Realizm ve Neorealizm

506 soru

Soru 301Soru

Uluslararası ilişkiler teorileri arasında yer alan bir yaklaşıma göre, devletlerin davranışlarını onların içsel özellikleriyle (rejim türü, liderlerin karakteri vb.) açıklamaya çalışan teoriler 'indirgemeci' (reductionist) bir hata yapmaktadır. Bu yaklaşıma göre, uluslararası politikanın doğasını kavrayabilmek için odaklanılması gereken yer, birimleri (devletleri) çevreleyen 'yapı'dır. Söz konusu yaklaşımın kurucusu, uluslararası yapıyı üç temel boyutla tanımlar: düzenleyici ilke, birimlerin işlevsel niteliği ve üçüncü bir boyut. Kuramcıya göre; uluslararası sistemin düzenleyici ilkesi (anarşi) sabittir ve devletler hayatta kalma güdüsüyle hareket ettikleri için işlevsel olarak birbirlerinden farksızdır. Bu iki boyut değişmez kabul edildiğinden, sistemin yapısında zaman içinde meydana gelen değişimleri ve uluslararası politikadaki farklı sonuçları açıklayan yegâne yapısal değişken, bu üçüncü boyuttur.

Buna göre, parçada bahsedilen kuramcının uluslararası sistemdeki yapısal değişimi açıklamak için kullandığı yegâne değişken ile bu kuramın literatürdeki adı aşağıdakilerin hangisinde doğru eşleştirilmiştir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Birimler arasındaki yeteneklerin dağılımı – Neorealizm

Cevap

Doğru eşleştirme 'Birimler arasındaki yeteneklerin dağılımı – Neorealizm' şeklindedir.
Parçada temel argümanları özetlenen düşünür Kenneth Waltz'dur. Waltz, 'Uluslararası Politika Teorisi' adlı çalışmasıyla Neorealizm'in (Yapısal Realizm) temellerini atmıştır. Ona göre uluslararası yapı üç unsurdan oluşur: Düzenleyici ilke (anarşi), birimlerin işlevsel benzerliği ve yeteneklerin dağılımı (kutupluluk). Anarşi ve devletlerin işlevsel benzerliği sistemde değişmez (sabit) faktörler olduğu için, uluslararası politikadaki değişimleri ve devlet davranışlarındaki farklılıkları açıklayan tek değişken sistemdeki 'yeteneklerin dağılımı'dır. Bu nedenle doğru seçenek yeteneklerin dağılımı ve Neorealizm eşleşmesidir.

Adım Adım Çözüm

1
Parçadaki 'indirgemeci' (reductionist) ve 'yapısal' analiz eleştirisinin kime ait olduğunun tespiti.
Bu kavramsal ayrım Kenneth Waltz'un yaklaşımına aittir.
Waltz, geleneksel teorileri sadece devletin içsel faktörlerine odaklandıkları için indirgemeci olmakla suçlamış ve analiz düzeyinin 'yapı'ya çekilmesi gerektiğini savunmuştur.
2
Parçada bahsedilen 'uluslararası yapıyı tanımlayan üç temel boyutun' ne olduğunun analizi.
Waltz'a göre uluslararası yapı; 1) Düzenleyici ilke (anarşi), 2) Birimlerin karakteri (işlevsel benzerlik), 3) Yeteneklerin dağılımından oluşur.
Bu üçlü model, sistemik analiz teorisinin temel taşlarını oluşturur.
3
Üç boyuttan hangilerinin 'sabit', hangisinin 'değişken' olduğunun belirlenmesi.
Anarşi ve işlevsel benzerlik sabit kabul edilir. Değişimi açıklayan yegâne bağımsız değişken 'yeteneklerin dağılımı' (distribution of capabilities) olarak bulunur.
Metin, ilk iki unsurun sabit olduğunu ve yalnızca üçüncü boyutun sistemdeki değişimi açıkladığını açıkça vurgulamaktadır.
4
Bulunan değişkenin ve bu sistemik yaklaşımın literatürdeki adının eşleştirilmesi.
Değişken 'Yeteneklerin dağılımı', yaklaşım ise 'Neorealizm' (Yapısal Realizm) olarak adlandırılır.
Kenneth Waltz'un kurduğu bu teori, analiz seviyesini sistemin yapısına çekmesi nedeniyle bu ismi almıştır.

Anahtar Kavram

Kenneth Waltz'un Neorealizm'inde yapısal değişimin temel değişkeni olarak 'yeteneklerin dağılımı' (kutupluluk).
Soru 302Soru

Tarihsel süreçte birçok büyük güç, kendi yürüttüğü askeri veya diplomatik kampanyaları 'tüm insanlığın iyiliği', 'medeniyetin savunulması' veya 'evrensel adaletin tesisi' gibi söylemlerle meşrulaştırmaya çalışmıştır. Örneğin, bir devletin kendi yayılmacı politikalarını ilahi bir misyonun veya evrensel bir ahlak yasasının gereği olarak sunması, diplomasi tarihinde sık rastlanan bir olgudur.

Hans Morgenthau'nun siyasal gerçekçilik kuramına göre, devletlerin kendi dış politika hedeflerini bu şekilde evrensel doğrularmış gibi sunmasına karşı çıkan ve bu tür ideolojik maskelemeleri reddeden ilkesi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Belirli bir ulusun ahlaki özlemleri, evreni yöneten ahlak yasaları ile hiçbir zaman özdeşleştirilemez.

Cevap

Doğru seçenek, belirli bir ulusun ahlaki özlemlerinin evrensel ahlak yasaları ile özdeşleştirilemeyeceğini ifade eden seçenektir.
Soru kökünde ifade edilen 'kendi hedeflerini evrensel ahlak yasası gibi sunma' durumu, Morgenthau'nun 5. ilkesinin doğrudan eleştirdiği bir yaklaşımdır. Morgenthau'ya göre hiçbir devlet evrensel ahlakın tekelini elinde bulunduramaz; devletler kendi çıkarlarını evrensel bir misyon arkasına gizleyerek ideolojik bir maskeleme yaparlar. Gerçekçi bir analiz, ulusların kendi bencil ahlaki özlemlerini evrensel yasalarla bir tutmasını kesinlikle reddeder.

Adım Adım Çözüm

1
Soru metnindeki temel kavramı analiz et
Devletlerin kendi çıkarlarını 'evrensel adalet' veya 'ilahi misyon' gibi söylemlerle meşrulaştırması ve evrensel ahlakı tekeline alma çabası tespit edildi.
Morgenthau'nun hangi ilkesinin bu durumu eleştirdiğini bulmak için temel sorunun niteliğini anlamak gerekir.
2
Morgenthau'nun ilkeleriyle eşleştir
Altı ilke içerisinden, devletlerin eylemlerini ideolojik bir kılıfla örtmesini reddeden ilke değerlendirildi.
Her bir ilke farklı bir odak noktasına (insan doğası, çıkar, özerklik, ahlakın uygulanışı vb.) sahiptir.
3
Doğru ilkeyi belirle
Morgenthau'nun 5. ilkesinin 'Belirli bir ulusun ahlaki hedefleri, evrensel ahlak yasalarıyla özdeş tutulamaz' argümanı olduğu doğrulandı.
Gerçekçilik, ulusların kendi ahlaki hedeflerini tüm evrene teşmil etmesini ideolojik bir maskeleme olarak görür ve reddeder.

Anahtar Kavram

Morgenthau'nun Siyasal Gerçekçiliğinin Altı İlkesi (Beşinci İlke: İdeolojik Maskelemenin Reddi)

Alternatif Yöntem

Soruyu çözerken Morgenthau'nun ahlak ile ilgili iki farklı ilkesi (4 ve 5) arasındaki farkı hatırlamak hız kazandırır: Biri devletin kendi içindeki ahlaki ikilemi (4), diğeri ise devletin diğerlerine karşı ahlaki üstünlük taslamasını (5) inceler.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 303Soru

Bir dış politika analisti, yükselen bir küresel gücün denizaşırı askeri üsler kurma ve silahlanma yarışını hızlandırma stratejisini şu sözlerle değerlendirmiştir:

'Bu devletin yayılmacı askeri doktrini, karar alıcıların emperyal hırslarından veya ülkenin içsel rejim tipinden bağımsızdır. Temel kriz, üzerinde bir üst otoritenin bulunmadığı bu sistemde hiçbir aktörün diğerlerinin gelecekteki niyetlerinden asla tam olarak emin olamamasıdır. En kötü senaryoya hazırlıklı olmak zorunda olan rasyonel bir devlet için hayatta kalmanın tek garantili yolu, gücünü durmaksızın maksimize etmek ve nihayetinde bölgesel hegemonya kurarak rakiplerinin saldırma ihtimalini yapısal olarak ortadan kaldırmaktır.'

Bu analistin değerlendirmesi dikkate alındığında, devletlerin uluslararası arenadaki davranışlarını açıklamak için merkeze aldığı teorik yaklaşım ve temel argümanı aşağıdakilerden hangisinde doğru verilmiştir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Saldırgan Realizm - Anarşik yapıdaki mutlak niyet belirsizliği nedeniyle devletler güvenliklerini ancak sürekli güç maksimizasyonu ve bölgesel hegemonya kurarak sağlayabilirler.

Cevap

Analistin değerlendirmesinde savunduğu yaklaşım Saldırgan Realizmdir ve temel argümanı devletlerin güvenliklerini ancak güç maksimizasyonu ve bölgesel hegemonya hedefleriyle sağlayabileceği yönündedir.
Verilen analitik metin doğrudan John Mearsheimer'ın 'Saldırgan (Ofansif) Realizm' teorisinin temel yapıtaşlarını yansıtmaktadır. Saldırgan realizm; uluslararası sistemin anarşik yapısı ve diğer devletlerin niyetleri hakkındaki kesin belirsizliğin, rasyonel devletleri hayatta kalmak için mecburi bir güç rekabetine ittiğini savunur. Bu teoriye göre devletler için 'yeterli güç' diye bir durum yoktur; güvenliklerini maksimize etmenin tek yolu sistemdeki gücü maksimize etmek ve diğer devletlerin saldırmayı aklından bile geçiremeyeceği bir 'bölgesel hegemonya' konumuna ulaşmaktır. Dolayısıyla niyet belirsizliği ve bölgesel hegemonya eşleşmesini veren seçenek doğru yanıttır.

Adım Adım Çözüm

1
Metinde eleştirilen ve dışlanan varsayımları analiz et.
Analist, 'karar alıcıların emperyal hırslarından bağımsız' diyerek Klasik Realizmi dışlamıştır.
Teorik analizde sorunu insan doğasına mı yoksa sistemin yapısına mı (anarşi) bağladığını belirlemek.
2
Devletlerin güvenlik için geliştirdiği stratejiyi tespit et.
Strateji 'gücünü durmaksızın maksimize etmek ve nihayetinde bölgesel hegemonya kurmak' olarak belirlenmiştir.
Yapısal realizm şemsiyesi altındaki iki ana teori olan savunmacı ve saldırgan realizm arasındaki temel farkı ayırt etmek.
3
Tespit edilen stratejiyi teorilerle eşleştir.
Anarşi ve niyet belirsizliği yüzünden devletlerin hayatta kalmak adına revizyonist davranarak güç maksimizasyonuna yöneldiğini iddia eden kuram, John Mearsheimer'ın Saldırgan (Ofansif) Realizmidir.
Seçenekler arasından teorik tanımlamanın ve çıkarımın doğru yapıldığı öncülü bulmak.

Anahtar Kavram

Saldırgan Realizm, Güç Maksimizasyonu ve Niyet Belirsizliği
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 304Soru

Bir uluslararası ilişkiler araştırmacısı, arşiv belgelerine dayandırdığı tarihsel bir çalışmasında şu sonuca varmıştır: 'İncelenen kriz döneminde devlet başkanı, elindeki diplomatik ve askeri kapasiteyi devletinin güvenliğini sağlamak için kullanmak yerine, tamamen kişisel psikolojik hezeyanları ve katı dogmatik inançları doğrultusunda kararlar almış ve ülkesini mutlak bir felakete sürüklemiştir. Karar alıcının bu açıkça irrasyonel ve duygusal tutumu, dış politikanın her zaman güç bağlamında tanımlanan çıkar peşinde koştuğunu iddia eden realizmin evrensel bir açıklayıcı model olamayacağını kanıtlamaktadır.'

Buna göre, araştırmacının metodolojik eleştirisine Hans Morgenthau’nun 'siyasal gerçekçiliğin altı ilkesi' bağlamında verilebilecek en tutarlı teorik yanıt aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Siyasal gerçekçilik rasyonel bir teori inşa edebilmek için dış politikanın akılcı olduğunu varsayar; irrasyonel sapmalar teoriyi çürütmez, aksine gerçekliğin bu rasyonel standarttan ne ölçüde saptığını analiz etmeyi sağlar.

Cevap

Siyasal gerçekçilik rasyonel bir teori inşa edebilmek için dış politikanın akılcı olduğunu varsayar; irrasyonel sapmalar teoriyi çürütmez, aksine gerçekliğin bu rasyonel standarttan ne ölçüde saptığını analiz etmeyi sağlar.
Doğru seçenek, Morgenthau'nun 'güç şeklinde tanımlanan çıkar' ilkesini betimleyici mutlak bir davranış yasasından ziyade analitik bir çerçeve (ideal tip) olarak kurguladığını net bir şekilde ifade eder. Morgenthau, 'Uluslararası Politika' adlı eserinde insan doğasındaki irrasyonel, duygusal veya patolojik unsurların varlığını asla inkar etmez. Ancak siyasete dair bilimsel ve nesnel bir teori geliştirebilmek için, karar alıcının rasyonel davrandığı varsayımıyla hareket edilmesi gerektiğini savunur. Bu rasyonel varsayım bir fotoğraf karesi gibidir; gerçekte bir lider saplantıları yüzünden devletini felakete sürüklese bile bu durum teoriyi çürütmez. Aksine teori, ortaya çıkan bu irrasyonel davranışın, rasyonel normdan ne kadar saptığını ölçmemizi sağlayan bir standart (pusula) görevi görür.

Adım Adım Çözüm

1
Araştırmacının eleştirisini analiz et
Araştırmacı, liderin irrasyonel davranmasını baz alarak 'güç şeklinde tanımlanan çıkar' ilkesinin (realizmin temel varsayımının) geçersiz olduğunu iddia etmektedir.
Sorunun kökünde yer alan teorik problemi tespit etmek.
2
Morgenthau'nun epistemolojik yaklaşımını hatırla
Morgenthau'ya göre realizm, siyasetin 100% rasyonel olduğunu iddia etmez. Ekonomistlerin analitik olarak rasyonel insanı varsayması gibi, siyasal gerçekçilik de teorik bir yapı kurabilmek için 'akılcı davranan devlet adamı' ideal tipini kullanır.
Eleştiriye verilecek en doğru metodolojik yanıtı bulmak.
3
Seçenekleri Morgenthau'nun özgün ilkeleri bağlamında ele
Sistemin yapısına vurgu yapan, bürokratik denge mekanizmalarını savunan, kimlik inşasından bahseden veya uluslararası toplumu öne çıkaran seçenekler farklı teorilere aittir. Teorinin akılcı bir varsayımla standart koyduğunu belirten seçenek Morgenthau'ya aittir.
Çeldiricilerin içindeki farklı teorik ekolleri ayırt ederek doğru cevaba ulaşmak.

Anahtar Kavram

Morgenthau'nun Rasyonel Teori İnşası ve Otonomi İlkesi
Soru 305Soru

Uluslararası politikayı analiz ederken insan doğasına odaklanan geleneksel yaklaşımları yetersiz bulan Kenneth Waltz, devletlerin dış politika davranışlarını açıklamak için farklı bir çerçeve sunmuştur. Waltz'a göre, aktörleri güvenlik arayışına iten ve onları rekabete zorlayan asıl faktör, Hans Morgenthau'nun savunduğu gibi insanın güç arzusu değildir.

Buna göre, Kenneth Waltz'un kurucusu olduğu Neorealizm (Yapısal Realizm) teorisinde, devletlerin davranışlarını şekillendiren temel etken aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Devletlerin üzerinde yaptırım gücüne sahip hiyerarşik bir otoritenin bulunmaması

Cevap

Devletlerin üzerinde yaptırım gücüne sahip hiyerarşik bir otoritenin bulunmaması
Kenneth Waltz'un Yapısal Realizm (Neorealizm) teorisi, devlet davranışlarını açıklarken analiz düzeyini bireyden (insan doğası) sistem seviyesine kaydırır. Waltz'a göre uluslararası sistem 'anarşiktir'. Burada anarşi, bir kaos durumu değil, devletlerin üzerinde yasa koyucu, uygulayıcı ve onları koruyucu merkezi bir üst otoritenin (hiyerarşinin) bulunmaması anlamına gelir. Bu yapısal durum, devletleri kendi başlarının çaresine bakmaya (kendi kendine yardım / self-help) ve hayatta kalmak için güvenlik arayışına girmeye mecbur bırakır. Dolayısıyla rekabeti doğuran asıl neden sistemin hiyerarşiden yoksun yapısıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Kenneth Waltz'un Klasik Realizme yönelttiği temel eleştiriyi hatırlamak.
Waltz, devlet davranışlarının 'insan doğası' gibi indirgemeci (birey düzeyi) faktörlerle açıklanamayacağını savunmuştur.
Uluslararası politikanın bilimsel bir teori olabilmesi için sistemik faktörlere odaklanılması gerektiğine inanır.
2
Neorealizmin analiz düzeyini ve temel belirleyicisini tespit etmek.
Neorealizme göre devletlerin eylemlerini kısıtlayan ve yönlendiren unsur, içinde bulundukları uluslararası sistemin yapısıdır.
Yapısal zorunluluklar, aktörlerin niyetlerinden bağımsız olarak onların davranışlarını şekillendirir.
3
Uluslararası sistemin temel yapısal özelliğini (anarşi) tanımlamak.
Sistemin en belirgin özelliği, devletlerin üzerinde bir üst otoritenin olmamasıdır.
Hiyerarşik bir otoritenin yokluğu (anarşi), devletleri kendi güvenliklerini bizzat sağlamaya (kendi kendine yardım) mecbur bırakır.

Anahtar Kavram

Yapısal Realizmde Anarşi Kavramı
Soru 306Soru

Uluslararası siyaset tarihi incelendiğinde, birbirinden tamamen farklı iç siyasal rejimlere, ideolojilere veya ekonomik sistemlere sahip olan devletlerin, benzer jeopolitik tehditler karşısında neredeyse birbirinin aynısı dış politika ve güvenlik stratejileri izlediği görülmektedir. Örneğin Soğuk Savaş döneminde zıt kutupları ve ideolojileri temsil eden ABD ve SSCB, nükleer caydırıcılık, güç dengesi arayışı ve ittifak kurma stratejilerinde şaşırtıcı bir benzerlik göstermiştir.

Kenneth Waltz'un "Uluslararası Politika Teorisi"nde geliştirdiği yapısal realizm (neorealizm) yaklaşımına göre, devletlerin içsel niteliklerindeki bu derin ayrılıklara rağmen dış politikada benzer davranış kalıpları sergilemelerinin temel nedeni aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Dış politika çıktılarının devletlerin iç yapısıyla (indirgemeci yaklaşım) değil, sistemin anarşik doğası ve bu yapının dayattığı "kendi kendine yardım" (self-help) mecburiyeti ile açıklanması

Cevap

Dış politika çıktılarının devletlerin iç yapısıyla değil, sistemin anarşik doğası ve bu yapının dayattığı "kendi kendine yardım" (self-help) mecburiyeti ile açıklanması seçeneği doğru cevaptır.
Kenneth Waltz, 'Uluslararası Politika Teorisi' (1979) adlı eserinde devletlerin dış politika davranışlarını açıklamak için liderlerin psikolojisine veya devletin iç rejimlerine odaklanmayı 'indirgemeci' (reductionist) bularak reddetmiştir. Waltz'a göre uluslararası sistemin temel belirleyicisi onun anarşik yapısıdır. Merkezi bir otoritenin bulunmadığı bu anarşik düzende, tüm devletler öncelikle 'hayatta kalma' (survival) güdüsüyle hareket etmek ve güvenliklerini kendi kendilerine sağlamak (self-help) zorundadır. Rejimleri (demokratik veya otoriter) farklı olsa da sistemin bu yapısal kısıtlaması, onları hayatta kalabilmek adına benzer güç dengesi politikaları izlemeye ve 'işlevsel olarak benzer' (functionally undifferentiated) birimler haline gelmeye mecbur bırakır.

Adım Adım Çözüm

1
Kenneth Waltz'un uluslararası ilişkileri analiz etme biçimindeki temel ayrımı (İndirgemeci vs. Sistemik teori) hatırla.
Waltz'a göre devletlerin iç rejimleri, liderleri veya ideolojileri üzerinden yapılan analizler 'indirgemeci' (reductionist) yaklaşımlardır ve sistemin bütününü açıklamada yetersizdir.
Soruda verilen ABD ve SSCB'nin iç yapı farklılıklarına rağmen aynı şekilde davranması, indirgemeci yaklaşımların dış politika kalıplarını açıklamadaki zayıflığını gösterir.
2
Yapısal realizmin devlet davranışını nasıl açıkladığını belirle.
Devletlerin davranışı, uluslararası sistemin yapısı tarafından kısıtlanır ve şekillendirilir. Sistemin düzenleyici ilkesi 'anarşi' (merkezi otorite yokluğu) olduğu için, devletler ancak 'kendi kendine yardım' (self-help) mekanizmasına güvenebilir.
Anarşik yapıda hayatta kalmak (survival), rejim türü ne olursa olsun her devletin birincil amacıdır ve bu amaç onları işlevsel olarak birbirine benzemeye (functional undifferentiation) iter.
3
Seçenekleri neorealizmin varsayımları üzerinden ele.
İnsan doğasını vurgulayan seçenek klasik realizmi, bürokratik elitleri vurgulayan seçenek devlet analiz düzeyini, mutlak kazancı vurgulayan seçenek neoliberalizmi temsil eder.
Yalnızca anarşi ve kendi kendine yardım vurgusu yapan seçenek Waltz'un üçüncü analiz düzeyi olan 'sistemik' açıklamasıyla doğrudan örtüşmektedir.

Anahtar Kavram

Neorealizm'de İndirgemeci Yaklaşımların Reddi ve Sistemik Analiz (Anarşi, Self-Help)
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 307Soru

Klasik realist düşüncenin felsefi temellerini oluşturan erken dönem metinlerde, devletlerin dış politika davranışları genellikle birey analiz düzeyine indirgenerek açıklanır. Örneğin, Thucydides'in aktardığı *Milos Diyaloğu* veya Thomas Hobbes'un *Leviathan* eserinde resmedilen 'doğa durumu', uluslararası politikadaki güç mücadelesini sistemin kısıtlamaları yerine farklı bir nedensellikle temellendirir.

Buna göre, klasik realizmi neorealizmden (yapısal realizm) ayıran ve bu eserlerde temel referans noktası olarak alınan argüman aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Uluslararası sistemdeki çatışma ve güç mücadelesinin temelinde, doğuştan bencil ve gücü maksimize etme eğiliminde olan insan doğası bulunmaktadır.

Cevap

Klasik realizme göre çatışmaların ve güç mücadelesinin temel nedeni, doğuştan bencil ve gücü maksimize etme eğiliminde olan insan doğasıdır.
Klasik realizmin temel teorik zemini, devletlerin dış politika davranışlarının aslen onları yöneten bireylerin doğasından kaynaklandığı fikrine dayanır. Thucydides, Machiavelli, Hobbes ve modern dönemde Morgenthau gibi düşünürler; insanın doğuştan bencil, güvensiz ve daha fazla güç elde etme hırsına (animus dominandi) sahip olduğunu varsayarak, uluslararası sistemdeki savaşları ve rekabeti bu antropolojik/ontolojik özellikle açıklarlar. Bu yaklaşım, odak noktasını insan doğasından bütünüyle uluslararası sistemin yapısına (anarşiye) kaydıran neorealizmden temelden farklılaşır.

Adım Adım Çözüm

1
Soru kökündeki eserlerin ve klasik realizmin güç mücadelesini açıklarken odaklandığı analiz düzeyini belirlemek.
Klasik realizm, uluslararası politikadaki olayları sistemin bütününden ziyade birey analiz düzeyi ve ontolojik bir gerçeklik olan insan doğası üzerinden açıklar.
Milos Diyaloğu'ndaki 'güçlüler yapabildiğini yapar' argümanı ve Hobbes'un 'insan insanın kurdudur' felsefesi doğrudan bireyin ontolojik yönelimlerine atıftır.
2
Neorealizm (yapısal realizm) ile klasik realizm arasındaki temel ontolojik farkı saptamak.
Neorealizm çatışmayı uluslararası sistemin anarşik (otoritesiz) yapısının bir zorunluluğu olarak görürken, klasik realizm kusurlu insan doğasını çatışmanın asıl nedeni olarak kabul eder.
Soruda bilhassa klasik realizmi neorealizmden kesin çizgilerle ayıran temel varsayım sorulmaktadır.
3
Seçenekleri analiz ederek klasik realizmin insan doğası vurgusunu doğru yansıtan ifadeyi bulmak.
İnsan doğasının bencilliği ve güç arzusu kavramları doğrudan klasik realizmi tanımlar.
Doğru yanıt, soruda vurgulanan 'yapısal zorunluluktan ziyade ontolojik gerçeklik' tanımıyla birebir eşleşmelidir.

Anahtar Kavram

Klasik Realizmde İnsan Doğası (Human Nature) Varsayımı
Soru 308Soru

Bir uluslararası güvenlik zirvesinde söz alan bir diplomat, ülkesinin komşu coğrafyadaki ağır insan hakları ihlallerine karşı oluşturulan askeri yaptırım gücüne katılmayı reddetmiş ve şu ifadeleri kullanmıştır: "Bireyler kendi vicdani rahatlıkları için 'adalet yerini bulsun, isterse kıyamet kopsun' diyebilirler. Ancak devleti yönetenlerin, kaderini ellerinde tuttukları milyonlarca insanın varlığını tehlikeye atarak böyle soyut ve evrensel bir ahlak formülüne sığınma hakları yoktur."

Hans Morgenthau'nun "Siyasal Gerçekçiliğin Altı İlkesi" çerçevesinde değerlendirildiğinde, diplomatın bu tutumunu meşrulaştıran teorik ilke ve bu ilkenin Neorealizm'in (Yapısal Realizm) varsayımlarından ayrıştığı ontolojik dayanak aşağıdakilerin hangisinde birlikte verilmiştir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Siyasi eylemin en üstün erdeminin ihtiyat (prudence) olduğu ilkesi; dış politikanın sistemik dayatmalardan ziyade, insanın doğasında var olan değişmez güç arzusu (animus dominandi) üzerinden açıklanması

Cevap

Siyasi eylemin en üstün erdeminin ihtiyat olduğu ilkesi ile dış politikanın insan doğasındaki güç arzusu üzerinden açıklanması birlikte verilmelidir.
Morgenthau'nun Siyasal Gerçekçilik teorisinin dördüncü ilkesi, soyut ve evrensel ahlaki buyrukların siyasi eyleme doğrudan yansıtılamayacağını iddia eder. Birey kendi vicdanı adına her türlü fedakarlığı ('isterse kıyamet kopsun') yapabilir, ancak devlet adamı ulusun varlığını koruma sorumluluğu taşır. Bu nedenle siyasette en üstün erdem evrensel ahlak değil, sonuçları tartarak hareket etmeyi gerektiren 'ihtiyat'tır (prudence). Neorealizm'den ayrılan ontolojik dayanağı ise, bu güç siyasetini sistemin anarşik yapısıyla değil, klasik realizmin temeli olan insanın özündeki güç arzusu (animus dominandi) ile açıklamasıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Parçadaki diplomatın argümanını Morgenthau'nun ilkeleriyle eşleştirme
Diplomat, evrensel ahlakın devlete uygulanamayacağını ve devletin temel sorumluluğunun ulusal beka olduğunu savunmaktadır.
Bu durum Morgenthau'nun 4. İlkesi olan 'evrensel ahlak ilkeleri ile siyasi eylem arasındaki gerilim' ve politikadaki en üstün erdemin 'ihtiyat' (prudence) olması ilkesine karşılık gelir.
2
Klasik Realizm ile Neorealizm arasındaki ontolojik farkı belirleme
Klasik realizm gücü insan doğasından (animus dominandi) alırken, Neorealizm gücü uluslararası anarşik sistemin yapısal bir zorunluluğu olarak açıklar.
Soru kökünde 'Neorealizmden ayrıştığı ontolojik dayanak' sorulduğu için açıklayıcı değişkenin anarşi değil, insan doğası olması gerekir.
3
Seçenekleri bu iki kritere göre eleme
Yalnızca ihtiyat (prudence) erdemini ve insan doğası (animus dominandi) dayanağını birlikte veren seçenek doğru kabul edilir.
Diğer seçenekler İngiliz Okulu, Neorealizm veya Neoliberalizm kavramlarını içermektedir.

Anahtar Kavram

Siyasal Gerçekçiliğin Altı İlkesi ve Klasik Realizmin Ontolojik Temeli
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 309Soru

Uluslararası ilişkiler teorisinde, devletlerin anarşik bir sistemde kendi güvenliklerini nasıl sağlayacakları konusunda yapısal realizm (neorealizm) içinde derin bir ayrım bulunur. Bir yaklaşıma göre, sistem devletleri statükocu olmaya ve yalnızca mevcut güç dengesini korumaya zorlarken; diğer bir yaklaşım, devletlerin niyetleri konusundaki 'radikal belirsizliğin' ve hücum yeteneğinin varlığının, aktörleri sürekli bir güç maksimizasyonu arayışına ittiğini savunur. Bu ikinci yaklaşıma göre, nihai güvenlik ancak hegemonya kurarak sağlanabilir ve rasyonel bir büyük güç, maliyet-fayda analizi uygun olduğunda güç artırma fırsatlarını asla kaçırmamalıdır.

Saldırgan (ofansif) realizm olarak adlandırılan bu ikinci yaklaşımın temel varsayımları ve nedensel mantığı göz önüne alındığında, aşağıdaki stratejik tercihlerden hangisi bu teori tarafından 'beklenmeyen' veya 'sistemik rasyonaliteye aykırı' bir devlet davranışı olarak değerlendirilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Küresel bir gücün, rakiplerinde güvenlik ikilemini tetiklememek ve aleyhine bir dengeleyici koalisyonun oluşmasını önlemek amacıyla, maliyeti düşük bir askeri genişleme fırsatından bilinçli olarak feragat etmesi

Cevap

Küresel bir gücün, koalisyonları önlemek için güç artırma fırsatından gönüllü olarak feragat etmesi eylemi saldırgan realizm tarafından irrasyonel olarak değerlendirilir.
Doğru eylemi içeren seçenek, devletlerin güç maksimizasyonundan 'bilinçli feragat' etmesini tanımlamaktadır. John Mearsheimer'ın Saldırgan Realizm teorisine göre devletler, niyetler hakkındaki derin belirsizlik nedeniyle her zaman en kötü senaryoya göre hareket etmek zorundadır. Rakiplerde güvenlik ikilemi yaratmamak için güç artırma fırsatını tepmek (statükoculuk), Kenneth Waltz'un Savunmacı Realizmi için rasyonel bir tavır olsa da, Saldırgan Realizm tarafından sistemin yapısal teşviklerini okuyamamak ve kendi güvenliğini tehlikeye atmak (irrasyonel davranış) olarak değerlendirilir.

Adım Adım Çözüm

1
Soru kökündeki teorik varsayımları analiz etmek
Metinde açıklanan teorinin, niyet belirsizliği ve güç maksimizasyonu vurgularıyla 'Saldırgan (Ofansif) Realizm' olduğu ve devletlerden sürekli genişleme (hegemonya arayışı) beklediği tespit edilir.
Hangi davranışın teoriye aykırı olduğunu bulmak için öncelikle teorinin normatif beklentilerini (rasyonalite tanımını) netleştirmek gerekir.
2
Seçeneklerdeki devlet davranışlarını Saldırgan Realizmin nedensel mantığı ile test etmek
Güvenlik ikilemini kışkırtmamak için uygun maliyetli güç artırma fırsatından kaçınma davranışının bu teorinin rekabetçi doğasına aykırı olduğu bulunur.
Saldırgan realizm, güç biriktirme fırsatını tepen devletlerin sistem tarafından uzun vadede cezalandırılacağını; statükocu veya kendini sınırlayan politikaların (Waltz'un aksine) beka için ölümcül bir hata olduğunu savunur.

Anahtar Kavram

Saldırgan Realizmde Güç Maksimizasyonu ve Niyet Belirsizliği
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 310Soru

Uluslararası sistemde 'A' devleti, 'B' devletine kıyasla çok daha büyük bir ekonomik kapasiteye ve demografik büyüklüğe sahiptir. Buna karşın, bölgedeki diğer küçük devletlerin, toplam gücü daha düşük olmasına rağmen sınır komşuları olan ve askeri doktrininde sınır ötesi taarruz yeteneklerine (saldırı kapasitesine) öncelik veren 'B' devletine karşı bir ittifak şemsiyesi altında birleştiği görülmüştür. Toplam maddi kapasitesi en yüksek aktör olan 'A' devleti ise uzak bir coğrafyada konumlanması ve dış politikasında statükocu bir tutum sergilemesi nedeniyle bölgesel bir dengeleme reaksiyonunu tetiklememiştir.

Devletlerin ittifak tercihlerinde salt maddi güç kapasitesinden ziyade coğrafi mesafe, taarruz yeteneği ve algılanan niyet gibi değişkenlerin belirleyici olduğunu vurgulayan bu durum, aşağıdaki teorik yaklaşımlardan hangisiyle en iyi açıklanır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Stephen Walt tarafından geliştirilen ve devletlerin en güçlü olana değil, en tehlikeli algılanana karşı birleştiğini savunan 'Tehdit Dengesi' teorisi

Cevap

Stephen Walt tarafından geliştirilen ve devletlerin en güçlü olana değil, en tehlikeli algılanana karşı birleştiğini savunan 'Tehdit Dengesi' teorisi
Doğru seçenek, Stephen Walt'un 'Tehdit Dengesi' yaklaşımını tanımlayan seçenektir. Geleneksel yapısal realizm (özellikle Kenneth Waltz), ittifakların uluslararası sistemdeki en büyük maddi güce karşı oluşturulduğunu iddia eder. Ancak Stephen Walt, 'İttifakların Kökenleri' adlı çalışmasında devletlerin doğrudan güce değil, algıladıkları 'tehdide' karşı dengeleme yaptığını ampirik olarak ortaya koymuştur. Walt'a göre tehdidi oluşturan dört temel unsur vardır: Toplam güç, coğrafi yakınlık, saldırı kapasitesi ve algılanan saldırgan niyetler. Sorudaki vaka analizinde küçük devletlerin, daha uzakta olan ve statükocu niyetler taşıyan dev devlete (A) karşı değil; sınır komşusu olan, taarruz yeteneği barındıran devlete (B) karşı birleşmesi tam olarak Walt'un bu dört değişkenli tehdit algısı modelini doğrulamaktadır.

Adım Adım Çözüm

1
Senaryodaki ittifak davranışının hedef aktörünü tespit etmek
Devletler, sistemdeki en güçlü aktöre (A devleti) değil, saldırgan yetenekleri ve niyetleri olan komşu aktöre (B devleti) karşı birleşmiştir.
Bu ayrım, ittifakın salt maddi güce mi yoksa farklı değişkenlere mi tepki olarak doğduğunu anlamak için gereklidir.
2
İttifakı tetikleyen değişkenleri belirlemek
Sınır komşuluğu (coğrafi yakınlık), sınır ötesi operasyon yeteneği (saldırı kapasitesi) ve statükocu olmayan tutum (saldırgan niyet).
Teorilerin hangi temel kavramlara dayandığını eşleştirebilmek için senaryodaki kilit kavramların altı çizilmelidir.
3
Bulguları uluslararası ilişkiler teorileriyle eşleştirmek
Salt maddi güç yerine tehdit algısını merkeze alan ve bu algıyı toplam güç, coğrafi yakınlık, saldırı kapasitesi ve niyet değişkenleriyle açıklayan teori Stephen Walt'un Tehdit Dengesi'dir.
Kenneth Waltz'un güç dengesinde odak maddi güçken, Walt bu modeli revize ederek tehdit kavramını öne çıkarmıştır.

Anahtar Kavram

Tehdit Dengesi (Balance of Threat) - Stephen Walt
Soru 311Soru

Yapısal realizm şemsiyesi altında yer alan teorisyenler, anarşik sistemin devlet davranışları üzerindeki etkileri konusunda farklı görüşler öne sürmüşlerdir. Bu bağlamda John Mearsheimer'ın temsil ettiği saldırgan (ofansif) realizm, devletlerin uluslararası sistemdeki temel amacının salt mevcut güç dengesini korumak olmadığını iddia eder. Buna göre devletler, uygun fırsatı bulduklarında güçlerini artırmak için revizyonist politikalar izlemeye eğilimlidirler.

Saldırgan realizmin bu teorik çerçevesi dikkate alındığında, devletlerin sürekli olarak güç maksimizasyonu peşinde koşmalarının ve nihayetinde 'bölgesel hegemonya' hedefine yönelmelerinin temel sistemik gerekçesi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Sistemdeki diğer aktörlerin mevcut ve gelecekteki niyetlerinden asla tam olarak emin olunamaması nedeniyle, hayatta kalmanın tek kesin güvencesinin en güçlü devlet konumuna erişmek olarak görülmesi

Cevap

Saldırgan realizme göre devletlerin sürekli güç peşinde koşmalarının ve hegemonya arayışında olmalarının temel nedeni, sistemdeki diğer aktörlerin niyetlerinden asla tam olarak emin olamamalarıdır. Bu belirsizlik ortamında hayatta kalmayı garanti altına almanın tek yolu en güçlü olmaktır.
John Mearsheimer'ın öne sürdüğü Saldırgan (Ofansif) Realizm teorisine göre, uluslararası sistemde anarşi ve saldırgan askeri kapasite sabit verilerdir. Ancak devletleri statükocu bir savunmadan çıkarıp güç maksimizasyonuna iten temel faktör 'niyetlerin belirsizliğidir'. Bir devlet, rakibinin yarın kendisine saldırmayacağından asla emin olamaz. Bu amansız güvensizlik durumu, devleti var olan en büyük güce erişmeye, yani bölgesel hegemon olmaya zorlar. Hegemonya, niyetleri bilinemeyen diğer devletlerin saldırı ihtimalini ortadan kaldıran tek kesin beka garantisidir.

Adım Adım Çözüm

1
Saldırgan realizmin temel amacını belirle.
Devletlerin temel amacı hayatta kalmaktır (beka).
Uluslararası sistem anarşiktir ve devletlerin üzerinde onları koruyacak bir otorite yoktur.
2
Sistemdeki diğer aktörlere yönelik bakış açısını analiz et.
Devletler her zaman bir miktar saldırgan askeri kapasiteye sahiptir ve birbirlerinin niyetleri hakkında derin bir belirsizlik (uncertainty of intentions) yaşarlar.
Niyetler hızla değişebilir ve bir devletin barışçıl kalacağının hiçbir garantisi yoktur.
3
Teorinin çözüm önerisini bul.
Bu güvensizlik ortamında devlet, güvenliğini sağlamak için rakiplerini dengelemekle yetinmez, sistemdeki tek hakim güç (hegemon) olmaya çalışır.
Çünkü 'en güçlü' olmak, bir devletin beka sorununu kalıcı olarak çözmesinin tek yoludur.

Anahtar Kavram

Saldırgan Realizm'de Niyet Belirsizliği ve Hegemonya Arayışı
Soru 312Soru

Uluslararası ilişkilerde devletler arası işbirliğinin önündeki temel engellerden biri, anlaşmalardan elde edilecek faydanın taraflara nasıl dağıtılacağı endişesidir. Örneğin, aralarında ticaret antlaşması bulunan iki devletin her ikisi de bu işbirliğinden ekonomik büyüme elde etse dahi, devletlerden biri diğerinin oransal olarak daha fazla güçlendiğini fark ettiğinde, kendisi zararda olmamasına rağmen anlaşmayı sonlandırma eğilimi gösterebilmektedir.

Buna göre söz konusu devletin sergilediği bu davranış, Kenneth Waltz'un Yapısal Realizm (Neorealizm) teorisindeki hangi temele dayandırılarak açıklanır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Anarşik yapının dayattığı güvensizlik ortamında devletlerin hayatta kalabilmek için mutlak kazançlardan ziyade göreli kazançlara odaklanması

Cevap

Anarşik yapının dayattığı güvensizlik ortamında devletlerin hayatta kalabilmek için mutlak kazançlardan ziyade göreli kazançlara odaklanması
Kenneth Waltz'un öncülük ettiği Yapısal Realizme (Neorealizm) göre, uluslararası sistemin anarşik yapısı (merkezi bir üst otoritenin yokluğu), devletleri dış politika kararlarında kendi güvenliklerini her şeyin üstünde tutmaya iter. Bir işbirliği durumunda devletler elde ettikleri toplam faydaya (mutlak kazanç) değil, karşı tarafın kendilerine kıyasla ne kadar oransal güç kazandığına (göreli kazanç) odaklanmak zorundadır. Zira bugünün ekonomik işbirliğinden elde edilen oransal fazlalık, gelecekte askeri bir güce dönüşerek devletin hayatta kalmasını tehdit edebilir.

Adım Adım Çözüm

1
Soru kökündeki senaryoyu analiz et.
Senaryoda bir devletin, ekonomik olarak büyüse bile (mutlak kazanç) diğer devletin daha fazla güçlenmesi ihtimali karşısında anlaşmayı bozduğu görülmektedir.
Devletin davranışının arkasındaki motivasyonu tespit etmek.
2
Tespit edilen davranışı Kenneth Waltz'un neorealist teorisiyle ilişkilendir.
Bu davranış, uluslararası sistemdeki işbirliği potansiyelini sınırlayan 'göreli kazanç' (relative gains) kavramı ile doğrudan eşleşir.
Waltz'un teorisindeki devlet davranışlarının belirleyicilerini doğru kavramlarla eşleştirmek.
3
Göreli kazanç endişesinin yapısal nedenini belirle.
Neorealizme göre bu durum, sistemin anarşik olmasının devletleri 'kendi kendine yardım' (self-help) ilkesine mecbur bırakmasıyla açıklanır.
Sorunun istediği teorik temeli eksiksiz olarak formüle etmek.

Anahtar Kavram

Neorealizmde Göreli Kazanç ve Anarşi
Soru 313Soru

Uluslararası sistemde istikrarın ve büyük savaşların nedenleri, yapısalcı ve realist yaklaşımlar içerisinde farklı açılardan ele alınmaktadır. Charles Kindleberger'in Hegemonyacı İstikrar Teorisi, küresel ekonomik ve politik istikrarın ancak uluslararası kamusal malları (serbest ticaret, güvenli deniz yolları vb.) sağlayacak ve maliyetini üstlenecek tek bir baskın devletin varlığıyla mümkün olduğunu savunurken; A.F.K. Organski'nin Güç Geçişi Teorisi (Power Transition Theory) sistemdeki büyük savaşların dinamiklerini farklı bir temele oturtur.

Buna göre, Güç Geçişi Teorisi'ne göre uluslararası sistemde büyük ve yıkıcı bir savaşın çıkma ihtimalinin en yüksek olduğu durum aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Mevcut uluslararası statükodan memnun olmayan hızla yükselen bir gücün, kapasite olarak sistemin zirvesindeki hegemon devlete yetişmesi ve ona meydan okuması

Cevap

Mevcut uluslararası statükodan memnun olmayan hızla yükselen bir gücün, kapasite olarak sistemin zirvesindeki hegemon devlete yetişmesi ve ona meydan okuması
A.F.K. Organski tarafından geliştirilen Güç Geçişi Teorisi, geleneksel 'güç dengesi' kuramının aksine, uluslararası barışın güçlerin eşit dağıldığı durumlarda değil, aksine bir hegemonun belirgin bir güç üstünlüğüne sahip olduğu hiyerarşik durumlarda sağlandığını savunur. Büyük sistemik savaşlar, mevcut uluslararası düzenden ve statükodan memnun olmayan (dissatisfied) revizyonist, hızla büyüyen bir devletin, kapasite olarak zirvedeki hegemon devlete yaklaştığı (yetişme/catch-up) veya onu geçmeye başladığı 'geçiş' anlarında patlak verir.

Adım Adım Çözüm

1
Soru kökündeki teorik karşılaştırmayı ve istenen ana bilgiyi tespit et.
Soru, Kindleberger'in Hegemonyacı İstikrar Teorisi ile Organski'nin Güç Geçişi Teorisi'ni karşılaştırarak doğrudan Güç Geçişi Teorisi'nin büyük savaşların çıkış nedeni argümanını bulmayı istemektedir.
Sorunun odağını kaybetmeden, şıklarda sadece Güç Geçişi Teorisi'ne ait kavramları aramak için bu tespit önemlidir.
2
Güç Geçişi Teorisi'nin (Power Transition Theory) temel kavramlarını hatırla.
Teorinin merkezinde 'uluslararası hiyerarşi', 'statükodan memnuniyet/memnuniyetsizlik (dissatisfaction)' ve 'güçte yetişme/geçiş (catch-up/transition)' kavramları yer almaktadır.
Organski'ye göre sistem anarşik değil hiyerarşiktir ve savaş, güç dengesi olduğunda değil, revizyonist ve memnuniyetsiz bir gücün hegemona yaklaştığı anlarda çıkar.
3
Seçenekleri teoriyle eşleştir ve yanlış olan teorik açıklamaları ele.
Statükodan memnun olmayan yükselen gücün hegemona yetişmesi seçeneği teoriyi tam karşılar. Diğer seçenekler Klasik Realizm, Neoliberal Kurumsalcılık, Saldırgan Realizm ve İngiliz Okulu kavramlarını içerir.
Sadece tek bir seçenek Güç Geçişi Teorisi'nin argümanıyla örtüşmektedir; diğerleri kasıtlı olarak farklı uluslararası ilişkiler teorilerinden alınmış çeldiricilerdir.

Anahtar Kavram

Güç Geçişi Teorisi'nde Statüko Memnuniyetsizliği ve Sistemik Savaş
Soru 314Soru

Bir uluslararası ilişkiler uzmanı, yayımladığı makalede şu ifadeleri kullanmıştır:

'Devletlerin birbirlerinin askeri hamlelerine verdikleri tepkileri analiz ederken, aktörlerin güç hırsını veya yayılmacı ideolojilerini aramaya gerek yoktur. Statükocu ve barışçıl bir devletin, sadece sınır güvenliğini tahkim etmek amacıyla geliştirdiği teknolojik bir savunma altyapısı bile, komşusu tarafından haklı bir varoluşsal tehdit olarak algılanabilir. Çünkü mevcut sistemik yapı gereği, bugünün savunma kalkanı yarının taarruz aracı olabilir ve hiçbir aktör diğerinin gelecekteki vizyonundan emin olamaz.'

Uzmanın bu analizinde 'güvenlik ikilemi'nin (security dilemma) yapısal kökenlerine dair vurguladığı temel varsayım, aşağıdakilerden hangisiyle en doğru şekilde ifade edilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Anarşik yapının dayattığı kendi kendine yardım zorunluluğunun, devletleri diğer aktörlerin niyetleri ve silah kapasitelerinin gelecekteki kullanımı konusunda çözümsüz bir belirsizliğe mahkûm etmesi

Cevap

Anarşik yapının dayattığı kendi kendine yardım zorunluluğunun, devletleri diğer aktörlerin niyetleri ve silah kapasitelerinin gelecekteki kullanımı konusunda çözümsüz bir belirsizliğe mahkûm etmesi
Verilen parça, güvenlik ikileminin tam kalbinde yer alan yapısal/trajik argümanı tasvir etmektedir. Sistemin anarşik olması, devletleri kendi başlarının çaresine bakmaya (self-help) mecbur bırakır. Savunma ve saldırı silahlarının birbirinden tam olarak ayırt edilememesi ve bir devletin gelecekteki liderlerinin niyetlerinin bugünden bilinememesi (aşılmaz belirsizlik), en barışçıl ve statükocu devletleri bile önlem almaya zorlar. Doğru cevap, aktörlerin kötü niyetinden ziyade sistemin yarattığı bu yapısal belirsizliğe odaklanarak parçadaki ana fikri eksiksiz özetlemektedir.

Adım Adım Çözüm

1
Uzmanın makalesinde vurgulanan 'güç hırsını veya yayılmacı ideolojileri aramaya gerek yoktur' ifadesini analiz etmek.
Metnin insan doğasına (klasik realizm) veya hegemonya hedefine (ofansif realizm) dayalı argümanları doğrudan elediği tespit edilir.
Sorunun kökeninin aktörlerin niyetlerinde değil, içinde bulundukları ortamda olduğunu belirlemek için.
2
'Mevcut sistemik yapı gereği' ve 'diğerinin gelecekteki vizyonundan emin olamaz' ifadelerinin kavramsal karşılığını bulmak.
Güvenlik ikileminin temelinde yatan merkezi otorite eksikliğinin (anarşi) ve niyetlerin bilinemezliğinin (belirsizlik) yapısal (defansif) realizm çerçevesinde vurgulandığı ortaya çıkarılır.
Güvenlik ikileminin 'trajik' doğasının arkasındaki teorik mekanizmayı saptamak için.
3
Seçenekleri anarşi, belirsizlik ve kendi kendine yardım (self-help) temaları üzerinden değerlendirmek.
Devletlerin barışçıl olsalar dahi niyet okunamaması ve anarşi yüzünden silahlanma sarmalına girmesini ifade eden yapısal kısıtlama argümanının doğru olduğu teyit edilir.
Doğru teorik önermeyi diğer teorilerin (ofansif realizm, inşacılık, neoliberalizm) argümanlarından ayırt etmek için.

Anahtar Kavram

Güvenlik İkilemi ve Yapısal Belirsizlik
Soru 315Soru

Bir uluslararası güvenlik sempozyumunda sunulan tebliğde; büyük güçlerin, mevcut güç dağılımıyla hiçbir zaman yetinmedikleri ve karşılarına çıkan her fırsatta rakiplerinin aleyhine olacak şekilde kapasitelerini artırmaya çalıştıkları ifade edilmiştir. Bu görüşe göre devletler, temel hedefleri olan bekalarını sağlamak için eninde sonunda bulundukları coğrafyada tek egemen güç haline gelmeyi arzularlar.

Saldırgan (Ofansif) Realizm yaklaşımının, devletlerin bu sürekli güç maksimizasyonu eğilimini açıklarken dayandığı temel gerekçe aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Devletlerin birbirlerinin gelecekteki niyetlerinden hiçbir zaman tam olarak emin olamaması ve bekalarını garanti altına almanın tek yolunun sistemdeki en güçlü aktör konumuna erişmek olarak görülmesi

Cevap

Devletlerin birbirlerinin gelecekteki niyetlerinden emin olamaması nedeniyle hayatta kalmanın tek yolunun sistemdeki en güçlü aktör konumuna erişmek olarak görüldüğünü belirten seçenektir.
Saldırgan (Ofansif) realizm, John Mearsheimer tarafından neorealizmin bir kolu olarak geliştirilmiştir. Bu teoriye göre devletlerin en temel amacı hayatta kalmaktır. Anarşik uluslararası sistemde devletler, diğer devletlerin gelecekteki niyetlerinden asla emin olamazlar (niyet belirsizliği). Bekalarını garanti altına almanın tek akılcı yolu, sistemdeki diğer hiçbir devletin saldırmaya cesaret edemeyeceği kadar büyük bir güce ulaşmak, yani hegemon olmaktır. Bu yüzden devletler sadece mevcut durumlarını korumakla kalmaz, sürekli güç maksimizasyonu peşinde koşarlar.

Adım Adım Çözüm

1
Soru kökündeki temel iddiayı ve teoriyi analiz et.
Soru, devletlerin mevcut durumla yetinmeyip sürekli güçlerini artırdıkları ve nihai hedefin egemen (hegemon) güç olmak olduğu Saldırgan (Ofansif) Realizm yaklaşımına dayanmaktadır.
Hangi uluslararası ilişkiler teorisinin temel mekanizmasının sorgulandığını netleştirmek için.
2
Ofansif Realizmin (John Mearsheimer) güç maksimizasyonu argümanının nedenlerini hatırla.
Ofansif realizme göre, anarşik sistemde devletler saldırgan askeri kapasiteye sahiptir ve kimse diğerinin niyetinden asla %100 emin olamaz (niyet belirsizliği). Bu nedenle bekaya ulaşmanın tek kesin yolu rakiplerden ezici şekilde daha güçlü olmaktır.
Teorinin yapısal gerekçesini diğer realist yaklaşımlardan ayırt edebilmek için.
3
Seçenekleri bu kuramsal çerçeve ile karşılaştır.
Niyet belirsizliği vurgusu ve hayatta kalmak için en güçlü olma zorunluluğunu ifade eden seçenek, Ofansif Realizmin temel varsayımını tam olarak yansıtmaktadır.
Doğru cevabı tespit edip, diğer teorilere (Klasik, Savunmacı, Liberal) ait olan çeldiricileri elemek için.

Anahtar Kavram

Ofansif Realizm ve Güç Maksimizasyonu Gerekçeleri
Soru 316Soru

Bir ülkenin ekonomi kurmayları, bölgesel bir komşuyla imzalanması planlanan serbest ticaret anlaşmasının her iki ülkenin milli gelirini kayda değer oranda artıracağını istatistiksel raporlarla savunmuştur. Buna karşın ülkenin dışişleri bakanı, ekonomik verilerin ne kadar cazip olduğuna bakılmaksızın, bu entegrasyonun komşu ülkenin askeri kapasitesini artıracak bir finansman sağlayacağını ve ülkenin stratejik gücünü zayıflatacağını belirterek anlaşmaya karşı çıkmıştır.

Hans Morgenthau'nun "Siyasal Gerçekçiliğin Altı İlkesi" dikkate alındığında, dışişleri bakanının bu yaklaşımı kuramın aşağıdaki temel argümanlarından hangisiyle doğrudan açıklanabilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Siyasal alanın özerkliği ilkesi uyarınca, devlet eylemlerinin hukuki veya ekonomik rasyonaliteyle değil, güç olarak tanımlanan çıkar merceğinden değerlendirilmesi

Cevap

Siyasal alanın özerkliği ilkesi uyarınca, devlet eylemlerinin hukuki veya ekonomik rasyonaliteyle değil, güç olarak tanımlanan çıkar merceğinden değerlendirilmesi
Dışişleri bakanının tutumu, Morgenthau'nun 'siyasal alanın özerkliği' ilkesinin kusursuz bir örneğidir. Morgenthau'ya göre nasıl ki bir ekonomist olaylara 'zenginlik', bir hukukçu 'kurallara uygunluk' açısından bakarsa, bir siyasetçi de salt 'güç açısından tanımlanmış çıkar' bağlamında bakmalıdır. Senaryoda dışişleri bakanının ekonomik zenginleşmeyi reddedip devletin askeri ve stratejik gücünü öncelemesi, tam olarak siyasetin özerkliğini ve kendi kurallarıyla işlediğini göstermektedir.

Adım Adım Çözüm

1
Senaryodaki çatışma eksenini belirleme
Ekonomi kurmayları 'milli gelir' (zenginlik/ekonomi) argümanını, dışişleri bakanı ise 'stratejik güç' (siyaset/güvenlik) argümanını savunmaktadır.
Morgenthau'nun ilkelerinin hangi somut duruma karşılık geldiğini saptamak için tarafların öncelikleri analiz edilmelidir.
2
Morgenthau'nun Altı İlkesi ile senaryoyu eşleştirme
Morgenthau'nun 6. ilkesi olan 'siyasal alanın özerkliği', siyasetin ekonomi ve hukuk gibi diğer disiplinlerden ayrı kuralları olduğunu belirtir. Siyasal gerçekçi bir kararda nihai ölçüt ekonomik büyüme değil, devletin ulusal gücüdür.
Dışişleri bakanının ekonomik kazancı reddedip gücü öncelemesi doğrudan bu ilkeye dayanır.
3
Çeldiricileri teorik temellerine göre eleme
Anarşi ve göreli kazanç argümanı Neorealizme; uluslararası toplum İngiliz Okulu'na; fail-yapı inşası İnşacılığa aittir. Geriye Morgenthau'nun kendi ilkesini barındıran seçenek kalır.
Soruda özel olarak Morgenthau'nun ilkeleri sorulduğu için diğer rasyonel teoriler bile (örneğin Neorealizm) elenmelidir.

Anahtar Kavram

Siyasal Alanın Özerkliği (Morgenthau'nun 6. İlkesi)
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 317Soru

Neorealist teoriye göre, uluslararası sistemin yapısal doğası gereği devletler hayatta kalabilmek (beka) amacıyla kendi askeri kapasitelerini artırma yoluna giderler. Ancak bir devletin tamamen defansif niyetlerle aldığı bu önlemler, diğer devletler tarafından niyetlerin kesin olarak bilinememesi (belirsizlik) nedeniyle potansiyel bir tehdit olarak algılanır ve onları da benzer önlemler almaya iter. Sonuç olarak, ilk devletin güvenliğini artırmak için attığı adım, sistemdeki genel gerilimi yükselterek paradoksal bir şekilde tüm aktörlerin eskisinden daha güvensiz hissetmesine yol açar.

John Herz tarafından literatüre kazandırılan ve yapısal anarşinin yarattığı bu istenmeyen trajik sarmalı ifade eden kavram aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Güvenlik ikilemi

Cevap

Güvenlik ikilemi
Doğru yanıt olan 'Güvenlik ikilemi', uluslararası sistemde üst bir otoritenin olmamasının (anarşi) yarattığı belirsizlik ortamında, devletlerin sadece kendi güvenliklerini artırmak için aldıkları tedbirlerin (silahlanma, ittifak kurma vb.) diğer devletlerce saldırgan bir niyet olarak algılanıp karşı hamlelere yol açmasını ve sonuçta herkesin ilk durumdan daha güvensiz hale gelmesini ifade eder. Bu kavram ilk olarak John Herz tarafından öne sürülmüş, bilahare Herbert Butterfield ve Robert Jervis gibi isimlerce geliştirilmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Parçadaki temel sorunu ve aktörlerin davranış niyetlerini analiz et.
Devletler 'defansif (savunma)' niyetlerle silahlanmakta, ancak sistemdeki 'belirsizlik' yüzünden bu adımlar diğerlerince 'tehdit' olarak algılanmaktadır.
Olayın saldırgan bir güç arzusu mu yoksa yapısal bir açmaz mı olduğunu belirlemek için.
2
Tanımlanan durumun ulaştığı sonucu değerlendir.
Kendini koruma çabası, herkesin eskisinden daha güvensiz olduğu bir silahlanma sarmalı (paradoks/trajedi) yaratmaktadır.
Sürecin yarattığı neticeyi teorik kavramlarla eşleştirmek için.
3
Kavramın teorisyeni olan John Herz bilgisini kullan.
Uluslararası ilişkilerde anarşinin dayattığı bu yapısal ve trajik sarmalın karşılığı 'Güvenlik İkilemi' (Security Dilemma) kavramıdır.
Teorik bilginin kavramsal karşılığını kesinleştirmek için.

Anahtar Kavram

Neorealizmde Anarşi ve Güvenlik İkilemi
Soru 318Soru

X ve Y devletleri arasında serbest ticaret anlaşması müzakere edilmektedir. Anlaşma yürürlüğe girerse her iki devletin de milli geliri artacaktır; ancak Y devletinin elde edeceği ekonomik büyüme, X devletinin elde edeceğinden oransal olarak çok daha fazla olacaktır. Neoliberal kurumsalcılara göre X devleti, anlaşmadan kendi hanesine yazılacak net faydaya odaklanarak işbirliğini desteklemelidir. Neorealistlere göre ise X devleti, anarşik sistemde hile yapma (cheating) ihtimalini ve Y devletinin elde edeceği bu asimetrik avantajın ileride askeri kapasiteye dönüşerek kendi bekasını (survival) tehdit edebileceğini göz önüne alarak işbirliğinden kaçınacaktır.

Uluslararası ilişkiler teorisindeki "neo-neo tartışması" bağlamında, neoliberal kurumsalcılık ile neorealizmin işbirliğine yaklaşımlarını farklılaştıran bu temel motivasyonlar aşağıdakilerin hangisinde sırasıyla doğru verilmiştir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Mutlak kazanç – Göreli kazanç

Cevap

Neoliberalizmin temel motivasyonu 'Mutlak kazanç', Neorealizmin temel motivasyonu ise 'Göreli kazanç' kavramıdır.
Neoliberal kurumsalcılık, devletlerin rasyonel aktörler olarak kendi toplam faydalarını artırmaya (mutlak kazanç) odaklandığını savunur. İşbirliği her iki tarafa da kazandırıyorsa, kimin daha çok kazandığı o kadar önemli değildir. Buna karşın neorealizm (özellikle Joseph Grieco'nun vurguladığı üzere), anarşik uluslararası sistemde temel amacın beka (hayatta kalma) olduğunu belirtir. Devletler işbirliği yaparken 'göreli kazanca' odaklanır; çünkü rakibin elde edeceği orantısız ekonomik avantajın gelecekte askeri bir avantaja dönüşmesinden endişe duyarlar. Sorudaki örnek olay, doğrudan bu 'mutlak kazanç - göreli kazanç' tartışmasını resmetmektedir.

Adım Adım Çözüm

1
Metindeki neoliberal kurumsalcılığın argümanını analiz et
Neoliberallerin, devletin sadece 'kendi hanesine yazılacak net faydaya' (başkalarının kazancından bağımsız olarak) odaklanması gerektiğini savunduğu belirlenir.
Bu yaklaşım literatürde 'mutlak kazanç' (absolute gains) kavramıyla ifade edilir.
2
Metindeki neorealizmin argümanını analiz et
Neorealistlerin, karşı tarafın asimetrik (oransal olarak daha fazla) kazanç elde etmesini gelecekteki bir beka tehdidi olarak gördüğü belirlenir.
Joseph Grieco ve Kenneth Waltz'a göre devletler hayatta kalabilmek için 'Kim daha fazla kazanıyor?' sorusunu sorar. Bu durum literatürde 'göreli kazanç' (relative gains) olarak adlandırılır.
3
Seçenekleri kavramsal eşleştirme sırasına göre değerlendir
Neoliberalizm için 'Mutlak kazanç', Neorealizm için 'Göreli kazanç' eşleştirmesini içeren seçenek tespit edilir.
Soruda 'sırasıyla' ifadesi kullanıldığı için bu dizilim doğru cevabı verir.

Anahtar Kavram

Mutlak ve Göreli Kazanç (Absolute and Relative Gains)
Soru 319Soru

Kenneth Waltz, "Uluslararası Politika Teorisi" adlı eserinde uluslararası sistemin yapısını üç temel boyuta ayırarak tanımlar. Waltz'a göre; sistemin düzenleyici ilkesi olan anarşik ortam ve sistemin temel birimleri olan devletlerin işlevsel olarak birbirine benzemesi (kendi güvenliklerini sağlamaya çalışmaları vb.) değişmez özelliklerdir. Dolayısıyla, uluslararası politikadaki yapısal dönüşümler ve sistemik değişimler bu iki sabit unsurla açıklanamaz.

Buna göre Waltz, uluslararası sistemin yapısındaki asıl değişimi belirleyen ve devletlerin dış politika davranışlarındaki farklılıkları açıklayan yegâne "değişken" (üçüncü) unsur olarak aşağıdakilerden hangisini öne sürmüştür?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Birimler arası kapasitelerin dağılımı

Cevap

Kenneth Waltz'un sistemik yapıda değişebilen tek unsur olarak tanımladığı kavram, devletler (birimler) arasındaki kapasitelerin dağılımıdır.
Doğru yanıt olan kapasitelerin dağılımı seçeneği, Kenneth Waltz'un Yapısal Realizm kuramında uluslararası sistemin değişebilen yegâne özelliğidir. Waltz'a göre anarşi (düzenleyici ilke) ve devletlerin işlevsel benzerliği sabittir; ancak ekonomik ve askeri yeteneklerin (kapasitelerin) devletler arasındaki dağılımı zamanla değişerek sistemin iki kutuplu veya çok kutuplu olmasına yol açar.

Adım Adım Çözüm

1
Waltz'un uluslararası sistemin yapısını oluşturduğunu savunduğu üç temel bileşeni tespit etmek.
Bu bileşenler; 1) Düzenleyici ilke, 2) Birimlerin niteliği, 3) Kapasitelerin dağılımı'dır.
Soruda sistemin yapısındaki değişimi sağlayan unsur aranmaktadır, bu nedenle yapısal bileşenler eksiksiz bilinmelidir.
2
Bu üç bileşen içerisindeki sabit (değişmez) ve değişken unsurları birbirinden ayırmak.
Düzenleyici ilke olan anarşi ve birimlerin işlevsel benzerliği Waltz tarafından sabit kabul edilir. Kapasitelerin dağılımı ise değişkendir.
Anarşi var oldukça tüm devletler hayatta kalma güdüsüyle hareket eder. Sistemi dönüştüren şey anarşinin bitmesi değil, güç dengelerinin (kapasite dağılımının) iki kutuplu veya çok kutuplu hale gelmesidir.

Anahtar Kavram

Waltz'un Yapısal Realizmi (Uluslararası Sistemin Üç Boyutlu Yapısı)
Soru 320Soru

E.H. Carr, uluslararası politikada sıklıkla dile getirilen "ortak iyilik", "insanlığın çıkarı" veya "evrensel barış" gibi kavramların bağımsız ve mutlak doğrular olmadığını savunur. Düşünüre göre, 19. yüzyıl serbest ticaret felsefesinden köken alan ve iki savaş arası dönemde zirveye ulaşan bu tür normatif ilkelerin uluslararası ilişkilerdeki asıl işlevi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Hakim ve avantajlı konumdaki devletlerin kendi spesifik ulusal çıkarlarını tüm dünyanın ortak çıkarıymış gibi sunarak mevcut güç dağılımını meşrulaştırması

Cevap

Carr'a göre evrensel ahlak ve ortak çıkar gibi söylemler, sistemde avantajlı konumda olan devletlerin kendi ulusal menfaatlerini meşrulaştırmak ve mevcut eşitsiz statükoyu korumak için başvurdukları ideolojik araçlardır.
E.H. Carr, uluslararası ilişkiler teorisinde realizmin temellerini atarken 'çıkarların uyumu' (harmony of interests) fikrini sert biçimde eleştirmiştir. Ona göre evrensel barışın tüm insanlığın ortak çıkarı olduğu yönündeki iddialar, aslında mevcut güç dağılımından tatmin olmuş (statükocu) dominant devletlerin bir icadıdır. Bu güçler, kendi ulusal güvenliklerini ve ekonomik refahlarını koruyan mevcut düzeni, sanki evrensel ve ahlaki bir doğruymuş gibi sunarak diğer devletlere dayatmaktadırlar.

Adım Adım Çözüm

1
Soru kökündeki düşünürün (E.H. Carr) temel teorik pozisyonunu ve eleştirdiği hedefi belirlemek.
Carr, klasik realizmin kurucu metinlerinden olan 'Yirmi Yıl Krizi'nde iki savaş arası dönemdeki 'ütopik' (idealist) yaklaşımların temel varsayımlarını eleştirmektedir.
Sorunun bağlamını doğru teoriye oturtmak, diğer uluslararası ilişkiler teorilerine ait çeldiricileri elemeyi sağlar.
2
Carr'ın 'evrensel barış' ve 'insanlığın çıkarı' gibi normatif kavramlara (çıkarların uyumu) yönelik spesifik analizini hatırlamak.
Carr, bu tür evrensel ilkelerin aslında nesnel veya tarafsız olmadığını, o dönemde uluslararası sistemden en çok fayda sağlayan statükocu güçlerin politikalarının bilinçdışı bir yansıması olduğunu tespit eder.
Düşünürün normatif ilkelere getirdiği ideoloji eleştirisini bulmak doğru cevaba ulaşmak için gereklidir.
3
Seçenekleri Carr'ın teorik çerçevesine göre değerlendirmek.
Statükocu güçlerin kendi çıkarlarını evrenselmiş gibi göstererek meşrulaştırmasını ifade eden seçenek, Carr'ın görüşleriyle tam olarak örtüşür. Diğer seçenekler neorealizm, neoliberalizm, inşacılık ve İngiliz Okulu'nun argümanlarıdır.
Cevabın doğruluğunu kavramsal dışlama (eliminasyon) yöntemiyle kesinleştirmek.

Anahtar Kavram

Çıkarların Uyumu Eleştirisi (Critique of the Harmony of Interests)
ÖncekiSayfa 16 / 26Sonraki