Atatürk Dönemi Türk Dış Politikası

596 soru

Soru 201Soru

19301930'lu yıllarda Almanya ve İtalya'nın revizyonist (yayılmacı) politikalarının dünya barışını tehdit etmeye başlaması üzerine Türkiye; "Gerçekçilik" ve "Barışçılık" ilkeleri doğrultusunda statükocu bir siyaset izleyerek bölgesel ittifaklara ve uluslararası iş birliklerine ağırlık vermiştir.

Buna göre aşağıdakilerden hangisi, Türkiye'nin 193019381930-1938 yılları arasındaki bu güvenlik ve barış odaklı dış politika sürecinde gerçekleşen gelişmelerden biri değildir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Yabancı okullar sorununun Fransa ile ikili görüşmeler yoluyla bir iç mesele sayılarak çözülmesi

Cevap

Yabancı okullar sorununun Fransa ile ikili görüşmeler yoluyla bir iç mesele sayılarak çözülmesi
Yabancı okullar sorununun çözümü, Atatürk dönemi Türk dış politikasının ilk aşaması olan 192319301923-1930 dönemine aittir. Bu dönemde Türkiye, Lozan Antlaşması'ndan kalan pürüzleri gidermeye ve milli egemenliğini pekiştirmeye odaklanmıştır. Yabancı okullar meselesinde Türkiye, dış müdahaleleri reddederek konuyu bir iç mesele saymış ve "Tam Bağımsızlık" ilkesinden taviz vermemiştir. Diğer seçenekler ise 19301930 sonrası gelişen küresel tehditlere karşı alınan barışçıl ve gerçekçi önlemleri temsil eder.

Adım Adım Çözüm

1
193019381930-1938 döneminin dış politika karakteristiğini analiz etme
Bu dönem "Dünya Barışına Katkı ve İttifaklar Dönemi" olarak bilinir.
Artan yayılmacı tehditlere karşı Türkiye'nin izlediği statükocu (mevcut durumu koruyan) siyaseti anlamak için.
2
Seçeneklerdeki olayları kronolojik olarak sınıflandırma
Balkan Antantı (19341934), Milletler Cemiyeti (19321932), Montrö (19361936) ve Sadabat Paktı (19371937) ikinci döneme aittir. Yabancı Okullar ise 192419261924-1926 sürecinde çözülmüştür.
Olayların dönemsel ayrımını yaparak outlier (aykırı) olanı bulmak için.

Anahtar Kavram

Atatürk Dönemi Türk Dış Politikasının Dönemleri ve Temel İlkeleri

Daha Fazla Pratik

Atatürk dönemi dış politikasındaki 'Mütekabiliyet' (Karşılıklılık) ilkesinin Nüfus Mübadelesi konusundaki uygulamasını inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 202Soru

19231923 tarihli Türk-Yunan Nüfus Mübadelesi Sözleşmesi'nin uygulanması sürecinde ortaya çıkan "etabli" (yerleşiklik) uyuşmazlığı; Karma Komisyon bünyesinde çözülememiş, Milletler Cemiyeti ve Lahey Adalet Divanı'na taşınmasına rağmen hukuki bir sonuca bağlanamamıştır. Bu uyuşmazlığın 19301930 yılında imzalanan Ankara Antlaşması (Ahali Mübadelesi Antlaşması) ile karşılıklı tavizler verilerek siyasi yolla çözüme kavuşturulmasında aşağıdakilerden hangisi en etkili dış etken olmuştur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İtalya'nın Doğu Akdeniz'deki yayılmacı politikası ve revizyonist tutumunun yarattığı güvenlik kaygısı

Cevap

Uyuşmazlığın siyasi yolla çözülmesindeki en etkili dış etken, İtalya'nın yayılmacı politikalarının yarattığı ortak güvenlik tehdididir.
Doğru seçenek, İtalya'nın yayılmacı politikası nedeniyle ortaya çıkan güvenlik kaygısının iki ülkeyi uzlaşmaya zorladığını ifade eden seçenektir. 1930 yılında Venizelos'un Türkiye ziyareti ve uyuşmazlığın çözülmesi, 1934 Balkan Antantı'na giden sürecin en önemli diplomatik eşiğidir.

Adım Adım Çözüm

1
Etabli sorununun sürecini analiz etme
Lozan'dan sonra 1923-1930 arası dönemde teknik ve hukuki yollarla (Karma Komisyon, Lahey) çözüm bulunamamıştır.
Sorunun sadece yerleşiklik tanımıyla sınırlı kalmadığını, siyasi bir irade gerektirdiğini anlamak için.
2
Dönemin uluslararası konjonktürünü değerlendirme
1930'lu yıllarda İtalya'nın revizyonist (sınırları değiştirmeye yönelik) politikaları belirginleşmiştir.
Dış politikadaki değişimlerin temelinde yatan güvenlik dengelerini saptamak için.
3
Tehdit-İttifak ilişkisini kurma
Türkiye ve Yunanistan, İtalyan tehdidine karşı Balkanlar ve Akdeniz'de iş birliği yapma ihtiyacı duymuştur.
Ortak düşman veya tehdit algısının, komşu ülkeler arasındaki kronik sorunların çözümünü hızlandırdığı gerçeğini doğrulamak için.

Anahtar Kavram

1930 Ankara Antlaşması ve Türk-Yunan Dostluk Süreci

İpuçları

1
Sorunun neden 1923'te değil de 1930'da çözüldüğüne, yani o yıllarda dünyada neyin değiştiğine odaklanın.
2
Türkiye ve Yunanistan'ı 1934'te Balkan Antantı'nı kurmaya iten neden ile bu sorunun çözülme nedeni aynıdır.
3
Mussolini liderliğindeki İtalya'nın Akdeniz'deki 'Mare Nostrum' iddialarını hatırlayın.

Daha Fazla Pratik

1930 Ankara Antlaşması'ndan sonra gelişen Türk-Yunan dostluğunun 1934 Balkan Antantı'na nasıl zemin hazırladığını inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 203Soru

1937 yılında Tahran'daki Sadabat Sarayı'nda imzalanan Sadabat Paktı, İtalya'nın Habeşistan'ı işgali sonrası Doğu Akdeniz ve Orta Doğu'da artan güvenlik risklerine karşı bölgesel bir iş birliği olarak oluşturulmuştur. Türkiye, İran, Irak ve Afganistan arasında kurulan bu paktın dışında kalan ve Türkiye ile yaşadığı Hatay meselesi ile su sorunu gibi nedenlerle oluşuma katılmayan devlet aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Suriye

Cevap

Paktın dışında kalan devlet Suriye'dir.
Sadabat Paktı, 1937'de Türkiye, İran, Irak ve Afganistan arasında imzalanmıştır. Suriye; o dönemde Fransa mandasında olması, Türkiye ile yaşadığı Hatay (Sancak) meselesi ve Irak ile olan sınır/su sorunları nedeniyle bu bölgesel iş birliği paktına katılmamıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Paktın üyelerini belirleyin.
Paktın üyeleri Türkiye, İran, Irak ve Afganistan'dır.
Sorunun cevabını bulmak için paktın asil üyelerini bilmek gerekir.
2
Paktın kurulma nedenlerini ve dışında kalan devletleri analiz edin.
Suriye, Türkiye ile Hatay meselesi ve Irak ile sınır sorunları yaşadığı için dışarıda kalmıştır.
Üye olmayan devletin neden katılmadığını kavramak, doğru seçeneği doğrular.

Anahtar Kavram

Sadabat Paktı Üyeleri ve Suriye'nin Durumu
Tahmini Süre:50s
Soru 204Soru

1930'lu yıllarda İtalya ve Almanya'nın yayılmacı politikalarına karşı Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya arasında sınır güvenliğini sağlamak amacıyla Balkan Antantı kurulmuştur. Bu dönemde sınırlarını genişletmek isteyen ve I. Dünya Savaşı sonrası belirlenen statükoyu bozmaya yönelik "revizyonist" bir politika izlediği için bu pakta katılmayan Balkan devleti aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Bulgaristan

Cevap

Bulgaristan, yayılmacı ve sınırları değiştirmeye yönelik (revizyonist) politikaları nedeniyle Balkan Antantı'na katılmamıştır.
Doğru cevap olan Bulgaristan, I. Dünya Savaşı sonunda imzaladığı Neuilly Antlaşması ile sınırları daralan bir devlettir. Bu sınırları değiştirmek istediği (revizyonizm) için mevcut sınırları koruma garantisi veren Balkan Antantı'na dahil olmamıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Tarihsel bağlamın analizi
1930'lu yıllarda Avrupa'da yükselen revizyonist (İtalya ve Almanya) tehdidine karşı Balkan devletlerinin bir savunma mekanizması kurduğu belirlenir.
Antantın kuruluş amacı olan 'mevcut sınırları koruma' ilkesini anlamak için bu analiz gereklidir.
2
Kavramsal ayrım yapılması
Antant üyeleri statükocu (mevcut durumu koruyan), katılmayanlar ise revizyonist (değişim isteyen) olarak sınıflandırılır.
Soruda sorulan 'revizyonist politika' kavramı doğru devletin seçilmesi için anahtar ipucudur.
3
Üye devletlerin elenmesi
Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya elenir çünkü bu devletler antantın kurucularıdır.
Soru kökünde bahsedilen pakta katılanlar dışarıda bırakılarak katılmayan devlet tespit edilir.
4
Bulgaristan'ın durumunun değerlendirilmesi
Bulgaristan'ın Neuilly Antlaşması'ndan duyduğu memnuniyetsizlik ve Ege Denizi'ne inme arzusu nedeniyle pakta girmeyi reddettiği sonucuna varılır.
Bulgaristan'ın Balkanlardaki tek revizyonist güç olması onu doğru cevap yapar.

Anahtar Kavram

Balkan Antantı'na katılım ve katılımı engelleyen temel neden (Revizyonizm)

İpuçları

1
Bu devlet, I. Dünya Savaşı'ndan toprak kaybederek çıktığı için sınırlarını genişletmek istemiştir.
2
Paktın kurulmasına engel olan iki Balkan devletinden biridir (diğeri Arnavutluk'tur) ancak katılmama sebebi toprak talepleridir.
3
Neuilly (Nöyyi) Antlaşması'na tepkili olan ve 'revizyonizm' kelimesiyle tarih sorularında özdeşleşen devleti düşünün.

Daha Fazla Pratik

Sadabat Paktı'na hangi devletin benzer (revizyonist) nedenlerle katılmadığını (Irak, İran, Afganistan arasından) inceleyebilirsiniz.

Alternatif Yöntem

Paktın kurucularını 'TAYYAR' (Türkiye, Arnavutluk -yanlış-, Yunanistan, Yugoslavya, Romanya) şifresi üzerinden hatırlayanlar, Arnavutluk ve Bulgaristan'ın dışarıda kaldığını bilir. 'Revizyonist' kavramı doğrudan toprak talebi olan Bulgaristan'ı işaret eder.
Tahmini Süre:45s
Soru 205Soru

Osmanlı Devleti'nden devralınan dış borçların tasfiyesi sürecinde; 1928 Paris Sözleşmesi ile belirlenen ödeme planı, 1929 Dünya Ekonomik Bunalımı'nın etkisiyle uygulanamaz hale gelmiştir. Türkiye'nin talebiyle 1933 yılında alacaklılarla imzalanan yeni sözleşme, borç miktarını önemli ölçüde indirmiş ve ödeme kolaylığı sağlamıştır.

1933 Borçlar Sözleşmesi'nin, Türkiye'nin egemenlik hakları ve mali bağımsızlığı açısından taşıdığı en temel önem aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Düyun-u Umumiye İdaresi'nin (Genel Borçlar Meclisi) temsilcilik yetkisinin sona ermesi ve Türkiye'nin alacaklılarla doğrudan muhatap olması

Cevap

1933 Borçlar Sözleşmesi ile Düyun-u Umumiye İdaresi'nin temsilcilik yetkisi sona ermiş ve Türkiye alacaklılarla doğrudan muhatap olma hakkını kazanmıştır.
Doğru cevap, Düyun-u Umumiye İdaresi'nin temsilcilik yetkilerinin sona ermesini belirten seçenektir. 1933 yılında imzalanan sözleşme ile borç miktarı indirilirken, Osmanlı'dan devralınan ve yabancı alacaklıları temsil eden 'Genel Borçlar Meclisi'nin Türkiye nezdindeki resmi statüsü kaldırılmıştır. Böylece Türkiye, alacaklılarla doğrudan muhatap olarak mali bağımsızlığını pekiştirmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Bağlamı Belirleme
1929 krizinin 1928 ödeme planını bozduğu ve 1933'te yeni bir düzenleme yapıldığı saptandı.
Soru 1933 Antlaşması'nın teknik detaylarından ziyade 'egemenlik' ve 'hukuki' önemini sorgulamaktadır.
2
Hukuki Değişimi Analiz Etme
Osmanlı'dan kalan Düyun-u Umumiye (Genel Borçlar) Meclisi'nin resmi statüsünün bu antlaşma ile sona erdiği belirlendi.
Lozan'da idari yetkileri kısıtlanan Düyun-u Umumiye, 1933'e kadar alacaklıların temsilcisi olarak varlığını sürdürmüştü.
3
Bağımsızlık İlkesiyle İlişkilendirme
Türkiye'nin alacaklı şahıslarla/kurumlarla doğrudan masaya oturmasının tam bağımsızlık ilkesine uygun olduğu sonucuna varıldı.
Yabancı bir kurulun aracı olması egemenlik haklarına aykırı bir durumdu.

Anahtar Kavram

1933 Borçlar Sözleşmesi ve Düyun-u Umumiye'nin Sona Ermesi

İpuçları

1
1933 Antlaşması'nda borç miktarının indirilmesi kadar, bu borcun 'kiminle' muhatap olunarak ödeneceği de önemlidir.
2
Osmanlı döneminde alacaklı yabancı devletlerin kurduğu ve devlet içinde devlet gibi hareket eden bir kurumu hatırlayın.

Daha Fazla Pratik

Hoover Moratoryumu'nun Türkiye'nin borç ödeme takvimine etkisini araştırabilirsiniz.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 206Soru

Atatürk dönemi Türk dış politikası; 1923-1930 yılları arasında Lozan Barış Antlaşması'ndan kalan pürüzlerin giderilmesine odaklanırken, 1930-1938 yılları arasında ise II. Dünya Savaşı öncesi gerginleşen uluslararası atmosferde barışı korumaya ve bölgesel güvenliği sağlamaya yönelik paktlara ağırlık vermiştir. Bu süreçte tam bağımsızlık, gerçekçilik, akılcılık ve mütekabiliyet gibi temel ilkeler rehber edinilmiştir.

Bu bilgiler ışığında, Atatürk dönemi dış politikası ve uygulamaları hakkında aşağıdakilerden hangisi söylenemez?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: 1923-1930 döneminde imzalanan Montrö Boğazlar Sözleşmesi sayesinde, Lozan'da kurulan 'Boğazlar Komisyonu' kaldırılarak Türkiye'nin Boğazlar üzerindeki tam egemenliği tescil edilmiştir.

Cevap

Montrö Boğazlar Sözleşmesi'nin 1923-1930 yılları arasında imzalandığını belirten seçenek yanlıştır çünkü bu sözleşme 1936 yılında imzalanmıştır.
Montrö Boğazlar Sözleşmesi, 1936 yılında imzalanmıştır. Bu tarih, Atatürk dönemi dış politikasının 1930-1938 yılları arasındaki ikinci evresine denk gelmektedir. İfadede ise bu sözleşmenin 1923-1930 döneminde gerçekleştiği belirtilerek kronolojik bir hata yapılmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Atatürk dönemi dış politikasının kronolojik evrelerini hatırla.
1923-1930 dönemi 'Lozan'dan kalan sorunlar', 1930-1938 dönemi ise 'Barışı koruma ve güvenlik paktları' dönemidir.
Soruda verilen zaman dilimlerini doğru eşleştirmek için bu ayrım kritiktir.
2
Montrö Boğazlar Sözleşmesi'nin tarihini ve amacını analiz et.
Montrö, 1936 yılında imzalanmış ve Boğazlar üzerindeki kısıtlamaları (komisyon gibi) kaldırmıştır.
Montrö'nün 1936'da imzalanması, onun 1923-1930 dönemine ait bir başarı değil, 1930-1938 dönemine ait bir diplomatik zafer olduğunu kanıtlar.
3
Diğer seçeneklerdeki ilke ve uygulama eşleştirmelerini kontrol et.
Yabancı okullar (Bağımsızlık), Mübadele (Mütekabiliyet), Balkan/Sadabat (Barışçılık/Gerçekçilik) eşleşmeleri tarihsel gerçeklerle örtüşmektedir.
Seçeneklerin doğruluğunu teyit ederek yanlış olan ifadeyi kesinleştirir.

Anahtar Kavram

Atatürk Dönemi Dış Politika Dönemleri ve Temel İlkeler
Soru 207Soru

Türkiye Cumhuriyeti’nin "Yurtta sulh, cihanda sulh" ilkesi doğrultusunda dünya barışına hizmet etmek amacıyla Milletler Cemiyetine (Cemiyet-i Akvam) katılma süreciyle ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: 1932 yılında İspanya ve Yunanistan'ın teklifi, genel kurulun ise oy birliği ile aldığı karar neticesinde davet usulüyle gerçekleşmiştir.

Cevap

Türkiye'nin Milletler Cemiyetine girişi, 1932 yılında İspanya ve Yunanistan'ın teklifiyle gerçekleşen davet usulüyle olmuştur.
Türkiye Cumhuriyeti, 1932 yılında Milletler Cemiyeti'ne üyelik için resmen başvurmamış; İspanya'nın önerisi ve Yunanistan'ın desteğiyle genel kurul tarafından üyeliğe davet edilmiştir. Bu durum Türkiye'nin uluslararası arenadaki gücünü ve barışçı politikasının kabul gördüğünü göstermektedir.

Adım Adım Çözüm

1
Türkiye'nin cemiyete katılım yöntemini belirlemek.
Türkiye'nin klasik üyelik prosedürü olan 'başvuru' yerine 'davet' usulüyle cemiyete girdiğini tespit etmek.
Türkiye, Musul Meselesi'ndeki taraflı tutumu nedeniyle cemiyete karşı temkinli yaklaşmış ve davet beklediğini belirtmiştir.
2
Daveti yapan devletleri ve yılı doğrulamak.
1932 yılında İspanya'nın teklifi ve Yunanistan'ın desteğiyle Türkiye'nin cemiyete davet edildiği bilgisine ulaşmak.
Bu ülkelerin teklifi ve cemiyet genel kurulunun oy birliği kararı Türkiye'nin uluslararası saygınlığını teyit etmiştir.

Anahtar Kavram

Türkiye'nin Milletler Cemiyeti'ne davet usulüyle ve barışçı politikalar (Yurtta Sulh, Cihanda Sulh) neticesinde katılması.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 208Soru

Lozan Barış Antlaşması'nda Osmanlı Devleti'nden kalan dış borçların tasfiyesi sürecinde, borç yükümlülüğünün sadece Türkiye Cumhuriyeti'ne bırakılmaması ve Osmanlı'dan ayrılan diğer devletlere de paylaştırılması kararlaştırılmıştır.

Borçların bu devletler arasında bölüştürülmesinde aşağıdakilerden hangisi temel ölçüt olarak kabul edilmiştir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İlgili toprakların Osmanlı Devleti'nin toplam gelirindeki payı

Cevap

Borçların paylaştırılmasında, ilgili toprakların Osmanlı Devleti'nin toplam gelirindeki payı temel alınmıştır.
Lozan Barış Antlaşması uyarınca Osmanlı Devleti'nin dış borçları; Türkiye, Yunanistan, Suriye, Irak ve Balkan devletleri gibi Osmanlı'dan ayrılan halef devletler arasında bölüştürülmüştür. Bu bölüştürme işleminde, her devletin aldığı toprak parçasının 19101910-19121912 yılları arasındaki Osmanlı toplam genel gelirine katkısı oranında pay ayrılmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Lozan Barış Antlaşması'nın dış borçlarla ilgili hükümlerini analiz etmek.
Borçların, Osmanlı'dan ayrılan tüm halef devletler arasında paylaştırılması kararı.
Osmanlı Devleti'nin parçalanması sonucu ortaya çıkan yeni siyasi yapılar arasında adil bir dağılım yapmak.
2
Paylaşım için kullanılan ekonomik kriteri belirlemek.
İlgili bölgelerden sağlanan gelirlerin, Osmanlı toplam genel gelirine olan oranının esas alınması.
Borç yükünü, bölgelerin ekonomik kapasiteleriyle orantılı şekilde dağıtmak.

Anahtar Kavram

Osmanlı Borçlarının 'Halef Devletler' Arasında Gelir Oranına Göre Paylaştırılması

İpuçları

1
Borç paylaşımı yapılırken 'kimin ne kadar ödeyeceği' genellikle o toprağın ekonomik değeriyle ilgilidir.
2
Lozan'daki delegeler, Osmanlı bütçesine hangi bölgenin ne kadar katkı sağladığını gösteren mali kayıtları temel almışlardır.

Daha Fazla Pratik

Borçların paylaşımından sonra, ödeme yöntemi konusunda Fransa ile yaşanan 'altın frank - kağıt frank' krizini inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 209Soru

Türkiye Cumhuriyeti, Atatürk'ün 'Yurtta sulh, cihanda sulh' ilkesi doğrultusunda uluslararası barışın korunması süreçlerine aktif destek vermiş ve bu barışçı tutumu sayesinde dünya devletlerinin takdirini kazanmıştır. Bu durumun bir sonucu olarak gerçekleşen Milletler Cemiyeti (Cemiyet-i Akvam) üyeliğinin, cemiyetin genel işleyişinden farklılık gösteren temel özelliği aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Türkiye'nin cemiyete üye olmak için herhangi bir resmi başvuruda bulunmadan doğrudan davet edilmesi

Cevap

Türkiye'nin cemiyete üye olmak için resmi bir başvuruda bulunmadan, İspanya'nın teklifi ve Yunanistan'ın desteğiyle gelen davet üzerine katılması
Türkiye, barışçı politikalarının bir ödülü olarak Milletler Cemiyetine başvuru yapmadan, İspanya'nın teklifi ve Yunanistan'ın desteğiyle gelen resmi bir davet üzerine 18 Temmuz 1932 tarihinde üye olmuştur. Bu durum, Türkiye'nin uluslararası arenadaki saygınlığını göstermektedir.

Adım Adım Çözüm

1
Türkiye'nin dış politika ilkesini değerlendir
Yurtta sulh, cihanda sulh ilkesi Türkiye'nin uluslararası prestijini artırmıştır.
Bu ilke, Türkiye'nin barışçıl bir devlet olarak algılanmasını sağlamıştır.
2
Cemiyete giriş yöntemini analiz et
Genel uygulamanın aksine Türkiye başvuru yapmamış, davet edilmiştir.
1932 yılında İspanya'nın önergesi ve Yunanistan'ın desteğiyle cemiyet genel kurulu Türkiye'yi üyeliğe davet etmiştir.
3
Dönemin paktları ile kronolojik karşılaştırma yap
Cemiyete giriş (1932), Balkan Antantı (1934) ve Sadabat Paktı'ndan (1937) öncedir.
Kronolojik sıralama dış politika sorularında ayırt edici bir unsurdur.

Anahtar Kavram

Milletler Cemiyetine Davet Usulüyle Giriş
Tahmini Süre:50s
Soru 210Soru

1930'lu yıllarda İtalya'nın Habeşistan'ı işgali ve Almanya'nın Ren bölgesini silahlandırması gibi gelişmelerin yarattığı güvenlik tehdidi üzerine Türkiye, Lozan Boğazlar Sözleşmesi'nin değiştirilmesi için ilgili devletlere nota vermiştir. 1936 yılında imzalanan Montrö Boğazlar Sözleşmesi'nin aşağıdaki hükümlerinden hangisi, Türkiye'nin Boğazlar üzerindeki tam egemenliğini kısıtlayan en büyük hukuki engelin ortadan kaldırıldığının doğrudan kanıtıdır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Uluslararası Boğazlar Komisyonu'nun kaldırılarak yetkilerinin tamamen Türk Devleti'ne geçmesi

Cevap

Uluslararası Boğazlar Komisyonu'nun kaldırılarak yetkilerinin tamamen Türk Devleti'ne geçmesi hükmü, Türkiye'nin kendi toprakları üzerindeki yönetim hakkını kısıtlayan kurumsal engeli kaldırdığı için doğru cevaptır.
Lozan Boğazlar Sözleşmesi'ne göre Boğazlar'ın yönetimi, başkanı Türk olan uluslararası bir komisyona bırakılmıştı. Bu durum, Türkiye'nin kendi karasuları üzerinde mutlak hak sahibi olmasını engelliyordu. Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile bu komisyonun lağvedilmesi ve yetkilerinin Türk Devleti'ne devredilmesi, Boğazlar üzerindeki egemenlik sınırlamalarını hukuken sona erdirmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
1930'ların revizyonist politikalarını analiz etmek
Almanya ve İtalya'nın saldırgan tutumlarının Lozan'daki silahsızlanma hükümlerini geçersiz kıldığı anlaşıldı.
Türkiye'nin sözleşmeyi değiştirme talebinin haklı gerekçesini anlamak için gereklidir.
2
Lozan ve Montrö arasındaki yönetim farkını belirlemek
Lozan'da 'Uluslararası Komisyon' varken, Montrö'de bu komisyonun yetkilerinin Türkiye'ye geçtiği tespit edildi.
Egemenlik haklarının kime devredildiğini belirlemek temel amaçtır.
3
Egemenlik kavramı ile komisyonun kaldırılması arasındaki bağı kurmak
Bağımsız bir devletin sınırları içinde uluslararası bir kurulun yönetim yetkisine sahip olması egemenliğe aykırıdır.
Sorunun kökünde yatan 'tam egemenlik' kavramını doğrulamak için gereklidir.

Anahtar Kavram

Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile tam egemenliğin sağlanması
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 211Soru

Lozan Barış Konferansı'nda çözüme kavuşturulamayan ve daha sonra Milletler Cemiyeti'ne taşınan Musul Sorunu, 55 Haziran 19261926 tarihinde Türkiye ile İngiltere arasında imzalanan Ankara Antlaşması ile neticelenmiştir. Bu antlaşmanın hükümleri ve Türk dış politikasına etkileri göz önüne alındığında, aşağıdakilerden hangisi bu antlaşmanın sonuçlarından biri olarak gösterilemez?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Boğazlar Komisyonu'nun kaldırılarak Boğazlar üzerindeki tam egemenlik hakkının Türkiye'ye geçmesi

Cevap

Boğazlar Komisyonu'nun kaldırılarak tam egemenliğin sağlanması, 19261926 Ankara Antlaşması'nın değil, 19361936 Montrö Boğazlar Sözleşmesi'nin bir sonucudur.
Doğru cevap, Boğazlar Komisyonu'nun kaldırılmasını içeren ifadedir. Bu gelişme 19361936 yılında imzalanan Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile sağlanmıştır. 19261926 Ankara Antlaşması ise sadece Türkiye-Irak sınırı ve Musul petrolleri ile ilgili düzenlemeleri kapsamaktadır.

Adım Adım Çözüm

1
Antlaşma kapsamını belirleme
19261926 Ankara Antlaşması, Türkiye ile İngiltere arasındaki Musul Sorunu'nu çözmek için yapılmıştır.
Sorunun hangi konuyla ilgili olduğunu netleştirmek yanlış seçenekleri elememizi sağlar.
2
Maddeleri analiz etme
Antlaşma; Musul'un Irak'a bırakılmasını (Misak-ı Milli tavizi), sınırın çizilmesini ve %10\%10 petrol payını içermektedir.
Antlaşmanın gerçek hükümlerini hatırlayarak seçenekleri doğrulamak gerekir.
3
Boğazlar konusunu değerlendirme
Boğazlar üzerindeki kısıtlamalar ve komisyonun varlığı 19361936 yılına kadar sürmüştür.
19261926 yılında Boğazlar hala bir uluslararası komisyon tarafından yönetilmekteydi.

Anahtar Kavram

Musul Sorunu ve Ankara Antlaşması'nın (1926) diplomatik ve ekonomik sonuçları ile diğer dış politika başarılarından (Montrö) farkı.

İpuçları

1
Bu soru, 19261926 yılında imzalanan Ankara Antlaşması'nın neleri kapsayıp neleri kapsamadığını test etmektedir.
2
Antlaşmanın içeriğinde Musul'un Irak'a bırakılması ve petrol gelirleri gibi maddeler yer almaktadır.
3
Boğazlar üzerindeki tam egemenliğin 1010 yıl sonra, yani 19361936 yılında hangi sözleşme ile sağlandığını düşünün.

Daha Fazla Pratik

Musul Sorunu'nun çözüm sürecinde etkili olan Şeyh Sait İsyanı'nın iç ve dış politika arasındaki bağlantısını inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 212Soru

1923 tarihli Türk-Yunan Nüfus Mübadelesi Sözleşmesi'nde yer alan "etabli" (yerleşik) kavramı, taraflar arasında uzun yıllar süren bir hukuk savaşına dönüşmüştür. Türkiye, yerleşiklik statüsünün Türk iç hukukuna ve ikamet kayıtlarına göre belirlenmesini savunurken; Yunanistan, 30 Ekim 1918 tarihinden önce İstanbul'da bulunan tüm Rumların bu kapsamda değerlendirilmesini talep etmiştir. Milletler Cemiyeti ve Lahey Adalet Divanı'nın müdahil olduğu bu süreç, 1930 Ankara Antlaşması (Ahali Mukavelesi) ile nihai bir siyasi uzlaşıya bağlanmıştır.

Bu uzlaşma çerçevesinde, Lozan Sözleşmesi'nde öngörülen "30 Ekim 1918" tarihsel sınırının fiilen hükmünü yitirmesine ve krizin sonlanmasına yol açan temel düzenleme aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İstanbul'da bulunan tüm Rumların ve Batı Trakya'daki tüm Müslüman Türklerin, bölgeye geliş tarihlerine bakılmaksızın yerleşik (etabli) sayılması

Cevap

İstanbul'da bulunan tüm Rumların ve Batı Trakya'daki tüm Müslüman Türklerin, geliş tarihlerine bakılmaksızın yerleşik (etabli) sayılması
1930 Ankara Antlaşması ile Türkiye ve Yunanistan arasındaki gerginlik, 'etabli' tanımının esnetilmesiyle son bulmuştur. Bu antlaşmanın en kritik maddesi, 30 Ekim 1918 tarihine bakılmaksızın İstanbul'daki tüm Rumların ve Batı Trakya'daki tüm Türklerin yerleşik sayılmasıdır. Bu düzenleme, Lozan'daki katı tarih kriterini geçersiz kılmış ve bölgedeki nüfus yapısını dondurarak siyasi istikrarı sağlamıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Lozan (1923) kriterini analiz et
Mübadele Sözleşmesi'ne göre sadece 30 Ekim 1918'den önce gelenler 'etabli' (yerleşik) sayılıyordu.
Bu tarihsel sınır, o tarihten sonra İstanbul'a gelen binlerce Rum'un mübadeleye dahil edilip edilmeyeceği krizini doğurdu.
2
Hukuki çıkmazı değerlendir
Türkiye iç hukuku, Yunanistan ise fiili durumu (mevcudiyet) savundu; Adalet Divanı (PCIJ) kararı ise net bir çözüm sunamadı.
Hukuki tartışma sürdükçe Türk-Yunan ilişkileri gerildi ve ordu teyakkuza geçti.
3
1930 Ankara Antlaşması'ndaki (Ahali Mukavelesi) değişikliği tespit et
10 Haziran 1930'da imzalanan antlaşma ile 'geliş tarihi' kriteri tamamen kaldırıldı.
İtalya'nın yayılmacı politikasına karşı Balkan Antantı'na giden yolu açmak için siyasi bir uzlaşı sağlandı.

Anahtar Kavram

1930 Ankara Antlaşması (Ahali Mukavelesi) ile Etabli Kriterinin Genişletilmesi

İpuçları

1
Lozan'daki 1918 sınırı, 1930 yılındaki antlaşmayla nasıl değişmiş olabilir?
2
Etabli krizinin çözümü, Türkiye ve Yunanistan'ın Balkan Antantı'nda müttefik olabilmesi için 'fiili durumu' kabullenmesiyle gerçekleşmiştir.
3
1930 Ankara Antlaşması, 'geliş tarihi' şartını tamamen ortadan kaldırarak İstanbul Rumlarını ve Batı Trakya Türklerini oldukları gibi yerleşik kabul etmiştir.

Daha Fazla Pratik

Mübadele sorununun çözülmesinin ardından kurulan Balkan Antantı'nın üyelerini ve amacını inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:3m 0s
Soru 213Soru

Atatürk dönemi Türk dış politikası; 1923-1930 arası "Lozan'ın Tasfiyesi" ve 1930-1939 arası "Kolektif Güvenlik ve Aktif Diplomasi" olmak üzere iki ana safhaya ayrılır. İlk dönemde Türkiye, daha çok bağımsızlığını tescil ettirmeye ve ikili düzeyde sorunlarını çözmeye odaklanmış; 1930'dan itibaren ise dünya barışını tehdit eden gelişmeler karşısında uluslararası kuruluşlarla iş birliğini ve çok taraflı paktları esas alan aktif bir diplomasi izlemiştir.

Bu iki dönem arasındaki stratejik paradigma değişiminde ve Türkiye'nin daha "aktif" bir dış politikaya yönelmesinde aşağıdakilerden hangisinin etkili olduğu savunulamaz?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Lozan Antlaşması ile getirilen Boğazlar rejiminin (askersiz bölge ve komisyon) Türkiye'nin güvenliği için yeterli görülerek bu statükonun korunmak istenmesi

Cevap

Lozan Antlaşması ile getirilen Boğazlar rejiminin Türkiye'nin güvenliği için yeterli görülerek bu statükonun korunmak istenmesi seçeneği savunulamaz çünkü Boğazlar'ın askersiz olması Türkiye için bir güvenlik tehdidi oluşturmaktaydı.
Doğru yanıt olan seçenek, Lozan Antlaşması'ndaki Boğazlar rejiminin (askersiz bölge ve uluslararası komisyon) Türkiye için yeterli ve güvenli olduğunu iddia etmektedir. Oysa Türkiye, Boğazlar'ın silahsızlandırılmış olmasını ulusal güvenliğine büyük bir tehdit olarak görmüş ve 1930'lu yıllarda değişen dünya dengelerini kullanarak bu statükoyu Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile lehine değiştirmek için aktif bir diplomasi yürütmüştür. Dolayısıyla bu durum, bir 'memnuniyet ve statükoyu koruma' gerekçesi değil, aksine bir 'güvenlik kaygısı ve statükoyu değiştirme' motivasyonudur.

Adım Adım Çözüm

1
Atatürk dönemi dış politikasının iki ana dönemini (1923-1930 ve 1930-1939) ve temel özelliklerini belirle.
1923-1930: Lozan'ın tasfiyesi, ikili ilişkiler, bağımsızlık odağı. 1930-1939: Aktif diplomasi, kolektif güvenlik, uluslararası paktlar.
Dönemsel farkları anlamak, paradigma değişiminin nedenlerini analiz etmek için gereklidir.
2
1930 sonrası aktif politikayı tetikleyen faktörleri (yayılmacı tehditler, iç reformların bitişi, eski sorunların çözümü) değerlendir.
İtalya/Almanya tehdidi, iç istikrar ve eski sorunların bitişi Türkiye'yi yeni ittifaklara itmiştir.
Sorunun 'savunulamaz' kısmını bulmak için 'savunulabilir' gerekçeleri elemek gerekir.
3
Lozan'daki Boğazlar rejiminin mahiyetini ve Türkiye'nin bu rejime bakışını analiz et.
Lozan'da Boğazlar'ın her iki yanının askersiz bırakılması ve uluslararası bir komisyonun varlığı, Türkiye'nin egemenliğini kısıtlayan ve güvenliğini tehlikeye atan bir durumdu.
Doğru seçeneğe ulaşmak için Boğazlar konusundaki tarihsel gerçeği saptamak gerekir.
4
Türkiye'nin Boğazlar politikasının statükoyu koruma mı yoksa değiştirme mi olduğunu belirle.
Türkiye bu statükodan memnun değildi; bu nedenle Montrö Boğazlar Sözleşmesi'ni imzalatmak için aktif bir kampanya yürütmüştür. Yani bu durum, mevcut statükoyu 'koruma' değil, 'değiştirme' motivasyonudur.
Seçenekteki 'statükonun korunmak istenmesi' ifadesinin tarihsel gerçekle çeliştiği sonucuna varılır.

Anahtar Kavram

Atatürk Dönemi Dış Politika Safhaları ve Boğazlar Meselesi

İpuçları

1
Türkiye'nin 1930 öncesindeki 'içeride kalma/sorun çözme' hali ile 1930 sonrasındaki 'dünya siyasetine yön verme' hali arasındaki farkı düşünün.
2
Lozan Antlaşması'nda Boğazlar'ın statüsü nasıldı? Türkiye'nin sınırlarını koruması için Boğazlar'da asker bulundurması gerekmiyor muydu?
3
Lozan'da Boğazlar askersiz bırakılmış ve bir komisyona devredilmişti. Türkiye bu kısıtlamayı Montrö ile kaldırdı. Yani Türkiye Lozan'daki bu statükoyu 'korumak' değil 'değiştirmek' istiyordu.

Daha Fazla Pratik

Türkiye'nin 1930'dan sonra katıldığı uluslararası paktların (Balkan Antantı, Sadabat Paktı vb.) tarihlerini ve hangi ülkelere karşı kurulduğunu tekrar edin.
Tahmini Süre:2m 30s
Soru 214Soru

1923 yılında imzalanan Türk-Yunan Nüfus Mübadelesi Sözleşmesi'ne göre Türkiye'deki Rumlar ile Yunanistan'daki Türklerin karşılıklı olarak yer değiştirmesi kararlaştırılmış, ancak bazı bölgelerde yaşayan nüfus bu uygulamanın dışında tutulmuştur. Buna göre, aşağıdakilerden hangisi mübadeleden muaf tutulan (etabli sayılan) Türk nüfusun yaşadığı bölgedir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Batı Trakya

Cevap

Batı Trakya'da yaşayan Türkler, nüfus mübadelesinden muaf tutularak yerleşik (etabli) sayılmışlardır.
Türk-Yunan Nüfus Mübadelesi kapsamında sadece İstanbul'daki Rumlar ve Batı Trakya'daki Türkler 'etabli' (yerleşik) sayılarak yerlerinde kalmışlardır. Bu nedenle Batı Trakya bölgesi doğru cevaptır.

Adım Adım Çözüm

1
Mübadele sözleşmesindeki istisnai bölgeleri hatırlamak.
İstanbul'daki Rumlar ile Batı Trakya'daki Türklerin mübadele dışı bırakıldığı bilgisine ulaşılır.
Sözleşme, her iki ülkede de belirli azınlık gruplarının yerinde kalmasını öngörmüştür.
2
Seçenekler arasında bu bölgelerden birini aramak.
Batı Trakya bölgesi seçeneklerde yer almaktadır.
Diğer seçenekler (Selanik, Yanya, Girit, Mora) mübadeleye tabi olan ve Türk nüfusun ayrıldığı yerlerdir.

Anahtar Kavram

Nüfus mübadelesinden muaf tutulan bölgeler (Etabli)

İpuçları

1
Mübadele dışında tutulan sadece iki bölge vardır: Biri Türkiye'de, diğeri Yunanistan'da.

Daha Fazla Pratik

Mübadele sorununun 1930 Ankara Antlaşması ile nasıl kesin olarak çözüldüğünü inceleyiniz.
Tahmini Süre:45s
Soru 215Soru

19291929 Dünya Ekonomik Buhranı'nın yarattığı mali darboğaz nedeniyle Türkiye'nin dış borç ödemelerinde yeni bir düzenleme talep etmesi üzerine, alacaklı devletlerle 19331933 yılında imzalanan yeni antlaşmanın, 19281928 Paris Sözleşmesi'ne göre Türkiye lehine sağladığı en önemli teknik avantaj ve bu süreçte uygulanan ekonomik yöntem aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Borçların "Altın Frangı" yerine değeri düşmüş olan "Kağıt Frank" üzerinden hesaplanması ve ödemelerin Türk ihraç malları ile (Takas/Clearing sistemi) yapılabilmesi

Cevap

Borçların Altın Frangı yerine Kağıt Frank üzerinden hesaplanması ve ödemelerin takas sistemiyle yapılması
Doğru seçenek, 19331933 antlaşmasının en kritik iki unsurunu içermektedir: Değeri sabit ve yüksek olan Altın Frangı yerine, değeri düşen Kağıt Frank'ın kabul edilmesi borç yükünü hafifletmiş; takas (clearing) sistemi ise döviz ihtiyacını ortadan kaldırarak yerli üretimi desteklemiştir.

Adım Adım Çözüm

1
1929 Dünya Ekonomik Buhranı'nın etkilerini analiz et
Küresel kriz nedeniyle Türkiye'nin döviz rezervleri azalmış ve 1928'de belirlenen takvimi uygulama şansı kalmamıştır.
Dış borç krizinin nedenini anlamak için ekonomik bağlamı bilmek gerekir.
2
1933 Antlaşması'nın teknik detaylarını incele
Alacaklılarla (özellikle Fransa) yapılan görüşmelerde borç birimi altın frangından kağıt franga çevrilmiş ve 'Clearing' (Takas) sistemi kabul edilmiştir.
Bu teknik değişiklik, borç yükünün reel olarak azalmasını sağlamıştır.
3
Ekonomik bağımsızlık ve egemenlik açısından sonucu değerlendir
Türkiye, kendi yerli mallarını ihraç ederek borç ödeme imkanına kavuşmuş ve Duyun-u Umumiye'nin doğrudan müdahale yetkileri tamamen tasfiye edilmiştir.
Antlaşmanın temel amacının hem ekonomik rahatlama hem de siyasi egemenlik olduğunu teyit etmek içindir.

Anahtar Kavram

1933 Dış Borçlar Antlaşması ve Takas Sistemi

İpuçları

1
1929 krizinin ardından paranın değeri ve döviz bulma zorluğunu düşünün.
2
Fransa ile yaşanan gerginliğin temelinde borçların hangi para birimi üzerinden (altın vs. kağıt) ödeneceği yatıyordu.
3
Türkiye'nin borç ödemek için nakit döviz yerine mal (ürün) vermesini sağlayan sistemin adını hatırlayın.

Daha Fazla Pratik

Hoover Moratoryumu'nun Türkiye'ye borç ödemeleri konusunda sağladığı bir yıllık nefes alma sürecini inceleyebilirsiniz.

Alternatif Yöntem

Soruya 'egemenlik' perspektifinden bakarak; Duyun-u Umumiye'nin yetkilerinin kısıtlanması ve yerli paranın/malın korunması önceliğiyle eleme yapılabilir.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 216Soru

19361936 yılında imzalanan Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile Türkiye'nin Boğazlar üzerindeki tam egemenliğini kısıtlayan hangi temel engel ortadan kaldırılarak yetkileri doğrudan Türk Devleti'ne devredilmiştir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Uluslararası Boğazlar Komisyonu

Cevap

Uluslararası Boğazlar Komisyonu
Doğru cevap, Uluslararası Boğazlar Komisyonu'nun kaldırılmasıdır. 19231923 Lozan Boğazlar Sözleşmesi'ne göre Boğazların yönetimi, başkanı Türk olan ancak uluslararası bir komisyon tarafından yürütülüyordu. 19361936 Montrö Sözleşmesi ile bu komisyonun tüm yetkileri Türk Devleti'ne devredilerek Türkiye'nin Boğazlar üzerindeki tam egemenliği tescil edilmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Lozan Antlaşması'ndaki Boğazlar statüsünü hatırla.
Lozan'da Boğazlar yönetimi, başkanı Türk olan uluslararası bir komisyona bırakılmıştı.
Bu durum Türkiye'nin tam egemenlik haklarını kısıtlayan bir unsurdu.
2
Montrö Boğazlar Sözleşmesi'nin getirdiği değişikliği analiz et.
Komisyonun kaldırılmasına ve yetkilerinin Türkiye'ye geçmesine karar verildi.
Türkiye'nin uluslararası alandaki diplomatik başarısı, bu kısıtlamanın kalkmasını sağlamıştır.

Anahtar Kavram

Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile Boğazlar üzerindeki uluslararası komisyonun kaldırılarak tam egemenliğin sağlanması.

İpuçları

1
Lozan Antlaşması'nda Boğazların yönetimi kime bırakılmıştı?
2
Türkiye'nin bağımsızlık anlayışına ters düşen, 'devlet içinde devlet' gibi çalışan kurulları düşünün.
3
Montrö ile kaldırılan bu yapı, birden fazla devletin temsilcisinden oluşan bir 'komisyon'dur.

Daha Fazla Pratik

Montrö ile birlikte Boğazlar'ın her iki yakasındaki askerden arındırılmış bölgelerin durumunu da inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:45s
Soru 217Soru

Osmanlı Devleti’nden devralınan borçların tasfiyesi sürecinde, 19281928 Paris Sözleşmesi ile belirlenen ödeme takvimi 19291929 Dünya Ekonomik Bunalımı’nın yarattığı ağır şartlar nedeniyle uygulanamaz hale gelmiştir. Türkiye’nin girişimiyle 19331933 yılında Fransa ile imzalanan yeni antlaşmada borçların "altın frank" yerine "kağıt frank" üzerinden ödenmesi ve "takas (clearing)" sisteminin uygulanması kararlaştırılmıştır.

19331933 tarihli bu yeni düzenlemenin Türkiye ekonomisine sağladığı temel avantaj aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Borç taksitlerinin ödenmesinde nakit döviz ihtiyacını azaltarak yerli ürünlerin ihracatını teşvik etmesi

Cevap

1933 Antlaşması ile getirilen takas (clearing) sistemi, Türkiye'nin döviz rezervlerini harcamadan yerli malı ihracatı yoluyla borçlarını ödemesini sağlayarak ekonomik bir rahatlama yaratmıştır.
1933 yılında yapılan düzenleme, 1929 krizinin yarattığı döviz kıtlığını aşmak amacıyla 'clearing' (takas) yöntemini getirmiştir. Bu yöntem, borçların nakit döviz yerine mal ihracatı ile ödenmesine olanak tanıyarak hem hazinenin döviz dengesini korumuş hem de yerli üreticiye pazar sağlamıştır. Ayrıca altın frank yerine kağıt frankın esas alınması, enflasyonist ortamda borcun reel yükünü azaltmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
1929 krizinin etkisini analiz etme
Dünya genelinde yaşanan ekonomik kriz Türkiye'nin döviz rezervlerinin azalmasına ve dış ticaretin daralmasına neden olmuştur.
Borçların dövizle ödenmesini zorlaştıran temel engel krizin yarattığı likidite problemidir.
2
Ödeme birimi değişikliğini değerlendirme
Altın frank yerine kağıt frankın kabul edilmesi, Fransız frangının devalüasyona uğraması nedeniyle Türkiye'nin ödeyeceği tutarın reel olarak azalmasını sağlamıştır.
Kağıt para birimleri altına oranla daha hızlı değer kaybettiği için borçlunun lehine bir durum oluşturur.
3
Clearing (Takas) sisteminin mantığını kavrama
Borçların nakit para yerine Türkiye'den ihraç edilen tarım ve sanayi ürünleri ile mahsuplaşılması sağlanmıştır.
Bu sistem hem döviz çıkışını engellemiş hem de kriz ortamında Türk ürünlerine dış pazar garantisi sunmuştur.

Anahtar Kavram

1933 Dış Borçlar Antlaşması ve Clearing Sistemi
Soru 218Soru

Cumhuriyet’in ilk yıllarında Fransa ve Vatikan, Türkiye’deki okullarının müfredat ve denetim kurallarına itiraz ederek konuyu diplomatik bir nota ile Ankara’ya taşımış ve uluslararası bir konferans teklif etmiştir. Türk hükümeti ise bu talepleri kesin bir dille reddederek; konunun muhatabının dış işleri temsilcileri değil, doğrudan Milli Eğitim Bakanlığı (Maarif Vekaleti) olduğunu ilan etmiştir.

Türkiye’nin bu meselede herhangi bir diplomatik müzakereyi kabul etmeyerek sorunu tamamen bir 'iç mesele' olarak tanımlamasının en temel hukuki dayanağı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Lozan Barış Antlaşması’nda bu kurumların 'Türk kanun ve yönetmeliklerine tabi olacağı' hükmünün kesinleşmiş olması

Cevap

Türkiye'nin bu meseleyi bir iç hukuk meselesi olarak görmesinin temel dayanağı, Lozan Barış Antlaşması'nda bu okulların Türk kanun ve yönetmeliklerine tabi olacağının hükme bağlanmış olmasıdır.
Doğru seçenek, Türkiye'nin tezinin temelini oluşturan hukuki dayanağı belirtmektedir. Lozan Barış Antlaşması'nda yabancı okulların Türk hukukuna ve idari kurallarına uyması şartı kesin olarak kabul edilmiştir. Türkiye bu maddeye dayanarak, 1924 Tevhid-i Tedrisat Kanunu ve 1925 yönetmeliklerini (Türkçe dersleri, Türk müfettişler vb.) uygulama hakkını kendinde görmüştür. Fransa'nın bu konuyu diplomatik masaya taşıma isteği, Türkiye tarafından iç hukuka müdahale ve kapitülasyonların yeniden canlandırılması girişimi olarak değerlendirilmiş ve reddedilmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Lozan Antlaşması'nın ilgili hükümlerini analiz etme
Antlaşma ile yabancı okulların Osmanlı döneminden kalan kapitülasyon tipi ayrıcalıkları kaldırılmıştır.
Uluslararası bir antlaşmada bu kurumların yerel hukuka tabi olacağı kabul edildiği için Türkiye egemenlik hakkını kullanmıştır.
2
1924 ve 1925 iç düzenlemelerini değerlendirme
Tevhid-i Tedrisat Kanunu ve ardından çıkarılan yönetmeliklerle müfredat (Türkçe, Tarih, Coğrafya dersleri) ve denetim şartları belirlenmiştir.
Eğitim birliği ve milli kültürün korunması amacıyla bu düzenlemeler iç yetki alanında yapılmıştır.
3
Fransa'nın talebini reddetme mantığını kavrama
Türkiye, Fransa'nın görüşme talebini 'egemenlik hakkına müdahale' olarak nitelendirip masaya oturmamıştır.
Müzakere kabul edilseydi konu uluslararası bir nitelik kazanacak ve Türkiye'nin tam bağımsızlık ilkesi zedelenecekti.

Anahtar Kavram

Tam Bağımsızlık ve Eğitim Egemenliği

İpuçları

1
Türkiye bu sorunda neden 'muhatabımız diplomatlar değil, eğitim bakanlığıdır' demiş olabilir?
2
Bir meselenin uluslararası masaya taşınması, o ülkenin tam bağımsızlığına zarar verir mi?
3
Lozan Antlaşması'nda yabancı okulların statüsünün 'Türk iç hukukuna tabi' kılınmış olması en güçlü kozdur.

Daha Fazla Pratik

Yabancı okullar meselesindeki bu 'iç mesele' tutumunu, nüfus mübadelesinde Milletler Cemiyeti'ne gidilmesi durumuyla kıyaslayarak aradaki farkı analiz ediniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 219Soru

19231923 Lozan Boğazlar Sözleşmesi ile getirilen rejim, Boğazlar'ın her iki yakasının askerden arındırılmasını ve yönetimin bir uluslararası komisyona bırakılmasını öngörmekteydi. 19361936 yılında imzalanan Montrö Boğazlar Sözleşmesi ise bu düzenlemelerde köklü değişiklikler yapmıştır.

Buna göre, Montrö Boğazlar Sözleşmesi'nin aşağıdaki hükümlerinden hangisi Türkiye'nin Boğazlar üzerindeki "tam egemenlik" hakkını kısıtlayan unsurların ortadan kalktığının en doğrudan kanıtıdır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Uluslararası Boğazlar Komisyonu'nun kaldırılarak yetkilerinin Türk Devleti'ne devredilmesi

Cevap

Uluslararası Boğazlar Komisyonu'nun kaldırılarak yetkilerinin Türk Devleti'ne devredilmesi
Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile Uluslararası Boğazlar Komisyonu kaldırılmış ve tüm yetkileri Türk Devleti'ne geçmiştir. Bu durum, Türkiye'nin kendi toprakları üzerinde yabancı bir kurulun müdahalesi olmadan karar verme yetkisine kavuştuğunu, yani tam egemenliğini kazandığını gösteren en güçlü siyasi kanıttır.

Adım Adım Çözüm

1
Lozan ve Montrö rejimleri arasındaki farkları belirle
Lozan'da yönetim komisyondaydı ve bölgeler askersizdi; Montrö'de komisyon kaldırıldı ve silahlandırma hakkı verildi.
Egemenlik kısıtlamalarının hangileri olduğunu anlamak için eski ve yeni rejimi kıyaslamak gerekir.
2
"Tam egemenlik" kavramını analiz et
Tam egemenlik, bir devletin kendi topraklarında başka bir otorite (komisyon gibi) olmadan mutlak yetki sahibi olmasıdır.
Soruda sorulan 'en doğrudan kanıt' ifadesini karşılamak için kavramsal netlik gerekir.
3
Sonucu doğrula
Komisyonun kaldırılması, Boğazlar üzerindeki uluslararası vesayetin bittiğini ve yönetimin sadece Türkiye'ye geçtiğini kanıtlar.
En kapsamlı ve doğrudan siyasi kazanım komisyonun lağvedilmesidir.

Anahtar Kavram

Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile kazanılan tam egemenlik ve komisyonun kaldırılması

İpuçları

1
Lozan'da Boğazlar'ın yönetiminde Türkiye tek başına yetkili miydi?
2
Bir devletin kendi sınırları içindeki bir bölgede uluslararası bir kurulun (komisyonun) bulunması egemenliğini nasıl etkiler?
3
Montrö ile beraber hem yönetimdeki 'komisyon' kalkmış hem de asker bulundurma yasağı sona ermiştir.

Daha Fazla Pratik

Lozan Boğazlar Sözleşmesi ile Montrö arasındaki farkları bir tablo üzerinden tekrar ederek egemenlik kavramını pekiştirebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 220Soru

19361936 yılında Fransa'nın Suriye üzerindeki manda yönetimini sonlandıracağını ilan etmesiyle başlayan süreçte, Milletler Cemiyeti tarafından görevlendirilen raportörün hazırladığı Sandler Raporu doğrultusunda Hatay için öngörülen statü aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İç işlerinde bağımsız, dış işlerinde, savunma ve gümrük konularında Suriye'ye bağlı "ayrı bir varlık" olarak kabul edilmesi

Cevap

Sandler Raporu ile Hatay'ın iç işlerinde bağımsız, dış işlerinde ise Suriye'ye bağlı "ayrı bir varlık" statüsünde olması kararlaştırılmıştır.
Sandler Raporu, Hatay'ın Suriye'den ayrı bir siyasi birim (Ayrı Varlık) olarak kabul edilmesini sağlayarak bölgenin anavatana katılması sürecindeki en kritik diplomatik ve hukuki başarıyı temsil eder. Bu statü ile Hatay'ın kendi anayasası ve meclisi olması, ancak bazı dış ilişkilerde Suriye'ye bağlı kalması öngörülmüştür.

Adım Adım Çözüm

1
Krizin başlangıcını analiz etme
Fransa'nın 19361936'da Suriye mandasından çekilmesiyle Hatay'ın geleceği tehlikeye girmiş ve Türkiye konuyu Milletler Cemiyeti'ne taşımıştır.
Sorunun uluslararası hukuk zeminindeki başlangıç noktasını belirlemek.
2
Sandler Raporu'nun içeriğini hatırlama
İsveçli raportör Sandler, Hatay'ın (Sancak) Suriye'den ayrı bir varlık olduğunu ancak tam bağımsız olmadığını belirtmiştir.
Raporda önerilen hukuki statüyü belirlemek.
3
Statü ayrıntılarını değerlendirme
İç işlerinde bağımsızlık tanınırken; dış işleri, gümrük ve savunma alanlarında Suriye ile bağın korunması önerilmiştir.
Seçenekler arasında teknik tanıma en uygun olanı seçmek.

Anahtar Kavram

Sandler Raporu ve Ayrı Varlık Statüsü

İpuçları

1
Türkiye, Hatay meselesini hukuki bir zemine taşımak için Milletler Cemiyeti'ne başvurmuştur.
2
Cemiyet raportörü Sandler, bölgenin Suriye'den farklı bir kimliği olduğunu ancak bazı konularda bağlılığın süreceğini rapor etmiştir.
3
Raporda kullanılan anahtar kavram, bölgenin 'ayrı bir varlık' (distinct entity) olarak tanımlanmasıdır.

Daha Fazla Pratik

Hatay Cumhuriyeti'nin kurulması ve ilk cumhurbaşkanı Tayfur Sökmen hakkında bilgi edinerek süreci pekiştirebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
ÖncekiSayfa 11 / 30Sonraki
Atatürk Dönemi Türk Dış Politikası — KPSS Genel Yetenek - Genel Kültür — Sayfa 11 | Examkin