Atatürk Dönemi Türk Dış Politikası

596 soru

Soru 221Soru

Atatürk dönemi Türk dış politikası; 1923-1930 yılları arasında ağırlıklı olarak Lozan Barış Antlaşması'ndan kalan pürüzlerin giderilmesine odaklanırken, 1930-1939 yılları arasında dünyada artan savaş tehditlerine karşı "kolektif güvenlik" ve "aktif barış" arayışlarına yönelmiştir.

Buna göre, aşağıdakilerden hangisi Türkiye'in 1930-1939 yılları arasındaki dış politika anlayışı çerçevesinde gerçekleştirdiği faaliyetlerden biri değildir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Fransa ile yaşanan Yabancı Okullar Sorunu'nun iç mesele sayılarak çözümlenmesi

Cevap

Yabancı Okullar Sorunu'nun çözümlenmesi seçeneği, 1923-1930 arası döneme ait bir gelişme olduğu için yanlış olan seçenektir.
Yabancı Okullar Sorunu, 1924 yılında Tevhid-i Tedrisat Kanunu sonrası gündeme gelmiş ve 1925-26 yıllarında Türkiye'nin iç meselesi sayılarak çözüme kavuşturulmuştur. Bu durum, 1923-1930 yılları arasındaki 'Lozan'dan kalan sorunların çözümü' döneminin bir parçasıdır; 1930 sonrası 'aktif barış ve güvenlik' politikasıyla doğrudan ilgili değildir.

Adım Adım Çözüm

1
Olayların kronolojik takibi
Yabancı Okullar Sorunu (1924-25), Milletler Cemiyeti (1932), Balkan Antantı (1934), Montrö (1936), Sadabat Paktı (1937)
Soruda istenen 1930 sonrası döneme ait olmayan gelişmeyi bulmak için tarihsel sıralama yapılmalıdır.
2
Olayların niteliksel analizi
Milletler Cemiyeti ve paktlar 'güvenlik/barış' odaklıyken, Yabancı Okullar 'Lozan'dan kalan pürüz' odaklıdır.
Atatürk dönemi dış politikasının iki ana dönemindeki stratejik öncelik farkını ayırt etmek gerekir.

Anahtar Kavram

Atatürk Dönemi Türk Dış Politikası Dönemleri ve Stratejik Öncelikler

İpuçları

1
Olayların tarihlerini ve 'Lozan'dan kalan bir pürüz' mü yoksa 'yeni bir güvenlik arayışı' mı olduklarını düşünün.

Daha Fazla Pratik

1923-1930 ve 1930-1939 dönemlerini ayıran temel farkı bir tablo üzerinde çalışarak pekiştirebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 222Soru

Atatürk Dönemi'nde Osmanlı Devleti'nden devralınan dış borçların tasfiyesi sürecinde; 1928 Paris Borçlar Sözleşmesi ile belirlenen ödeme takviminin 1929 Dünya Ekonomik Bunalımı nedeniyle aksaması üzerine, Türkiye'nin 1933 yılında alacaklı devletlerle imzaladığı yeni antlaşmada elde ettiği ve hem yerli sanayiyi korumayı hem de döviz rezervlerini muhafaza etmeyi amaçlayan temel kazanım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Borç taksitlerinin doğrudan dövizle ödenmesi yerine, alacaklı ülkelerin Türkiye'den yapacağı mal ithalatına bağlayan "takas ve clearing" sisteminin kabul ettirilmesi

Cevap

Borç taksitlerinin mal ihracatına dayalı 'takas ve clearing' sistemiyle ödenmesinin kabul ettirilmesidir.
1933 Antlaşması'nın en stratejik unsuru, borç ödemelerinin 'Clearing' (takas) sistemine bağlanmasıdır. Bu sayede Türkiye, nakit döviz ödemek yerine ürettiği malları alacaklı ülkelere satarak borcundan düşürmüştür. Bu durum, 1929 krizinin yarattığı döviz darboğazında yerli sanayinin ve üretimin dış pazara erişimini zorunlu bir mekanizma ile garanti altına almıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Kriz Etkisini Analiz Et
1929 Dünya Ekonomik Bunalımı, Türkiye'nin döviz gelirlerini düşürmüş ve 1928'de yapılan borç ödeme planını imkansız hale getirmiştir.
Dış borç ödemeleri dövizle yapıldığı için döviz kıtlığı krize neden olmuştur.
2
Uluslararası Dayanakları Belirle
Türkiye, Hoover Moratoryumu'nun (1931) sağladığı 'devletler arası borçların ertelenmesi' ikliminden yararlanarak alacaklılarla masaya oturmuştur.
Küresel kriz tüm dünyada borç ödemelerini zorlaştırdığı için Türkiye'nin tezi meşruiyet kazanmıştır.
3
1933 Antlaşması'nın Özgünlüğünü Kavra
Alacaklı devletler, Türkiye'den döviz alamayacaklarını anlayınca, alacaklarını Türkiye'den ithal edecekleri ürünlerle (fındık, tütün, pamuk vb.) mahsuplaşmayı kabul etmişlerdir.
Bu durum 'Clearing (Takas)' sistemi olarak adlandırılır ve Türkiye'nin hem borç ödemesini hem de elindeki az miktardaki dövizi sanayileşme için kullanmasını sağlamıştır.

Anahtar Kavram

Clearing (Takas) Sistemi ve Ekonomik Egemenlik

İpuçları

1
1929 krizinden sonra dünyada döviz bulmak imkansız hale gelince devletler 'mal karşılığı mal' ticaretine yönelmiştir.
2
Türkiye bu dönemde 'Devletçilik' ilkesini uygularken döviz rezervlerini korumak için dış ticarette kısıtlamalara gitmiştir.
3
Alacaklılara 'Size para veremeyiz ama sattığımız fındık ve pamukla borcumuzu mahsuplaşabiliriz' denilen sistemin adını düşünün.

Daha Fazla Pratik

Osmanlı borçlarının son taksitinin 1954 yılında ödendiğini ve bu sürecin Demokrat Parti döneminde tamamlandığını unutmayın.

Alternatif Yöntem

Kronolojik olarak 1928 (Kriz öncesi - Daha sert şartlar) ve 1933 (Kriz sonrası - Türkiye'nin eli güçlü) ayrımını yaparak, 1933'teki çözümün 'mali egemenlik' ve 'yerli üretim' odaklı olduğunu saptayabilirsiniz.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 223Soru

Lozan Barış Konferansı'nda çözüme kavuşturulamayan Musul Sorunu'nun Milletler Cemiyeti'ne taşınması ve cemiyetin sunduğu "Brüksel Hattı" raporu doğrultusunda şekillenen 55 Haziran 19261926 tarihli Ankara Antlaşması ile ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Musul ve Kerkük'ün Irak'a bırakılmasına karşılık bölge petrol gelirlerinin %10\%10'unun 2525 yıl süreyle Türkiye'ye verilmesi kararlaştırılmıştır.

Cevap

1926 Ankara Antlaşması ile Musul ve Kerkük Irak'a bırakılmış, ancak Türkiye'nin ekonomik kaybını telafi etmek amacıyla bölge petrol gelirlerinden %10\%10'luk bir payın 2525 yıl boyunca Türkiye'ye ödenmesi hükme bağlanmıştır.
Doğru seçenek, antlaşmanın en temel sonucunu belirtmektedir. Türkiye, içteki Şeyh Sait İsyanı gibi olumsuz faktörlerin de etkisiyle, Musul'un Irak'a bırakılmasını kabul etmiş; ancak mali bir kazanım olarak petrol gelirlerinden pay almıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Sorunun tarihsel sürecini analiz etme
Musul Sorunu Lozan'da çözülemeyip Milletler Cemiyeti'ne (Brüksel Hattı) taşınmıştır.
Antlaşmanın hangi uluslararası dinamikler sonucunda imzalandığını anlamak için gereklidir.
2
Antlaşmanın içeriğini ve taraflarını belirleme
Antlaşma 19261926'da Türkiye ile İngiltere arasında imzalanmıştır.
Diğer sınır antlaşmaları (Moskova, Kars, 1921 Ankara) ile karışıklığı önlemek için taraflar kritiktir.
3
Ekonomik ve siyasi hükümleri eşleştirme
Musul'un Irak'a bırakılması (siyasi) ve %10\%10 petrol payı (ekonomik) kararlaştırılmıştır.
Ankara Antlaşması'nın en spesifik ve KPSS'de sık sorulan hükmü budur.

Anahtar Kavram

Musul Sorunu'nun çözümü ve 1926 Ankara Antlaşması'nın mali hükümleri.

İpuçları

1
Bu antlaşma, Türkiye'nin Irak sınırını kesinleştiren ve İngiltere ile yapılan görüşmelerin sonucudur.
2
Antlaşmanın içeriğinde toprak kaybına karşılık bölgedeki petrol kaynaklarından elde edilecek gelirle ilgili bir madde yer almaktadır.
3
Milletler Cemiyeti'nin belirlediği 'Brüksel Hattı' sınır kabul edilmiş ve %10\%10 petrol payı kararlaştırılmıştır.

Daha Fazla Pratik

Musul Sorunu'nun çözümünde etkili olan iç gelişme (Şeyh Sait İsyanı) hakkında bir soru çözerek dış politikanın iç politika ile bağlantısını pekiştirebilirsiniz.

Alternatif Yöntem

Kronolojik eleme yöntemi kullanılabilir: Batum (19211921), Hatay (19211921), Boğazlar Komisyonu (19361936) tarihlerini bilmek, 19261926 yılındaki Musul çözümünü ayırt etmeyi sağlar.
Tahmini Süre:50s
Soru 224Soru

Lozan Barış Antlaşması’nın sağladığı egemenlik hakları doğrultusunda Türkiye; 19241924 Tevhid-i Tedrisat Kanunu ve 19251925 yılındaki eğitim düzenlemeleriyle yabancı okulları tamamen Türk denetimine almıştır. Fransa'nın bu süreci uluslararasılaştırma ve diplomatik bir pazarlık konusu yapma girişimlerini 'iç mesele' (milli egemenlik) prensibiyle kesin olarak reddeden ve hiçbir yabancı devleti bu konuda muhatap kabul etmeyen Ankara hükümetinin bu yaklaşımı; aşağıdaki dış politika gelişmelerinden hangisinde meselenin milli bir iç mesele olarak kalmayıp uluslararası hakemlik ve çok taraflı diplomasi sürecine dahil edilmesi zorunluluğuyla en temel farklılığı gösterir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Hatay Meselesi

Cevap

Hatay Meselesi, Türkiye'nin egemenlik haklarını koruma adına uluslararası hakemlik ve çok taraflı diplomasi yoluna gitmek zorunda kaldığı bir süreç olduğu için, 'iç mesele' sayılarak müzakere dahi edilmeyen Yabancı Okullar Sorunu ile yöntem bakımından en keskin farklılığı gösterir.
Hatay Meselesi'nde Türkiye, Fransa ile doğrudan çatışmak yerine konuyu Milletler Cemiyeti gibi uluslararası bir platforma taşımış ve hakemlik sürecini kabul etmiştir. Oysa Yabancı Okullar Sorunu'nda Türkiye, Fransa'nın tüm diplomatik girişimlerini 'bu bir iç meseledir, egemenliğimiz tartışılamaz' diyerek reddetmiş ve masaya dahi oturmamıştır. Bu iki durum, Türk dış politikasında konunun karakterine göre izlenen yöntem farkını en iyi şekilde yansıtır.

Adım Adım Çözüm

1
Yabancı Okullar Sorunu'nun hukuki karakterini analiz etme
Lozan Antlaşması'ndaki 'Türk kanunlarına tabi olma' maddesi uyarınca bu konu Türkiye'nin bir 'iç meselesi' olarak tanımlanmış ve Fransa'nın diplomatik görüşme talepleri reddedilmiştir.
Türkiye'nin tam bağımsızlık anlayışını ve eğitimdeki egemenliğini (Tevhid-i Tedrisat) korumak için izlediği tek taraflı yöntem belirlenmelidir.
2
Seçeneklerdeki diğer dış politika meselelerinin çözüm yöntemlerini karşılaştırma
Musul, Boğazlar, Mübadele ve Hatay konularında Türkiye; ikili müzakereler, uluslararası komisyonlar veya Milletler Cemiyeti hakemliği gibi dışsal/diplomatik araçları kullanmak durumunda kalmıştır.
Yabancı Okullar Sorunu'nu diğerlerinden ayıran temel farkın 'uluslararası bir muhatap kabul edip etmeme' durumu olduğu tespit edilmelidir.
3
En belirgin zıtlığı (Hatay) belirleme
Fransa ile yaşanan Hatay Meselesi'nde Türkiye, konuyu Milletler Cemiyeti'ne taşımış ve uluslararası bir rapor (Sandler Raporu) ışığında çözüm aramıştır. Bu, Fransa'nın elinin tersiyle itildiği okullar meselesiyle zıt bir diplomatik pratiktir.
Aynı devletle (Fransa) yaşanan iki farklı krizde izlenen taban tabana zıt diplomatik stratejilerin (iç mesele vs. uluslararası hakemlik) farkı ortaya konulmalıdır.

Anahtar Kavram

İç Mesele (Milli Egemenlik) Prensibi

İpuçları

1
Yabancı Okullar Sorunu'nda Türkiye'nin kullandığı anahtar kavram 'Bu bir iç meseledir' (Internal Matter) ifadesidir.
2
Türkiye'nin aynı dönemde Fransa ile yaşadığı başka bir sorunda (Hatay gibi), konuyu Milletler Cemiyeti'ne taşıyıp taşımadığını düşünün.
3
Yabancı Okullar'da hiçbir devlet muhatap alınmamış, sadece okul müdürleri ile temas kurulmuştur. Diğer seçeneklerde ise devletler ve cemiyetler muhataptır.

Daha Fazla Pratik

Türkiye'nin Yabancı Okullar konusunda sadece Fransa'yı değil, Papalık makamını da neden reddettiğini (Laiklik ve Egemenlik) araştırarak konuyu pekiştirebilirsiniz.

Alternatif Yöntem

Yöntemsel Analiz: Soruyu 'Müzakere Edilenler' vs 'Müzakere Edilmeyenler' olarak ikiye ayırırsanız, Yabancı Okullar tek başına 'Müzakere Edilmeyen/İç Hukukla Çözülen' tarafında kalacaktır. Seçenekler arasında uluslararası hakemlik sürecinin en yoğun yaşandığı konuyu bulmak cevaba götürür.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 225Soru

19201920’li yıllarda Musul Sorunu nedeniyle Milletler Cemiyeti ile mesafeli bir ilişki yürüten Türkiye Cumhuriyeti, 19301930’lu yılların başında hem dünya barışına katkı sağlamak hem de uluslararası sorunlarını diplomatik yollarla çözmek amacıyla cemiyetle yakınlaşmıştır.

Türkiye’nin 19321932 yılında Milletler Cemiyeti’ne (Cemiyet-i Akvam) üye olması ve bu sürecin etkileriyle ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenemez?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Cemiyete giriş, Musul Sorunu’nun Türkiye’nin lehine olacak şekilde yeniden görüşülerek çözülmesini sağlamıştır.

Cevap

Cemiyete girişin Musul Sorunu'nu Türkiye lehine çözdüğü ifadesi yanlıştır; çünkü bu sorun üyelikten altı yıl önce (19261926) çözülmüştür.
Doğru yanıt olan seçenek, Musul Sorunu'nun cemiyet üyeliği sayesinde Türkiye lehine çözüldüğünü iddia etmektedir. Oysa Musul Sorunu 19261926 yılında, yani Türkiye cemiyete üye olmadan çok önce aleyhte sonuçlanmış bir konudur. Türkiye'nin cemiyete giriş amacı, mevcut barış ortamını korumak ve ileride doğabilecek (Boğazlar veya Hatay gibi) sorunları hukuk yoluyla çözmektir.

Adım Adım Çözüm

1
Olayların tarihlerini karşılaştırın.
Musul Sorunu 19261926 yılında Ankara Antlaşması ile sonuçlanmış, Milletler Cemiyeti üyeliği ise 19321932 yılında gerçekleşmiştir.
Zaman bakımından sonra gerçekleşen bir olayın, daha önce kesinleşmiş bir sınır sorununu (Musul) geriye dönük etkilemesi mümkün değildir.
2
Üyelik yöntemini analiz edin.
Türkiye, cemiyetin tüzüğündeki standart başvuru yerine İspanya ve Yunanistan'ın girişimiyle 'davet' üzerine katılmıştır.
Bu durum Türkiye'nin uluslararası prestijinin yüksek olduğunu gösterir.

Anahtar Kavram

Dış Politika Kronolojisi ve Musul Sorunu

İpuçları

1
Türkiye'nin cemiyete giriş tarihini (19321932) ile Musul Sorunu'nun çözüm tarihini (19261926) hatırlayın.
2
Cemiyetin Musul konusundaki tavrının, Türkiye'nin üyeliği neden yıllarca ertelediğini düşünün.
3
Milletler Cemiyeti üyeliği Boğazlar ve Hatay konularında elimizi güçlendirmiş olsa da, çoktan kapanmış olan Musul defterini yeniden açmamıştır.

Daha Fazla Pratik

Türkiye'nin Milletler Cemiyeti'ne davet edilmesine öncülük eden devletleri (İspanya ve Yunanistan) ve üyeliğin Montrö Boğazlar Sözleşmesi'ne nasıl zemin hazırladığını tekrar edin.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 226Soru

1936 yılında Fransa’nın Suriye üzerindeki manda yönetimini sonlandıracağını açıklaması üzerine Türkiye’nin başvurusuyla Milletler Cemiyeti tarafından görevlendirilen İsveçli temsilci Sandler’in hazırladığı rapor, Hatay Sorunu’nun çözümünde belirleyici olmuştur.

Buna göre, Milletler Cemiyeti tarafından kabul edilen Sandler Raporu doğrultusunda Hatay için öngörülen statü ve haklar arasında aşağıdakilerden hangisi yer almaz?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Bölgenin Misak-ı Millî sınırları dışında kalmasının kabul edilerek İngiliz denetimine bırakılması

Cevap

Bölgenin Misak-ı Millî sınırları dışında kalmasının kabul edilerek İngiliz denetimine bırakılması seçeneği, Hatay Sorunu'nun değil, Musul Sorunu'nun bir sonucudur.
Sandler Raporu, Hatay'ın Suriye'den ayrı bir varlık olduğunu tescillemiş ve iç işlerinde bağımsızlık tanımıştır. Bölgenin İngiliz denetimine bırakılmasına dair bir madde içermez; bu durum Musul Sorunu ile karıştırılan bir yanlış bilgidir.

Adım Adım Çözüm

1
Sorunun bağlamını analiz et.
Sandler Raporu, 19371937 yılında Hatay'ın (Sancak) statüsünü belirleyen uluslararası belgedir.
Hatay'ın anavatana katılım sürecindeki hukuki ara aşamayı anlamak için bu raporun içeriği bilinmelidir.
2
Rapordaki statü tanımlarını kontrol et.
İç işlerinde özerk (bağımsız anayasa), dış işlerinde Suriye'ye bağlı, resmi dili Türkçe olan bir yapı öngörülmüştür.
Bu tanımlar 'Ayrı Birim' (Entite Distincte) statüsünün temel taşlarıdır.
3
Seçeneklerdeki yanlış bilgiyi ele.
İngiliz denetimine bırakılma ifadesi Musul meselesiyle ilgilidir ve Hatay süreciyle çelişir.
Dış politika sorunlarının sonuçlarını (lehte/aleyhte) doğru ayırt etmek gerekir.

Anahtar Kavram

Sandler Raporu ve Hatay'ın Özerk Statüsü

İpuçları

1
Sandler Raporu, Hatay'ı 'ayrı bir birim' olarak tanımlayarak Türkiye'nin elini güçlendirmiştir.
2
Seçeneklerdeki 'İngiliz denetimi' ifadesinin hangi dış politika sorunuyla (Misak-ı Millî'den verilen bir tavizle) ilgili olduğunu düşünün.
3
Hatay süreci Fransa ile yaşanırken, Musul süreci İngiltere ile yaşanmıştır. Yanlış seçenek bu ülke farkından da elenebilir.

Daha Fazla Pratik

Hatay'ın anavatana katılma sürecindeki 19211921 Ankara Antlaşması, Sandler Raporu, Hatay Cumhuriyeti'nin kurulması ve Katılım Kararı sırasını tekrar edin.

Alternatif Yöntem

Kronolojik eleme yöntemini kullanabilirsiniz. 19371937 Sandler Raporu aşamasında Hatay henüz bağımsız bir cumhuriyet (19381938) veya Türkiye'nin bir ili (19391939) değildir; 'özerk' bir yapıdır.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 227Soru

Lozan Barış Antlaşması'na ek olarak imzalanan Türk-Yunan Nüfus Mübadelesi Sözleşmesi'nde yer alan 'etabli' (yerleşik) kavramı, iki ülke arasında uzun süren diplomatik gerginliklere neden olmuştur. Bu gerginliği sona erdiren ve 10 Haziran 1930 tarihinde imzalanan Ankara (Ahali) Antlaşması'nın getirdiği kesin çözüm aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İstanbul'daki Rumlar ile Batı Trakya'daki Türklerin, yerleşme tarihlerine bakılmaksızın yerleşik (etabli) kabul edilmesi

Cevap

1930 Ankara Antlaşması ile İstanbul'daki Rumlar ve Batı Trakya'daki Türklerin, şehre ne zaman geldiklerine bakılmaksızın tamamen yerleşik (etabli) sayılması kararlaştırılmıştır.
Doğru seçenek, 1930 Ankara Antlaşması'nın özünü ifade eder. Bu antlaşma ile 'kim, ne zaman geldi?' tartışması bitirilmiş, İstanbul'da bulunan tüm Rumlar ve Batı Trakya'da bulunan tüm Türkler 'yerleşik' kabul edilerek sorun kökten çözülmüştür.

Adım Adım Çözüm

1
Etabli sorununun kaynağını belirle.
1923 Mübadele Sözleşmesi'ne göre İstanbul Rumlarının etabli sayılması için 30 Ekim 1918'den önce orada olmaları gerekiyordu.
Yunanistan daha fazla Rum'u İstanbul'da tutmak isterken, Türkiye tarih sınırına uyulmasını savunuyordu.
2
1930 Ankara Antlaşması'nın içeriğini analiz et.
İki ülke, 'etabli' tartışmasını siyasi bir uzlaşıyla çözerek tarih sınırını kaldırdı.
Hukuki karmaşayı bitirmek ve dostane ilişkileri başlatmak için her iki bölgedeki azınlıklar olduğu gibi kabul edildi.

Anahtar Kavram

1930 Ankara (Ahali) Antlaşması ve Etabli Çözümü

İpuçları

1
'Etabli' kavramı Lozan'da İstanbul Rumları ve Batı Trakya Türkleri için kullanılan istisnai bir durumdur.
2
1923 ile 1930 arasındaki temel tartışma, Rumların İstanbul'a hangi tarihte yerleşmiş olması gerektiği üzerineydi.
3
1930 yılında imzalanan antlaşma, bu tarih sınırını tamamen kaldırarak mevcut durumu (statükoyu) kabul etmiştir.

Daha Fazla Pratik

Mübadele sorununun çözülmesinden sonra Türkiye'nin 1932 yılında hangi uluslararası kuruluşa üye olduğunu araştırınız.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 228Soru

Lozan Barış Antlaşması’ndan sonra Türk hükümeti, yabancı okulların faaliyetlerini düzenlemek amacıyla Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nu uygulamaya koymuş ve bu okulların Milli Eğitim Bakanlığına bağlı olduğunu ilan etmiştir. Bazı Avrupa devletleri bu durumu protesto ederek konuyu uluslararası bir platforma taşımak istemiş, ancak Türkiye bu talepleri "egemenlik haklarına aykırı bir müdahale" olarak değerlendirerek reddetmiştir. Bu süreçte, yabancı okullar konusunu bir dış sorun haline getirmeye çalışarak Türkiye ile en büyük diplomatik gerginliği yaşayan devlet aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Fransa

Cevap

Türkiye ile yabancı okullar konusunda en büyük diplomatik gerginliği yaşayan devlet Fransa'dır.
Türkiye, yabancı okullar meselesini bir iç sorun olarak kabul etmiş ve bu konuda hiçbir yabancı devletle pazarlık yapmamıştır. Türkiye'de en fazla okulu olan ve bu okulların kapatılma ihtimaline karşı konuyu uluslararası düzleme çekmeye çalışan devlet Fransa olmuştur. Türkiye'nin kararlı duruşu sonucu Fransa geri adım atmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Yabancı okulların hukuki statüsünü belirle.
Tevhid-i Tedrisat Kanunu (33 Mart 19241924) ile tüm okullar Milli Eğitim Bakanlığına bağlandı.
Eğitimde birliği sağlamak ve bağımsızlık haklarını korumak.
2
Dış devletlerin tepkisini analiz et.
Özellikle çok sayıda okulu bulunan Fransa ve Vatikan, okullarının denetlenmesine ve Türk kültür derslerinin zorunlu olmasına karşı çıktı.
Yabancı devletler kapitülasyon döneminden kalan alışkanlıklarını sürdürmek istiyordu.
3
Türkiye'nin diplomatik cevabını tespit et.
Türkiye bu durumu bir "iç mesele" olarak tanımladı ve Milletler Cemiyeti'ne gitmeyi reddetti.
Egemenlik haklarının tartışmaya açılmasını önlemek.

Anahtar Kavram

Yabancı Okullar Sorunu ve Milli Egemenlik

İpuçları

1
Türkiye'de kapitülasyonlar döneminden beri en çok eğitim kurumuna sahip olan Avrupa ülkesini düşünün.
2
Bu devlet aynı zamanda Osmanlı borçları ve Suriye sınırı gibi konularda da Türkiye ile masaya oturmuştur.
3
Sorun, Türkiye'nin Milletler Cemiyeti'ni yetkili görmeyerek konuyu bir iç hukuk meselesi saymasıyla bu devletin protestosuna neden olmuştur.

Daha Fazla Pratik

Yabancı okullar sorununun çözümünde hangi kanunun (Tevhid-i Tedrisat) temel dayanak oluşturduğunu tekrar edebilirsiniz.
Tahmini Süre:50s
Soru 229Soru

Türkiye Cumhuriyeti, 19251925 yılında yabancı okulların Türk kanunlarına uyması gerektiğini belirten bir yönetmelik yayımladığında; Fransa ve Papalık (Vatikan), bu kurumların durumunu görüşmek üzere uluslararası bir komisyon kurulmasını veya meselenin Milletler Cemiyeti'ne götürülmesini talep etmiştir. Türkiye ise bu talepleri kesin bir dille reddederek konunun muhatabının sadece kendisi olduğunu bildirmiştir.

Türkiye'nin bu diplomatik girişimler karşısındaki tutumu aşağıdakilerden hangisi ile en iyi açıklanabilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Eğitim ve öğretimle ilgili düzenlemelerin bir "iç mesele" ve egemenlik hakkı olarak görülmesi

Cevap

Eğitim ve öğretimle ilgili düzenlemelerin bir iç mesele ve egemenlik hakkı olarak görülmesi doğru cevaptır.
Türkiye Cumhuriyeti, Lozan Barış Antlaşması'nda yabancı okulların Türk kanun ve yönetmeliklerine tabi olacağını tescil ettirmiştir. Bu nedenle 19251925 yılındaki düzenlemelere itiraz eden Fransa ve Papalık gibi aktörlerin konuyu uluslararasılaştırma çabalarını, ulusal egemenliğe bir müdahale olarak görmüş ve bunu bir 'iç mesele' (domestic issue) sayarak görüşme masasına oturmayı reddetmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Olayın kapsamını belirle
Sorun, Türkiye'deki yabancı okulların Türk yasalarına uyup uymayacağı üzerinedir.
Türkiye'nin kendi sınırları içindeki eğitim kurumları üzerindeki denetim yetkisini anlamak için gereklidir.
2
Dış devletlerin taleplerini analiz et
Fransa ve Papalık konuyu uluslararası bir platforma (komisyon veya Milletler Cemiyeti) taşımak istemiştir.
Dış müdahalenin niteliğini belirlemek, Türkiye'nin neden reddettiğini anlamayı sağlar.
3
Türkiye'nin 'iç mesele' vurgusunu yorumla
Bağımsız bir devletin kendi kanunlarını uygulama yetkisi tartışmaya açılamaz.
Lozan'da bu okulların Türk kanunlarına tabi olacağı zaten kabul edilmişti; bu hakkın savunulması egemenlik vurgusudur.

Anahtar Kavram

İç Mesele (Egemenlik Hakkı)

İpuçları

1
Türkiye'nin bu sorunu bir dış sorun değil, kendi yasalarıyla ilgili bir konu olarak tanımladığını hatırlayın.

Daha Fazla Pratik

Yabancı okullar sorununun hangi ilke (Milliyetçilik/Bağımsızlık) ile daha güçlü bir bağı olduğunu araştırabilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 230Soru

Hatay'ın anavatana katılması süreci, 19211921 yılında Fransa ile imzalanan Ankara Antlaşması'ndan başlayarak 19391939 yılındaki katılıma kadar çeşitli diplomatik ve siyasi aşamalardan geçmiştir.

Buna göre, Hatay meselesi ile ilgili aşağıdaki gelişmelerden hangisi kronolojik olarak en son gerçekleşmiştir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Hatay Millet Meclisi'nin Türkiye'ye katılma kararı alması

Cevap

Hatay Millet Meclisi'nin Türkiye'ye katılma kararı alması
Doğru cevap olan seçenek, Hatay Sorunu'nun nihai çözümünü ifade eder. Hatay Millet Meclisi 2929 Haziran 19391939 tarihinde oy birliği ile Türkiye Cumhuriyeti'ne katılma kararı alarak süreci tamamlamıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Olayların tarihlerini belirle
Ankara Antlaşması (19211921), MC Başvurusu (19361936), Sandler Raporu (19371937), Hatay Cumhuriyeti (19381938), Katılım Kararı (19391939)
Kronolojik sıralama yapabilmek için olayların zaman dizini bilinmelidir.
2
En son gerçekleşen olayı seç
Haziran 19391939 tarihinde alınan katılma kararı en son aşamadır
Süreç, Hatay Meclisi'nin kendi iradesiyle Türkiye'ye katılmasıyla noktalanmıştır.

Anahtar Kavram

Hatay Sorunu'nun Çözüm Aşamaları

İpuçları

1
Hatay'ın anavatana katılması Atatürk'ün vefatından kısa bir süre sonra kesinleşmiştir.

Daha Fazla Pratik

Hatay Cumhuriyeti'nin ilk Cumhurbaşkanı ve Başbakanı'nın kimler olduğunu tekrar edebilirsiniz.
Tahmini Süre:45s
Soru 231Soru

19361936 Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin 2121. maddesi, Türkiye’ye kendisini "pek yakın bir savaş tehlikesi" tehdidi altında görmesi durumunda Boğazlar’ı kapatma yetkisi tanımıştır. Ancak sözleşme, Türkiye'nin bu yetkiyi tek taraflı bir keyfiyete dönüştürmemesi için denetleyici bir mekanizma öngörmüştür.

Buna göre, Türkiye’nin "savaş tehdidi" gerekçesiyle Boğazlar’ı kapatma kararı alması durumunda, bu kararın uluslararası meşruiyetini koruması ve devam ettirebilmesi için yerine getirmesi gereken temel prosedür aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Kararı Milletler Cemiyeti Konseyine ve sözleşmeyi imzalayan devletlere bildirmek

Cevap

Türkiye, savaş tehdidi durumunda aldığı kısıtlama kararını Milletler Cemiyeti Konseyine ve sözleşmeye taraf olan devletlere bildirmekle yükümlüdür.
Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin 2121. maddesine göre; Türkiye kendisini pek yakın bir savaş tehlikesi tehdidi altında sayarsa, Boğazlar üzerinde savaş hali hükümlerini uygulama (Boğazlar'ı kapatma) hakkına sahiptir. Ancak bu hakkın kullanımı kötüye kullanılmasın diye Türkiye, bu kararını Milletler Cemiyeti Konseyine ve sözleşmeyi imzalayan devletlere derhal bildirmek zorundadır. Milletler Cemiyeti Konseyi bu kararı yerinde bulmazsa Türkiye aldığı önlemleri geri çekmek durumundadır.

Adım Adım Çözüm

1
Sözleşmenin 21. maddesinin kapsamını belirlemek.
Maddenin Türkiye'ye 'yakın savaş tehlikesi' durumunda Boğazlar'ı kapatma yetkisi verdiği anlaşıldı.
Montrö, Türkiye'nin güvenliğini korumak için ona 'fiili savaş hali' yetkileri tanır.
2
Bu yetkinin sınırlayıcı ve denetleyici şartlarını incelemek.
Alınan kararın uluslararası topluma (imzacılar ve o dönemin çatı örgütü olan Milletler Cemiyeti) bildirilmesi gerektiği tespit edildi.
Sözleşmenin dengeli yapısı, Türkiye'nin egemenliğini tanırken aynı zamanda uluslararası hukuk denetimine açık bir prosedür sunar.
3
Mekanizmanın sonucunu değerlendirmek.
Eğer Milletler Cemiyeti Konseyi (üçte iki çoğunlukla) veya imzacıların çoğunluğu kararı haksız bulursa, Türkiye'nin önlemleri kaldırması gerektiği görüldü.
Bu prosedür, Montrö'nün hem bir egemenlik belgesi hem de bir denge antlaşması olduğunu gösterir.

Anahtar Kavram

Montrö Boğazlar Sözleşmesi'nin 21. Maddesi ve Türkiye'nin Egemenlik Hakları

İpuçları

1
Montrö ile Lozan arasındaki en büyük fark, Boğazlar üzerindeki yönetimin kime geçtiğidir.
2
Türkiye'nin yetkileri artmış olsa da, bu yetkiler dönemin uluslararası barış örgütünün denetimine tabi tutulmuştur.
3
Sözleşmenin 2121. maddesi 'tehdit' durumunda bildirim ve onay mekanizmasını Milletler Cemiyeti üzerinden yürütür.

Daha Fazla Pratik

Lozan Boğazlar Sözleşmesi ile Montrö Boğazlar Sözleşmesi'ni; komisyonun varlığı, askersiz bölge durumu ve Türkiye'nin savaş sırasındaki yetkileri açısından karşılaştıran bir tablo hazırlayınız.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 232Soru

Lozan Antlaşması sonrasında Türk-Yunan ilişkilerini savaşın eşiğine getiren Nüfus Mübadelesi Sorunu'nda temel uyuşmazlık, İstanbul Rumlarının hangilerinin "etabli" (yerleşik) sayılacağı noktasında toplanmıştır. Türkiye, 3030 Ekim 19181918 tarihini esas alan hukuki bir yorum getirirken; Yunanistan bu tarihten sonra gelenlerin de muaf tutulmasını talep etmiştir. 1010 Haziran 19301930 tarihinde imzalanan Ankara (Ahali) Antlaşması ile bu uyuşmazlığın kesin olarak çözülmesini sağlayan temel düzenleme aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İstanbul'daki Rumlar ile Batı Trakya'daki Türklerin, bölgeye geliş tarihlerine bakılmaksızın yerleşik (etabli) kabul edilmesi

Cevap

İstanbul'daki Rumlar ile Batı Trakya'daki Türklerin, bölgeye geliş tarihlerine bakılmaksızın yerleşik (etabli) kabul edilmesi
Doğru cevap olan ifade, 1010 Haziran 19301930 Ankara Antlaşması'nın özünü oluşturur. Bu antlaşma ile Türkiye ve Yunanistan, mübadele uyuşmazlığını bitirmek adına yerleşme tarihlerine (3030 Ekim 19181918 şartına) bakmaksızın İstanbul'daki Rumları ve Batı Trakya'daki Türkleri "etabli" (yerleşik) saymış, böylece hukuki kriz siyasi bir tavizle sonlandırılmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Sorunun kaynağını belirleme
Lozan'daki uyuşmazlık, İstanbul'daki Rumların 'yerleşik' sayılması için gereken tarih kriterinden (3030 Ekim 19181918) kaynaklanmaktadır.
Türkiye, Mondros öncesi yerleşimi şart koşarken Yunanistan daha geniş bir kapsam istemiştir.
2
Çözüm sürecindeki tıkanıklığı analiz etme
Milletler Cemiyeti ve Lahey Adalet Divanı'na gidilmesine rağmen hukuki bir uzlaşı sağlanamamıştır.
Hukuki yorumlar tarafları tatmin etmemiş, konu siyasi bir krize dönüşmüştür.
3
1930 Ankara Antlaşması'nın getirdiği değişikliği saptama
İki ülke arasındaki yumuşama süreciyle (Venizelos'un ziyareti) 'tarih' kriterinden vazgeçilmiştir.
İstanbul'daki tüm Rumlar ve Batı Trakya'daki tüm Türklerin, ne zaman gelmiş olurlarsa olsunlar 'etabli' sayılmasına karar verilerek sorun kökten çözülmüştür.

Anahtar Kavram

1930 Ankara (Ahali) Antlaşması ile Etabli kriterinin yerleşme tarihinden bağımsız hale getirilmesi

İpuçları

1
Lozan'daki ilk düzenleme 'ne zaman geldiklerine' odaklanırken, 1930'daki çözüm 'nerede bulunduklarına' odaklanmıştır.
2
1930 Ankara Antlaşması, iki ülke arasında Balkan Antantı'na giden dostluk sürecini başlatan ve 3030 Ekim 19181918 tarihli zaman engelini kaldıran belgedir.
3
Bu çözümle İstanbul'da ikamet eden tüm Rumlar mübadele dışı bırakılmıştır, bu da Türkiye'nin iyi ilişkiler adına esneklik gösterdiğinin kanıtıdır.

Daha Fazla Pratik

Nüfus Mübadelesi Sorunu'nun çözülmesinin ardından 1934'te imzalanan Balkan Antantı'nın nedenlerini inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 233Soru

19251925 yılında Fransız hükümetinin, Türkiye’deki Fransız okullarının statüsü ve denetimi konusunda Ankara’ya diplomatik notalar vererek konuyu ikili görüşmelerle veya uluslararası bir platformda çözme girişimine karşılık; Türkiye Cumhuriyeti bu talepleri kesin bir dille reddetmiştir. Türkiye'nin bu tavizsiz tutumunu dayandırdığı ve konuyu bir dış politika sorunu olmaktan çıkarıp tamamen bir iç hukuk meselesine dönüştüren temel dayanak aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Lozan Barış Antlaşması’nın yabancı okulları Türk yasalarına tabi kılan hükümleri ile Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun sağladığı eğitim birliği ilkesi

Cevap

Lozan Barış Antlaşması’nın yabancı okulları Türk yasalarına tabi kılan hükümleri ile Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun sağladığı eğitim birliği ilkesi
Türkiye Cumhuriyeti, Lozan Barış Antlaşması ile yabancı okulların Türk hukukuna tabi olacağını uluslararası topluma kabul ettirmiştir. Ardından 19241924’te çıkarılan Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile de tüm okulları Milli Eğitim Bakanlığı denetimine alarak bu egemenlik hakkını kullanmıştır. Fransa’nın görüşme taleplerini 'bu bizim bir iç meselemizdir' diyerek reddetmesinin temelinde bu hukuki meşruiyet yatmaktadır.

Adım Adım Çözüm

1
Lozan Antlaşması'ndaki ilgili hükmü hatırla.
Lozan'da yabancı okulların diğer okullar gibi Türk kanunlarına, tüzüklerine ve yönetmeliklerine uyması kararlaştırılmıştır.
Uluslararası alanda Türkiye'nin bu okullar üzerindeki denetim yetkisinin tanınması.
2
İç hukuk düzenlemesini (Tevhid-i Tedrisat) analiz et.
33 Mart 19241924 tarihinde kabul edilen Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile Türkiye'deki tüm eğitim kurumları Milli Eğitim Bakanlığı'na bağlanmıştır.
Eğitimde birliğin sağlanması ve yabancı okulların ayrıcalıklı statüsünün sonlandırılması.
3
Dış politikadaki 'İç Mesele' duruşunu bu iki veriye göre değerlendir.
Türkiye, Lozan'daki haklarına dayanarak kendi iç yasalarını (Tevhid-i Tedrisat) uygulamış ve Fransa'nın müdahalesini egemenlik hakkı ihlali saymıştır.
Yabancı devletlerle eğitim konularında pazarlık masasına oturmanın milli egemenliğe aykırı bulunması.

Anahtar Kavram

Milli Egemenlik ve Eğitim Birliği

İpuçları

1
Türkiye'nin bu meseleyi bir 'dış mesele' değil, bir 'iç mesele' olarak gördüğünü düşünün.
2
Lozan Antlaşması'nın yabancı kurumların statüsü hakkındaki genel hükümlerini ve eğitim alanındaki devrimleri hatırlayın.
3
Türkiye'nin eğitimde tek bir merkezden (MEB) denetim sağladığı kanun ile Lozan'daki egemenlik haklarının birleşimini arayın.

Daha Fazla Pratik

Yabancı okulların müfredatına Türkçe, Tarih ve Coğrafya derslerinin eklenmesi ve Türk öğretmenler tarafından okutulması zorunluluğunun hangi ilke ile ilgili olduğunu araştırınız.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 234Soru

Milletler Cemiyeti’nin (Cemiyet-i Akvam) tüzüğüne göre bir devletin üyeliği için yazılı müracaat şartı aranırken, Türkiye Cumhuriyeti’nin 1932 yılındaki katılım süreci bu genel kuralın dışında kalarak farklı bir usulde gerçekleşmiştir.

Türkiye’nin bu örgüte dahil olma şekliyle ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi, dönemin diplomatik teamülleri içindeki bu istisnai durumu ve Türkiye’ye verilen önemi kanıtlar niteliktedir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Yazılı bir başvuru yapmaksızın, İspanya’nın teklifi ve Yunanistan’ın desteğiyle cemiyet tarafından üyeliğe davet edilmesi

Cevap

Türkiye Cumhuriyeti, 1932 yılında Milletler Cemiyeti'ne yazılı bir başvuru yapmadan, İspanya'nın teklifi ve Yunanistan'ın desteğiyle davet edilerek katılan ilk ve tek devlettir.
Milletler Cemiyeti tüzüğü normalde yazılı başvuru şartı koşmasına rağmen, Türkiye Cumhuriyeti 18 Temmuz 1932 tarihinde İspanya'nın daveti ve Yunanistan'ın desteğiyle cemiyete çağrılmıştır. Bu durum Türkiye'nin 'davet edilen ilk devlet' olması hasebiyle uluslararası siyasetteki gücünü simgeler.

Adım Adım Çözüm

1
Türkiye'nin 1930'lu yıllardaki dış politika yönelimini belirle.
Türkiye, 'Yurtta sulh, cihanda sulh' ilkesi doğrultusunda barışçı bir politika izleyerek uluslararası örgütlerde yer alma kararı almıştır.
Musul Sorunu sonrası cemiyete olan güvensizliğin, dünya barışına katkı sağlama amacıyla yerini iş birliğine bırakması gerekir.
2
Cemiyet-i Akvam'a giriş tarihindeki (1932) diplomatik gelişmeleri analiz et.
Normalde yazılı başvuru gerekirken, Türkiye'nin uluslararası prestiji nedeniyle bu kural esnetilmiştir.
Türkiye'nin cemiyete girmek için 'yalvaran' değil, 'davet edilen' konumda olması diplomatik bir başarıdır.
3
Katılım usulündeki tarafları tespit et.
İspanya'nın teklifi ve Yunanistan'ın desteğiyle genel kurul kararı alınmıştır.
Eski bir rakip olan Yunanistan'ın desteği, Balkanlar'daki dostluk politikasının sonucudur.

Anahtar Kavram

Türkiye'nin Milletler Cemiyeti'ne davet usulüyle (İspanya ve Yunanistan desteğiyle) katılımı.

İpuçları

1
Türkiye'nin cemiyete girişi, tüzükte yazan 'yazılı başvuru' yöntemiyle olmamıştır.
2
Türkiye, uluslararası barışa verdiği önem nedeniyle bir Avrupa ve bir Balkan devleti tarafından ortaklaşa önerilmiştir.
3
1932'deki bu katılımda İspanya teklif sunmuş, Yunanistan ise bu teklifi desteklemiştir.

Daha Fazla Pratik

Balkan Antantı ve Sadabat Paktı'nın kuruluş tarihlerini ve üye devletlerini Milletler Cemiyeti üyeliği kronolojisiyle karşılaştırarak çalışınız.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 235Soru

Türkiye Cumhuriyeti, 19301930'lu yıllardan itibaren uluslararası barışın korunmasında daha aktif bir rol üstlenmiş ve bu durum dünya kamuoyunda takdirle karşılanmıştır. Bu diplomatik prestijin bir sonucu olarak, kuruluş tüzüğünde öngörülen "yazılı başvuru" şartı aranmaksızın İspanya'nın önerisi ve Yunanistan'ın desteğiyle üye olması için davet edilen Türkiye, Milletler Cemiyeti'ne (Cemiyet-i Akvam) hangi yıl katılmıştır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: 19321932

Cevap

Türkiye, İspanya ve Yunanistan'ın daveti üzerine 19321932 yılında Milletler Cemiyeti'ne üye olmuştur.
Türkiye'nin dünya barışına olan katkıları ve izlediği istikrarlı dış politika sayesinde, normalde başvuru ile girilen Milletler Cemiyeti'ne, İspanya ve Yunanistan'ın önerisiyle 19321932 yılında davet edilerek girmiştir. Bu, Türk diplomasisi için büyük bir prestij kaynağıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Soru kökündeki anahtar bilgileri analiz etme.
İspanya ve Yunanistan'ın teklifi, davet edilme usulü ve Milletler Cemiyeti (Cemiyet-i Akvam) üyeliği tespit edilir.
Sorunun hangi diplomatik gelişmeyi ve hangi tarihi sorduğunu netleştirmek gerekir.
2
Türkiye'nin dış politika kronolojisini hatırlama.
Türkiye'nin 19231923-19301930 arası sorunları çözdüğü, 19301930 sonrası ise barış paktlarına yöneldiği hatırlanır.
Doğru tarihi saptamak için olayların oluş sırası önemlidir.
3
Cemiyete giriş tarihini belirleme.
18 Temmuz 19321932 tarihinde TBMM'nin onayıyla cemiyete resmen girildiği sonucuna ulaşılır.
Milletler Cemiyeti üyeliği Türkiye'nin uluslararası barışa bağlılığının en önemli kanıtlarından biridir.

Anahtar Kavram

Milletler Cemiyetine Giriş Usulü ve Tarihi

İpuçları

1
Türkiye'nin bu cemiyete girişi, tüzükteki kuralın aksine özel bir davetle gerçekleşmiştir.
2
Giriş tarihi, nüfus mübadelesi sorununun çözülmesinden sonra, Balkan Antantı'ndan öncedir.
3
İspanya ve Yunanistan'ın önerisiyle temmuz ayında gerçekleşen katılımın yılı 19321932'dir.

Daha Fazla Pratik

Türkiye'nin Milletler Cemiyeti'ndeki ilk temsilcisinin kim olduğunu (Cemal Hüsnü Taray) araştırabilirsiniz.
Tahmini Süre:45s
Soru 236Soru

Hatay'ın anavatana katılma sürecindeki aşamalar dikkate alındığında; 19381938 yılında bağımsız Hatay Devleti'nin kurulması ile 19391939 yılında anavatana katılma kararının alınması arasındaki zaman diliminde gerçekleşen temel siyasi gelişme aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Hatay Anayasası'nın kabul edilerek meclis tarafından onaylanması

Cevap

Hatay Anayasası'nın kabul edilerek meclis tarafından onaylanması
Doğru cevap olan gelişme, 22 Eylül 19381938'de kurulan bağımsız Hatay Devleti'nin 66 Eylül 19381938'de kendi anayasasını ilan ederek devletleşme sürecini tamamladığını gösterir. Bu olay, devletin kuruluşu ile 19391939 yılındaki iltihak (katılma) kararı arasındaki en kritik ara gelişmedir.

Adım Adım Çözüm

1
Hatay Sorunu'nun zaman çizelgesini belirle.
Süreç 19361936 krizinden başlar, 19381938'de bağımsızlığa ulaşır ve 19391939'da Türkiye'ye katılma ile biter.
Soru, bağımsızlığın ilanı (19381938) ile anavatana katılım (19391939) arasındaki spesifik bir 'ara dönem' gelişmesini sormaktadır.
2
Seçenekleri kronolojik olarak değerlendir.
Hatay Anayasası 66 Eylül 19381938'de kabul edilmiştir.
Bağımsız Hatay Devleti 22 Eylül 19381938'de kurulmuş, 2929 Haziran 19391939'da ise Türkiye'ye katılma kararı almıştır. Anayasa'nın kabulü bu iki tarih arasındadır.

Anahtar Kavram

Hatay'ın Bağımsızlık ve Anavatana Katılma Süreci Kronolojisi

İpuçları

1
Hatay'ın bağımsız bir devlet olarak varlığını sürdürdüğü yaklaşık bir yıllık sürede kendi iç hukukunu oluşturduğunu düşünün.

Daha Fazla Pratik

Bağımsız Hatay Cumhuriyeti'nin ilk ve tek cumhurbaşkanının kim olduğunu hatırlamak bu dönemi kavramanıza yardımcı olabilir.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 237Soru

Yeni Türk Devleti, Lozan Barış Antlaşması'ndan sonra Fransa ile diplomatik gerginliğe yol açan 'Yabancı Okullar Sorunu'nda, Fransız hükümetinin konuyu Milletler Cemiyeti'ne taşıma veya uluslararası bir komisyonda görüşme taleplerini kesin bir dille reddetmiştir. Türkiye'nin bu meseleyi yabancı devletlerle müzakere etmeyi reddederek tek taraflı düzenlemeler yapması, doğrudan aşağıdaki diplomatik ilkelerden hangisiyle ilişkilidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Sorunun bir 'iç mesele' sayılarak millî egemenlik haklarının korunması

Cevap

Türkiye'nin yabancı okullar sorununu uluslararası platformlara taşımayı reddetmesinin temel nedeni, bu konuyu kendi 'iç meselesi' olarak görmesi ve egemenlik haklarından taviz vermeme kararlılığıdır.
Türkiye Cumhuriyeti, Lozan Antlaşması ile elde ettiği tam bağımsızlık statüsünü korumak adına, kendi toprakları içindeki eğitim kurumlarının denetimini tamamen kendi uhdesinde tutmuştur. Fransa'nın konuyu uluslararasılaştırma çabalarına karşı 'Bu bizim iç meselemizdir, tartışmaya kapalıdır' diyerek sergilediği tutum, millî egemenliğin tavizsiz bir uygulamasıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Yabancı okulların statüsünün hukuki dayanağını belirleme
19241924 yılında çıkarılan Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile Türkiye'deki tüm eğitim kurumları Millî Eğitim Bakanlığına (MEB) bağlanmıştır.
Eğitimde birliği sağlamak ve yabancı okulların kontrolsüz faaliyetlerini engellemek.
2
Diplomatik krizin kaynağını saptama
Fransa ve Vatikan, okulların denetlenmesine ve Türk müfredatına (Türkçe, Tarih, Coğrafya derslerinin Türk öğretmenlerce okutulması) karşı çıkmıştır.
Yabancı devletlerin, Osmanlı dönemindeki ayrıcalıklarını devam ettirme isteği.
3
Türkiye'nin 'İç Mesele' tezini analiz etme
Türkiye, bu okulların Türk topraklarında bulunduğunu ve Türk kanunlarına tabi olduğunu belirterek konuyu 'iç mesele' ilan etmiştir.
Millî egemenlik haklarını korumak ve dış müdahaleyi reddetmek.

Anahtar Kavram

Millî Egemenlik ve İç Mesele (Yabancı Okullar)

İpuçları

1
Türkiye'nin bu okulları hangi bakanlığa bağladığını ve bu durumun bir devletin 'kendi sınırları içindeki yetkisi' ile olan bağını düşünün.
2
Bir konunun 'iç mesele' olarak tanımlanması, o konunun başka devletlerle müzakere edilip edilemeyeceğini belirler.
3
Türkiye'nin Fransa'ya verdiği cevaplarda 'Sizin ülkenizdeki okullara biz karışıyor muyuz?' mantığıyla hareket ettiğini, bunun da egemenlik haklarıyla ilgili olduğunu hatırlayın.

Daha Fazla Pratik

Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nun dış politikadaki yansımalarını daha iyi anlamak için Maarif Teşkilatı Hakkında Kanun'un içeriğine göz atabilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 238Soru

19371937 yılında Tahran’daki Sadabat Sarayı’nda Türkiye, İran, Irak ve Afganistan arasında imzalanan Sadabat Paktı, Atatürk Dönemi Türk dış politikasının Orta Doğu’daki en kapsamlı güvenlik iş birliği adımıdır.

Bu paktın oluşum süreci, amacı ve katılımcı devletleri dikkate alındığında, aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Paktın birincil hedefi, Sovyet Rusya’nın bölgedeki komünizm faaliyetlerini engellemek ve Orta Doğu’da bir Batı savunma bloğu oluşturmaktır.

Cevap

Paktın birincil hedefinin Sovyet Rusya’nın komünizm faaliyetlerini engellemek olduğu yönündeki ifade yanlıştır; zira pakt İtalyan yayılmacılığına karşı kurulmuştur ve o dönemde Sovyetler Birliği bu girişimi desteklemiştir.
Sadabat Paktı, Sovyet Rusya'ya karşı değil, Milletler Cemiyeti ilkeleri çerçevesinde ve özellikle İtalya'nın Habeşistan'ı işgalinden doğan tehlikeye karşı kurulmuştur. Sovyetler Birliği o dönemde paktın kurulmasına karşı çıkmamış, aksine destek vermiştir. Komünizm karşıtı ve Sovyet yayılmacılığına odaklı pakt, 19551955 yılındaki Bağdat Paktı'dır.

Adım Adım Çözüm

1
Dönemin küresel siyasi konjonktürünü analiz etme
19301930’lu yılların sonunda temel tehdit Sovyetler değil, İtalya ve Almanya gibi revizyonist (yayılmacı) güçlerdir.
Paktların kuruluş amacını doğru saptamak için dönemin ana tehdit odağını bilmek gerekir.
2
Üye ve üye olmayan devletleri kontrol etme
Suriye'nin Hatay ve sınır sorunları nedeniyle katılmadığı, Türkiye, İran, Irak ve Afganistan'ın kurucu olduğu teyit edilir.
Bölgesel katılım dinamiklerini anlamak dış politikanın temelidir.
3
Sadabat Paktı ile Bağdat Paktı arasındaki farkı ayırt etme
19371937 Sadabat Paktı bölgesel barış odaklıyken, 19551955 Bağdat Paktı (CENTO) doğrudan Sovyet tehdidine karşı Batı desteğiyle kurulmuştur.
Kronolojik ve içeriksel karışıklığı gidermek doğru cevaba ulaştırır.

Anahtar Kavram

Sadabat Paktı'nın (1937) temel amacı bölgesel saldırmazlık ve İtalyan yayılmacılığına karşı dayanışmadır; anti-Sovyet bir nitelik taşımaz.

İpuçları

1
Paktın imzalandığı 19371937 yılında Türkiye ile Sovyetler Birliği arasındaki ilişkilerin niteliğini düşünün.
2
Orta Doğu'da kurulan paktları kronolojik olarak ayırın: Biri İkinci Dünya Savaşı öncesi, diğeri Soğuk Savaş dönemidir.
3
Bağdat Paktı (19551955) Sovyet tehdidine karşıydı; Sadabat Paktı (19371937) ise İtalya'nın Habeşistan işgaline bir tepkiydi.

Daha Fazla Pratik

Bağdat Paktı ile Sadabat Paktı'nın üye listelerini karşılaştırarak Pakistan'ın hangi paktta yer aldığını kontrol edebilirsiniz.

Alternatif Yöntem

Kronolojik eleme yöntemi: Şıklarda verilen olayların tarihlerini kıyaslayın. 'Sovyet yayılmacılığına karşı Batı Bloğu' kavramı İkinci Dünya Savaşı sonrasına (Truman Doktrini ve NATO süreci) aittir.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 239Soru

Atatürk dönemi Türk dış politikasında devletlerin eşitliği ilkesi titizlikle uygulanmış; Türkiye, diğer devletlerin kendisine karşı takındığı dostane veya hasmane tutuma aynı ölçüde karşılık vermeyi temel bir yöntem olarak benimsemiştir. Bu anlayış doğrultusunda, bir devletin Türkiye'ye uyguladığı diplomatik veya hukuki muamelenin aynısının o devlete de uygulanmasını öngören temel dış politika ilkesi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Mütekabiliyet

Cevap

Dış ilişkilerde devletlerin birbirine karşı uyguladıkları muamelelerin eşitlik çerçevesinde karşılıklı olması durumunu ifade eden ilke 'Mütekabiliyet'tir.
Mütekabiliyet (Karşılıklılık) ilkesi, Atatürk dönemi dış politikasının en temel dinamiklerinden biridir. Bu ilke gereği Türkiye, kendisine dostça yaklaşan devletlere dostlukla, hukuki pürüz çıkaranlara ise aynı hukuki sertlikte karşılık vererek uluslararası alandaki onurunu ve eşit statüsünü korumuştur. Örneğin, nüfus mübadelesi sırasında Yunanistan'ın tutumuna karşı aynı şekilde karşılık verilmesi bu ilkenin somut bir örneğidir.

Adım Adım Çözüm

1
Dış politika ilkelerini analiz et
Atatürk döneminde barışçılık, bağımsızlık, gerçekçilik ve mütekabiliyet gibi temel ilkeler izlenmiştir.
Soruda sorulan 'karşılıklı muamele' kavramının hangi terimle karşılandığını bulmak gerekir.
2
Karşılıklılık kavramını terimsel olarak tanımla
Bir devletin diğerine yaptığı işleme, aynı şekilde karşılık verilmesi 'mütekabiliyet' olarak adlandırılır.
Uluslararası hukukta devletlerin eşitliği prensibi bu ilke ile korunur.

Anahtar Kavram

Atatürk Dönemi Türk Dış Politikasının Temel İlkeleri (Mütekabiliyet)

İpuçları

1
Bu kavram, günlük dilde 'sen bana nasıl davranırsan, ben de sana öyle davranırım' prensibine benzer.
2
Kelime anlamı 'karşılıklılık' olan ve diplomatik eşitliği sağlayan terimi düşünün.
3
Özellikle nüfus mübadelesi gibi sorunlarda Türkiye'nin Yunanistan'a karşı 'sen mülklere el koyarsan ben de koyarım' demesi bu ilke ile ilgilidir.

Daha Fazla Pratik

Atatürk döneminde bu ilkenin en belirgin uygulandığı 'Nüfus Mübadelesi' (Etabli) konusunu inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:45s
Soru 240Soru

19231923 Lozan Boğazlar Sözleşmesi’ne göre Boğazlar’ın yönetimi, başkanı Türk olan uluslararası bir komisyona bırakılmış ve Boğazlar’ın her iki yakası askerden arındırılmıştır. Bu statü, Türkiye’nin egemenlik haklarını kısıtlayan ve ulusal güvenliğini tehlikeye atan bir durum olarak görülmekteydi. 19361936 yılında imzalanan Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile bu rejimde köklü değişiklikler yapılmıştır.

Buna göre, Montrö Boğazlar Sözleşmesi’nin aşağıdaki hükümlerinden hangisi Türkiye’nin Boğazlar üzerindeki "tam egemenlik" haklarının önündeki en büyük engelin kaldırıldığını doğrudan kanıtlar?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Uluslararası Boğazlar Komisyonu’nun kaldırılarak yetkilerinin Türk Devleti’ne devredilmesi

Cevap

Uluslararası Boğazlar Komisyonu’nun kaldırılarak yetkilerinin Türk Devleti’ne devredilmesi seçeneği doğrudur.
Doğru yanıt olan seçenek, Türkiye'nin Boğazlar üzerindeki mutlak otoritesini engelleyen uluslararası vesayetin (komisyonun) sona erdiğini ifade eder. Lozan'da kabul edilen 'Uluslararası Boğazlar Komisyonu', Türkiye'nin kendi karasularındaki egemenliğine gölge düşüren en önemli unsurdu. Montrö ile bu kurulun lağvedilmesi, yönetimin tamamen Türk makamlarına geçmesini sağlayarak 'tam egemenlik' ilkesini gerçekleştirmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
19231923 Lozan Boğazlar rejimindeki kısıtlayıcı unsuru belirle.
Boğazlar'ın bir 'uluslararası komisyon' tarafından yönetilmesi, Türkiye'nin kendi toprakları üzerindeki karar yetkisini paylaşması anlamına geliyordu.
Egemenlik, bir devletin kendi sınırları içinde başka bir otorite kabul etmemesi durumudur.
2
19361936 Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile bu kısıtlamanın nasıl değiştiğini analiz et.
Komisyonun feshedilmesi ve tüm yetki ve sorumluluğun Türkiye Cumhuriyeti'ne geçmesiyle dış denetim sona ermiştir.
Yetki devri, Boğazlar üzerindeki kontrolün artık sadece ulusal bir otorite tarafından sağlanacağını belgeler.

Anahtar Kavram

Boğazlar Komisyonu'nun Kaldırılması ve Tam Egemenlik

İpuçları

1
Lozan'da Boğazlar'ın yönetimi sadece Türkiye'nin elinde değildi; içinde başka devletlerin de olduğu bir kurul (komisyon) vardı.
2
Bir devletin kendi sınırları içindeki bir bölgeyi yönetirken başka devletlere hesap vermesi tam bağımsızlıkla çelişir.
3
Montrö ile bu 'uluslararası denetim kurulu' tarihe karışmış, anahtarlar tamamen Türkiye'ye teslim edilmiştir.

Daha Fazla Pratik

Lozan ve Montrö arasındaki 'silahlandırma/asker bulundurma' farklarını inceleyerek güvenlikle ilgili kazanımları pekiştirebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 0s
ÖncekiSayfa 12 / 30Sonraki