Siyaset Biliminin Temel Kavramları
152 soru
Siyasal değerlerin aktarımı ve bireyin siyasal bir kimlik kazanması sürecinde eğitim kurumları; hem resmi bir öğretim programı aracılığıyla hem de kurumun yapısal özellikleri ve günlük işleyişi üzerinden etkide bulunmaktadır. Literatürde 'açık (doğrudan)' ve 'örtük (dolaylı)' toplumsallaşma olarak kavramsallaştırılan bu süreçlerden örtük olanı; kasıtlı bir mesaj iletmekten ziyade, kurumun iklimi ve kişiler arası ilişkilerin niteliği üzerinden gerçekleşen yaşantısal bir öğrenmeyi temel alır.
Buna göre, aşağıdakilerden hangisi eğitim kurumlarındaki örtük (dolaylı) siyasal toplumsallaşma sürecini temsil eden bir durumdur?
Siyaset bilimi literatüründe egemenlik kavramını modern anlamda ilk kez sistemli bir biçimde tanımlayan düşünür, egemenliği "devletin mutlak ve sürekli gücü" olarak ifade etmiştir. Bu düşünür, egemenin pozitif yasalardan üstün olduğunu savunmasına rağmen; egemen gücün ilahi yasalar, doğal hukuk ve ailelerin özel mülkiyet hakları ile sınırlandığını ileri sürmüştür.
Buna göre, egemenliği mutlak ve bölünemez bir güç olarak tanımlamasına karşın, bu gücün sınırlarını doğal hukuk ve özel mülkiyet haklarıyla çizen düşünür aşağıdakilerden hangisidir?
Siyaset bilimi literatüründe siyasetin tanımı ve kapsamı üzerine yapılan akademik tartışmalar; siyaseti ya belirli bir mekanla (devlet, hükümet veya kamusal alan) sınırlayan 'alan' (arena) yaklaşımı ya da toplumsal ilişkilerin bütününe yayılan bir dinamik olarak gören 'süreç' (process) yaklaşımı etrafında şekillenmektedir.
Buna göre, siyaseti bir 'süreç' olarak tanımlayan yaklaşımın, siyaseti bir 'alan' olarak gören yaklaşımdan ayrıldığı temel özellik aşağıdakilerden hangisidir?
Siyasal toplumsallaşma literatüründe; bireyin aile içindeki çocuk-ebeveyn ilişkisi veya okuldaki hiyerarşik yapı gibi siyaset dışı ortamlarda deneyimlediği otorite kalıplarının, zamanla bilinçdışı bir düzeyde siyasal otoriteye yönelik tutumlara (itaat veya sorgulama) dönüşmesi süreci aşağıdakilerden hangisiyle açıklanır?
Toplumsal yaşamda karar alma süreçlerinin nasıl işlediğini ve kimlerin bu süreçte etkili olduğunu inceleyen araştırmacılar, siyasetin sınırlarını belirlerken farklı perspektifler sunarlar. Kurumsal perspektif siyaseti ağırlıklı olarak devlet aygıtı, yasa yapıcı organlar ve resmi hükümet etme faaliyetleriyle sınırlandırır. Buna karşın sosyolojik perspektif; aileden iş yerine, derneklerden uluslararası platformlara kadar gücün, etkinin ve otoritenin bulunduğu her etkileşim alanını siyasal bir zeminde değerlendirir.
Sözü edilen 'sosyolojik (geniş) perspektif' dikkate alındığında, siyasetin doğasına ve işleyişine ilişkin aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?
Siyaset bilimi literatüründe bireyin siyasal kültürle bütünleşmesi ve siyasal değerleri edinmesi süreci; yöntemi bakımından 'açık (doğrudan)' ve 'örtük (dolaylı)', bu süreci yürüten aracın niteliği bakımından ise 'birincil' ve 'ikincil' araçlar olarak tasnif edilmektedir.
Buna göre, aşağıdaki senaryoların hangisinde hem ikincil bir toplumsallaşma aracının etkisi hem de örtük (dolaylı) bir değer aktarımı süreci birlikte yer almaktadır?
Bir ülkede yürütülen eğitim politikaları kapsamında, okullardaki 'Yurttaşlık' derslerinde demokratik kurumların işleyişi, sivil haklar ve çoğulculuk gibi değerler müfredata eklenerek öğrencilere aktarılmaya başlanmıştır. Buna karşın, okulların idari yapısında katı bir hiyerarşi sürdürülmüş, öğrenci konseylerinin yetkileri kısıtlanmış ve okul kurallarına sorgusuz itaat, disiplin yönetmelikleriyle güvence altına alınmıştır. Yapılan araştırmalar, bu eğitim sisteminden mezun olan bireylerin siyasal bilgi düzeylerinin yüksek olmasına rağmen, sivil toplum kuruluşlarına katılım oranlarının çok düşük olduğunu ve siyasal karar alma süreçlerinde otoriteye itaatkâr bir tutum sergilediklerini ortaya koymuştur.
Bireylerin demokratik değerleri teorik olarak bilmelerine rağmen pratikte itaatkâr tutumlar sergilemelerinin siyasal toplumsallaşma kuramları bağlamındaki en doğru açıklaması aşağıdakilerden hangisidir?
Gabriel Almond ve Sidney Verba’nın siyasal kültür tipolojisinde; siyasal rollerin henüz sosyal, dini ve ekonomik rollerden ayrışmadığı, bireylerin merkezi siyasal otorite ve kamu politikaları hakkında belirgin bir farkındalığının veya beklentisinin bulunmadığı toplum yapısını ifade eden kavram aşağıdakilerden hangisidir?
Max Weber’in rasyonel-yasal otorite tipolojisinde sistemin istikrarı, kuralların hukuksal usullere uygunluğuna (yasallık) dayanır. Ancak modern siyaset kuramında, özellikle S. M. Lipset gibi düşünürler, bir sistemin kalıcılığının sadece yasalara uygunlukla değil, aynı zamanda toplumun değer yargılarıyla uyumlu olması (meşruiyet) ve toplumsal sorunları çözebilme kapasitesi (etkinlik) ile mümkün olduğunu savunur.
Buna göre; bir siyasal sistemin, toplumun temel değerlerini temsil etme kabiliyetini yitirmesi ve halkın beklentilerini karşılayacak politikalar üretememesi sonucunda ortaya çıkan rıza kaybı durumu aşağıdakilerden hangisidir?
19. yüzyılın sonları ve 20. yüzyılın başlarında Harold Laski, Robert MacIver ve Leon Duguit gibi düşünürler tarafından geliştirilen bir yaklaşım, Jean Bodin'den beri süregelen "devletin bölünemez ve mutlak üstünlüğü" fikrini şiddetle eleştirmiştir. Bu yaklaşıma göre; toplumda devleti oluşturan bireyler aynı zamanda sendikaların, meslek odalarının, dini kurumların ve çeşitli derneklerin de üyesidir. Devlet, bu toplumsal örgütlenmelerden sadece bir tanesidir ve diğer sivil oluşumlar üzerinde mutlak bir ahlaki veya hukuki üstünlük iddia edemez. Dolayısıyla otorite tek bir merkezde toplanamaz.
Yukarıdaki parçada temel özellikleri ifade edilen, egemenliğin tekçi (monist) yapısını reddederek iktidarın toplumsal gruplar arasında dağıldığını savunan siyaset bilimi yaklaşımı aşağıdakilerden hangisidir?
Max Weber, 'iktidar' (Macht) kavramını bir sosyal ilişkide bir aktörün kendi iradesini başkalarının dirençlerine rağmen yürütebilme olasılığı olarak tanımlarken; 'otorite'yi (Herrschaft) belirli bir gruptaki insanların belirli bir kaynaktan gelen emirlere itaat etme olasılığı olarak ifade eder. Weber'e göre iktidarın otoriteye dönüşebilmesi, yönetilenlerin yönetenlerin bu gücü kullanma hakkına duyduğu 'meşruiyet inancı'na (Legitimitätsglaube) bağlıdır. Modern devlet yapısında bu meşruiyetin kaynağı kişisellikten arındırılmış bir yapıya bürünmüştür.
Buna göre, modern bir kamu yönetiminde bir idari kararın 'yasal-rasyonel otorite' kapsamında kabul görmesinin temel dayanağı aşağıdakilerden hangisidir?
Max Weber’in otorite tipolojisinde 'rasyonel-yasal otorite', yönetimin önceden belirlenmiş, genel ve soyut hukuk kurallarına uygun olmasına dayanır. Ancak modern siyaset biliminde, bir iktidarın tüm eylemlerinin mevcut anayasa ve yasalara uygun olması (yasallık), o iktidarın toplumun geniş kesimleri tarafından 'doğru ve haklı' (meşru) kabul edilmesi için her zaman yeterli olmayabilir.
Buna göre, bir siyasal sistemde yönetenlerin hukuki prosedürleri izlemesine rağmen, toplumun temel değer yargılarıyla çatışan kararlar alması sonucunda yönetime duyulan gönüllü rızanın sarsılması durumu aşağıdakilerden hangisidir?
Modern anayasa hukukunun ve siyaset biliminin gelişim sürecinde, egemenliğin pratikteki işleyişine dair önemli bir ayrım geliştirilmiştir. Bu ayrıma göre, bir devlet düzeninde hukuk kurallarını koyma, değiştirme ve yürürlükten kaldırma konusunda mahkemelerce tanınan en üstün irade ile bu iradenin kararlarını arka planda fiilen belirleyen ve siyasi itaati sağlayan seçmen iradesi farklı katmanları temsil eder.
A. V. Dicey tarafından formüle edilen bu kuramsal çerçevede; parlamentonun sahip olduğu "nihai yasama yetkisi" ile seçmenlerin sahip olduğu "belirleyici siyasal güç" sırasıyla hangi kavramlarla tanımlanmaktadır?
Gabriel Almond ve Sidney Verba, "Sivil Kültür" (Civic Culture) adlı klasik çalışmalarında, istikrarlı bir demokrasinin sadece yüksek düzeyde siyasal katılımla değil, aynı zamanda sistemin yönetilebilirliğini sağlayan bazı "pasif" tutumların varlığıyla mümkün olduğunu savunmuşlardır. Yazarlara göre, katılımcı öğelerin diğer kültür türlerinden gelen öğelerle dengelenmemesi sistemde aşırı yüklenmeye ve istikrarsızlığa yol açabilir.
Buna göre, Almond ve Verba'nın "Sivil Kültür"ü bir "karışım" (mixed) olarak tanımlamasının temelinde yatan demokratik istikrar mekanizması aşağıdakilerden hangisidir?
Bir siyasal sistemde, yönetenlerin karar alma yetkisi ve yönetilenlerin itaat etme yükümlülüğü; yazılı anayasal hükümlere veya liderin kişisel kahramanlıklarına değil, iktidarın belirli bir aileye ait olduğu inancına ve 'eskiden beri süregelen' adetlerin kutsallığına dayanmaktadır. Bu sistemde sadakat, kurallardan ziyade şahsi bir nitelik taşımaktadır.
Max Weber'in otorite tipolojisine göre, yukarıda özellikleri belirtilen otorite türü aşağıdakilerden hangisidir?
Siyaset biliminde rasyonel-yasal otorite, kuralların tarafsızlığına ve usulüne uygunluğuna duyulan inanç üzerine inşa edilir. Ancak, bir siyasal sistemin tüm hukuksal normlara (yasallık/legalite) riayet etmesine rağmen, toplumsal beklentileri karşılayamaması (etkililik/effectiveness kaybı) veya yönetilenlerin değer dünyasıyla bağının kopması, sistemin "haklılık" zeminini sarsabilir. Bu analiz doğrultusunda, meşruiyet ve meşruiyet krizleri ile ilgili aşağıdaki çıkarımlardan hangisi doğrudur?
Bir siyaset bilimci, günümüz toplumlarında karar alma süreçlerini analiz ederken şu değerlendirmede bulunmuştur: 'Eğer bir organizasyonda sınırlı kaynaklar bulunuyorsa ve bu kaynakların kimlere, hangi önceliklerle dağıtılacağı konusunda farklı gruplar birbiriyle rekabet ediyorsa, orada mutlaka siyasal bir süreç işlemektedir. Bu durum sadece parlamento binalarında veya bakanlıklarda değil; bir işçi sendikasının kongresinde, bir üniversite senatosunda veya bir sivil toplum kuruluşunun kaynak planlamasında da aynı dinamiklerle karşımıza çıkar.'
Bu siyaset bilimcinin yaklaşımı dikkate alındığında, siyasetin tanımı ve kapsamı hakkında aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?
Max Weber, siyasal iktidarın meşru bir zemine oturmasını sağlayan otorite türlerini sınıflandırırken modern devletin işleyişine temel teşkil eden bir yapıdan bahseder. Bu yapı içerisinde bireylerin bir lidere veya yöneticiye itaat etme gerekçesi; liderin olağanüstü yetenekleri ya da geçmişten gelen kutsal gelenekler değil, makamın yetki sınırlarını çizen yazılı ve genel kurallardır. Buna göre, Weber'in tipolojisinde yer alan ve "itaatin kişilere değil, isimsiz ve nesnel bir düzene yönelik olduğu" bu otorite tipi aşağıdakilerden hangisidir?
Siyasal toplumsallaşma literatüründe araçlar; yapısı, işleyişi ve bireyle kurduğu ilişki biçimi bakımından 'birincil' ve 'ikincil' olarak ayrılmanın ötesinde, 'otorite örüntüleri' açısından da tasnif edilirler. Aile ve okul gibi kurumlar genellikle hiyerarşik bir yapı içinde 'dikey' bir değer aktarımı gerçekleştirirken; akran grupları (arkadaş çevreleri), benzer sosyal statüdeki bireylerin etkileşimine dayalı 'yatay' bir sosyalleşme alanı sunar. Akran gruplarının bireyin siyasal kimlik kazanım sürecindeki bu özgün konumuyla ilgili aşağıdaki değerlendirmelerden hangisi doğrudur?
Modern devlet kuramının öncüsü Jean Bodin, egemenliği "devletin mutlak ve sürekli gücü" olarak tanımlarken; egemenliğin mülkiyeti (sahibi) ile bu gücün fiilen yürütülme biçimi arasında kuramsal bir ayrım yapmıştır. Bu ayrım sayesinde, bir devletin özünde monarşik olup yönetiminde demokratik özellikler sergileyebileceğini açıklamıştır.
Buna göre; Bodin'in "egemenliğin kime ait olduğu" ile "bu egemenliğin nasıl bir mekanizmayla icra edildiği" arasındaki farkı ortaya koymak için kullandığı kavram çifti aşağıdakilerden hangisidir?