir emredici norm oluşursa (Madde 64), antlaşma sadece geçersiz hale gelir ve sona erer; bu durumda eğer teknik olarak mümkünse aykırı olmayan kısımların ayrılmasına (bölünebilirliğine) Madde 44/5 engel teşkil etmez.

Step-by-Step Solution

1
Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'nin (VAHS) 53. maddesini analiz et.
Antlaşmanın yapıldığı sırada mevcut bir jusjus cogenscogens kuralına aykırılık varsa, antlaşma başlangıçtan itibaren (ab initio) bütünüyle hükümsüzdür.
VAHS Madde 44/5, Madde 53'e dayalı butlan durumunda antlaşma hükümlerinin birbirinden ayrılmasını (bölünebilirliğini) kesin olarak yasaklar.
2
VAHS 64. maddesini (Sonradan ortaya çıkan emredici kurallar) analiz et.
Mevcut bir antlaşma, sonradan ortaya çıkan yeni bir emredici kurala aykırı hale gelirse sona erer.
Madde 64 kapsamındaki 'jus cogens superveniens' durumunda, Madde 44/5'teki bölünebilirlik yasağı bu maddeyi kapsamadığından, aykırı olmayan hükümlerin devam etmesi (ayrılabilirlik) mümkündür.
3
Hukuki sonuçları ve geriye yürümezlik ilkesini karşılaştır.
Madde 53 mutlak butlan ve iade yükümlülüğü (Madde 71/1) doğururken; Madde 64 sadece ileriye dönük olarak sona erme ve önceki kazanılmış hakların korunması (Madde 71/2) sonucunu doğurur.
Hukuki güvenlik ilkesi gereği, normlar hiyerarşisindeki bu üstünlük sonradan ortaya çıkmışsa geçmişi kökten yok etmez, sadece geleceği düzenler.

Key Concept

Normlar Hiyerarşisi: Jus Cogens (Emredici Kurallar) ve Bölünebilirlik (Severability) Farkı

Practice More

VAHS Madde 71'deki butlanın sonuçlarını (geriye yürüme/yürümeme farkı) karşılaştırmalı olarak inceleyiniz.
Estimated Time:2m 0s
Question 338Question

Uluslararası Adalet Divanı (UAD) Statüsü'nün 38/1-c maddesinde 'medeni milletlerce kabul edilmiş hukukun genel ilkeleri' olarak ifade edilen kaynak, uluslararası hukukun asli kaynakları arasında sayılmaktadır. Bu kaynağın tespiti ve uyuşmazlıklara uygulanmasına ilişkin aşağıdaki değerlendirmelerden hangisi doğrudur?

Show answer & explanation

Answer: Bu ilkeler, temelini ulusal hukuk sistemlerindeki ortak kurallarda bulur ve uluslararası hukuktaki boşlukları doldurmak amacıyla analoji yoluyla uygulanır.

Answer

Hukukun genel ilkeleri, ulusal hukuk sistemlerinde ortak olarak bulunan prensiplerin uluslararası hukukun yapısına uygun şekilde (analoji yoluyla) uygulanmasıyla işlev gören asli bir kaynaktır.
Hukukun genel ilkeleri, ulusal hukuk sistemlerinde (özel hukuk, ceza hukuku, usul hukuku vb.) ortak olarak kabul görmüş ve uluslararası uyuşmazlıklara aktarılabilecek nitelikteki kuralları ifade eder. Bu ilkeler, antlaşma ve teamül kurallarının uyuşmazlığı çözmede yetersiz kaldığı durumlarda, yargıcın 'kanun boşluğu' gerekçesiyle karar vermekten kaçınmasını (non-liquet) önlemek amacıyla analoji (kıyas) yoluyla sisteme dahil edilen asli bir kaynaktır.

Step-by-Step Solution

1
UAD Statüsü Madde 38 analizi yapılması
Maddenin 1-c bendi, hukukun genel ilkelerini antlaşmalar (a) ve teamül (b) ile birlikte asli kaynaklar arasında sayar.
Kaynağın hukuki niteliğinin (asli/yardımcı) belirlenmesi gerekir.
2
Kaynağın kökeninin incelenmesi
Bu ilkeler, medeni milletlerin (tüm gelişmiş hukuk sistemlerinin) kendi iç hukuklarında kabul ettikleri 'pacta sunt servanda', 'res judicata' veya 'iyiniyet' gibi kavramları içerir.
Uluslararası hukukun kendine özgü ilkeleri ile ulusal kökenli genel ilkelerin ayrımını yapmak için gereklidir.
3
Uygulama amacının (fonksiyon) değerlendirilmesi
Antlaşma veya teamül hükmü bulunmayan durumlarda yargıcın 'hüküm vermekten kaçınmasını' (non-liquet) engellemek için boşluk doldurucu olarak kullanılır.
Yargısal çözüm sürecindeki pratik değerini anlamak için kritiktir.

Key Concept

Hukukun Genel İlkelerinin Ulusal Kökeni ve Analoji Yoluyla Uygulanması

Practice More

Uluslararası hukukta asli ve yardımcı kaynaklar arasındaki 'bağlayıcılık' farkını pekiştirmek için yargı kararlarının niteliği üzerine çalışabilirsiniz.
Estimated Time:1m 30s
Question 339Question

1969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'nin "üçüncü devletler" ile ilgili hükümleri dikkate alındığında, bir antlaşmanın üçüncü bir devlet için hak veya yükümlülük doğurması süreciyle ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Show answer & explanation

Answer: Antlaşmanın üçüncü bir devlet için yükümlülük doğurabilmesi için o devletin bu durumu yazılı ve açık bir şekilde kabul etmesi gerekirken; hak bahşedilmesi durumunda, devletin aksine bir beyanı olmadığı sürece rızasının olduğu varsayılır.

Answer

Bir antlaşmanın üçüncü bir devlet için yükümlülük doğurabilmesi için o devletin bu durumu yazılı ve açık bir şekilde kabul etmesi şarttır; ancak hak tanınması durumunda aksine bir düzenleme yoksa rızanın varlığı karine olarak kabul edilir.
Doğru ifade, 1969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'nin 35. ve 36. maddelerindeki temel ayrımı tam olarak yansıtmaktadır. Yükümlülükler için 'açık ve yazılı kabul' (express and in writing) şartı aranırken, haklar için 'aksine bir belirti yoksa rıza var sayılır' (presumption of assent) kuralı geçerlidir.

Step-by-Step Solution

1
Antlaşmaların üçüncü taraflara etkisi (Pacta Tertiis) kuralını hatırla.
Genel kural olarak bir antlaşma, rızası olmayan üçüncü bir devlet için ne hak ne de yükümlülük doğurur (VCLT Madde 34).
Uluslararası hukukta devletlerin egemen eşitliği ve rıza prensibi esastır.
2
Üçüncü devlet için yükümlülük doğmasının özel şartlarını incele.
Madde 35 uyarınca, yükümlülüğün doğması için üçüncü devletin bunu "açıkça ve yazılı olarak" kabul etmesi zorunludur.
Yükümlülükler devletin egemenliğini kısıtladığı için rızanın ispatı katı kurallara bağlanmıştır.
3
Üçüncü devlet lehine hak tanınmasının şartlarını incele.
Madde 36 uyarınca, hak tanınması durumunda aksine bir hüküm yoksa devletin rızasının olduğu varsayılır (karine).
Haklar devletin lehine olduğu için rızanın varlığı yükümlülüklere göre daha esnek değerlendirilir.

Key Concept

Pacta Tertiis Nec Nocent Nec Prosunt ve Rıza Karinesi
Estimated Time:1m 30s
Question 340Question

1969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi uyarınca, metninde fesih, çekilme veya sona ermeye ilişkin açık bir hüküm içermeyen bir antlaşmadan taraflardan birinin tek taraflı olarak çekilebilmesi veya antlaşmayı feshedebilmesiyle ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Show answer & explanation

Answer: Tarafların fesih veya çekilme olasılığını kabul etme niyetinde olduklarının saptanması veya antlaşmanın niteliği gereği böyle bir hakkın zımnen var sayılması durumunda mümkündür.

Answer

Fesih veya çekilme imkanının tarafların niyetinden veya antlaşmanın niteliğinden çıkarılabildiği durumlarda tek taraflı çekilme mümkündür.
Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'nin 56. maddesi uyarınca, fesih veya çekilme hükmü içermeyen bir antlaşma kural olarak bu yollarla sona erdirilemez; ancak tarafların niyetinin bu yönde olduğu ispatlanırsa veya antlaşmanın tabiatı (niteliği) buna izin veriyorsa tek taraflı çekilme mümkün hale gelir. Bu durumda en az 12 ay önceden bildirim yapılması gerekir.

Step-by-Step Solution

1
Antlaşmaların sona ermesiyle ilgili genel kuralları ve 1969 Viyana Sözleşmesi Madde 56'yı gözden geçir.
Sözleşme'nin, fesih hükmü içermeyen antlaşmalar için özel bir düzenleme (sessiz antlaşmalar rejimi) öngördüğü tespit edilir.
Açık bir hükmün yokluğunda hukuki boşluğun nasıl doldurulacağını belirlemek için.
2
Tek taraflı fesih hakkının doğması için gereken istisnai şartları analiz et.
İki temel şart bulunur: Tarafların bu olasılığı kabul etme niyeti veya antlaşmanın niteliği (örneğin ittifak antlaşmaları gibi).
Genel kural olan 'ahde vefa' (pacta sunt servanda) ilkesinden ne zaman sapılabileceğini anlamak için.

Key Concept

Sessiz Antlaşmaların Feshi (Viyana Sözleşmesi Madde 56)

Practice More

Antlaşmaların geçersizlik nedenleri (hata, hile, baskı) ile sona erme nedenleri (koşulların değişmesi, ihlal) arasındaki farkları çalışın.
Estimated Time:1m 30s
PreviousPage 17 / 22Next