Uluslararası Hukukun Kaynakları

430 questions

Question 121Question

1969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi’nin antlaşmaların yorumlanmasına ilişkin düzenlemeleri çerçevesinde; bir antlaşma hükmünün anlamını belirlemek üzere Madde 31’de yer alan 'Genel Yorum Kuralı' uygulandığında sonucun muğlak kalması veya açıkça saçma bir noktaya varması durumunda başvurulabilecek 'tamamlayıcı yorum araçları' (Madde 32) arasında aşağıdakilerden hangisi yer almaktadır?

Show answer & explanation

Answer: Antlaşmanın yapılış koşulları ve hazırlık çalışmaları (travaux préparatoires)

Answer

Antlaşmanın yapılış koşulları ve hazırlık çalışmaları (travaux préparatoires)
Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi’nin 32. maddesi, antlaşmaların hazırlık çalışmalarını (travaux préparatoires) ve antlaşmanın yapıldığı sıradaki koşulları 'tamamlayıcı yorum araçları' olarak tanımlar. Bu araçlara ancak 31. maddedeki genel kurallar uygulandığında anlam hala belirsiz kalıyorsa veya ortaya çıkan sonuç mantıksızsa başvurulabilir.

Step-by-Step Solution

1
Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'nin 31. ve 32. maddelerini analiz et.
Madde 31 'Genel Yorum Kuralı'nı (asli araçlar), Madde 32 ise 'Tamamlayıcı Yorum Araçları'nı (yardımcı araçlar) düzenler.
Uluslararası hukukta yorum araçları arasında hiyerarşik bir kademelenme mevcuttur.
2
Seçeneklerdeki unsurları Madde 31 kapsamındaki 'bağlam', 'sonradan gelen uygulama' ve 'konu-amaç' kriterlerine göre ele.
Başlangıç kısmı, ekler, sonradan gelen mutabakatlar ve uygulamalar Madde 31 kapsamında asli araçlardır.
Bu unsurlar antlaşmanın taraf iradesini doğrudan yansıtan birincil kaynaklar olarak kabul edilir.
3
Madde 32'nin içeriğini ve uygulama şartlarını belirle.
Hazırlık çalışmaları (travaux préparatoires) ve antlaşmanın yapılış koşulları tamamlayıcı araçlardır.
Bu araçlar ancak Madde 31'deki yöntemler anlamı belirlemede yetersiz kaldığında veya teyit amaçlı kullanılır.

Key Concept

Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi uyarınca yorum araçları hiyerarşisi (Asli vs. Tamamlayıcı)

Practice More

VCLT Madde 33 uyarınca, iki veya daha fazla dilde onaylanan antlaşmaların yorumlanmasında diller arası metin farkı oluşması durumunda izlenecek usulü inceleyiniz.
Estimated Time:1m 40s
Question 122Question

Uluslararası Adalet Divanı (UAD), 1969 tarihli Kuzey Denizi Kıta Sahanlığı (North Sea Continental Shelf) davalarında, bir antlaşma hükmünün uluslararası teâmül hukuku kuralına dönüşebilmesi veya bir teâmül kuralını yansıtıyor sayılabilmesi için belirli kriterler ortaya koymuştur. Buna göre, bir antlaşma hükmünün teâmül kuralı haline gelmesi süreciyle ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

Show answer & explanation

Answer: Bir antlaşma hükmüne çekince (rezervasyon) koyma imkânının tanınmış olması, o hükmün halihazırda bir teâmül kuralı niteliği taşıdığının ve devletler için bağlayıcı hale geldiğinin en güçlü kanıtıdır.

Answer

Bir antlaşma hükmüne çekince (rezervasyon) koyma imkânının tanınmış olmasının o hükmün teâmül kuralı niteliği taşıdığının kanıtı olduğu ifadesi yanlıştır.
Kuzey Denizi Kıta Sahanlığı davalarında Uluslararası Adalet Divanı, 1958 Cenevre Kıta Sahanlığı Sözleşmesi'nin 6. maddesine (eşit uzaklık ilkesi) çekince konulabilmesini, bu maddenin teâmül hukuku kuralı niteliği taşımadığının veya o dönemde böyle bir kurala dönüşmediğinin göstergelerinden biri olarak kabul etmiştir. Bir kural eğer teâmül niteliğindeyse, o kuralın 'temel bir norm yaratma karakteri' (fundamentally norm-creating character) olması beklenir; ancak çekince koyma hakkı bu karakterle bağdaşmaz.

Step-by-Step Solution

1
Uluslararası teâmül hukukunun oluşum unsurlarını (maddi ve psikolojik) hatırlayın.
Teâmül için devlet uygulaması (usus) ve hukuki zorunluluk inancı (opinio juris) gerekir.
Teâmülün iki temel kurucu unsuru vardır.
2
Kuzey Denizi Kıta Sahanlığı davalarında UAD'nin antlaşma-teâmül ilişkisine dair kriterlerini analiz edin.
Divan; hükmün norm koyucu niteliği, temsil edici uygulama ve çekince koyma hakkı gibi hususlara değinmiştir.
Bu dava teâmül hukukunun tespiti açısından temel içtihattır.
3
Çekince (rezervasyon) müessesesinin bir kuralın teâmül niteliği üzerindeki etkisini değerlendirin.
Eğer bir kurala çekince konulabiliyorsa, o kuralın tüm devletler için mutlak bağlayıcı bir teâmül normu olmadığı sonucuna varılır.
Çekince, devletlerin o kuraldan kaçınma iradesini gösterir ve bu durum kuralın genel/normatif karakterini zayıflatır.

Key Concept

Antlaşma Hükümlerinin Teâmülleşme Şartları ve Çekince Etkisi

Practice More

Uluslararası Adalet Divanı'nın teâmül hukukuna dair diğer önemli kararları olan Nicaragua (1986) ve Nükleer Silahların Yasallığı (1996) görüşlerini inceleyebilirsiniz.
Estimated Time:2m 0s
Question 123Question

1969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi (VAHS) sistematiği çerçevesinde, yürürlükte olan bir antlaşmanın, yapıldıktan sonra ortaya çıkan yeni bir emredici norm (jusjus cogenscogens supervenienssuperveniens) ile çatışması durumunda söz konusu antlaşmanın hukuki akıbetine ve sonuçlarına ilişkin aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Show answer & explanation

Answer: Antlaşma, yeni emredici kuralın ortaya çıktığı andan itibaren geçersiz hale gelerek sona erer; ancak bu durum, antlaşmanın sona ermesinden önce doğmuş olan ve yeni emredici kurala aykırı olmayan haklara halel getirmez.

Answer

Antlaşma, yeni emredici kuralın ortaya çıktığı andan itibaren geçersiz hale gelerek sona erer; ancak bu durum, antlaşmanın sona ermesinden önce doğmuş olan ve yeni emredici kurala aykırı olmayan haklara halel getirmez.
Doğru yanıt, 1969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'nin 64. ve 71. maddelerinin birleşimidir. Madde 64, sonradan ortaya çıkan bir emredici normun antlaşmayı geçersiz kılarak sona erdireceğini belirtir. Madde 71/2 ise bu durumda, antlaşmanın sona ermesinden önce tarafların antlaşmayı uygulamalarından doğan hak, yükümlülük veya hukuki durumların, yeni emredici norma aykırı olmamak kaydıyla korunmaya devam edeceğini açıkça düzenler. Bu, uluslararası hukukta hukuki güvenliğin korunması ile emredici normların üstünlüğü arasındaki dengeyi yansıtır.

Step-by-Step Solution

1
Çatışmanın türünü belirle
Antlaşmanın yapıldığı sırada değil, yürürlükteyken 'sonradan' (supervenienssuperveniens) bir emredici norm ortaya çıkmıştır.
1969 VAHS 64. madde kapsamında 'Mevcut bir antlaşma ile çatışan yeni bir emredici genel uluslararası hukuk normunun ortaya çıkması' durumu söz konusudur.
2
Hukuki sonucu tespit et
Antlaşma mutlak butlanla başlangıçtan itibaren geçersiz değil, normun ortaya çıktığı andan itibaren sona erer.
VAHS 53. madde (mevcut norm) 'void' (batıl) derken, 64. madde (yeni norm) 'becomes void and terminates' (geçersiz hale gelir ve sona erer) ifadesini kullanır.
3
Kazanılmış hakları analiz et
Sona erme anına kadar doğan haklar, yeni emredici norma aykırı olmadıkları sürece korunur.
VAHS 71/2-b maddesi, antlaşmanın sona ermesinin tarafların o ana kadarki uygulamalarından doğan haklarını, ancak bu hakların yeni emredici norma uygun olması şartıyla etkilemeyeceğini düzenler.

Key Concept

Jus Cogens Superveniens (VAHS Madde 64 ve 71/2)

Practice More

Jus cogens kurallarına aykırılık iddiasıyla ilgili uyuşmazlıkların çözümünde Uluslararası Adalet Divanı'nın (UAD) zorunlu yargı yetkisini düzenleyen VAHS 66. maddeyi inceleyiniz.
Estimated Time:2m 30s
Question 124Question

1969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'nin emredici kuralları (jusjus cogenscogens) düzenleyen 53. maddesi dikkate alındığında, bu kurallarla çatışan bir antlaşmanın hukuki durumu hakkında aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Show answer & explanation

Answer: Antlaşma, yapıldığı andan itibaren (abab initioinitio) bütünüyle batıldır ve herhangi bir hukuki sonuç doğurmaz.

Answer

Antlaşmanın yapıldığı andan itibaren bütünüyle batıl olması ve hiçbir hukuki sonuç doğurmaması doğrudur.
1969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'nin 53. maddesine göre, bir antlaşma yapıldığı sırada uluslararası hukukun genel bir emredici kuralıyla çatışıyorsa batıldır. Bu batıllık hali, antlaşmanın yapıldığı andan itibaren (abab initioinitio) hiçbir hukuki sonuç doğurmaması anlamına gelir ve antlaşmanın geri kalan kısımları ayrıştırılarak kurtarılamaz.

Step-by-Step Solution

1
1969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi (VAHS) 53. madde analizi
Mevcut bir emredici kurala (jusjus cogenscogens) aykırı antlaşmanın statüsü belirlenir.
Uluslararası hukukta emredici kurallar, devletlerin aksini kararlaştıramayacağı en üst hiyerarşik normlardır.
2
Geçersizlik türünün belirlenmesi
Mutlak butlan (voidvoid abab initioinitio) sonucuna ulaşılır.
VCLT Madde 53, çatışan antlaşmanın bütünüyle batıl (void) olduğunu ve yapıldığı andan itibaren geçersiz sayıldığını öngörür.
3
Bölünebilirlik (Severability) kuralının kontrolü
Antlaşmanın bölünemeyeceği teyit edilir.
VAHS Madde 44(5), emredici kurallara aykırılık durumunda antlaşmanın bazı maddelerinin kurtarılmasına izin vermez.

Key Concept

Mutlak Butlan ve Bölünemezlik (VCLT 53 & 44/5)
Estimated Time:1m 30s
Question 125Question

1969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'nin 53. maddesi (başlangıçtaki geçersizlik) ve 64. maddesi (sonradan ortaya çıkan geçersizlik) sistematiği çerçevesinde; bir antlaşmanın akdedildiği sırada mevcut bir emredici kurala (jusjus cogenscogens) aykırı olması durumunda tarafların yüklendiği hukuki sorumluluğa ilişkin aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Show answer & explanation

Answer: Taraflar, emredici kurala aykırı hükümlere dayanarak gerçekleştirilen fiillerin sonuçlarını mümkün olduğunca ortadan kaldırmak ve ilişkilerini emredici kurala uygun hale getirmekle yükümlüdür.

Answer

Taraflar, emredici kurala aykırı hükümlere dayanarak gerçekleştirilen fiillerin sonuçlarını mümkün olduğunca ortadan kaldırmak ve ilişkilerini emredici kurala uygun hale getirmekle yükümlüdür.
Doğru seçenek, 1969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'nin 71. maddesinin 1. fıkrasının (a) bendini tam olarak yansıtmaktadır. Bir antlaşma, akdedildiği sırada mevcut olan bir emredici kurala (jusjus cogenscogens) aykırı olması nedeniyle Madde 53 uyarınca batıl ise, taraflar bu antlaşma hükümlerine dayanarak gerçekleştirilen eylemlerin sonuçlarını telafi etmek ve ilişkilerini normun gerektirdiği hukukiliğe döndürmekle yükümlüdürler.

Step-by-Step Solution

1
Antlaşmanın yapıldığı sıradaki hukuki durumun tespiti.
Antlaşma akdedildiği sırada mevcut bir jusjus cogenscogens normuna aykırıysa, 1969 Viyana Sözleşmesi Madde 53 uyarınca başlangıçtan itibaren batıldır (voidvoid abab initioinitio).
Emredici kurallar, uluslararası irade serbestisinin mutlak sınırını oluşturur.
2
Geçersizliğin sonuçlarının belirlenmesi (Madde 71/1).
Taraflar, bu geçersiz hükümlere dayanarak yapılan işlemlerin sonuçlarını 'mümkün olduğu ölçüde' (asas farfar asas possiblepossible) ortadan kaldırmakla yükümlüdür.
Hukuka aykırı bir temele dayanan işlemlerin sonuçlarının devam etmesi, emredici kuralın ihlalinin sürmesi anlamına gelir.
3
Madde 64 (Supervening Jus Cogens) ile ayrımın yapılması.
Eğer emredici kural sonradan ortaya çıksaydı (Madde 64), antlaşma sadece o andan itibaren sona ererdi ve geçmişteki haklar (çatışmadığı sürece) korunurdu. Ancak burada Madde 53 söz konusudur.
Başlangıçtaki aykırılık ile sonradan oluşan aykırılık farklı hukuki rejimlere tabidir.

Key Concept

1969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi Madde 71 (Geçersizliğin Sonuçları)
Estimated Time:1m 30s
Question 126Question

Uluslararası Adalet Divanı'nın (UAD) içtihatları ve uluslararası hukuk doktrini çerçevesinde, bir uygulamanın (state practice) 'uluslararası teâmül' (yapılageliş) hukukunun maddi unsurunu oluşturabilmesi için sahip olması gereken özelliklerle ilgili aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?

Show answer & explanation

Answer: Uygulamanın teâmül kuralı sayılabilmesi için, istisnasız dünyadaki tüm devletler tarafından açıkça rıza gösterilerek uygulanması zorunludur.

Answer

Uygulamanın, dünyadaki tüm devletler tarafından istisnasız ve açıkça kabul edilmiş olması zorunluluğu uluslararası teâmül hukukunun bir şartı değildir; genellik ilkesi yeterlidir.
Uluslararası teâmül hukukunun oluşabilmesi için maddi unsur kapsamında aranan 'genellik' (generality) şartı, dünya üzerindeki her bir devletin o uygulamayı gerçekleştirmesi veya açıkça rıza göstermesi anlamına gelmez. Özellikle söz konusu kuraldan en çok etkilenen veya o alanla doğrudan ilgili olan devletlerin (örneğin deniz hukuku için kıyı devletlerinin) yaygın, tutarlı ve yeknesak bir uygulama içerisinde olması yeterlidir. Dolayısıyla 'istisnasız tüm devletlerin açık rızası' ifadesi, teâmülün oluşum mantığına ve 'genellik' ilkesine aykırı olduğu için yanlıştır.

Step-by-Step Solution

1
Uluslararası teâmül hukukunun maddi unsurunu (devlet uygulaması) oluşturan temel kriterleri (süreklilik, genellik, yeknesaklık) belirle.
Maddi unsurun oluşması için uygulamanın genel olması ve tutarlı bir şekilde tekrarlanması gerektiği saptanır.
Teâmül kuralının kurucu unsurlarını analiz etmek için.
2
Genellik (generality) ile evrensellik (universality) arasındaki farkı değerlendir.
UAD'nin 1969 tarihli Kuzey Denizi Kıta Sahanlığı davası gibi içtihatlarında, tüm devletlerin değil, özellikle konuyla ilgili devletlerin genel ve yaygın uygulamasının yeterli kabul edildiği görülür.
Seçeneklerdeki 'istisnasız tüm devletlerin kabulü' ifadesinin neden yanlış olduğunu kanıtlamak için.

Key Concept

Uluslararası Teâmül Hukukunun Maddi Unsuru (Genellik ve Yeknesaklık)
Estimated Time:1m 30s
Question 127Question

Uluslararası teâmül (yapılageliş) hukukunun kurucu unsurları, ispatı ve diğer hukuk kaynaklarıyla olan etkileşimi göz önüne alındığında, aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?

Show answer & explanation

Answer: Uluslararası antlaşmaların hükümleri sadece taraflar arasında hüküm doğurduğundan (pacta tertiis), bu hükümlerin teâmül hukukundaki bir kuralın varlığına veya kristalleşmesine dair kanıt teşkil etmesi hukuken mümkün değildir.

Answer

Uluslararası antlaşmaların teâmül hukuku için kanıt oluşturamayacağını savunan ifade yanlıştır; çünkü antlaşmalar teâmül kurallarının oluşumunda ve tespitinde temel araçlardır.
Doğru yanıt olan seçenek yanlıştır çünkü uluslararası antlaşmalar, teâmül kurallarının varlığını tespit etmede kullanılan en birincil kanıtlar arasındadır. Uluslararası Adalet Divanı'nın (UAD) Kuzey Denizi Kıta Sahanlığı davalarında da belirttiği üzere, bir antlaşma hükmü mevcut bir teâmülü yazıya dökebilir, oluşum halindeki bir kuralın kesinleşmesini (kristalleşme) sağlayabilir veya yürürlüğe girdikten sonra yaygın uygulama ile yeni bir teâmül kuralının doğmasına yol açabilir.

Step-by-Step Solution

1
Teâmülün maddi (uygulama) ve manevi (opinio juris) unsurlarını analiz et.
Teâmülün oluşması için devlet uygulamalarının olması ve bu uygulamaların hukuki bir yükümlülük inancıyla yapılması gerekir.
Teâmülün varlığını tespit etmek için bu iki unsurun bir arada bulunup bulunmadığı kontrol edilmelidir.
2
Uluslararası antlaşmalar ile teâmül arasındaki hukuki etkileşimi değerlendir.
Antlaşmalar, mevcut teâmül kurallarını yazıya dökebilir (kodifikasyon) veya oluşmakta olan bir kuralın kesinleşmesini sağlayabilir (kristalleşme).
Antlaşmaların sadece tarafları bağlaması, onların teâmül kuralının varlığına dair birer 'kanıt' (evidence) olma özelliğini ortadan kaldırmaz.
3
Sürekli itirazcı ve bölgesel teâmül gibi özel istisnaları kontrol et.
Sürekli itirazcı statüsü jus cogens kurallara karşı işleyemez ve bölgesel teâmülde ispat yükü kuralı iddia eden taraftadır.
Seçeneklerdeki diğer bilgilerin doğruluğunu teyit ederek yanlış olan yargıyı netleştir.

Key Concept

Uluslararası Teâmül Hukukunun Unsurları ve Antlaşmalarla İlişkisi

Practice More

Uluslararası Adalet Divanı'nın 1969 tarihli Kuzey Denizi Kıta Sahanlığı davalarındaki teâmül ve antlaşma ilişkisine dair kriterlerini tekrar edebilirsiniz.
Estimated Time:2m 30s
Question 128Question

Uluslararası hukukta, yapıldığı sırada mevcut olan bir emredici kurala (jusjus cogenscogens) aykırı olan bir antlaşmanın hukuki durumu, 1969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi çerçevesinde aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: Yapıldığı andan itibaren batıldır (geçersizdir).

Answer

Yapıldığı andan itibaren batıldır (geçersizdir).
Doğru yanıt olan seçenek, uluslararası hukukun emredici kurallarının (jus cogens) mutlak niteliğini ve hiyerarşik üstünlüğünü yansıtmaktadır. 1969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'nin 53. maddesine göre, bir antlaşma yapıldığı sırada mevcut olan bir emredici kurala aykırıysa, bu antlaşma 'batıl'dır. Batıllık müeyyidesi, işlemin yapıldığı andan itibaren hukuken geçersiz olduğu anlamına gelir.

Step-by-Step Solution

1
Uluslararası hukukta normlar hiyerarşisinin en üstünde yer alan emredici kuralların (jusjus cogenscogens) niteliğini belirle.
Emredici kurallar, uluslararası toplumun bütünü tarafından kabul edilen ve aksine hiçbir hükmün kararlaştırılamayacağı kurallardır.
Bu kuralların temel özelliği, devletlerin iradeleriyle bu kurallardan sapmalarına izin verilmemesidir.
2
1969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'nin (VAHS) 53. maddesini analiz et.
VAHS Madde 53'e göre, akdedildiği sırada mevcut bir emredici kurala aykırı olan antlaşma batıldır (voidvoid).
Hukuk dilinde 'batıl' ifadesi, işlemin başlangıçtan itibaren (abab initioinitio) geçersiz olduğunu ve hiçbir hukuki sonuç doğurmayacağını ifade eder.

Key Concept

Emredici kurallar (jus cogens) ile çatışan antlaşmaların 'başlangıçtan itibaren geçersizlik' (void ab initio) statüsü.

Hints

1
Emredici kurallar (jus cogens), uluslararası hukukun 'kamu düzeni' kuralları gibi düşünülmelidir.

Practice More

Antlaşmanın yapıldığı sırada değil de, yapıldıktan sonra ortaya çıkan bir emredici kurala (jusjus cogenscogens supervenienssuperveniens) aykırılık durumunda ne olacağını (VAHS Madde 64) inceleyebilirsiniz.
Estimated Time:45s
Question 129Question

1969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'nin 26. maddesinde düzenlenen ve "yürürlükteki her antlaşmanın ona taraf olanları bağlayacağını ve taraflarca iyi niyetle yerine getirilmesi gerektiğini" öngören temel uluslararası hukuk ilkesi aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: Pacta sunt servanda (Ahde vefa)

Answer

Pacta sunt servanda (Ahde vefa) ilkesi, yürürlükteki antlaşmaların tarafları bağladığını ve iyi niyetle uygulanması gerektiğini ifade eden temel kuraldır.
Pacta sunt servanda (Ahde vefa) ilkesi, 1969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'nin 26. maddesinde açıkça tanımlanmıştır. Bu ilkeye göre, bir antlaşma yürürlüğe girdiği andan itibaren taraflar üzerinde hukuken bağlayıcıdır ve taraflar bu antlaşmanın gereklerini dürüstlük (iyi niyet) kuralı çerçevesinde yerine getirmekle yükümlüdür. Bu prensip, uluslararası hukukun güvenilirliğini ve sürekliliğini sağlar.

Step-by-Step Solution

1
Soru kökündeki tanımı analiz etme
Tanımın 'bağlayıcılık' ve 'iyi niyetle yerine getirme' unsurlarını içerdiği görüldü.
Uluslararası antlaşmalar hukukunun temel prensibini belirlemek için tanım içindeki anahtar kavramlar önemlidir.
2
Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi Madde 26'yı hatırlama
26. maddenin doğrudan 'Pacta sunt servanda' başlığını taşıdığı belirlendi.
Uluslararası hukukta antlaşmaların en temel geçerlilik ve uygulama dayanağı bu maddedir.

Key Concept

Pacta sunt servanda (Ahde vefa) ilkesi
Estimated Time:45s
Question 130Question

Uluslararası hukuk doktrini ve Uluslararası Adalet Divanı (UAD) uygulamaları çerçevesinde; hukukun bir parçası olarak kabul edilen 'hakkaniyet' (equity infra legem) ile Statü'nün 38/2. maddesinde düzenlenen 'hakkaniyet ve nisfet' (ex aequo et bono) yetkisi arasındaki temel fark ve uygulama rejimi ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Show answer & explanation

Answer: Ex aequo et bono yetkisinin kullanılabilmesi için tarafların bu yöndeki rızalarını açıkça beyan etmeleri zorunludur; bu durumda Divan, yürürlükteki pozitif hukuk kurallarını bir kenara bırakarak uyuşmazlığı sadece adalet mülahazalarıyla çözebilir.

Answer

UAD Statüsü m. 38/2 uyarınca, Divan'ın 'hakkaniyet ve nisfet' (ex aequo et bono) temelinde karar verebilmesi için tarafların bu yönde açıkça anlaşmış olması (rızası) şarttır; bu durumda Divan pozitif hukuk kurallarına bağlı kalmaksızın karar verebilir.
Doğru yanıt, tarafların bu yöndeki rızasının kurucu bir şart olduğunu ve Divan'ın pozitif hukuk kurallarını bir kenara bırakma imkanı kazandığını belirten ifadedir. UAD Statüsü'nün 38. maddesinin 2. fıkrası, Divan'a uyuşmazlığı 'ex aequo et bono' (hakkaniyet ve nisfet) temelinde çözme yetkisini ancak ve ancak tarafların açık mutabakatı olması halinde verir. Bu durumda Divan, 38/1'deki katı hukuk kuralları yerine adaletin gereklerine göre karar verebilir.

Step-by-Step Solution

1
Hakkaniyet (Equity) kavramlarını analiz et.
Hakkaniyetin 'infra legem' (hukuk içi), 'praeter legem' (hukuk boşluğunu dolduran) ve 'contra legem' (hukuka aykırı/hukuk dışı) türleri olduğunu belirle.
Soruda istenen ayrım için bu kavramsal çerçevenin kurulması gerekir.
2
UAD Statüsü Madde 38/2'nin hukuki niteliğini incele.
Statü'nün 38/2. fıkrasının, tarafların rızası (if the parties agree thereto) şartıyla Divan'a ex aequo et bono yetkisi verdiğini tespit et.
Bu madde, Divan'ın 38/1'deki asli kaynaklarla bağlılığını esneten yegane hükümdür.
3
Seçenekleri bu şartlar (rıza ve kapsam) açısından değerlendir.
Tarafların rızasının 'kurucu' (constitutive) bir şart olduğunu ve bu yetkinin re'sen kullanılamayacağını onayla.
Yanlış seçenekleri elerken rıza şartı ve infra legem ayrımı temel kriterdir.

Key Concept

Hakkaniyet ve Nisfet (Ex Aequo et Bono) ve Rıza Şartı

Practice More

Uluslararası Adalet Divanı'nın bugüne kadar hiçbir uyuşmazlığı 38/2 maddesi kapsamında (ex aequo et bono) karara bağlamadığını hatırlayarak, bu yetkinin teorik önemini ve devletlerin bu konudaki çekingenliğini analiz ediniz.
Estimated Time:2m 0s
Question 131Question

Uluslararası hukuk doktrininde hakkaniyet (equity), hem pozitif hukuk kurallarının adalete uygun şekilde yorumlanması (infra legem) hem de hukuk kurallarının bir kenara bırakılarak uyuşmazlığın tamamen adalet ve hakkaniyet duygusuyla çözülmesi (ex aequo et bono) süreçlerini ifade edebilir. Uluslararası Adalet Divanı (UAD) Statüsü'nü düzenleyen 38. maddenin 2. fıkrası, Divan'a uyuşmazlıkları 'hakkaniyet ve nisfet' temelinde çözme yetkisi tanımıştır.

Buna göre, Divan'ın uyuşmazlığın esasına uygulanacak pozitif hukuk kurallarını (antlaşma ve teamül) uygulamaktan vazgeçerek, uyuşmazlığı Statü'nün 38/2. maddesi kapsamında 'hakkaniyet ve nisfet' ilkesine göre karara bağlayabilmesi için aranan temel hukuki şart aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: Uyuşmazlığın taraflarının, davanın bu ilkeye göre çözülmesi konusunda Divan'a açık ve kesin bir yetki vermiş olmaları

Answer

Uluslararası Adalet Divanı'nın bir uyuşmazlığı 'hakkaniyet ve nisfet' (ex aequo et bono) temelinde çözebilmesi için tarafların bu yönde açık ve kesin rızalarının bulunması zorunludur.
Uluslararası Adalet Divanı Statüsü'nün 38. maddesinin 2. fıkrası, Divan'ın tarafların rızası olması durumunda uyuşmazlığı 'ex aequo et bono' (hakkaniyet ve nisfet) uyarınca karara bağlama yetkisini açıkça düzenlemiştir. Bu yetki, Divan'ın 38/1'de sayılan antlaşmalar, teamüller ve hukukun genel ilkeleriyle bağlı kalmaksızın, tamamen somut olaydaki adalet duygusuyla hareket etmesine olanak tanır. Ancak devletlerin egemenlik hakları gereği, pozitif hukuk kurallarının uygulanmamasını ancak tarafların açık mutabakatı mümkün kılabilir.

Step-by-Step Solution

1
UAD Statüsü Madde 38 incelenir.
Statü'nün 38/1 maddesi Divan'ın uyması gereken asli (antlaşma, teamül, genel ilkeler) ve yardımcı kaynakları sayarken, 38/2 maddesi bu kuralların dışına çıkma imkanı tanır.
Divan'ın normal görevi hukuk kurallarını uygulamaktır; hakkaniyet ve nisfet bu görevin istisnasıdır.
2
Hakkaniyetin farklı görünümleri ayırt edilir.
Hukuka uygun hakkaniyet (infra legem) yargıcın kuralları yorumlarken kullandığı doğal bir araçtır; ancak hukuk dışı hakkaniyet (ex aequo et bono) kuralları devre dışı bırakır.
Hard zorluk seviyesindeki sorularda bu ayrım, rıza şartının neden sadece 38/2 için mutlak olduğunu açıklar.
3
Şartlar kontrol edilir.
Statü metninde açıkça 'tarafların kabul etmesi halinde' (if the parties agree thereto) ifadesi yer almaktadır.
Uluslararası hukukta devletlerin rızası olmadan onların üzerindeki hukuk kuralları (pozitif hukuk) yargıç tarafından yok sayılamaz.

Key Concept

Hakkaniyet ve Nisfet (Ex Aequo et Bono) vs. Hakkaniyetli İlkeler (Equity infra legem)
Question 132Question

1969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'ne göre; bir devletin temsilcisi olarak kabul edilen bazı makam sahiplerinin, bir antlaşmanın akdedilmesiyle ilgili (metnin kabulü, teyidi veya bağlayıcılığa ilişkin rızanın açıklanması gibi) tüm işlemleri yürütmek için "yetki belgesi" (fullfull powerspowers) sunmalarına gerek yoktur.

Buna göre, aşağıdakilerden hangisinin bir antlaşmanın yapılmasına ilişkin tüm süreçlerde yetki belgesi sunma zorunluluğundan muaf tutulduğu söylenebilir?

Show answer & explanation

Answer: Dışişleri Bakanı

Answer

Dışişleri Bakanı, uluslararası antlaşmaların yapılmasına ilişkin tüm işlemleri yetki belgesi sunmadan yürütebilir.
Dışişleri Bakanı, 1969 Viyana Sözleşmesi'nin 7. maddesi uyarınca, devlet başkanı ve hükümet başkanı ile birlikte devletini temsil etmek üzere her türlü işlemi (metnin kabulü, onaylanması vb.) yürütmek için ayrıca bir yetki belgesi sunmasına gerek duyulmayan üç asli makamdan biridir. Bu durum, bakanın uluslararası ilişkileri yürütme konusundaki doğal görevinden kaynaklanır.

Step-by-Step Solution

1
Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'nin 7. maddesindeki yetki kurallarını incelemek.
Sözleşme, devlet adına işlem yapmak için kimlerin 'yetki belgesi' sunması gerektiğini düzenler.
Antlaşmaların geçerliliği, temsilcilerin yetkili olup olmamasına bağlıdır.
2
Devlet adına her türlü işlemi yetki belgesi sunmadan yapabilen 'asli yetkili' makamları belirlemek.
Bu makamlar; Devlet Başkanı, Hükümet Başkanı ve Dışişleri Bakanı'dır.
Bu üç makam, görev tanımları gereği uluslararası alanda devleti temsil etme kapasitesine sahiptir.
3
Seçeneklerdeki makamları bu 'muaf' grup ile karşılaştırmak.
Seçeneklerde yer alan Dışişleri Bakanı, bu gruptaki tek makamdır.
Diğer bakanlar (Savunma, Adalet vb.) bu otomatik muafiyet kapsamında değildir.

Key Concept

Yetki Belgesi Muafiyeti (Ex Officio Temsil)

Practice More

Büyükelçilerin yetki muafiyetinin neden sadece 'metnin kabulü' ile sınırlı olduğunu ve 'bağlayıcılığa ilişkin rıza açıklaması' için neden belge gerektiğini araştırınız.
Estimated Time:45s
Question 133Question

1969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi uyarınca bir devlet; bir antlaşmayı imzalarken, onaylarken, kabul ederken, uygun bulurken veya antlaşmaya katılırken kural olarak çekince (rezervasyon) ileri sürme hakkına sahiptir. Ancak bu hak mutlak olmayıp, Sözleşme'nin 19. maddesinde belirli kısıtlamalara tabi tutulmuştur.

Buna göre, aşağıdakilerden hangisi 1969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi kapsamında bir devletin antlaşmaya çekince koymasının yasaklandığı hallerden biridir?

Show answer & explanation

Answer: İleri sürülen çekincenin, antlaşmanın konu ve amacına aykırı olması

Answer

İleri sürülen çekincenin antlaşmanın konu ve amacına aykırı olması, Viyana Sözleşmesi'nin 19. maddesi uyarınca çekince konulmasını engelleyen temel yasaklılık hallerinden biridir.
Doğru cevap antlaşmanın konu ve amacına aykırılıktır. 1969 Viyana Sözleşmesi'nin 19. maddesi; antlaşmanın çekinceyi yasaklamadığı veya sadece belirli çekincelere izin verdiği durumlar dışında, ileri sürülen çekincenin antlaşmanın 'nesne ve gayesine' (object and purpose) aykırı olmamasını şart koşar. Eğer bir çekince antlaşmanın varlık sebebini veya temel hedeflerini ortadan kaldırıyorsa, bu çekincenin ileri sürülmesi hukuken yasaktır.

Step-by-Step Solution

1
1969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'nin 19. maddesindeki çekince (rezervasyon) kurallarını analiz edin.
Maddede bir devletin hangi durumlarda çekince koyamayacağı üç ana başlıkta sayılmıştır.
Çekince koyma hakkının sınırlarını belirlemek için ilgili madde hükmüne bakılmalıdır.
2
Madde 19'daki yasaklılık hallerini (a, b ve c bentleri) tespit edin.
Yasaklı haller: 1) Antlaşmanın çekinceyi yasaklaması, 2) Sadece belirli çekincelere izin verilmesi, 3) Çekincenin antlaşmanın konu ve amacına aykırı olması.
Soruda istenen 'yasaklılık hali' bu üç durumdan biri olmalıdır.
3
Seçenekleri bu üç kriterle karşılaştırın.
Antlaşmanın konu ve amacına aykırılık durumu (c bendi) ile birebir örtüşen seçenek doğru kabul edilir.
Diğer seçenekler (itiraz, doktrin, yargı kararları) Sözleşme'nin 19. maddesinde bir yasaklama sebebi olarak düzenlenmemiştir.

Key Concept

1969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi uyarınca çekince (rezervasyon) koyma hakkının sınırları, özellikle 'konu ve amaca aykırılık' (incompatibility with object and purpose) kriteridir.

Practice More

Çekinceye yapılan itirazların türlerini (basit itiraz ve nitelikli itiraz) ve bunların antlaşmanın yürürlüğe girmesi üzerindeki etkilerini inceleyin.
Estimated Time:1m 30s
Question 134Question

Uluslararası teâmül (yapılageliş) hukukunun kurucu unsurlarından biri olan "devlet uygulaması" (state practice) ile ilgili olarak, Uluslararası Adalet Divanı'nın (UAD) Nikaragua Davası (1986) kararında vurguladığı, kuralın oluşumu ve istikrarı hakkındaki temel hukuki yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: Kuralın oluşumu için uygulamaların kural ile mutlak surette uyumlu olması şart değildir; devletlerin kurala aykırı davranışlarını birer kural ihlali olarak savunmaları, kuralın varlığını teyit eder niteliktedir.

Answer

Doğru cevap, teâmül kuralının oluşması için uygulamaların mutlak bir uyum içinde olması gerekmediğini, kurala aykırı davranışların bir ihlal olarak değerlendirilmesinin kuralın varlığını pekiştirdiğini belirten seçenektir.
Uluslararası Adalet Divanı, 1986 tarihli Nikaragua Kararı'nda, bir kuralın teâmül olarak yerleşmesi için devlet uygulamalarının o kural ile mutlak bir uyum (rigorous conformity) içinde olmasının gerekmediğini vurgulamıştır. Divan'a göre, devletlerin genel olarak kurala uygun davranmaları yeterlidir. Eğer bir devlet kurala aykırı davranıyor ve bu davranışını kuraldaki bir istisna veya kuralın ihlali olarak savunuyorsa, bu durum kuralın varlığını ve hukukiliğini zayıflatmak yerine, aksine o kuralın bir hukuk normu olarak toplumca kabul edildiğini teyit eder.

Step-by-Step Solution

1
Teâmül hukukunun maddi unsuru (devlet uygulaması) analiz edilmelidir.
Maddi unsurun "yaygın", "sürekli" ve "istikrarlı" olması gerektiği saptanır.
Teâmülün oluşumu için gereken objektif şartların belirlenmesi gerekir.
2
UAD'nin Nikaragua Kararı (1986) çerçevesindeki yorumu incelenmelidir.
Divan'ın, uygulamanın kural ile "mutlak bir titizlikle" (rigorous conformity) uyumlu olmasını aramadığı görülür.
Uygulamadaki sapmaların kuralın varlığı üzerindeki etkisini anlamak için Divan içtihadına bakılmalıdır.
3
İstisna davranışların hukuki niteliği değerlendirilmelidir.
Bir devletin kurala aykırı davranıp bunu bir istisna veya ihlal olarak gerekçelendirmesi, aslında o kuralın bağlayıcılığını kabul ettiğini gösterir.
Aykırı davranışların yeni bir kural oluşturmak yerine mevcut kuralı teyit etme mantığı kavranmalıdır.

Key Concept

Teâmül hukukunda 'devlet uygulaması' unsurunun esnekliği ve Nikaragua Kararı prensibi.

Practice More

Teâmül hukukunun ispatı konusunda 'Sürekli İtirazcı' (Persistent Objector) doktrininin sınırlarını inceleyebilirsiniz.
Estimated Time:2m 30s
Question 135Question

1969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'nin 53. maddesi uyarınca, bir kuralın "genel uluslararası hukukun emredici kuralı" (jusjus cogenscogens) niteliği kazanabilmesi için karşılaması gereken temel kriter aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: Uluslararası devletler topluluğunun bütünü tarafından ondan hiçbir sapmaya izin verilmeyecek bir kural olarak kabul edilmesi ve tanınması

Answer

Doğru cevap, uluslararası devletler topluluğunun bütünü tarafından ondan hiçbir sapmaya izin verilmeyecek bir kural olarak kabul edilmesi ve tanınması gerektiğini belirten seçenektir.
1969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'nin 53. maddesi, emredici kuralları 'uluslararası devletler topluluğunun bütünü tarafından, kendisinden hiçbir sapmaya izin verilmeyen ve ancak aynı nitelikteki daha sonraki bir kural ile değiştirilebilen kural' olarak tanımlar. Bu tanım, kuralın evrenselliğini ve hiyerarşik üstünlüğünü vurgulayan doğru seçenekteki ifade ile tam örtüşmektedir.

Step-by-Step Solution

1
1969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'nin 53. maddesi analiz edilmelidir.
İlgili madde, jus cogens kuralların tanımını ve unsurlarını içermektedir.
Uluslararası hukukta emredici kuralların hukuki çerçevesini bu sözleşme belirler.
2
Emredici kuralların oluşumu için gereken öznel ve nesnel unsurlar incelenmelidir.
Bir kuralın jus cogens olabilmesi için sadece genel bir hukuk kuralı olması yetmez; devletler topluluğunun bu kuraldan sapmayı imkansız görmesi (derogasyon yasağı) gerekir.
Bu kriter, emredici kuralları olağan antlaşma veya teamül kurallarından ayıran temel farktır.
3
Seçenekler arasında bu tanıma en uygun olan ifade belirlenmelidir.
Uluslararası devletler topluluğunun bütünü tarafından tanınma kriteri temel şarttır.
Jus cogens'in temelinde evrensel bir hukuk bilinci ve normlar hiyerarşisindeki üstünlük yatar.

Key Concept

Jus Cogens (Emredici Kural) Tanımı ve Unsurları
Estimated Time:1m 30s
Question 136Question

Uluslararası hukukta antlaşmaların sona erme nedenlerinden biri olan 'rebus sic stantibus' (koşullarda köklü değişiklik) ilkesinin, 1969 Viyana Sözleşmesi çerçevesinde bir geçerlilik kazanabilmesi için gerçekleşmesi gereken temel şart aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: Meydana gelen değişikliğin, tarafların antlaşma ile bağlanma rızalarının esaslı bir temelini oluşturan koşullara ilişkin olması

Answer

Meydana gelen değişikliğin, tarafların antlaşma ile bağlanma rızalarının esaslı bir temelini oluşturan koşullara ilişkin olması
1969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'nin 62. maddesine göre, bir devletin koşullardaki değişikliği antlaşmayı sona erdirmek için ileri sürebilmesi için, o koşulların tarafların antlaşmayla bağlanma rızasının 'esaslı bir temelini' (essential basis) oluşturması zorunludur. Bu durum, antlaşmanın yapıldığı sıradaki temel varsayımların ortadan kalktığını gösterir.

Step-by-Step Solution

1
Antlaşmaların sona erme hallerinden 'rebus sic stantibus' ilkesinin yasal çerçevesini belirle.
Bu ilke 1969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'nin 62. maddesinde düzenlenmiştir.
İlkenin hangi şartlar altında uygulanabileceğini anlamak için temel hukuki dayanağı belirlemek gerekir.
2
Sözleşmenin 62. maddesindeki kümülatif şartları analiz et.
Şartlar: Değişiklik öngörülemez olmalı, rızanın esaslı temelini oluşturmalı ve yükümlülüklerin kapsamını köklüce değiştirmelidir.
Uluslararası hukukta antlaşmaların sürekliliği (pacta sunt servanda) esas olduğundan, bu istisnai ilke katı şartlara bağlanmıştır.
3
Seçeneklerdeki ifadeleri bu şartlarla karşılaştır.
Rızanın esaslı temeli olması şartının doğru ifade edildiği seçeneğe ulaşılır.
Diğer seçenekler ya ilkenin istisnalarını (sınır antlaşmaları) ya da şartların tam tersini ifade etmektedir.

Key Concept

Rebus Sic Stantibus (Koşullarda Köklü Değişiklik)

Practice More

Antlaşmaların sona erme nedenlerinden bir diğeri olan 'Jus Cogens' (emredici norm) ile sonradan ortaya çıkan jus cogens (supervening jus cogens) farkını inceleyebilirsiniz.
Estimated Time:1m 15s
Question 137Question

1969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi’nin 62. maddesinde düzenlenen "koşullarda esaslı değişiklik" (rebus sic stantibus) ilkesinin uygulanabilirlik şartları ve sınırları göz önüne alındığında, aşağıdakilerden hangisi bu ilkeye dair hukuken doğru bir açıklamadır?

Show answer & explanation

Answer: Sınırları belirleyen antlaşmaların sona erdirilmesi veya bu antlaşmalardan çekilme gerekçesi olarak bu ilke ileri sürülemez.

Answer

Sınır belirleyen antlaşmaların, koşullarda esaslı değişiklik (rebus sic stantibus) ilkesinin bir istisnası olduğu ve bu gerekçeyle sona erdirilemeyeceği ifadesi doğrudur.
Doğru cevap, sınırları belirleyen antlaşmaların bu ilkenin istisnası olduğunu belirten ifadedir. 1969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'nin 62. maddesi, antlaşmaların kutsallığı (pacta sunt servanda) ilkesini korumak amacıyla rebus sic stantibus ilkesini 'negatif' bir dille formüle etmiş ve sınır antlaşmalarını açıkça bu ilkenin dışında bırakmıştır.

Step-by-Step Solution

1
Rebus sic stantibus ilkesinin yasal dayanağını belirle.
1969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi Madde 62.
Uluslararası antlaşmalar hukukunda bu ilkenin sınırları bu madde ile çizilmiştir.
2
İlkenin uygulanabilirlik şartlarını analiz et.
Değişikliğin öngörülemeyen olması, rızanın esaslı temelini oluşturması ve yükümlülükleri kökten değiştirmesi gerekir.
İlkenin istisnai niteliği gereği şartlar oldukça kısıtlayıcıdır.
3
İlkenin mutlak istisnalarını (negatif şartları) kontrol et.
Sınır antlaşmaları ve ihlal sonucu oluşan değişiklikler bu kapsam dışındadır.
Uluslararası hukukta sınırların istikrarı ilkesi, rebus sic stantibus ilkesinden üstün tutulur.

Key Concept

Rebus Sic Stantibus (Koşullarda Esaslı Değişiklik)

Practice More

Antlaşmaların sona erme nedenlerinden 'esaslı ihlal' (material breach) ve 'sonradan ortaya çıkan imkansızlık' konularını inceleyiniz.
Estimated Time:1m 45s
Question 138Question

1969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi, bir antlaşmanın sakatlığı (geçersizliği) durumunda 'hükümlerin ayrılabilirliği' (separability/severability) ilkesini düzenlemiştir. Bu ilkeye göre, belirli şartlar altında antlaşmanın tamamı yerine sadece sakatlıkla malul olan hükümlerinin geçersizliği ileri sürülebilir. Ancak Sözleşme'nin 44. maddesi uyarınca, bazı geçersizlik hallerinde hükümlerin ayrılabilirliği ilkesinin uygulanması kesinlikle yasaklanmış olup geçersizlik hali antlaşmanın bütününe şamil kılınmıştır.

Buna göre, aşağıdaki geçersizlik hallerinden hangisinde hükümlerin ayrılabilirliği ilkesinin uygulanması mümkün değildir ve geçersizlik iddiası ancak antlaşmanın tamamı için ileri sürülebilir?

Show answer & explanation

Answer: Devlet temsilcisinin rızasının, bizzat kendisine yöneltilen eylem veya tehditler yoluyla zor kullanılarak elde edilmiş olması

Answer

Devlet temsilcisinin rızasının, bizzat kendisine yöneltilen eylem veya tehditler yoluyla zor kullanılarak elde edilmiş olması (Madde 51), hükümlerin ayrılabilirliğinin yasak olduğu hallerden biridir.
Doğru cevap olan temsilcinin zorlanması durumu, 1969 Viyana Sözleşmesi'nin 51. maddesinde düzenlenmiştir. Sözleşme'nin 44. maddesinin 5. fıkrası; 51, 52 ve 53. maddelerde öngörülen geçersizlik hallerinde antlaşma hükümlerinin ayrılmasına (kısmi geçersizliğe) hiçbir şekilde izin verilmediğini açıkça belirtir. Bu durumlarda rıza sakatlığı o kadar temeldir ki antlaşmanın tamamı kendiliğinden (ipso facto) ve bütünüyle hükümsüz kabul edilir.

Step-by-Step Solution

1
1969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'nin 44. maddesindeki ayrılabilirlik rejimlerini analiz edin.
Sözleşme; geçersizlik hallerini 'ayrılabilirliğin zorunlu olduğu' (Md. 46-48), 'seçimlik olduğu' (Md. 49-50) ve 'yasak olduğu' (Md. 51-53) üç ana kategoriye ayırmıştır.
Hangi hukuki durumun hangi rejime tabi olduğunu belirlemek çözümün temelidir.
2
Hükümlerin ayrılmasının kesinlikle yasaklandığı 'mutlak geçersizlik' hallerini tespit edin.
Madde 44(5) uyarınca; Madde 51 (temsilcinin zorlanması), Madde 52 (devletin zorlanması) ve Madde 53 (jus cogens normuna aykırılık) durumlarında antlaşma tek bir bütün olarak kabul edilir ve bölünemez.
Bu ağır ihlal hallerinde kamu düzeni mülahazasıyla antlaşmanın bir kısmının dahi ayakta kalmasına izin verilmez.
3
Seçeneklerde sunulan geçersizlik nedenlerini Madde 44 kapsamındaki bu sınıflarla eşleştirin.
Temsilcinin zorlanması Madde 51 kapsamında olup ayrılabilirliğin yasak olduğu gruptadır. İç hukuk ihlali (46), hata (48), hile (49) ve ayartma (50) ise ayrılabilirliğe izin veren gruptadır.
Doğru seçeneğe ulaşmak için her bir geçersizlik nedeninin Sözleşme'deki madde numarası ve rejimi ile eşleştirilmesi gerekir.

Key Concept

Antlaşma Hükümlerinin Ayrılabilirliği (Separability of Treaty Provisions)

Practice More

Viyana Sözleşmesi'nin 64. maddesinde düzenlenen 'yeni ortaya çıkan emredici norm' (jus cogens superveniens) durumunda antlaşmanın sona ermesi ile 53. maddedeki baştan geçersizlik durumunun sonuçlarını ayrılabilirlik açısından karşılaştırınız.
Estimated Time:2m 0s
Question 139Question

1969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi (VAHS) sistematiği çerçevesinde, bir antlaşmanın yapıldığı sırada mevcut bir emredici normla (jusjus cogenscogens) çatışması (Madde 53) ile antlaşmanın yürürlüğe girmesinden sonra yeni bir emredici normun ortaya çıkması (Madde 64) durumunda ortaya çıkan hukuki sonuçlara ilişkin aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Show answer & explanation

Answer: Madde 53 uyarınca antlaşma başlangıçtan itibaren (abab initioinitio) batıl sayılırken; Madde 64 uyarınca antlaşma sadece yeni normun ortaya çıktığı andan itibaren sona erer ve o ana kadar doğmuş haklar yeni emredici kurala aykırı olmadıkça korunur.

Answer

Madde 53 durumunda antlaşma başlangıçtan itibaren geçersiz sayılırken, Madde 64 durumunda sadece ileriye dönük bir sona erme gerçekleşir ve kazanılmış haklar yeni kurala aykırı değilse korunur.
Doğru yanıt, 1969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'nin 53, 64 ve 71. maddeleri arasındaki teknik ayrımı tam olarak yansıtmaktadır. Madde 53, antlaşmanın yapıldığı sırada bir jus cogens kuralı varsa antlaşmanın 'başlangıçtan itibaren batıl' (abab initioinitio voidvoid) olduğunu belirtir. Madde 64 ise antlaşma yapıldıktan sonra yeni bir emredici kural doğarsa antlaşmanın 'sona ereceğini' (terminatesterminates) öngörür. Madde 71 uyarınca, sona erme durumunda tarafların o ana kadar elde ettiği haklar, yeni emredici kuralın bizzat kendisiyle çatışmadığı sürece geçerliliğini korur; oysa başlangıçtaki butlanda durumun mümkün mertebe eski haline getirilmesi (restitutiorestitutio inin integrumintegrum) zorunluluğu vardır.

Step-by-Step Solution

1
Aykırılığın zamanını belirle.
Madde 53 antlaşmanın yapıldığı andaki (başlangıçtaki) aykırılığı, Madde 64 ise yürürlükten sonraki (süpervenyen) aykırılığı kapsar.
Hukuki yaptırımın türü (mutlak butlan vs. sona erme) zamanlamaya bağlıdır.
2
Geçersizliğin etkisini VAHS Madde 71 çerçevesinde analiz et.
Madde 53 'void ab initio' (başlangıçtan itibaren hükümsüz) sonucunu doğururken, Madde 64 'terminates' (sona erer) sonucunu doğurur.
Geriye dönük etki ile ileriye dönük etki arasındaki farkın tespiti gerekir.
3
Kazanılmış hakların durumunu değerlendir.
Madde 71/2(b) uyarınca Madde 64 kapsamında sona ermeden önce doğan haklar, yeni jus cogens kuralına aykırı olmadıkları müddetçe geçerli kalır.
Sona ermenin tarafların hukuki durumuna etkisini netleştirmek için.

Key Concept

1969 VAHS Madde 53 ve 64 arasındaki yaptırım farkı (Butlan vs. Sona Erme)

Practice More

Jus cogens normlarının 'erga omnes' (herkese karşı) yükümlülüklerle ilişkisini ve Barselona Traction davasındaki atfı inceleyebilirsiniz.
Estimated Time:2m 0s
Question 140Question

Çok taraflı bir silahsızlanma antlaşmasına taraf olan devletlerden biri, antlaşma hükümlerini esaslı bir şekilde ihlal ederek yasaklanan nükleer silahları üretmeye başlamıştır. Bu antlaşmanın niteliği gereği, bir tarafın yükümlülüklerini yerine getirmemesi, diğer tüm tarafların antlaşma kapsamındaki güvenlik dengesini ve yükümlülüklerini yerine getirme imkanını radikal bir şekilde bozmaktadır.

1969 Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi hükümleri uyarınca, ihlalden doğrudan ve özel olarak etkilenmemiş olsa dahi, antlaşmaya taraf olan herhangi bir diğer devletin bu durum karşısında sahip olduğu hukuki hak aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: İhlali gerekçe göstererek, antlaşmanın uygulanmasını hem ihlalci devletle olan ilişkisinde hem de diğer taraflarla olan ilişkisinde tamamen veya kısmen askıya alabilir.

Answer

Antlaşmanın niteliği gereği bir tarafın ihlali diğer tüm tarafların durumunu radikal olarak değiştiriyorsa, herhangi bir taraf antlaşmayı kendi açısından askıya alma yetkisine sahiptir.
Viyana Antlaşmalar Hukuku Sözleşmesi'nin 60. maddesinin 2. fıkrasının (c) bendi, bir tarafın esaslı ihlalinin diğer tüm tarafların antlaşma kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirme durumunu radikal bir şekilde değiştirdiği hallerde, herhangi bir tarafın antlaşmayı askıya alma hakkına sahip olduğunu açıkça düzenlemiştir. Bu durum özellikle silahsızlanma ve çevre antlaşmaları gibi 'bölünemez' nitelikteki yükümlülükler için geçerlidir.

Step-by-Step Solution

1
İhlalin niteliğini değerlendir.
Soruda belirtilen durum bir 'esaslı ihlal' (material breach) teşkil etmektedir.
Antlaşmanın amacının gerçekleştirilmesi için temel olan bir hükmün ihlal edilmesi esaslı ihlaldir.
2
Antlaşmanın türünü ve 1969 Viyana Sözleşmesi Madde 60 kapsamındaki yerini belirle.
Bu bir çok taraflı antlaşmadır ve 'bütüncül yükümlülükler' (integral obligations) içermektedir.
Silahsızlanma gibi antlaşmalarda bir tarafın uymaması, diğer herkesin pozisyonunu kökten değiştirir.
3
Madde 60/2-c bendini uygula.
Herhangi bir taraf (ihlali yapan hariç), bu ihlali gerekçe göstererek antlaşmayı kendi açısından askıya alabilir.
Bu bent, özellikle silahsızlanma antlaşmaları gibi tarafların dengesinin hassas olduğu durumları korumak için tasarlanmıştır.

Key Concept

Esaslı İhlal ve Çok Taraflı Antlaşmaların Askıya Alınması

Practice More

Esaslı ihlalin sonuçları ile 'koşullarda esaslı değişiklik' (rebus sic stantibus) arasındaki farkları inceleyiniz.
Estimated Time:2m 0s
PreviousPage 7 / 22Next
Uluslararası Hukukun Kaynakları Practice Questions — KPSS Uluslararası İlişkiler — Page 7 | Examkin