Paragrafta Anlam
1306 soru
Sanatı müzelere hapsetmek, onu yaşamın devingen ritminden koparıp steril birer nesneye dönüştürmekten başka ne işe yarar? Bir tablonun, bir heykelin gerçek yeri; tozlu koridorlar, soğuk ışıklar altındaki sergi salonları değil, insanın günlük yaşamının tam ortasıdır. Müzeler, sanat eserini koruma bahanesiyle onu dondurur, izleyiciyle arasına görünmez ama aşılmaz duvarlar örer. Oysa Floransa sokaklarında, bir binanın alınlığında zamana meydan okuyan o heykel, sadece estetik bir seyirlik değil, o kentin soluk alan canlı bir parçasıdır. Sanat yapıtı, etrafındaki kaosla, gürültüyle ve insan çığlığıyla beslenir. Onu bu doğal ekolojisinden söküp alıp duvarlara çivilediğinizde geriye sadece teknik bir ustalık kalır, sanatın ruhu değil.
Bu parçanın anlatımıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
Bir edebiyat eleştirmeni olarak incelediğim bu yapıtta beni en çok şaşırtan, yazarın dilsel tasarrufa olan inancı oldu. Yazar, adeta bir kelime kuyumcusu gibi çalışarak metnin dokusunu oluşturmuş. Cümleler o kadar sıkı örülmüş ki tek bir sözcüğü bile yerinden oynatsanız bütün bir paragrafın dengesi bozuluyor; anlamda ciddi bir daralma veya boşluk meydana geliyor. Bu, yazarın metnini oluştururken gereksiz hiçbir dilsel ögeye yer vermediğinin en açık kanıtıdır.
Bu parçada sözü edilen yapıt, aşağıdaki anlatım ilkelerinden hangisiyle nitelendirilebilir?
(I) Edebiyat sosyolojisi, edebi metinlerin yazıldığı dönemin toplumsal koşullarıyla ilişkisini inceleyen ve son yıllarda disiplinler arası çalışmalarda öne çıkan bir araştırma alanıdır. (II) Bu disiplin, yazarın toplumsal aidiyetinin metnin kurgusuna ve karakter tasarımlarına nasıl yansıdığını nesnel ölçütlerle ortaya koymayı amaçlar. (III) Edebi eseri yalnızca estetik bir nesne olarak görmeyip onu toplumsal bir belge olarak okumak, metnin arka planındaki zihniyet dünyasını anlamamızı kolaylaştırır. (IV) Lucien Goldmann, edebiyat sosyolojisi alanında geliştirdiği "oluşumsal yapısalcılık" kuramıyla bu alana metodolojik açıdan yön vermiş önemli kuramcılardan biridir. (V) Ünlü araştırmacı, eser ile toplumsal grupların zihniyet dünyaları arasında doğrudan bir paralellik kurarak metin çözümlemelerine yeni bir boyut kazandırmıştır. (VI) Goldmann'ın bu yöntemi, özellikle roman türünün burjuva sınıfının yükselişiyle olan tarihsel bağını açıklamada bugün bile güncelliğini korumaktadır.
Bu parça iki paragrafa ayrılmak istense ikinci paragraf numaralanmış cümlelerin hangisiyle başlar?
Günümüz dünyasında gürültü, yalnızca kulaklarımızı sağır eden bir ses yoğunluğu değil; zihinlerimizi de işgal eden amansız bir kuşatmadır. Her köşeden yükselen dijital bildirimler, bitmek bilmeyen bilgi akışları ve sürekli konuşma zorunluluğu, insanı kendi iç sesinden fersah fersah uzaklaştırıyor. Oysa sessizlik, sanıldığı gibi sesin yokluğu veya edilgen bir suskunluk hâli değildir; bilakis zihnin kendini yeniden inşa ettiği, düşüncelerin olgunlaştığı aktif bir eylemdir. Nitekim ünlü bir düşünürün de belirttiği gibi, "En derin sözler, sessizliğin toprağında filizlenir." Tıpkı bir müzik parçasındaki esler gibi, sessizlik de hayatın karmaşasına anlam katan, onu yaşanabilir kılan yegâne unsurdur.
Bu parçanın anlatımıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
(I) Geleneksel Türk evleri, doğayla uyumlu ve çevre dostu bir mimari anlayışın en güzel örneklerindendir. (II) Bu evlerin inşasında kullanılan ahşap, kerpiç ve taş gibi malzemeler tamamen yerel kaynaklardan elde edilirdi. (III) Günümüzde betonarme yapıların artmasıyla birlikte geleneksel mimari ustaları artık yetişmemektedir. (IV) Doğal malzemelerin tercih edilmesi, konutların nefes almasın�� ve mevsim şartlarına kolayca uyum sağlamasını kolaylaştırırdı. (V) Böylece hem insan sağlığı korunur hem de çevreye en az zarar veren yaşam alanları oluşturulurdu.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?
Gazeteci:
(I) ----
Küratör:
Sanat eserinin fiziksel varlığıyla kurulan ilişki, izleyicide sadece görsel değil, mekânsal ve dokunsal bir bellek de oluşturur. Dijital sergiler her ne kadar dünyanın öbür ucundaki bir esere ulaşımı kolaylaştırsa da izleyicinin eserle doğrudan temasını keserek onu eserin etrafındaki havanın sıcaklığından, galerinin akustiğinden ve diğer ziyaretçilerin varlığından yalıtır. Bu durum, sanatın kolektif bir deneyim olma özelliğini zayıflatırken onu kişisel bir ekran tüketimine indirgiyor. Dolayısıyla dijitalleşme, sergileme pratiğine demokratiklik getirse de eserin o kendine has aurasını ve izleyicide bıraktığı derin izi aşındırıyor.
Gazeteci:
(II) ----
Küratör:
Küratoryal kurgu, sadece eserleri yan yana dizmekten ibaret değildir; o, eserler arasında sessiz diyaloglar kurma sanatıdır. Bir sergi tasarlarken amacım, ziyaretçiye hazır cevaplar sunmak değil, onun kafasında yeni sorular uyandırmaktır. Doğru bir yerleşim, izleyicinin kendi içsel yolculuğuna çıkmasına izin veren serbest alanlar sunmalıdır. Bu nedenle, küratörün kurgudaki sesi duyulmalı ama bu ses hiçbir zaman eserin kendi sesini bastırmamalı, sadece ona eşlik eden bir fısıltı olarak kalmalıdır.
Bu diyalogda boş bırakılan yerlere aşağıdakilerden hangisi sırasıyla getirilmelidir?
II. Sergilenen yapıtların izleyiciye doğrudan yanıtlar sunması, küratörün sergideki yönlendirici rolünü nasıl etkiler?
II. Küratörlerin sergi hazırlık sürecinde sanatçılarla yaşadığı fikirsel uyuşmazlıklar kurgunun bütününe nasıl yansır?
II. Bir sergide küratörün oluşturduğu kurgusal dilin, eserin kendi iletisiyle ve izleyicinin yorum dünyasıyla sınırı ne olmalıdır?
II. Sergi mekânlarında izleyicilerin kendi aralarında kurdukları etkileşim, eserlerin sergilenme sırasını belirlemede ne kadar etkilidir?
II. Bir küratörün, sergideki eserler arasında bağlantı kurarken sanat tarihinin kronolojik sırasına sadık kalması neden gereklidir?
Edebiyatın, toplumsal meseleleri doğrudan yansıtma aracı olduğunu savunan faydacı yaklaşım, sanatın özerk yapısını ve estetik boyutunu çoğunlukla göz ardı eder. Bu anlayışa göre yazar, adeta bir toplum bilimci gibi çalışmalı ve gözlemlerini hiçbir kişisel filtre kullanmadan aktarmalıdır. Oysa sanat, d��ş dünyadaki gerçeğin bire bir kopyası ya da mekanik bir yansıması değil; sanatçının zihninde, düş gücüyle yeniden biçimlendirilmiş bambaşka bir hâlidir. Dolayısıyla bir romandan sosyolojik bir bildiri sunmasını beklemek, onun dilsel dokusunu, imgesel evrenini ve üslup değerini hafife almaktır. Estetik kaygı didaktik amacın önüne geçtiğinde ve dil özgürleştiğinde, yapıt ancak o zaman zamanın yıpratıcı etkisine karşı koyup kalıcılığı yakalayabilir.
Bu parçanın anlatımında, okuyucunun yerleşik kanılarını değiştirmek amacıyla açıklayıcı anlatım biçimi egemen kılınmış; yazarın kendi düşüncelerini kanıtlama çabası ise tanık gösterme yöntemiyle desteklenmiştir.
Yukarıdaki numaralanmış cümlelerin anlamlı ve kurallı bir bütün oluşturabilmesi için doğru şekilde sıralayınız.
Öğeleri doğru sıraya koymak için sürükleyin
(I) Arkeolojik kaz��larda elde edilen madenî paralar, geçmiş uygarlıkların ekonomik, siyasi ve kültürel yapılarını anlamamızı sağlayan en somut belgeler arasındadır. (II) Sikkelerin basıldığı madenin cinsi, ağırlığı ve üzerindeki yazılar; ilgili dönemin refah düzeyini, egemenlik sınırlarını ve siyasi ilişkilerini doğrudan ortaya koyar. (III) Bu yönüyle nümismatik, tarih araştırmalarında belirsiz kalmış pek çok noktanın aydınlatılmasında tarihçilerin en sık başvurduğu yardımcı disiplinlerin başında gelir. (IV) İnsanlık tarihinin bu en önemli araçlarından biri olan sikke, ilk kez MÖ VII. yüzyılda Anadolu'da, Lidya Krallığı tarafından icat edilmiştir. (V) Lidyalıların doğal bir altın-gümüş alaşımı olan elektrumu belirli bir ağırlık standardında basıp ticarette kullanması, takas usulünü sona erdirerek ticari ilişkileri küresel ölçekte hızlandırmıştır. (VI) Kısa sürede Akdeniz havzasındaki diğer uygarlıklar tarafından da benimsenen bu yenilik, paranın basımında kullanılan metal çeşitliliğini artırmış ve devletlerin kendi egemenliklerini simgelemesinin en etkili yolu haline gelmiştir.
Bu paragraf iki paragrafa bölünmek istense ikinci paragraf hangi numaralı cümleyle başlar?
(I) Gözlük, görme kusurlarını gidermek amacıyla icat edilen ve insanlık tarihinin en önemli buluşlarından biri kabul edilen bir araçtır. (II) İlk gözlüklerin 13. yüzyılın sonlarında İtalya'da üretildiği ve sadece yakını görme problemi olanlar tarafından kullanıldığı bilinmektedir. (III) Zamanla mercek teknolojisinin gelişmesiyle birlikte gözlükler, uzağı görme sorunlar��nın çözümünde de yaygın bir şekilde kullanılmaya başlanmıştır. (IV) Günümüzde ise gözlük üretimi, yalnızca bir sağlık ihtiyacını karşılamanın ötesine geçerek moda sektörünün önemli bir parçası hâline gelmiştir. (V) Tasarımcılar, her yıl farklı çerçeve modelleri ve renk seçenekleri sunarak gözlüğü kişisel tarzın bir tamamlayıcısı olarak konumlandırmaktadır. (VI) Hatta bazı markalar, kıyafet koleksiyonlarıyla uyumlu özel gözlük serileri tasarlayarak bu alandaki çeşitliliği artırmaktadır.
Bu parça iki paragrafa ayrılmak istense ikinci paragraf hangi cümleyle başlar?
Aşağıdaki numaralanmış paragrafları, içerdikleri baskın anlatım biçimleriyle doğru şekilde eşleştiriniz.
Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın
Öğeler
Eşleşmeler
Gazeteci:
(I) ----
Yazar:
— Yazmaya başlamadan önce günlerimi kütüphanede, eski belgeler arasında geçiririm. Anlatacağım dönemin ruhunu, insanların nasıl giyindiğini, ne yiyip ne içtiğini tam olarak öğrenmeden tek bir satır bile yazamam. Çünkü tarihî bir roman yazıyorsanız, okura o dönemin gerçekliğini hissettirmek zorundasınız.
Bu diyalogda boş bırakılan yere aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
(I) Karakalem, resim sanatına yeni başlayanlar için temel çizgisel formları ve ışık-gölge dengesini kavramanın en etkili yoludur. (II) Bu teknikte, kurşun kalemlerin sertlik derecelerine göre kâğıt üzerinde bıraktığı ton değerleri, sanatçıya geniş bir ifade alanı sunar. (III) Çizimde derinlik hissi yaratabilmek için desenin ana hatları belirlendikten sonra kademeli tonlamalara geçilir. (IV) Çizim kömürü veya yaygın adıyla füzen ise karakalemden farklı olarak daha yumuşak, pürüzsüz ve yoğun siyah lekeler elde edilmesini sağlar. (V) Preslenmiş ya da doğal söğüt dallarından üretilen füzenler, kâğıt yüzeyine kolayca dağılabildiği için geniş alanların hızla gölgelendirilmesinde tercih edilir. (VI) Gölgelerin yumuşatılması ve ton geçişlerinin pürüzsüzleştirilmesi amacıyla füzenle yapılan çalışmalarda parmak uçları, pamuk veya özel dağ��tıcı kalemler sıklıkla kullanılır.
Bu paragraf iki paragrafa bölünmek istense ikinci paragraf numaralanmış cümlelerin hangisiyle başlar?
(I) İnsanlık, teleskobun icadından çok önce de gökyüzünü merakla gözlemlemiş ve yıldızların hareketlerini kaydetmiştir. (II) Antik dönem uygarlıkları, çıplak gözle yaptıkları bu gözlemler sayesinde tarım takvimlerini düzenlemiş ve yönlerini bulmuşlardır. (III) Özellikle gökyüzü haritaları oluşturmak, o dönemlerde denizcilerin açık denizlerde kaybolmadan ilerlemesini sağlayan en önemli unsur olmuştur. (IV) Günümüzde ise gelişmiş uzay teleskopları sayesinde ışık yılı uzaklıktaki galaksilerin yüksek çözünürlüklü görüntülerini elde edebiliyoruz. (V) Zamanla biriken bu ilkel gözlem verileri, matematiksel hesaplamalarla birleşerek modern astronomi biliminin doğuşunu hazırlamıştır.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktad��r?
Güneş, karlı dağların arkasından yavaş yavaş yükselirken vadiyi kaplayan yoğun sis tabakası da yavaşça aralanıyordu. Yamaçlardaki ulu çam ağaçlarının iğneli yapraklarında gece boyunca biriken küçük çiy damlaları, sabahın ilk altın sarısı ışıklarıyla birer elmas tanesi gibi parlıyordu. Vadinin tam ortasından kıvrıla kıvrıla akan berrak derenin şırıltısı, dallardaki minik kuşların neşeli cıvıltılarıyla birleşerek doğanın huzur veren tatlı melodisini oluşturuyordu. Nemli toprak kokusu, vadiden hafifçe esen serin rüzgârla birlikte etrafa yayılıyor; dağ çiçeklerinin kokusunu taşıyordu. Vadideki yeşilin her tonu, gökyüzünün uçsuz bucaksız maviliğiyle göz alıcı bir renk uyumu sergiliyordu.
Bu parçanın anlatımında betimleyici anlatım biçimi ağır basmaktadır.
Fotoğrafın, gerçekliği nesnel bir ayna gibi olduğu gibi yansıttığı düşüncesine öteden beri şüpheyle yaklaşmışımdır. Evet, bir makine ışığı kaydeder; ancak o makinenin arkasındaki göz, kadrajı seçerken çoktan öznel bir müdahalede bulunmuştur. Neyi kadraja alıp neyi dışarıda bıraktığınız, gerçeği kendi zihninizde yeniden kurgulamanız demektir. Nitekim ünlü düşünür Roland Barthes da fotoğrafın hiçbir zaman tarafsız olmadığını, onun her zaman bir 'seçim' ve dolayısıyla bir 'yorum' olduğunu belirtir. Resim sanatı tuval üzerinde sıfırdan bir dünya inşa ederken fotoğraf, var olan dünyadan cımbızla seçtiği anları dondurur. Bu yönüyle fotoğrafçı, gerçeğin kâşifi değil, kendi gerçeğinin kurucusudur.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisine başvurulmamıştır?
Gazeteci:
(I) ----
Müzikolog:
İlk bakışta kaydın, müziği ölümsüzleştirdiğini ve geniş kitlelere ulaştırdığını düşünürüz. Ancak bu teknolojik imkân, dinleyicinin müzikle kurduğu dinamik ve biricik ilişkiyi tek tipleştirdi. Eskiden her icra, mekânın akustiği ve o anki dinleyici topluluğunun enerjisiyle şekillenen, tekrarlanamaz bir deneyimdi. Bugün ise stüdyoda kusursuzlaştırılmış tek bir kaydı binlerce kez, tamamen aynı şekilde dinliyoruz. Bu durum, müziğin canlı bir iletişim aracı olmaktan çıkıp nesneleşmesine ve tüketime sunulan statik bir ürüne dönüşmesine yol açtı.
Gazeteci:
(II) ----
Müzikolog:
Sessizlik, seslerin yokluğu değil; tam aksine onların duyulabilmesini, zihnimizde birer anlama bürünmesini sağlayan kurucu bir ögedir. Tıpkı bir tuvaldeki beyaz boşluklar gibi, müzikteki esler de seslerin sınırlarını belirler ve onlara derinlik katar. Ne var ki modern şehir yaşamı, bizi sürekli ve kaçınılmaz bir gürültü çemberine hapsederek bu hayati boşluğu elimizden alıyor. Zihnimiz sürekli bir uyaran bombardımanı altındayken müziğin içindeki o incelikli durakları hissetmemiz, seslerin arasındaki felsefi bağı kavramamız neredeyse imkânsız hâle geliyor. Bu da dinleme eylemini derin bir tefekkürden yüzeysel bir işitmeye indirgiyor.
Bu diyalogda boş bırak��lan yerlere sırasıyla aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
II. Şehir hayatının karmaşası içinde insanların müzik aracılığıyla zihinsel bir kaçış alanı yaratma çabalarını nasıl yorumluyorsunuz?
II. Kent gürültüsünün insan psikolojisi üzerindeki tahribatını önlemede müziğin nasıl bir tedavi edici işlevi bulunur?
II. Günümüz kent yaşamındaki kesintisiz gürültünün, müzikteki sessizliğin ve durakların algılanışı üzerindeki etkisi nedir?
II. Modern insanın müzik dinleme alışkanlıklarının değişmesiyle birlikte, bestecilerin eserlerinde sessizliği bir anlat��m ögesi olarak kullanmaktan vazgeçtiğini söyleyebilir miyiz?
II. Müzikal eserlerde sessizliğin ritim ve melodi kadar önemli bir unsur olarak kabul edilmesinin tarihsel süreçteki arka planı nedir?
Bir yazarın son öykülerinde göz alıcı, süslü betimlemeler ve sanatlı söyleyişler ilk bakışta dikkat çekiyor. Ancak bu yapay parıltı, kısa süre sonra okuru yoruyor ve metnin iletisine ulaşmayı zorlaştırıyor. Yazar; söz sanatlarına, imgelere bu kadar yaslanmak yerine düşüncelerini daha iddiasız, süssüz ve doğrudan aktarabilseydi anlatımı çok daha güçlü olabilirdi.
Bu parçadaki eleştiride, sözü edilen yazarın aşağıdaki anlat��m ilkelerinden hangisine uymadığı vurgulanmaktadır?
Yıllardır bu ıssız kayalıktaki deniz fenerinde, gecenin karanlığını yırtan o devasa ışık çemberinin gölgesinde yaşıyorum. Kıyıya vuran dalgaların hırçın melodisi, artık zihnimin ayrılmaz bir parçası oldu. İlk zamanlar, şehirden ve insanlardan bu denli uzak kalmanın getirdiği yalnızlık içimi kemirirdi; fırtınalı gecelerde sığınacak sıcak bir sohbet arardım. Şimdilerde ise bu mutlak sessizliğin sunduğu huzuru hiçbir şeye değişmem. İnsanların karmaşık dünyasından kaçıp sığındığım bu kule, benim hem zindanım hem de sığınağım oldu. Bazen fenerin merdivenlerini tırmanırken geride bıraktığım yılları düşünüyor, o gençlik heyecanlarının, bitmek bilmez koşturmacaların ne kadar uzağında kaldığımı görüyorum. Hatalarımla, kırgınlıklarımla ve en çok da kendimle yüzleştiğim bu tecrit edilmiş yaşam, beni yavaş yavaş törpüledi. Artık ne fırtınalardan korkuyorum ne de limana yanaşmayan gemilere sitem ediyorum. Rüzgârın getirdiği soğuk nefesi bile dostça karşılıyor, hayatı olduğu gibi kabullenmenin dinginliğini yaşıyorum.
Bu parçada kendisinden söz eden kişiyle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?
Aşağıdaki numaralanmış paragrafları, içerdikleri anlatım biçimlerinin belirleyici özellikleriyle doğru şekilde eşleştiriniz.
Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın
Öğeler
Eşleşmeler