İdarenin Sorumluluğu

152 soru

Soru 101Soru

19821982 Anayasası’nın 125125. maddesinin son fıkrasında yer alan "İdare, kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlüdür." genel ilkesi ile 129129. maddesinin 55. fıkrasındaki "Memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları, [...] ancak idare aleyhine açılabilir." hükmü, Türk idare hukukunda idarenin mali sorumluluğunun temel dayanaklarını oluşturur.

Buna göre, idarenin mali sorumluluk rejiminin anayasal temelleri ve genel özellikleri dikkate alındığında aşağıdakilerden hangisi hukuk devleti ve idari istikrar prensipleri çerçevesinde doğru bir değerlendirmedir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İdarenin sorumluluğu, kamu görevlisinin kusurundan bağımsız olarak "asli" ve "doğrudan" bir nitelik taşır; zarar görenin dava açma hakkının yalnızca idareye yönlendirilmesi, hem kamu hizmetinin sürekliliğini koruyan hem de idarenin bütünlüğü ilkesine hizmet eden anayasal bir güvencedir.

Cevap

İdarenin sorumluluğu, kamu görevlisinin kusurundan bağımsız olarak asli ve doğrudan bir nitelik taşır; davanın yalnızca idareye açılabilmesi kamu hizmetinin işleyişi adına anayasal bir güvencedir.
Doğru ifadeye göre idarenin sorumluluğu, kamu görevlisinin şahsi kusurundan bağımsız olarak işleyen 'asli' bir mekanizmadır. Anayasa'nın 129. maddesinin 5. fıkrası, zarar görenin memura doğrudan gitmesini engelleyerek hem memura güvence sağlar hem de tazminatın ödenmesini devletin mali gücüyle garanti altına alır. Bu durum, idarenin bütünlüğü ve hukuk devleti ilkelerinin bir gereğidir.

Adım Adım Çözüm

1
Anayasa 125. Madde Analizi
İdarenin eylem ve işlemlerinden doğan zararları ödeme yükümlülüğü genel bir ilke olarak belirlenmiştir.
İdarenin mali sorumluluğunun temel hukuki dayanağını saptamak.
2
Anayasa 129/5 Madde Analizi
Zarar görenin davayı doğrudan memura açması yasaklanmış, dava yolu yalnızca idareye yönlendirilmiştir.
Kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken yargı baskısı altında kalmadan hareket edebilmelerini sağlamak (Memur güvencesi).
3
Sentez ve Karakterize Etme
İdarenin sorumluluğu 'asli' (birincil) sorumluluktur; yani idare memurun bir tür 'garantörü' değil, doğrudan borçlusudur.
İdarenin bütünlüğü ve kamu hukuku karakterini anlamak.
4
İstisnaları ve Sınırları Değerlendirme
Kusursuz sorumluluk ve illiyet bağı gibi kavramların bu anayasal çerçeve içindeki yerini belirlemek.
Yanlış seçenekleri elemek.

Anahtar Kavram

İdarenin Asli ve Doğrudan Sorumluluğu (Anayasa Md. 125 ve 129)
Soru 102Soru

Bir itfaiye aracının görev dönüşü sırasında sürücüsünün manevra hatası yaparak yol kenarındaki bir dükkanın vitrinine çarpması sonucu maddi zarar meydana gelmiştir. Bu olayda, dükkan sahibinin uğradığı zarar ile itfaiye aracının hareketi arasında var olan doğrudan neden-sonuç ilişkisi, idarenin mali sorumluluğunun aşağıdaki kurucu unsurlarından hangisi ile ifade edilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İlliyet bağı

Cevap

İlliyet bağı, idarenin faaliyeti ile ortaya çıkan zarar arasındaki doğrudan neden-sonuç ilişkisini ifade eden kurucu bir unsurdur.
İlliyet bağı, idarenin bir işlemi veya eylemi ile meydana gelen zarar arasındaki mantıksal ve hukuksal neden-sonuç ilişkisini ifade eder. Soruda belirtilen trafik kazasında, vitrinin kırılmasının doğrudan itfaiye aracının çarpması sonucu gerçekleşmiş olması bu bağın kurulduğunu gösterir.

Adım Adım Çözüm

1
Olaydaki idari eylem ile ortaya çıkan zarar arasındaki bağlantıyı analiz edin.
İtfaiye aracının hareketi (eylem) ile vitrinin kırılması (zarar) arasında doğrudan bir sebep-sonuç ilişkisi vardır.
Tazminatın ödenebilmesi için zararın idarenin bir işleminden veya eyleminden kaynaklandığının ispatlanması gerekir.
2
Bu neden-sonuç ilişkisinin hukuk literatüründeki karşılığını belirleyin.
Bu ilişki idare hukukunda 'illiyet bağı' (nedensellik bağı) olarak adlandırılır.
İlliyet bağı, sorumluluğun doğması için gereken dört kurucu unsurdan (idari işlem/eylem, zarar, illiyet bağı, kusur/kusursuzluk) biridir.

Anahtar Kavram

İdarenin sorumluluğunun doğması için idari faaliyet ile zarar arasında doğrudan bir nedensellik ilişkisinin (illiyet bağı) bulunması şarttır.
Soru 103Soru

Kamu hastanesinde başarılı bir cerrahi operasyon geçiren vatandaş (C), doktorların "ameliyat sonrası 15 gün boyunca kesinlikle ayağa kalkmaması ve reçete edilen kan sulandırıcı ilaçları düzenli kullanması" yönündeki yazılı talimatlarına uymamıştır. Operasyonun üçüncü gününde kendi isteğiyle hastaneden ayrılan ve ilaçlarını kullanmayan (C), akciğer embolisi geçirerek felç kalmıştır. (C), idarenin tıbbi müdahale sırasında gerekli önlemleri almadığını iddia ederek tam yargı davası açmıştır. Yapılan incelemede, hastanenin tüm tıbbi yükümlülüklerini yerine getirdiği, meydana gelen ağır zararın tamamen hastanın talimatlara aykırı hareket etmesinden kaynaklandığı bilirkişi raporuyla kesinleşmiştir.

Bu olayda idarenin tazminat ödeme yükümlülüğünün bulunmamasının temel hukuki gerekçesi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Zarar görenin kendi kusuru nedeniyle illiyet bağının kesilmiş olması

Cevap

İdarenin sorumluluğunun kurucu unsurlarından olan illiyet bağının, zarar görenin kendi ağır kusuru nedeniyle kesilmiş olması idarenin tazminat yükümlülüğünü ortadan kaldırır.
İdarenin mali sorumluluğunun doğması için idari işlem veya eylem, zarar ve bu ikisi arasında illiyet bağı bulunmalıdır. Olayda hastanenin tıbbi protokolleri eksiksiz uyguladığı, zararın ise hastanın doktor talimatlarına uymaması ve ilaçlarını kullanmaması gibi 'zarar görenin ağır kusuru' sonucu oluştuğu belirtilmiştir. Bu durum illiyet bağını kestiği için idarenin sorumluluğu ortadan kalkar.

Adım Adım Çözüm

1
Zarar ve idari faaliyet tespit edilir.
Zarar (felç kalma) ve idari faaliyet (kamu hastanesindeki cerrahi müdahale) mevcuttur.
Sorumluluğun doğması için bir zarar ve bu zararla ilişkili bir idari hareket olmalıdır.
2
Nedensellik (illiyet) bağı analiz edilir.
Zararın idarenin tıbbi hatasından değil, hastanın talimatlara uymamasından kaynaklandığı görülür.
İdarenin sorumlu tutulabilmesi için zararın idarenin eyleminden doğması şarttır.
3
İlliyet bağını kesen nedenler değerlendirilir.
Zarar görenin kusuru, illiyet bağını kesen dışsal bir nedendir.
Kişinin kendi ihmali sonucunda doğan zararı idareye yüklemesi hukuken mümkün değildir.

Anahtar Kavram

İdarenin Sorumluluğunda İlliyet Bağı ve Zarar Görenin Kusuru

Daha Fazla Pratik

İlliyet bağını kesen diğer nedenler olan 'mücbir sebep' ve 'üçüncü kişinin kusuru' durumlarını vaka örnekleriyle inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 104Soru

İdare hukukunda idarenin sorumluluğunun doğabilmesi için gerçekleşen zararın 'özel' olması, yani belirli bir kişi veya grup üzerinde yoğunlaşması gerekmektedir. Buna göre, aşağıdaki durumlardan hangisi zararın 'özel' olma niteliğini taşımaması nedeniyle idarenin tazminat ödeme yükümlülüğünü doğurmaz?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Ülke genelinde uygulanan yeni bir vergi düzenlemesi veya KDV oranlarındaki artış nedeniyle tüm tüketicilerin mal varlığında meydana gelen azalma

Cevap

Ekonomik politikalar gereği yapılan genel vergi artışları gibi toplumun tamamını etkileyen durumlar 'özel zarar' niteliği taşımadığı için idarenin tazminat sorumluluğunu doğurmaz.
İdarenin sorumluluğunun doğması için zararın 'özel' olması gerekir. Vergi oranlarındaki artış veya genel ekonomik tedbirler, toplumun tamamını aynı hukuki durumda etkileyen genel külfetlerdir. Bu tür durumlarda zarar belirli bir kişi üzerinde yoğunlaşmadığı için tazminat sorumluluğu doğmaz.

Adım Adım Çözüm

1
Zararın özelliklerini hatırla.
İdarenin sorumlu tutulabilmesi için zararın meşru, kesin, şahsi ve özel olması gerekir.
Bu unsurlar sorumluluğun kurucu unsurlarıdır.
2
'Özel zarar' kavramını analiz et.
Özel zarar, kamu külfetleri karşısında eşitlik ilkesi gereği, bir zararın toplumun genelinden ziyade belirli kişi veya gruplar üzerinde yoğunlaşmasıdır.
Herkesin katlandığı genel külfetler tazminat konusu yapılamaz.
3
Seçenekleri bu ölçütle karşılaştır.
Yeni vergi düzenlemesi veya KDV artışı tüm toplumu etkileyen genel bir düzenlemedir.
Belirli bir kişiye yönelik 'özel' bir müdahale içermediği için tazminat yükümlülüğü doğmaz.

Anahtar Kavram

Zararın Özel Olması ve Genel Külfet Ayrımı

İpuçları

1
Zararın tazmini için 'herkesi mi yoksa sadece belirli birini mi etkilediğine' bakmalısın.
Tahmini Süre:45s
Soru 105Soru

İdare tarafından işletilen bir hızlı tren hattında; bir tünelin bölgede daha önce hiç kaydedilmemiş şiddette bir deprem sonucu çökmesi ile trenin tüm bakımları yapılmış olan ray makas sistemindeki öngörülemeyen teknik bir arıza nedeniyle raydan çıkması olayları hukuki nitelikleri bakımından farklılık göstermektedir.

Buna göre, deprem olayını 'mücbir sebep' olarak nitelendirip teknik arızayı (beklenmeyen hal) bu kavramdan ayıran temel kriter aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Olayın idarenin yürüttüğü faaliyetin dışında gerçekleşmesi (dışsallık)

Cevap

Mücbir sebep ile beklenmeyen hal arasındaki temel fark, olayın idarenin faaliyetine göre konumudur; mücbir sebep dışsal iken beklenmeyen hal içseldir.
Doğru yanıt olan seçenek, mücbir sebebi beklenmeyen halden ayıran yegane yapısal farkı ifade etmektedir. Mücbir sebep (örneğin deprem, sel), idarenin yürüttüğü hizmetin ve faaliyetin tamamen dışından gelen bir etkiyi ifade eder. Beklenmeyen hal ise (örneğin araçtaki teknik bir arıza), faaliyetin kendi risk alanında ve iç bünyesinde gerçekleşir.

Adım Adım Çözüm

1
Olayların özelliklerini karşılaştırın.
Deprem (mücbir sebep) ve teknik arıza (beklenmeyen hal) her ikisi de öngörülemez ve önlenemez olaylardır.
Bu özellikler her iki kavram için de kurucu unsurdur.
2
Dışsallık (externality) kriterini uygulayın.
Deprem, tren işletmeciliği faaliyetinin tamamen dışından gelen bir doğa olayıdır. Teknik arıza ise sistemin kendi mekanizmasından kaynaklanan içsel bir durumdur.
İdare hukukunda mücbir sebebi ayıran en temel fark, olayın idari faaliyetin 'dışından' gelmesidir.

Anahtar Kavram

İlliyet bağını kesen nedenlerden mücbir sebep, 'dışsallık', 'öngörülemezlik' ve 'önlenemezlik' unsurlarını bir arada taşır; beklenmeyen hal ise 'içsel' bir niteliğe sahiptir.

Daha Fazla Pratik

Mücbir sebebin illiyet bağını tamamen kesmesine karşın, beklenmeyen halin kusursuz sorumluluk hallerinde (örneğin risk ilkesi) sorumluluğu her zaman tamamen kaldırmadığını inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:50s
Soru 106Soru

İdare hukukunda idarenin tazminat sorumluluğunun doğabilmesi için; idari işlem veya eylem, zarar ve bu ikisi arasında bir illiyet bağı bulunmalıdır. Ancak bazı durumlarda bu bağ kesilmekte ve idarenin sorumluluğu ortadan kalkmaktadır. Örneğin; bir bölgede meydana gelen, idarenin faaliyet alanı dışında gelişen, önceden öngörülmesi ve engellenmesi mümkün olmayan çok şiddetli bir deprem sonucunda bir kamu binasının yıkılarak çevreye zarar vermesi durumunda idarenin sorumluluğuna gidilememektedir.

Buna göre, söz konusu doğa olayının idarenin sorumluluğunu kaldırmasının temel hukuki gerekçesi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Mücbir sebep nedeniyle illiyet bağının kesilmesi

Cevap

Mücbir sebep nedeniyle illiyet bağının kesilmesi
İdarenin sorumluluğunun doğması için zarar ile idari eylem arasında bir neden-sonuç ilişkisi (illiyet bağı) bulunmalıdır. Ancak deprem gibi idarenin faaliyet alanı dışında gerçekleşen, öngörülmesi ve engellenmesi mümkün olmayan olaylar 'mücbir sebep' olarak adlandırılır. Mücbir sebep, bu nedensellik bağını kestiği için idarenin tazminat ödeme yükümlülüğü ortadan kalkar.

Adım Adım Çözüm

1
Olayın niteliğini analiz etmek
Deprem; idarenin dışından gelen, öngörülemez ve önlenemez bir olaydır.
Sorumluluğu kaldıran nedenleri tasnif etmek için olayın kaynağını bilmek gerekir.
2
Hukuki kavramla eşleştirmek
Bu nitelikler idare hukukunda 'mücbir sebep' kavramına karşılık gelir.
Dışsallık, öngörülemezlik ve önlenemezlik mücbir sebebin kurucu unsurlarıdır.
3
Sorumluluğun kurucu unsurları üzerindeki etkisini belirlemek
Mücbir sebep, idari faaliyet ile ortaya çıkan zarar arasındaki 'illiyet bağını' tamamen koparır.
İlliyet bağı koptuğunda, zarar idareye yüklenemez hale gelir ve tazminat sorumluluğu doğmaz.

Anahtar Kavram

Mücbir Sebep ve İlliyet Bağı

Daha Fazla Pratik

İlliyet bağını tamamen kesen mücbir sebep ile sorumluluğu sadece azaltabilen 'zarar görenin kusuru' arasındaki farkları inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:45s
Soru 107Soru

İdare tarafından yürütülen bir yol genişletme çalışması esnasında, imar planında "park alanı" olarak ayrılmış olmasına rağmen fiilen "ruhsatsız bir geçici depo" olarak kullanılan taşınmazın girişine yanlışlıkla büyük kaya kütleleri bırakılmış ve taşınmazın 10 gün boyunca kullanımı imkansız hale gelmiştir. Taşınmazı kullanan şahıs; bu sürede mahrum kaldığı ticari kazanç ile depo içerisindeki ekipmanların üzerine düşen parçalar nedeniyle oluşan maddi hasarın tazmini talebiyle tam yargı davası açmıştır.

İdarenin sorumluluğunun kurucu unsurları dikkate alındığında, bu olaydaki "zarar" unsuruyla ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Ticari kazanç kaybı "meşru" bir menfaate dayanmadığı için tazmin edilemez; ancak ekipman hasarı "mülkiyet hakkı" kapsamında korunan meşru, kesin ve şahsi bir zarar olduğundan tazmin edilmelidir.

Cevap

Ticari kazanç kaybının meşruiyet eksikliği nedeniyle reddedilmesi, ekipman hasarının ise mülkiyet hakkı kapsamında meşru, kesin ve şahsi kabul edilerek tazmin edilmesi gerekir.
İdare hukukunda idarenin bir zararı tazmin edebilmesi için zararın; meşru, kesin, şahsi ve özel olması gerekir. Olayda ticari faaliyet 'ruhsatsız' olduğu için bu faaliyetten elde edilen kâr, hukuk düzenince korunan 'meşru' bir menfaat değildir; dolayısıyla kâr mahrumiyeti tazmin edilemez. Ancak şahsın ekipmanları üzerindeki mülkiyet hakkı, faaliyetin ruhsat durumundan bağımsız olarak meşrudur. Ekipmanlardaki hasar aynı zamanda kesin (somut), şahsi (davacıya ait) ve özel (genel bir kısıtlama değil, o şahsa yönelik) olduğundan tazmin edilmesi hukuken zorunludur.

Adım Adım Çözüm

1
Zararın 'Meşruiyet' kriterini incele.
Ruhsatsız işletilen bir depodan elde edilen gelir 'meşru menfaat' kapsamında değildir. Ancak ekipman mülkiyeti meşru bir haktır.
İdare hukukunda sadece hukuk düzenince korunan menfaatlerin ihlali tazmin edilir.
2
Zararın 'Kesinlik' kriterini incele.
Mevcut ekipmanların hasar görmesi ve 10 günlük kârın elden gitmesi gerçekleşmiş/gerçekleşecek somut zararlardır (kesindir).
Tazminat için zararın varsayımsal değil, gerçek ve hesaplanabilir olması gerekir.
3
Zararın 'Özellik' ve 'Şahsilik' kriterlerini incele.
Zarar sadece taşınmazı kullanan kişiye aittir ve genel bir kamu külfeti değil, o kişiye özgü bir hasardır.
İdarenin sorumluluğu için zararın belirli bir kişi veya grup üzerinde yoğunlaşması şarttır.
4
Sonuçları birleştirerek tazmin edilecek kalemleri belirle.
Meşruiyet şartını sağlamayan ticari kazanç reddedilir, tüm şartları sağlayan ekipman hasarı kabul edilir.
Sorumluluğun kurucu unsurlarından biri eksik olduğunda (meşruiyet), o kalem için tazminat doğmaz.

Anahtar Kavram

İdari Sorumlulukta Zararın Özellikleri (Meşruiyet, Kesinlik, Şahsilik, Özellik)

Daha Fazla Pratik

İlliyet bağını kesen veya daraltan nedenler (mücbir sebep, beklenmeyen hal, zarar görenin kusuru) arasındaki farkları inceleyen vaka analizlerine çalışabilirsiniz.
Tahmini Süre:3m 0s
Soru 108Soru

İdarenin yürüttüğü bir kamu hizmeti sırasında kullandığı mühimmat veya patlayıcı maddelerin sevkiyatı esnasında, idareye yüklenebilecek herhangi bir ihmal veya denetim eksikliği olmamasına rağmen meydana gelen patlama sonucu üçüncü kişilerin malvarlığında oluşan zararların tazmin edilmesi gerekmektedir.

Bu durum, idarenin kusursuz sorumluluk hallerinden hangisi kapsamında değerlendirilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Tehlike (Risk) İlkesi

Cevap

İdarenin bünyesinde tehlike barındıran araçları kullanması neticesinde doğan zararlar 'Tehlike (Risk) İlkesi' uyarınca tazmin edilir.
İdare hukukunda, idarenin sunduğu kamu hizmetlerinde kullandığı ateşli silahlar, patlayıcılar veya mühimmat gibi bünyesinde tehlike barındıran araçların kullanımı sırasında meydana gelen zararlar, idarenin hiçbir kusuru olmasa dahi 'Tehlike (Risk) İlkesi' çerçevesinde kusursuz sorumluluk kapsamında tazmin edilir.

Adım Adım Çözüm

1
Olaydaki zarar verici aracın niteliğini belirleme.
Zarara neden olan araç (mühimmat/patlayıcı) doğası gereği tehlikelidir.
Tehlike ilkesinin uygulanması için idarenin riskli bir araç veya faaliyet kullanıyor olması gerekir.
2
İdarenin kusur durumunu inceleme.
İdarenin herhangi bir ihmal veya denetim eksikliği (kusuru) bulunmamaktadır.
Sorumluluğun türünü (kusurlu/kusursuz) belirlemek için idarenin hatasının olup olmadığına bakılır.
3
Uygun kusursuz sorumluluk ilkesini seçme.
Kusursuz sorumluluk türlerinden 'Tehlike İlkesi'ne ulaşılır.
Tehlikeli araçların kullanımı sonucu kusursuz sorumluluk doğması bu ilkenin temel tanımıdır.

Anahtar Kavram

Tehlike (Risk) İlkesi
Tahmini Süre:45s
Soru 109Soru

Bir kamu kurumuna bağlı maden işletmesinde görev yapan bir mühendisin, tüm iş sağlığı ve güvenliği önlemleri eksiksiz alınmış olmasına rağmen, yeraltındaki rutin incelemesi sırasında meydana gelen beklenmedik bir göçük sonucu yaralanması durumunda; idarenin personeline karşı doğan bu zararı tazmin etmesi aşağıdaki kusursuz sorumluluk ilkelerinden hangisi ile doğrudan ilişkilidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Mesleki risk ilkesi

Cevap

İdarenin personeline karşı doğan sorumluluğu 'Mesleki risk ilkesi' ile açıklanır.
Mesleki risk ilkesi, kamu idaresinin yürüttüğü tehlikeli nitelikteki hizmetlerde görev yapan personelin, bu hizmetin ifası sırasında ve hizmetin doğasındaki riskler nedeniyle uğradıkları zararların, idarenin herhangi bir hizmet kusuru olmasa dahi tazmin edilmesi gerektiğini öngörür. Madencilik gibi yüksek riskli iş kollarında meydana gelen göçükler, bu ilkenin tipik uygulama alanlarından biridir.

Adım Adım Çözüm

1
Olayın öznelerini ve zarar bağlamını analiz etme
Zarar gören kişi bir kamu görevlisidir ve zarar, tehlikeli bir kamu hizmeti (madencilik) sırasında meydana gelmiştir.
Sorumluluk türünü belirlemek için zararın hangi faaliyet sırasında ve kimin başına geldiği tespit edilmelidir.
2
Kusur unsurlarını değerlendirme
İdarenin tüm önlemleri aldığı belirtildiğinden, bir hizmet kusurunun bulunmadığı saptanır.
İdarenin bir hatası yoksa sorumluluk ancak kusursuz sorumluluk hallerinden birine dayanabilir.
3
İlgili kusursuz sorumluluk ilkesini seçme
Tehlikeli işlerde çalışan personelin işin doğasındaki risklerden dolayı uğradığı zarar mesleki risk kapsamına girer.
Mesleki risk, kamu görevlilerinin mesleki tehlikeler nedeniyle uğradığı zararların tazmininde esas alınan bir kusursuz sorumluluk halidir.

Anahtar Kavram

Mesleki Risk İlkesi
Tahmini Süre:45s
Soru 110Soru

Sağlık Bakanlığı tarafından yürütülen yurt çapındaki bir aşılama kampanyasında, ilgili tüm ulusal ve uluslararası bilimsel standartlara uygun olan bir aşı, uygulandığı bir vatandaştı tıp biliminin ulaştığı mevcut aşamada önceden tespit edilmesi imkânsız olan, çok ağır ve kalıcı bir reaksiyona yol açmıştır. Zarar gören kişinin açtığı tam yargı davasında idare; reaksiyonun hiçbir şekilde öngörülebilir ve önlenebilir nitelikte olmadığını ileri sürerek illiyet bağının kesildiğini ve sorumluluğunun ortadan kalktığını savunmuştur.

İdare hukukundaki illiyet bağını kesen nedenler dikkate alındığında, uyuşmazlığın çözümü için yapılabilecek en doğru hukuki değerlendirme aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Olay, idarenin yürüttüğü hizmetin kendi bünyesinden ve kullandığı araçtan kaynaklandığı için dışsallık unsurundan yoksundur; bu nedenle mücbir sebep değil, idarenin kusursuz sorumluluğunu ortadan kaldırmayan beklenmeyen hâl kapsamında değerlendirilir.

Cevap

Doğru yanıt, olayın dışsallık unsurundan yoksun olması sebebiyle mücbir sebep değil 'beklenmeyen hâl' olarak nitelendirilmesi ve idarenin kusursuz sorumluluğunun devam etmesi gerektiğini belirten seçenektir.
İdare hukukunda illiyet bağını tamamen kesen ve idareyi tazminat yükümlülüğünden kurtaran mücbir sebebin üç temel unsuru vardır: Öngörülemezlik, önlenemezlik ve dışsallık. Sorudaki olayda reaksiyon öngörülemez ve önlenemez nitelikte olsa da, zarara bizzat idarenin kamu hizmetini yürütürken kullandığı araç (aşı) yol açmıştır. Zararın kaynağı idari faaliyetin kendi bünyesi olduğundan 'dışsallık' unsuru gerçekleşmemiştir. Bu tür içsel risklerin gerçekleşmesi 'beklenmeyen hâl' (kaza) olarak tanımlanır ve idarenin kusursuz sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.

Adım Adım Çözüm

1
Olaydaki illiyet bağını kesebilecek savunmaların unsurlarını analiz et.
İdare, olayın 'öngörülemez' ve 'önlenemez' olduğunu ileri sürmektedir. Bu iki unsur hem 'mücbir sebep' hem de 'beklenmeyen hâl' için ortaktır.
Zarar verici olayın niteliğini tam olarak tespit edebilmek için ortak unsurların ötesindeki temel farka bakılmalıdır.
2
Zararı doğuran olayın kaynağının idari faaliyetle olan ilişkisini (içsel/dışsal olma durumunu) değerlendir.
Zarar, sağlık hizmetinin bizzat sunumunda kullanılan araçtan (aşıdan) kaynaklanmıştır. Yani olay idari faaliyetin dışından değil, bizzat bünyesinden çıkmıştır.
Mücbir sebep ile beklenmeyen hâl arasındaki en kritik ayrım 'dışsallık' unsurudur.
3
Dışsallık unsuru bulunmayan olayın hukuki adını ve sorumluluğa etkisini belirle.
Dışsallık yoksa olay 'beklenmeyen hâl' (kaza) olarak adlandırılır. Beklenmeyen hâl, idarenin kusursuz sorumluluk hallerinde (özellikle sosyal risk veya tehlike ilkesi kapsamında) illiyet bağını kesmez.
Hukuk devleti ilkesi gereği, idarenin yürüttüğü faaliyetin kendi içindeki gizli risklerin faturası zarar gören vatandaşa bırakılamaz.

Anahtar Kavram

Mücbir Sebep ve Beklenmeyen Hâl Ayrımında Dışsallık Unsuru
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 111Soru

İdare hukukunda idarenin mali sorumluluğunu ortadan kaldıran veya azaltan illiyet bağını kesen nedenlerden "mücbir sebep" ile "beklenmeyen hal" (kaza) kavramları sıklıkla karşılaştırılmaktadır. Karayolları Genel Müdürlüğü tarafından işletilen bir tünelde, bölge tarihinde daha önce hiç kaydedilmemiş şiddetteki bir fırtınanın tetiklediği heyelan nedeniyle bir aracın zarar görmesi durumu ile; aynı tüneldeki havalandırma sisteminin, tüm periyodik bakımları yapılmış olmasına rağmen iç aksamındaki gizli bir fabrikasyon hatası nedeniyle aniden alev alarak bir başka araca zarar vermesi durumu karşılaştırıldığında, bu iki olayın hukuki niteliği hakkında aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Fırtına sonucu oluşan heyelan dışsallık özelliği nedeniyle "mücbir sebep", havalandırma sistemindeki gizli kusur ise faaliyetin içinden kaynaklandığı için "beklenmeyen hal"dir.

Cevap

Fırtına ve heyelan olayının dışsallık unsuru taşıması nedeniyle mücbir sebep, havalandırma arızasının ise idarenin faaliyet alanı içinde gerçekleşmesi nedeniyle beklenmeyen hal olarak nitelendirilmesi doğrudur.
İdare hukukunda 'mücbir sebep' sayılabilmesi için bir olayın öngörülemez ve önlenemez olmasının yanı sıra mutlaka idarenin faaliyetinin tamamen dışında (dışsal) gerçekleşmesi gerekir (heyelan örneğinde olduğu gibi). 'Beklenmeyen hal' (kaza) ise öngörülemez ve önlenemez olmasına rağmen idarenin yürüttüğü hizmetin veya kullandığı araçların bünyesinden (dahili) kaynaklanan aksaklıklardır (havalandırma arızası örneğinde olduğu gibi). Bu nedenle doğru seçenek fırtınayı mücbir sebep, teknik arızayı beklenmeyen hal olarak niteleyen ifadedir.

Adım Adım Çözüm

1
Olayların 'dışsallık' (externality) unsurunu analiz edin.
Fırtına ve heyelan idarenin tamamen dışından gelen bir doğa olayıdır. Havalandırma arızası ise idarenin kullandığı bir cihazın iç yapısındaki hatadır.
Mücbir sebep ile beklenmeyen hal arasındaki en temel fark, olayın idarenin faaliyetinin dışından (mücbir sebep) mı yoksa içinden (beklenmeyen hal) mi kaynaklandığıdır.
2
Olayların öngörülemezlik ve önlenemezlik durumunu değerlendirin.
Her iki olay da metne göre 'kaydedilmemiş şiddette' veya 'rutin kontrollerle tespit edilemez' olduğu için öngörülemez ve önlenemezdir.
Bu iki özellik hem mücbir sebep hem de beklenmeyen hal için ortak niteliklerdir, bu yüzden ayırıcı kriter değildirler.
3
Hukuki sonucu belirleyin.
Dışsal olan ilk durum mücbir sebep, dahili olan ikinci durum beklenmeyen haldir.
Dışsallık kriteri, idare hukukunda illiyet bağını kesen bu iki neden arasındaki teorik ve pratik ayrım çizgisidir.

Anahtar Kavram

İlliyet Bağını Kesen Nedenlerde Dışsallık (Externality) İlkesi
Soru 112Soru

Kıyı ekosistemini ve nesli tükenmekte olan kuş türlerini korumak amacıyla Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından bütünüyle hukuka uygun şekilde bir bölge 'Kesin Korunacak Hassas Alan' ilan edilmiştir. Bu düzenleme sonucunda, bölgede uzun yıllardır yasal izinlerle ekoturizm faaliyeti yürüten bir işletmecinin arazisi üzerindeki tüm ticari faaliyet imkanları ortadan kalkmış ve işletme kapanmak zorunda kalmıştır.

İdarenin hukuka uygun bu işleminden dolayı söz konusu işletmeci için doğan 'özel ve olağandışı' zararın tazmin edilmesinde dayanak alınan kusursuz sorumluluk ilkesi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Kamu külfetleri karşısında eşitlik (Fedakarlığın denkleştirilmesi) ilkesi

Cevap

Kamu külfetleri karşısında eşitlik (Fedakarlığın denkleştirilmesi) ilkesi
Kamu külfetleri karşısında eşitlik ilkesi, idarenin kamu yararı amacıyla bütünüyle hukuka uygun bir biçimde yürüttüğü faaliyetler sonucunda ortaya çıkan, belirli bir kişi veya grup için özel ve olağandışı nitelikteki zararların tazmin edilmesini öngörür. Olayda ekoturizm işletmecisinin arazisinin hassas alan ilan edilmesi hukuka uygundur ancak bu durum işletmeci için genel toplumun katlandığı külfeti aşan, anormal bir zarara yol açmıştır. Bu nedenle 'fedakarlığın denkleştirilmesi' gerekmektedir.

Adım Adım Çözüm

1
İdari işlemin niteliğini belirle
İşlem hukuka uygundur (Kesin Korunacak Hassas Alan ilanı)
Kusursuz sorumluluk hallerini kusurlu sorumluluktan ayırmak için işlemin hukuka uygunluğu temel kriterdir.
2
Zararın niteliğini analiz et
Zarar 'özel ve olağandışı' niteliktedir
Genel düzenlemelerden doğan her zarar tazmin edilmez; tazminat için zararın belirli bir kişiye özgü ve genel kamu külfetini aşan boyutta olması gerekir.
3
Sorumluluk ilkesini tespit et
Fedakarlığın denkleştirilmesi ilkesi
Kamu yararı için bir bireyin katlandığı ağır fedakarlık, toplumun tamamı tarafından paylaşılarak (vergi gelirleriyle ödenerek) eşitlik sağlanmalıdır.

Anahtar Kavram

Kusursuz Sorumluluk: Kamu Külfetleri Karşısında Eşitlik İlkesi (Fedakarlığın Denkleştirilmesi)
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 113Soru

Bir ilçede çıkan yangına müdahale etmek üzere olay yerine vaktinde intikal eden belediye itfaiye ekipleri, ana itfaiye aracının su pompasının uzun süredir bakımsız bırakılması nedeniyle çalışmaması ve yedek araçtaki yangın söndürme teçhizatının yetersiz kalması sonucu alevlere müdahale edememiştir. Destek ekiplerin beklenmesi sürecinde yangın büyümüş ve bir vatandaşa ait iş yeri tamamen yanarak kül olmuştur.

Danıştay içtihatları ve idare hukukunun genel ilkeleri dikkate alındığında, mağdur olan vatandaşın uğradığı zararın hukuki niteliği ve tazmini ile ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Olayda kamu hizmetinin işleyişi ile ilgili kullanılan araç ve gereçlerin yetersiz ve arızalı olması nedeniyle 'hizmetin kötü işlemesi' durumu vardır ve idareye karşı tam yargı davası açılmalıdır.

Cevap

Kamu hizmetinde kullanılan araç ve gereçlerin yetersiz veya arızalı olması durumu idarenin hizmet kusurunun görünümlerinden 'hizmetin kötü işlemesi'ni oluşturur ve doğan zararın tam yargı davası ile idareden tazmini gerekir.
Doğru ifade, araç-gereç arızaları ve teçhizat yetersizliğinin idarenin organizasyon kusurunu gösterdiği yönündeki ilkedir. Hizmetin kurulduğu ancak kusurlu yürütüldüğü haller 'hizmetin kötü işlemesi' kapsamındadır. İdarenin bu kusurundan doğan zararların tazmini maksadıyla tam yargı davası açılması gerekir.

Adım Adım Çözüm

1
Olaydaki idari faaliyetin niteliğini belirle.
İtfaiye hizmeti bir kamu hizmetidir. Ekipler olay yerine gelmiş ancak teçhizat yetersizliği/bakımsızlığı nedeniyle müdahale edilememiştir.
Zararın hangi hukuki rejim kapsamında değerlendirileceğini saptamak için.
2
Hizmet kusurunun türünü (görünüm biçimini) tespit et.
İdare hizmeti kurmuş ve harekete geçirmiş ancak araç-gereçlerin bozuk/yetersiz olması nedeniyle beklenen fayda sağlanamamıştır. Bu durum Danıştay içtihatlarında 'hizmetin kötü işlemesi' olarak nitelendirilir.
Hizmetin hiç işlememesi, geç işlemesi ve kötü işlemesi ayrımını doğru yapmak için.
3
Kusurun kimde olduğunu ve başvuru yolunu değerlendir.
Bakımsızlık spesifik bir memurdan ziyade idarenin organizasyon eksikliğini gösterir, bu yüzden kişisel kusur değil anonim hizmet kusurudur. Hak ihlalinden doğan zararın giderilmesi için idari yargıda tam yargı davası açılmalıdır.
Dava türü ve husumetin doğru merciye yöneltilip yöneltilmeyeceğini belirlemek için.

Anahtar Kavram

Hizmetin Kötü İşlemesi ve Tam Yargı Davası
Soru 114Soru

Bir kamu kurumunda görevli orman muhafaza memuru, görevli olduğu bölgede devriye gezdiği sırada, şahsi bir anlaşmazlık nedeniyle husumet beslediği bir vatandaşın arazisindeki meyve ağaçlarını, yasal yetkilerini kötüye kullanarak ve kasıtlı olarak kestirmiştir.

Bu olay sonucunda meydana gelen zararın tazmini ve sorumlulukların paylaştırılması ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Anayasa uyarınca tazminat davası idare aleyhine açılır; idare ödediği tazminatı kişisel kusuru bulunan memura rücu eder.

Cevap

Anayasa'nın 129. maddesi uyarınca tazminat davası idare aleyhine açılır ve idare, ödediği tazminatı kişisel kusuru bulunan memura rücu eder.
Doğru ifadeye göre, kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri fiillerden doğan zararlar için dava idareye açılır. Bu durum Anayasa'nın 129. maddesinin 5. fıkrasında açıkça düzenlenmiş bir güvencedir. İdare, ödediği bu bedeli, eyleminde kasıt veya ağır kusuru bulunan memurdan talep etme (rücu) hakkına ve yükümlülüğüne sahiptir.

Adım Adım Çözüm

1
Eylemin niteliğini ve bağlamını değerlendir.
Eylem, memurun resmi görevini yürüttüğü sırada ve kamu yetkilerini kullanarak (ağaç kesme yetkisi gibi görünerek) ancak kişisel bir husumet/kasıt ile gerçekleştirilmiştir.
Sorumluluğun hangi yargı kolunda ve kime karşı ileri sürüleceğini belirlemek için eylemin 'görevle ilgili' olup olmadığına bakılmalıdır.
2
Anayasa'nın 129/5. maddesindeki 'Anayasal Güvence' ilkesini uygula.
Zarar gören vatandaş, memurun kastı ne olursa olsun davayı doğrudan idareye (İçişleri Bakanlığı/ilgili kurum) karşı idari yargıda 'tam yargı davası' olarak açmalıdır.
Vatandaşın kamu görevlisi karşısında korunması ve tazminatın tahsil kabiliyetinin artırılması amaçlanmaktadır.
3
İç ilişkideki rücu mekanizmasını analiz et.
İdare, mahkeme kararıyla vatandaşa ödediği tazminat tutarını, eylemi kasten gerçekleştiren memurdan (kişisel kusuru nedeniyle) geri talep eder.
Kişisel kusur, memuru idareye karşı sorumlu kılar ve rücu hakkının doğmasına neden olur.

Anahtar Kavram

Memurların sorumluluğunda 'Anayasal Güvence' ve 'Rücu' mekanizması.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 115Soru

İdare, bir bölgedeki trafik akışını düzenlemek ve kamu güvenliğini sağlamak amacıyla bütünüyle hukuka uygun bir alt geçit ve köprülü kavşak projesi yürütmüştür. Bu çalışma sonucunda yolun seviyesi (kotu) değişmiş, yol kenarında faaliyet gösteren bir mağazanın yola olan cephesi yüksek bir istinat duvarı ile tamamen kapanmış ve mağazaya müşteri girişi fiziken imkansız hale gelmiştir. İdarenin bu faaliyetinde herhangi bir kusuru olmamasına rağmen, mağaza sahibinin uğradığı zararın 'özel ve olağandışı' nitelikte olduğu kabul edilmiştir.

Buna göre, idarenin söz konusu zararı kusuru olmasa dahi tazmin etmesi aşağıdaki kusursuz sorumluluk ilkelerinden hangisine dayanmaktadır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Fedakarlığın denkleştirilmesi ilkesi

Cevap

Fedakarlığın denkleştirilmesi ilkesi (Kamu külfetleri karşısında eşitlik ilkesi)
Doğru seçenek olan fedakarlığın denkleştirilmesi ilkesi, idarenin bütünüyle hukuka uygun olan faaliyetleri sonucunda, bir kişinin kamu yararı adına diğer vatandaşlara göre daha ağır, özel ve olağandışı bir zarara uğraması durumunda devreye girer. Bu ilke, kamu külfetlerinin (yol yapımı, baraj inşası vb.) toplumun tüm bireyleri arasında eşit dağıtılması gerektiğini savunur; bir birey kamu yararı için aşırı bir yük altına girmişse, bu yükün toplum adına idare tarafından karşılanması (denkleştirilmesi) gerekir.

Adım Adım Çözüm

1
İdari faaliyetin niteliğini belirle
İdarenin alt geçit yapma faaliyeti bütünüyle hukuka uygun ve kamu yararı amaçlıdır.
Kusursuz sorumluluğun bu türünde işlemin hukuka aykırı olması gerekmez.
2
Meydana gelen zararın niteliğini analiz et
Zarar, sadece belirli bir işletme sahibini etkileyen, genel külfetin ötesinde 'özel ve olağandışı' bir zarardır.
Toplumun tamamının yararlandığı bir hizmetin külfetinin sadece bir kişiye yüklenmesi hakkaniyete aykırıdır.
3
Hukuki ilke ile eşleştir
Hukuka uygun faaliyet + Özel/Olağandışı zarar = Fedakarlığın Denkleştirilmesi.
Kamu külfetleri karşısında eşitlik ilkesi uyarınca, kamu yararı için bir kişinin katlanmak zorunda kaldığı aşırı fedakarlık idarece tazmin edilmelidir.

Anahtar Kavram

Fedakarlığın denkleştirilmesi, idarenin kusuru olmasa dahi, hukuka uygun bir işlemden doğan ve belirli bir kişi için ağır/özel nitelik taşıyan zararları tazmin etmesi yükümlülüğüdür.

Daha Fazla Pratik

İdarenin kusursuz sorumluluk hallerinden tehlike ilkesi ile sosyal risk ilkesi arasındaki farkları içeren bir soru çözerek kavramları pekiştirebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 116Soru

Bir büyükşehir belediyesinin su ve kanalizasyon idaresinde görevli bir teknik personel, atık su tünellerinde periyodik kontrol ve metan gazı ölçümü gerçekleştirdiği sırada; tüm iş güvenliği ekipmanları tam olmasına ve havalandırma sistemleri çalışmasına rağmen, tünelde aniden gerçekleşen bir gaz sızıntısı ve parlama neticesinde yaralanmıştır. Yapılan idari tahkikatta idarenin hizmetin yürütülmesinde herhangi bir ihmalinin bulunmadığı, personelin de gerekli tedbirlere uygun hareket ettiği tespit edilmiştir.

Buna göre, idarenin meydana gelen bu zararı tazmin etmekle yükümlü tutulmasında esas alınan kusursuz sorumluluk ilkesi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Mesleki Risk İlkesi

Cevap

İdarenin personeli olan memurun, mesleğinin doğasında var olan tehlikeler nedeniyle uğradığı bu zarar 'Mesleki Risk İlkesi' uyarınca tazmin edilir.
İdare hukukunda 'Mesleki Risk İlkesi', kamu hizmetinin yürütülmesinde görev alan personelin, o hizmetin bünyesindeki tehlikeler nedeniyle uğradığı zararların idarece karşılanmasını ifade eder. Olayda teknik personelin metan gazı parlaması sonucu yaralanması, yürüttüğü kamu hizmetinin doğal bir riski olup idarenin kusuru olmasa dahi bu ilke gereği tazminat sorumluluğu doğar.

Adım Adım Çözüm

1
Zarara uğrayan kişinin statüsünü belirle.
Zarara uğrayan kişi idarenin kendi teknik personelidir.
Mesleki risk ilkesi ile tehlike ilkesi arasındaki temel ayrım, zarara uğrayan kişinin idare ile olan hukuki bağıdır.
2
İdarenin kusur durumunu analiz et.
İdare tüm önlemleri almış, personelin de hatası yoktur (Kusursuzluk hali).
Olayda bir hizmet kusuru bulunmadığı için sorumluluk ancak kusursuz sorumluluk ilkelerine dayandırılabilir.
3
Hizmetin niteliğini değerlendir.
Metan gazı birikebilen tünellerde çalışmak, doğası gereği tehlikeli ve riskli bir kamu hizmetidir.
İdarenin, bünyesinde tehlike barındıran hizmetlerde çalışan personelinin uğradığı zararları 'nimet-külfet' dengesi gereği tazmin etmesi 'Mesleki Risk' ilkesinin sonucudur.

Anahtar Kavram

Mesleki Risk İlkesi
Soru 117Soru

İdare hukukunda idarenin tazminat sorumluluğunun doğabilmesi için; idari bir işlem veya eylem, hukuken korunmaya değer bir zarar ve bu ikisi arasında uygun bir illiyet bağı bulunmalıdır. Ayrıca gerçekleşen zararın tazmin edilebilir olması için 'meşru, kesin, şahsi ve özel' olması şarttır.

Buna göre, idarenin sorumluluğunun kurucu unsurları ve zararın özellikleri ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Zararın 'özel' olması; idari faaliyetin toplumun genelini etkileyen genel külfetlerinden farklı olarak, belirli bir kişi veya grup üzerinde yoğunlaşan ve 'fedakarlığın denkleştirilmesi' ilkesini tetikleyen bir ağırlıkta olmasını ifade eder.

Cevap

İdarenin sorumluluğunun doğması için zararın 'özel' olması, yani genel kamu külfetlerini aşarak belirli bir kişi üzerinde yoğunlaşması gerekir.
Doğru olan ifadeye göre; idarenin sorumluluğunun doğabilmesi için zararın 'özel' olması gerekir. Bu, idari faaliyetten dolayı toplumun tamamının değil, sadece belirli bir kişi veya grubun diğerlerinden daha ağır bir yük altına girmesini ifade eder. Bu durum, Anayasal bir ilke olan 'kamu külfetleri karşısında eşitlik' (fedakarlığın denkleştirilmesi) ilkesiyle doğrudan bağlantılıdır ve idarenin kusursuz sorumluluğunun en önemli şartıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Zararın özelliklerini analiz et.
Zarar meşru (hukuka uygun menfaat), kesin (gerçekleşmiş veya muhakkak), şahsi (davacıya ait) ve özel (belirli bir kişiye yönelik) olmalıdır.
Bu özellikler bulunmadığında idarenin tazminat yükümlülüğü doğmaz.
2
Seçeneklerdeki hukuki durumları değerlendir.
Ruhsatsız kazanç meşru değildir, mücbir sebep illiyet bağını keser, gelecekteki kesin kayıplar tazmin edilebilir.
İdare hukuku ilkelerine göre yanlış olan varsayımları elemek için gereklidir.
3
'Özel zarar' kavramı ile 'fedakarlığın denkleştirilmesi' arasındaki bağı kur.
Doğru ifade; zararın herkesi etkileyen genel bir durumdan ziyade, bir kişi üzerindeki özel ağırlığını vurgulayan tanımdır.
Kusursuz sorumluluk hallerinden olan 'Kamu Külfetleri Karşısında Eşitlik' ilkesinin temel şartı zararın özel olmasıdır.

Anahtar Kavram

İdarenin Sorumluluğunun Kurucu Unsurları ve Zararın Nitelikleri

Daha Fazla Pratik

İlliyet bağını kesen veya azaltan nedenlerin (zarar görenin kusuru, üçüncü kişinin kusuru) tazminat miktarına etkisini inceleyen bir vaka sorusu çözebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 118Soru

İdare hukukunda idarenin mali sorumluluğunu ortadan kaldıran veya azaltan illiyet bağını kesen nedenler doktrinde ve yargı kararlarında çeşitli kriterlere göre sınıflandırılmaktadır. Özellikle 'mücbir sebep' ve 'beklenmeyen hal' (kaza) kavramları, idarenin olay üzerindeki kontrol gücü ve olayın kaynağı bakımından birbirinden ayrılmaktadır.

Buna göre, bir olayın mücbir sebep olarak nitelendirilebilmesi için sahip olması gereken ancak beklenmeyen hali bu kavramdan ayıran temel yapısal özellik aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Dışsallık

Cevap

Mücbir sebep ile beklenmeyen hal arasındaki temel fark 'dışsallık' (externality) kriteridir.
Dışsallık kriteri, olayın idarenin yürüttüğü hizmetin veya faaliyetin tamamen dışında gerçekleşmesini ifade eder. Mücbir sebepte (örneğin deprem) olay idarenin kontrolü ve faaliyet alanı dışındayken, beklenmeyen halde (örneğin bir kamu aracının lastiğinin patlaması) olay hizmetin işleyişi içinde gerçekleşir.

Adım Adım Çözüm

1
İlliyet bağını kesen nedenlerin ortak özelliklerini belirleyin.
Mücbir sebep ve beklenmeyen halin her ikisi de öngörülemez ve önlenemezdir.
Bu iki kriter kavramların ortak paydasını oluşturur.
2
Kavramları ayıran spesifik farkı (dışsallık) analiz edin.
Mücbir sebep idarenin faaliyet alanı dışından (deprem, sel gibi) gelirken; beklenmeyen hal idari faaliyetin içinden (lastik patlaması, cihaz arızası) kaynaklanır.
Dışsallık kriteri, mücbir sebebi beklenmeyen halden ayıran yegane unsurdur.

Anahtar Kavram

Dışsallık Kriteri
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 119Soru

Bir belediye, yoğun araç trafiğinin bulunduğu bir ana yolun kenarındaki yerleşim birimlerini gürültü kirliliğinden korumak amacıyla, bütünüyle hukuka uygun bir biçimde ses bariyerleri inşa etmiştir. Ancak bu bariyerler, yol kenarında uzun yıllardır faaliyet gösteren bir kafeteryanın görünürlüğünü tamamen kapatmış ve işletmecinin diğer esnafa oranla özel ve olağandışı bir zarara uğramasına neden olmuştur.

İdarenin bu zararı tazmin etmesi, aşağıdaki sorumluluk ilkelerinden hangisine dayanmaktadır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Kamu külfetleri karşısında eşitlik (Fedakarlığın denkleştirilmesi) ilkesi

Cevap

Kamu külfetleri karşısında eşitlik (Fedakarlığın denkleştirilmesi) ilkesi
Kamu külfetleri karşısında eşitlik (fedakarlığın denkleştirilmesi) ilkesi, idarenin hukuka uygun eylem ve işlemlerinden dolayı, bir kişinin veya sınırlı bir grubun, kamu yararı adına toplumun geri kalanına göre daha ağır, özel ve olağandışı bir zarara uğraması durumunda uygulanır. Sorudaki senaryoda, belediyenin ses bariyeri yapması hukuka uygun ve genel kamu yararına (gürültü kirliliğini önleme) yönelik olsa da, kafeteryanın görünürlüğünün kapanması işletmeci için 'özel ve olağandışı' bir fedakarlık teşkil eder. Bu dengesizliğin giderilmesi (denkleştirilmesi) hukuk devleti ve eşitlik ilkelerinin bir gereğidir.

Adım Adım Çözüm

1
İdari eylemin hukuka uygunluk denetimini yapın.
Belediyenin ses bariyeri inşası bütünüyle hukuka uygun bir bayındırlık faaliyetidir.
Kusursuz sorumluluk hallerinden olan fedakarlığın denkleştirilmesi için eylemin hukuka aykırı olması gerekmez.
2
Meydana gelen zararın niteliğini analiz edin.
Kafeterya sahibi, diğer esnafa göre 'özel' ve katlanma sınırını aşan 'olağandışı' bir zarara uğramıştır.
Zarar genel bir külfet değil, belirli bir kişi üzerinde yoğunlaşmış bir fedakarlıktır.
3
Eylem ile zarar arasındaki illiyet bağını kurarak uygun ilkeyi belirleyin.
Hukuka uygun bir kamu hizmeti faaliyeti sonucu oluşan bu özel zararın tazmini 'Kamu Külfetleri Karşısında Eşitlik' ilkesine dayanır.
Toplumun gürültüden kurtulma menfaati için kafeterya sahibinin uğradığı ekonomik kayıp, hakkaniyet gereği kamu tarafından paylaşılmalıdır.

Anahtar Kavram

Fedakarlığın Denkleştirilmesi

İpuçları

1
İdari eylemin 'hukuka uygun' olup olmadığına ve zararın 'kişiye özel' niteliğine dikkat edin.
2
Toplumun genel faydası için bir kişinin uğradığı ekonomik dengesizliğin giderilmesi gerektiğini hatırlayın.

Daha Fazla Pratik

İdarenin hukuka aykırı bir işlemi ile hukuka uygun ancak özel zarara yol açan eylemi arasındaki tazminat sorumluluğu farklarını inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 120Soru

Milli Eğitim Bakanlığına bağlı bir taşra teşkilatında ihale komisyonu başkanı olarak görevlendirilen şube müdürü, donanım alımı ihalesinde mevzuatın emredici hükümlerini kasten ihlal etmiş ve yetkisini kişisel çıkar sağlamak amacıyla kullanarak ihaleyi haksız yere belirli bir firmaya vermiştir. İhaleye katılan ve bu hukuka aykırı işlem nedeniyle zarara uğrayan diğer bir işletmenin açtığı dava sonucunda, mahkeme idarenin yüklü miktarda tazminat ödemesine hükmetmiş ve karar kesinleşmiştir.

İdare hukukunda tazminat sorumluluğu ve kişisel kusur kavramları dikkate alındığında, bu olayla ilgili aşağıdaki değerlendirmelerden hangisi hukuken doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Şube müdürünün yetkisini kişisel menfaat için kullanması kişisel kusur oluşturduğundan, idarenin ödediği tazminatı bu görevliye rücu etmesi anayasal bir zorunluluktur.

Cevap

İdare, yetkisini kasten kötüye kullanan görevlisine ödediği tazminatı rücu etmek mecburiyetindedir.
Anayasa'nın 129. maddesi gereğince, memurlar ve diğer kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan tazminat davaları ancak idare aleyhine açılabilir. Olayda şube müdürünün yetkisini kişisel çıkarı için kasten kötüye kullanması ağır bir 'kişisel kusur' niteliğindedir. Ancak anayasal güvence gereği zarar gören idareye başvurmuştur. İdare, üçüncü kişiye ödediği bu tazminatı, haksız fiili işleyen kamu görevlisine rücu etmek zorundadır. Rücu kurumu bir idari takdir yetkisi değil, kamu zararını gidermek için öngörülmüş kesin bir hukuki mecburiyettir.

Adım Adım Çözüm

1
Olaydaki eylemin niteliğini (hizmet kusuru mu, kişisel kusur mu) belirle.
Görevlinin kasten ve kişisel çıkar amacıyla mevzuata aykırı işlem tesis etmesi açıkça 'kişisel kusur' teşkil eder.
Kişisel husumet, rüşvet, zimmet, kişisel menfaat temini gibi kasıtlı fiiller yetkinin bariz biçimde kötüye kullanımıdır ve eylemi hizmet kusuru olmaktan çıkarıp şahsi kusur haline getirir.
2
Kişisel kusur durumunda dış ilişkide (zarar gören yönünden) davanın muhatabını tespit et.
Anayasa madde 129/5 gereği, kamu görevlilerinin yetkilerini kullanırken işledikleri kusurlardan doğan davalar ancak idareye karşı açılabilir.
Zarar gören kişinin hakkına daha kolay kavuşması ve devletin ödeme garantörlüğü (idarenin derin cebi ilkesi) bunu gerektirir.
3
İdarenin tazminat ödedikten sonraki iç ilişki yükümlülüğünü analiz et.
İdare, zarar görene ödediği tazminat bedelini, kişisel kusuru olan memura rücu etmek zorundadır. Bu hususta takdir yetkisi yoktur.
Kamunun haksız yere zarara uğramaması ve kusuru olanın bedelini şahsen ödemesi (kusur sorumluluğu ilkesi) anayasal bir emirdir.

Anahtar Kavram

Hizmet Kusuru - Kişisel Kusur Ayrımı ve İdarenin Rücu Hakkı
ÖncekiSayfa 6 / 8Sonraki
İdarenin Sorumluluğu Alıştırma Soruları — KPSS Kamu Yönetimi — Sayfa 6 | Examkin