All practice questions
6755 questions
Aşağıdaki cümlelerin hangisinde, doğaya ait bir özelliğin insana aktarılmasıyla (doğadan insana deyim aktarması) oluşmuş bir kullanım vardır?
Şehir hayatının yoğun gürültüsünden uzaklaşmak isteyenler için tasarlanan sessiz parklar, günümüzde giderek önem kazanan özel ekolojik koruma alanlarıdır. İlk olarak büyük metropollerde hayata geçirilen bu proje, sadece insanların zihinsel dinginliğe ulaşmasını değil, kentsel yaban hayatının korunmasını da hedefler. Yapılan bilimsel çalışmalar, ulaşım ve sanayi kaynaklı gürültülerin kuşların iletişimini zorlaştırarak biyoçeşitliliğe zarar verdiğini ortaya koymaktadır. Sessiz parklarda motorlu araçların kullanımı sınırlandırılırken su şırıltısı, yaprak hışırtısı gibi doğal seslerin öne çıkmasını sağlayan mimari düzenlemeler yapılır. Böylece hem şehir sakinlerine huzurlu dinlenme alanları sunulur hem de bölgedeki canlı popülasyonunun doğal yaşam döngüsü korunmuş olur.
Bu parçadan hareketle sessiz parklar ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
Tiyatro, insanlık tarihi boyunca sadece bir eğlence aracı olmamış; bireyin kendisini başkalarının yerine koyarak dünyayı farklı pencerelerden görmesini sağlayan bir empati laboratuvarı işlevi görmüştür. Sahnede canlandırılan karakterlerin sevinçleri, acıları ve çelişkileri, izleyiciye kendi yaşam sınırlarının ötesine geçme imkânı sunar. Bu yönüyle tiyatro, toplumsal ilişkilerde hoşgörüyü artırırken bireyin duygusal zekasını ve başkalarını anlama yetisini derinleştirir. İnsanlar tiyatro salonundan ayrılırken sadece bir oyun izlemiş olarak değil, insan doğasına dair daha geniş bir kavrayış kazanmış olarak çıkarlar.
Bu parçanın konusu aşağıdakilerden hangisidir?
Aşağıda arkeoloji ve kültürel mirasla ilgili verilen cümleleri, ifade ettikleri kavramsal anlam özellikleriyle eşleştiriniz.
Click a left item, then click its matching right item
Items
Matches
Aşağıdaki parçada harita yapımı ve gerçeklik ilişkisi ele alınmaktadır:
Harita yapımı, karmaşık ve uçsuz bucaksız mekânı küçülterek, sınırlandırarak ve basitleştirerek insan zihni için anlaşılır kılma çabasının bir ürünüdür. Ancak bir harita ne kadar kusursuz, ölçek olarak aslına yakın ve ayrıntılı üretilirse üretilsin, temsil ettiği coğrafi arazinin kendisi olamaz; aksine, o arazinin barındırdığı tüm devingenliği, canlılığı ve tarihsel yaşantıyı dışarıda bırakmak zorundadır. Jorge Luis Borges'in bir öyküsünde resmettiği, krallığın sınırlarıyla bire bir örtüşen o devasa imparatorluk haritası, tam da bu mutlak temsil arayışının getirdiği kullanışsızlık nedeniyle zamanla doğanın yıkıcı etkisine ve unutulmaya terk edilmiştir. Çünkü bir haritanın gerçek değeri ve işlevselliği, gerçeği kusursuz biçimde taklit etmesinde ya da onu bire bir kopyalamasında değil; belirli unsurları seçip diğerlerini feda ederek sunduğu niteliksel soyutlamada saklıdır. Başka bir deyişle harita, arazinin nesnel bir aynası olmaktan ziyade, insan zihninin o araziyle kurduğu pragmatik ve işlevsel ilişkinin bir aracıdır. Dolayısıyla, mekânı anlamlandırma ve yönetme çabası, bilginin niceliksel olarak yığılmasında değil, hedefe yönelik ve seçici bir zihinsel eleme sürecinde anlam kazanır.
Bu parçadan hareketle, 'Bir temsil aracının niteliği, temsil ettiği nesneyi tüm ayrıntılarıyla kopyalamasından ziyade, zihinsel ihtiyaçlar doğrultusunda gerçekleştirdiği eleyici ve soyutlayıcı işlevine bağlıdır.' ifadesi parçanın ana düşüncesidir.
Doğrudan anlatım; başkasına ait bir sözün hiç değiştirilmeden, olduğu gibi aktarılmasıdır. Dolaylı anlatım ise başkasına ait bir sözün, aktaran kişinin kendi sözcükleriyle, cümlenin yapısını değiştirerek (genellikle sıfat-fiil ekleri yardımıyla) aktarılmasıdır.
Buna göre, aşağıdaki cümlelerin hangisinde hem doğrudan hem de dolaylı anlatım özelliğine yer verilmiştir?
Her şehrin kendine özgü bir ses tonu olduğu gibi, kendine has bir koku kimliği de vardır. Son yıllarda coğrafyacılar ve şehir plancıları tarafından geliştirilen "kentsel koku peyzajı" (smellscape) kavramı, kentleri sadece görsel ve işitsel ögeleriyle değil, kokularıyla da haritalandırmayı amaçlıyor. Bir sokağın köşesindeki fırından yayılan taze ekmek kokusu, parktaki ıhlamur ağaçları ya da endüstriyel bölgelerden yükselen kimyasal sızıntılar, o şehrin sakinlerinin hafızasında derin izler bırakır. Koku haritaları, kentsel dönüşüm süreçlerinde geçmişin duyusal mirasını korumak ve şehirlerin kimliksizleşmesini önlemek adına güçlü bir enstrüman haline gelmiştir. Bu haritalar sayesinde, bir kentin sadece fiziksel yapısı değil, zaman içinde değişen toplumsal yaşamı ve kültürel dokusu da kokular üzerinden izlenebilmektedir.
Bu parçanın konusu aşağıdakilerden hangisidir?
Mimaride mekân, çoğunlukla duvarlar, sütunlar ve çatılar gibi fiziksel sınırlarla tanımlanan doluluklar üzerinden algılanır. Oysa tasarımı asıl nitelikli kılan, bu katı kütlelerin arasında kalan ve 'boşluk' (void) olarak adlandırılan hacimlerdir. Boşluk; ışığın süzüldüğü, rüzgârın yönlendiği ve insan hareketinin biçimlendiği dinamik bir alandır. Modern mimarlık, boşluğu sadece bir yapısal eksiklik ya da kullanılmayan alan olarak görmez; aksine onu kütleyi hafifleten, mekânlar arası geçişleri düzenleyen ve kullanıcıya nefes aldıran kurucu bir öge olarak konumlandırır. Dolayısıyla bir yapının başarısı, malzemelerin bir araya getirilme biçiminden ziyade, bu malzemelerin çevrelediği görünmez boşluğa nasıl bir kimlik kazandırdığı ile ölçülür.
Bu parçanın konusu aşağıdakilerden hangisidir?
(I) Edebiyat dünyasının o pırıltılı ama bir o kadar da vefasız koridorlarında yürürken maruz kaldığım haksızlıklara artık şaşırmıyorum; bunları hayatın doğal bir parçası olarak görüyorum. (II) Zamanında bana sunulan o geniş imkânları elimin tersiyle itip dar bir çevreye hitap eden bu dergide yazmaya başlamam, hayatımın en büyük hatasıydı. (III) O günlerde, en sıkışık anlarımda yardımıma koşacağını iddia eden o çok sevgili dostlarım, nedense bu zorlu süreçte tek bir telefon bile etmediler. (IV) Kendini edebiyat gurmesi ilan eden bu toy yazar, birkaç makale karalamakla koca bir geleneği tasfiye edebileceğini sanıyor. (V) Keşke o yıllarda büyük ustaların yanından ayrılmasaydım da onların tecrübelerinden daha fazla istifade edebilseydim.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerde belirginleşen duygu ve durumlarla ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
Aşağıdaki parçada bilişsel arkeoloji disiplini ele alınmaktadır.
(I) Bilişsel arkeoloji, antik toplulukların geride bıraktığı maddi kalıntıları salt pratik işlevleri ya da estetik nitelikleriyle sınırlı kalmadan, bu nesnelerin arka planında yatan zihinsel süreçlerin, soyut tasarımların ve sembolik sistemlerin izini sürerek inceler. (II) Son dönem teknolojik gelişmelerin arkeolojiye kazandırdığı nörogörüntüleme, üç boyutlu dijital modelleme ve sanal gerçeklik gibi modern araçlar; tarih öncesi dönemde yaşamış insanların mekânsal algılarını ve soyutlama yeteneklerini bilimsel olarak somutlaştırma noktasında araştırmacılara yepyeni ufuklar açmaktadır. (III) Ancak geçmişin zihinsel haritasını ç��karma çabası, çağdaş insanın kendi zihinsel şablonlarını ve modern dünyadaki algısal kalıplarını antik buluntulara doğrudan yansıtması gibi metodolojik bir anakronizm tehlikesini de her zaman bünyesinde barındırır. (IV) Dolayısıyla bu bilim dalı, sınırları iyi çizilmiş disiplinler arası bir metodolojiyle kendi kuramsal varsayımlarını sürekli denetlemek ve geçmişi incelerken kült��rel rölativizm ile tarafsızlık ilkelerini kararlılıkla korumak zorundadır.
Buna göre, parçada numaralanmış cümleler ile bu cümlelerden çıkarılabilecek yardımcı düşünceler eşleştirildiğinde hangi cümle hangi yardımcı düşünceyle eşleşir?
Click a left item, then click its matching right item
Items
Matches
Doğrudan anlatım, bir başkasının sözünü hiç değiştirmeden, olduğu gibi aktarmaktır.
Buna göre aşağıdaki cümlelerin hangisinde doğrudan anlat��m kullanılmıştır?
Bir kimseye karşı duyulan kırgınlığın veya memnuniyetsizliğin, öfkelenmeden, doğrudan o kişinin yüzüne tatlı sert bir tonla dile getirilmesine "sitem" denir.
Buna göre aşağıdaki cümlelerin hangisinde sitem anlamı vardır?
Bir yazar, düşüncelerini aktarırken söz sanatlarına, mecazlı söyleyişlere ve süslü ifadelere başvurmaktan özenle kaçınır. Onun için en önemli şey, anlatımın hiçbir yapaylığa kaçmadan, en sade ve gösterişsiz biçimde okura ulaşmasıdır. Kelimeleri birer süs unsuru olarak görmek yerine, zihindeki düşünceyi en çıplak haliyle yansıtmak için seçer.
Bu parçada söz edilen yazarın üslubunda öne çıkan anlatım ilkesi aşağıdakilerden hangisidir?
Aşağıda sol sütunda yer alan açıklamaları, sağ sütunda verilen uygun anlatım ilkeleriyle doğru şekilde eşleştiriniz.
Click a left item, then click its matching right item
Items
Matches
(I) Karagöz, yüzyıllardır Anadolu topraklarında toplumsal belleğin ve mizah kültür��nün en canlı taşıyıcılarından biri olmuştur. (II) Saray şenliklerinden halk meydanlarına kadar geniş bir coğrafyada sergilenen bu gölge oyunu, toplumsal aksaklıkları hicvederek bir tür denetim mekanizması vazifesi görmüştür. (III) Oyundaki tiplerin kültürel ve bölgesel ağız çeşitliliği, imparatorluğun kozmopolit yapısını sahnede aynen yansıtır. (IV) Bu geleneksel oyunun can bulması, büyük bir ustalık gerektiren tasvir yapım süreciyle doğrudan ilişkilidir. (V) Tasvirler; genellikle deve veya manda derisinin özel işlemlerden geçirilip şeffaflaştırılmasıyla hazırlanır. (VI) Deri üzerine çizilen motifler keskin bıçaklarla oyulduktan sonra bitkisel kökenli kök boyalarla renklendirilerek beyaz perdede ışığın gücüyle hayat bulur.
Bu parça iki paragrafa bölünmek istense ikinci paragraf numaralanmış cümlelerin hangisiyle başlar?
Kuantum fiziğinin sunduğu olasılıklar evreni, klasik fiziğin kesin sınırlara dayalı nedensellik ilkesini derinden sarsmıştır. Yüzyıllar boyunca makro dünyadaki gözlemlerimizle inşa ettiğimiz determinist bakış açısı, atom altı parçacıkların aynı anda birden fazla konumda bulunabilme özelliği karşısında yetersiz kalmaktadır. Bu durum, doğanın temel işleyişinde mutlak bir belirlenimden ziyade, ihtimallerin egemen olduğunu göstermektedir. Bilim insanları, gözlemcinin sisteme müdahalesinin bile sonucu değiştirdiğini saptayarak nesnel gerçeklik algımızı yeniden tanımlamak zorunda kalmışlardır.
Bu parçada, okuyucuya bilgi vermek ve bir konuyu aydınlatmak amacıyla açıklayıcı anlatım biçiminden yararlanılmıştır.
(I) Kokular, insan hafızasının en derin köşelerine doğrudan ulaşabilen en güçlü duyusal uyarıcılardır. (II) Bir kokunun zihnimizde uyandırdığı çağrışımlar, bizi yıllar öncesine, çocukluğumuzun bir anına saniyeler içinde götürebilir. (III) Bilimsel çalışmalar da koku duyusunun diğer duyulardan farklı olarak doğrudan beynin duygu ve bellek merkezi olan amigdalaya iletildiğini göstermektedir. (IV) Günlük yaşantımızda kokuların bu gücünden en çok faydalanan alanların başında ise pazarlama sektörü gelmektedir. (V) Markalar, tüketicilerle duygusal bir bağ kurabilmek ve mağazalarında kalış süresini uzatabilmek için kendilerine has kurumsal kokular tasarlatmaktadır. (VI) Nitekim alışveriş merkezlerinde yayılan özel esansların, müşterilerin satın alma eğilimlerini artırdığı yapılan araştırmalarla kanıtlanmıştır.
Bu parça iki paragrafa ayrılmak istense ikinci paragraf hangi cümleyle başlar?
(I) Minyatür, Doğu ve Batı dünyasında çok eski zamanlardan beri bilinen, kendine özgü estetik kuralları olan ve derin bir el işçiliği gerektiren kitap ressamlığı sanatıdır. (II) Bu sanatta derinlik, ışık ve gölge gibi unsurlar genellikle kullanılmaz; nesneler ve figürler, önem derecesine göre boyutlandırılarak iki boyutlu bir düzlemde gösterilir. (III) Klasik dönem İslam dünyasında el yazması eserleri süslemek ve anlatılan olayları görselleştirmek amacıyla saray nakkaşhanelerinde usta-çırak ilişkisiyle üretilmiştir. (IV) Osmanlı sarayında ise bu sanat, dönemin tarihî olaylarını, şenliklerini ve seferlerini belgeleyen canlı birer tarihî vesika kimliği kazanmıştır. (V) Minyatürün yapımında kullanılan kâğıtların hazırlanması, bitkisel boyaların elde edilişi ve fırçaların seçimi gibi teknik detaylar, sanatçının sabrını sınayan uzun bir emeğin ürünüdür. (VI) Özellikle aharlama adı verilen yöntemle kâğıt yüzeyinin pürüzsüzleştirilmesi ve boyanın emilmesinin engellenmesi, bu zorlu sürecin en hassas adımıdır.
Bu parça iki paragrafa ayrılmak istense ikinci paragraf numaralanmış cümlelerin hangisiyle başlar?
Aşağıdaki parçayı okuyarak 39 ve 40. soruları cevaplayınız.
Edebiyat, dış dünyayı olduğu gibi yansıtan pasif bir ayna değildir; aksine yazarın zihninde yeniden üretilen, seçilen ve sanatsal bir duyarlılıkla dönüştürülen bir gerçeklik tasarımıdır. Roman ya da öykü okurken karşılaştığımız kurmaca dünya, tanıdık nesnelerle ve insani durumlarla örülü olsa bile, aslında kendi yasaları olan bağımsız bir evrendir. Yazar, günlük gerçeklikten aldığı ham maddeyi estetik bir süzgeçten geçirerek kendi dilsel dünyasını inşa eder. Bu süreçte tarihsel gerçekler veya toplumsal olaylar, belgesel bir doğrulukla aktarılmak yerine, edebi eserin kendi iç tutarlılığı ve estetik bütünlüğü doğrultusunda yeniden biçimlendirilir. Dolayısıyla okur, kurmaca dünyayı dış gerçeklikle doğrudan kıyaslayıp doğrulama arayışına girmek yerine, eserin kendi sınırları ve yarattığı özgün atmosfer içinde kalmalıdır. Aksi takdirde, edebi yaratının kendine has doğası ve sanatsal derinliği gözden kaçırılmış olur. Gerçekliğin birebir taklidi, sanatsal bir başarı olmaktan ziyade yaratıcılığın önündeki en büyük engellerden biridir. Sanatçı, dış dünyayı kopyalamakla yetinmeyip ona kendi özgün yorumunu kattığında kalıcı ve etkileyici eserler ortaya koyabilir. Çünkü sanatın asıl gücü, olanı aynen tekrarlamakta değil; olası dünyaların kapısını aralayarak insana yeni pencereler açabilmesindedir.
39. Bu parçadan hareketle aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
Dijital teknolojilerin sunduğu sınırsız depolama imkânları, insanlığın geçmişe yönelik bellek kurgusunu kökten değiştirmektedir. Eskiden seçme, eleme ve unutma eylemlerinin diyalektik ilişkisiyle şekillenen toplumsal bellek, günümüzde her veriyi muhafaza etme refleksiyle devasa bir arşive dönüşmüştür. Ancak bu durum, ironik bir biçimde hatırlama yetisini güçlendirmek ve derinleştirmek yerine zihni tembelleştirerek onu edilgenleştirmektedir. Bilginin her an erişilebilir bir dış kaynakta hazır bulunması, bireyin bilgiyi kendi deneyim süzgecinden geçirerek içselleştirme süreçlerini sekteye uğratmaktadır. Edebiyat ve sanat da bu köklü dönüşümden kaçınılmaz olarak payını almaktadır; zira nitelikli kurmaca metinler, yazarın bilinçli unutuşunun ve anıları yaratıcı bir biçimde yeniden üretme sancısının bir meyvesidir. Her şeyin kayda geçirilip görünür kılındığı bir çağda, sanatın özünü oluşturan o kurucu 'boşluk bırakma' ve okura alan açan 'estetik mesafe' yavaş yavaş kaybolmaktadır. Sonuç olarak seçilemeyen ve elenemeyen ham veri yığınları arasında sıkışan günümüz anlatıcısı, özgün bir senteze ulaşmakta zorlanmakta; bellek ise sanatsal yaratımın kurucu ögesi olmaktan çıkıp teknik bir veri bankasına indirgenmektedir.
Bu parçadan hareketle dijitalleşmenin bellek ve sanat üzerindeki etkisiyle ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenemez?