İdare Hukuku

613 soru

Soru 441Soru

İdare hukukunda, toplumun huzur ve sükun içinde yaşamasını, kamu düzeninin bozulmamasını ve toplumsal hayatın normal seyrinde devam etmesini amaçlayan önleyici faaliyetlere 'idari kolluk' faaliyetleri denir. Buna göre, aşağıdakilerden hangisi idari kolluğun korumayı amaçladığı 'kamu düzeni'nin temel öğeleri arasında yer almaz?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Suçluların cezalandırılması

Cevap

Suçluların cezalandırılması seçeneği idari kolluğun görevleri arasında yer almaz; çünkü bu faaliyet adli bir işlemdir.
Suçluların cezalandırılması seçeneği yanlıştır çünkü bu faaliyet adli kolluğun görev alanına girer. İdari kolluk sadece suçun işlenmesini önlemeye ve kamu düzenini (güvenlik, sağlık, esenlik, ahlak) korumaya odaklanır.

Adım Adım Çözüm

1
İdari kolluk faaliyetlerinin kapsamını belirle.
İdari kolluk, suç işlenmeden önce kamu düzenini korumaya yönelik 'önleyici' nitelikteki faaliyetlerdir.
İdari kolluğun temel amacı suçun işlenmesini engellemek ve huzuru korumaktır.
2
Kamu düzeninin öğelerini hatırla.
Geleneksel öğeler; Güvenlik, Dirlik ve Esenlik, Genel Sağlık ve Genel Ahlak'tır.
Bu dört öğe, idarenin kolluk yetkisiyle korumaya çalıştığı temel değerlerdir.
3
Seçenekleri bu bilgilerle karşılaştır.
Suçluların cezalandırılması faaliyeti, suç işlendikten sonra yapılan 'bastırıcı' bir işlemdir.
Cezalandırma işlemi yargısal bir sürecin parçasıdır ve adli makamların denetimindedir.

Anahtar Kavram

İdari Kolluk ve Kamu Düzeninin Öğeleri

İpuçları

1
İdari kolluk her zaman suç işlenmeden 'önce' devreye girer.
2
Kamu düzeninin 4 temel öğesini (G-S-E-A) düşünün.
3
Suç işlendikten sonra yapılan cezalandırma eylemleri idari değil, adli bir süreçtir.

Daha Fazla Pratik

Adli kolluk ile idari kolluk arasındaki temel farkları gözden geçirebilirsiniz.
Tahmini Süre:45s
Soru 442Soru

Türkiye’de idari teşkilat yapısı "merkezden yönetim" ve "yerinden yönetim" olmak üzere iki temel ilke çerçevesinde şekillenmiştir. Yerinden yönetim kuruluşları içerisinde yer alan mahalli idareler; kamu tüzel kişiliklerine sahip olmaları ve karar organlarının seçimle belirlenmesi yönüyle merkezi yönetimin taşra teşkilatından ayrılırlar. Bu bilgiler ve 19821982 Anayasası’nın esasları dikkate alındığında, aşağıdakilerden hangisi bir "mahalli idare" (yerel yönetim) birimi olarak kabul edilemez?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İl Genel İdaresi

Cevap

İl Genel İdaresi, merkezi yönetimin taşra teşkilatı içerisinde yer alan, kamu tüzel kişiliği olmayan bir birimdir ve bu nedenle mahalli idare (yerinden yönetim) birimi değildir.
İl Genel İdaresi, Türkiye Cumhuriyeti idari yapısında merkezi yönetimin taşra teşkilatı birimidir. Karar organları seçimle oluşmaz ve devlet tüzel kişiliğinden ayrı bir kamu tüzel kişiliği yoktur. Oysa diğer seçeneklerdeki birimler anayasal olarak tanımlanmış, kendi bütçesi ve kamu tüzel kişiliği olan mahalli idare kuruluşlarıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Mahalli idarelerin tanımını ve temel unsurlarını belirlemek.
19821982 Anayasası'na göre mahalli idareler; il, belediye veya köy halkının mahalli müşterek ihtiyaçlarını karşılayan, karar organları seçmenlerce oluşturulan kamu tüzel kişileridir.
Bir birimin mahalli idare sayılabilmesi için kamu tüzel kişiliği ve seçilmiş karar organı şarttır.
2
Seçeneklerdeki birimlerin hukuki statülerini karşılaştırmak.
İl Özel İdaresi, Belediye ve Köy anayasada doğrudan zikredilen mahalli idarelerdir. Büyükşehir Belediyesi ise kanunla getirilen özel bir mahalli idare biçimidir.
Taşra teşkilatı ile mahalli idareleri birbirinden ayıran en önemli fark tüzel kişilik ve merkeze bağlılık hiyerarşisidir.
3
İl Genel İdaresi'nin konumunu saptamak.
İl Genel İdaresi (Valilik), merkezi yönetimin ildeki uzantısı olan taşra teşkilatıdır.
İl Genel İdaresi'nin başında atanan bir vali bulunur ve bu idare devlet tüzel kişiliğini kullanır, kendi başına mahalli idare değildir.

Anahtar Kavram

İl Genel İdaresi (Taşra) ve İl Özel İdaresi (Mahalli) Ayrımı

İpuçları

1
Mahalli idarelerin merkezi yönetimin taşra teşkilatından farkı, kendi kamu tüzel kişiliklerine sahip olmalarıdır.
2
Seçenekler arasında hangisinin başında atanan bir 'Vali' bulunur ve devletin bir temsilcisi olarak görev yapar?
3
İl Özel İdaresi mahalli idare iken, 'İl Genel İdaresi' merkeze bağlı taşra teşkilatıdır.

Daha Fazla Pratik

İl Özel İdaresi ve İl Genel İdaresi'nin organlarını (Meclis, Encümen, Vali) karşılaştıran bir çalışma yapabilirsiniz.

Alternatif Yöntem

Birimleri 'Kamu Tüzel Kişiliği Var' ve 'Yok' şeklinde ikiye ayırarak eleyebilirsiniz. İl Genel İdaresi'nin tüzel kişiliği yoktur (devlet tüzel kişiliği altındadır).
Tahmini Süre:45s
Soru 443Soru

Bir belediyenin yürüttüğü yol genişletme çalışmaları sırasında, çalışma alanına gerekli ikaz ve uyarı levhalarının konulmaması nedeniyle bir vatandaşın aracıyla çukura düşerek maddi zarara uğraması durumunda, idarenin bu zararı tazmin etme yükümlülüğü aşağıdakilerden hangisine dayanmaktadır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Hizmet kusuru

Cevap

İdarenin bu olaydaki sorumluluğu 'Hizmet Kusuru' ilkesine dayanmaktadır.
İdare hukukunda 'hizmet kusuru', kamu hizmetinin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi durumlarını kapsar. Belediye, yol çalışması yaparken vatandaşların can ve mal güvenliğini sağlamak amacıyla uyarı levhaları koymakla yükümlüdür. Bu yükümlülüğün yerine getirilmemesi hizmetin kötü işletildiğini gösterir ve doğrudan hizmet kusuru teşkil eder.

Adım Adım Çözüm

1
Olaydaki idari eylemi ve zararı tespit etme
İdare yol çalışması yapmaktadır ve vatandaş bu çalışma nedeniyle zarar görmüştür.
Sorumluluğun doğması için idari bir eylem ve ortaya çıkan bir zarar olmalıdır.
2
Hizmetin işleyişindeki aksaklığı analiz etme
Levha ve işaretlemelerin eksikliği, kamu hizmetinin 'kötü işlemesi' anlamına gelir.
İdarenin alması gereken önlemleri almaması subjektif bir kusur olan hizmet kusurunu oluşturur.
3
Sorumluluk türünü belirleme
Hizmetin kötü işlemesi nedeniyle doğan zarar 'Hizmet Kusuru' kapsamında tazmin edilir.
KPSS hukuk mantığında organizasyon bozukluğu veya ihmal her zaman hizmet kusuruna işaret eder.

Anahtar Kavram

Hizmet Kusuru (Organizasyonel Kusur)

İpuçları

1
İdarenin bir görevi yaparken ihmalkar davranması (örneğin tabela koymaması) hizmetin nasıl işlediğiyle ilgilidir.

Daha Fazla Pratik

İdarenin kusursuz sorumluluğuna giren 'Tehlike İlkesi' ve 'Sosyal Risk İlkesi' arasındaki farkları inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:45s
Soru 444Soru

İdare hukukunda idarenin mali sorumluluğu çerçevesinde, meydana gelen bir zararın tazmin hükümlerine konu edilebilmesi için o zararın belirli hukuki niteliklere sahip olması şarttır. Buna göre, idare tarafından tazmin edilecek bir zararın taşıması gereken özellikler hakkında aşağıda verilen bilgilerden hangisi yanlıştır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Zarar, kamu külfetleri karşısında eşitlik ilkesi gereği toplumun genelini etkileyen sıradan ve olağan bir ağırlıkta olmalıdır.

Cevap

Tazmin edilecek zararın toplumun genelini etkileyen sıradan bir ağırlıkta olması gerektiği yönündeki ifade yanlıştır; aksine zararın özel ve anormal olması gerekir.
İdare hukukunda tazmin edilecek bir zararın en önemli özelliklerinden biri 'özel' (anormal) olmasıdır. Kamu külfetleri karşısında eşitlik ilkesi gereği, eğer bir zarar toplumun tamamı tarafından paylaşılan genel ve olağan bir külfet niteliğindeyse (örneğin şehirdeki genel gürültü veya vergiler), bu durum tazminat gerektirmez. Ancak zarar, belirli bir kişiyi veya grubu diğerlerine göre daha ağır ve haksız bir şekilde etkilemişse (özel/anormal ise) idarenin sorumluluğu doğar. Bu nedenle zararın 'genel ve olağan' olması gerektiğini savunan ifade hatalıdır.

Adım Adım Çözüm

1
İdarenin mali sorumluluğunun genel şartlarını hatırla.
Sorumluluk için bir idari işlem/eylem, bir zarar ve illiyet bağı gereklidir.
Hukuki değerlendirmenin temelini bu üç unsur oluşturur.
2
Tazmin edilebilir zararın (mali sorumluluğun konusu olan zararın) niteliklerini analiz et.
Zararın meşru, kesin ve özel (anormal) olması şarttır.
Her türlü rahatsızlık veya genel külfet tazminat gerektirmez.
3
Özel ve anormal zarar kavramını incele.
Kamu hizmetlerinden yararlanan herkesin katlandığı genel külfetler tazmin edilmez; zarar belirli bir kişi veya grup üzerinde yoğunlaşmalıdır.
Kamu külfetleri karşısında eşitlik ilkesinin gereği budur.

Anahtar Kavram

Tazmin Edilebilir Zararın Nitelikleri

İpuçları

1
İdarenin tazminat ödemesi için zararın sıradan bir durum mu yoksa kişiye özel bir haksızlık mı olması gerektiğini düşünün.
2
Kamu külfetleri karşısında eşitlik ilkesini hatırlayın; herkesin katlandığı genel vergiler veya yol gürültüsü tazmin edilir mi?
3
Tazmin edilebilir zararın özellikleri: Meşruiyet, Kesinlik ve Özel/Anormal olmadır. Şıklarda bu özelliklerden birinin tam tersi verilmiştir.

Daha Fazla Pratik

İdarenin sorumluluğunu kaldıran nedenler (Mücbir sebep, Beklenmeyen durum) konusuna göz atabilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 445Soru

İdari işlemin geçerlilik unsurları olan yetki, şekil, sebep, konu ve maksat (amaç) hakkında aşağıda verilen bilgilerden hangisi yanlıştır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Konu unsuru, idari işlemin tesis edilmesiyle ulaşılmak istenen nihai amaçtır ve hukuk devletinde bu amaç her zaman 'kamu yararı' olmak zorundadır.

Cevap

İdari işlemin unsurlarından 'konu' unsuru işlemin doğurduğu hukuki sonucu ifade ederken, 'maksat' (amaç) unsuru idarenin ulaşmak istediği nihai kamu yararını ifade eder. Dolayısıyla nihai amacın her zaman kamu yararı olması gerektiğini belirten tanım 'maksat' unsuruna aittir.
İdari işlemin 'konu' unsuru, işlemin hukuk aleminde yarattığı doğrudan etkidir (Örn: memur atama işleminde konu, atama kararının kendisidir). 'Maksat' unsuru ise idarenin o işlemi yaparken ulaşmayı hedeflediği en son amaçtır ve bu her zaman kamu yararıdır. Yanlış olduğu belirtilen seçenekte 'konu' unsuru için 'nihai amaç' ve 'kamu yararı' ifadeleri kullanılmıştır; bu özellikler aslında 'maksat' unsuruna aittir.

Adım Adım Çözüm

1
İdari işlemin beş temel unsurunu (yetki, şekil, sebep, konu, maksat) hatırlayınız.
İşlemin kimin tarafından (yetki), nasıl (şekil), niçin (sebep), ne üzerine (konu) ve hangi amaçla (maksat) yapıldığı belirlenmelidir.
Soruda hangi unsurun tanımının veya özelliğinin yanlış verildiğini tespit etmek için her bir unsurun hukuki karşılığını bilmek gerekir.
2
Konu ve maksat unsurları arasındaki farkı analiz ediniz.
Konu; işlemin hukuk aleminde meydana getirdiği doğrudan değişikliktir (Örn: bir personelin görevden alınması). Maksat ise bu değişiklikle hedeflenen uzak ve nihai sonuçtur (Örn: kamu hizmetinin verimliliğini artırmak).
KPSS vatandaşlık sorularında en sık karıştırılan ve ayırt edilmesi gereken iki unsur 'konu' ve 'maksat'tır.
3
Seçeneklerdeki ifadeleri kontrol ederek 'maksat' tanımının başka bir unsur için kullanılıp kullanılmadığını tespit ediniz.
Seçenekte 'konu unsuru' tanımlanırken 'ulaşılmak istenen nihai amaç' ve 'kamu yararı' ifadeleri kullanılmıştır. Bu ifadeler tamamen 'maksat' unsurunu tanımlamaktadır.
Hatalı tanım eşleştirmesi, sorudaki yanlış ifadeyi bulmamızı sağlar.

Anahtar Kavram

İdari İşlemin Unsurları: Konu ve Maksat Ayrımı

İpuçları

1
İdari işlemin beş unsuru (Yetki, Şekil, Sebep, Konu, Maksat) arasındaki farkları düşünün.
2
'Kamu yararı' kavramı her zaman idari işlemin en son (nihai) hedefidir; bu hangi unsurun özelliğidir?
3
Konu, işlemin 'neyi' kapsadığıdır; maksat ise işlemin 'neden ve ne için' yapıldığının nihai yanıtıdır.

Daha Fazla Pratik

İdari işlemlerin yetki sakatlıklarını (yetki gasbı, fonksiyon gasbı, yetki tecavüzü ve yetki saptırması) daha detaylı inceleyen soruları çözebilirsiniz.

Alternatif Yöntem

Unsur isimlerini birer soruyla eşleştirerek hatırlayabilirsiniz: Kim yaptı? (Yetki), Nasıl yapıldı? (Şekil), Niçin yapıldı? (Sebep), Ne yapıldı? (Konu), Hangi amaçla yapıldı? (Maksat).
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 446Soru

İdare hukukunda idari kolluk faaliyetleri, kamu düzenini korumak ve bozulmasını önlemek amacıyla yürütülen önleyici nitelikteki çalışmalardır. Doktrin ve yargı içtihatlarına göre idarenin kolluk yetkisini kullanarak müdahale edebileceği "kamu düzeni" kavramı belirli temel öğelerden oluşmaktadır.

Buna göre, aşağıdakilerden hangisi idari kolluğun korumakla yükümlü olduğu kamu düzeninin geleneksel öğeleri arasında yer almaz?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Ekonomik istikrarın ve fiyat dengesinin sağlanması

Cevap

Ekonomik istikrarın ve fiyat dengesinin sağlanması, idari kolluğun kamu düzenini koruma amacı kapsamındaki geleneksel öğelerden biri değildir.
İdare hukukunda kamu düzeni; güvenlik, dirlik ve esenlik, genel sağlık ve genel ahlak olmak üzere dört geleneksel öğeden oluşur. Ekonomik istikrarın sağlanması ise devletin ekonomi yönetimi ve mali politikaları kapsamında değerlendirilir, idari kolluğun doğrudan bir öğesi değildir.

Adım Adım Çözüm

1
İdari kolluk faaliyetlerinin temel amacını tanımlayın.
İdari kolluğun amacı 'kamu düzenini' korumaktır.
Kolluk yetkisinin sınırlarını belirleyen temel ölçüt kamu düzenidir.
2
Kamu düzeninin dört temel öğesini listeleyin.
1. Güvenlik, 2. Dirlik ve Esenlik (Huzur), 3. Genel Sağlık, 4. Genel Ahlak.
Doktrinde kabul edilen klasik kamu düzeni anlayışı bu dört unsur üzerine kuruludur.
3
Seçenekleri bu dört temel öğe ile karşılaştırın.
Ekonomik istikrar bu listede yer almamaktadır.
Ekonomik düzenlemeler kolluk faaliyeti değil, devletin ekonomik yönetim ve planlama fonksiyonu içerisindedir.

Anahtar Kavram

Kamu Düzeninin Ögeleri

İpuçları

1
Kamu düzeninin öğelerini hatırlarken toplumun günlük yaşamındaki somut huzur ve güvenliği düşünün.
2
İdari kolluk genellikle 'önleyici' niteliktedir ve fiziksel çevredeki huzuru hedefler.
3
Geleneksel öğeler: Güvenlik, Esenlik, Sağlık ve Ahlak şeklindedir; ekonomik politikalar bu kapsamda değildir.

Daha Fazla Pratik

İdari kolluk makamlarını (Vali, Kaymakam vb.) ve bu makamların yetki farklarını inceleyerek konuyu pekiştirebilirsiniz.
Tahmini Süre:45s
Soru 447Soru

İdare hukukunda, kural olarak bir zararın tazmin edilebilmesi için idarenin bir eylemi ile ortaya çıkan zarar arasında doğrudan bir "illiyet bağı" bulunması gerekir. Ancak Danıştay içtihatlarıyla kabul edilen istisnai bir ilke uyarınca; terör eylemleri veya büyük çaplı toplumsal olaylar sırasında üçüncü kişilerin (saldırganların) verdiği zararlardan, idarenin ne doğrudan bir eylemi ne de bir hizmet kusuru bulunmasa dahi, devletin "anayasal düzeni koruma" ve "toplumun genel güvenliğini sağlama" ödevi gereği sorumlu tutulması kabul edilmiştir. Bu yaklaşım, söz konusu zararın belirli kişilerin üzerine bırakılmayıp kolektif bir şekilde toplumun tamamına (devlet bütçesi aracılığıyla) paylaştırılması esasına dayanmaktadır.

Yukarıda özellikleri belirtilen ve idari sorumlulukta illiyet bağının bir istisnasını teşkil eden bu kusursuz sorumluluk ilkesi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Sosyal Risk İlkesi

Cevap

Sosyal Risk İlkesi
Sosyal Risk İlkesi, idarenin hiçbir kusuru ve hatta doğrudan bir eylemi olmasa bile, toplumsal olayların ve terörün yarattığı zararları tazmin etmesidir. Burada temel amaç, devletin varlığına yönelen saldırıların faturasını sadece mağdurun üzerine bırakmamak ve bu yükü topluma yaymaktır.

Adım Adım Çözüm

1
Zararı doğuran olayın niteliğini analiz edin.
Zarar, idarenin bir işlemiyle değil; terör veya toplumsal olaylar sırasında üçüncü kişilerce verilmiştir.
Sorumluluğun türünü (hizmet kusuru mu kusursuz mu) belirlemek için kaynağa bakılmalıdır.
2
İdare ile zarar arasındaki bağın (illiyet bağı) durumunu kontrol edin.
İdarenin doğrudan bir eylemi yoktur, yani geleneksel illiyet bağı zayıf veya yoktur.
Bu durumun idari sorumluluk hukukundaki özel istisnasını belirlemek gerekir.
3
Zararın paylaştırılma mantığını değerlendirin.
Zarar, toplumsal dayanışma gereği devletin (toplumun) üzerine alınmaktadır.
Bu temel mantık bizi doğrudan Sosyal Risk İlkesine götürür.

Anahtar Kavram

Sosyal Risk İlkesi: İdari sorumluluğun en uç noktası olup, illiyet bağının aranmadığı ve zararın kolektif olarak tazmin edildiği kusursuz sorumluluk halidir.

İpuçları

1
İdarenin hiçbir hatası (kusuru) olmasa bile sorumlu tutulduğu 'kusursuz sorumluluk' hallerinden birini düşünün.
2
Bu ilke, idarenin bir eylemi ile zarar arasındaki 'bağın' koptuğu terör olayları için özel olarak geliştirilmiştir.
3
İsmi, zararın tek bir kişide kalmayıp 'sosyal' bir yük olarak toplumca paylaşılmasından gelir.

Daha Fazla Pratik

İdarenin kusursuz sorumluluk hallerinden bir diğeri olan 'Tehlike İlkesi' ile aradaki farkları çalışabilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 448Soru

İdare hukukunda; kamu yararının zorunlu kıldığı hallerde, kamu hizmeti niteliği taşıyan özel teşebbüslerin, gerçek karşılıkları ödenerek kanunla devlet mülkiyetine geçirilmesi yöntemi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Devletleştirme

Cevap

Kamu hizmeti niteliği taşıyan özel teşebbüslerin kanunla kamu mülkiyetine geçirilmesi yöntemine 'Devletleştirme' denir.
Doğru cevap olan yöntem, kamu hizmeti niteliği taşıyan ve kamu yararının zorunlu kıldığı özel teşebbüslerin kanunla kamu mülkiyetine geçirilmesini ifade eden devletleştirmedir. Bu yöntem, kamulaştırmadan farklı olarak taşınmaz malları değil, bir işletmenin tamamını konu alır.

Adım Adım Çözüm

1
İşleme konu olan unsuru belirleyin.
Soruda mülkiyetine el konulan unsur 'özel teşebbüsler' (işletmeler) olarak belirtilmiştir.
İdarenin her mal edinme yöntemi farklı bir mülkiyet türünü (taşınır, taşınmaz, teşebbüs) hedef alır.
2
Hukuki dayanağı ve kapsamı kontrol edin.
İşlemin 'kamu yararı' amacıyla ve 'kanunla' yapıldığı vurgulanmıştır.
Devletleştirme işlemi, Anayasa gereği ancak kanunla ve kamu hizmeti niteliği taşıyan işletmeler için yapılabilir.
3
Kavramsal eşleştirme yapın.
Özel teşebbüslerin devlete geçmesi kavramı 'Devletleştirme' tanımıyla tam olarak örtüşmektedir.
Kamulaştırma taşınmazlarla, istimval taşınırlarla, devletleştirme ise teşebbüslerle ilgilidir.

Anahtar Kavram

Devletleştirme, kamu hizmeti yürüten özel işletmelerin kamu yararı gereği kanunla devlet mülkiyetine geçirilmesidir.

İpuçları

1
Soruda el konulan unsurun 'taşınmaz mal' mı yoksa bir 'işletme' mi olduğuna dikkat edin.
2
Bu yöntem, stratejik öneme sahip özel sektör kuruluşlarının (örneğin bir maden işletmesi veya ulaşım şirketi) devlete geçirilmesinde kullanılır.

Daha Fazla Pratik

Kamulaştırma ile Devletleştirme arasındaki 'konu' farkını (taşınmaz vs. teşebbüs) tekrar gözden geçirebilirsiniz.
Tahmini Süre:45s
Soru 449Soru

657657 sayılı Devlet Memurları Kanunu hükümleri uyarınca; adaylık süresi içerisinde hal ve hareketlerinde memuriyetle bağdaşmayacak durumları, göreve devamsızlıkları tespit edilen veya adaylık eğitimi sonunda yapılan sınavlarda başarısız olan aday memurlar hakkında uygulanacak işlem ve bu işlemin hukuki sonucu aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İlişikleri kesilir ve 3 yıl süreyle devlet memurluğuna alınmazlar.

Cevap

İlişikleri kesilir ve 3 yıl süreyle devlet memurluğuna alınmazlar.
Doğru cevap, başarısız olan aday memurların kurumla ilişiklerinin kesileceğini ve bu kişilerin 3 yıl boyunca devlet memurluğuna tekrar kabul edilmeyeceğini belirten seçenektir. Bu kural, kamu hizmetinin kalitesini korumak amacıyla 657657 sayılı Kanun'da net bir şekilde düzenlenmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Adaylık sürecindeki başarısızlık kriterlerinin belirlenmesi
657657 sayılı Kanun'un 5656. ve 5757. maddeleri uyarınca eğitimde başarısızlık veya olumsuz sicil durumları saptanmıştır.
Memuriyet statüsünün devamı için adaylık sürecinin başarıyla tamamlanması şarttır.
2
İlişik kesme işleminin gerçekleştirilmesi
Disiplin amirinin teklifi ve atamaya yetkili amirin onayı ile memuriyet sona erdirilir.
Kanuni şartları taşımayan veya kaybeden adayların sistem dışına çıkarılması gerekir.
3
Yeniden memuriyete giriş engel süresinin uygulanması
İlişiği kesilen kişi için 33 yıllık bir memuriyet yasağı başlar.
Kamu hizmetinin ciddiyeti gereği başarısız olanların belirli bir süre tekrar denenmemesi amaçlanır.

Anahtar Kavram

Aday Memurlukta Başarısızlık ve Sonuçları

İpuçları

1
Aday memurluk süresi en az 1, en fazla 2 yıldır.
2
Adaylıkta başarısız olanlar için öngörülen memuriyete giriş yasağı, normal istifa durumlarından daha uzundur.
3
Başarısız adayların ilişiği kesildikten sonra tekrar memur olabilmeleri için tam 3 yıl beklemeleri gerekir.

Daha Fazla Pratik

Aday memurluk süresi içinde disiplin cezası almanın asalet onayına etkisini inceleyiniz.
Tahmini Süre:50s
Soru 450Soru

Bir ilde meydana gelen büyük bir deprem felaketi sonrasında, arama-kurtarma ve enkaz kaldırma çalışmalarını hızlandırmak amacıyla valilik; bölgedeki özel bir inşaat firmasına ait ekskavatörlerin mülkiyetine el koymuş, ayrıca sağlam kalan bir özel yurt binasının ise geçici süreliğine sahra hastanesi olarak kullanılmasına karar vermiştir.

İdare hukukundaki mal edinme yöntemleri dikkate alındığında, bu durum ile ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Hem taşınır nitelikteki iş makinelerinin mülkiyetinin hem de taşınmazın kullanım hakkının elde edilmesi 'istimval' (yükümlülük) yöntemi kapsamında değerlendirilir.

Cevap

Afet gibi olağanüstü durumlarda taşınır malların mülkiyetine veya taşınmazların kullanım hakkına bedeli karşılığında el konulması 'istimval' yöntemidir.
Doğru yanıt olan seçenek, istimval kurumunun iki temel özelliğini doğru birleştirmiştir: Olağanüstü durumlarda başvurulması ve hem taşınır malların mülkiyetini hem de taşınmazların kullanım hakkını konu edinebilmesi. Senaryoda deprem (olağanüstü hal), iş makineleri (taşınır) ve yurt binası (taşınmaz kullanımı) bu tanıma tam olarak uymaktadır.

Adım Adım Çözüm

1
Olaydaki durumun niteliğini analiz etme.
Büyük bir deprem felaketi (afet), hukuk sistemimizde 'olağanüstü durum' olarak kabul edilir.
Yöntemin belirlenmesi için öncelikle şartların (olağan/olağanüstü) tespiti gerekir.
2
El konulan malların türünü belirleme.
İş makineleri 'taşınır' maldır ve mülkiyetine el konulmuştur; bina ise 'taşınmaz'dır ve sadece kullanımı talep edilmiştir.
Farklı mal edinme yöntemleri, malın taşınır/taşınmaz olmasına göre ayrılır.
3
Uygun hukuki yöntemi eşleştirme.
Olağanüstü durumlarda taşınır mülkiyeti ve taşınmaz kullanımı 'istimval' (yükümlülük) ile gerçekleştirilir.
Kamulaştırma sadece taşınmaz mülkiyeti, geçici işgal ise sadece bayındırlık amaçlı taşınmaz kullanımı içindir.

Anahtar Kavram

İstimval (Yükümlülük) Kurumu

İpuçları

1
İdarenin mal edinme yöntemlerini; malın türü (taşınır/taşınmaz) ve durumun niteliği (olağan/olağanüstü) açısından sınıflandırın.
2
Kamulaştırma sadece taşınmazlar içindir. Bayındırlık dışındaki olağanüstü durumlarda taşınırların edinilmesi farklı bir isimlendirmeye sahiptir.
3
Savaş, seferberlik veya afet gibi durumlarda kişilerin araçlarına veya binalarının kullanımına el konulması 'İstimval' olarak adlandırılır.

Daha Fazla Pratik

İstimval ile Geçici İşgal arasındaki 'amaç' (bayındırlık vs. olağanüstü durum) farkını pekiştirmek için benzer bir yol yapım senaryosu çözebilirsiniz.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 451Soru

657657 sayılı Devlet Memurları Kanunu'na göre; öğrenim durumu itibarıyla yükselebileceği derecenin son kademesinde bulunan bir devlet memurunun, normal şartlarda "kademe ilerlemesinin durdurulması" cezasını gerektiren bir fiili işlemesi durumunda uygulanacak yaptırım ve bu fiilin tekrarı ile ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Brüt aylığından 1/41/4 ile 1/21/2 oranında kesinti yapılır ve fiilin tekrarında devlet memurluğundan çıkarılır.

Cevap

Son kademede bulunan memura, kademe ilerlemesinin durdurulması yerine brüt aylığının 1/41/4’ü ile 1/21/2’si arasında kesinti yapılır ve tekrarında devlet memurluğundan çıkarılır.
Doğru cevap, 657657 sayılı Kanun'un 125125. maddesinde yer alan özel düzenlemeyi yansıtmaktadır. Memur zaten en üst kademede olduğu için 'ilerleme durdurulamaz'. Kanun bu durumda cezanın paraya çevrilmesini (1/41/4 - 1/21/2 brüt kesinti) ve suçun tekrarı halinde memuriyetin sona ermesini emreder.

Adım Adım Çözüm

1
Memurun statüsünü analiz etme
Memur, öğrenim durumu gereği yükselebileceği en son kademededir.
Kademe ilerlemesinin durdurulması cezasının fiziken uygulanıp uygulanamayacağını belirlemek için önemlidir.
2
657657 sayılı Kanun Madde 125125’deki istisnai hükmü uygulama
Kademe ilerlemesinin durdurulması cezası yerine brüt aylıktan 1/41/4 ile 1/21/2 oranında kesinti yapılması gerektiği tespit edilir.
Hukuken uygulanması imkansız hale gelen ceza yerine kanun koyucunun öngördüğü ikame cezayı belirlemek gerekir.
3
Tekerrür hükmünü kontrol etme
Bu özel durumda fiilin tekrarı halinde yaptırım 'Devlet memurluğundan çıkarma'dır.
Disiplin hukukunda tekerrürün sonuçları fiilin türüne ve memurun durumuna göre değişebilir.

Anahtar Kavram

Disiplin Cezalarında Özel Uygulama Halleri

İpuçları

1
Memur son kademeye geldiyse artık kademesi ilerleyemez; bu durumda ceza nasıl uygulanır?

Daha Fazla Pratik

Disiplin cezalarına karşı yapılacak itirazların sürelerini ve başvuru mercilerini (Disiplin Kurulu, Yüksek Disiplin Kurulu, İdare Mahkemesi) tekrar ediniz.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 452Soru

Bir idari makamın, başka bir idari birim üzerindeki denetim yetkisinin 'hiyerarşi' mi yoksa 'idari vesayet' mi olduğu, denetleyen ve denetlenen tarafların aynı kamu tüzel kişiliği içinde yer alıp almamasına göre belirlenir. Farklı kamu tüzel kişilikleri arasındaki denetim ilişkisi 'idari vesayet' olarak adlandırılır.

Buna göre, aşağıdaki denetim örneklerinden hangisi hukuki niteliği bakımından bir 'idari vesayet' yetkisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı'nın, bir büyükşehir belediyesinin imar planı kararlarını denetlemesi

Cevap

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı'nın bir belediyenin kararlarını denetlemesi, merkezi idare ile mahalli idare arasındaki ilişkiyi temsil ettiği için idari vesayettir.
İdari vesayet, merkezi idare makamlarının, yerinden yönetim kuruluşları (mahalli idareler ve hizmet yerinden yönetim kuruluşları) üzerindeki sınırlı denetim yetkisidir. Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı (merkezi idare), bir büyükşehir belediyesinin (mahalli idare) kararlarını denetlerken farklı bir tüzel kişiliği denetlediği için bu yetki idari vesayettir.

Adım Adım Çözüm

1
Denetleyen ve denetlenen makamların tüzel kişiliklerini belirle.
Bakanlık Devlet tüzel kişiliği içindedir; Belediye ise kendi başına ayrı bir kamu tüzel kişiliğidir.
Vesayet ve hiyerarşi ayrımının temel kriteri tüzel kişilik sınırıdır.
2
Tüzel kişilik sınırlarının aşılıp aşılmadığını kontrol et.
Denetim, bir tüzel kişiliğin dışına çıkarak başka bir tüzel kişiliğe yönelmektedir.
Devlet tüzel kişiliği ile Yerinden Yönetim tüzel kişiliği arasındaki denetim ancak vesayet olabilir.

Anahtar Kavram

İdari Vesayet ve Hiyerarşi Ayrımı

İpuçları

1
Denetleyen ve denetlenen taraf 'Aynı tüzel kişilik' mi yoksa 'Farklı tüzel kişilikler' mi diye sor.
2
Bakanlıklar merkezi idareyi, belediyeler ise mahalli idareyi temsil eder. Bu iki yapı arasındaki bağı hatırla.
3
Hiyerarşide emir verme ve işlem yapma yetkisi geniştir; vesayette ise yetki sadece kanunun izin verdiği kadardır ve genellikle farklı kurumlar arasındadır.

Daha Fazla Pratik

Vali ile Belediye Başkanı veya Vali ile Köy Muhtarı arasındaki ilişkiyi inceleyerek vesayet kavramını pekiştirin.

Alternatif Yöntem

Denetim ilişkisini bir ailenin kendi içindeki çocuklarını denetlemesi (hiyerarşi) ile bir devlet memurunun bir derneği denetlemesi (vesayet) gibi düşünebilirsin. Aynı çatı altındaysa hiyerarşi, çatılar farklıysa vesayettir.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 453Soru

Bir ilde uluslararası bir zirve düzenlenmesi nedeniyle, Valilik kararıyla belirli bir cadde güvenlik gerekçesiyle üç hafta boyunca araç ve yaya trafiğine tamamen kapatılmıştır. Bu cadde üzerinde faaliyet gösteren bir market işletmecisi, ulaşımın kesilmesi nedeniyle iş yapamamış ve ağır, özel bir zarara uğramıştır. İdarenin bu işlemi tamamen hukuka uygun, kamu yararı amacıyla ve kusursuz bir şekilde yaptığı kesin olduğuna göre, market işletmecisinin uğradığı zararın tazmini ile ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İdare, faaliyet hukuka uygun olsa dahi, kamu külfetleri karşısında eşitlik (fedakarlığın denkleştirilmesi) ilkesi gereğince bu özel zararı tazmin etmekle yükümlüdür.

Cevap

İdare, 'fedakarlığın denkleştirilmesi' ilkesi uyarınca, hukuka uygun eylemlerinden doğan özel ve ağır zararları tazmin etmekle yükümlüdür.
Doğru yanıt olan seçenek, idarenin hukuka uygun bir faaliyetle (güvenlik için yol kapatma) belirli bir kişiye yüklediği olağandışı külfeti tazmin etmesi gerektiğini belirtir. Bu durum, idare hukukunda 'fedakarlığın denkleştirilmesi' ilkesi olarak adlandırılan kusursuz sorumluluk halidir. Toplumun tamamının yararlandığı bir kamu hizmeti (zirvenin güvenliği), bir bireyi diğerlerine göre çok daha ağır bir ekonomik zarara uğratıyorsa, bu dengesizlik tazminatla giderilmelidir.

Adım Adım Çözüm

1
Eylemin Hukuki Niteliğini Belirleme
İşlem Valilik kararıyla, kamu yararı amacıyla ve usulüne uygun tesis edilmiştir (Kusursuzdur).
Sorumluluğun türünü (kusurlu/kusursuz) belirlemek için eylemin hukuka uygunluğu analiz edilmelidir.
2
Zararın Niteliğini Analiz Etme
Zarar, sadece o cadde üzerindeki işletmeci için 'özel' ve 'ağır' bir nitelik taşımaktadır.
Genel ve hafif külfetler tazmin edilmez; tazminat için zararın bireyselleşmiş olması gerekir.
3
Kusursuz Sorumluluk İlkesini Uygulama
Hukuka uygun bir işlemle bozulan 'kamu külfetleri karşısında eşitlik' dengesi, tazminat yoluyla yeniden kurulur.
Toplumun geneli için yapılan bir zirvenin bedeli sadece bir market işletmecisine yüklenemez; bu 'fedakarlığın denkleştirilmesi' gereğidir.

Anahtar Kavram

Fedakarlığın Denkleştirilmesi (Kamu Külfetleri Karşısında Eşitlik)

İpuçları

1
İdarenin sorumluluğu için her zaman bir 'kanun ihlali' veya 'hata' olması gerekip gerekmediğini düşünün.

Daha Fazla Pratik

Kusursuz sorumluluğun diğer halleri olan 'Risk İlkesi' ve 'Sosyal Risk' kavramlarını inceleyerek aralarındaki farkları not ediniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 454Soru

Merkezi yönetimin hiyerarşik yapısı içerisinde yer alan, başkentten verilen emir ve talimatları yerelde uygulamakla görevli olan ve devlet tüzel kişiliğini temsil eden birimlere 'taşra teşkilatı' denir. Buna göre, aşağıdakilerden hangisi Türkiye Cumhuriyeti idari teşkilat yapısında merkezi yönetimin taşra teşkilatı içerisinde yer alan bir görevlidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Kaymakam

Cevap

Kaymakam, merkezi yönetimin taşra teşkilatında yer alan ilçe idaresinin başıdır.
Doğru cevap olan görevli, ilçe idaresinin başıdır. İlçe idaresi, valinin yönetimindeki il idaresiyle birlikte merkezi yönetimin 'taşra teşkilatı' yapısını oluşturur ve doğrudan devlet tüzel kişiliğine bağlıdır.

Adım Adım Çözüm

1
İdari teşkilatı 'Merkezi Yönetim' ve 'Yerinden Yönetim' olarak iki ana kola ayırın.
Merkezi yönetim devlet tüzel kişiliğini, yerinden yönetim ise kendi kamu tüzel kişiliğini temsil eder.
Kurumların tüzel kişilik farkını anlamak hiyerarşi ve vesayet ilişkisini belirler.
2
Merkezi yönetimin 'Başkent' ve 'Taşra' birimlerini belirleyin.
Başkentte Cumhurbaşkanı ve bakanlıklar; taşrada ise il ve ilçe idareleri bulunur.
Taşra teşkilatı, merkezin hiyerarşik uzantısı olan birimlerden oluşur.
3
Seçeneklerdeki görevli ve birimleri bu yapıya göre sınıflandırın.
Kaymakam ilçe idaresinin (taşra) başıyken; belediye, il genel meclisi ve muhtar mahalli idarelere (yerinden yönetim) aittir.
Kaymakam doğrudan devleti temsil ederken, mahalli idareler kendi bütçe ve organlarına sahiptir.

Anahtar Kavram

İlçe İdaresi (Kaymakam), merkezi yönetimin taşra teşkilatının hiyerarşik bir parçasıdır.

İpuçları

1
Seçeneklerde devletin hiyerarşik yapısı içinde yer alan ve doğrudan merkeze bağlı olan görevliyi arayın.

Daha Fazla Pratik

İl Özel İdaresi ve İl Genel İdaresi (Valilik) arasındaki farkları içeren tabloyu inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:45s
Soru 455Soru

İdare tarafından bir taşınmazın sadece bir kısmının kamulaştırılması (kısmi kamulaştırma) sonucunda, taşınmazın geri kalan kısmının kullanım amacına uygun şekilde yararlanmaya elverişli bir durumda kalmaması halinde; malikin hakları ve bu hakların kullanımı için 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nda öngörülen usul ile ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Malik, kamulaştırma kararının kendisine tebliğinden itibaren 30 gün içinde ilgili idareye başvurarak geri kalan kısmın da kamulaştırılmasını isteyebilir.

Cevap

Malikin, kamulaştırma kararının tebliğinden itibaren 30 gün içinde idareye başvurarak geri kalan kısmın da kamulaştırılmasını talep etme hakkı bulunmaktadır.
Doğru yanıt, 2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu'nun 12. maddesinde yer alan açık hükmü yansıtmaktadır. Kanuna göre, bir taşınmazın bir kısmı kamulaştırıldığında, geriye kalan kısım yararlanmaya elverişli bir durumda kalmazsa malik, tebliğ tarihinden itibaren otuz gün içinde idareye başvurarak bu kısmın da kamulaştırılmasını isteyebilir. Bu, mülkiyet hakkının korunması amacıyla malike tanınmış bir güvencedir.

Adım Adım Çözüm

1
Kısmi kamulaştırma sonrası taşınmazın durumunu analiz etme
Taşınmazın geri kalan kısmının (artan kısmın) ekonomik veya kullanım açısından yararlanılamaz hale geldiğinin tespiti.
Kanuni hakkın doğması için taşınmazın kalan kısmının işlevselliğini yitirmesi şarttır.
2
Yasal başvuru süresini kontrol etme
Kamulaştırma kararının tebliğ tarihinden itibaren başlayan 30 günlük sürenin tespiti.
Bu süre hak düşürücü nitelikte olup, sürenin geçirilmesi durumunda idareye zorunlu başvuru hakkı kaybedilir.
3
İlgili idareye yazılı başvuruda bulunma
İdareden, artan kısmın da kamulaştırılmasının talep edilmesi.
Usulüne uygun bir mal edinme süreci için önce idari yolun tüketilmesi gerekir.

Anahtar Kavram

Kısmi Kamulaştırma ve Artan Taşınmazın Durumu

İpuçları

1
Kamulaştırma Kanunu'nda malikin mağduriyetini önlemek için 'artan kısmın da alınması' yönünde bir hak tanınmıştır.
2
Bu hak için idareye başvurulması gereken süre, kamulaştırma ve vatandaşlık hukukunda sıkça karşımıza çıkan standart 30 günlük süredir.

Daha Fazla Pratik

İdarenin kamulaştırmadan vazgeçmesi durumunda malikin geri alma hakkını (5 yıl kuralı) incelemek konuyu pekiştirecektir.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 456Soru

2942 sayılı Kamulaştırma Kanunu uyarınca, idarenin özel mülkiyette bulunan bir taşınmaz hakkında kamu yararı kararı alıp onaylatmasından sonra izlemesi gereken 'satın alma usulü' ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi hukuksal açıdan doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Satın alma usulü sonucunda tarafların anlaşmasıyla gerçekleşen devir işlemi, mülkiyetin rızaen idareye geçmesini sağlar ve bu yolla yapılan edinimlerde mülk sahibi sonradan bedel artırım davası açamaz.

Cevap

Satın alma usulü sonucunda tarafların anlaşmasıyla gerçekleşen devir işlemi rızaen satış niteliğindedir ve sonradan dava konusu edilemez.
Satın alma usulü, kamulaştırma sürecinde idare ile malikin bedel üzerinde anlaşarak mülkiyeti devretmesidir. Bu yolla yapılan edinimler hukuken 'rızaen satış' olarak kabul edilir. Taraflar tutanakla bedel üzerinde mutabık kaldıkları için, malikin daha sonra 'bedel azdı' diyerek dava açma hakkı ortadan kalkar. Bu durum kamulaştırma sürecini hızlıca sonuçlandıran ve kesinlik kazandıran bir yöntemdir.

Adım Adım Çözüm

1
Kıymet Takdiri ve Hazırlık
İdare bünyesindeki Kıymet Takdir Komisyonu taşınmazın tahmini bedelini belirler; Uzlaşma Komisyonu ise görüşmeleri yürütmek üzere kurulur.
Satın alma teklifine temel oluşturacak objektif bir değer saptanması gereklidir.
2
Malikin Pazarlığa Davet Edilmesi
İdare, mülk sahibine resmi yazı göndererek pazarlık görüşmelerine çağırır.
Kamulaştırmanın öncelikle rızaen (anlaşma yoluyla) çözülmesi kanuni bir zorunluluktur.
3
Anlaşma ve Devir İşlemi
Taraflar bedel üzerinde anlaştığında bir tutanak tutulur ve taşınmaz tapuda idare adına tescil edilir.
Bu aşamada mülkiyet el değiştirir ve mülk sahibi anlaştığı bedel üzerinde hak iddia edemeyeceğini kabul etmiş sayılır.
4
Yargı Yolu (Anlaşmazlık Hali)
Anlaşma sağlanamazsa idare 30 gün içinde asliye hukuk mahkemesine başvurur.
Satın alma usulü tüketilmeden mahkemeden tescil istenemez.

Anahtar Kavram

Kamulaştırmada Satın Alma Usulünün Zorunluluğu ve Hukuki Sonuçları

İpuçları

1
Kamulaştırmada mahkemeye gitmeden önceki aşamayı hatırlayın.
2
İdare ile malik el sıkışıp anlaştığında, bu işlemin tapudaki adı 'satış' mıdır yoksa 'kamulaştırma' mıdır?
3
Satın alma usulü ile anlaşılan bedel kesindir ve bu bedele karşı sonradan dava açılması mümkün değildir; çünkü işlem rızaen gerçekleşmiştir.

Daha Fazla Pratik

Acele kamulaştırma usulünün bu genel prosedürden farklarını inceleyiniz.

Alternatif Yöntem

Kamulaştırma sürecini bir akış şeması olarak düşünün: Karar -> Kıymet Takdiri -> Uzlaşma Daveti. Eğer uzlaşma varsa dava yoktur; uzlaşma yoksa dava vardır.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 457Soru

İdare hukukunda idarenin sorumluluğunu kaldıran veya azaltan nedenler arasında yer alan 'mücbir sebep' ile 'beklenmeyen hal' kavramları karşılaştırıldığında, aşağıdakilerden hangisi bu iki kavramı birbirinden ayıran temel ölçüttür?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Olayın idarenin yürüttüğü hizmetin veya faaliyetin tamamen dışında (dışsal) gerçekleşip gerçekleşmemesi

Cevap

Mücbir sebep ve beklenmeyen hal arasındaki temel fark, olayın idari hizmetin dışında (dışsal) veya içinde (içsel) gerçekleşmesidir.
İdare hukukunda mücbir sebep ile beklenmeyen hal arasındaki en temel fark 'dışsallık' (externality) ölçütüdür. Mücbir sebep, idarenin yürüttüğü kamu hizmetinin tamamen dışında gerçekleşen olaylardır (örneğin deprem, yıldırım düşmesi). Beklenmeyen hal ise idari faaliyetin içinde, hizmetin işleyişi sırasında ancak öngörülemeyen bir şekilde ortaya çıkar (örneğin hizmet aracının lastiğinin patlaması veya teknik bir arıza).

Adım Adım Çözüm

1
Kavramların tanımlarını analiz edin.
Mücbir sebep: Dışsal, öngörülemez, önlenemez. Beklenmeyen hal: İçsel, öngörülemez, önlenemez.
İki kavramın ortak ve farklı yönlerini belirlemek için tanımlardan başlanmalıdır.
2
Ayırıcı kriter olan 'dışsallık' (externality) unsurunu değerlendirin.
Mücbir sebep idarenin kontrolü ve faaliyet alanı dışındadır (örn: deprem); beklenmeyen hal ise faaliyetin bünyesindedir (örn: araç arızası).
Tanımlardaki tek temel farkın olayın kaynağı olduğu görülmektedir.
3
Hukuki sonuçları karşılaştırın.
Dışsallık farkı nedeniyle mücbir sebep her türlü sorumluluğu keserken, beklenmeyen hal kusursuz sorumluluğu her zaman kesmez.
Ayırıcı ölçütün hukuki sonuçlar üzerindeki etkisini doğrulamak gerekir.

Anahtar Kavram

İdarenin Sorumluluğunu Kaldıran Haller: Dışsallık Kriteri

İpuçları

1
Her iki kavramın da 'öngörülemez' ve 'önlenemez' olma özellikleri ortaktır.
2
Ayrım yaparken olayın idari hizmetin 'içinden' mi yoksa 'dışından' mı geldiğine odaklanın.
3
Deprem hizmetin dışındadır (Mücbir Sebep), ancak bir makinenin aniden bozulması hizmetin içindedir (Beklenmeyen Hal).

Daha Fazla Pratik

Mücbir sebebin illiyet bağını nasıl kestiği ve kusursuz sorumluluk hallerindeki etkisi üzerine pratik örnekleri inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 458Soru

1982 Anayasası’nın 127. maddesine göre; mahalli idareler; il, belediye veya köy halkının mahalli müşterek ihtiyaçlarını karşılamak üzere kuruluş esasları kanunla belirtilen ve karar organları, gene kanunda gösterilen seçmenler tarafından seçilerek oluşturulan kamu tüzel kişileridir.

Buna göre, aşağıdakilerden hangisi Anayasa’da belirtilen mahalli idare birimlerinden biri olmayıp merkezi yönetimin taşra teşkilatı içerisinde yer almaktadır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İl Genel İdaresi

Cevap

İl Genel İdaresi, merkezi yönetimin taşra teşkilatı içerisinde yer alan bir birimdir; mahalli idare değildir.
İl Genel İdaresi, merkezi yönetimin (devletin) taşra teşkilatının bir parçasıdır ve hiyerarşik yapıya tabidir. Oysa mahalli idareler (İl Özel İdaresi, Belediye, Köy), ayrı kamu tüzel kişilikleri olan ve karar organları seçimle iş başına gelen yerinden yönetim kuruluşlarıdır.

Adım Adım Çözüm

1
1982 Anayasası'nın 127. maddesinde tanımlanan mahalli idare birimlerini tespit etmek.
Anayasa; il özel idaresi, belediye ve köy birimlerini mahalli idare olarak belirlemiştir.
Anayasa koyucu, yerel ihtiyaçların karşılanması için bu üç birime kamu tüzel kişiliği tanımıştır.
2
Merkezi yönetimin taşra teşkilatı (İl Genel İdaresi) ile mahalli idare (İl Özel İdaresi) ayrımını yapmak.
İl Genel İdaresi; vali, il idare şube başkanları ve il idare kurulundan oluşur ve merkezi idarenin parçasıdır.
Bu birim, merkezin emirlerini taşrada yerine getirmekle görevlidir ve devlet tüzel kişiliğini temsil eder.
3
Seçeneklerdeki yapıları hukuki statülerine göre sınıflandırmak.
İl Genel İdaresi dışındaki tüm seçenekler mahalli idare (yerinden yönetim) statüsündedir.
İsim benzerliği (İl Genel vs İl Özel) ve her ikisinin başında valinin bulunması en yaygın hata noktasıdır.

Anahtar Kavram

Mahalli İdareler ve Taşra Teşkilatı Ayrımı

İpuçları

1
Anayasa'nın 127. maddesinde sadece üç tür birim 'mahalli idare' olarak sayılmıştır.
2
Seçeneklerden bir tanesi 'İl' kelimesini içermesine rağmen merkezin taşradaki uzantısıdır, yerel bir yönetim değildir.
3
İl Genel İdaresi merkezin hiyerarşisine, İl Özel İdaresi ise merkezin idari vesayetine tabidir; soruda sorulan taşra birimi İl Genel İdaresi'dir.

Daha Fazla Pratik

İl Özel İdaresi ile İl Genel İdaresi'nin organları (Vali, Meclis, Encümen vs.) arasındaki farkları çalışmak bu konuyu pekiştirecektir.

Alternatif Yöntem

Tüzel kişilik üzerinden gidilebilir: Devlet tüzel kişiliğine dahil olanlar taşra, kendi kamu tüzel kişiliği olanlar mahalli idaredir. İl Genel İdaresi'nin ayrı bir tüzel kişiliği yoktur.
Tahmini Süre:45s
Soru 459Soru

Türkiye Cumhuriyeti'nin idari yapısında, mahalli idarelerin seçilmiş organlarının organlık sıfatını kaybetmelerine ilişkin denetimin yargı yolu ile yapılacağı ilkesi 19821982 Anayasası ile güvence altına alınmıştır. Bu anayasal çerçevede, görevleri ile ilgili bir suç sebebiyle hakkında soruşturma açılan bir belediye başkanını "geçici bir önlem olarak" görevden uzaklaştırma yetkisi İçişleri Bakanı'na verilmişken; bir belediye meclisinin kanunda öngörülen sebeplerle "organlık sıfatının sona ermesine (fesih)" karar verme yetkisi aşağıdakilerden hangisine aittir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Danıştay

Cevap

Belediye meclisinin organlık sıfatının sona ermesine karar verme yetkisi Danıştay'a aittir.
Doğru cevap olan kurumun yetkisi, 19821982 Anayasası'nın 127127. maddesindeki "mahalli idarelerin seçilmiş organlarının, organlık sıfatını kaybetmeleri konusundaki denetim yargı yolu ile olur" hükmüne dayanır. Belediye Kanunu uyarınca, bu yargısal yetki idari yargının zirvesi olan Danıştay tarafından kullanılır. Bu durum, yerel demokrasinin ve seçmen iradesinin korunması adına anayasal bir güvencedir.

Adım Adım Çözüm

1
19821982 Anayasası'nın 127127. maddesi incelenir.
Anayasa, mahalli idare organlarının organlık sıfatını kaybetmelerinin yargı yoluyla olacağını belirtir.
Bu hüküm, yerel yönetimlerin özerkliğini merkezi idarenin keyfi müdahalelerine karşı korur.
2
"Geçici uzaklaştırma" ile "Organlık sıfatının kaybı" arasındaki fark ayırt edilir.
Uzaklaştırma idari bir önlem (İçişleri Bakanlığı), fesih ise yargısal bir sonuçtur (Danıştay).
KPSS'de en sık karıştırılan ve yüksek ayırt ediciliğe sahip olan temel ayrım budur.
3
Belediye Kanunu ve İdari Yargılama Usulü Kanunu çerçevesinde görevli mahkeme belirlenir.
Bu yetki idari yargının en üst denetim organı olan Danıştay'a verilmiştir.
Organlık sıfatının sona ermesi gibi ağır bir yaptırımın en yüksek idari yargı merciince verilmesi hukuk devleti ilkesinin gereğidir.

Anahtar Kavram

Mahalli İdarelerde Yargısal Denetim ve Organlık Sıfatının Kaybı

İpuçları

1
Anayasa'ya göre mahalli idare organlarının organlık sıfatını kaybetmesi ancak bir yargı kararıyla mümkündür.
2
İçişleri Bakanlığı'nın yetkisi sadece soruşturma aşamasında uygulanan geçici bir uzaklaştırma tedbiridir.
3
Belediye meclisinin feshine veya organlık sıfatının kaybına karar veren merci, Türkiye'deki en yüksek idari yargı organıdır.

Daha Fazla Pratik

İl Özel İdaresi'nin organlarını ve Vali'nin bu yapıdaki çift yönlü rolünü inceleyerek konuyu pekiştirebilirsiniz.

Alternatif Yöntem

Şu formül ile karıştırmayı önleyebilirsiniz: 'Uzaklaştırma = İdari (İçişleri), Sonlandırma = Yargısal (Danıştay)'.
Tahmini Süre:3m 0s
Soru 460Soru

İdare hukukunda, denetleyen makam ile denetlenen birimin farklı kamu tüzel kişiliklerine sahip olması durumunda 'idari vesayet', aynı kamu tüzel kişiliği içinde yer almaları durumunda ise 'hiyerarşi' denetimi söz konusudur.

Buna göre, aşağıdaki makamlar arası denetim ilişkilerinden hangisi, tarafların farklı kamu tüzel kişiliklerine sahip olması nedeniyle 'idari vesayet' denetimi kapsamında yer almaktadır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İçişleri Bakanı - Büyükşehir Belediye Başkanı

Cevap

İçişleri Bakanı ile Büyükşehir Belediye Başkanı arasındaki denetim ilişkisi, farklı kamu tüzel kişilikleri (Devlet ve Belediye) arasında gerçekleştiği için idari vesayettir.
İçişleri Bakanı merkezi idarenin (devletin) bir parçasıyken, Büyükşehir Belediye Başkanı ayrı bir kamu tüzel kişiliği olan yerel yönetimi temsil eder. İdare hukukunda bir kamu tüzel kişisinin başka bir kamu tüzel kişisini denetlemesi 'idari vesayet' olarak tanımlanır.

Adım Adım Çözüm

1
Makamların bağlı olduğu tüzel kişilikleri belirle.
İçişleri Bakanı Devlet Tüzel Kişiliği'ne, Belediye Başkanı ise Belediye Tüzel Kişiliği'ne bağlıdır.
Denetimin türü, denetleyen ve denetlenen makamların aynı tüzel kişilikte olup olmamasına bağlıdır.
2
Tüzel kişilik ayrımını analiz et.
İki makam farklı kamu tüzel kişiliklerini temsil etmektedir.
Merkezi idare ile yerinden yönetim kuruluşları arasındaki ilişki anayasal olarak idari vesayettir.
3
Denetim ilkesini uygula.
Farklı tüzel kişilikler arasındaki denetim yetkisi 'idari vesayet' olarak adlandırılır.
İdarenin bütünlüğü ilkesi çerçevesinde hiyerarşi 'tekil' yapıda, vesayet ise 'çoklu' tüzel kişilik yapısında uygulanır.

Anahtar Kavram

İdari Bütünlük: Hiyerarşi ve Vesayet Ayrımı

İpuçları

1
Denetleyen ve denetlenen kişi aynı kurumun (tüzel kişinin) bordrosunda mı çalışıyor, yoksa farklı kurumlarda mı?
2
Belediyeler, köyler ve üniversiteler 'Devlet'ten ayrı birer kamu tüzel kişiliğine sahiptir.
3
Merkezi idaredeki bir bakanın, halk tarafından seçilen ve ayrı bir bütçesi olan bir yerel yöneticiyi denetlemesi anayasal olarak sınırlıdır.

Daha Fazla Pratik

İdari vesayet yetkisinin kapsamını (iptal, onay, erteleme) ve hiyerarşiden farklarını tekrar ediniz.
Tahmini Süre:45s
ÖncekiSayfa 23 / 31Sonraki
İdare Hukuku — KPSS Genel Yetenek - Genel Kültür — Sayfa 23 | Examkin