Gastrointestinal ve Hepatobiliyer Sistem Patolojisi

338 questions

Question 61Question →

7171 yaşında, uzun süredir kontrolsüz tip 22 diyabeti olan erkek hasta; ani başlayan sağ üst kadran ağrısı, bulantı, kusma ve toksik tablo (yüksek ateş, taşikardi, konfüzyon) ile acil servise başvuruyor. Çekilen abdominal bilgisayarlı tomografide safra kesesi duvarında ve lümeninde yaygın gaz birikimi (hava kabarcıkları) izleniyor. Acil kolesistektomi yapılan hastanın makroskobik incelemesinde kese duvarının gangrenöz ve siyah renkli olduğu; mikroskobisinde ise doku nekrozu ve yoğun nötrofil infiltrasyonu saptanıyor. Bu hastadaki klinik ve patolojik tabloyla ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Show answer & explanation

Answer: En sık izole edilen etken, gaz oluşturan anaerob bir bakteri olan Clostridium perfringens'tir.

Answer

En sık izole edilen etkenin Clostridium perfringens olduğu ifade edilen seçenek doğrudur.
Doğru yanıt olan seçenek, amfizematöz kolesistitin en karakteristik mikrobiyolojik ve epidemiyolojik özelliğini yansıtmaktadır. Bu hastalıkta gaz oluşturan anaerob mikroorganizmalar (başta Clostridium perfringens, ayrıca E. coli ve Klebsiella) safra kesesi duvarında ve lümeninde hava birikimine neden olur. Özellikle yaşlı ve diyabetik erkeklerde görülmesi, klasik safra taşı kolesistitinden ayrılan en önemli klinik özelliğidir.

Step-by-Step Solution

1
Klinik ve radyolojik bulguları analiz et.
Diyabetik yaşlı erkekte ani karın ağrısı ve tomografide safra kesesi duvarında gaz saptanması 'Amfizematöz Kolesistit' tanısını koydurur.
Safra kesesi duvarında gaz (hava) birikimi amfizematöz değişikliğin kesin kanıtıdır.
2
Amfizematöz kolesistitin etiyolojisini ve epidemiyolojisini değerlendir.
Bu tablo klasik kolesistitten farklı olarak daha çok yaşlı erkeklerde ve diyabetiklerde görülür; gaz üreten bakteriler primer etkendir.
Diyabetin neden olduğu mikrovasküler hasar ve iskemi, gaz oluşturan anaerobların üremesini kolaylaştırır.
3
En olası mikroorganizmayı belirle.
Gaz oluşturan bakteriler içinde Clostridium perfringens en sık izole edilen ajandır.
Klinik soruda sorulan spesifik etken ve risk faktörü ilişkisini doğrulamak için gereklidir.

Key Concept

Amfizematöz kolesistitin radyolojik tanısı (gaz varlığı) ve Clostridium perfringens ilişkisi.
Question 62Question →

6868 yaşında, atriyal fibrilasyon tanısı ile izlenen bir hasta; ani başlayan, yaygın ve çok şiddetli karın ağrısı şikayetiyle acil servise getiriliyor. Yapılan fizik muayenede abdomenin yumuşak olduğu, herhangi bir defans veya rebound saptanmadığı (ağrı şiddetine oranla fizik muayene bulgularının çok hafif kaldığı) gözleniyor. Bu klinik tablo aşağıdaki vasküler bağırsak hastalıklarının hangisi için en karakteristiktir?

Show answer & explanation

Answer: Akut mezenterik iskemi

Answer

Akut mezenterik iskemi
Akut mezenterik iskemi, özellikle atriyal fibrilasyonu olan hastalarda superior mezenterik artere atan bir emboli sonucu gelişir. En ayırt edici klinik özelliği, hastanın ağrısının çok şiddetli olması ancak fizik muayenede peritonit bulgularının (rebound, defans) henüz eşlik etmemesidir. Bağırsak duvarında hemorajik infarkt ve nekroz gelişimi bu sürecin patolojik sonucudur.

Step-by-Step Solution

1
Klinik risk faktörlerini değerlendir.
Hastada bulunan atriyal fibrilasyon (AFAF), arteriyel sistemik emboli (özellikle superior mezenterik artere) için majör bir risk faktörüdür.
Vasküler olayların etiyolojisini anlamak için zemin hazırlayan hastalıkların tespiti kritiktir.
2
Klinik semptom ve fizik muayene uyumunu analiz et.
Şiddetli karın ağrısına rağmen karın muayenesinin normal/yumuşak olması ('bulgu ile uyumsuz ağrı'), bağırsak iskemisinin erken evresi için tipiktir.
İskemik ağrı transmural nekroz ve peritonit gelişene kadar fizik muayene bulgusu vermeyebilir.
3
Olası tanıyı vasküler bağırsak hastalıkları ile eşleştir.
Tanı akut mezenterik iskemidir.
Klinik triad (risk faktörü + şiddetli ağrı + silik muayene) bu tanıya yönlendirir.

Key Concept

Akut mezenterik iskemide, özellikle embolik tıkanıklıklarda, transmural nekroz ve peritonit gelişene kadar fizik muayene bulguları ağrı şiddetinin çok gerisindedir.
Estimated Time:45s
Question 63Question →

6464 yaşında kadın hastaya yapılan tarama kolonoskopisinde çekumda 1.51.5 cm çapında, yüzeyden hafif kabarık, üzeri mukusla örtülü sesil bir lezyon saptanıyor. Biyopsi örneğinin histopatolojik incelemesinde; kript epiteli boyunca bazal tabakaya kadar uzanan serrat (testere dişi) görünüm, kript tabanlarında belirgin genişleme (dilatasyon), muskularis mukozaya paralel lateral büyüme ve "L" veya "çizme" şeklinde dallanmalar izleniyor. Sitolojik displazi saptanmayan bu lezyonun gelişiminden sorumlu olan en olası moleküler değişiklik aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: BRAFBRAF geninde nokta mutasyonu ve buna bağlı CpGCpG ada metilasyonu (CIMPCIMP)

Answer

Söz konusu lezyon sesil serrat lezyondur (SSL) ve gelişiminde en olası moleküler mekanizma BRAF mutasyonu ile CpG ada metilasyonudur (CIMP).
Vakadaki histopatolojik bulgular (kript tabanlarında genişleme, L-şeklinde dallanma, lateral büyüme) Sesil Serrat Lezyon (SSL) için karakteristiktir. SSL'ler, konvansiyonel adenomlardan farklı bir yolak olan 'Serrat Yolak' üzerinden gelişirler. Bu yolağın ana sürücü değişikliği BRAF genindeki nokta mutasyonlarıdır. Bu mutasyon, CpG adalarının yaygın hipermetilasyonu (CIMP) ile sonuçlanır ve bu süreç MLH1 promoter bölgesini de etkileyerek sporadik mikrosatellit instabilitesine yol açabilir.

Step-by-Step Solution

1
Klinik ve morfolojik bulguları analiz et
Sağ kolon (çekum) yerleşimi, mukusla örtülü sesil yapı ve kript tabanlarında L/çizme şeklinde dallanma ile bazal dilatasyon bulguları 'Sesil Serrat Lezyon' (SSL) tanısını koydurur.
SSL'leri hiperplastik poliplerden ayıran en önemli özellik, serrat görünümün kript tabanına kadar inmesi ve bazal mimari bozukluktur.
2
Lezyonun patogenetik yolağını belirle
SSL'ler, klasik APC-beta katenin yolağından farklı olan 'Serrat Yolak' üzerinden gelişirler.
Serrat yolak, BRAF mutasyonu ve CpG adalarının hipermetilasyonu (CIMP) ile karakterizedir.
3
Moleküler karşılığı seçeneklerde bul
BRAF mutasyonu ve CIMP fenotipi seçeneği doğru moleküler mekanizmayı yansıtır.
Bu yolak, MLH1 geninin susturulmasıyla sporadik MSI-H (mikrosatellit instabilite) gösteren karsinomlara ilerleyebilir.

Key Concept

Sesil serrat lezyonlar (SSL), sağ kolonda yerleşen, histolojik olarak kript tabanında dilatasyon ve L-şeklinde dallanma gösteren, moleküler olarak BRAF mutasyonu ve CIMP (CpG Island Methylator Phenotype) ile ilişkili prekanseröz lezyonlardır.
Estimated Time:3m 0s
Question 64Question →

2424 yaşında bir erkek hasta, tekrarlayan kramp tarzında karın ağrısı ve halsizlik şikayetleriyle başvuruyor. Fizik muayenede dudaklarda, ağız çevresinde ve bukkal mukozada koyu kahverengi, pigmente maküller saptanıyor. Hastada gelişen invajinasyon (iç içe geçme) nedeniyle yapılan ince bağırsak rezeksiyonunda, mikroskobik olarak düz kas liflerinin muskularis mukozadan mukoza yüzeyine doğru ağaçsı bir dallanma (arborizasyon) gösterdiği hamartomatöz bir polip izleniyor. Bu hasta için en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: Peutz-Jeghers sendromu

Answer

Dudak ve bukkal mukozada hiperpigmente maküller ile ince bağırsakta düz kas dallanması (arborizasyon) gösteren hamartomatöz poliplerin varlığı Peutz-Jeghers sendromunu işaret eder.
Doğru seçenek olan sendrom, ağız çevresi ve mukozasındaki karakteristik melanin pigmentasyonu ve histolojik olarak düz kas liflerinin mukoza içine ağaç gibi dallanmasıyla tanınır. Bu polipler en sık ince bağırsakta yerleşir ve invajinasyona yol açabilir.

Step-by-Step Solution

1
Klinik bulguları analiz et
Genç hasta, mukokutanöz (dudak/bukkal) hiperpigmentasyon ve invajinasyon öyküsü saptandı.
Bu kombinasyon sıklıkla hamartomatöz polipozis sendromlarını düşündürür.
2
Patolojik bulguyu yorumla
Polip içinde muskularis mukozadan köken alan düz kas liflerinin ağaçsı dallanma gösterdiği görüldü.
Bu 'arborizasyon' paterni Peutz-Jeghers polipleri için patognomonik bir histolojik özelliktir.
3
Tanıyı doğrula
Klinik ve patolojik bulgular birleştirildiğinde tanı Peutz-Jeghers sendromudur.
Diğer polipozis sendromları farklı klinik ve mikroskobik özelliklere sahiptir.

Key Concept

Peutz-Jeghers sendromu, STK11 mutasyonu ile ilişkili, mukokutanöz pigmentasyon ve intestinal arborizan hamartomatöz poliplerle karakterize bir sendromdur.

Practice More

Peutz-Jeghers sendromunda görülen mutasyonu (STK11) ve artmış kanser risklerini (meme, pankreas, akciğer) gözden geçirin.
Estimated Time:1m 30s
Question 65Question →

1616 yaşında bir erkek hasta; son aylarda gelişen halsizlik, karaciğer enzimlerinde (ASTAST, ALTALT) hafif yükseklik ve okul başarısında belirgin düşüşe eşlik eden irritabilite şikayetleriyle başvuruyor. Fizik muayenesinde hafif hepatomegali saptanıyor. Laboratuvar incelemelerinde serum seruloplazmin düzeyinin 2020 mg/dL'nin altında olduğu görülüyor. Kesin tanı amacıyla karaciğer biyopsisi yapılmasına karar veriliyor.

Bu hastada, hastalığın erken evresinde karaciğer biyopsisinde görülmesi en muhtemel olan ancak tanısal özgüllüğü düşük olan histopatolojik bulgu aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: Hepatositlerde mikroveziküler veya makroveziküler yağlanma

Answer

Hepatositlerde mikroveziküler veya makroveziküler yağlanma (steatoz)
Wilson hastalığında (ATP7B mutasyonu), bakırın karaciğerde birikmeye başlamasıyla oluşan ilk belirgin histolojik değişiklik steatozdur (yağlanma). Bu yağlanma hem mikroveziküler hem de makroveziküler özellikte olabilir ve sıklıkla non-alkolik yağlı karaciğer hastalığı (NAFLD) ile karıştırılabilir. Tanısal özgüllüğü düşük olsa da 'en muhtemel erken bulgu' sorulduğunda yağlanma tercih edilmelidir.

Step-by-Step Solution

1
Klinik ve laboratuvar bulgularını analiz et
Genç yaş (1616 yaş), nöropsikiyatrik semptomlar (irritabilite, okul başarısında düşüş) ve düşük seruloplazmin düzeyi Wilson hastalığını (hepatolentiküler dejenerasyon) işaret eder.
Wilson hastalığı, bakırın safra ile atılamaması sonucu karaciğer, beyin ve gözde birikmesiyle karakterize metabolik bir hastalıktır.
2
Wilson hastalığının karaciğerdeki erken evre patolojisini hatırla
Hastalığın en erken morfolojik bulgusu steatozdur (yağlanma).
Bakırın mitokondriyal hasara yol açması sonucu hepatositlerde yağ metabolizması bozulur ve hem mikro hem de makroveziküler yağlanma gelişir.
3
Seçenekleri ayırıcı tanı açısından değerlendir
Yağlanma bulgusu Wilson için özgül değildir (alkol, obezite gibi durumlarda da görülür) ancak en erken bulgudur. Mallory-Denk cisimcikleri ve siroz daha geç evrelerde eklenir.
Tanısal özgüllüğü düşük olan ancak en erken evrede beklenen bulgunun yağlanma olduğu bilgisi patolojik progresyonu anlamak için kritiktir.

Key Concept

Wilson hastalığının karaciğerdeki en erken histopatolojik değişikliği steatozdur (yağlanma).
Question 66Question →

Kronik viral hepatit nedeniyle takip edilen bir hastanın karaciğer iğne biyopsisi değerlendirilirken; portal alanlardaki lenfositik infiltrasyonun sınırlayıcı plağı (limitinglimiting plateplate) aşarak tek tek periportal hepatositlerde nekroza neden olduğu izlenmiştir.

Bu histopatolojik bulgu aşağıdakilerden hangisi ile adlandırılır?

Show answer & explanation

Answer: Interface (güve yeniği) hepatiti

Answer

Interface (güve yeniği) hepatiti
Interface (güve yeniği) hepatiti, kronik viral hepatitlerde portal inflamasyonun periportal hepatositlere yayılması ve sınırlayıcı plağın bütünlüğünü bozmasıdır. Bu bulgu hastalığın histolojik aktivitesini (grading) belirleyen temel parametredir.

Step-by-Step Solution

1
Morfolojik bulguyu analiz et
İnflamasyon portal alanı çevreleyen sınırlayıcı plağı aşmıştır.
Periportal hepatositlerin kaybı ile karakterize kronik hepatit aktivite bulgusunu tanımlamak için.
2
Kavramları eşleştir
Bu tablo 'güve yeniği' veya 'interface' hepatit olarak tanımlanır.
Portal ve lobüler ünite arasındaki arayüzdeki (interface) harabiyeti ifade etmek için.

Key Concept

Interface hepatiti (güve yeniği nekrozu), kronik hepatitlerin histolojik aktivite (grade) skorlamasında en temel kriterlerden biridir.

Practice More

Karaciğer biyopsisinde 'buzlu cam hepatosit' ve 'lenfoid agregat' görülen bir hastada en olası viral etkenleri karşılaştırınız.
Estimated Time:45s
Question 67Question →

6767 yaşında erkek hasta, son zamanlarda belirginleşen halsizlik ve eforla gelen nefes darlığı şikayetleriyle başvuruyor. Laboratuvar tetkiklerinde mikrositer anemi saptanması üzerine yapılan kolonoskopide sağ kolonda, çekum yerleşimli, 44 cm çapında, frajil ve geniş tabanlı bir kitle izleniyor. Biyopsi materyalinde 'tanım gereği tüm yüzeyinde displazi barındıran villöz adenom zemininde gelişmiş invaziv karsinom' saptanıyor.

Bu hastadaki tümörün patogenezinde rol oynayan klasik 'adenom-karsinom dizisi' (kromozomal instabilite yolu) düşünüldüğünde; adenomdan karsinoma ilerleme aşamasında (geç evre) etkili olan, 1818 q 2121 lokusunda yer alan ve TGF-β\beta sinyal iletiminin bozulmasından sorumlu olan gen aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: SMAD4

Answer

Kolonun klasik adenom-karsinom dizisinde (Vogelstein modeli), 1818 q 2121 lokusunda yer alan ve TGF-β\beta sinyal iletimini yürüterek hücre büyümesini baskılayan gen SMAD4 (DPC4) genidir.
SMAD4 geni, 1818 q 2121 lokusunda yer alan bir tümör süpresör gendir. TGF-β\beta sinyal yolağında mediyatör görevi görerek epitel hücrelerinin büyümesini baskılar. Adenom-karsinom dizisinin geç aşamasında (adenomdan karsinoma geçişte) bu genin veya aynı lokustaki SMAD2'nin kaybı, hücrenin büyüme inhibisyonu sinyallerinden kaçmasını sağlar.

Step-by-Step Solution

1
Klinik bulguları analiz et.
Sağ kolon (çekum) yerleşimli kitleler genellikle sinsi kanama yaparak demir eksikliği anemisi (halsizlik, nefes darlığı, mikrositer anemi) ile prezante olur.
Vakanın karsinogenez yolunu belirlemek için klinik ipuçlarını değerlendirmek gerekir.
2
Morfolojik bulguları yorumla.
Villöz adenomlar, tübüler adenomlara göre daha yüksek malignite potansiyeline sahiptir ve klasik adenom-karsinom (CIN) dizisini takip ederler.
Doku tipi, beklenen genetik mutasyon dizisini doğrular.
3
Moleküler lokus ve gen eşleşmesini gerçekleştir.
Adenom-karsinom dizisinde sıralama APC (55 q 2121) →\rightarrow KRAS (1212 p 1212) →\rightarrow SMAD4 (1818 q 2121) →\rightarrow TP53 (1717 p 1313) şeklindedir.
1818 q 2121 kaybı (SMAD2 ve SMAD4 genleri), TGF-β\beta büyüme inhibisyon sinyalinin kesilmesine neden olarak karsinoma ilerlemeyi sağlar.

Key Concept

Adenom-Karsinom (Vogelstein) Dizisi ve Moleküler Basamaklar
Question 68Question →

3030 yaşında bir kadın hasta, sağ alt kadran ağrısı ve ishal şikayetiyle başvuruyor. Yapılan kolonoskopik incelemede terminal ileumda sağlam mukoza alanlarıyla ayrılmış, yama tarzında (atlamalı) tutulum izleniyor. Alınan biyopsi örneklerinde transmural inflamasyon ve non-kazeifiye granülomlar saptanıyor.

Bu klinik ve patolojik bulgular ışığında, en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: Crohn hastalığı

Answer

Atlamalı tutulum, transmural inflamasyon ve non-kazeifiye granülom varlığı Crohn hastalığı tanısını koydurur.
Crohn hastalığı; gastrointestinal sistemin herhangi bir yerini tutabilen, 'atlamalı' (skip) lezyonlar yapan, bağırsak duvarının tüm katmanlarını etkileyen (transmural) ve vakaların yaklaşık üçte birinde kazeifiye olmayan (non-caseating) granülomlar içeren kronik inflamatuar bir hastalıktır. Soruda verilen sağ alt kadran ağrısı (terminal ileum tutulumu lehine) ve biyopsi bulguları bu tanıyı kesinleştirir.

Step-by-Step Solution

1
Klinik ve endoskopik bulguları analiz et
Sağ alt kadran ağrısı ve terminal ileumdaki 'atlamalı' (skip) lezyonlar saptandı.
Terminal ileum tutulumu ve sağlam alanlarla ayrılmış lezyonlar Crohn hastalığı için karakteristiktir.
2
Histopatolojik özellikleri değerlendir
Transmural inflamasyon ve non-kazeifiye granülomlar izlendi.
İnflamasyonun tüm duvarı tutması (transmural) ve kazeifiye olmayan granülomlar Crohn hastalığını Ülseratif kolitten ayıran temel farklardır.
3
Ayırıcı tanıları dışla
Ülseratif kolit (sürekli tutulum yok), Tüberküloz (kazeifikasyon yok) ve İskemi (nekroz yok) dışlandı.
Belirtilen bulgular en spesifik olarak Crohn hastalığına işaret etmektedir.

Key Concept

Crohn Hastalığı ve Ülseratif Kolit Ayırıcı Tanısı
Estimated Time:45s
Question 69Question →

6060 yaşında kadın hasta, yaklaşık 1515 yıldır devam eden kronik mide yanması ve regürjitasyon şikayetleri nedeniyle izlenmektedir. Endoskopik incelemede distal özofagusta somon rengi mukoza alanları görülmüş ve yapılan biyopside skuamöz epitelin yerini goblet hücreleri içeren kolumnar epitelin aldığı saptanmıştır. Bu hastanın takibinde adenokarsinom gelişimi için en kritik prekanseröz aşama olan "displazi" tanısı, aşağıdaki histopatolojik bulgulardan hangisinin varlığı ile konur?

Show answer & explanation

Answer: Nükleer hiperkromazi, pleomorfizm ve epitelial tabakalanma düzeninin bozulması

Answer

Nükleer atipi, hiperkromazi ve tabakalanma bozukluğu ile karakterize olan displazi bulguları, intestinal metaplazi zemininde adenokarsinom riskini belirleyen en kritik parametredir.
Doğru cevap olan nükleer hiperkromazi, pleomorfizm ve polarite kaybı; hücrelerin neoplastik transformasyon geçirdiğini gösteren displazi kriterleridir. Barrett özofagusu takibinde adenokarsinom riskini belirleyen en önemli histopatolojik bulgu displazinin varlığı ve derecesidir.

Step-by-Step Solution

1
Klinik ve endoskopik bulguları değerlendir
Kronik reflü zemininde gelişen somon rengi mukoza ve goblet hücreleri, intestinal metaplaziyi (Barrett) işaret eder.
Hastanın temel patolojisini ve risk altındaki bölgeyi belirlemek için.
2
Malignite risk faktörlerini analiz et
İntestinal metaplazi tek başına bir adaptasyondur; ancak adenokarsinom riskini asıl artıran durum displazi gelişimidir.
Metaplazi ile displazi arasındaki prekanseröz farkı ayırt etmek için.
3
Displazinin mikroskobik kriterlerini tanımla
Displazi; nükleer hiperkromazi, pleomorfizm, nükleer/sitoplazmik oran artışı ve hücresel polarite kaybı ile tanınır.
Seçenekler arasından patolojik tanıyı koyan kriteri seçmek için.

Key Concept

Özofagusta intestinal metaplazi (Barrett) zemininde gelişen displazi, adenokarsinoma gidişteki en kritik ve spesifik prekanseröz aşamadır.
Estimated Time:1m 30s
Question 70Question →

5555 yaşında erkek hasta; son aylarda belirginleşen halsizlik, eklem ağrıları ve cilt renginde koyulaşma şikayetleriyle başvuruyor. Laboratuvar tetkiklerinde açlık kan şekeri 190190 mg/dL ve serum ferritin düzeyi 22002200 ng/mL saptanıyor. Yapılan karaciğer biyopsisinde hepatositlerin sitoplazmasında bol miktarda altın sarısı-kahverengi granüler pigment birikimi izleniyor. Bu hastada saptanan pigmentin, "aşınma-yıpranma" (wear-and-tear) pigmenti olarak bilinen lipofuskinden ayrılmasında aşağıdaki boyama yöntemlerinden hangisinin pozitif sonuç vermesi en değerlidir?

Show answer & explanation

Answer: Perls Prusya mavisi

Answer

Perls Prusya mavisi boyası, hemosiderini lipofuskinden ayırmak için kullanılan altın standart yöntemdir.
Klinik tablo (bronz diyabet) ve laboratuvar verileri herediter hemokromatozis ile uyumludur. Bu hastalıkta karaciğerde biriken pigment hemosiderindir. Hemosiderin, Perls Prusya mavisi boyası ile parlak maviye boyanırken, benzer renkteki lipofuskin bu boya ile boyanmaz. Bu ayrım tanıda kritiktir.

Step-by-Step Solution

1
Klinik bulguları analiz etme
Halsizlik, hiperpigmentasyon (bronz diyabet) ve diyabet birlikteliği herediter hemokromatozis tablosunu düşündürür.
Hastadaki yüksek ferritin ve kan şekeri düzeyleri demir yüklenmesini destekler.
2
Morfolojik bulguyu değerlendirme
Hepatositlerde görülen altın sarısı-kahverengi pigment hemosiderindir.
Lipofuskin ile hemosiderin ışık mikroskobunda (H&E) benzer görünür.
3
Ayırıcı tanı için uygun boyayı seçme
Prusya mavisi boyası ile demirin pozitif boyanması beklenir.
Demir iyonları (Fe3+Fe^{3+}), Prusya mavisi reaksiyonu ile parlak mavi renk oluşturur.

Key Concept

Herediter hemokromatoziste demir (hemosiderin) birikiminin histokimyasal gösterimi.

Hints

1
Hastadaki 'bronz diyabet' kliniği demir metabolizması bozukluğunu işaret eder.
2
Karaciğerde kahverengi görünen iki temel pigment hemosiderin ve lipofuskindir.

Practice More

Demir birikiminin karaciğerdeki zonal dağılımını (periportal vs sentrilobüler) inceleyiniz.
Estimated Time:1m 0s
Question 71Question →

4545 yaşında erkek hasta, son bir yıldır giderek artan hem katı hem de sıvı gıdalara karşı yutma güçlüğü (disfajidisfaji) ve ağza gıda geri gelmesi (regu¨rjitasyonregürjitasyon) şikayetleriyle başvuruyor. Yapılan manometrik incelemede alt özofagus sfinkterinde (AO¨SAÖS) yutma sonrası gevşeme kusuru, AO¨SAÖS istirahat basıncında artış ve özofagus gövdesinde aperistaltizm saptanıyor. Bu klinik tablodan sorumlu olan primer patogenetik süreç aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: Myenterik (Auerbach) pleksustaki nitrik oksit üreten inhibitör nöronların kaybı

Answer

Akalazyanın primer patogenetik süreci, myenterik (Auerbach) pleksusta nitrik oksit (NONO) ve vazoaktif intestinal peptid (VIPVIP) üreten inhibitör nöronların kaybıdır.
Akalazya, distal özofagus myenterik pleksusundaki ganglion hücrelerinin kaybı ile karakterizedir. Özellikle gevşemeyi sağlayan nitrik oksit (NONO) ve vazoaktif intestinal peptid (VIPVIP) üreten inhibitör nöronların kaybı, alt özofagus sfinkterinin (AÖS) bazal tonusunun artmasına ve yutma sırasında gevşeme yeteneğinin kaybolmasına yol açar.

Step-by-Step Solution

1
Klinik ve manometrik bulguların analizi
Disfaji, regürjitasyon, gevşeme kusuru ve aperistaltizm birlikteliği saptandı.
Bu bulgular klasik akalazya triadını (AÖS gevşeme kusuru, artmış tonus ve aperistaltizm) tanımlar.
2
Nöroanatomik lokalizasyonun belirlenmesi
Patolojinin özofagusun kas tabakaları arasındaki myenterik pleksusta olduğu belirlendi.
Sindirim kanalı motilitesini birincil olarak Auerbach (myenterik) pleksusu yönetir.
3
Hücresel düzeyde patogenezin tespiti
Gevşemeyi sağlayan nöronların (inhibitör) kaybı sonucuna varıldı.
Normal yutma sırasında sfinkterin gevşemesi NO ve VIP salgılayan inhibitör nöronlar sayesinde olur; bu nöronların kaybı sürekli kasılmaya (gevşeme kusuru) yol açar.

Key Concept

Akalazya, myenterik pleksustaki inhibitör nöronların kaybı sonucu oluşan bir motilite bozukluğudur.
Estimated Time:1m 30s
Question 72Question →

6464 yaşında erkek hasta, son 33 aydır devam eden ağrısız sarılık, halsizlik ve 1010 kg kilo kaybı şikayetleriyle başvuruyor. Fizik muayenesinde sağ üst kadranda ağrısız, gergin ve düzgün yüzeyli bir kitle (Courvoisier bulgusu) palpe ediliyor. Laboratuvar incelemesinde CA 19−919-9 düzeyi 680680 U/mL (Normal: <37<37) saptanıyor. Pankreas başında 4.54.5 cm çaplı kitle saptanması üzerine yapılan biyopsi sonucunda yoğun desmoplastik stroma içeren duktal adenokarsinom tanısı konuluyor. Bu hastadaki tümörün patogenezinde rol oynayan moleküler basamaklar düşünüldüğünde; PanIN (pankreatik intraepitelyal neoplazi) lezyonlarının invaziv karsinoma progresyonunda genellikle en geç evrede (PanIN-33 aşamasında) ortaya çıkan ve TGF-β\beta sinyal iletim yolağında görevli bir proteinin kaybına neden olan temel moleküler değişiklik hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: SMAD4 (DPC4) tümör baskılayıcı geninin inaktivasyonu

Answer

Pankreas duktal adenokarsinomunun moleküler progresyonunda (PanIN dizisi), invaziv karsinoma geçişte görülen karakteristik geç evre değişikliği SMAD4 (DPC4) geninin inaktivasyonudur.
SMAD4 (DPC4) geni, 18q2118q21 kromozomunda yer alan bir tümör baskılayıcı gendir. Pankreas kanserlerinin yaklaşık %50'sinde homozigot delesyon veya mutasyon yoluyla inaktive olur. Bu genin kaybı, TGF-β\beta sinyal yolağının büyüme engelleyici etkilerini ortadan kaldırarak PanIN-3 lezyonlarının invaziv karsinoma dönüşümünde kritik ve geç bir rol oynar.

Step-by-Step Solution

1
Klinik tabloyu değerlendir
Ağrısız sarılık, Courvoisier bulgusu ve CA 19-9 yüksekliği pankreas başı yerleşimli bir duktal adenokarsinomu işaret eder.
Hastalığın patogenezindeki moleküler sıralamayı belirlemek için önce tanının kesinleştirilmesi gerekir.
2
PanIN (Pankreatik İntraepitelyal Neoplazi) progresyon modelini hatırla
Normal epitelyum → PanIN-1 (KRAS mutasyonu) → PanIN-2 (CDKN2A inaktivasyonu) → PanIN-3/İnvaziv karsinom (SMAD4 ve TP53 inaktivasyonu).
Genetik mutasyonların zamansal sıralaması TUS sorularında kritik bir ayırt edicidir.
3
TGF-beta yolağı ile gen ilişkisini kur
SMAD4 (DPC4 - Deleted in Pancreatic Cancer 4), TGF-beta sinyal yolağında bir efektör proteindir.
Soruda istenen 'TGF-beta yolağında görevli protein' ve 'geç evre' kriterlerini sadece SMAD4 karşılar.

Key Concept

Pankreas karsinogenezinde 'hit' dizisi: En erken KRAS, orta evre p16, en geç SMAD4 ve TP53'tür.

Practice More

Pankreasın nöroendokrin tümörlerinde (PanNET) sık görülen DAXX ve ATRX mutasyonlarını, duktal adenokarsinom mutasyonlarıyla karşılaştırarak çalışmanız önerilir.
Estimated Time:2m 0s
Question 73Question →

6262 yaşında kadın hasta, son zamanlarda artan halsizlik ve dilde yanma şikayetiyle başvuruyor. Laboratuvar tetkiklerinde hemoglobin düzeyi düşük, ortalama eritrosit hacmi (MCVMCV) ise 110110 fLfL olarak saptanıyor. Yapılan üst gastrointestinal sistem endoskopisinde mide korpus ve fundus mukozasının belirgin derecede incelmiş ve soluk olduğu, antrum mukozasının ise doğal görünümde olduğu izleniyor. Bu hastadan alınan mide korpus biyopsisinde aşağıdakilerden hangisinin görülmesi en olasıdır?

Show answer & explanation

Answer: Nöroendokrin (ECL) hücrelerde lineer veya mikronodüler hiperplazi

Answer

Mide korpus biyopsisinde nöroendokrin (ECL) hücrelerde lineer veya mikronodüler hiperplazi izlenmesi en olasıdır.
Doğru seçenek olan nöroendokrin (ECL) hücre hiperplazisi, otoimmün gastritin patognomonik olmayan ancak karakteristik bir sonucudur. Pariyetal hücrelerin otoimmün yıkımı sonucu mide asit üretimi azalır (aklorhidri). Bu durum, antral G hücrelerini negatif feedback ile uyararak serum gastrin seviyelerini aşırı yükseltir (hipergastrinemi). Gastrin, mide korpusundaki ECL hücrelerinin proliferasyonunu tetikleyerek lineer veya nodüler hiperplaziye, uzun vadede ise karsinoid tümörlere yol açabilir.

Step-by-Step Solution

1
Klinik ve laboratuvar bulgularını analiz et
Makrositer anemi (MCV>100MCV > 100 fLfL) ve dilde yanma (glossit) vitamin B12B_{12} eksikliğini düşündürür.
Otoimmün gastrit, pernisiyöz anemiye yol açan intrinsik faktör eksikliğinin en sık nedenidir.
2
Endoskopik bulguları yorumla
Korpus ve fundusta atrofi varken antrumun korunmuş olması Tip A (Otoimmün) gastrit için karakteristiktir.
Otoimmün süreç mide asit sekresyonunu yapan pariyetal hücrelerin bulunduğu korpus/fundus bölgesine spesifiktir.
3
Fizyopatolojik mekanizmayı kur
Pariyetal hücre kaybı → Aklorhidri → G hücrelerinden aşırı gastrin salınımı (Hipergastrinemi) → ECL hücre uyarımı.
Gastrin, mide korpusundaki nöroendokrin hücreler (ECL) için güçlü bir trofik faktördür.

Key Concept

Otoimmün gastritte (Tip A) pariyetal hücre kaybına bağlı gelişen hipergastrinemi, nöroendokrin (ECL) hücre hiperplazisine ve karsinoid tümör riskinde artışa neden olur.
Estimated Time:1m 30s
Question 74Question →

Uzun süredir metabolik sendrom tanıları ile takip edilen 48 yaşında erkek hastanın yapılan batın ultrasonografisinde karaciğer sağ lobunda 4 cm çapında solid kitle saptanıyor. Biyopside neoplastik hepatositlerin sinüzoidlerde belirgin dilatasyon (peliyozis benzeri) ve inflamatuar hücre infiltrasyonu ile çevrili olduğu görülüyor. İmmünohistokimyasal incelemede tümör hücrelerinde Serum Amiloid A (SAA) ve C-reaktif protein (CRP) ile yaygın güçlü boyanma izlenirken, beta-katenin ile sadece membranöz boyanma saptanıyor.

Tanımlanan bu lezyonun patogenezinde en sık görülen moleküler değişiklik aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: IL6ST (gp130) somatik mutasyonu

Answer

Tanımlanan lezyon İnflamatuar Hepatosellüler Adenomdur ve en sık IL6ST (gp130) somatik mutasyonu ile ilişkilidir.
Soruda tarif edilen lezyon İnflamatuar Hepatosellüler Adenomdur (IHCA). Bu adenom tipi sıklıkla obezite ve metabolik sendromla ilişkilidir (alkol kullanımı da risk faktörüdür). Histolojik olarak sinüzoidal dilatasyon (peliyozis benzeri), inflamatuar hücre infiltrasyonu ve duktüler reaksiyon görülür. İmmünohistokimyasal olarak Serum Amiloid A (SAA) ve C-reaktif protein (CRP) pozitifliği tanı koydurucudur. Bu tümörlerin patogenezinde en sık IL6ST (gp130) geninde somatik mutasyonlar (%60) görülür ve bu durum JAK-STAT yolunun konstitütif aktivasyonuna yol açar.

Step-by-Step Solution

1
Klinik ve histopatolojik bulguları analiz et.
Hasta metabolik sendromlu (obezite ilişkisi). Histolojide sinüzoidal dilatasyon ve inflamasyon var. IHC'de SAA ve CRP pozitif.
Bu bulgular 'İnflamatuar Hepatosellüler Adenom' (IHCA) tanısına işaret eder.
2
İmmünohistokimyasal ayırıcı tanıyı değerlendir.
Beta-katenin nükleer değil, sadece membranöz boyanmış. LFABP (HNF1A için) kaybı belirtilmemiş.
Nükleer beta-katenin olmaması 'Beta-katenin aktive adenom'u dışlar. SAA pozitifliği inflamatuar tipi doğrular.
3
Tanımlanan adenom alt tipinin moleküler patogenezini belirle.
İnflamatuar adenomlar JAK-STAT yolunun aktivasyonu ile karakterizedir. Bunun en sık nedeni IL6ST (gp130) genindeki somatik fonksiyon kazandırıcı mutasyonlardır.
HNF1A steatotik tipte, Beta-katenin nükleer boyanan tipte görülür.

Key Concept

İnflamatuar Hepatosellüler Adenom (IHCA) özellikleri ve moleküler genetiği (IL6ST/gp130 mutasyonu)

Hints

1
Lezyonun immün profilindeki SAA ve CRP pozitifliği, tümörün 'inflamatuar' karakterde olduğunu göstermektedir.
2
İnflamatuar hepatosellüler adenomlar (IHCA), JAK-STAT sinyal yolunun aktivasyonu ile karakterizedir.
3
JAK-STAT yolunun aktivasyonuna en sık neden olan reseptör ko-transdüseri gp130 proteinini kodlayan gendir.

Practice More

Hepatosellüler adenomların malignite riski açısından sınıflandırılmasını ve beta-katenin mutasyonunun klinik önemini gözden geçirin.
Estimated Time:1m 30s
Question 75Question →

Kronik sağ üst kadran ağrısı şikayetiyle başvuran 6060 yaşındaki kadın hastanın abdominal radyografisinde, safra kesesi lojunda duvarı tamamen çevreleyen kalsifikasyon saptanmıştır. Makroskobik incelemede 'porselen safra kesesi' tanısı alan bu patolojik durum, aşağıdaki malignitelerden hangisi için en önemli risk faktörlerinden biri olarak kabul edilir?

Show answer & explanation

Answer: Safra kesesi karsinomu

Answer

Porselen safra kesesi, safra kesesi karsinomu gelişimi için önemli bir risk faktörüdür.
Porselen safra kesesi, kronik kolesistitin nadir bir komplikasyonu olup safra kesesi duvarının kalsiyum tuzları ile yoğun infiltrasyonu ve kireçlenmesi durumudur. Bu durum, safra kesesi karsinomu gelişimi için bilinen en güçlü risk faktörlerinden biridir ve profilaktik kolesistektomi endikasyonu olarak kabul edilir.

Step-by-Step Solution

1
Klinik bulgunun tanımlanması
Porselen safra kesesi (duvar kalsifikasyonu)
Radyografide safra kesesi duvarını çevreleyen kalsifikasyon 'porselen' görünümünü tanımlar.
2
Klinik risk faktörünün hatırlanması
Safra kesesi karsinomu riski
Porselen safra kesesi, kronik inflamasyonun bir sonucu olup karsinom gelişimi için %20-30 risk artışı ile karakterizedir.

Key Concept

Porselen safra kesesi ve karsinom ilişkisi

Practice More

Safra kesesi karsinomu ve kolanjiokarsinom için diğer risk faktörlerini (taşlar, adenomlar, klonorkis) gözden geçirin.
Estimated Time:45s
Question 76Question →

1212 yaşında bir kız çocuk, tekrarlayan sağ üst kadran ağrısı ve aralıklı sarılık şikayetiyle getirilmiştir. Fizik muayenede sağ hipokondriyumda kistik karakterde bir kitle palpe edilmiştir. Yapılan ultrasonografik incelemede ana safra kanalında (koledok) belirgin fuziform kistik dilatasyon saptanmıştır. Bu hastada ilerleyen yıllarda gelişme riski en yüksek olan malignite aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: Kolanjiyokarsinom

Answer

Koledok kistleri ile ilişkili en önemli malignite riski kolanjiyokarsinomdur.
Koledok kistleri, safra yollarının konjenital anomalisidir ve lümen içindeki kronik safra stazı ile pankreatikobilier kanal birleşim bozukluklarına bağlı gelişen reflü, kist duvarındaki epitelde displazi ve sonuç olarak kolanjiyokarsinom gelişimine neden olur.

Step-by-Step Solution

1
Klinik bulguları analiz et.
Çocuk yaş grubunda ağrı, sarılık ve palpe edilen kitle 'koledok kisti' üçlemesini düşündürür.
Koledok kistleri safra yollarının konjenital dilatasyonlarıdır.
2
Kistik dilatasyonun etkilerini değerlendir.
Kist içinde safra stazı, taş oluşumu ve pankreatik enzimlerin reflüsü kronik irritasyona neden olur.
Kronik inflamasyon biliyer epitelde displaziye yol açar.
3
Uzun dönem komplikasyonları belirle.
Bu hastaların yaklaşık %10-15'inde kist duvarından kaynaklanan kolanjiyokarsinom gelişir.
Malignite riski yaşla birlikte artar.

Key Concept

Koledok kistleri (özellikle Tip 1), kronik inflamasyon ve safra stazı nedeniyle biliyer sistem epiteli kökenli kolanjiyokarsinom için predispozan bir faktördür.

Hints

1
Koledok kistleri safra yolları epiteli ile döşelidir; risk bu epiteli ilgilendiren bir tümördür.

Practice More

Todani sınıflamasına göre koledok kisti tiplerini ve bunların malignite potansiyellerini gözden geçirebilirsiniz.
Estimated Time:1m 30s
Question 77Question →

6464 yaşında erkek hasta, uzun süredir devam eden epigastrik ağrı ve dispeptik şikayetler nedeniyle endoskopiye alınıyor. Mide antrumunda 3 cm3\text{ cm} çapında, düzensiz sınırlı ve ülserovejetan karakterde bir kitle saptanıyor. Alınan biyopsi örneklerinin histopatolojik incelemesinde; belirgin glandüler yapılar oluşturan malign epitel hücreleri ve çevre mukozada intestinal metaplazi alanları izleniyor. Bu hastadaki tümör tipi ile ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Show answer & explanation

Answer: Kronik H.pyloriH. pylori enfeksiyonu ve intestinal metaplazi ile güçlü etiyolojik ilişki gösterir.

Answer

İntestinal tip mide karsinomu, kronik H. pylori enfeksiyonu ve intestinal metaplazi ile güçlü etiyolojik ilişki gösterir.
Vakada tanımlanan glandüler yapı oluşumu ve intestinal metaplazi varlığı, Lauren sınıflamasına göre 'İntestinal Tip' mide karsinomunu tanımlar. Bu tümör tipi tipik olarak çevresel faktörler, diyet ve kronik H.pyloriH. pylori enfeksiyonu ile ilişkilidir. Antrumda yerleşen bu kitleler genellikle atrofik gastrit ve intestinal metaplazi zemininde gelişir.

Step-by-Step Solution

1
Hastanın klinik ve patolojik bulgularını Lauren sınıflamasına göre değerlendirmek.
İleri yaş (6464), antral yerleşimli kitle, glandüler yapı ve eşlik eden intestinal metaplazi varlığı 'İntestinal Tip Mide Karsinomu' tanısını koydurur.
Lauren sınıflamasına göre mide karsinomları intestinal ve diffüz tip olarak iki ana gruba ayrılır; morfoloji ve prekürsör lezyonlar bu ayrımda kritiktir.
2
İntestinal tip karsinomun etiyolojik faktörlerini gözden geçirmek.
Bu tip karsinomun H.pyloriH. pylori enfeksiyonu, tütsülenmiş gıdalar ve kronik gastrit-metaplazi zemininde geliştiği sonucuna varılır.
Çevresel faktörler ve kronik mukozal hasar, intestinal tip karsinom gelişiminde temel tetikleyicilerdir.
3
Seçenekleri diffüz tip karsinomun özellikleriyle karşılaştırarak elemeyi tamamlamak.
E-kadherin kaybı, linitis plastik ve taşlı yüzük hücreleri gibi bulguların diffüz tip için karakteristik olduğu teyit edilir.
İki tip arasındaki moleküler ve makroskobik farklar, ayırıcı tanıda sıkça sorgulanan TUS bilgileridir.

Key Concept

Lauren Sınıflaması: İntestinal Tip vs. Diffüz Tip Mide Karsinomu
Estimated Time:1m 15s
Question 78Question →

5555 yaşında bir erkek hastada tarama amaçlı yapılan kolonoskopide, çekumda (sağ kolon) 1,21,2 cm çapında, sapı bulunmayan (sesil), yüzeyi mukusla kaplı düz bir lezyon saptanıyor. Alınan biyopsinin histopatolojik incelemesinde; kriptlerin üst kısımlarında "testere dişi" (serrat) görünüm, kript tabanlarında ise muskularis mukozaya paralel lateral büyüme ve bazal kısımlarda genişleme (LL veya bot şeklinde kriptler) izleniyor. Bu lezyonun özellikleri ve moleküler patogenezi göz önüne alındığında, aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Show answer & explanation

Answer: Bu lezyon sesil serrat lezyon (SSL) olarak tanımlanır ve BRAF mutasyonu ile mikrosatellit instabilitesi (MSI) yoluyla karsinom gelişimine ilerleyebilir.

Answer

Bu lezyon sesil serrat lezyon (SSL) olup, sağ kolonda yerleşmesi ve kript tabanlarındaki karakteristik genişleme ile tanınır; BRAF mutasyonu ve MSI yolağı üzerinden karsinoma ilerleme potansiyeline sahiptir.
Vakadaki lezyon, sağ kolonda yerleşmesi ve histopatolojik olarak kript tabanlarında gösterdiği lateral büyüme ve genişleme (bot/L şekli) ile tipik bir Sesil Serrat Lezyon'dur (SSL). Bu lezyonlar, BRAF mutasyonu ve DNA yanlış eşleşme tamir genlerinin susturulması (MSI) ile karakterize edilen serrat neoplazi yolağının öncülüdür.

Step-by-Step Solution

1
Lezyonun yerleşim yeri ve morfolojisini analiz et.
Sağ kolonda (çekum) yerleşim ve kript tabanlarında lateral büyüme/genişleme (LL veya bot şekli) saptandı.
Bu histolojik bulgular, hiperplastik polipten ziyade Sesil Serrat Lezyon (SSL) tanısı için karakteristiktir.
2
Lezyonun moleküler yolağını belirle.
Serrat neoplazi yolağı: BRAF mutasyonu → CpG ada metilasyonu (CIMP) → MSI.
SSL'ler, klasik APC yolağından farklı olarak BRAF mutasyonu ile başlayan serrat yolu izler.
3
Klinik sonuçları değerlendir.
Malign potansiyel varlığı ve sağ kolon yerleşimi nedeniyle demir eksikliği anemisi riski.
Sağ kolon kanserleri tipik olarak ekzofitik büyür ve kronik kanama ile anemiye yol açar.

Key Concept

Sesil Serrat Lezyonlar ve Serrat Neoplazi Yolağı
Question 79Question →

5252 yaşında obezite ve Tip 2 diabetes mellitus tanıları olan erkek hastada rutin kontroller sırasında serum ALTALT düzeyi 7878 U/L, ASTAST düzeyi 6262 U/L bulunmuştur. Hastaya yapılan karaciğer iğne biyopsisinde makroveziküler steatoz, asiner nötrofilik infiltrasyon ve belirgin "balonlaşma" (ballooning) dejenerasyonu izlenmiştir.

Bu hastada izlenen balonlaşma dejenerasyonunun patogenezinde rol oynayan temel hücresel değişiklik aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: Hücre iskeletini oluşturan sitokeratin 8 ve 18 ara filamanlarının kaybı ve disorganizasyonu

Answer

Balonlaşma dejenerasyonu, hepatositlerin hücre iskeletini sağlayan sitokeratin 8 ve 18 tipindeki ara filamanlarının kaybı ve hasarı sonucu ortaya çıkar.
Balonlaşma (ballooning) dejenerasyonu, steatohepatit (alkolik veya non-alkolik) ve viral hepatitlerde görülen karakteristik bir hepatosit hasarı tipidir. Bu süreçte hepatositlerin boyutu artar, sitoplazma berraklaşır ve telsi bir görünüm alır. Bu morfolojik değişikliğin temelinde hücre iskeletini oluşturan sitokeratin 8 ve 18 ara filamanlarının hasarı, kaybı ve disorganizasyonu yatar. Bu hasar sonucunda çöken keratinler, Mallory-Denk cisimcikleri olarak adlandırılan eozinofilik inklüzyonları oluşturabilir.

Step-by-Step Solution

1
Vakadaki klinik bulguları analiz et.
Obezite, diyabet ve hafif transaminaz yüksekliği (ALT>ASTALT > AST) olan hastada makroveziküler steatoz ve inflamasyon varlığı Non-alkolik Steatohepatit (NASH) tanısını düşündürür.
Metabolik sendrom bileşenleri ve biyopsi bulguları steatohepatit tablosunu doğrular.
2
"Balonlaşma" (ballooning) dejenerasyonunun morfolojisini tanımla.
Hücrelerin normalden 22-33 kat büyümesi, sitoplazmanın soluk ve "telsi" (wispy) bir görünüm almasıdır.
Bu görünüm, hücre içindeki yapısal desteğin bozulduğunu gösterir.
3
Balonlaşmanın moleküler mekanizmasını belirle.
Hücre iskeletini (cytoskeleton) oluşturan sitokeratin 8 ve 18 tipi ara filamanların (intermediate filaments) kaybı temel patogenetik olaydır.
Hidropik şişme (iyon pompası bozukluğu) hücrenin su almasıyken, balonlaşma yapısal iskeletin çökmesidir; bu hücrelerde sıklıkla çökmüş keratin yumakları olan Mallory-Denk cisimcikleri de görülebilir.

Key Concept

Steatohepatitte balonlaşma dejenerasyonu, keratin 8/18 ara filamanlarının kaybı ve disorganizasyonu ile karakterize bir hepatosit hasarı tipidir.

Practice More

Mallory-Denk cisimciklerinin immünhistokimyasal olarak hangi proteinler (p62, ubiquitin) ile boyandığını inceleyebilirsiniz.
Estimated Time:2m 0s
Question 80Question →

5252 yaşında erkek hasta, epigastrik ağrı ve son aylarda belirginleşen bacaklarda şişlik şikayetiyle başvuruyor. Laboratuvar incelemesinde serum albümin düzeyi 2.42.4 g/dL (NN: 3.5−5.03.5-5.0) olarak saptanıyor. Üst gastrointestinal sistem endoskopisinde mide korpus ve fundusunda antrumu koruyan, beyin kıvrımları benzeri dev mukozal kıvrımlar izleniyor. Biyopside foveolar epitelde belirgin hiperplazi, bezlerde atrofi ve paryetal hücre sayısında azalma gözleniyor. Bu hastadaki klinik ve histopatolojik bulguların patogenezinden sorumlu olan temel moleküler mekanizma aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: Transforming growth factor-alpha (TGF-α\alpha) aşırı ekspresyonu

Answer

Ménétrier hastalığının patogenezinden sorumlu olan temel mekanizma TGF-α\alpha aşırı ekspresyonudur.
Ménétrier hastalığı, korpus ve fundustaki foveolar hücrelerin aşırı proliferasyonu (hiperplazi) sonucu dev mukozal kıvrımların oluştuğu bir tablodur. Bu süreci tetikleyen temel moleküler olay, TGF-α\alpha proteininin aşırı üretimi ve buna bağlı olarak EGFR reseptörünün sürekli uyarılmasıdır. Sonuçta mukoza üzerinden yoğun albümin kaybı (protein kaybeden enteropati) gelişir.

Step-by-Step Solution

1
Klinik bulguları analiz et
Hipoalbuminemi (ödem) ve dev mide kıvrımları birlikteliği saptandı.
Bu tablo 'protein kaybeden enteropati' ile giden bir hipertrofik gastropatiyi düşündürür.
2
Histopatolojik ve endoskopik bulguları yorumla
Antrumun korunması ve foveolar hiperplazi ile glandüler atrofinin görülmesi Ménétrier hastalığını doğrular.
Zollinger-Ellison sendromunda foveolar değil, glandüler hiperplazi görülür ve asit salgısı artmıştır.
3
Moleküler mekanizmayı hatırla
Ménétrier hastalığında TGF-α\alpha aşırı ekspresyonunun EGFR (Epidermal Growth Factor Receptor) aktivasyonuna yol açtığı bilinmektedir.
Bu büyüme faktörü sinyali mukozal hücre proliferasyonunu tetikler.

Key Concept

Ménétrier hastalığı, TGF-α\alpha aşırı ekspresyonuna bağlı gelişen, foveolar hiperplazi ve protein kaybı ile karakterize bir hipertrofik gastropatidir.
PreviousPage 4 / 17Next
Gastrointestinal ve Hepatobiliyer Sistem Patolojisi Practice Questions — TUS - Tıpta Uzmanlık Sınavı — Page 4 | Examkin