Türk-İslam Tarihi

606 soru

Soru 141Soru

Büyük Selçuklu Devleti hükümdarı Tuğrul Bey, 1055 yılında Bağdat’a giderek Abbasi halifesini Şii Büveyhoğulları baskısından kurtarmış; bu hizmeti karşılığında halife tarafından kendisine "Rükneddin" (Dinin Direği) ve "Melikü'l-Maşrık ve'l-Mağrib" (Doğunun ve Batının Sultanı) unvanları verilmiştir. Bu gelişmenin Türk-İslam tarihi açısından ortaya çıkardığı en temel siyasi sonuç aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İslam dünyasının siyasi liderliğinin ve koruyuculuğunun resmen Türklere geçmesi

Cevap

İslam dünyasının siyasi liderliğinin ve koruyuculuğunun Türklerin eline geçmesi, bu olayın en önemli ve kalıcı siyasi sonucudur.
Tuğrul Bey'in Bağdat seferi, Türklerin İslam dünyasındaki prestijini zirveye taşımıştır. Halifenin kendisine verdiği 'Doğunun ve Batının Sultanı' unvanı, siyasi otoritenin artık Türk hükümdarına ait olduğunun uluslararası bir onayıdır. Bu durum, Selçukluların İslam dünyasının hamisi (koruyucusu) olmasını sağlamış ve dini yetki ile siyasi yetkiyi birbirinden ayırarak yeni bir yönetim modeli ortaya çıkarmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Olayın kapsamını belirle
Tuğrul Bey'in Bağdat Seferi (1055), Abbasi halifesinin askeri ve siyasi baskıdan kurtarılmasıdır.
Olayın tarafları (Selçuklular, Abbasiler, Büveyhoğulları) ve geçtiği bölge sonucu anlamak için kritiktir.
2
Unvanın ve yetki devrinin anlamını analiz et
"Doğunun ve Batının Sultanı" unvanı, dünyevi otoritenin (siyaset ve askeriye) halifeden sultana geçtiğini tesciller.
Bu unvan, İslam dünyasındaki ikili otorite yapısını (dini otorite halifede, siyasi otorite sultanda) başlatmıştır.
3
Siyasi sonucu diğer seçeneklerle karşılaştır
Halifeliğin Türklere geçmesi değil, siyasi liderliğin geçmesi temel sonuçtur.
Siyasi liderlik ile makam (halifelik) arasındaki farkı ayırt etmek KPSS tarih sorularında yüksek puan getiren bir nüanstır.

Anahtar Kavram

İslam dünyasında siyasi ve dini otorite ayrımı (Laik yönetim anlayışının ilk adımları)
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 142Soru

Mısır'da hüküm süren ve 'Devlet-i Türkiye' olarak da adlandırılan Memlükler, hem Moğol istilasına karşı İslam dünyasını savunmuş hem de Abbasi hilafetini himaye ederek İslamiyet'e büyük hizmetlerde bulunmuşlardır. Buna göre, aşağıdakilerden hangisi Memlük Devleti döneminde gerçekleşen gelişmelerden biri değildir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Hittin Savaşı ile Kudüs'ün Haçlılardan geri alınması

Cevap

Hittin Savaşı ile Kudüs'ün Haçlılardan geri alınması gelişmesi Memlükler değil, Eyyubiler dönemine aittir.
Kudüs'ün Haçlılardan geri alınmasıyla sonuçlanan Hittin Savaşı, 11871187 yılında Eyyubi Devleti'nin kurucusu Selahaddin Eyyubi tarafından gerçekleştirilmiştir. Memlük Devleti ise bu olaydan yaklaşık 6363 yıl sonra, 12501250 yılında kurulmuştur. Dolayısıyla bu gelişme Memlük dönemine ait değildir.

Adım Adım Çözüm

1
Memlük Devleti'nin temel askeri ve siyasi başarılarını gözden geçirmek.
Memlüklerin Moğolları (Ayn Calut) ve Haçlıları (Akka) mağlup ettiği, ayrıca hilafeti koruduğu bilgisine ulaşılır.
Soruda Memlük dönemine ait olmayan gelişmeyi bulmak için bu devletin kronolojik sınırlarındaki olaylar netleştirilmelidir.
2
Hittin Savaşı'nın tarihi ve aktörlerini kontrol etmek.
Hittin Savaşı'nın 11871187 yılında Selahaddin Eyyubi önderliğinde kazanıldığı belirlenir.
Savaşın tarihi ve devleti, Memlük Devleti'nin kuruluşundan (12501250) öncesine dayanmaktadır.

Anahtar Kavram

Mısır'da kurulan Türk-İslam devletlerinin (Tolunoğulları, İhşidiler, Eyyubiler, Memlükler) karakteristik özellikleri ve askeri başarılarının ayırt edilmesi.
Soru 143Soru

Türk-İslam devletlerinde hukuk sistemi, toplumsal düzeni sağlamak amacıyla şer'i ve örfi hukuk olmak üzere iki ana kola ayrılmıştır. Şer'i yargı sisteminin en üst yetkilisi Kadıü'l-Kudat iken, devlet düzenini ilgilendiren meselelerin ve örfi hukuk kurallarının uygulanmasından sorumlu bir başka makam bulunmaktaydı. Bu makamın sahibi, hükümdar dahil herkesi yargılama yetkisine sahip olabilen adalet teşkilatının en önemli unsurlarından biriydi.

Buna göre, Türk-İslam devletlerinde örfi yargının başında bulunan görevli aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Emir-i Dad

Cevap

Emir-i Dad, Türk-İslam devletlerinde örfi hukukun başında bulunan ve adalet mekanizmasının işleyişinden sorumlu olan görevlidir.
Türk-İslam devletlerinde örfi yargı sisteminin başındaki görevliye 'Emir-i Dad' (Adalet Emiri) denir. Bu görevli, örfi hukuk kurallarının uygulanmasını sağlar ve gerektiğinde yüksek devlet görevlilerini bile yargılayabilir.

Adım Adım Çözüm

1
Türk-İslam hukuk sistemindeki şer'i ve örfi ayrımını değerlendirmek.
Hukukun din temelli (şer'i) ve gelenek/idari temelli (örfi) iki başlıkta incelendiği saptanır.
Soruda sorulan 'örfi yargı' başkanı, şer'i hukuktan ayrı bir uzmanlık alanıdır.
2
Şer'i yargının başındaki unvan ile örfi yargının başındaki unvanı karşılaştırmak.
Kadıü'l-Kudat şer'i hukukun, Emir-i Dad ise örfi hukukun temsilcisidir.
Kavram karmaşasını önlemek için görev alanlarının netleştirilmesi gerekir.
3
Seçeneklerdeki diğer idari unvanların görev tanımlarını kontrol etmek.
Muhtesib çarşı denetimi, Kazasker Osmanlı dönemi yargı üyesi, Naib ise vekil demektir.
Çeldiricilerin hangi alanlara ait olduğunu bilmek doğru cevabı kesinleştirir.

Anahtar Kavram

Türk-İslam Devletlerinde Adalet Teşkilatı ve Görevliler

İpuçları

1
Türk-İslam devletlerinde hukuk ikiye ayrılır: Şer'i ve Örfi. Kadıü'l-Kudat şer'i olanın başındadır.
2
Sorulan görevli, 'Adalet Emiri' anlamına gelen bir unvana sahiptir ve örfi hukuktan sorumludur.

Daha Fazla Pratik

Emir-i Dad'ın yetkilerinin Selçuklu ve Osmanlı hukuku arasındaki farklarını karşılaştırabilirsiniz.
Tahmini Süre:50s
Soru 144Soru

Türk-İslam devletlerindeki askeri ve idari yapılanmada, hem ordunun lojistik ihtiyacını karşılayan hem de taşra güvenliğini sağlayan 'İkta Sistemi'nin merkezi otorite üzerindeki etkisi büyüktür. Bu sistem dahilinde yetiştirilen eyalet askerleri (sipahiyan), devletin en kalabalık askeri gücünü oluşturmaktadır.

Bu askeri birimin özellikleri ve devlet düzenindeki işlevleri dikkate alındığında, aşağıdakilerden hangisi ikta askerleri için geçerli bir durum değildir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Doğrudan sarayda ikamet ederek hükümdarın can güvenliğini korumak ve hazineden nakit maaş almak

Cevap

Doğrudan sarayda ikamet ederek hükümdarın can güvenliğini korumak ve hazineden nakit maaş almak ifadesi yanlıştır; çünkü bu özellikler merkez ordusu olan Gulam-ı Saray birliklerine aittir.
Doğru yanıt olan seçenek, Gulam-ı Saray birliklerinin özelliklerini tanımlamaktadır. Gulamlar merkezde (sarayda) bulunur ve hazineden nakit maaş alırlar. Buna karşılık, ikta askerleri (sipahiyan) eyaletlerde bulunur, geçimlerini ikta topraklarından topladıkları vergilerle sağlarlar ve görevleri sadece askeri değil, aynı zamanda idari ve ekonomiktir (güvenlik, üretim denetimi vb.).

Adım Adım Çözüm

1
İkta askerlerinin (Sipahiyan) tanımını ve görev yerini analiz et.
İkta askerleri taşrada (eyaletlerde) yaşar, ikta topraklarından elde edilen vergilerle geçinirler.
Sistemin temel amacı devlet hazinesinden para harcamadan ordunun en büyük kısmını taşrada hazır tutmaktır.
2
Merkez ordusu (Gulam) ile taşra ordusu (İkta) arasındaki ekonomik farkı belirle.
Gulamlar 'bistegani' denilen nakit maaşı hazineden alırken, ikta askerleri doğrudan üretimden pay alırlar.
Bu ayrım, askeri sınıfların bütçeye olan etkisini ve yönetimdeki rollerini belirler.
3
Seçenekleri bu temel farklara göre ele.
Hükümdarın şahsını koruma ve sarayda ikamet etme görevinin 'Gulam' sistemine ait olduğu saptanır.
İkta askerleri eyalet güvenliğinden sorumludur, saray güvenliğinden değil.

Anahtar Kavram

İkta Sistemi ve Gulam Sistemi Arasındaki Yapısal Farklar
Soru 145Soru

Sultan Mahmut döneminde Hindistan üzerine düzenlenen seferler, İslamiyet'in bu coğrafyada geniş kitlelerce benimsenmesine yol açmış ve bölgenin toplumsal yapısını derinden etkilemiştir. Bu seferlerin bilimsel ve kültürel boyutuna da önem veren Sultan, yanında götürdüğü ve himaye ettiği bilginler için "sarayımın en değerli hazinesi" ifadesini kullanmıştır. Gaznelilerin bu faaliyetlerinin günümüz dünyasındaki en belirgin sosyopolitik etkisi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İslamiyet’in bölgede yayılmasıyla bugünkü Pakistan ve Bangladeş’in dini ve kültürel temellerinin atılması

Cevap

İslamiyet’in yayılmasıyla bugünkü Pakistan ve Bangladeş’in dini ve kültürel temellerinin atılması
Sultan Mahmut'un Hindistan'a düzenlediği çok sayıdaki sefer, İslamiyet'in bu coğrafyada derinleşmesini sağlamıştır. Bu süreç, bölgedeki toplumsal tabakalaşmayı etkilemiş ve Müslüman nüfusun yoğunlaştığı bölgelerin oluşmasına yol açmıştır. Bu demografik temel, 20. yüzyılda Pakistan ve Bangladeş gibi bağımsız Müslüman devletlerin kurulmasına zemin hazırlayan en önemli tarihsel gelişmedir.

Adım Adım Çözüm

1
Sultan Mahmut'un Hindistan seferlerinin amacını ve sonucunu analiz etme
Bu seferlerin temel amacının İslamiyet'i yaymak ve bölgeyi kontrol altına almak olduğu, sonucunda ise geniş kitlelerin Müslüman olduğu belirlenir.
Sorunun kökünde vurgulanan 'günümüz dünyasındaki etki' kavramını anlamak için seferlerin uzun vadeli demografik sonuçlarına bakılmalıdır.
2
Seferlerin bilimsel yönünü değerlendirme
Sultan Mahmut'un 'hazinesi' olarak nitelendirdiği Biruni gibi alimlerin bölge hakkındaki çalışmaları hatırlanır.
Sultanın bilime verdiği değerin kültürel etkileşimi artırdığını teyit etmek için önemlidir.
3
Seçenekler arasında güncel siyasi haritaya uygun olanı belirleme
Hindistan alt kıtasındaki Müslüman nüfusun yoğun olduğu bölgelerin bugünkü Pakistan ve Bangladeş olduğu sonucuna varılır.
Tarihi olayın modern jeopolitik üzerindeki izlerini sürmek için gereklidir.

Anahtar Kavram

Gaznelilerin Hindistan Seferleri ve İslamiyet'in Yayılması

İpuçları

1
Hindistan'da bugün Müslüman nüfusun en yoğun olduğu modern ülkeleri düşünün.

Daha Fazla Pratik

Biruni'nin Hindistan seferleri sonrası kaleme aldığı 'Tahkîku'l-Hind' eserinin içeriğini incelemek, konuyu pekiştirmenize yardımcı olacaktır.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 146Soru

Mısır'da kurulan ilk Türk-İslam devleti olan Tolunoğulları (868868-905905), inşa ettikleri "Maristan" adı verilen hastanelerde din ve ırk ayrımı gözetmeksizin halka ücretsiz sağlık hizmeti sunmuş, bu kurumlarda eczaneler aracılığıyla ilaçların dağıtımını da organize etmiştir. Tolunoğulları dönemindeki bu uygulama, devletin aşağıdaki özelliklerinden hangisine sahip olduğunun doğrudan bir kanıtıdır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Sosyal devlet anlayışını benimsediğinin

Cevap

Tolunoğulları'nın Maristanlar aracılığıyla halka ücretsiz ve ayrım gözetmeden sağlık hizmeti sunması, sosyal devlet anlayışını benimsediklerini gösterir.
Sosyal devlet, vatandaşlarının refahını, eğitimini ve sağlığını güvence altına alan devlet modelidir. Tolunoğulları'nın Maristanlar (hastaneler) inşa ederek buralarda din ve ırk farkı gözetmeksizin ücretsiz hizmet vermesi, ilaca erişimi kolaylaştırması bu anlayışın Türk-İslam tarihindeki en erken ve somut örneklerinden biridir.

Adım Adım Çözüm

1
Metindeki anahtar kavramı analiz etme
"Maristan" adı verilen hastanelerin işlevi belirlendi.
Sorunun kökenindeki uygulamayı anlamak için kurumun amacını saptamak gerekir.
2
Hizmetin sunuluş biçimini değerlendirme
Hizmetin ücretsiz olduğu ve din/ırk ayrımı yapılmadığı görüldü.
Hizmetin kapsamı, devletin halkına bakış açısını (sosyal vs. ayrımcı) ortaya koyar.
3
Siyasi kavramlarla eşleştirme
Halkın temel ihtiyaçlarını (sağlık) karşılıksız karşılayan yapı "Sosyal Devlet" olarak tanımlandı.
Modern ve tarihi literatürde halk için yapılan bu tür yatırımlar sosyal devletin temel göstergesidir.

Anahtar Kavram

Sosyal Devlet Anlayışı

Daha Fazla Pratik

Mısır'da kurulan diğer Türk devletleri olan Akşitler (İhşidîler), Eyyubiler ve Memlükler'in benzer sosyal kurumlarını ve veraset sistemlerini inceleyiniz.
Tahmini Süre:50s
Soru 147Soru

Türk-İslam devletlerinde uygulanan ikta sisteminde, kendisine toprak tahsis edilen askeri görevli (iktadâr), bölgedeki halkın vergilerini toplama yetkisine sahip olsa da halkı yargılama yetkisine sahip değildir. Taşradaki adli işler doğrudan merkeze bağlı olan "kadı"lar tarafından yürütülmektedir.

Bu uygulamanın temel amacı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Toprak sahiplerinin güçlenerek merkezi otoriteye rakip olmasını engellemek

Cevap

Toprak sahiplerinin güçlenerek merkezi otoriteye rakip olmasını engellemek
Türk-İslam devletlerinde adaletin sağlanması hükümdarın en temel görevi kabul edilmiştir. Askeri bir yönetici olan iktadâra yargı yetkisi verilmemesinin sebebi, bu kişinin bulunduğu bölgede 'derebeyi' gibi bağımsız bir güç odağı haline gelmesini önlemektir. Kadıların merkeze bağlı çalışması, ordunun ve yerel yöneticilerin sivil halk üzerindeki baskısını denetlemeyi sağlar.

Adım Adım Çözüm

1
İkta sistemindeki yetki dağılımını analiz etmek.
İktadârın (askeri görevli) mali ve askeri yetkileri varken, yargı yetkisinin bulunmadığı görülür.
Askeri ve adli güçlerin aynı kişide toplanmasının yaratacağı siyasi riskleri anlamak.
2
Yargı yetkisinin bağımsız bir görevli olan kadıya verilmesinin sonucunu yorumlamak.
Kadıların doğrudan merkeze bağlı olması, taşradaki askeri gücün denetlenmesini sağlar.
Hukukun üstünlüğü ilkesinin merkezi otoritenin korunmasındaki rolünü kavramak.

Anahtar Kavram

Hukuk ve askeri teşkilat arasındaki kuvvetler ayrılığı ilkesinin merkezi otoriteyi güçlendirmesi
Soru 148Soru

Türk-İslam devletlerinde toplumsal, askeri ve ekonomik yapının sürdürülebilirliği; toprağın mülkiyet durumu, kullanım şekli ve ticaretin teşkilatlanması ile yakından ilişkilidir.

Buna göre, Türk-İslam devletlerindeki toprak sistemi ve ekonomik kurumlar hakkında aşağıda verilen bilgilerden hangisi yanlıştır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Mültezim: İkta topraklarının yönetiminden sorumlu olan, vergi toplayan ve topladığı bu gelirlerle 'cebelü' yetiştirmekle görevlendirilen kişidir.

Cevap

İkta sisteminde görev yapan kişiye 'muktâ' denilir; 'mültezim' ise Osmanlı Devleti'ndeki İltizam sistemiyle ilgili bir kavramdır.
Türk-İslam devletlerinde (Karahanlılar, Gazneliler, Büyük Selçuklular) toprağın vergi gelirlerini toplayan ve karşılığında asker besleyen kişiye 'muktâ' veya 'ikta sahibi' denir. 'Mültezim' ise Osmanlı Devleti'nde vergi gelirlerinin ihale usulüyle (İltizam) toplanmasından sorumlu görevlidir. Ayrıca 'cebelü' terimi de Osmanlı askeri teşkilatına aittir.

Adım Adım Çözüm

1
Seçeneklerdeki kavramların Türk-İslam devletleri dönemine uygunluğunu kontrol etmek.
Vakıf, İkta, Cizye ve Ahilik kavramlarının bu dönemde aktif olarak kullanıldığı görülür.
Toprak ve vergi sistemi temel terimlerinin tespiti.
2
Yanlış olan seçenekteki 'Mültezim' kavramını analiz etmek.
Mültezim, vergi ihalelerini (iltizam) kazanan kişidir ve bu sistem klasik Türk-İslam devletlerinden ziyade Osmanlı Devleti'nin yükselme ve duraklama dönemlerinde yaygınlaşmıştır.
Dönem-kavram eşleşmesinin doğruluğunu teyit etmek.
3
Tanımdaki 'cebelü' ifadesini incelemek.
Cebelü, Osmanlı Tımar sistemiyle özdeşleşmiş bir terimdir; Büyük Selçuklu gibi devletlerde ikta askerlerine genel olarak 'sipahiyan' veya 'ikta askeri' denir.
Askeri terminolojinin kronolojik kontrolü.

Anahtar Kavram

Türk-İslam Devletlerinde Toprak Yönetimi ve Ekonomik Kurumlar

Daha Fazla Pratik

Osmanlı Devleti'ndeki Tımar sistemi ile Büyük Selçuklu Devleti'ndeki İkta sistemi arasındaki benzerlik ve farkları inceleyerek kavramsal hakimiyetinizi pekiştirebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 149Soru

Türk-İslam devletlerinde toplumsal düzenin sağlanması ve devlet otoritesinin korunması amacıyla hukuk ve ordu teşkilatları birbirini tamamlayan bir yapıda kurgulanmıştır. Hukuk sistemi 'şer’i' ve 'örfi' olarak iki ana kola ayrılırken, ordu da merkezi otoriteyi ve taşra güvenliğini sağlayacak farklı birimlerden oluşmuştur.

Buna göre, Türk-İslam devletlerinde hukuk ve ordu sisteminin özellikleri ile ilgili aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İkta askerleri (Sipahiyan), ordunun en kalabalık grubunu oluşturur ve geçimlerini doğrudan merkezi hazineden aldıkları maaşla sağlarlar.

Cevap

İkta askerlerinin (Sipahiyan) geçimlerini doğrudan merkezi hazineden aldıkları maaşla sağladıkları bilgisi yanlıştır; bu askerler ikta topraklarının geliriyle geçinirler.
Türk-İslam devletlerinde İkta sistemi (Sipahiyan), devletin hazinesinden nakit para çıkmadan büyük bir ordu beslemesini sağlar. Bu sistemde askerlere hizmetleri karşılığında toprak verilir ve askerler bu topraktan elde edilen vergilerle geçimlerini sağlarlar. Doğrudan merkezi hazineden maaş (bistegani) alan birimler ise sadece hükümdara bağlı olan merkez (Gulam) birlikleridir.

Adım Adım Çözüm

1
Hukuk sisteminin temel unsurlarını değerlendir.
Şer'i ve Örfi hukuk ayrımının doğru yapıldığını, Kadıülkudat ve Emir-i Dad'ın görevlerinin doğru tanımlandığını teyit et.
Türk-İslam devletlerinde yargı bağımsızlığı ve görev dağılımını anlamak için gereklidir.
2
Ordu teşkilatındaki birimleri ve finansman kaynaklarını incele.
Gulam-ı Saray'ın maaşlı (bistegani), İkta askerlerinin ise toprak gelirli olduğunu saptanır.
Merkez ordusu ile eyalet ordusu arasındaki temel farkı ortaya koymak için gereklidir.

Anahtar Kavram

Türk-İslam Devletlerinde Hukuk ve Ordu Teşkilatının Finansal ve İdari Yapısı

Daha Fazla Pratik

Osmanlı Devleti'ndeki 'Tımar' sistemi ile Türk-İslam devletlerindeki 'İkta' sistemi arasındaki benzerlikleri ve 'Ulufe' ile 'Bistegani' kavramlarını karşılaştırınız.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 150Soru

Büyük Selçuklu Devleti döneminde yaşayan, Arap dili ve edebiyatı üzerine yaptığı derin çalışmalarla tanınan, 'el-Keşşaf' adlı tefsiriyle İslam dünyasında büyük bir ün kazanan ve Mekke'de uzun süre kaldığı için 'Cârullah' unvanıyla anılan Türk-İslam bilgini aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Zemahşeri

Cevap

Metinde özellikleri belirtilen ve 'Cârullah' unvanına sahip olan bilim insanı Zemahşeri'dir.
Doğru cevap olan Zemahşeri, Büyük Selçuklu Devleti döneminde yetişmiş, tefsir ve dilbilim alanında İslam dünyasının en önemli otoritelerinden biri kabul edilir. Kur'an-ı Kerim'in dilsel ve belagat yönünden inceliklerini ortaya koyan 'el-Keşşaf' adlı tefsiri günümüzde de önemini korumaktadır. Mekke'de uzun yıllar kalarak ilmi faaliyetlerini sürdürdüğü için kendisine 'Allah'ın komşusu' anlamına gelen 'Cârullah' unvanı verilmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Soru kökünde verilen 'el-Keşşaf' eseri ve 'Cârullah' unvanı analiz edilir.
Bu bilgiler doğrudan Büyük Selçuklu döneminin ünlü dil ve tefsir bilgini Zemahşeri'yi işaret etmektedir.
Zemahşeri, Arap dili üzerindeki otoritesi ve Mekke'de kaldığı dönemdeki çalışmalarıyla bu unvanı kazanmıştır.
2
Seçeneklerdeki diğer bilginlerin eser ve unvanları kontrol edilerek karşılaştırma yapılır.
Gazali (Hüccetü'l-İslam), Fahreddin Razi (Mefatihu'l-Gayb) ve İbn-i Sina (Şeyhü'r-Reis) gibi isimlerin metindeki verilerle uyuşmadığı görülür.
Hatalı eser-yazar eşleştirmeleri elenerek doğru sonuca ulaşılır.

Anahtar Kavram

Türk-İslam Bilim İnsanları ve Eserleri

İpuçları

1
Bu bilgin, Harezm bölgesinde doğmuş olup Büyük Selçuklu Devleti'nin bilimsel zirvesini temsil eden isimlerdendir.
2
Bilginin en ünlü eseri 'el-Keşşaf', 'hakikatleri keşfeden' anlamına gelir ve Arap dilinin belagat kuralları üzerine temellenmiştir.
3
Mekke'de uzun süre ikamet etmesi sebebiyle kendisine 'Allah'ın komşusu' anlamına gelen 'Cârullah' unvanı verilmiştir.

Daha Fazla Pratik

Selçuklu dönemi bilimsel hayatında 'akli' ve 'nakli' bilimlerin nasıl bir sentez oluşturduğunu ve Nizamiye Medreseleri'nin bu süreçteki rolünü inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 151Soru

İslamiyet’i kabul eden ilk Türk devletlerinden biri olan Karahanlılar, bu yeni inanç sistemine geçerken geleneksel Türk devlet yönetimi olan "İkili Teşkilat" yapısından vazgeçmemişlerdir. Aynı zamanda Arapça ve Farsçanın İslam dünyasındaki yoğun etkisine rağmen resmi dil ve edebiyatta "Hakaniye Türkçesi"ni kullanmayı sürdürmüş; ticari hayatı canlandırmak için "Ribat", sosyal hizmetler içinse "Bimaristan" adı verilen kurumları hayata geçirmişlerdir. Karahanlıların izlediği bu politika aşağıdakilerden hangisinin doğrudan bir kanıtıdır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İslam medeniyeti içerisinde milli kimliklerini ve geleneksel yapılarını korumaya çalıştıklarının

Cevap

Karahanlıların Hakaniye Türkçesini kullanmaları ve İkili Teşkilatı sürdürmeleri, İslamiyet içerisinde milli kimliklerini ve geleneksel yapılarını koruduklarını gösterir.
Karahanlılar, İslamiyet'i kabul ettikten sonra Arapça ve Farsçanın baskın olduğu bir coğrafyada Türkçeyi resmi dil (Hakaniye Lehçesi) olarak ilan ederek milli benliklerini korumuşlardır. Aynı zamanda İslam öncesi yönetim geleneği olan İkili Teşkilat'ı devam ettirmeleri, yeni dinle birlikte geleneksel yapılarını terk etmediklerini, aksine bu yapıları İslam medeniyetinin sosyal kurumlarıyla (Bimaristan, Ribat) sentezlediklerini kanıtlar.

Adım Adım Çözüm

1
Devletin dil ve yönetim tercihlerini analiz etmek.
Hakaniye Türkçesi kullanımı ve İkili Teşkilat geleneği tespit edilir.
Bu unsurlar, İslam öncesi Türk kültürünün temel taşlarıdır.
2
İslamiyet'in kabulüyle gelen yeni kurumları değerlendirmek.
Ribat (kervansaray) ve Bimaristan (hastane) gibi kurumların varlığı görülür.
Bu kurumlar İslam medeniyetinin Türk kültürüne kattığı yeni sosyal yapılardır.
3
Geleneksel yapı ile yeni kurumların birlikteliğini yorumlamak.
Eski Türk geleneklerinin İslam kültürüyle harmanlandığı sonucuna ulaşılır.
Milli kimliği koruma çabası, dil ve yönetim tarzındaki süreklilikte saklıdır.

Anahtar Kavram

Karahanlılarda Türk-İslam Sentezi ve Milli Kimliğin Korunması

Daha Fazla Pratik

Karahanlılar döneminde yazılan Kutadgu Bilig ve Divan-ı Lügati't Türk gibi eserlerin Türkçecilik politikasıyla ilişkisini inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:55s
Soru 152Soru

Gazneli Devleti, Afganistan topraklarında kurulmuş ve kısa sürede sınırlarını Hindistan'dan Horasan'a kadar genişletmiştir. Geniş bir coğrafyaya yayılan bu devlette halkın; Arap, Fars, Hint ve Türk gibi farklı etnik kökenlerden oluşması, Karahanlılar'ın aksine kozmopolit (çok uluslu) bir yapının ortaya çıkmasına neden olmuştur. Gazneliler'in bu kozmopolit yapısı, aşağıdaki gelişmelerden hangisinin temel nedeni olarak gösterilebilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Bilim ve edebiyat dilinde Arapça ile Farsçanın Türkçenin önüne geçmesi

Cevap

Bilim ve edebiyat dilinde Arapça ile Farsçanın Türkçenin önüne geçmesi
Gazneliler, kuruldukları coğrafya (Horasan-Afganistan-Hindistan) ve yönettikleri halkın heterojen yapısı nedeniyle kültürel bir sentez oluşturmuşlardır. Bu durum, sarayda Türkçe konuşulsa bile bürokraside ve edebiyatta Farsçanın, bilimde ise Arapçanın egemen olmasına yol açmıştır. Bu durum, halkı tamamen Türk olan Karahanlılar'ın Türkçeyi resmi dil ilan etmesiyle taban tabana zıttır.

Adım Adım Çözüm

1
Gazneli Devleti'nin demografik yapısını analiz etme
Devletin Afgan, Hint, Fars ve Türklerden oluşan çok uluslu bir yapıya sahip olduğu belirlenir.
Sorunun kökünde belirtilen kozmopolit yapının sonuçlarını anlamak için temel veridir.
2
Kültürel etkileşimin dil üzerindeki etkisini değerlendirme
Farsçanın yönetim ve edebiyat dili, Arapçanın ise bilim dili olarak benimsendiği görülür.
Çok uluslu yapılar genellikle o bölgedeki baskın kültürlerin dillerinden etkilenir.
3
Karahanlılar ile kıyaslama yaparak sonuca ulaşma
Tamamı Türklerden oluşan Karahanlılar Türkçeyi korurken, Gazneliler kozmopolit yapı nedeniyle diğer dillere ağırlık vermiştir.
Milli kimlik ile kozmopolit kimlik arasındaki farkı ayırt etmek cevabı doğrular.

Anahtar Kavram

Türk-İslam Devletlerinde Kültürel ve Etnik Yapının Dil Üzerindeki Etkisi

Daha Fazla Pratik

Karahanlılar ile Gazneliler'in 'milli kimlik' ve 'kozmopolit yapı' farkını bir tablo üzerinden çalışmak, KPSS'de sıkça sorulan dil ve yönetim farklarını anlamanızı kolaylaştıracaktır.
Tahmini Süre:50s
Soru 153Soru

Orta Çağ İslam dünyasında bilimsel yöntemin gelişmesine öncülük eden bir düşünür; Aristo ve Batlamyus’un "gözden çıkan ışınların görmeyi sağladığı" teorisini reddederek görmenin fiziksel ve matematiksel temellerini açıklamıştır. "Kitabü’l-Menâzır" (Optik Kitabı) adlı başyapıtında, bir nesnenin her noktasından çıkan ışığın doğrusal yollarla yayıldığını "karanlık oda" (camera obscura) deneyiyle kanıtlamış, bu yaklaşımıyla modern optiğin temellerini atmıştır.

Batı dünyasında "Alhazen" adıyla tanınan bu bilim insanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İbn-i Heysem

Cevap

İbn-i Heysem, modern optiğin temellerini atan ve karanlık oda düzeneğini geliştiren bilim insanıdır.
İbn-i Heysem, görmenin gözden çıkan ışınlarla değil, nesneden yansıyan ışığın göze gelmesiyle oluştuğunu ispatlamıştır. 'Kitabü'l Menazir' adlı eseri modern optiğin temeli sayılır ve karanlık oda deneyi ile Batı bilimini (Alhazen adıyla) derinden etkilemiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Metindeki anahtar kavramları belirle
Optik, Kitabü'l Menazir, Alhazen, Karanlık Oda (Camera Obscura).
Soruda bahsedilen kişinin uzmanlık alanını ve en önemli eserini tespit etmek için gereklidir.
2
Bilim insanları ile uzmanlık alanlarını eşleştir
Optik ve fizik denilince akla gelen temel isim İbn-i Heysem'dir.
Cabir bin Hayyan kimya, Battani astronomi, İbnü'n-Nefis tıp alanında yoğunlaşmıştır.
3
Seçenekleri ele ve doğrula
İbn-i Heysem ismi Batı'da Alhazen olarak bilinmesiyle de örtüşmektedir.
Kitabü'l Menazir eseri ve görme teorisindeki devrim niteliğindeki değişimi sağlayan kişi İbn-i Heysem'dir.

Anahtar Kavram

Türk-İslam Bilim İnsanlarının Optik ve Fizik Alanındaki Katkıları

İpuçları

1
Bu bilim insanı 'Optiğin Babası' olarak nitelendirilir.
2
En ünlü eseri olan 'Kitabü’l-Menâzır' Batı'da yüzyıllarca temel kaynak olarak okutulmuştur.
3
Fotoğraf makinesinin çalışma prensibi olan 'karanlık oda' (camera obscura) sistemini ilk kez o açıklamıştır.

Daha Fazla Pratik

İbn-i Heysem'in yönteminin modern bilimsel metodolojiye etkisini araştırmak için 'istikra' (deneycilik) kavramını inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 154Soru

751 yılında gerçekleşen Talas Savaşı, Çin İmparatorluğu ile Abbasi Devleti arasındaki güç mücadelesinde Karlukların Müslüman tarafını desteklemesiyle sonuçlanmıştır. Bu zafer, Türk tarihi açısından uzun vadeli bir din değiştirme sürecini başlatırken dünya tarihi açısından da teknik bir devrimin kapısını aralamıştır.

Buna göre, Talas Savaşı’nın sonuçları ve Türk-İslam tarihindeki etkileri dikkate alındığında aşağıdaki çıkarımlardan hangisine ulaşılamaz?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Elde edilen bu kesin askeri başarı, Orta Asya’da kısa süre içerisinde Müslüman Türklerden oluşan merkezi bir siyasi birliğin kurulmasını sağlamıştır.

Cevap

Talas Savaşı'nın ardından Orta Asya'da hemen merkezi bir Türk siyasi birliğinin kurulduğu çıkarımı yanlıştır; zira siyasi birlik süreci çok daha sonra Karahanlılar ile olgunlaşmıştır.
Talas Savaşı askeri, dini ve kültürel açıdan büyük değişimler yaratmış olsa da, bu zaferin hemen ardından Orta Asya'da merkezi bir Türk siyasi birliği kurulmamıştır. Karahanlılar gibi merkezi Türk-İslam devletlerinin kurulması ve bölgeyi tek çatı altında toplaması, savaştan yaklaşık bir asır sonra gerçekleşen bir süreçtir. Dolayısıyla askeri başarının doğrudan bir siyasi birlik getirdiği çıkarımı tarihsel olarak hatalıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Talas Savaşı'nın (751) askeri ve stratejik sonuçlarını analiz etme
Çin'in Orta Asya'dan çekildiği ve Karlukların Müslümanlarla ittifak kurduğu teyit edilir.
Savaşın temel tarafları ve sonucunu belirlemek için.
2
Kültürel ve teknolojik transferi değerlendirme
Kağıt üretiminin Müslümanlar tarafından öğrenildiği ve Semerkant'ın merkezleştiği görülür.
Savaşın dünya medeniyet tarihi üzerindeki etkisini anlamak için.
3
Siyasi birlik ve devletleşme sürecini kronolojik olarak inceleme
Talas Savaşı'ndan hemen sonra merkezi bir Türk-İslam devleti kurulmadığı, boyların (Karluk, Yağma, Çiğil) bağımsız hareket ettiği anlaşılır.
Seçenekteki 'kısa süre içerisinde merkezi siyasi birlik' ifadesinin tarihsel gerçeklikle çeliştiğini saptamak için.

Anahtar Kavram

Talas Savaşı'nın Çok Boyutlu Sonuçları ve Siyasi Otorite Boşluğu
Soru 155Soru

Mısır'da hüküm süren Türk-İslam devletleri ile ilgili bazı önemli özellikler aşağıda verilmiştir:

* Tolunoğulları: Mısır'da Türk-İslam kültürünü başlatan ve "Maristan" adı verilen gelişmiş hastaneler kuran ilk devlettir.
* İhşidiler: Kutsal topraklar olan Hicaz bölgesine (Mekke ve Medine) hakim olan ilk Türk devletidir.
* Eyyubiler: Hıttin Savaşı ile Kudüs'ü Haçlılardan geri alarak İslam dünyasında büyük bir prestij kazanmışlardır.
* Memlükler: Moğolları durdurmayı başaran ve halifeliği himaye eden; ancak hükümdarlığın babadan oğula geçme zorunluluğunun bulunmadığı bir veraset sistemi uygulayan devlettir.

Bu bilgilere dayanarak Mısır'da kurulan Türk-İslam devletleri hakkında aşağıdakilerden hangisi söylenemez?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Mısır coğrafyasındaki siyasi birliğin tek bir Türk hanedanı tarafından kesintisiz sağlandığı

Cevap

Mısır'da siyasi birliğin tek bir Türk sülalesi tarafından korunduğu ifadesi yanlıştır; çünkü Tolunoğulları, İhşidiler, Eyyubiler ve Memlükler birbirinden farklı siyasi teşekküllerdir.
Doğru cevap olan ifade yanlıştır çünkü Mısır'da kurulan dört büyük Türk-İslam devleti (Tolunoğulları, İhşidiler, Eyyubiler ve Memlükler) farklı siyasi yapılar ve hanedanlardır. Örneğin Tolunoğulları Ahmet bin Tolun tarafından, İhşidiler Muhammed bin Togaç tarafından kurulmuştur. Memlükler ise bir hanedan devletinden ziyade bir 'emirler (komutanlar) devleti' niteliğindedir. Bu nedenle siyasi birliğin tek bir sülale tarafından sağlandığı savunulamaz.

Adım Adım Çözüm

1
Öncüllerdeki devletlerin özelliklerini analiz et.
Tolunoğulları sosyal yardım (Maristan), İhşidiler dini hakimiyet (Hicaz), Eyyubiler askeri başarı (Kudüs) ve Memlükler savunma/farklı yönetim (Moğol/Veraset) özelliklerine sahiptir.
Her devletin kendine has katkısını ve yönetim biçimini belirlemek için gereklidir.
2
Seçeneklerdeki genel yargıları öncüllerle eşleştir.
Sosyal devlet, dini merkezlere hakimiyet, dış tehditlerle mücadele ve veraset değişikliği ifadelerinin öncüllerde karşılığı bulunmaktadır.
Doğru olan (söylenebilir olan) yargıları elemek için gereklidir.
3
Siyasi birlik ve hanedan yapısını sorgula.
Mısır'da bu devletler kronolojik olarak birbirinin yerine kurulmuş farklı devletlerdir; tek bir hanedanın kesintisiz yönetimi mevcut değildir.
Hatalı olan genel yargıyı tespit etmek için gereklidir.

Anahtar Kavram

Mısır'da Kurulan Türk-İslam Devletlerinin Karakteristik Özellikleri

Daha Fazla Pratik

Memlüklerdeki veraset sisteminin devletin ömrü ve taht kavgaları üzerindeki etkilerini inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 156Soru

Talas Savaşı (751751), Türklerin dini ve kültürel tarihlerinde yeni bir dönemin başlangıcı olarak kabul edilir. Bu savaşta Çin ordusuna karşı Abbasi ordusunu destekleyerek zaferin kazanılmasında kritik bir rol üstlenen ve kitleler hâlinde İslamiyet'i kabul eden ilk Türk topluluğu aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Karluklar

Cevap

Karluklar, Talas Savaşı'nda Abbasileri destekleyerek İslamiyet'i kabul eden ilk Türk topluluğu olmuştur.
Doğru yanıt olan topluluk, 751751 yılındaki Talas Savaşı'nda Çin yayılmacılığına karşı Abbasilerin safına geçerek İslam ordusunun zafer kazanmasını sağlamıştır. Bu siyasi yakınlaşma sonucunda İslamiyet'i kitleler hâlinde benimseyen ilk Türk boyu olma unvanını kazanmışlardır.

Adım Adım Çözüm

1
Savaşın taraflarını ve tarihini belirle.
751751 yılında Çin ile Abbasi Devleti (Müslüman Araplar) arasında gerçekleşen Talas Savaşı.
Savaşın hangi siyasi dengeler içinde geçtiğini anlamak için gereklidir.
2
Abbasileri destekleyen Türk gücünü hatırla.
Karluk Türkleri, savaşın seyrini değiştirerek Müslümanların yanında yer almıştır.
Çin'in Orta Asya üzerindeki baskısını kırmak isteyen Türk topluluğunu belirlemek için gereklidir.
3
Savaşın dini sonucunu analiz et.
Karluklar, savaş sonrası Müslümanlarla kurdukları yakın temas sonucunda İslamiyet'i kabul eden ilk Türk boyu olmuşlardır.
Türklerin İslamiyet'e geçiş sürecindeki ilk basamağı doğrulamak için gereklidir.

Anahtar Kavram

Talas Savaşı'nın Türkler Açısından Önemi ve İlk İslamiyet Kabulleri

Alternatif Yöntem

Eleme yöntemi kullanılarak; Uygurlar (Maniheizm), Hazarlar (Musevilik) ve Peçenekler (Hristiyanlık/Ücretli Askerlik) elendiğinde geriye kalan Karluklar seçeneği doğrulanabilir.
Tahmini Süre:45s
Soru 157Soru

Sultan Mahmut, sarayında ağırladığı Biruni için "Sarayımın en değerli hazinesi" ifadesini kullanmış ve Hindistan'a düzenlediği seferlerde onu da beraberinde götürerek bölge kültürü üzerine bilimsel çalışmalar yapmasını sağlamıştır. Bu derece köklü bir bilim ve kültür geleneğine, Hindistan'daki İslamlaşma faaliyetlerine (17 sefer) ve merkeziyetçi bir devlet yapısına sahip olmalarına rağmen Gazneliler, 10401040 Dandanakan Savaşı'nda Büyük Selçuklulara yenilince hızla çöküş sürecine girmişlerdir.

Gaznelilerin askeri ve kültürel alandaki bu gücüne rağmen siyasi varlıklarını uzun süre koruyamamalarında ve Selçuklu saldırıları karşısında halkın devleti yeterince sahiplenmemesinde aşağıdakilerden hangisinin temel bir etken olduğu savunulabilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Türklerden oluşan yönetici ve askeri zümrenin, farklı dilleri konuşan yerel halkla (Fars ve Hint) kültürel olarak bütünleşememesi

Cevap

Gaznelilerde yönetici tabaka ve ordunun Türk, halkın ise Fars ve Hintlilerden oluşması nedeniyle yaşanan toplumsal kopukluk
Gazneliler Devleti'nin en büyük zayıflığı, ordunun ve saray teşkilatının tamamen Türklerden oluşmasına rağmen, üzerinde hüküm sürdükleri halkın Farslar ve Hintlilerden oluşmasıdır. Dil ve kültür birliğinin sağlanamaması, halkın devleti bir 'milli kurum' olarak sahiplenmemesine yol açmıştır. Bu durum, Selçuklular gibi güçlü bir rakip karşısında alınan Dandanakan yenilgisi sonrası halkın direnç göstermemesine ve devletin hızla çökmesine zemin hazırlamıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Gaznelilerin demografik yapısını analiz etme
Devletin yönetim merkezi Afganistan (Gazne) olsa da hakimiyet sahasının İran ve Hindistan'ı kapsaması, yönetenler (Türkler) ile yönetilenler (Farslar/Hintliler) arasında bir uçurum doğurmuştur.
Toplumsal aidiyeti belirleyen temel unsuru anlamak için etnik yapıyı incelemek gerekir.
2
Dandanakan Savaşı'nın siyasi etkisini değerlendirme
1040 yılındaki yenilgi sadece askeri bir mağlubiyet değil, devletin meşruiyetinin ve halk üzerindeki otoritesinin çöküşüdür.
Savaş sonuçlarının devletin bekası üzerindeki etkisini kavramak gerekir.
3
Karahanlılar ile karşılaştırma yapma
Karahanlılar halkı ve yöneticisi Türk olduğu için daha uzun süre direnmiş, Gazneliler ise halk desteğinden yoksun olduğu için hızla dağılmıştır.
Diğer Türk-İslam devletleriyle kıyaslayarak Gaznelilere özgü zafiyeti netleştirmek gerekir.

Anahtar Kavram

Gaznelilerde devlet-halk kopukluğunun (etnik farklar) siyasi ömre etkisi

Alternatif Yöntem

Gazneliler ile Karahanlıları kıyaslayarak: Karahanlılar halkı Türk olduğu için daha uzun süre ayakta kalmıştır, Gazneliler ise çok uluslu yapısı nedeniyle daha kırılgandır.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 158Soru

Büyük Selçuklu Devleti'nin Bizans İmparatorluğu'na karşı kazandığı 1071 Malazgirt Zaferi, Türk tarihinde 'Anadolu'nun kapılarının açılması' olarak tanımlanırken; Türkiye Selçuklu Devleti dönemindeki 1176 Miryokefalon Zaferi ise 'Anadolu'nun tapusunun alınması' şeklinde ifade edilmiştir. Bu nitelendirmeler arasındaki stratejik fark dikkate alındığında, Malazgirt Savaşı'nı siyasi sonuçları bakımından Miryokefalon'dan ayıran temel özellik aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Anadolu'nun fethini teşvik etmek amacıyla 'kılıç hakkı' sistemiyle ilk Türk beyliklerinin kurulmasına zemin hazırlanması

Cevap

Malazgirt Savaşı'nın temel farkı, fethi hızlandırmak adına 'kılıç hakkı' uygulamasını başlatarak Anadolu'da ilk Türk beyliklerinin kurulmasına yol açmasıdır.
Malazgirt Zaferi'nin ardından Sultan Alparslan'ın uyguladığı 'kılıç hakkı' sistemi, Anadolu'da Saltuklular, Mengücekliler, Danişmentliler gibi ilk Türk beyliklerinin kurulmasını sağlamıştır. Bu durum Anadolu'nun fethini sistemli bir hale getirerek 'kapıların açılmasını' temsil eder ve bu özelliğiyle Anadolu varlığının 'kesinleşmesini' ifade eden Miryokefalon'dan ayrılır.

Adım Adım Çözüm

1
Kavramsal ayrımın yapılması
Malazgirt'in 'başlangıç' (kapı açma), Miryokefalon'un ise 'kesinleşme' (tapu alma) niteliğinde olduğu saptanır.
Savaşların Türk tarihindeki stratejik aşamalarını doğru sınıflandırmak için gereklidir.
2
Malazgirt Savaşı sonrası uygulanan 'Kılıç Hakkı' politikasının incelenmesi
Sultan Alparslan'ın komutanlarını Anadolu'nun fethiyle görevlendirerek onlara beylik kurma hakkı tanıdığı belirlenir.
Büyük Selçuklu Devleti'nin Anadolu politikasının özgün sonucunu belirlemek için temel adımdır.
3
Yanlış bilgilerin elenmesi
Miryokefalon (kesinleşme), Katvan (yenilgi/yıkılış), Dandanakan (kuruluş) ve Bağdat Seferi (liderlik) ile ilgili seçenekler elenir.
Kavram karmaşasını önlemek ve doğru bilgiye ulaşmak için gereklidir.

Anahtar Kavram

Malazgirt Savaşı ve Anadolu'nun Türkleşme Süreci
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 159Soru

Karahanlılar tarafından inşa edilen ve Türk-İslam mimarisinin özgün örneklerinden biri olan "Ribat"lar; ticari kervanların konakladığı birer kervansaray, sınır güvenliğini sağlayan birer askeri karakol ve İslamiyet'in yayılmasına hizmet eden dini merkezler olarak işlev görmüştür.

Buna göre, Ribatların aşağıdaki alanlardan hangisinde hizmet verdiği savunulamaz?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Hukuki

Cevap

Hukuki alanda hizmet verdikleri savunulamaz çünkü Ribatlar ticari, askeri, dini ve sosyal amaçlı yapılar olup yargı yetkisine sahip değildir.
Ribatlar; ticaret yolları üzerinde güvenliği sağlayan (Askeri), kervanları ağırlayan (Ticari), yolcuların ihtiyaçlarını karşılayan (Sosyal) ve dervişlerin İslamiyet'i yaydığı (Dini) çok amaçlı kurumlardır. Ancak bu yapıların yargı dağıtma veya kanun yapma gibi hukuki bir fonksiyonu yoktur.

Adım Adım Çözüm

1
Metinde verilen Ribat işlevlerini analiz etmek.
Ticari (kervansaray), Askeri (karakol) ve Dini (İslamiyet'in yayılması) işlevler açıkça belirtilmiştir.
Soruda verilen öncülleri kategorize etmek için gereklidir.
2
Belirtilmeyen ancak çıkarılabilecek diğer işlevleri değerlendirmek.
Yolcuların ihtiyaçlarının karşılanması 'Sosyal' devlet ve hizmet anlayışına girer.
Seçeneklerdeki kavramlarla metindeki işlevleri eşleştirmek için gereklidir.
3
Hukuki kavramının Ribat fonksiyonları ile ilgisini sorgulamak.
Hukuk (yargı, mahkeme, mevzuat) ile ilgili bir bilgi metinde bulunmamaktadır.
Doğru seçeneği belirlemek için yapılan son kontroldür.

Anahtar Kavram

Karahanlılarda Ribat kurumunun çok yönlü işlevsel yapısı
Tahmini Süre:50s
Soru 160Soru

Türk-İslam devletlerinin pek çoğu ya kurucusunun adıyla (Osmanlılar gibi) ya da hakimiyet kuran boyun adıyla (Selçuklular gibi) anılmıştır. Ancak bazı devletler, bu gelenekten farklı olarak kuruldukları bölgenin veya şehrin adıyla tarihe geçmişlerdir. Samanoğulları'nın Horasan valisi Alp Tigin tarafından temelleri atılan ve adını yönetim merkezi olan şehirden alan bu Türk-İslam devleti aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Gazneliler

Cevap

Gazneliler Devleti, adını kurulduğu coğrafi merkez olan Gazne şehrinden almaktadır.
Doğru cevap olan seçenek, Türk-İslam tarihindeki isimlendirme geleneğinin dışına çıkarak adını kurulduğu şehir olan Gazne'den (günümüzde Afganistan) alan Gazneliler Devleti'ni ifade etmektedir. Alp Tigin tarafından temelleri atılan bu devlet, bölgedeki Samanoğulları hakimiyetine son vererek bağımsız bir güç haline gelmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Devletlerin isim kökenlerini analiz etme
Türk devletlerinin genellikle kurucu veya boy adıyla anıldığını, ancak coğrafi isimle anılan örneklerin nadir olduğunu belirleme.
Soruda istenen 'farklı isimlendirme geleneği' kriterini karşılayan devleti bulmak için gereklidir.
2
Kurucu Alp Tigin bilgisini değerlendirme
Alp Tigin'in Samanoğulları valisiyken Afganistan bölgesindeki Gazne şehrine gelerek burada bağımsızlığını ilan ettiğini hatırlama.
Alp Tigin, Gaznelilerin temelini atan kişidir.
3
Gazne şehrinin günümüzdeki yerini teyit etme
Gazne şehrinin Afganistan'da bulunduğu bilgisini sorudaki öncül ile eşleştirme.
Doğru cevabı netleştirmek için coğrafi bağlamı kullanır.

Anahtar Kavram

Gaznelilerin isimlendirme geleneği ve kuruluş coğrafyası

İpuçları

1
Türk devletleri genellikle hanedan kurucusunun adını taşır; ancak bu devlet bir istisnadır.
2
Bu devletin en ünlü hükümdarı olan Sultan Mahmut, Hindistan'a seferler düzenlemiştir.
3
Devletin ismi, bugün Afganistan sınırları içinde kalan ve o dönemde başkentlik yapan şehirden gelmektedir.

Daha Fazla Pratik

Gaznelilerin Dandanakan Savaşı sonrası zayıflama sürecini ve bu savaşın Büyük Selçuklu Devleti'nin kuruluşu üzerindeki etkisini inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:45s
ÖncekiSayfa 8 / 31Sonraki
Türk-İslam Tarihi — KPSS Genel Yetenek - Genel Kültür — Sayfa 8 | Examkin