All practice questions
6755 questions
Kentleşmenin hız kazanmasıyla birlikte ortaya çıkan kentsel ısı adası etkisi, modern şehirlerin en belirgin çevresel sorunlarından biridir. Beton ve asfalt gibi yapay yüzeylerin güneş ışınlarını yüksek oranda soğurması, yeşil alanların yetersizliğiyle birleştiğinde şehir merkezlerinin kırsal çevreye göre çok daha sıcak olmasına yol açar. Bu sıcaklık farkı, enerji tüketimini artırırken hava kalitesini de olumsuz etkiler. Şehirlerdeki yüksek sıcaklığı düşürmek amacıyla klima kullanımının yaygınlaşması, atmosfere salınan sıcak havayı artırarak kısır bir döngü oluşturur. Sorunun çözümü için binalarda yansıtıcı malzemelerin tercih edilmesi, çatı bahçelerinin yaygınlaştırılması ve rüzgâr koridorlarının planlanması gibi akıllı mimari yaklaşımlar büyük önem taşımaktadır.
Bu parçadan kentsel ısı adası etkisiyle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine ulaşılamaz?
Bilinmez bir hüzün çöker çevremizde (I) her akşam,
Dallarındaki yeşil yapraklar birden sarardı (II) yine.
Kadere boyun eğenlerin alnındaki bu yazısı (III),
Bize hatırlatır geçmiş günlerin o soluk resmini.
Biz ise bu kavurucu yazı (IV) sessizce geride bıraktık;
Oysa o, hayalleriyle yaşayan eski bir yöneticiydi (V).
Bu dizelerde numaralanmış sözcüklerden hangisi hem yapım hem de çekim eki almamıştır?
Sıfatların ya da zarfların anlamını miktar yönünden pekiştirerek derecelendiren zarflara derecelendirme zarfı denir. Buna göre, aşağıdaki cümlelerin hangisinde derecelendirme zarfı bir s��fatı etkilemiştir?
(I) Camaltı resim sanatı, cam levhanın arka yüzeyine boyalarla tersten çizim yapılması esasına dayanan özgün bir görsel sanat dalıdır. (II) Sanatçı, eserin ön yüzünden görülecek ayrıntıları ilk önce boyayıp ardından arka planı renklendirmek zorunda olduğu için bu teknikte hataya yer yoktur. (III) Osmanlı dönemi halk kültüründe geniş yer bulan bu sanatta; şahmeran figürleri, dinsel motifler ve günlük yaşamdan sahneler camın şeffaflığıyla buluşur. (IV) Sanatsal değerinin yanı sıra camın fiziksel özellikleri, bu eserlerin korunması ve depolanması sürecinde ciddi zorlukları beraberinde getirir. (V) Havadaki nem oranının değişmesi ve ani sıcaklık farkları, camın arkasındaki boya tabakasının çatlayıp dökülmesine yol açar. (VI) Bu nedenle müzeler ve koleksiyonerler, camaltı resimlerini sergilerken ışık ve nem kontrolü sağlayan özel iklimlendirme sistemleri kullanmaktadır.
Bu parça iki paragrafa bölünmek istense ikinci paragraf numaralanmış cümlelerin hangisiyle başlar?
35 - 36. soruları aşağıdaki parçaya göre cevaplayınız.
Moderniteyle birlikte hayatımıza giren ve her geçen gün etkisini artıran 'hız' kavramı, yalnızca gündelik pratiklerimizi değil, zihinsel süreçlerimizi ve bu süreçlerin en somut dışavurumu olan sanatsal üretimlerimizi de kökten dönüştürmüştür. Klasik anlatı geleneğinde zaman, genişleyen ve derinleşen bir nehir gibi kendi mecrasında akarken modern ve post-modern edebiyatta anlık parçalanmalara uğrar. Bu durum, bireyin zaman algısının giderek daralması ve zihinsel dikkatin sürekli olarak yeni dijital uyaranlara bölünmesiyle doğrudan ilişkilidir. Geleneksel romanın sunduğu geniş zaman dilimleri ve çok boyutlu karakter analizleri, yerini hızla tüketilen ve anlık izlenimleri aktaran kısa, fragmanter metinlere bırakmaktadır. Ancak bu dönüşüm, edebiyat sosyolojisinde sadece bir teknik veya biçim değişikliği olarak okunmamal��dır; zira anlatının bu denli kısalması ve hızlanması, insanın geçmişle kurduğu köklü bağları zedelemekte ve belleği edilgen bir arşivleyiciye dönüştürmektedir. Çağımız insanı için artık hatırlamak, geçmiş deneyimler üzerine derinlemesine düşünmek değil; durmaksızın akan veri akışı içinde kaybolmamak adına yapılan geçici bir tutunma çabasından ibarettir. Edebiyat da bu yeni bellek biçiminin hem bir aynası hem de en sadık kaydedicisi olarak varlığını sürdürmeye çalışmaktadır.
35. Bu parçada vurgulanmak istenen temel düşünce a��ağıdakilerden hangisidir?
(I) Koku duyusu, insan beyninde duygusal hafıza ve anıların işlendiği amigdala ile hipokampus bölgelerine doğrudan bağlı tek duyudur. (II) Bu doğrudan bağlantı sayesinde, yıllar önce karşılaştığımız bir koku bizi aniden çocukluğumuzun geçtiği o odaya veya eski bir anımıza götürebilir. (III) Edebi metinlerde de kokuların karakterlerin iç dünyasını yansıtmak amacıyla sıkça kullanıldığı görülür. (IV) Bilimde "Proust Etkisi" olarak adlandırılan bu durum, kokuların geçmişe dair anıları diğer duyulara göre daha canlı ve hızlı tetiklemesini açıklar. (V) Yapılan nörolojik araştırmalar da kokuların uyandırdığı anıların görsel veya işitsel uyaranlara kıyasla çok daha güçlü duygusal tepkiler yarattığını doğrulamaktadır.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?
Gazeteci:
(I) ----
Mimar:
— Geleneksel mimari, sadece geçmişin biçimsel bir tekrarı değildir; o dönemin yaşam kültürünün, iklimle kurduğu bağın ve malzeme bilgisinin somutlaşmış halidir. Ben tasarımlarımda eski yapıları taklit etmek yerine, onların doğayla kurduğu dostane ilişkiyi ve mekânsal sıcaklığı günümüzün teknolojisiyle harmanlamayı tercih ediyorum.
Gazeteci:
(II) ----
Mimar:
— Kesinlikle hayır. Bir kentin kimliği, onun tarihsel katmanlarının korunmasıyla doğrudan ilişkilidir. Eski binaları tamamen yıkıp yerlerine cam ve çelikten gökdelenler diktiğinizde, o şehrin hafızasını da silmiş olursunuz. Modernleşme, geçmişi yok ederek değil, onun üzerine yeni değerler ekleyerek gerçekleştirilmelidir.
Bu diyalogda boş bırakılan yerlere sırasıyla aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
II. Şehirlerin tarihi dokusunu korumak amacıyla yapılan restorasyon çalışmalarını yeterli buluyor musunuz?
II. Geleceğin mimarisinde cam ve çelik gibi malzemelerin yerini hangi teknolojiler alacaktır?
II. Gökdelenlerin modern şehirlerin estetik görünümüne katkı sağladığını düşünüyor musunuz?
II. Bir kentin modernleşme sürecinde tarihi yapıların yıkılarak yenilenmesini destekliyor musunuz?
II. Tarihi kentlerin turizm potansiyelini artırmak için yerel yönetimlere ne gibi görevler düşmektedir?
(I) Yazar, edebiyat yolculuğunda her zaman dilin saflığını korumaya özen göstermiştir. (II) Romanlarında olay örgüsünü derinleştirirken okurun ilgisini her zaman canlı kılmayı başarır. (III) Karakterlerin iç dünyasını tahlil ederken insan psikolojisinin bilinmeyen yönlerine ışık düşürür. (IV) Her yapıtın, okurun zihninde yeni bir dünyanın kapısını aralayacağına inanırdı. (V) Toplumun her kesiminden insanın kendi yaşamından izler bulabileceği sıcak hikâyeler kaleme almıştır.
Bu parçada numaralanmış cümlelerin hangisinde hem ünsüz yumuşamasına uğramış bir sözcük hem de bu kurala ayk��rılık gösteren bir sözcük birlikte kullanılmıştır?
Türkçede hem isim hem de fiil olarak kullanılabildiği hâlde aralarında hiçbir anlam ilişkisi bulunmayan köklere sesteş kök denir. Hem isim hem de fiil olarak kullanılabilen ve aralarında anlam ilişkisi bulunan kökler ise ortak (kökteş) kök olarak adlandırılır.
Buna göre, aşağıdaki cümlelerin hangisinde kalın harflerle belirtilmiş sözcüğün kökü, sesteş veya ortak kök olma yönüyle diğerlerinden farklıdır?
Gazeteci:
(I) ----
Kentsel Antropolog:
— Şehirler sadece taş ve betondan oluşan yapılar değildir; onlar toplumsal hafızanın, ortak yaşanmışlıkların somutlaştığı mekânlardır. Bir kentin sokak dokusu, meydanlarının yerleşimi ve hatta yıkılan eski bir sinema salonunun boşluğu bile orada yaşayan insanların kimlik inşasında doğrudan rol oynar. Bu yüzden mekân��n değişimi, bireyin kendi geçmişiyle kurduğu bağı kopararak onda bir tür aidiyetsizlik ve yabancılaşma hissi yaratır. Kentleşmeyi sadece ekonomik ya da mimari bir büyüme olarak görmek, insan-mekân ilişkisindeki bu görünmez psikolojik kırılmaları ıskalamak anlamına gelir.
Gazeteci:
(II) ----
Kentsel Antropolog:
— Aslında bu durum kaçınılmaz bir çelişkiyi barındırıyor. Bir yanda geçmişin nostaljisine sığınarak kenti bir açık hava müzesine dönüştürme riski var, diğer yanda ise işlevsellik adına her şeyi tek tipleştiren aşırı bir pragmatizm. Çözüm, geçmişi dondurmakta değil; onun kültürel ve tarihsel katmanlarını yeni ihtiyaçlarla harmanlayan sürdürülebilir bir koruma bilincinde yatıyor. Yani eskiyi yok etmeden, onun ruhunu modern yaşamın dinamizmine entegre edebilen tasarımlar geliştirmeliyiz. Aksi takdirde hafızasını kaybetmiş, ruhsuz yapay yerleşimlerden öteye geçemeyiz.
Bu diyalogda boş bırakılan yerlere sırasıyla aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
Aşağıdaki sol sütunda bir eserin veya yazarın anlatım özelliklerine dair yapılan değerlendirmeler, sağ sütunda ise bu değerlendirmelerin doğrudan ilişkili olduğu anlatım ilkeleri yer almaktadır. Sol sütundaki açıklamaları sağ sütundaki uygun anlatım ilkeleriyle eşleştiriniz.
Click a left item, then click its matching right item
Items
Matches
Gazeteci:
(I) ----
Eko-eleştirmen:
— Aslında bu yönelim, doğayı sadece insan etkinliklerinin dekoru ya da pasif bir fonu olarak görmeyi bıraktığım��z an başladı. Klasik gerçekçilikte nehirler, ormanlar veya dağlar kahramanın iç dünyasını yansıtmak için kullanılan simgelerden ibaretti. Bugün ise çevre sorunlarının yıkıcı boyutlara ulaşmasıyla birlikte edebiyat, doğayı kendi hakları ve anlatısı olan kurucu bir özne olarak ele alıyor. Yani insanı merkeze alan anlatılardan, insanın da bir parçası olduğu ekolojik ağın anlatısına doğru köklü bir paradigma değişimi yaşanıyor.
Gazeteci:
(II) ----
Eko-eleştirmen:
— Kesinlikle hayır. Eko-eleştirel okuma, bir metinde açıkça çevre kirliliğinden ya da küresel ısınmadan bahsedilmesini şart koşmaz. Aksine, bir eserde doğanın nasıl konumlandırıldığına, insanın çevreyle kurduğu sömürü odaklı veya uyumlu ilişkiye bakar. Örneğin yüz yıl önce yazılmış, hiçbir çevre felaketinden bahsetmeyen bir romanda bile karakterlerin mekânı nasıl algıladığı, doğayı nasıl konumlandırdığı eko-eleştirinin inceleme alanına girer. Dolayısıyla bu yöntem, metinlerin ekolojik bilinç düzeyini ve doğa-insan dengesini sorgulamamıza yarayan bir zihinsel gözlüktür.
Bu diyalogda boş bırakılan yerlere sırasıyla aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
II. Eko-eleştirel okumaların günümüz okurlarında çevre bilinci oluşturma konusunda yetersiz kaldığını söyleyebilir miyiz?
II. Yüz yıl önce yazılmış klasik eserlerin günümüz ekolojik sorunlarına çözüm üretebileceğini düşünüyor musunuz?
II. Bir edebi metnin eko-eleştirel bir yaklaşımla ele alınabilmesi için doğrudan güncel çevre krizlerini ele alması mı gerekir?
II. Çevre kirliliği ve küresel ısınma gibi konuların işlenmediği metinlerin edebi değer bakımından eksik olduğunu savunabilir miyiz?
II. Eko-eleştirinin sadece modern dönemde yazılmış metinleri inceleyen sınırlı bir alan olduğunu söylemek doğru mudur?
(I) Tarihî belgeleri incelerken olayları kendi döneminin koşullarına göre değerlendirmek gerekir.
(II) Yazar, bu romanında toplumsal sorunları gerçekçi bir bakış açısıyla ele alıyor.
(III) Başarılı mimar, projesinde gayet sade motifler kullanarak ferah bir ortam oluşturmuş.
(IV) Genç araştırmacı, kütüphanedeki eski el yazmalarını büyük bir titizlikle tasnif etti.
(V) Edebiyat dergileri, yeni yazarların tanınmasında ve seslerini duyurmasında önemli bir rol üstlenir.
Yukarıdaki numaralanmış cümlelerin hangisinde bir sıfatın anlamını derece yönüyle etkileyen bir zarf kullanılmıştır?
Sert ünsüzle (p, ç, t, k) biten sözcüklerin ünlüyle başlayan bir ek aldığında yumuşaması kuralına ünsüz değişimi (yumuşaması) denir.
Buna göre, aşağıdaki cümlelerin hangisinde bu kuralı örneklendiren bir sözcük vardır?
(I) Ebru, geleneksel Türk el sanatlarının en köklü ve görsel açıdan en zengin olanlarından biridir. (II) Kitre adı verilen kıvamlı bir suyun üzerine serpilen boyaların kağıda aktarılmasıyla bu eşsiz desenler elde edilir. (III) Bu sanatta kullanılan boyalar tamamen doğal malzemelerden ve topraktan elde edilir. (IV) Geleneksel el sanatlarımız son yıllarda genç nesiller arasında hak ettiği ilgiyi görmeye başlamıştır. (V) Su üzerindeki boyalara biz adı verilen aletlerle şekil verilmesi, ebru yapımındaki en kritik aşamadır.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?
Aşağıdaki cümlelerde koyu harflerle belirtilen sözcüklerdeki isim çekim eklerini, sağda verilen işlevsel açıklamalarıyla eşleştiriniz.
Click a left item, then click its matching right item
Items
Matches
(I) Lale, yüzyıllar boyunca Doğu ve Batı kültürlerinde derin izler bırakmış, zarafetin ve estetiğin sembolü olmuş bir çiçektir. (II) Orta Asya kökenli olan bu çiçek, Anadolu üzerinden Avrupa'ya taşınarak burada büyük bir hayranlık uyandırmıştır. (III) Özellikle Osmanlı İmparatorluğu döneminde saray bahçelerini süslemiş ve bir döneme adını verecek kadar önem kazanmıştır. (IV) Günümüzde lale yetiştiriciliğinde en gelişmiş yöntemler kullanılarak binlerce farklı tür elde edilmektedir. (V) Seralarda ısı ve ışık kontrolüyle gerçekleştirilen bu üretim, çiçeğin mevsimden bağımsız olarak pazara sunulmasını sağlar. (VI) Modern tarım teknolojileri sayesinde laleler, hem dayanıklılık hem de renk çeşitliliği bakımından geçmişe göre çok daha ��stün niteliklere sahiptir.
Bu parça iki paragrafa bölünmek istense ikinci paragraf numaralanmış cümlelerin hangisiyle başlar?
(I) Dilbilimsel görelilik kuramı, bir toplumun konuştuğu dilin yapısının o toplumun düşünme biçimini ve dünyayı algılayışını şekillendirdiğini öne sürer. (II) Bu kurama göre, dil bilgisel yapılar ve kelime haznesi, bireyin zihninde dış d��nyaya dair bilişsel bir şablon oluşturur. (III) Örneğin, renk adlandırmalarındaki çeşitlilik veya zamanın ifade ediliş biçimi, o dili konuşanların bu kavramları nasıl deneyimleyeceğini doğrudan etkiler. (IV) Dilin kültürel aktarımdaki rolü, onun sadece bir iletişim aracı değil, aynı zamanda kolektif hafızanın taşıyıcısı olduğunu gösterir. (V) Dolayısıyla farklı dilleri konuşan insanların dünyayı deneyimleme tarzlarının da birbirinden farklı olması kaçınılmaz hale gelir.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?
Aşağıda verilen ünsüz benzeşmesi (sertleşmesi) açıklamaları ile bu açıklamalara örnek oluşturan sözcükleri doğru biçimde eşleştiriniz.
Click a left item, then click its matching right item
Items
Matches
(I) Taş plaklar, 19. yüzyılın sonlarından itibaren ses kaydı ve müzik dinleme kültürünün en önemli taşıyıcı araçları olmuştur. (II) Doğal bir reçine olan gomalak ile kömür tozunun birleşiminden üretilen bu plaklar, darbelere karşı oldukça hassas ve kırılgan bir yapıya sahipti. (III) Üzerlerine özel iğnelerle kazınan yivler, ses dalgalarının fiziksel izlerini plak yüzeyinde kalıcı hâle getirirdi. (IV) Gramofon, plaklar üzerindeki bu yivleri takip eden bir iğne ve titreşimleri yükselten geniş bir borudan oluşan mekanik bir oynatıcıdır. (V) Cihaz, elektrik enerjisine ihtiyaç duymadan, yalnızca kurulma yayı ve dişli çarklar yardımıyla dönen bir tabla sistemiyle çalışırdı. (VI) Üretim maliyetlerinin düşmesiyle birlikte evlere giren bu estetik araç, kitlelerin müzikle kurduğu ilişkiyi bireyselleştirerek yeni bir dinleme kültürü yaratmıştır.
Bu parça iki paragrafa bölünmek istense ikinci paragraf numaralanmış cümlelerin hangisiyle başlar?