Uluslararası Hukukun Kişileri

309 questions

Question 21Question

Uluslararası hukuk doktrininde devletlerin tanınmasına ilişkin "Açıklayıcı (Beyan Edici) Teori" ile 1933 tarihli Montevideo Devletlerin Hak ve Ödevleri Sözleşmesi'nin 3. maddesi temel bir ilkeyi vurgular. Bu yaklaşıma göre, bir devletin siyasi varlığı, diğer devletler tarafından tanınmasından bağımsızdır.

Buna göre, Montevideo Sözleşmesi ve Açıklayıcı Teori çerçevesinde, bir devletin kurucu unsurlarını (insan topluluğu, sınırları belirlenmiş ülke, egemen otorite) fiilen bir araya getiren ancak henüz hiçbir devlet tarafından tanınmamış olan bir siyasi oluşum için aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Show answer & explanation

Answer: Tanınmadan bağımsız olarak; ülkesini savunma, bütünlüğünü koruma ve kendi refahı için örgütlenme gibi temel hak ve ödevlere sahiptir.

Answer

Montevideo Sözleşmesi ve Açıklayıcı Teori uyarınca; bir devlet, diğer devletlerce tanınmasa dahi ülkesel bütünlüğünü koruma ve egemenlik haklarını kullanma gibi temel hak ve ödevlere fiilen kurulduğu andan itibaren sahiptir.
Doğru seçenek, Açıklayıcı Teori'nin temel mantığını yansıtmaktadır. Bu teoriye göre devlet, kurucu unsurlarını tamamladığı an uluslararası hukukun bir süjesi haline gelir ve tanıma işlemi bu statüyü yaratmaz, sadece mevcut durumu diğer devletlere ilan eder. Montevideo Sözleşmesi'nin 3. maddesi de bu durumu açıkça teyit ederek, devletin tanınmasa bile savunma ve örgütlenme gibi temel haklara sahip olduğunu belirtir.

Step-by-Step Solution

1
Açıklayıcı Teori ile Kurucu Teori arasındaki temel farkı belirle.
Açıklayıcı teoriye göre tanıma sadece var olan durumu tespit eder; devletlik hali tanımadan önce unsurların (halk, ülke, otorite) birleşmesiyle başlar.
Soruda istenen cevabın hangi teorik temele dayandığını anlamak için gereklidir.
2
Montevideo Sözleşmesi'nin 3. maddesini analiz et.
Bu madde, 'Bir devletin siyasi varlığı, diğer devletlerin tanımasından bağımsızdır' diyerek açıklayıcı teoriyi hukuki metne döker.
Sözleşmenin getirdiği hak ve ödevlerin başlangıç anını tespit etmek için gereklidir.
3
Tanınmamış ancak unsurları tamamlamış bir devletin statüsünü değerlendir.
Bu oluşum bir uluslararası hukuk süjesidir ve savunma, örgütlenme gibi temel haklara sahiptir.
Doğru seçeneğe ulaşmak için kuramsal bilgiyi uygulamaya döker.

Key Concept

Açıklayıcı Teori ve Devletliğin Bağımsızlığı İlkesi

Hints

1
Montevideo Sözleşmesi'nin 3. maddesi, bir devletin varlığının diğer devletlerin iradesinden (tanımasından) bağımsız olduğunu söyler.
2
Açıklayıcı teoriye göre tanıma, var olan bir durumun 'noter tasdiki' gibidir; durumun kendisini yaratmaz.
3
Devletin unsurları (halk, ülke, otorite) varsa, o yapı uluslararası hukukta hak ve ödev sahibi bir süjedir.

Practice More

Kurucu ve açıklayıcı teorilerin 'geriye yürüme' (retroactivity) etkisi bakımından farklarını inceleyebilirsiniz.
Estimated Time:1m 15s
Question 22Question

Uluslararası hukukta devletlerin halefiyeti (ardıllık) kapsamında, iki veya daha fazla devletin birleşerek tek bir halef devlet oluşturması durumunda (19781978 tarihli Devletlerin Antlaşmalara Halefiyeti Hakkında Viyana Sözleşmesi uyarınca) antlaşmaların durumu ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Show answer & explanation

Answer: Antlaşmalar, yalnızca birleşmeden önce hangi ülke kesimi için yürürlükte iseler, kural olarak o kesim için yürürlükte kalmaya devam ederler.

Answer

Antlaşmaların yalnızca birleşmeden önce hangi ülke kesimi için yürürlükte iseler o kesim için yürürlükte kalmaya devam edeceğini belirten ifade doğrudur.
Doğru cevap, 19781978 Viyana Sözleşmesi'nin 31. maddesinde yer alan kuralı yansıtmaktadır. Bu kurala göre, devletlerin birleşmesi durumunda selef devletlerin taraf olduğu antlaşmalar geçerliliğini korur; ancak bu geçerlilik antlaşmanın daha önce hangi toprak parçası (selef devletin ülkesi) için yürürlükte olduğu ile sınırlıdır. Bu durum, antlaşma yükümlülüklerinin rıza dışı genişlemesini engeller.

Step-by-Step Solution

1
Halefiyet türünü belirle.
Durum, iki veya daha fazla devletin birleşerek tek bir devlet oluşturduğu 'devletlerin birleşmesi' (unification) senaryosudur.
Uluslararası hukukta farklı halefiyet türleri (ayrılma, dağılma, birleşme, yeni bağımsızlaşma) farklı kurallara tabidir.
2
İlgili uluslararası sözleşmeyi referans al.
19781978 tarihli Devletlerin Antlaşmalara Halefiyeti Hakkında Viyana Sözleşmesi'nin 31. maddesi uygulanır.
Antlaşmaların akıbeti bu sözleşme ile kodifiye edilmiştir.
3
Birleşme durumundaki temel kuralı uygula.
Antlaşmalar 'kendiliğinden' (ipso jure) devam eder ancak 'ülkesel sınırlandırma' (territorial restriction) kuralı geçerlidir.
Yeni devletin tamamının, daha önce taraf olmadığı bir antlaşmayla otomatik olarak bağlanması egemenlik ilkesine aykırı düşebileceği için antlaşma eski sınırlarında dondurulur.

Key Concept

Devletlerin Birleşmesinde Antlaşmaların Coğrafi Sınırlandırılması

Hints

1
Devletlerin birleşmesi ile sömürgeden kurtulan devletlerin (yeni bağımsızlaşan) durumları arasındaki farkı düşünün.
2
Birleşme durumunda 'devamlılık' esastır; ancak bu devamlılığın coğrafi bir sınırı olup olmadığını hatırlayın.

Practice More

Devletlerin parçalanması (dissolution) durumunda devlet borçlarının nasıl paylaştırıldığını inceleyebilirsiniz.
Estimated Time:1m 30s
Question 23Question

Uluslararası hukuk doktrininde ve Uluslararası Adalet Divanı'nın çeşitli kararlarında (örneğin Kuzey Denizi Kıta Sahanlığı davaları) vurgulandığı üzere, bir siyasi topluluğun "devlet" niteliği kazanabilmesi için sahip olması gereken kurucu unsurlardan biri olan "ülke" (territory) unsuru ile ilgili olarak; sınırların milimetrik bir kesinlikle belirlenmiş olması veya komşu devletlerle hiçbir sınır uyuşmazlığının bulunmaması bir ön şart olarak kabul edilmez. Buna göre, uluslararası hukukta bir devletin varlığı için "ülke" unsuru bağlamında aranan asıl hukuki kriter aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: Siyasi otoritenin, belirli bir coğrafi alan üzerinde fiili, münhasır ve etkin bir kontrol tesis etmiş olması

Answer

Siyasi otoritenin, belirli bir coğrafi alan üzerinde fiili, münhasır ve etkin bir kontrol tesis etmiş olması doğru cevaptır.
Uluslararası hukukta bir siyasi topluluğun devlet olarak kabul edilmesi için ülke unsuru bağlamında asıl aranan, siyasi otoritenin (hükümetin) belirli bir toprak parçası üzerinde fiili, münhasır ve etkin bir egemenlik yetkisi kullanmasıdır. Sınırların henüz kesinleşmemiş olması veya sınır uyuşmazlıklarının bulunması, topluluğun bir ülke üzerinde hakimiyet kurduğu gerçeğini ve dolayısıyla devletleşme sürecini hukuken engellemez.

Step-by-Step Solution

1
Devletin maddi unsurlarını analiz et.
Devletin oluşumu için insan topluluğu, ülke, etkin hükümet ve dış ilişkiler kurma kapasitesi gereklidir.
1933 Montevideo Sözleşmesi bu kriterleri uluslararası hukuk standardı olarak belirlemiştir.
2
Ülke (toprak) unsurunun kapsamını değerlendir.
Ülke, üzerinde bir halkın ve hükümetin bulunduğu coğrafi mekandır; ancak sınırların kesinliği bir varlık şartı değildir.
Uluslararası yargı kararlarına göre, devletin 'çekirdek' bir bölgesinde etkin denetim kurması yeterlidir.
3
Seçeneklerdeki 'etkinlik' ve 'hukuki tescil' farkını ayırt et.
Doğru yanıt, fiili ve münhasır kontrolün (etkinlik) esas alınması gerektiğini belirtmektedir.
Devletin varlığı bir 'hukuk sorusu' olmaktan ziyade, maddi unsurların birleşmesiyle oluşan bir 'olgu' (fact) sorusudur.

Key Concept

Etkinlik İlkesi (Effectiveness) ve Ülke Unsuru

Hints

1
Devletin oluşumunda fiili durumun (etkinliğin) mi yoksa resmi belgelerin mi öncelikli olduğunu düşünün.
2
Montevideo Sözleşmesi'nde sayılan 'ülke' kriterinin, sınırların kesinliğinden ziyade bir toprak üzerindeki kontrolü vurguladığını hatırlayın.
3
Pek çok devletin sınır uyuşmazlığı varken bile uluslararası toplumda devlet olarak kabul edildiği gerçeğini değerlendirin.

Practice More

Devletin diğer unsurlarından biri olan 'etkin hükümet' kriteri ile 'başarısız devlet' (failed state) kavramı arasındaki ilişkiyi inceleyebilirsiniz.
Estimated Time:1m 30s
Question 24Question

Uluslararası hukukta, bir devlette darbe veya ihtilal gibi anayasa dışı yollarla başa gelen bir yönetimin "hükümet" olarak tanınabilmesi için başvurulan temel ölçüt olan "etkin denetim" (effective control) ilkesi çerçevesinde aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Show answer & explanation

Answer: Bu ilke uyarınca, yeni yönetimin ülke toprakları ve nüfusu üzerinde fiilen otorite kurmuş olması ve uluslararası yükümlülükleri yerine getirme kapasitesine sahip olması tanıma için yeterli kabul edilir.

Answer

Yeni yönetimin ülke toprakları ve nüfusu üzerinde fiilen otorite kurmuş olması ve uluslararası yükümlülükleri yerine getirme kapasitesine sahip olmasının tanıma için yeterli kabul edildiği ifade doğrudur.
Uluslararası hukukta genel kabul gören 'etkin denetim' ilkesi, bir yönetimin hükümet olarak tanınabilmesi için o yönetimin ülke topraklarının büyük bir kısmında ve halk üzerinde fiili otorite kurmasını, istikrar sağlamasını ve devletin uluslararası borçlarını yerine getirebilecek kapasitede olmasını yeterli görür. Bu yaklaşım, hükümetin iktidara geliş biçiminden ziyade uluslararası toplumdaki işlevselliğine odaklanır.

Step-by-Step Solution

1
Hükümet tanıma kriterlerini belirle.
Uluslararası hukukta hükümetlerin tanınmasında iki temel yaklaşım vardır: Etkin denetim (objektif) ve Meşruiyet (subjektif).
Sorunun hangi kriter üzerinden değerlendirileceğini saptamak için.
2
Etkin denetim ilkesinin kapsamını analiz et.
Bu ilke, hükümetin anayasal olup olmadığına bakmaksızın, devlet gücünü fiilen ve istikrarlı bir şekilde kullanıp kullanmadığına bakar.
Etkin denetim ilkesinin tanımını doğrulamak için.
3
Seçeneklerdeki doktrin ve hukuki sonuç farklılıklarını karşılaştır.
Tobar meşruiyet arar, Estrada tanıma işlemini reddeder; etkin denetim ise sadece fiili güce odaklanır.
Çeldiricileri eleyerek doğru sonuca ulaşmak için.

Key Concept

Etkin Denetim (Effective Control) İlkesi

Hints

1
Hükümetlerin tanınmasında 'meşruiyet' ve 'fiili güç' arasındaki farkı düşünün.
2
Tobar Doktrini idealist/demokratik bir yaklaşım sergilerken, etkin denetim daha realist/pragmatik bir yaklaşımdır.
3
Etkin denetim ilkesi, hükümetin dış dünyayla ilişkileri sürdürebilme ve düzeni sağlama yeteneğine bakar.

Practice More

Tobar ve Estrada doktrinlerinin hangi tarihsel olaylar sonucunda ortaya çıktığını ve devletlerin tanınması ile hükümetlerin tanınması arasındaki temel farkları inceleyebilirsiniz.
Estimated Time:1m 30s
Question 25Question

Uluslararası hukuk sisteminde devletler 'asli ve tam' (plenary) bir kişiliğe sahipken; uluslararası örgütlerin kişiliği, devletlerin iradesiyle oluşturulan 'türetilmiş' ve belirli amaçlara hizmet eden 'fonksiyonel' bir nitelik taşır. Bu hukuki statü dikkate alındığında, uluslararası örgütlerin yetki sınırları ve hukuk süjeliği hakkında aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Show answer & explanation

Answer: Örgütlerin hukuki kişiliği 'uzmanlık ilkesi' (speciality) çerçevesinde, kurucu antlaşmada belirlenen fonksiyonel amaç ve görevlerle sınırlıdır.

Answer

Uluslararası örgütlerin hukuki kişiliği, 'uzmanlık ilkesi' uyarınca kendilerine verilen fonksiyonel amaçlarla sınırlıdır.
Doğru yanıt olan uzmanlık ilkesi (speciality), uluslararası örgütlerin hukuk süjeliğinin en temel sınırını oluşturur. Devletlerin aksine örgütler, her türlü hukuki işlemi yapma yetkisine sahip değildir; yalnızca kendilerini kuran antlaşmada öngörülen amaçlar ve bu amaçların gerçekleştirilmesi için gerekli olan görevler kapsamında hareket edebilirler. Bu durum, örgütlerin kişiliğinin 'fonksiyonel' olmasının doğal bir sonucudur.

Step-by-Step Solution

1
Asli ve türetilmiş süje kavramlarını karşılaştır.
Devletler asli süjedir (egemenlikten doğan tam yetki); örgütler türetilmiş süjedir (devletlerin rızasından doğan sınırlı yetki).
Örgütlerin kişiliğinin kaynağını ve sınırlarını anlamak için bu ayrım temeldir.
2
Uzmanlık ilkesini (Principle of Speciality) analiz et.
Örgütlerin yetkileri, kendilerini kuran antlaşmadaki amaçlar ve bu amaçlara ulaşmak için gerekli fonksiyonlarla çevrelenmiştir.
Bu ilke, örgütün devletler gibi her alanda yetkili olmadığını, sadece kendi 'uzmanlık' alanında hareket edebileceğini belirtir.
3
Zımni yetki (Implied Powers) kavramını değerlendir.
Örgütler sadece yazılı yetkileri değil, fonksiyonlarını icra etmek için kaçınılmaz olan zımni yetkileri de kullanabilir.
Bu durum, yetkinin sadece 'açık hükümlerle' sınırlı olduğu düşüncesini çürütür.
4
Objektif ve subjektif kişilik ayrımına bak.
Modern uluslararası hukukta (özellikle 1949 UAD kararı sonrası), büyük örgütlerin kişiliği objektiftir ve üye olmayanlara da karşı ileri sürülebilir.
Bu, örgütlerin kişiliğinin sadece tanıyanlarla sınırlı olduğu yanlışını düzeltir.

Key Concept

Uzmanlık İlkesi ve Fonksiyonel Kişilik

Hints

1
Devletlerin yetkilerinin 'genel', örgütlerin yetkilerinin ise 'özel' olduğunu düşünün.
2
'Uzmanlık ilkesi', bir örgütün ancak kendi görev alanı içindeki konularda hukuki yetki kullanabileceğini ifade eder.
3
Devletler egemenliklerinden dolayı 'asli', örgütler ise bir antlaşma ile kuruldukları için 'türetilmiş' süjelerdir.

Practice More

Uluslararası Adalet Divanı'nın 1949 tarihli 'Tazminat' (Reparation for Injuries) kararının zımni yetkiler üzerindeki etkisini inceleyin.

Alternative Method

Uluslararası örgütlerin kişiliğini bir şirketin yetkilerine benzetebilirsiniz: Şirketler de her şeyi yapamaz, sadece ana sözleşmelerindeki amaçlarla sınırlı yetkiye sahiptirler.
Estimated Time:1m 15s
Question 26Question

Uluslararası hukukta bir siyasi topluluğun "devlet" sıfatını kazanabilmesi için gerekli olan unsurlar geleneksel olarak 1933 Montevideo Devletlerin Hak ve Ödevleri Sözleşmesi çerçevesinde ele alınmaktadır. Sözleşme'nin 1. maddesi; yerleşik bir nüfus, sınırları belirlenmiş bir ülke ve etkin bir hükümetin varlığını gerekli kılmaktadır. Ancak bir topluluğun bu üç unsura sahip olması, onun uluslararası hukukun tam bir süjesi olarak kabul edilmesi için yeterli değildir.

Buna göre, Montevideo Sözleşmesi'nde belirtilen ve bir topluluğun diğer devletlerle hukuki ilişkiler içerisine girebilmesini sağlayan, hukuki anlamda bağımsızlığı ifade eden dördüncü temel unsur aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: Dış ilişkiler kurma kapasitesi

Answer

Dış ilişkiler kurma kapasitesi
Dış ilişkiler kurma kapasitesi, bir siyasi topluluğun başka bir devletin hukuki veya siyasi otoritesine bağlı kalmaksızın uluslararası hukukta kendi adına haklar kazanabilmesi ve borçlar altına girebilmesini ifade eder. Bu durum doktrinde 'bağımsızlık' veya 'egemenlik' unsuru olarak da adlandırılır ve federal devletlerin birimleri ile bağımsız devletleri ayıran temel farktır.

Step-by-Step Solution

1
Montevideo Sözleşmesi'nin (1933) 1. maddesinde sayılan devlet unsurlarını analiz et.
Devletin dört unsuru olduğu görülür: Nüfus, Ülke, Hükümet ve Dış İlişkiler Kurma Kapasitesi.
Sözleşme, uluslararası hukukta devletin tanımını yapan temel belgedir.
2
Soru kökünde verilen unsurlar (nüfus, ülke, hükümet) dışında kalan eksik unsuru belirle.
Geriye kalan dördüncü unsur 'başkalarıyla ilişki kurma kapasitesi'dir.
Bu unsur, devletin dış dünyadan bağımsız, egemen bir iradeye sahip olduğunu gösterir.
3
Bu kapasitenin hukuki niteliğini değerlendir.
Bu kapasite, hukuki anlamda 'bağımsızlık' (independence) olarak tanımlanır.
Bağımsızlık olmadan bir yapı devlet değil, ancak bir devletin parçası veya bağımlı bir bölge olabilir.

Key Concept

Devletin Maddi Unsurları ve Bağımsızlık Kriteri

Hints

1
Montevideo Sözleşmesi'nin ilk maddesinde sayılan dört kriteri hatırlayın.
2
Bir yapının federal bir birim mi (örneğin ABD'nin bir eyaleti) yoksa bağımsız bir devlet mi olduğunu belirleyen hukuki farkı düşünün.
3
Soru, topluluğun kendi adına antlaşma yapma ve elçi gönderme gibi yetkilerini sağlayan unsuru sormaktadır.

Practice More

Kurucu ve açıklayıcı tanıma teorileri arasındaki farkları ve Anzilotti'nin bağımsızlık tanımını inceleyebilirsiniz.
Estimated Time:1m 15s
Question 27Question

Uluslararası hukukta devletlerin tanınması kural olarak tek taraflı ve ihtiyari bir işlem olsa da, bazı durumlarda uluslararası örgütlere üyelik gibi süreçler "kolektif tanıma" tartışmalarını beraberinde getirmektedir. Bir devletin Birleşmiş Milletler (BM) üyeliğine kabul edilmesinin diğer üye devletler bakımından doğurduğu hukuki sonuçlarla ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Show answer & explanation

Answer: BM üyeliğine kabul, örgüt tüzel kişiliği bakımından bir tanıma teşkil etse de, bu durum üye devletlerin ilgili devletle diplomatik ilişki kurma veya onu bireysel düzeyde tanıma yükümlülüğü olduğu anlamına gelmez.

Answer

Bir devletin Birleşmiş Milletlere üye kabul edilmesi kolektif bir tanıma oluşturmakla birlikte, üye devletlerin o devleti ikili ilişkilerde bireysel olarak tanıma zorunluluğunu doğurmaz.
Uluslararası hukukta devletlerin tanınması bireysel ve ihtiyari bir işlemdir. Birleşmiş Milletler (BM) gibi evrensel nitelikli bir örgüte üye kabul edilmek, o oluşumun bir 'devlet' olarak örgüt nezdinde kabul gördüğü (kolektif tanıma) anlamına gelir. Ancak bu durum, o devletin üyeliğine karşı olan veya onu tanımak istemeyen diğer üye devletlerin ikili ilişkilerde tanıma kararı almasını veya diplomatik ilişki kurmasını zorunlu kılmaz. Örneğin, bazı devletler BM üyesi olmalarına rağmen birbirlerini tanımamaktadırlar.

Step-by-Step Solution

1
Tanıma işleminin hukuki niteliğini analiz etmek
Tanıma, devletlerin egemenlik yetkisine dayanan, tek taraflı ve ihtiyari (takdire bağlı) bir işlemdir.
Tanıma işleminin temel doğasını anlamak, kolektif süreçlerin bu iradeyi zorlayıp zorlayamayacağını belirlemek için gereklidir.
2
Uluslararası örgüt üyeliği ile ikili tanıma arasındaki farkı değerlendirmek
BM üyeliği bir "kolektif tanıma" biçimidir ancak bu sadece örgüt içi ilişkiler ve örgüt tüzel kişiliği ile sınırlıdır.
Üyeliğin kapsamı ile devletlerin birbirleriyle olan ikili (bilateral) ilişkilerinin kapsamını ayırt etmek gerekir.
3
Bireysel tanıma yükümlülüğünü sorgulamak
BM'ye üye olan bir devleti, üyeliğe karşı oy veren veya çekimser kalan bir devlet ikili düzeyde tanımak zorunda değildir; diplomatik ilişki kurmak rızaya bağlı kalmaya devam eder.
Uluslararası hukukta devletlerin tanıma konusundaki takdir yetkisinin üyelik yoluyla ortadan kalkmadığı sonucuna ulaşılır.

Key Concept

Kolektif Tanıma ve Örgüt Üyeliği İlişkisi

Hints

1
Tanıma işleminin bir devletin 'egemenlik hakkı' ve 'takdir yetkisi' olduğunu hatırlayın.
2
Birleşmiş Milletler üyeliği ile iki devlet arasındaki diplomatik ilişkilerin başlamasının aynı şey olup olmadığını düşünün.
3
Kolektif tanıma, örgüt içindeki hukuki kişiliği sağlar ancak ikili ilişkilerde tanıma hala devletlerin kendi rızasına bağlıdır.

Practice More

Tanınmamış devletlerin uluslararası hukuktaki hak ve ödevlerini (Montevideo Sözleşmesi 3. madde) incelemek bu konuyu pekiştirecektir.
Estimated Time:1m 15s
Question 28Question

Uluslararası hukukta bir devletin, başka bir devletin ülkesi üzerinde bağımsızlık ilan eden ancak henüz devlet olmanın temel unsurlarını (özellikle ülke üzerindeki etkin ve sürekli egemenliği) tam olarak gerçekleştirememiş bir siyasi oluşumu "devlet" olarak tanıması, aşağıdaki hukuki sonuçlardan hangisine yol açar?

Show answer & explanation

Answer: Bu işlem 'erken tanıma' (premature recognition) olarak kabul edilir ve asıl devletin iç işlerine hukuka aykırı bir müdahale teşkil eder.

Answer

Söz konusu işlem 'erken tanıma' (premature recognition) niteliğindedir ve asıl devletin iç işlerine hukuka aykırı bir müdahale olarak kabul edilir.
Devlet olma unsurları, özellikle ülke üzerinde etkin bir otorite kurma (etkin egemenlik) şartı gerçekleşmeden yapılan tanıma eylemi 'erken tanıma' olarak nitelendirilir. Bu eylem, ayrılıkçı hareketi desteklemek ve asıl devletin egemenlik haklarını hiçe saymak anlamına geldiği için uluslararası hukukta iç işlerine hukuka aykırı bir müdahale olarak kabul edilir.

Step-by-Step Solution

1
Devletlik unsurlarının mevcudiyetini kontrol et.
Soru kökünde siyasi oluşumun 'etkin ve sürekli egemenlik' gibi temel bir unsuru henüz tam olarak gerçekleştiremediği belirtilmiştir.
Uluslararası hukukta bir yapının devlet sayılabilmesi için Montevideo kriterlerini (ülke, halk, egemenlik) objektif olarak karşılaması gerekir.
2
Tanıma işleminin zamanlamasını hukuki kavramlarla ilişkilendir.
Bağımsızlık mücadelesi sürerken ve egemenlik tam tesis edilmeden yapılan tanıma 'erken tanıma' (premature recognition) olarak adlandırılır.
Tanıma işleminin normal süreci, devlet olma unsurlarının tamamlanmasından sonra gerçekleşmesidir.
3
İşlemin diğer devlet (asıl devlet) üzerindeki hukuki etkisini analiz et.
Asıl devletin ayrılıkçı hareketle mücadelesi sürerken yapılan bu tanıma, asıl devletin egemenlik haklarını ihlal eder.
Bir devletin toprak bütünlüğüne ve iç işlerine saygı duyulması emredici bir kuraldır; erken tanıma bu kuralı ihlal eden bir müdahaledir.

Key Concept

Erken Tanıma (Premature Recognition) ve Müdahale Yasağı

Hints

1
Bir yapının devlet sayılabilmesi için önce o unsurların (etkin egemenlik gibi) gerçekten var olup olmadığına bakın.
2
Zamanından önce yapılan bir işlem, başka bir devletin toprak bütünlüğüne saygı ilkesiyle çelişir mi?
3
Uluslararası hukukta 'premature recognition' kavramını ve bunun müdahale yasağı ile olan ilişkisini hatırlayın.

Practice More

Devlet tanınması ile hükümet tanınması arasındaki farkları ve bir devletin rejim değişikliğinin tanıma üzerindeki etkisini inceleyebilirsiniz.
Estimated Time:1m 30s
Question 29Question

Uluslararası hukukta devlet türleri ve birleşmeleri dersinde; 'X' yapısının temel bir anayasaya dayandığı, merkezi otoritenin federe birimlerin vatandaşları üzerinde doğrudan yetki sahibi olduğu ve dış ilişkilerde tek bir süje olarak temsil edildiği vurgulanmıştır. 'Y' yapısının ise bağımsız devletlerin bir antlaşma ile belirli amaçlar (genellikle savunma veya ortak dış temsil) için kurduğu, üyelerin egemenliklerini ve uluslararası kişiliklerini muhafaza ettiği bir yapı olduğu belirtilmiştir.

Buna göre 'X' ve 'Y' yapıları ile ilgili aşağıdaki çıkarımlardan hangisi hukuken hatalıdır?

Show answer & explanation

Answer: 'X' yapısı uluslararası hukukta bir 'devletler birleşmesi' (union of states) niteliğindeyken, 'Y' yapısı bir 'devlet yapısı' (state structure) olarak kabul edilir.

Answer

Federal devletin bir 'devletler birleşmesi', konfederasyonun ise bir 'devlet yapısı' olarak tanımlandığı ifade yanlıştır; çünkü bu kavramların kategorileri tam tersidir.
Federal devletlerin bir 'devletler birleşmesi' (union of states) değil, tek bir egemenlik alanını ifade eden bir 'devlet yapısı' (state structure) olması; konfederasyonların ise bağımsız devletlerin oluşturduğu bir 'devletler birleşmesi' olması nedeniyle bu ifade yanlıştır. Federal devlette tek bir uluslararası kişilik varken, konfederasyonda her üyenin kendi kişiliği devam eder.

Step-by-Step Solution

1
X ve Y yapılarının temel özelliklerini tanımla.
X yapısı anayasaya dayalı, merkezi ve tek süjeli bir federal devlettir. Y yapısı ise antlaşmaya dayalı, üye devletlerin egemenliğini koruduğu bir konfederasyondur.
Soruda verilen tanımlamaların hangi hukuki kavramlara karşılık geldiğini netleştirmek gerekir.
2
Yapıların kategorik sınıflandırmasını kontrol et.
Federal devlet bir 'devlet yapısı' (state structure) iken, konfederasyon birden fazla devletin bir araya gelerek oluşturduğu bir 'devletler birleşmesi' (union of states) kategorisindedir.
Hukuki terimlerin doğru kategorilere yerleştirilip yerleştirilmediğini tespit etmek için bu adım gereklidir.
3
Seçenekleri bu bilgiler ışığında değerlendir.
E seçeneğinde federal devletin 'birleşme', konfederasyonun ise 'devlet yapısı' olarak nitelendirilmesi, kavramların yer değiştirdiğini ve dolayısıyla hukuken hatalı olduğunu gösterir.
Hatalı olan önermeyi bulmak için karşılaştırmalı analiz tamamlanır.

Key Concept

Karma yapılı devletler arasındaki ayrım noktaları (Federal Devlet vs. Konfederasyon)
Question 30Question

Uluslararası hukukta, bir uluslararası örgütün sahip olduğu tüzel kişiliğin sadece kurucu antlaşmaya taraf olan devletler arasındaki bir 'akit' ilişkisiyle sınırlı kalmayıp, örgütü tanımayan üçüncü devletler bakımından da 'erga omnes' (herkese karşı) sonuçlar doğurabilmesi aşağıdaki kavramlardan hangisi ile nitelendirilir?

Show answer & explanation

Answer: Objektif (nesnel) hukuk kişiliği

Answer

Uluslararası örgütlerin üçüncü devletlere karşı da hak iddia edebilmesini sağlayan statü 'objektif (nesnel) hukuk kişiliği' olarak adlandırılır.
Doğru seçenek olan nesnel kişilik, uluslararası hukukun genel bir kuralı olarak kabul edilir. Bir uluslararası örgüt (özellikle Birleşmiş Milletler gibi evrensel nitelikteki örgütler), uluslararası toplumun büyük bir kısmını temsil ettiği için, kendisini tanımamış olan devletlere karşı da bir hukuk süjesi olarak muamele görme ve haklarını ileri sürme yetkisine sahiptir. Bu durum, örgütün kişiliğinin 'subjektif' (sadece taraflar arası) olmaktan çıkıp 'objektif' (herkese karşı) hale gelmesi demektir.

Step-by-Step Solution

1
Örgüt kişiliğinin kapsamını belirle.
Örgütlerin kişiliği normalde sadece üyeler arası (subjektif) bir nitelik taşır.
Antlaşmaların nispiliği ilkesi gereği, bir antlaşma kural olarak üçüncü taraflara hak veya borç yüklemez.
2
Uluslararası toplumun temsiliyetini analiz et.
Birleşmiş Milletler gibi çok geniş katılımlı örgütlerin, uluslararası toplumun büyük çoğunluğunu temsil ettiği kabul edilir.
Bu temsil gücü, örgütün sadece üyeler nezdinde değil, tüm dünya genelinde bir hukuk süjesi olarak kabul edilmesini gerektirir.
3
Objektif kişilik kavramına ulaş.
Bu durum, örgütün nesnel (objektif) bir kişiliğe sahip olduğu sonucunu doğurur.
Örgüt, üye olmayan bir devletten de (örneğin uğradığı bir zarar için) tazminat talep edebilir ve bu talebini objektif kişiliğine dayandırır.

Key Concept

Objektif Hukuk Kişiliği (Erga Omnes Personality)

Hints

1
Birleşmiş Milletler gibi evrensel örgütlerin üye olmayanlara karşı da hak iddia edip edemeyeceğini düşünün.
2
Sadece antlaşma taraflarını bağlayan 'öznel' durumun aksine, tüm uluslararası toplumu bağlayan 'nesnel' statüye odaklanın.
3
Uluslararası Adalet Divanı'nın 1949 tarihli meşhur görüşünde BM'nin 'herkese karşı' ileri sürülebilir bir kişiliğe sahip olduğu belirtilmiştir.

Practice More

Uluslararası örgütlerin 'ihtisas ilkesi' çerçevesindeki fonksiyonel yetki sınırlarını inceleyebilirsiniz.
Estimated Time:1m 15s
Question 31Question

Uluslararası hukukun kişileri (süjeleri) arasında yapılan ayrımda devletler 'asli ve tam' kişilik sahibi iken, bireylerin (gerçek kişilerin) statüsü farklı bir nitelendirmeye tabidir.

Buna göre, bireylerin uluslararası hukuktaki hukuki durumu ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Show answer & explanation

Answer: Uluslararası hukuk kişiliği, devletlerin iradesinden kaynaklanan 'türev' ve 'sınırlı' bir nitelik taşır.

Answer

Uluslararası hukuk kişiliği, devletlerin iradesinden kaynaklanan 'türev' ve 'sınırlı' bir nitelik taşır.
Bireylerin uluslararası hukuk kişiliği, devletlerin iradesinden kaynaklanan 'türev' ve 'sınırlı' bir nitelik taşır ifadesi doğrudur. Modern uluslararası hukukta bireyler, devletlerin antlaşmalarla kendilerine tanıdığı haklardan (örn. insan hakları) yararlanabildikleri ve yine bu antlaşmalarla belirlenen yükümlülüklerden (örn. uluslararası suçlar) sorumlu tutulabildikleri ölçüde 'süje' kabul edilirler. Bu kişilik, devletlerin egemenliğinden kaynaklanan asli kişiliğinin aksine devletlerin ortak iradesine dayandığı için 'türev', her alanda geçerli olmadığı için de 'sınırlı'dır.

Step-by-Step Solution

1
Uluslararası hukuk kişiliğinin kaynağını analiz etme
Bireylerin kişiliği, devletlerin antlaşmalar yoluyla onlara hak/yükümlülük tanımasına dayanır (Türev kişilik).
Devletler asli süje iken bireylerin statüsü devlet iradesine bağlıdır.
2
Kişiliğin kapsamını değerlendirme
Bireyler sadece insan hakları, yatırım hukuku veya ceza hukuku gibi belirli alanlarda süje kabul edilirler (Sınırlı kişilik).
Bireyler devletlerin aksine her türlü uluslararası ilişkide tam yetkili değildirler.
3
Devlet ile farkı belirleme
Bireyler kural koyucu değildir, sadece konulan kuralların muhatabıdır.
Egemenlik unsuru bulunmadığı için kural koyma yetkisi bireylere tanınmamıştır.

Key Concept

Bireyin türev ve sınırlı uluslararası hukuk kişiliği

Hints

1
Bireylerin uluslararası hukukta bir statü kazanması, devletlerin kendi aralarında yaptıkları antlaşmalara bağlıdır.
2
Devletlerin her konuda kural koyma yetkisi varken, bireyler sadece belirli alanlarda (insan hakları, ceza sorumluluğu vb.) muhatap alınırlar.

Practice More

Bireylerin uluslararası ceza mahkemeleri (örn. UCM) önündeki sorumluluğu ile diplomatik koruma arasındaki ilişkiyi inceleyiniz.
Estimated Time:1m 15s
Question 32Question

Yirminci yüzyılın ikinci yarısından itibaren uluslararası hukuk, sadece egemen otoriteler arası ilişkileri düzenleyen bir kurallar bütünü olmaktan çıkarak, insan hakları ve uluslararası ceza yaptırımları ekseninde farklı aktörleri de sistemin içine dâhil etmiştir. Bu tarihi gelişim, insan unsurunun uluslararası hukuk nizamındaki konumunu yeniden şekillendirmiştir.

Bu yapısal dönüşüm bağlamında, bireylerin uluslararası hukuktaki ehliyeti ve statüsü hakkında aşağıda verilen ifadelerden hangisi isabetlidir?

Show answer & explanation

Answer: Bireylerin hukuk kişiliği asli olmayıp; Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine başvuru gibi yollarla somutlaşan hak arama (aktif) ve Uluslararası Ceza Mahkemesi nezdindeki yargılamalarla somutlaşan cezai sorumluluk (pasif) ehliyetleriyle biçimlenen sınırlı ve türev bir niteliktedir.

Answer

Bireylerin uluslararası hukuktaki yeri asli süje olarak değil; AİHM'e başvuru (aktif) ve UCM'de yargılanma (pasif) gibi ehliyetlerle sınırları çizilen türev bir kişilik olarak kabul edilmektedir.
Uluslararası hukukta bireyler devletler gibi tam ve asli süje değildir. Bireylerin hukuki kişiliği; haklarının ihlali durumunda uluslararası yargı organlarına doğrudan başvurabilme (aktif ehliyet) ve uluslararası suçlar nedeniyle yetkili uluslararası mercilerde yargılanabilme (pasif ehliyet) ile şekillenmektedir. Bu hak ve sorumluluklar doğrudan devletlerin oluşturduğu sözleşmelerden kaynaklandığı için bireyin hukuki statüsü 'türev' ve 'sınırlı' niteliktedir.

Step-by-Step Solution

1
Soru kökündeki kavramsal çerçeveyi analiz etmek
Uluslararası hukukta bireylerin statüsünün salt bir nesne olmaktan çıkıp kısmi bir süjeye dönüştüğü tespit edilmiştir.
Bireylerin hangi haklara ve sorumluluklara sahip olduğunu anlamak için mevcut tarihsel ve hukuki statünün sınırlarını kavramak gerekir.
2
Aktif ve pasif ehliyet kavramlarını uluslararası hukuk bağlamında değerlendirmek
Aktif ehliyetin uluslararası mahkemelere hak arama başvurusu, pasif ehliyetin ise ceza sorumluluğu ve uluslararası yargılama olduğu belirlenmiştir.
Seçeneklerdeki ifadelerin doğruluğunu teyit etmek için hak arama ve yargılanma boyutları netleştirilmelidir.
3
Bireyin ehliyetinin niteliğini saptamak
Bireylerin hukuki kazanımları doğrudan değil, devletlerin taraf olduğu antlaşmalarla verildiğinden ehliyetlerinin 'türev' ve 'sınırlı' olduğu sonucuna varılır.
Birey ile tam/asli süje olan devletler arasındaki hukuki farkı ortaya koymak için.

Key Concept

Bireylerin Sınırlı ve Türev Uluslararası Hukuk Kişiliği (Aktif ve Pasif Ehliyet)
Question 33Question

Uluslararası Adalet Divanının 1949 tarihli "BM Hizmetinde Uğranılan Zararların Tazmini" (Bernadotte) tavsiye kararı, uluslararası örgütlerin hukuki kişiliğinin kapsamı ve niteliği konusunda temel bir içtihat oluşturmuştur. Bu karar çerçevesinde uluslararası örgütlerin uluslararası hukuk süjesi olma ehliyetleri, antlaşma yapma yetkileri (jus tractatuum) ve üçüncü devletlere karşı konumları belirli ilkelere bağlanmıştır.

Buna göre, uluslararası örgütlerin hukuki kişiliği ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Show answer & explanation

Answer: Uluslararası örgütlerin hak ve borç ehliyetleri devletlerinki gibi mutlak olmayıp, kurucu antlaşmalarında belirtilen amaçları gerçekleştirmekle sınırlı olan "işlevsel zorunluluk" (fonksiyonel) ilkesine tabidir.

Answer

Uluslararası örgütlerin hak ve borç ehliyetleri devletlerinki gibi mutlak olmayıp, kurucu antlaşmalarında belirtilen amaçları gerçekleştirmekle sınırlı olan "işlevsel zorunluluk" (fonksiyonel) ilkesine tabidir.
Uluslararası Adalet Divanının Bernadotte kararında vurguladığı üzere, uluslararası örgütler devlet değildir ve devletlerle aynı mutlak hukuki kişiliğe sahip olamazlar. Bir örgütün hukuki kişiliği ve kapasitesi, kurucu antlaşmasında ona verilen görevleri yerine getirebilmesi için hukuken gerekli olduğu ölçüde vardır. Buna uluslararası hukukta 'işlevsel (fonksiyonel) zorunluluk' teorisi denir.

Step-by-Step Solution

1
Soru kökündeki 1949 Bernadotte (BM Hizmetinde Uğranılan Zararların Tazmini) Kararı'nın temel prensiplerini analiz et.
Bu karar, BM'nin uluslararası hukuk kişiliğine sahip olduğunu, hak iddia edebileceğini ve zımni yetkilerini kullanabileceğini hükme bağlamıştır.
Örgütlerin hukuki kişiliğinin sınırlarını ve kaynağını belirlemek.
2
Devletlerin hukuki kişiliği ile uluslararası örgütlerin hukuki kişiliğini karşılaştır.
Devletler mutlak egemenliğe sahip 'asli' süjeler iken, örgütler devletler tarafından kurulan, yetkileri kurucu belgeyle sınırlı 'türev/ikincil' süjelerdir.
Seçeneklerdeki mutlaklık ve sınırsızlık iddialarını elemek.
3
İşlevsel (fonksiyonel) zorunluluk ilkesini seçeneklerde ara.
Örgütlerin antlaşma yapma yetkisi dâhil tüm kapasitelerinin, onlara verilen görevleri yerine getirmekle (işlevsel zorunlulukla) sınırlı olduğunu belirten seçenek tespit edilir.
Uluslararası hukukta örgütlerin varlık nedeninin görev odaklı olması.

Key Concept

İşlevsel Zorunluluk (Fonksiyonel Kişilik) ve Zımni Yetkiler
Question 34Question

X bölgesi, bağlı bulunduğu Y devletinden ayrılarak bağımsızlığını ilan etmiş ve uluslararası hukukta bir devletin sahip olması gereken maddi unsurları (ülke, insan topluluğu, etkin siyasi iktidar) fiilen sağlamıştır. Bu gelişme üzerine uluslararası alanda farklı tepkiler ortaya çıkmıştır:

I. Z devleti, X bölgesi ile derhal tam diplomatik ilişki kurmuş ve başkentinde büyükelçilik açmıştır.
II. W devleti, X bölgesinde kontrolü sağlayan idarenin fiili hakimiyetini dikkate aldığını, ancak bölgenin nihai statüsüne ilişkin siyasi ihtilaf barışçıl yollarla çözülene kadar resmi ve nihai bir hukuki tasarrufta bulunmayacağını belirterek, yalnızca vatandaşlarının korunması ve zorunlu ticari ilişkiler için geçici konsolosluk işlemleri başlatmıştır.
III. Y devleti ise ayrılıkçı hareketin yasadışı olduğunu ve X'in uluslararası toplum tarafından tanınmadığı sürece hiçbir şekilde uluslararası hukuk kişiliği kazanamayacağını ileri sürmüştür.

Günümüz uluslararası hukuku ve tanıma kurumunun niteliği dikkate alındığında, bu durumla ilgili aşağıdaki hukuki değerlendirmelerden hangisi doğrudur?

Show answer & explanation

Answer: Z devletinin tasarrufu de jure (hukuki) devlet tanımasına örnek oluştururken, W devletinin tutumu de facto (fiili) tanıma niteliğindedir ve güncel hukukta kabul gören açıklayıcı (beyan edici) teori uyarınca X'in devlet niteliği diğer devletlerin tanımasından bağımsız olarak objektif kriterlerle doğmuştur.

Answer

Doğru seçenek, Z devletinin büyükelçilik açmasını kesin ve nihai olan 'de jure (hukuki)' tanıma, W devletinin geçici konsolosluk ve ticari ilişki kurmasını ise ihtirazi kayıt taşıyan 'de facto (fiili)' tanıma olarak sınıflandıran ve devletin varlık kazanmasının güncel 'açıklayıcı (beyan edici) teori' gereğince tanımdan bağımsız olduğunu belirten değerlendirmedir.
Doğru cevap, senaryodaki diplomatik adımları eksiksiz bir şekilde uluslararası hukuk terminolojisine oturtmaktadır. Z devleti, büyükelçilik açmak gibi tam diplomatik sonuçlar doğuran bir işlemle X'i 'de jure' (hukuken) tanımıştır. W devleti ise statü sorunu çözülene kadar ilişkiyi resmiyete dökmeden, sadece fiili zorunluluklar (konsolosluk, ticaret) gereği bir muhataplık yaratmış olup bu 'de facto' (fiilen) tanımadır. Ayrıca doğru cevap, modern hukukun temeli olan 'açıklayıcı (beyan edici) teori'yi vurgulayarak, Y devletinin itirazlarına rağmen X'in objektif unsurlarla devlet sıfatını kazanmış olduğunu haklı olarak ortaya koymaktadır.

Step-by-Step Solution

1
Verilen senaryodaki devlet tasarruflarının hukuki niteliklerinin uluslararası hukuk kurallarına göre tasnif edilmesi.
Z devleti büyükelçilik açarak kesin ve hukuki (de jure) tanıma yapmıştır. W devleti ise nihai statüyü saklı tutarak sadece zorunlu ilişkiler kurduğu için fiili (de facto) tanıma yapmıştır.
Uluslararası hukukta kurulan ilişkinin seviyesi ve iradenin kesinliği, tanımanın de facto mu yoksa de jure mu olduğunu belirler.
2
Y devletinin iddiasının ve X bölgesinin hukuki statüsünün tanıma teorileri bağlamında analiz edilmesi.
Y devleti tanımanın kurucu (inşai) bir işlem olduğunu iddia etmektedir. Ancak günümüz uluslararası hukukunda devletin varlığı ve uluslararası kişiliği, objektif unsurların (ülke, insan, iktidar) varlığına dayanan açıklayıcı (beyan edici) teoriye tabidir.
Modern uluslararası hukukun temel ilkelerine göre (Montevideo Sözleşmesi), bir devletin mevcudiyeti diğer devletlerin siyasi bir tasarrufu olan tanıma işlemine bağlı değildir.
3
Seçeneklerin analiz edilen hukuki veriler ışığında değerlendirilerek sonuca ulaşılması.
Z'nin de jure, W'nin de facto tanıma yaptığı ve güncel uluslararası hukuk kuralının açıklayıcı teori olduğu tespitleri sentezlenerek doğru ifade tespit edilmiştir.
Soru kökünde hem devlet uygulamalarının hukuki nitelemesi hem de tanıma kurumunun teorik temeli bir arada istendiğinden, iki boyutta da doğru olan tek seçenek belirlenmelidir.

Key Concept

Devletlerin Tanınması, Tanıma Teorileri (Kurucu ve Açıklayıcı) ile Tanıma Türleri (De Facto ve De Jure)
Question 35Question

A kıtasında yer alan ve uzun yıllar B devletinin sömürgesi (bağımlı toprağı) olan C ülkesi, bağımsızlığını kazanarak yeni bir devlet olarak ortaya çıkmıştır. Aynı dönemde, D devleti ise tamamen dağılmış ve mevcut toprakları üzerinde E ve F adında iki yeni bağımsız devlet kurulmuştur.
Bağımsızlık öncesinde;
I. B devleti, C ülkesinin sınırlarını komşu X devletiyle kesin olarak belirleyen bir sınır antlaşması imzalamıştır.
II. B devleti, C ülkesindeki yer altı kaynaklarının işletilmesine yönelik Y devletiyle ticari bir imtiyaz antlaşması yapmıştır.
III. D devleti, Z devletiyle genel bir suçluların iadesi antlaşması imzalamıştır.
IV. D devleti, komşusu W devletiyle bir sınır antlaşması yapmıştır.

1978 tarihli 'Antlaşmalara İlişkin Devletlerin Halefiyeti Viyana Sözleşmesi' hükümleri dikkate alındığında, ortaya çıkan yeni devletlerin (C, E ve F) antlaşmalara halefiyetiyle ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi kesinlikle doğrudur?

Show answer & explanation

Answer: C devleti, I numaralı antlaşmayla bağlı kalmaya devam ederken II numaralı antlaşma açısından 'temiz sayfa' (tabula rasa) kuralından yararlanır; E ve F devletleri ise kural olarak hem III hem de IV numaralı antlaşmalarla bağlıdır.

Answer

C devleti sınır antlaşmasıyla bağlı kalıp ticari antlaşmada temiz sayfa kuralını uygularken, dağılma sonucu kurulan E ve F devletleri hem sınır hem de iade antlaşmalarıyla bağlıdır.
Doğru seçenek, 1978 Antlaşmalara İlişkin Devletlerin Halefiyeti Viyana Sözleşmesi'nin ikili rejimini kusursuz yansıtmaktadır. Sömürgeden bağımsızlığını kazanan C devleti 'yeni bağımsız devlet' statüsünde olduğundan 'temiz sayfa' kuralından yararlanır ve ticari antlaşma (II) ile bağlı olmaz. Ancak sınır antlaşmaları (I) ayni (radikite) nitelikte olup kuralın istisnasını teşkil ettiğinden C devleti I ile bağlı kalır. D devletinin tamamen dağılmasıyla kurulan E ve F devletlerinde ise dekolonizasyondan farklı olarak 'devamlılık' kuralı geçerlidir; bu nedenle selef devletin hem şahsi nitelikteki iade antlaşması (III) hem de sınır antlaşması (IV) halef devletler için geçerliliğini korur.

Step-by-Step Solution

1
C devletinin statüsünün ve tabi olduğu halefiyet kuralının belirlenmesi
C devleti sömürgeden kurtulan 'yeni bağımsız devlet' olduğu için kural olarak temiz sayfa (tabula rasa) ilkesine tabidir.
1978 Viyana Sözleşmesi, dekolonizasyon süreciyle kurulan devletleri geçmiş yükümlülüklerden arındırmak amacıyla temiz sayfa kuralına tabi tutmuştur.
2
C devleti için sınır (radikite) antlaşmalarının istisnai durumunun tespiti
C devleti I numaralı sınır antlaşmasıyla bağlıdır, ancak II numaralı ticari antlaşma düşer.
Sınır antlaşmaları ve bu antlaşmaların yarattığı ayni statüler, uluslararası istikrar gereği halefiyetten ve temiz sayfa kuralından etkilenmez.
3
E ve F devletlerinin statüsünün ve halefiyet kuralının belirlenmesi
E ve F devletleri bir devletin dağılmasıyla (separation of parts) oluştukları için 'devamlılık' ilkesine tabidir.
1978 Sözleşmesi, dağılma ve ayrılma durumlarında, selef devletin antlaşmalarının yeni kurulan halef devletler için de kural olarak geçerliliğini korumasını öngörür.
4
E ve F devletlerinin mevcut antlaşma yükümlülüklerinin tespiti
Devamlılık ilkesi gereği, E ve F devletleri selefleri D'nin yaptığı hem III numaralı şahsi iade antlaşmasıyla hem de IV numaralı sınır antlaşmasıyla bağlıdır.
Dağılma halinde yeni kurulan devletler açısından şahsi/ayni antlaşma ayrımı yapılmaksızın antlaşmaların devamlılığı esastır.

Key Concept

Devletlerin Halefiyetinde Temiz Sayfa ve Devamlılık İlkeleri ile Sınır Antlaşmalarının İstisnai Durumu
Estimated Time:2m 30s
Question 36Question

X coğrafyasında yaşayan ayrılıkçı bir halk, bağlı bulunduğu Y Devleti'ne karşı yürüttüğü silahlı mücadeleyi kazanarak "Z Cumhuriyeti" adıyla bağımsızlığını ilan etmiş ve ülke üzerinde etkin bir siyasi otorite tesis etmiştir. Bu gelişme üzerine W Devleti, Z Cumhuriyeti ile ticari ilişkilerini sürdürmek maksadıyla başkentte gayriresmi bir irtibat bürosu açmış, ancak eş zamanlı yayımladığı diplomatik notayla "Z Cumhuriyeti'nin statüsü barışçıl yollarla nihai çözüme kavuşturulana dek bu yapıyı bağımsız bir devlet olarak tanımadığını" sarih biçimde beyan etmiştir. İki yıl sonra Z Cumhuriyeti'nde gerçekleşen anayasa dışı bir askeri müdahaleyle yönetim el değiştirmiştir. Yeni cuntanın ülke genelinde asayişi sağlaması ve uluslararası yükümlülükleri üstleneceğini duyurması üzerine W Devleti, bu yeni idare ile "karşılıklı büyükelçilikler açılması" hususunda resmi bir antlaşma akdetmiştir.

Uluslararası hukukun kişileri ve "tanıma" (recognition) kurumu bağlamında, bu olay örgüsüne ilişkin aşağıdaki hukuki nitelendirmelerden hangisi doğrudur?

Show answer & explanation

Answer: W Devleti'nin karşılıklı büyükelçilik açma kararı, Z Cumhuriyeti'nin zımni (örtülü) ve de jure (hukuki) olarak tanınması sonucunu doğurur; zira uluslararası hukukta bir devletin tüzel kişiliği tanınmadan o devletin hükümetiyle resmi diplomatik temsilcilik teatisi gerçekleştirilemez.

Answer

Doğru yanıt, W Devleti'nin büyükelçilik açma kararının, Z Cumhuriyeti'nin zımni ve de jure olarak tanınması sonucunu doğuracağını belirten ifadedir. Uluslararası hukukta bir devlet tanınmadan onun hükümetiyle diplomatik ilişki kurulamaz.
Uluslararası hukukta diplomatik ilişki kurulması ve karşılıklı büyükelçilik açılması, ilgili entitenin bağımsız bir devlet olarak de jure (hukuki) ve zımni (örtülü) şekilde tanındığının en açık göstergelerinden biridir. Bir devletin uluslararası kişiliği tanınmadan, o devletin herhangi bir hükümetiyle resmi düzeyde diplomatik temsilcilik (büyükelçilik) kurulması hukuken mümkün değildir. Dolayısıyla, W Devleti'nin yeni hükümetle anlaşması sadece hükümeti değil, hukuki bir zorunluluk olarak Z Cumhuriyeti'ni de devlet statüsünde zımnen ve de jure tanıdığı anlamına gelir.

Step-by-Step Solution

1
W Devleti'nin ilk aşamadaki tutumunu değerlendirme
İrtibat bürosu açılmış ancak açıkça "tanımama notas" verilmiştir. İrade esastır, dolayısıyla ortada bir de facto veya de jure tanıma yoktur.
Tanımanın gerçekleşebilmesi için tanıyan devletin örtülü de olsa bir iradesi bulunmalıdır. Açık tanımama beyanı, zımni tanıma ihtimalini çürütür.
2
W Devleti'nin ikinci aşamadaki tutumunu değerlendirme
Darbe sonrası yeni idareyle karşılıklı büyükelçilikler açılması kararlaştırılmıştır.
Büyükelçilik tesisi, uluslararası hukukta zımni ve de jure (hukuki) tanımanın en klasik ve kesin yöntemlerinden biridir.
3
Devlet ve hükümet tanıması arasındaki hukuki bağıntıyı analiz etme
Sadece hükümeti tanıyıp devleti tanımamaya devam etmek hukuken bir paradokstur. Hükümet, devletin organıdır.
Tüzel kişiliği kabul edilmeyen bir devletin hükümetiyle büyükelçilik düzeyinde resmi temsilcilik teatisi yapılamaz. Bu eylem devleti de zımnen tanımak demektir.

Key Concept

Devletlerin ve Hükümetlerin Tanınması, De Jure/De Facto Tanıma, Açıklayıcı Teori
Question 37Question

"Meridya" Devleti'nde gerçekleşen bir devrimle mevcut krallık yönetimi yıkılmış ve anayasal düzen tamamen değiştirilerek "Meridya Demokratik Cumhuriyeti" ilan edilmiştir. Öte yandan, "Zealandiya" Devleti kendi iç dinamikleri sonucunda tamamen dağılarak "Kuzey Zealandiya" ve "Güney Zealandiya" adında iki yeni bağımsız devlete ayrılmıştır.

Uluslararası hukukta devletlerin halefiyeti, 1978 ve 1983 Viyana Sözleşmeleri ile devletin devamlılığı ilkeleri dikkate alındığında, bu durumların hukuki sonuçlarına ilişkin aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Show answer & explanation

Answer: Meridya'daki durum bir devlet halefiyeti değil, hükümet değişikliğidir; bu nedenle devletin uluslararası devamlılığı esastır ve kural olarak eski antlaşmalar ile devlet borçları geçerliliğini korur.

Answer

Doğru cevap, Meridya'daki durumun bir devlet halefiyeti değil, hükümet değişikliği olduğunu ve devletin devamlılığı ilkesi gereği antlaşmaların ile borçların yürürlükte kalacağını ifade eden seçenektir.
Meridya'da yaşanan olay sadece bir iç hukuku ilgilendiren rejim (hükümet) değişikliğidir. Uluslararası hukukta devletin devamlılığı esastır. Bu ilke gereğince, hükümetler veya anayasalar değişse dahi devletin taraf olduğu antlaşmalar, üstlendiği uluslararası borçlar ve sahip olduğu haklar kural olarak geçerliliğini korur. Halefiyet kuralları ve temiz sayfa ilkesi, sadece devletin ülkesel egemenliğinin el değiştirdiği gerçek halefiyet durumlarında (Zealandiya örneğindeki gibi dağılma, birleşme, sömürgeden bağımsızlık vb.) tartışılabilir.

Step-by-Step Solution

1
Meridya'daki durumun niteliğini tespit etmek.
Meridya'da anayasal düzen ve rejim değişmiş olsa da devletin uluslararası hukuktaki kişiliği (ülkesi ve halkı aynı kalarak) sona ermemiştir. Bu durum bir hükümet değişikliğidir.
Devlet halefiyeti ancak devletin ülkesel egemenliğinde bir değişiklik olduğunda (parçalanma, birleşme, ayrılma) söz konusu olur.
2
Meridya'nın antlaşma ve borç yükümlülüklerini değerlendirmek.
Hükümet değişikliği halefiyet yaratmadığı için devletin devamlılığı ilkesi işler; Meridya'nın eski antlaşmaları ve borçları kural olarak geçerliliğini sürdürür.
Uluslararası hukukta iç hukuk rejimindeki değişiklikler, devletin uluslararası hukuktaki taahhütlerini kendiliğinden ortadan kaldırmaz.
3
Zealandiya'nın durumunu ve antlaşmalara etkisini analiz etmek.
Zealandiya dağılmıştır. Yeni kurulan devletler halef olur. Ancak sınır belirleyen radisite antlaşmalar halefiyetten etkilenmez ve bağlayıcılığını korur. Ayrıca bu devletler sömürgeden kurtulmadıkları için "yeni bağımsız devlet" sayılamazlar.
1978 Viyana Sözleşmesi'ne göre sınır rejimleri sabittir ve dağılma durumlarında borçlar ile mallar hakkaniyete uygun paylaşılır, sömürge devletlerine özgü olan temiz sayfa ilkesi mutlak olarak uygulanmaz.
4
Verilen seçenekleri bu hukuki tespitlerle eşleştirmek.
Sadece Meridya'da devletin devamlılığının esas olduğunu belirten ifade doğru hukuki sonuçtur.
Diğer seçenekler devlet-hükümet ayrımını, radisite antlaşmaların durumunu veya devletin haksız fiil sorumluluğunu yanlış yorumlamaktadır.

Key Concept

Devlet Halefiyeti ve Hükümet Değişikliği Ayrımı
Question 38Question

1714-1837 yılları arasında Büyük Britanya ve Hannover Krallığı aynı hükümdar tarafından yönetilmiş, ancak her iki devlet de iç ve dış işlerinde tamamen bağımsız kalmış, kendi uluslararası antlaşmalarını yapma yetkilerini ve ayrı uluslararası hukuk kişiliklerini korumuşlardır.

Yukarıda örneği verilen; iki veya daha fazla bağımsız devletin sadece aynı devlet başkanı (hükümdar) etrafında birleştiği, ancak devletlerin uluslararası hukuk kişiliklerinin ve egemenliklerinin ayrı ayrı devam ettiği devlet birleşmesi türü aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: Şahsi Birlik

Answer

Şahsi Birlik
Verilen tarihi örnekte, Büyük Britanya ve Hannover Krallığı'nın aynı hükümdar tarafından yönetilmesine rağmen uluslararası hukuk kişiliklerini ve antlaşma yapma yetkilerini ayrı ayrı korudukları vurgulanmaktadır. Uluslararası hukukta, iki veya daha fazla bağımsız devletin sadece aynı devlet başkanı etrafında birleştiği, ancak iç ve dış işlerinde tamamen bağımsız kalarak ayrı uluslararası süjeler olmaya devam ettikleri bu yapıya 'Şahsi Birlik' (Personal Union) adı verilir.

Step-by-Step Solution

1
Soru kökündeki devlet birleşmesinin temel özelliklerini analiz et.
İki bağımsız devlet, aynı hükümdar (devlet başkanı), ayrı iç ve dış hukuk, ayrı uluslararası hukuk kişiliği özellikleri tespit edilir.
Devlet birleşmesi türlerini birbirinden ayıran temel kriterler devletlerin uluslararası hukuk kişiliğini koruyup korumadıkları ve birleşmenin kaynağıdır.
2
Tespit edilen özellikleri devlet birleşmesi kavramlarıyla eşleştir.
Ortak dış politika olmadığı için maddi birlik elenir. Antlaşma temelli değil, veraset/hükümdar temelli olduğu için konfederasyon elenir. Tek bir uluslararası kişilik olmadığı için federal devlet elenir.
Şahsi birlik, devletlerin sadece aynı kişi tarafından yönetildiği ancak uluslararası alanda tamamen bağımsız iki ayrı süje olarak kaldıkları birleşme türüdür.

Key Concept

Devlet Birleşmeleri: Şahsi Birlik ve Maddi Birlik Ayrımı
Question 39Question

X ülkesinin vatandaşı olan bir kişi, taraf devletlerin kurduğu uluslararası bir ceza mahkemesinde (örneğin Uluslararası Ceza Mahkemesi) insanlığa karşı suç işlediği iddiasıyla doğrudan kendi şahsı hedef alınarak yargılanmaktadır. Aynı kişi, tutukluluk sürecinde ağır işkence gördüğü gerekçesiyle, tarafı olunan antlaşma mekanizmalarını kullanarak ilgili devlete karşı uluslararası bir insan hakları mahkemesine (örneğin AİHM) doğrudan bireysel başvuruda bulunmuştur.

Uluslararası hukukta devletlerin kurduğu antlaşma rejimleri çerçevesinde gerçekleşen bu iki farklı hukuki süreç birlikte analiz edildiğinde, bireyin uluslararası hukuktaki konumu ve süje ehliyeti hakkında varılacak en kapsamlı ve hukuken doğru tespit aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: Bireyin bu süreçlerdeki konumu, devletlerin antlaşmalarla belirlediği sınırlar dahilinde ortaya çıkan 'türev' ve 'sınırlı' bir kişilik olup; kişinin hem hak arayan olarak aktif ehliyetini hem de doğrudan sorumlu tutularak pasif ehliyetini kullandığını gösterir.

Answer

Bireyin konumu, devletlerin antlaşmalarla sınırlarını çizdiği 'türev' ve 'sınırlı' bir kişilik olup, hak arama kapasitesi aktif ehliyetini, uluslararası suçlardan yargılanması ise pasif ehliyetini yansıtır.
Doğru seçenek, modern uluslararası hukukta bireylerin statüsünü tam ve eksiksiz olarak tanımlamaktadır. Bireyler, devletlerin akdettiği sözleşmeler (örneğin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi veya Roma Statüsü) ile kendilerine yetki tanındığı ölçüde uluslararası hukukun süjesi olabilirler. Bu durum onların kişiliğinin 'türev' (kaynağını doğrudan kendi varlığından değil, kurucu devletlerin iradesinden alan) ve 'sınırlı' (tüm uluslararası hukuk alanlarını değil, sadece sözleşmede tanınan spesifik hak ve yükümlülükleri kapsayan) olduğunu gösterir. Bireysel başvuru hakkını kullanmak uluslararası alandaki aktif (hak talep etme) ehliyetini, insanlığa karşı suçlardan dolayı uluslararası yargı mercilerinde bizzat yargılanabilmek ise pasif (sorumlu tutulma) ehliyetini temsil eder.

Step-by-Step Solution

1
Soru kökündeki hukuki durumların niteliğini belirle.
Bireyin AİHM'e dava açması 'hak arama hürriyeti'ni, UCM'de yargılanması ise 'cezai sorumluluğu' ifade eder.
Uluslararası hukukta ehliyet kavramının unsurlarını (aktif ve pasif) teşhis etmek.
2
Bu ehliyetlerin uluslararası hukuktaki kaynağını analiz et.
Her iki mahkeme de devletlerin kendi aralarında akdettiği uluslararası antlaşmalarla (AİHS ve Roma Statüsü) kurulmuştur.
Bireyin hukuk kişiliğinin asli mi yoksa devletlerin iradesine bağlı bir statü mü olduğunu saptamak.
3
Elde edilen verileri uluslararası hukuk teorisindeki kavramlarla eşleştir.
Kaynağını devletten alan kişilik 'türev' (ikincil), sadece belli alanları kapsayan kişilik 'sınırlı', hak talep etme 'aktif ehliyet', sorumlu tutulabilme 'pasif ehliyet' olarak adlandırılır.
Seçeneklerde aranacak doğru doktrinel terminolojiyi netleştirmek.
4
Seçenekleri bu kavramsal çerçeveyle ele.
Bireylere mutlak süje diyen, pasif ehliyeti reddeden veya süreci diplomatik korumaya indirgeyen çeldiriciler elenir; türev, sınırlı, aktif ve pasif kavramlarını eksiksiz içeren seçenek doğru kabul edilir.
Çeldiricilerdeki kavram yanılgılarını (özellikle mutlak kişilik yanılgısını) tespit etmek.

Key Concept

Bireylerin Türev ve Sınırlı Uluslararası Hukuk Kişiliği (Aktif ve Pasif Ehliyet)
Question 40Question

"Tierra" adlı siyasi bir yapı, sınırları belirli bir kara parçası üzerinde kesin ve sürekli bir fiili kontrol tesis etmiş, yerleşik nüfusu üzerinde kamu düzenini sağlayacak teşkilatlı bir otorite kurmuştur. Hatta komşusu "Aura" devleti ile sınır ticareti ve gümrük rejimini düzenleyen teknik bir antlaşma akdetmiştir. Ancak uluslararası toplumun geri kalanı, Tierra'nın bağımsızlığını siyasi nedenlerle şiddetle reddetmekte ve hiçbir devlet tarafından resmi bir tanınma işlemine tabi tutulmamaktadır. Bir süre sonra Tierra'nın mülkiyetinde olan ve münhasıran kamu hizmetinde kullanılan bir devlet gemisi, açık denizde "Lumina" devleti yetkililerince alıkonulur. Tierra, egemen bir devlet olduğunu ileri sürerek geminin yargı bağışıklığına sahip olduğunu iddia ederken; Lumina devleti, Tierra'nın uluslararası toplumca tanınmamış olması sebebiyle uluslararası hukuk kişiliği bulunmadığını ve herhangi bir egemenlik hakkı iddia edemeyeceğini savunur.

Modern uluslararası hukukun genel kabul gören kuralları ve 1933 Montevideo Sözleşmesi'nde belirlenen kriterler çerçevesinde, bu uyuşmazlığın çözümüne ilişkin aşağıdaki hukuki değerlendirmelerden hangisi en isabetlidir?

Show answer & explanation

Answer: Tierra, devletin varlığı için gerekli nesnel unsurları fiilen tamamlamış olduğundan, açıklayıcı (beyan edici) tanıma teorisi uyarınca resmi olarak tanınmamış olsa dahi uluslararası hukukun asli süjesi sıfatını kazanmıştır ve egemenlik haklarını ileri sürebilir.

Answer

Doğru yanıt, devlet olmanın nesnel unsurlarının tamamlanmasıyla uluslararası kişiliğin kendiliğinden doğduğunu ve tanınmanın yalnızca mevcut durumu açıklayıcı bir etkiye sahip olduğunu belirten ifadedir.
Doğru değerlendirme, modern uluslararası hukukta benimsenen açıklayıcı (beyan edici) teoriye uygun olarak, nesnel unsurları (nüfus, ülke, hükümet, ilişki kurma kapasitesi) bünyesinde barındıran bir yapının fiilen ve hukuken devlet vasfı kazandığını vurgulamaktadır. 1933 Montevideo Sözleşmesi'ne göre bu asli unsurlara sahip olan bir varlık, diğer uluslararası aktörler onu resmen tanımasa dahi uluslararası kişiliğe ve dolayısıyla egemenlikten doğan yargı bağışıklığı gibi temel devlet haklarına kendiliğinden sahip olur.

Step-by-Step Solution

1
Olaydaki siyasi yapının (Tierra) Montevideo Sözleşmesi'ndeki kurucu unsurlara sahip olup olmadığını tespit et
Tierra; belirli ülke, yerleşik nüfus, teşkilatlı otorite (hükümet) ve komşusuyla antlaşma yapabilme (ilişki kurma ehliyeti) unsurlarının tamamını eylemli olarak sağlamaktadır.
Bir varlığın devlet vasfı kazanabilmesi için öncelikle asgari nesnel şartların oluşması gerekir.
2
Tanınma işleminin hukuki niteliğini modern uluslararası hukuk çerçevesinde değerlendir
Modern hukukta 'açıklayıcı (beyan edici) teori' geçerlidir; yani devlet diğer devletlerin onu tanımasıyla yaratılmaz, tanınma var olan nesnel durumu sadece hukuken teyit eder.
Kurucu teorinin aksine açıklayıcı teori, yeni doğan devletlerin var olma ve korunma hakkını diğer devletlerin keyfi siyasi iradesine (tanımaya) terk etmez.
3
Tierra'nın tanınmamış olmasının, kamu hizmeti yürüten devlet gemisinin bağışıklığına etkisini analiz et
Tierra nesnel unsurlarıyla egemen bir devlet niteliği taşıdığından, egemen eşitlik ilkesi gereği jure imperii (kamusal yetki) kapsamındaki araç ve fiilleri için yargı bağışıklığından yararlanır.
Tanınmamış olmak, bir devletin uluslararası hukuktan kaynaklanan temel hak ve ayrıcalıklara (örneğin yargı ve icra bağışıklığına) sahip olmasını engellemez.

Key Concept

1933 Montevideo Sözleşmesi Çerçevesinde Devletin Unsurları ve Açıklayıcı Tanıma Teorisi
PreviousPage 2 / 16Next