Kişiler Hukuku

138 soru

Soru 61Soru

Türk Medeni Kanunu'nun 28. maddesinde yer alan "Çocuk, sağ doğmak koşuluyla ana rahmine düştüğü andan başlayarak hak ehliyetini kazanır." hükmü uyarınca; babası kendisi henüz ana rahmindeyken bir trafik kazasında vefat eden bir çocuğun, babasının ölümü nedeniyle doğacak haklarına ilişkin aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Çocuk tam ve sağ doğması kaydıyla, babasının ölüm anında sağmış gibi mirasçı olur ve destekten yoksun kalma tazminatı talep edebilir; zira hak ehliyeti bu durumda geçmişe etkili olarak kazanılır.

Cevap

Çocuk tam ve sağ doğması kaydıyla, babasının ölüm anında sağmış gibi mirasçı olur ve destekten yoksun kalma tazminatı talep edebilir; zira hak ehliyeti bu durumda geçmişe etkili olarak kazanılır.
Türk Medeni Kanunu'na göre hak ehliyeti kural olarak doğumla başlasa da, cenin lehine önemli bir istisna getirilmiştir. Sağ doğmak şartıyla, çocuk ana rahmine düştüğü andan itibaren hak ehliyetini kazanmış sayılır. Bu durum, çocuğun babasının ölümü veya benzeri haksız fiillerde sanki o an hayattaymış gibi mirasçı olabilmesini ve tazminat haklarına sahip olabilmesini sağlar.

Adım Adım Çözüm

1
Ceninin hukuki statüsünün belirlenmesi
Cenin, TMK m. 28 uyarınca 'hak süjesi' olmaya aday bir varlıktır.
Kanun, cenine belirli şartlar altında hak ehliyeti tanımıştır.
2
Hak ehliyetinin başlangıç şartının uygulanması
Çocuğun tam ve sağ doğması gerekir.
Geçmişe etkili hak kazanımı, bozucu şarta değil, geciktirici şarta (sağ doğum) bağlanmıştır.
3
Olay anı ile doğum anı arasındaki hukuki bağın kurulması
Doğum gerçekleştiğinde, hak ehliyeti ana rahmine düşüldüğü ana kadar geri gider.
Böylece çocuk, henüz doğmadan önce gerçekleşen babasının ölümü anında hukuken 'varmış' gibi kabul edilir.

Anahtar Kavram

Hak Ehliyetinin Geçmişe Etkili Kazanılması (Ceninin Hakları)
Soru 62Soru

İlçe Nüfus Müdürlüğünde görevli memur, yaptığı bir işlem sırasında sistemsel bir aksaklık ve kendi dikkatsizliği neticesinde sağ olan (A)'nın siciline "ölü" kaydı düşmüştür. Bu maddi hata nedeniyle banka hesaplarına bloke konulan ve planladığı ticari bir işlemi gerçekleştiremeyerek maddi zarara uğrayan (A), uğradığı zararın tazminini talep etmek istemektedir.

Türk Medeni Kanunu'nun kişisel durum sicillerine ilişkin hükümleri dikkate alındığında, bu olaydaki hukuki sorumluluk ve dava süreciyle ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Kişisel durum sicilinin tutulmasından doğan zararlardan Devlet kusursuz sorumlu olduğundan, tazminat davası Devlete karşı adli yargıda açılır.

Cevap

Kişisel durum sicilinin hatalı tutulmasından doğan zararlardan Devlet kusursuz sorumlu tutulur ve dava adli yargı mercilerinde görülür.
Türk Medeni Kanunu'nun 38. maddesine göre, kişisel durum sicilinin tutulmasından doğan zararlardan Devlet kusursuz sorumludur. Bu düzenleme uyarınca, zarara uğrayan kişi doğrudan Devlete (Hazineye) karşı adli yargıda (Asliye Hukuk Mahkemesi) dava açmalıdır. Kanun koyucu, nüfus hizmetlerinin idari niteliğine bakmaksızın bu uyuşmazlıkları özel hukukun alanına (adli yargıya) bırakmıştır. Devlet, zararı tazmin ettikten sonra kusuru bulunan memura rücu edebilir.

Adım Adım Çözüm

1
Olaydaki hukuki problemi tespit etme
Kişisel durum sicilinin (nüfus kütüğünün) memur tarafından hatalı tutulması nedeniyle doğan zararın tazmini talep edilmektedir.
Uygulanacak kanun hükmünü belirlemek için uyuşmazlığın kaynağı saptanmalıdır.
2
İlgili kanun maddesini uygulama
TMK Madde 38 kuralı işletilir: Devlet, kişisel durum sicilinin tutulmasından doğan zararlardan kusursuz sorumludur.
Özel hukuk ilişkilerinde devletin sorumluluğunu düzenleyen yasal dayanak TMK 38'dir.
3
Görevli yargı yolunu belirleme
Kanunun açık hükmü gereğince, tazminat davaları adli yargı mercii olan Asliye Hukuk Mahkemesinde açılır.
Nüfus hizmetleri idari bir işlem olsa da, kanun koyucu TMK 38 ile burada adli yargıyı görevli kılmıştır (hizmet kusuru kuralının istisnası).

Anahtar Kavram

Kişisel Durum Sicilinin Tutulmasından Doğan Devletin Kusursuz Sorumluluğu
Soru 63Soru

Türk Medeni Kanunu'na göre, bir kimsenin ölümüne kesin gözle bakılmayı gerektiren durumlar içinde kaybolması hâlinde, cesedi bulunamamış olsa bile o yerin en büyük mülki amirinin emriyle kütüğe ölü kaydı düşülmesine ne ad verilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Ölüm karinesi

Cevap

Ölümüne kesin gözle bakılmayı gerektiren bir durumda kaybolan ve cesedi bulunamayan kişiler için mülki amir emriyle uygulanan statü 'ölüm karinesi' olarak adlandırılır.
Türk Medeni Kanunu'nun 31. maddesi uyarınca, bir kimse ölümüne kesin gözle bakılmayı gerektiren durumlar içinde kaybolursa, cesedi bulunamamış olsa bile o yerin en büyük mülki amirinin emriyle kütüğe ölü kaydı düşülür. Bu işleme 'ölüm karinesi' denir.

Adım Adım Çözüm

1
Olaydaki kaybolma niteliğini belirle
Ölüme 'kesin gözle' bakılacak bir durum söz konusudur.
Türk Medeni Kanunu (TMK) Madde 31, 'kesin gözle bakılacak durum' ile 'ölüm tehlikesi' (gaiplik) ayrımını net bir şekilde yapar.
2
Kararı veren makamı kontrol et
Mahallin en büyük mülki amiri (Vali veya Kaymakam).
Ölüm karinesinde gaipliğin aksine mahkeme kararına gerek yoktur; idari bir işlemle nüfus kütüğüne kayıt düşülür.

Anahtar Kavram

Ölüm Karinesi
Soru 64Soru

Türk Medeni Kanunu’na göre; ayırt etme gücüne sahip küçükler ile ayırt etme gücüne sahip kısıtlıların (sınırlı ehliyetsizlerin) işlem ehliyeti ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Karşılıksız kazanma (bağış kabulü gibi) içeren işlemleri yasal temsilcilerinin rızası olmaksızın bizzat yapabilirler.

Cevap

Karşılıksız kazanma içeren işlemleri yasal temsilcilerinin rızası olmaksızın bizzat yapabilirler.
Türk Medeni Kanunu'nun 1616. maddesi uyarınca, ayırt etme gücüne sahip küçükler ve kısıtlılar, kendilerini borç altına sokmayan karşılıksız kazanmalarda (örneğin bir bağışı kabul etme) ve kişiye sıkı sıkıya bağlı haklarını kullanmada yasal temsilcilerinin rızasına ihtiyaç duymazlar. Bu nedenle bağış kabulü gibi işlemleri bizzat yapabilmeleri hukuken doğrudur.

Adım Adım Çözüm

1
Kişinin ehliyet grubunu tespit etme
Ayırt etme gücüne sahip küçük veya kısıtlılar 'sınırlı ehliyetsiz' grubuna girer.
Hukuki işlem yetkisi, kişinin ayırt etme gücü ve erginlik durumuna göre belirlenir.
2
Sınırlı ehliyetsizlerin işlem yetkisi kuralını uygulama
Bu kişiler kural olarak yasal temsilci rızasıyla işlem yapabilir; ancak bazı istisnalar vardır.
Türk Medeni Kanunu Madde 1616 uyarınca, bu kişilerin iradeleri tamamen yok sayılmaz ancak korunmaya muhtaçtırlar.
3
İstisnaları kontrol etme
Karşılıksız kazanmalar (bağış kabulü vb.) ve kişiye sıkı sıkıya bağlı haklar temsilci rızası gerektirmeyen istisnalardır.
Bu işlemler kişinin malvarlığını eksiltmediği veya tamamen kişisel iradesine bağlı olduğu için serbest bırakılmıştır.

Anahtar Kavram

Sınırlı ehliyetsizlerin hukuki işlem ehliyeti ve istisnaları
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 65Soru

Ayırt etme gücünden yoksun olan beş yaşındaki (A)(A)’ya, babasının vefatı üzerine bir taşınmaz miras kalmıştır. Türk Medeni Kanunu’nun "kişiler hukuku" hükümleri uyarınca (A)(A)’nın söz konusu taşınmaz üzerinde mülkiyet hakkına sahip olabilmesi (hak süjesi olabilmesi) ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Mülkiyet hakkına sahip olmak bir hak ehliyeti konusudur; (A)(A) ise tam ve sağ doğmuş olmakla bu ehliyete pasif olarak sahiptir.

Cevap

Mülkiyet hakkına sahip olmak bir hak ehliyeti konusudur; beş yaşındaki bir çocuk tam ve sağ doğmuş olmakla bu ehliyete pasif olarak sahiptir.
Hak ehliyeti, her insanın hak ve borçlara ehil olmada eşit olduğunu ifade eden pasif bir ehliyettir. Türk Medeni Kanunu'na göre kişilik ve dolayısıyla hak ehliyeti, çocuğun tam ve sağ olarak doğduğu anda başlar; ancak çocuk, tam ve sağ doğmak koşuluyla ana rahmine düştüğü andan başlayarak hak ehliyetini kazanır. Sorudaki beş yaşındaki çocuk, sağ doğmuş bir birey olarak ayırt etme gücüne sahip olmasa dahi pasif olarak mülkiyet hakkına sahip olabilir.

Adım Adım Çözüm

1
Hukuki ehliyet türünün belirlenmesi
Mülkiyet hakkına sahip olmak, haklara süje olabilmek demektir; bu da 'Hak Ehliyeti' kapsamına girer.
Hak ehliyeti haklara sahip olabilme, fiil ehliyeti ise hakları bizzat kullanabilme yeteneğidir.
2
Hak ehliyetinin şartlarının kontrol edilmesi
Türk Medeni Kanunu Madde 8 ve 28 uyarınca hak ehliyeti 'insan' olmakla başlar ve 'tam ve sağ doğum' şartıyla ana rahmine düştüğü ana kadar geri gider.
Hak ehliyeti genel ve eşittir; yaş, sağlık veya ayırt etme gücü bu ehliyeti ortadan kaldırmaz.
3
Kişinin durumunun değerlendirilmesi
Beş yaşındaki çocuk (A)(A) tam ve sağ doğmuş olduğu için hak ehliyetine sahiptir.
Pasif ehliyet olan hak ehliyeti için erginlik veya ayırt etme gücü gerekmez.

Anahtar Kavram

Hak Ehliyeti ve Fiil Ehliyeti Ayrımı
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 66Soru

Bir kamu görevlisi, yalnızca kendisi ve ailesi tarafından bilinmesi gereken özel verilerinin yer aldığı kişisel günlüğünün bir yerel gazete muhabiri tarafından hukuka aykırı şekilde ele geçirildiğini ve bu günlüğün gelecek haftaki baskıda yayımlanacağını kesin olarak öğrenmiştir.

Bu durumda, söz konusu kamu görevlisinin henüz gerçekleşmemiş ancak gerçekleşmesi kuvvetle muhtemel olan bu saldırıya karşı başvurabileceği en uygun hukuki yol aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Saldırı tehlikesinin önlenmesi davası

Cevap

Saldırı tehlikesinin önlenmesi davası
Saldırı tehlikesinin önlenmesi davası, bir kişilik hakkına yönelik saldırının henüz gerçekleşmediği ancak gerçekleşme olasılığının kuvvetli olduğu durumlarda saldırıyı daha başlamadan engellemek amacıyla açılır. Olayda günlüğün henüz yayımlanmamış olması, saldırının henüz başlamadığını ancak yayımlanacağının öğrenilmesi tehlikenin varlığını gösterir.

Adım Adım Çözüm

1
Olaydaki saldırının zamanlamasını analiz etme
Saldırı (yayının yapılması) henüz gerçekleşmemiş, ancak gelecekte yapılacağı kesindir.
Dava türünü belirlemek için saldırının başlayıp başlamadığı veya bitip bitmediği tespit edilmelidir.
2
TMK Madde 25 çerçevesinde dava türlerini eşleştirme
Gelecekteki saldırılar için 'önleme', devam edenler için 'durdurma', bitenler için 'tespit' davası uygundur.
Hukuki korumanın kapsamı saldırının aşamasına göre değişir.
3
Tazminat şartlarını değerlendirme
Henüz gerçekleşmemiş bir saldırıdan dolayı maddi veya manevi zarar doğmadığından tazminat davası açılamaz.
Tazminatın temel şartı hukuka aykırı bir saldırı sonucu doğmuş bir zararın varlığıdır.

Anahtar Kavram

Kişilik haklarını koruyan davalar arasındaki aşama farkları

Daha Fazla Pratik

İhtiyati tedbir kararlarının kişilik haklarının korunmasındaki rolünü inceleyiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 67Soru

17 yaşındaki Ayşe’nin anne ve babası boşanmış, velayeti Ankara’da yaşayan annesine verilmiştir. Annesinin iş gereği yurt dışına uzun süreli gitmesi nedeniyle velayeti askıya alınan Ayşe’ye, Ankara Sulh Hukuk Mahkemesi tarafından Bursa’da yaşayan teyzesi vasi olarak atanmıştır. Ayşe, vasi makamının izniyle Bursa’ya teyzesinin yanına taşınmış ve eğitimini sürdürmek amacıyla yerleşme niyetiyle orada bir liseye kaydolmuştur. Türk Medeni Kanunu hükümleri uyarınca Ayşe’nin yerleşim yeri aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Ankara (Vesayet makamının bulunduğu yer)

Cevap

Ayşe'nin yerleşim yeri, vesayet makamı olan Ankara Sulh Hukuk Mahkemesi'nin bulunduğu Ankara'dır.
Türk Medeni Kanunu'nun 21. maddesinin 2. fıkrası uyarınca, vesayet altındaki kişilerin yerleşim yeri, bağlı oldukları vesayet makamının bulunduğu yerdir. Olayda Ayşe'ye vasi atayan makam Ankara Sulh Hukuk Mahkemesi olduğu için, Ayşe Bursa'da yaşasa dahi yasal yerleşim yeri Ankara olarak kalmaya devam eder.

Adım Adım Çözüm

1
Kişinin hukuki durumunu belirle
Ayşe 17 yaşında bir küçük olup, velayeti askıya alındığı için vesayet altına alınmıştır.
Yerleşim yeri kuralları velayet ve vesayet durumuna göre farklılık gösterir.
2
Vesayet altındaki kişiler için geçerli olan yerleşim yeri kuralını hatırla
Türk Medeni Kanunu madde 21 fıkra 2'ye göre: 'Vesayet altındaki kişilerin yerleşim yeri, bağlı oldukları vesayet makamının bulunduğu yerdir.'
Bu kural emredici nitelikte bir yasal yerleşim yeri kuralıdır.
3
Vesayet makamını tespit et
Ayşe'ye vasi atayan makam Ankara Sulh Hukuk Mahkemesi'dir.
Vasiyi atayan ve vesayet işlerini yürüten mahkemenin bulunduğu yer vesayet makamının yeridir.
4
Sonucu uygulama ve iradi tercihlerle karşılaştır
Ayşe'nin Bursa'ya taşınması veya orada yaşama niyeti olması yasal yerleşim yerini değiştirmez.
Yasal yerleşim yeri, kişinin iradesinden bağımsız olarak kanunla belirlenmiştir.

Anahtar Kavram

Yasal Yerleşim Yeri (Vesayet Makamı İlkesi)

Daha Fazla Pratik

Vesayet altındaki bir kişinin vesayet makamının izniyle başka bir yere yerleşmesi durumunda, yerleşim yerinin değişip değişmeyeceği üzerine TMK m. 22 hükmünü inceleyiniz.

Alternatif Yöntem

Soruda önce kişinin 'velayet' altında mı yoksa 'vesayet' altında mı olduğu tespit edilmelidir. Velayet altındaki çocuklarda ana-babanın yeri esas alınırken, vesayet altına giren çocuklarda (TMK 21/2) sadece mahkemenin bulunduğu yer esas alınır. Fiili durum veya vasinin kim olduğu bu yasal sonucu değiştirmez.
Tahmini Süre:2m 30s
Soru 68Soru

Türk Medeni Kanunu (TMK) uyarınca, bir gerçek kişinin kendi fiilleriyle hak edinebilmesi ve borç altına girebilmesi için gerekli olan fiil ehliyetinin kümülatif şartları arasında aşağıdakilerden hangisi yer almaz?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Sağ ve tam doğmuş olmak

Cevap

Sağ ve tam doğmuş olmak
Sağ ve tam doğmuş olmak, Türk Medeni Kanunu'na göre gerçek kişiliğin ve dolayısıyla 'Hak Ehliyeti'nin kazanılması için gerekli olan şarttır. Fiil ehliyeti ise kişinin kendi işlemleriyle hak edinebilme ve borç altına girebilme iktidarıdır ve bunun için ayırt etme gücü, erginlik ve kısıtlı olmama şartları aranır.

Adım Adım Çözüm

1
Fiil ehliyeti şartlarını hatırla
Fiil ehliyeti için üç şart bir arada bulunmalıdır: Ayırt etme gücü, Erginlik ve Kısıtlı olmamak.
TMK Madde 10 uyarınca bu şartlar kümülatiftir.
2
Hak ehliyeti şartları ile karşılaştır
Sağ ve tam doğmuş olmak, hak ehliyetinin (pasif ehliyet) kazanılması için gereken şarttır.
TMK Madde 28'e göre kişilik, çocuğun sağ ve tam doğduğu anda başlar.

Anahtar Kavram

Fiil Ehliyeti ve Hak Ehliyeti Ayrımı

Daha Fazla Pratik

Fiil ehliyeti şartlarını tam olarak sağlayan bir kişinin hangi ehliyet grubuna (tam ehliyetli, sınırlı ehliyetli vb.) girdiğini inceleyiniz.
Tahmini Süre:45s
Soru 69Soru

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nda yer alan 'kişisel durum sicili' hükümleri uyarınca aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Kişisel durum sicilinin tutulmasından doğan zararlardan Devlet, memurun kusuru olmasa dahi sorumludur.

Cevap

Kişisel durum sicilinin tutulmasından doğan zararlardan Devletin, memurun kusuru olmasa dahi sorumlu olduğu ifadesi doğrudur.
Türk Medeni Kanunu'nun 38. maddesi uyarınca, kişisel durum sicillerinin tutulmasından doğan zararlar Devlet tarafından tazmin edilir. Bu sorumluluk türünde memurun kusurlu olması şartı aranmaz; zararın sicil tutma hizmetinden kaynaklanması yeterlidir. Bu nedenle, memurun kusuru olmasa dahi Devletin sorumlu olduğu bilgisi kanuna tam olarak uygundur.

Adım Adım Çözüm

1
Kişisel durum sicillerinde Devletin sorumluluğunu düzenleyen kanun hükmünü tespit edin.
Türk Medeni Kanunu'nun 38. maddesine göre zararlar Devletçe tazmin edilir.
Yasal dayanağı belirlemek sorunun temeli olan sorumluluk rejimini anlamayı sağlar.
2
Sorumluluğun niteliğini analiz edin.
Devletin sorumluluğu için memurun kusurunun şart olmadığı (kusursuz sorumluluk) sonucuna varılır.
Resmi sicillerin tutulmasındaki kamu güvenini sağlamak için kanun koyucu ağırlaştırılmış bir sorumluluk öngörmüştür.

Anahtar Kavram

Devletin Kusursuz Sorumluluğu (Kişisel Durum Sicili)
Soru 70Soru

47214721 sayılı Türk Medeni Kanunu hükümleri çerçevesinde "adın korunması" ve "adın değiştirilmesi" kurumları ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Adın değiştirilmesi davası sonucunda verilen karar nüfus siciline tescil ve ilan edildikten sonra, bu durumdan zarar gördüğünü iddia eden üçüncü kişilerin karara karşı itiraz davası açma hakkı bulunmamaktadır.

Cevap

Adın değiştirilmesi kararına karşı üçüncü kişilerin itiraz hakkı bulunmadığını belirten ifade yanlıştır; zira kanun bu kişilere bir yıllık dava süresi tanımıştır.
Türk Medeni Kanunu'nun 27.27. maddesinin 3.3. fıkrası uyarınca, adın değiştirilmesinden zarar gören kimse, bu değişikliği öğrendiği günden başlayarak bir yıl içinde değiştirme kararının kaldırılmasını dava edebilir. Bu nedenle, üçüncü kişilerin itiraz hakkının bulunmadığını iddia eden ifade kanuna açıkça aykırıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Adın korunması kapsamındaki dava türlerini ve şartlarını değerlendir.
Men, ref ve tespit davaları kusursuz sorumluluk/objektif koruma esasına dayanırken; tazminat davalarının kusur şartına bağlı olduğu belirlenir.
Dava türlerinin şartlarındaki farklılıkları ayırt etmek gerekir.
2
Adın değiştirilmesi kurumunun usul ve sonuçlarını incele.
Haklı sebeple asliye hukuk mahkemesinde açılan davanın tescil ve ilanla sonuçlandığı, ancak bu kararın mutlak olmadığı tespit edilir.
Değişikliğin üçüncü kişilerin haklarını ihlal edebileceği ihtimali göz önünde bulundurulmalıdır.
3
TMK m. 27/3 hükmünü analiz et.
Zarar gören üçüncü kişilere, öğrenme tarihinden itibaren 11 yıl içinde kararın kaldırılmasını isteme hakkı tanındığı sonucuna ulaşılır.
Hükmün doğrudan lafzı yanlış seçeneği belirler.

Anahtar Kavram

Ad üzerindeki hakkın mutlak bir kişilik hakkı olması ve bu hakkın ihlali durumunda koruma davaları ile tazminat davalarının ayrımı ile adın değiştirilmesinde üçüncü kişilerin menfaatinin korunması.

Daha Fazla Pratik

Adın korunması davaları ile kişilik hakkının korunmasına ilişkin genel davaların (TMK 24-25) ilişkisini karşılaştıran sorular çözülmelidir.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 71Soru

Ayırt etme gücüne sahip kısıtlı (K)(K), vesayet makamı olan Bursa Sulh Hukuk Mahkemesinin izniyle, 11 yıllığına eğitim almak üzere Ankara’ya gitmiş ve burada bir öğrenci yurdunda kalmıştır. Eğitimini tamamlayan (K)(K), vasisinin de rızasını alarak yerleşme niyetiyle İzmir’e gitmiş, orada bir işe girmiş ve kiraladığı konutta yaşamaya başlamıştır. Ancak (K)(K), İzmir’deki üçüncü ayında, henüz vesayet makamına bir başvuruda bulunulmadan ve kısıtlanma kararı kaldırılmadan vefat etmiştir. (K)(K)’nın kısıtlanmadan önceki yerleşim yeri ise İstanbul’dur.

Türk Medeni Kanunu hükümleri uyarınca, (K)(K)’nın vefat ettiği andaki yerleşim yeri aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Bursa (Bağlı bulunulan vesayet makamının bulunduğu yer olması nedeniyle)

Cevap

Bağlı bulunulan vesayet makamının bulunduğu yer olan Bursa, kısıtlının yasal yerleşim yeridir.
Türk Medeni Kanunu'nun 2121. maddesinin 22. fıkrası uyarınca, vesayet altındaki kişilerin yerleşim yeri, bağlı oldukları vesayet makamının (Sulh Hukuk Mahkemesi) bulunduğu yerdir. Olayda (K) hakkında kısıtlama kararı verilmiş ve vesayet makamı Bursa olarak belirlenmiştir. Bu yasal yerleşim yeri, kısıtlılık hali devam ettiği sürece kişinin kendi rızasıyla veya vasinin onayıyla değişmez.

Adım Adım Çözüm

1
Kişinin hukuki durumunu belirlemek
Kişi, ayırt etme gücüne sahip olsa dahi bir 'kısıtlı' (ergin kısıtlı) statüsündedir ve vesayet altındadır.
Vesayet altındaki kişilerin yerleşim yeri kuralları, tam ehliyetli kişilerden farklıdır.
2
İlgili kanun maddesini (TMK m. 21/2) uygulamak
Kanun koyucu, vesayet altındaki kişilerin yerleşim yerini 'vesayet makamının bulunduğu yer' olarak kesin bir şekilde belirlemiştir.
Bu durum bir 'yasal yerleşim yeri' (kanuni ikametgah) halidir ve kişinin iradesine bırakılmamıştır.
3
İradi yerleşim yeri unsurlarını (niyet ve fiilen oturma) değerlendirmek
İzmir'deki çalışma ve konaklama durumları, yasal yerleşim yeri kuralını bertaraf edemez.
Kısıtlılık kararı kalkmadığı sürece, kişinin 'yerleşme niyetiyle' başka bir yere gitmesi hukuki bir yerleşim yeri değişikliği doğurmaz.
4
Yerleşim yerinin tekliği ve devamlılığı ilkelerini kontrol etmek
Kısıtlılık kararı ile birlikte yasal yerleşim yeri Bursa olarak belirlenmiş ve bu durum ölüm anına kadar korunmuştur.
İstanbul'daki eski yerleşim yeri, yasal yerleşim yerinin belirlenmesiyle sona ermiştir.

Anahtar Kavram

Yasal Yerleşim Yeri ve Vesayet Makamı İlişkisi

Daha Fazla Pratik

Vesayet makamı ile denetim makamı arasındaki farkı ve yerleşim yerinin sadece 'vesayet makamına' (Sulh Hukuk Mahkemesi) göre belirlendiğini tekrar ediniz.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 72Soru

Kişinin kendi fiilleriyle hak edinebilmesi ve borç altına girebilmesi için Türk Medeni Kanunu uyarınca sahip olması gereken 'fiil ehliyeti' şartları dikkate alındığında, aşağıdakilerden hangisi bu şartlar arasında yer almaz?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Sağ ve tam doğmuş olmak

Cevap

Sağ ve tam doğmuş olmak ifadesi fiil ehliyetinin şartlarından biri değildir; bu, hak ehliyetinin başlangıç şartıdır.
Sağ ve tam doğmuş olmak, Türk Medeni Kanunu'na göre kişiliğin başlangıcı ve 'hak ehliyetinin' (haklara sahip olabilme yeteneği) kazanılması için gereken şarttır. Fiil ehliyeti ise kişinin kendi davranışlarıyla hak kazanabilmesi ve borç yüklenmesi olup; ayırt etme gücü, erginlik ve kısıtlı olmama şartlarını gerektirir.

Adım Adım Çözüm

1
Fiil ehliyeti şartlarının belirlenmesi
Fiil ehliyeti için ayırt etme gücü, erginlik ve kısıtlı olmama şartları gerekir.
Türk Medeni Kanunu'nun 10. maddesi uyarınca bu üç şart kümülatif olarak bulunmalıdır.
2
Hak ehliyeti ile fiil ehliyeti arasındaki farkın analizi
Sağ ve tam doğum hak ehliyeti içindir, fiil ehliyeti ise iradi işlemlerle ilgilidir.
Öğrencinin ehliyet türlerini karıştırmaması için bu ayrımı yapması gerekir.

Anahtar Kavram

Fiil Ehliyeti Şartları
Soru 73Soru

12 yaşındaki (A)(A), anne ve babasının bir trafik kazasında vefat etmesi üzerine amcası (B)(B)'nin vasiliğine verilmiştir. Vasisi (B)(B) İzmir'de ikamet etmekte olup, olayla ilgili vesayet makamı Manisa Sulh Hukuk Mahkemesidir. (A)(A), eğitim görmek amacıyla İstanbul'da bulunan bir yatılı okula gönderilmiştir. Türk Medeni Kanunu hükümlerine göre, (A)(A)'nın yerleşim yeri aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Vesayet makamının bulunduğu yer olan Manisa

Cevap

Vesayet makamının bulunduğu yer olan Manisa
Türk Medeni Kanunu'nun 21. maddesinin 2. fıkrasına göre, vesayet altındaki kişilerin yerleşim yeri, bağlı oldukları vesayet makamının bulunduğu yerdir. Olayda vesayet makamı Manisa'da bulunduğu için çocuğun yerleşim yeri Manisa'dır.

Adım Adım Çözüm

1
Kişinin hukuki durumunu belirle.
(A)(A) 12 yaşında bir küçüktür ve anne-babası vefat ettiği için vesayet altındadır.
Velayet altında olmayan küçükler için vesayet hükümleri uygulanır.
2
Vesayet altındaki kişiler için Türk Medeni Kanunu'ndaki yerleşim yeri kuralını uygula.
TMK m. 21/2 uyarınca yerleşim yeri vesayet makamının bulunduğu yerdir.
Yasal yerleşim yeri kuralları, kişinin iradesine veya fiili durumuna bakılmaksızın kanunla belirlenir.
3
Olaydaki vesayet makamını tespit et.
Vesayet makamı Manisa Sulh Hukuk Mahkemesidir.
Kanun, vasinin yaşadığı yeri veya çocuğun okuduğu yeri değil, denetim makamının yerini esas alır.

Anahtar Kavram

Vesayet Altındakilerin Yasal Yerleşim Yeri

Daha Fazla Pratik

Vesayet makamı ile denetim makamı (Asliye Hukuk Mahkemesi) arasındaki farkı ve bunun yerleşim yeri üzerindeki etkisini inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 74Soru

Türk Medeni Kanunu'nun 'Kişiler Hukuku' kitabı kapsamında düzenlenen kişisel durum sicili; kayıtların tutulma usulü, bu kayıtların ispat kuvveti, sicilin aleniyeti ve Devletin sicil işlemlerinden kaynaklanan sorumluluğu bakımından belirli yasal esaslara bağlanmıştır. Buna göre, kişisel durum sicili kayıtlarının hukuki niteliği, aleniyeti ve bu sicilden doğan uyuşmazlıklara ilişkin aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Devletin sicilin tutulmasından doğan sorumluluğu kusursuz sorumluluk olup; kayıtların düzeltilmesi kural olarak asliye hukuk mahkemesi kararına tabidir ve sicili incelemek isteyenlerin hukuki yararlarını ispatlamaları gerekir.

Cevap

Devletin sicilin tutulmasından doğan sorumluluğunun kusursuz sorumluluk olduğunu, kayıtların düzeltilmesinin mahkeme kararı gerektirdiğini ve aleniyetin hukuki yarar şartına bağlı olduğunu belirten seçenek doğrudur.
Kişisel durum sicilinin tutulmasından doğan zararlardan Devletin sorumluluğu TMK m. 44 uyarınca kusursuzdur (memurun kusuru şart değildir). Kayıtların düzeltilmesi TMK m. 38 uyarınca kural olarak mahkeme kararına tabidir ve m. 39 uyarınca görevli mahkeme Asliye Hukuk Mahkemesidir. Sicilin aleniyeti ise TMK m. 43 uyarınca 'hukuki yararın ispatı' şartına bağlanmıştır. Doğru cevap bu üç temel ilkeyi eksiksiz içermektedir.

Adım Adım Çözüm

1
Devletin sorumluluk türünü belirleme
TMK m. 44 uyarınca Devletin kişisel durum sicilinden doğan sorumluluğu kusursuz sorumluluktur.
Vatandaşların sicile olan güvenini korumak ve devletin bu sicili tutma tekelini dengelemek amacıyla kusur şartı aranmaz.
2
Kayıtların düzeltilme usulünü inceleme
TMK m. 38 ve 39 uyarınca kayıtlar ancak mahkeme kararıyla düzeltilebilir ve görevli mahkeme ilgilinin yerleşim yeri Asliye Hukuk Mahkemesidir.
Sicil kayıtlarının kesinliği ve güvenilirliğini sağlamak amacıyla düzeltme yetkisi idareden alınarak yargıya bırakılmıştır.
3
Aleniyet ilkesinin sınırlarını tespit etme
TMK m. 43 uyarınca herkes değil, sadece 'hukuki yararını ispat edenler' sicili inceleyebilir.
Kişilik haklarının ve özel hayatın gizliliğinin korunması ile sicilin ispat gücü arasındaki denge bu şartla sağlanır.
4
Seçenekleri sentezleyerek doğru hükmü bulma
Kusursuz sorumluluk, mahkeme kararı şartı ve hukuki yarar ispatı unsurlarını birleştiren ifadeye ulaşılır.
Level 5 sorularda birden fazla hukuki müessesenin bir arada ve doğru nitelenmesi aranmaktadır.

Anahtar Kavram

Kişisel Durum Sicilinin Temel İlkeleri (Sorumluluk, Aleniyet ve Düzeltme)
Soru 75Soru

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nda düzenlenen "adın değiştirilmesi" ve "adın korunması" kurumlarına ilişkin dava hakları ve süreleri göz önünde bulundurulduğunda, aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Adın değiştirilmesi kararı sonucunda zarar görenlerin açabileceği iptal davası, değişikliğin ilanından itibaren bir yıllık hak düşürücü süreye tabidir.

Cevap

Adın değiştirilmesi kararı sonucunda zarar görenlerin açabileceği iptal davası, değişikliğin ilanından itibaren bir yıllık hak düşürücü süreye tabidir.
Türk Medeni Kanunu'nun 27. maddesinin 3. fıkrasına göre, adın değiştirilmesinden zarar gören kimse, değişikliğin ilanından başlayarak bir yıl içinde iptal davası açabilir. Bu süre hak düşürücü süredir ve kanun koyucu ilanı esas almıştır.

Adım Adım Çözüm

1
TMK Madde 27/3 hükmünün analiz edilmesi
Kanun, adın değiştirilmesinden zarar görenlere bir itiraz (iptal davası) hakkı tanımıştır.
Yasal bir işlemle (mahkeme kararıyla) değişen adın üçüncü kişilere verdiği zararı gidermek için özel bir dava türü öngörülmüştür.
2
Dava süresinin ve başlangıç anının belirlenmesi
Süre 1 yıldır ve başlangıç anı kararın 'ilanı'dır.
Üçüncü kişilerin değişikliği öğrenebilmesi için ilan şarttır ve bu süre hak düşürücü niteliktedir.
3
Adın korunması (TMK 26) ile karşılaştırma yapılması
Adın haksız kullanımı (gasp) durumunda açılan davalar (tespit, men, ref) kural olarak süreye tabi değildir.
Kişilik haklarına saldırı devam ettiği sürece koruma davası açılabilir; ancak adın yasal olarak değiştirilmesi durumunda hukuki güvenlik ilkesi gereği süre sınırı (1 yıl) vardır.

Anahtar Kavram

Adın Değiştirilmesine İtiraz Davası (TMK m. 27)

Daha Fazla Pratik

Adın korunması davalarında (TMK 26) davacının zarar görmüş olması şart mıdır, yoksa sadece haksız kullanım yeterli midir konusunu inceleyiniz.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 76Soru

Kişilik haklarına yönelik hukuka aykırı bir saldırının henüz gerçekleşmediği ancak gerçekleşme ihtimalinin kuvvetle muhtemel ve ciddi olduğu durumlarda, söz konusu saldırının önüne geçmek amacıyla açılması gereken dava aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Saldırı tehlikesinin önlenmesi davası

Cevap

Saldırı tehlikesinin önlenmesi davası
Saldırı tehlikesinin önlenmesi davası, henüz başlamamış ancak gerçekleşeceğine dair ciddi belirtiler bulunan hukuka aykırı saldırıların engellenmesini amaçlar. Soruda belirtilen 'henüz gerçekleşmemiş olması' ve 'tehlikenin varlığı' ifadeleri doğrudan bu dava türüne işaret etmektedir.

Adım Adım Çözüm

1
Olaydaki saldırının aşamasını belirle.
Saldırı henüz gerçekleşmemiş ancak gerçekleşme tehlikesi mevcut.
Soruda saldırının henüz gerçekleşmediği ancak ciddi bir ihtimalin olduğu belirtilmiştir.
2
Türk Medeni Kanunu'ndaki kişilik haklarını koruyan dava türlerini hatırla.
Önleme, durdurma ve tespit davaları kişilik haklarını koruyan üç temel davadır.
Her dava türü saldırının farklı bir aşamasına (gelecek, şimdi, geçmiş) hitap eder.
3
Tehlike durumuna uygun olan davanın tespitini yap.
Gelecekteki muhtemel saldırılar için 'önleme' davası açılır.
Saldırı tehlikesinin önlenmesi davası, tehlikenin varlığına karşı önleyici bir koruma sağlar.

Anahtar Kavram

Kişilik Haklarını Koruyan Davalar (Önleme - Durdurma - Tespit)
Tahmini Süre:45s
Soru 77Soru

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu uyarınca, bir kimsenin adının başkası tarafından haksız yere kullanılması (adın gaspı) durumunda; adı haksız yere kullanılan kişinin, devam eden bu haksız kullanıma son verilmesini talep etmek amacıyla açacağı dava aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Men davası

Cevap

Men davası (Saldırıya son verilmesi davası)
Türk Medeni Kanunu'nun 26. maddesinin 1. fıkrası uyarınca, adı haksız yere kullanılan kişi, bu kullanıma son verilmesini isteyebilir. Doktrinde ve uygulamada haksız kullanımın durdurulması talebi 'men davası' (saldırıya son verilmesi davası) olarak adlandırılır.

Adım Adım Çözüm

1
Hukuki durumu analiz et
Bir kimsenin adının başkası tarafından haksız kullanımı 'adın gaspı' olarak nitelendirilir.
Korunma yollarını belirlemek için saldırının niteliğini anlamak gerekir.
2
TMK Madde 26'yı uygula
Kanun, haksız kullanıma karşı 'son verilmesini (men)', 'haksızlığın belirlenmesini (tespit)' ve şartları varsa 'tazminat' talep etme hakkı tanır.
Ad üzerindeki hak, kişilik haklarının bir parçası olup özel bir maddeyle korunmuştur.
3
Talebe uygun dava türünü seç
Soru 'son verilmesini' talep ettiği için bu talep 'Men davası' ile karşılanır.
Men davası, süregelen bir haksız müdahalenin durdurulmasını sağlayan temel hukuki araçtır.

Anahtar Kavram

Adın Korunması Davaları (TMK m. 26)

Daha Fazla Pratik

Adın korunması davalarında tazminat istenebilmesi için gereken 'kusur' şartını ve adın değiştirilmesi kararının ilanından sonraki itiraz sürelerini inceleyiniz.
Tahmini Süre:45s
Soru 78Soru

Medeni hukukta kişilerin doğum, ölüm ve medeni halleri gibi durumları gösteren kayıtların tutulması ve bu kayıtların hatalı olmasından kaynaklanan zararların tazmini ile ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Kişisel durum sicillerindeki hatalı işlemler nedeniyle bir zararın doğması hâlinde, bu zarar kusurlu memura rücu edilmek üzere doğrudan Devlet tarafından karşılanır.

Cevap

Kişisel durum sicillerindeki hatalı işlemler nedeniyle bir zararın doğması hâlinde, bu zarar kusurlu memura rücu edilmek üzere doğrudan Devlet tarafından karşılanır.
Türk Medeni Kanunu'nun 38. maddesine göre, kişisel durum sicilinin tutulmasından doğan zararlar Devlet tarafından tazmin edilir. Bu sorumluluk, memurun kusuru olmasa dahi Devletin sorumlu tutulduğu bir kusursuz sorumluluk halidir. Ancak Devlet, ödediği tazminat için zararın oluşmasında kusuru bulunan memura rücu edebilmektedir. Bu nedenle hatalı işlemler nedeniyle doğan zararların rücu kaydıyla Devletçe karşılanacağını belirten ifade doğrudur.

Adım Adım Çözüm

1
Kişisel durum sicilinin tutulmasından kaynaklanan sorumluluğun hukuki niteliğini belirleyin.
Devletin sorumluluğu kusursuz (objektif) sorumluluktur.
Türk Medeni Kanunu m. 38, sicilin tutulmasından doğan zararların Devletçe tazmin edileceğini hükme bağlamıştır.
2
Devletin memura yönelik rücu imkanını değerlendirin.
Zarar Devlet tarafından ödenir, ancak kusuru olan memura bu bedel yansıtılabilir.
Kanun, rücu hakkını saklı tutarak Devletin ödediği tazminatı kusurlu görevliden geri alabilmesine olanak tanır.
3
Seçeneklerdeki aleniyet ve görevli mahkeme gibi diğer usul kurallarını gözden geçirin.
Aleniyet mutlak değildir (haklı menfaat gerekir) ve görevli mahkeme Asliye Hukuktur.
Türk Medeni Kanunu ve ilgili mevzuat (Nüfus Hizmetleri Kanunu) usul kurallarını bu şekilde belirlemiştir.

Anahtar Kavram

Devletin Kusursuz Sorumluluğu (TMK m. 38)
Soru 79Soru

4721 sayılı Türk Medeni Kanunu'nun (TMK) "Kişiler Hukuku" kısmında düzenlenen kişisel durum sicilleri, bu sicillerin tutulmasından doğan sorumluluk ve aleniyet ilkesi ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Kişisel durum sicilleri, tapu sicilinde olduğu gibi tam aleniyet ilkesine tabi olduğundan, her vatandaş herhangi bir gerekçe göstermeksizin kayıtları inceleyebilir.

Cevap

Kişisel durum sicilinin tam aleniyet ilkesine tabi olduğunu ve her vatandaşın serbestçe inceleyebileceğini belirten ifade yanlıştır.
Türk Medeni Kanunu'nun 44. maddesi uyarınca, kişisel durum sicili 'tam aleniyet' ilkesine değil, 'sınırlı aleniyet' ilkesine tabidir. Bu ilke gereği, sicil kayıtlarının bir kimseye açıklanabilmesi veya o kişiye örnek verilebilmesi için, kişinin ilgisini inanılır kılması (hukuki yararını ispat etmesi) şarttır. Tapu sicilinden farklı olarak, kişisel durum sicili herkesin herhangi bir şart aramaksızın incelemesine açık değildir.

Adım Adım Çözüm

1
Kişisel durum sicilindeki aleniyet ilkesinin kapsamını belirle.
TMK m. 44 uyarınca aleniyet tam değil, sınırlıdır.
Sicil kayıtlarının açıklanması için kişinin ilgisini inanılır kılması şarttır.
2
Devletin sicilin tutulmasından doğan sorumluluk rejimini analiz et.
Devletin sorumluluğu kusursuzdur, ancak memura rücu için memurun kusuru şarttır.
Vatandaşa karşı objektif sorumluluk esası benimsenmiştir.
3
Seçenekleri bu hukuki veriler ışığında değerlendir.
Tam aleniyet ifadesini içeren seçeneğin hatalı olduğu tespit edilir.
Hukuki yarar/ilgi ispatı şartı genel kuraldır.

Anahtar Kavram

Kişisel Durum Sicilinde Sınırlı Aleniyet ve Devletin Kusursuz Sorumluluğu
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 80Soru

Savurganlığı nedeniyle kısıtlanmış olan ve kendisine vasi atanmış bulunan ergin bir kişi, ayırt etme gücüne sahip olmasına rağmen vasisinin rızasını almadan bir mağazadan taksitle televizyon satın almıştır. Türk Medeni Kanunu çerçevesinde, bu olaydaki kişinin fiil ehliyeti bakımından sınıflandırılması ve yapılan işlemin akıbeti hakkında aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Bu kişi sınırlı ehliyetsizdir; yaptığı işlem vasisinin sonradan vereceği icazete kadar askıda hükümsüzdür.

Cevap

Söz konusu kişi ayırt etme gücüne sahip bir kısıtlı olduğu için sınırlı ehliyetsiz grubundadır ve yaptığı işlem vasisinin icazetine kadar askıda hükümsüzdür.
Türk Medeni Kanunu'na göre, ayırt etme gücüne sahip olan ancak kısıtlanmış bulunan erginler 'sınırlı ehliyetsizler' grubuna girer. Bu kişilerin kendilerini borç altına sokan (beyaz eşya alımı gibi) işlemleri yapabilmesi için yasal temsilcilerinin (vasi) önceden rızası veya sonradan icazeti gerekir. İcazet verilene kadar işlem askıda hükümsüzdür.

Adım Adım Çözüm

1
Kişinin durumunu analiz etme
Ayırt etme gücü var + Ergin + Kısıtlı
Fiil ehliyeti sınıflandırmasını belirlemek için temel şartlar kontrol edilir.
2
Ehliyet grubunu belirleme
Sınırlı Ehliyetsiz
Ayırt etme gücü olan küçükler ve ayırt etme gücü olan kısıtlılar bu grupta yer alır.
3
İşlemin niteliğini ve hukuki sonucunu belirleme
Askıda Hükümsüzlük
Sınırlı ehliyetsizlerin kendilerini borç altına sokan işlemleri yasal temsilci rızası/icazeti olmadan geçerli olmaz.

Anahtar Kavram

Sınırlı Ehliyetsizlerin İşlem Ehliyeti
ÖncekiSayfa 4 / 7Sonraki
Kişiler Hukuku Alıştırma Soruları — KPSS Hukuk — Sayfa 4 | Examkin