Paragrafta Anlatım Biçimleri
84 questions
Tarihsel anlatılarda nesnelliğin mutlak bir ölçüt olarak sunulması, geçmişin karmaşık yapısını basite indirgeme çabasından başka bir şey değildir. Birçok tarihçi, belgelerin kendi adına konuştuğunu ve geçmişi olduğu gibi yansıttığını iddia eder. Oysa her belge, onu kaleme alanın zihniyetini, dönemin iktidar ilişkilerini ve ideolojik süzgecini taşır. Dolayısıyla tarih yazımı, geçmişin tarafsız bir fotoğrafı değil; bugünden geçmişe yöneltilen öznel bir bakış açısı, bir inşa sürecidir. Nitekim ünlü tarihçi Edward Hallett Carr da tarihçinin olguları seçerken kaçınılmaz olarak kendi değer yargılarını işin içine kattığını belirtmiştir. Bu durum, tarihin bilimselliğine gölge düşürmez; aksine onun insanı anlama çabasındaki zenginliğini gösterir.
Bu parçanın anlatımında, yerleşik bir görüşe karşı çıkılarak tartışmacı anlatım biçiminin benimsendiği ve savı inandırıcı kılmak amacıyla tanık göstermeye başvurulduğu yargısı doğru mudur?
Bir kentin tarihî sokaklarında yürürken sadece binaların dış yüzeylerini değil, o yapıların gölgelerinde biriken zamanı da adımlarsınız. Eski bir ahşap kapının üzerindeki paslı halka veya çatlak bir mermer sütun, geçmişin durağan birer belgesi olmanın ötesinde, dünün hikâyelerini bugüne fısıldayan birer canlı anlatıcıdır. Kimi sanat tarihçileri mimariyi yalnızca mekânsal bir düzenleme ve işlevsel bir form olarak ele almaktadır. Oysa mimari, taşın ve ahşabın dilinden dökülen sessiz bir anlatıdır. Loş bir koridora adım attığınızda genzinizi yakan o küf kokusu, geçmiş kuşakların yaşanmışlıklarını duyularınızla buluşturur; sizi fiziksel sınırların ötesine taşır.
Bu parçanın anlatımıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
Güneş henüz dağların arkasından yüzünü göstermemişken köyün gençleri meydanda toplandı. Çantalarını sırtlarına yerleştirip yola koyuldular. Patika yol boyunca sessizce ilerlerken sadece ayaklarının altındaki kuru yaprakların sesi duyuluyordu. Grubun önünde yürüyen Ahmet birden durdu ve elini kaldırarak arkasındakilere işaret etti. Herkes nefesini tutmuş, çalılıkların arasından gelen kıpırtıya odaklanmıştı.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi ağır basmaktadır?
Yazmak, her şeyden önce zihindeki gürültüyü susturup mutlak bir sessizliğe sığınma çabasıdır. Çoğu insan yazmayı, kelimelerin kâğıt üzerinde çıkardığı bir ses, bir çığlık olarak görür; oysa gerçek yazınsal yaratım, dış dünyanın uğultusunu dışarıda bırakabilen bir içe dönüş anında başlar. Tıpkı derin bir denize dalan yüzücünün, yüzeydeki dalgaların sesini duyamaz hâle gelmesi gibi, yazar da kalemi eline aldığında kendi derinliğindeki sessizliğe gömülür. Bu sessizlik, hiçbir şey söylememek değil, aksine söylenecek en anlamlı sözlerin mayalanma sürecidir. Nitekim gürültülü bir ortamda üretilen metinler, genellikle yüzeysel bir çırpınışın ötesine geçemezken, sessizliğin süzgecinden geçenler zamana meydan okur. Dolayısıyla yazmak, gürültülü bir dünyada sessizce konuşma sanatıdır.
Bu parçanın anlatımıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
Aşağıda numaralanmış paragrafları, bu paragraflarda kullanılan anlatım biçimlerinin belirleyici özellikleriyle eşleştiriniz.
Click a left item, then click its matching right item
Items
Matches
Kâğıdın kokusunu içine çekerek kitap okumanın yerini alan dijital ekranlar, sadece okuma mecramızı değil, zihnimizin bilgiyi işleme biçimini de dönüştürüyor. Kimi araştırmacılar, ekran karşısında yapılan okumaların yüzeysel bir taramadan ibaret olduğunu ve derinlemesine kavrayışı engellediğini savunuyor çünkü kayan kelimeler odaklanmayı zorlaştırıyor. Örneğin tabletlerden okunan hızlı metinler, bilgiyi hafızada tutma süresini kısaltmaktadır. Oysa dijitalleşme, bilgiye erişim hızını artırarak zihinsel sınırlarımızı genişletmektedir. Fiziksel bir kitaba dokunmanın verdiği haz yadsınamaz ancak bilginin demokratikleşmesi yolunda dijital mecraların sunduğu imkânlar, kâğıdın nostaljik cazibesinden çok daha işlevseldir. Bu bağlamda iki mecrayı birbirinin alternatifi olarak görmek yerine, zihinsel gelişimi destekleyen farklı araçlar olarak kabul etmek gerekir.
Bu parçanın anlatımıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
Antik Yunan tiyatrolarının, özellikle de Epidaurus’un olağanüstü akustiği uzun yıllar boyunca gizemini korumuştur. En arka sıradaki izleyicinin bile sahnedeki fısıltıları net bir şekilde duyabilmesi, kimi araştırmacılarca rüzgârın yönüyle ya da şans eseri oluşmuş bir mimari başarıyla açıklanmaya çalışılmıştır. Ancak son yapılan araştırmalar, kireçtaşından yapılan oturma sıralarının belirli bir düzende yerleştirilmesinin, düşük frekanslı arka plan seslerini filtrelerken yüksek frekanslı ses dalgalarını doğrudan izleyiciye yansıttığını ortaya koymuştur. Bu mimari deha, tesadüfi bir yapılaşmanın değil, ses dalgalarının yayılım ilkelerine dair derin bir sezgisel kavrayışın somut bir ürünüdür.
Bu parçanın anlatımında, gözleme dayalı ayrıntıların okurda izlenim uyandıracak biçimde sunulduğu betimleyici anlatım ile olayların bir akış içinde aktarıldığı öyküleyici anlatım biçimleri ağır basmaktadır.
Geleneksel biyoloji anlayışı, doğadaki canlıların amansız bir rekabet içinde olduğunu söyler. Oysa ormanlar, bu tezin tam aksini kanıtlayan devasa bir iş birliği alanıdır. Toprağın altında uzanan mikorizal ağlar, ağaçları birbirine bağlayan biyolojik bir internet gibidir. Yaşlı ağaçlar, güneş ışığından mahrum kalan genç fidanları bu ağ sayesinde besler; bir ağaç saldırıya uğradığında salgıladığı kimyasallarla komşularını uyarır. Orman, tekil bireylerin mücadelesinden ziyade, ortak bir yaşamı sürdürmek için kenetlenmiş bir bütündür.
Bu parçanın anlatımıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
Aşağıda verilen paragrafları, bu paragraflarda kullanılan anlatım biçimlerinin belirleyici özellikleriyle eşleştiriniz.
Click a left item, then click its matching right item
Items
Matches
Çoğu insan, geçmişi anımsamanın yalnızca zihinsel bir arşiv taramasından ibaret olduğunu düşünür; oysa belleğin derinliklerindeki en canlı kapılar, beklenmedik bir anda duyulan bir kokuyla aralanır. Bir fırından yükselen taze ekmek kokusu ya da yağmur sonrası toprağın yaydığı rayiha, bizi yıllar öncesine, çocukluğumuzun unuttuğumuz bir yaz gününe saniyeler içinde taşıyabilir. Bilimsel araştırmalar da kokunun, beynin duygu ve hafıza merkezleri olan amigdala ve hipokampus ile doğrudan bağlantılı olduğunu gösteriyor. Görme veya işitme duyuları talamus üzerinden süzülerek belleğe ulaşırken koku duyusu hiçbir aracıya uğramadan doğrudan bu merkezleri uyarır. Dolayısıyla kokuların tetiklediği anıların diğer duyusal anılara göre çok daha yoğun ve duygusal olması kaçınılmazdır. Bellek, sadece görsel bir albüm değil; kokularla örülmüş dinamik bir yaşantılar bütünüdür.
Bu parçanın anlatımıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
Sanatın insana yalnızca hoşça vakit geçirtmek, onu günlük hayatın tekdüzeliğinden kaçırarak teselli etmek gibi bir misyonu olduğunu savunanların sayısı hiç de az değildir. Oysa sanat, insanı uyuşturan bir afyon değil; aksine onu sarsan, kendi gerçekliğiyle ve hayatın çelişkileriyle yüzleştiren amansız bir aynadır. Okuru ya da izleyiciyi rahatsız etmeyen, onun yerleşik kalıplarını kırmayan bir yapıtın gerçek anlamda sanatsal bir değer taşıdığını söylemek zordur. Gerçek sanat, zihinde fırtınalar koparmalı ve insanı sığındığı o konforlu limanlardan zorla çıkarmalıdır.
Bu parçanın anlatımında, yazarın yerleşik bir görü��e karşı çıkarak kendi düşüncesini okuyucuya benimsetmeyi amaçlaması nedeniyle tartışmacı anlatım biçiminden yararlanıldığı yargısı doğru mudur?
Bazı sanat tarihçileri, mimarinin sadece işlevsel mekânlar tasarlama sanatı olduğunu savunur. Onlara göre bir yapının değeri, yalnızca barınma ya da kullanım kolaylığı sağlamasıyla ölçülür. Oysa mimari, insanlığın taş ve harçla yazdığı sessiz bir tarihtir; zamanın ruhunu geleceğe taşıyan en somut belgedir. Örneğin, Gotik katedrallerin göğe yükselen sivri kuleleri sadece mühendislik başarısını değil, o dönemin inanç dünyasını ve estetik arayışını da yansıtır. Aynı şekilde geleneksel Türk evlerinin geniş saçakları ve ahşap işçiliği, geçmişin aile yapısını ve doğayla uyumunu simgeler. Dolayısıyla mimariyi sadece barınma ihtiyacına indirgemek, insanlığın estetik ve kültürel birikimini yok saymak demektir.
Bu parçanın anlatımıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?
Fotoğrafın, dış dünyayı olduğu gibi yansıtan nesnel bir ayna olduğu inancı toplumda oldukça yaygındır. Ço��u insan, makinenin deklanşörüne basıldığı anın gerçeğin kendisi olduğunu düşünür. Oysa fotoğrafçı, kadrajı belirlerken aslında kendi zihinsel süzgecinden geçirdiği yapay bir dünyayı kurgulamaktadır. Neyi çerçevenin dışında bırakacağına karar vermek, nesnelliği baştan zedeleyen bir eylemdir. Işığın açısı, seçilen odak noktası ve hatta renk tonları bile gerçeği olduğu gibi aktarmaktan ziyade, sanatçının öznel yorumunu izleyiciye sunar. Dolayısıyla fotoğraf, gerçeğin doğrudan bir kopyası değil; gerçeğin belirli bir bakış açısıyla yeniden üretilmesidir. Bu da belgesel nitelikli karelerde dahi kurmacanın gizli bir şekilde var olduğunu gösterir.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi ağır basmaktadır?
Aşağıdaki parçada, obsidiyenin özellikleri ve arkeolojik araştırmalardaki kullanımı ele alınmaktadır:
"Obsidiyen, yanardağ lavlarının hızlıca soğumasıyla oluşan, camsı yapıya sahip doğal bir kayaçtır. Tarih öncesi çağlardan itibaren insanlar tarafından kesici alet, silah ve süs eşyası yapımında yaygın olarak kullanılmıştır. Kimyasal bileşimindeki eser elementlerin oranları, her obsidiyen kaynağına kendine has bir parmak izi kazandırır. Arkeologlar, antik yerleşimlerde buldukları obsidiyen aletlerin kimyasal analizini yaparak bu ham maddelerin hangi yanardağ kaynağından çıkarıldığını ve dolayısıyla eski toplumlar arasındaki ticaret ağlarını tespit edebilmektedir."
Bu parçanın anlatımında, okuyucuyu bilgilendirmek ve bir konu hakkında aydınlatmak amacıyla açıklayıcı anlatım biçimi kullanılmıştır.
Harita, yeryüzünün nesnel ve tarafsız bir kopyası gibi sunulur bize hep. Oysa her harita, çizenin dünya görüşünü, gücünü ve kültürel önceliklerini yansıtan öznel birer tasarımdır. Coğrafya kitaplarındaki o çizgiler, kıtaların gerçek boyutlarını değil, egemen güçlerin zihnindeki büyüklük algısını yansıtır. Örneğin, Mercator projeksiyonunda Avrupa ve Kuzey Amerika gerçekte olduklarından çok daha büyük görünürken Afrika kıtası küçültülmüştür. Bu durum, coğrafi bir zorunluluk değil, siyasi bir algı yönetimidir. Kısacası haritacılık, dünyayı kağıda aktarırken aslında onu kendi zihinsel kalıplarına göre yeniden inşa eder ve sınırlandırır. Dolayısıyla hiçbir haritayı tamamen yansız bir veri kaynağı olarak göremeyiz.
Bu parçanın anlatımıyla ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?
Aşağıdaki paragrafları, içlerinde ağır basan anlatım biçiminin temel işlevi veya tanımıyla eşleştiriniz.
Click a left item, then click its matching right item
Items
Matches
Suskun ve loş koridorlarıyla Efes’teki Celsus Kütüphanesi, zamanın dışına fırlatılmış antik bir anıt gibi yükselir önümüzde. Yapının cephesindeki devasa sütunlar, koruyucu birer asker edasıyla göğe uzanırken mermer basamakların aşınmış yüzeyleri, binlerce ayak izinin fısıltısını taşır bugüne. Bir kütüphane sadece parşömenlerin korunduğu bir depo mudur? Elbette hayır; burası bilginin ve insan zihninin zamana karşı direnişinin somut bir kanıtıdır. İskenderiye Kütüphanesi ile karşılaştırıldığında daha mütevazı boyutlarda olsa da mimarisindeki estetik zarafet ve mekânın ruhu, ziyaretçiyi hemen sarmalar. İçeriye adım atan herkes, duvarlardaki oyukların derinliğinde kaybolurken geçmişin bilgelik dolu soluğunu hisseder.
Bu parçanın anlatımıyla ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
Aşağıdaki paragrafta yazarın konuyu ele alış biçimi ve anlatım tarzı verilmiştir:
"Edebiyatın toplumsal bir fayda sağlama zorunluluğu olmadığını savunanlar, sanatın sadece kendisi için var olduğunu iddia ederler. Onlara göre şiir ya da roman, okura bir şeyler öğretmek ya da ahlaki bir kılavuz olmak zorunda değildir. Oysa bu bakış açısı, insanın sosyal bir varlık olduğu gerçeğini göz ardı etmektedir. İster doğrudan ister dolaylı olsun, her edebi eser üretildiği toplumun değerlerinden, sorunlarından ve inançlarından beslenir. Yazar, fildişi kulesinde oturan ve dış dünyaya gözlerini kapayan bir yalıtılmışlık içinde üretemez. Dolayıs��yla, edebiyatı toplumsal bağlamından koparıp sadece estetik bir haz aracına indirgemek, onun gücünü ve etki alanını daraltmaktan başka bir işe yaramaz."
Bu parçanın yazarı, edebiyatın işlevine yönelik yerleşik bir görüşe karşı çıkarak kendi düşüncesini savunmak ve okuyucuyu ikna etmek amacıyla tartışmacı anlatım biçimini kullanmıştır.
Yapay zeka tabanlı çeviri yazılımları, günümüzde diller arasındaki sınırları hızla eriterek küresel ileti��imi benzersiz bir seviyeye taşıdı. Ancak bir dili başka bir dile aktarmak, yalnızca sözcüklerin sözlükteki karşılıklarını bir araya getirmekten ibaret değildir. Çeviri, o dilin doğduğu kültürün, tarihin ve en önemlisi insani duygu dünyasının aktarılması sürecidir. Dijital algoritmalar ne kadar gelişirse gelişsin, bir şiirdeki hüznü ya da bir deyimdeki ince mizahı insan duyarlılığı olmadan yakalayamaz. Nitekim makine çevirileri, yapısal olarak kusursuz cümleler kursa da metnin ruhunu ve yazarın sesini sıklıkla göz ardı etmektedir. İnsani sezgi ve kültürel birikim, çeviride makinelerin asla aşamayacağı aşılmaz bir sınır olarak kalmaya devam edecektir.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisine başvurulmamıştır?
Aşağıda harflerle belirtilen paragrafları, karşılarında numaralarla verilen anlatım biçimlerinin belirleyici özellikleriyle eşleştiriniz.
Click a left item, then click its matching right item
Items
Matches