Paragrafta Anlatım Biçimleri
84 questions
Aşağıda verilen paragrafları, bu paragraflarda ağır basan anlatım biçimlerinin temel tanımlarıyla eşleştiriniz.
Click a left item, then click its matching right item
Items
Matches
Göz kırpma, gözün nemlenmesini sağlayan ve dışarıdan gelebilecek zararlı maddelere karşı koruma oluşturan istemsiz bir reflekstir. İnsanlar günde ortalama 15-20 bin kez göz kırparlar ve bu işlem milisaniyeler içinde gerçekleşir. Bu refleks, gözün kornea tabakasını sürekli olarak nemli tutarak net görmemize yardımcı olur. Göz kırpma eylemi sırasında göz kapakları, gözyaşı bezlerinden salgılanan sıvıyı gözün yüzeyine eşit olarak dağıtır. Bu durum, bir arabanın sileceklerinin ön camı temizlemesine benzer; camın sürekli temiz ve şeffaf kalmasını sağlar. Göz kırpma sıklığı, kişinin odaklanma durumuna göre değişir; örneğin kitap okurken veya bilgisayar ekranına bakarken bu sayı ciddi oranda azalır.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi ağır basmaktadır?
Aşağıda verilen paragrafları, bu paragraflarda kullanılan anlatım biçimlerinin en belirgin özellikleriyle doğru şekilde nasıl eşleştirirsiniz?
Click a left item, then click its matching right item
Items
Matches
Bergama’daki antik kütüphanenin loş dehlizlerine adım attığınızda, zamanın durduğunu hissedersiniz. Duvarlardaki solgun freskler, yüzyıllar öncesinin hikâyelerini fısıldar gibidir. Yüksek tavanlardan süzülen ince toz zerreleri, parşömen kokan havada asılı kalmıştır. Burası, sadece bir taş yığını değil; bilginin korunduğu kutsal bir sığınaktır. Bazı ara��tırmacılar, dijital arşivlerin bu tür fiziksel mekânların yerini tamamen alacağını savunuyor. Oysa kütüphanenin kokusunu içine çekmeden, o kalın ciltlerin ağırlığını hissetmeden yapılan bir okuma, ruhsuz bir veri taramasından başka nedir ki? Gerçek bir kütüphane, insanı geçmişe bağlayan canlı bir köprüdür; dijital ekranlar ise sadece bu köprünün soğuk birer fotoğrafıdır.
Bu parçanın anlatımıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
Klasik Türk musikisinde makamlar, dinleyenler üzerinde farklı ruhsal etkiler uyandırır. Örneğin, nihavent makamı insana huzur ve neşe verirken, rast makamı cesaret ve güven duygusunu aşılar. Saba makamı ise daha çok hüzünlü ve mistik bir hava yaratır. Müzikle tedavi uzmanları, hastaların durumuna göre bu makamları seçerek tedavide yardımcı bir unsur olarak bu melodilerden yararlanırlar.
Bu parçanın anlatımında açıklayıcı anlatım biçimi ağır basmaktadır.
Modern kent insanı için sessizlik, sakinleştirici bir sığınak olmaktan çıkıp tekinsiz bir boşluğa dönüşmüştür. Gürültünün kuşatması altındaki zihin, kendi sesini duymaktan kaçınmak için sürekli bir uyaran arayışına girer. Kulaklıklarımızı takıp sokaklara fırladığımızda aslında dış dünyayı değil, içimizdeki o derin ve yüzleşilmesi zor suskunluğu susturmaya çalışırız. Pascal’ın dediği gibi: "İnsanlığın tüm mutsuzluğu, tek bir odada sessizce oturamamasından kaynaklanır." Bizler de bu odalardan kaçtıkça, kendimizden de uzaklaşıyoruz. Oysa sessizlik, bir şeyin yokluğu değil; bilakis içsel bir mevcudiyetin, derin bir odaklanmanın başlangıcıdır. Sessizliği sadece ses dalgalarının yokluğu olarak tanımlayan mekanistik bakış açısı, onun insan ruhunu sağalt��cı gücünü asla kavrayamaz.
Bu parçanın anlatımıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
Göllerin yüzeyinin donması, alt katmanlardaki sucul yaşamın devam edebilmesi için hayati bir önem taşır. Su, bilinen diğer pek çok sıvının aksine donarken genleşir ve bu nedenle yoğunluğu azalır. Fiziksel bir kural olarak yoğunluğu azalan madde üste çıkacağından, oluşan buz tabakası suyun yüzeyinde kalır. Üstte biriken bu kalın buz katmanı, dışarıdaki dondurucu hava ile aşağıdaki su kütlesi arasında doğal bir yalıtım kalkanı oluşturur. Bu yalıtım sayesinde dipteki suyun sıcaklığı artı dört derecede sabit kalır. Sonuç olarak gölün derinliklerindeki canlılar, en sert kış koşullarında bile donmaktan kurtulur ve yaşamlarını sürdürebilir.
Bu parçanın anlat��mında aşağıdakilerden hangisine başvurulmuştur?
Mekanların insan psikolojisi üzerindeki doğrudan etkisi, çevre psikolojisinin en temel araştırma konularından biridir. Yüksek tavanlı ve geniş pencereli salonlar, bireyde özgürlük ve yaratıcılık hissini tetiklerken dar ve loş koridorlar kaygı düzeyini artırabilir. Bir hastane koridorunun duvar renginden tutun da bir kütüphanenin ışık açısına kadar her detay, bilişsel performansımızı şekillendirir. Bu bağlamda, mimari tasarımlar sadece estetik bir kaygının değil, insan davranışını yönlendiren sessiz bir dilin ürünüdür.
Bu parçanın anlatımında, mekanların insan psikolojisine etkisini aktarmak amacıyla açıklayıcı anlatım biçiminden ve karşılaştırmadan yararlanılmıştır.
Bu parçayla ilgili yukarıda verilen yargı doğru mudur?
A��ağıda verilen paragrafları, bu paragraflarda ağır basan anlatım biçiminin temel özelliğiyle eşleştiriniz.
Click a left item, then click its matching right item
Items
Matches
Koku duyusu, insan zihninin en kuytu köşelerine doğrudan ulaşabilen yegâne duyusal köprüdür. Bir fırından yükselen taze ekmek kokusu ya da yağmur sonrası toprağın yaydığı o toprak kokusu (petrikor), bizi anında çocukluğumuzun unutulmuş bir yaz gününe götürebilir. Bilimsel olarak bu durum, koku soğanının (olfaktör bulbus) beynin bellek ve duygu merkezleri olan hipokampus ve amigdala ile doğrudan bağlantılı olmasından kaynaklanır. Diğer duyular önce talamus süzgecinden geçerken, koku bu uğrağa uğramadan doğrudan işlenir. Dolayısıyla kokular, diğer duyusal uyaranlara kıyasla çok daha hızlı ve güçlü duygusal anıları tetikler.
Bu parçanın anlatımıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
Yazı, insanlık tarihinin gelişimini hızlandıran ve kuşaklar arası bilgi aktarımını sağlayan en önemli dönüm noktalarından biridir. Sümerlerin çivi yazısını bulmasıyla başlayan bu tarihsel süreç, Mısırlıların hiyeroglif yazısıyla yepyeni bir boyut kazanmıştır. Çivi yazısında kil tabletler üzerine sivri uçlu kamışlarla sert işaretler kazınırken, hiyeroglifte genellikle taş veya papirüs üzerine resim ve semboller çizilmiştir. Sümer yazısı ilk dönemlerde daha çok ticari ve hukuki kayıtları tutmak amacıyla kullanılırken, Mısırlılar yazıyı dini törenler, anıtlar ve saray arşivleri için de kullanmışlardır. Bu iki kadim yazı sistemi, farklı coğrafyalarda doğup gelişmiş olsalar da insanlığın ortak bilgi mirasın��n şekillenmesinde benzer roller oynamışlardır.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisine başvurulmuştur?
Sanatı müzelere hapsetmek, onu yaşamın devingen ritminden koparıp steril birer nesneye dönüştürmekten başka ne işe yarar? Bir tablonun, bir heykelin gerçek yeri; tozlu koridorlar, soğuk ışıklar altındaki sergi salonları değil, insanın günlük yaşamının tam ortasıdır. Müzeler, sanat eserini koruma bahanesiyle onu dondurur, izleyiciyle arasına görünmez ama aşılmaz duvarlar örer. Oysa Floransa sokaklarında, bir binanın alınlığında zamana meydan okuyan o heykel, sadece estetik bir seyirlik değil, o kentin soluk alan canlı bir parçasıdır. Sanat yapıtı, etrafındaki kaosla, gürültüyle ve insan çığlığıyla beslenir. Onu bu doğal ekolojisinden söküp alıp duvarlara çivilediğinizde geriye sadece teknik bir ustalık kalır, sanatın ruhu değil.
Bu parçanın anlatımıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
Günümüz dünyasında gürültü, yalnızca kulaklarımızı sağır eden bir ses yoğunluğu değil; zihinlerimizi de işgal eden amansız bir kuşatmadır. Her köşeden yükselen dijital bildirimler, bitmek bilmeyen bilgi akışları ve sürekli konuşma zorunluluğu, insanı kendi iç sesinden fersah fersah uzaklaştırıyor. Oysa sessizlik, sanıldığı gibi sesin yokluğu veya edilgen bir suskunluk hâli değildir; bilakis zihnin kendini yeniden inşa ettiği, düşüncelerin olgunlaştığı aktif bir eylemdir. Nitekim ünlü bir düşünürün de belirttiği gibi, "En derin sözler, sessizliğin toprağında filizlenir." Tıpkı bir müzik parçasındaki esler gibi, sessizlik de hayatın karmaşasına anlam katan, onu yaşanabilir kılan yegâne unsurdur.
Bu parçanın anlatımıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
Edebiyatın, toplumsal meseleleri doğrudan yansıtma aracı olduğunu savunan faydacı yaklaşım, sanatın özerk yapısını ve estetik boyutunu çoğunlukla göz ardı eder. Bu anlayışa göre yazar, adeta bir toplum bilimci gibi çalışmalı ve gözlemlerini hiçbir kişisel filtre kullanmadan aktarmalıdır. Oysa sanat, d��ş dünyadaki gerçeğin bire bir kopyası ya da mekanik bir yansıması değil; sanatçının zihninde, düş gücüyle yeniden biçimlendirilmiş bambaşka bir hâlidir. Dolayısıyla bir romandan sosyolojik bir bildiri sunmasını beklemek, onun dilsel dokusunu, imgesel evrenini ve üslup değerini hafife almaktır. Estetik kaygı didaktik amacın önüne geçtiğinde ve dil özgürleştiğinde, yapıt ancak o zaman zamanın yıpratıcı etkisine karşı koyup kalıcılığı yakalayabilir.
Bu parçanın anlatımında, okuyucunun yerleşik kanılarını değiştirmek amacıyla açıklayıcı anlatım biçimi egemen kılınmış; yazarın kendi düşüncelerini kanıtlama çabası ise tanık gösterme yöntemiyle desteklenmiştir.
Aşağıdaki numaralanmış paragrafları, içerdikleri baskın anlatım biçimleriyle doğru şekilde eşleştiriniz.
Click a left item, then click its matching right item
Items
Matches
Güneş, karlı dağların arkasından yavaş yavaş yükselirken vadiyi kaplayan yoğun sis tabakası da yavaşça aralanıyordu. Yamaçlardaki ulu çam ağaçlarının iğneli yapraklarında gece boyunca biriken küçük çiy damlaları, sabahın ilk altın sarısı ışıklarıyla birer elmas tanesi gibi parlıyordu. Vadinin tam ortasından kıvrıla kıvrıla akan berrak derenin şırıltısı, dallardaki minik kuşların neşeli cıvıltılarıyla birleşerek doğanın huzur veren tatlı melodisini oluşturuyordu. Nemli toprak kokusu, vadiden hafifçe esen serin rüzgârla birlikte etrafa yayılıyor; dağ çiçeklerinin kokusunu taşıyordu. Vadideki yeşilin her tonu, gökyüzünün uçsuz bucaksız maviliğiyle göz alıcı bir renk uyumu sergiliyordu.
Bu parçanın anlatımında betimleyici anlatım biçimi ağır basmaktadır.
Fotoğrafın, gerçekliği nesnel bir ayna gibi olduğu gibi yansıttığı düşüncesine öteden beri şüpheyle yaklaşmışımdır. Evet, bir makine ışığı kaydeder; ancak o makinenin arkasındaki göz, kadrajı seçerken çoktan öznel bir müdahalede bulunmuştur. Neyi kadraja alıp neyi dışarıda bıraktığınız, gerçeği kendi zihninizde yeniden kurgulamanız demektir. Nitekim ünlü düşünür Roland Barthes da fotoğrafın hiçbir zaman tarafsız olmadığını, onun her zaman bir 'seçim' ve dolayısıyla bir 'yorum' olduğunu belirtir. Resim sanatı tuval üzerinde sıfırdan bir dünya inşa ederken fotoğraf, var olan dünyadan cımbızla seçtiği anları dondurur. Bu yönüyle fotoğrafçı, gerçeğin kâşifi değil, kendi gerçeğinin kurucusudur.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisine başvurulmamıştır?
Aşağıdaki numaralanmış paragrafları, içerdikleri anlatım biçimlerinin belirleyici özellikleriyle doğru şekilde eşleştiriniz.
Click a left item, then click its matching right item
Items
Matches
Sanat eserinin alımlayıcı üzerindeki etkisi, eserin kendi içkin yapısından ziyade alımlayıcının tarihsel ve kültürel bagajıyla girdiği diyalogda gizlidir. Kimi sanat eleştirmenleri, eserin yaratıcısının niyetine sadık kalınarak incelenmesi gerektiğini savunur. Onlara göre yazarın veya ressamın zihnindeki ilk kıvılcım, eserin yegâne anlam haritasıdır. Oysa bu yaklaşım, eserin zaman karşısındaki direncini ve devingenliğini yok saymak demektir. Bir tabloya ya da romana her yeni bakış, onu geçmişin tozlu raflarından çıkarıp bugünün taze soluğuyla yeniden biçimlendirir. Eser, yaratıcısından koptuğu an kendi bağımsızlığını ilan eder ve okurun/izleyicinin dünyasında yeniden doğar.
Bu parçanın anlatımıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?
Aşağıda numaralanmış paragrafları, bu paragraflarda kullanılan baskın anlatım biçimleriyle eşleştiriniz.
Click a left item, then click its matching right item
Items
Matches