Meme Hastalıkları

255 soru

Soru 221Soru

Meme gelişim anomalileri değerlendirildiğinde; embriyolojik süt çizgisi (milk line) üzerinde normal memeler dışında hem areola-meme başı kompleksinin hem de glandüler parankim dokusunun birlikte bulunduğu aksesuar meme oluşumu aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Polimasti

Cevap

Embriyolojik süt çizgisi üzerinde hem meme başı hem de glandüler dokunun bulunduğu aksesuar meme oluşumu polimastidir.
Doğru yanıt olan seçenek, aksesuar meme (polimasti) durumunu tanımlamaktadır. Polimasti, normal meme lokalizasyonu dışında süt çizgisi üzerinde hem meme başı-areola kompleksinin hem de glandüler meme parankiminin bir arada bulunduğu gelişimsel bir anomalidir.

Adım Adım Çözüm

1
Embriyolojik gelişim sürecindeki yapıları tanımla.
Meme dokusu, koltuk altından kasığa uzanan embriyolojik süt çizgisi (milk line) üzerinde gelişir.
Anomalilerin hangi hat üzerinde beklendiğini belirlemek için gereklidir.
2
Mevcut olan doku bileşenlerini analiz et.
Soru kökünde hem glandüler parankim hem de meme başı/areola kompleksinin varlığı belirtilmiştir.
Sadece meme başı (politeli) veya sadece parankim eksikliği (amazi) gibi durumları ayırt etmek için gereklidir.
3
Bulguları uygun tıbbi terimle eşleştir.
Tam bir aksesuar meme yapısı 'polimasti' olarak adlandırılır.
Doğru terminolojik tanıma ulaşmak için gereklidir.

Anahtar Kavram

Meme Gelişim Anomalileri ve Polimasti Tanımı
Tahmini Süre:45s
Soru 222Soru

Meme kanseri cerrahisinde aksiller lenf nodu diseksiyonu sırasında cerrahi anatomi açısından büyük önem taşıyan, musculus pectoralis major ile musculus pectoralis minor kasları arasındaki interpektoral mesafede yerleşmiş olan lenf nodları aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Rotter nodları

Cevap

Pektoralis majör ve pektoralis minör kasları arasında yerleşen interpektoral lenf nodları Rotter nodları olarak adlandırılır.
Doğru seçenek olan Rotter nodları, pektoralis majör ve pektoralis minör kasları arasındaki interpektoral fasyal planda yerleşmiş lenf nodlarıdır. Meme kanseri cerrahisinde, özellikle bu kasların arası diseke edildiğinde karşılaşılan bu nodlar, lenfatik yayılımın değerlendirilmesi açısından kritik öneme sahiptir.

Adım Adım Çözüm

1
Aksiller lenf nodu istasyonlarının (Berg seviyeleri) anatomik sınırlarını belirleme.
Berg seviyeleri pektoralis minör kasına göre sınıflandırılır (I: lateral, II: arkasında, III: medial).
Cerrahi diseksiyon sınırlarının doğru tanımlanması için bu kas temel kerteriz noktasıdır.
2
İki pektoral kas arasındaki boşluğun (interpektoral aralık) içeriğini analiz etme.
Bu aralıkta yer alan lenf nodlarının spesifik adı Rotter nodlarıdır.
Bu nodlar meme kanseri metastazı için önemli bir durak noktası olabilir ve aksiller diseksiyon sırasında değerlendirilmeleri gerekebilir.

Anahtar Kavram

Meme lenfatik drenajında interpektoral (Rotter) nodların anatomik lokalizasyonu.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 223Soru

4747 yaşında kadın hasta, sağ meme başından yaklaşık 11 aydır kendiliğinden gelen kanlı akıntı şikayetiyle genel cerrahi polikliniğine başvuruyor. Yapılan fizik muayenede her iki memede palpabl kitle saptanmıyor; ancak areola çevresine uygulanan bası ile sağ meme başındaki farklı kadranlardan köken alan birden fazla kanaldan (multiduktal) kanlı akıntı geldiği gözleniyor. Hastanın mamografi ve ultrasonografi tetkikleri normal (BI-RADS 1) olarak raporlanmıştır.

Bu hasta için hem tanı hem de tedavi amacıyla planlanması gereken en uygun cerrahi yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Subareolar kanal eksizyonu (Hadfield prosedürü)

Cevap

Birden fazla kanaldan gelen patolojik meme başı akıntılarında en uygun cerrahi yaklaşım subareolar kanal eksizyonudur (Hadfield prosedürü).
Patolojik meme başı akıntısı (kendiliğinden, tek taraflı, kanlı/seröz) saptanan bir hastada radyolojik bulgular negatif olsa dahi cerrahi eksizyon endikedir. Eğer akıntı fizik muayenede tek bir kanaldan geliyorsa 'mikrodochektomi' yapılırken, bu vakada olduğu gibi birden fazla kanaldan (multiduktal) geliyorsa tüm ana kanalların subareolar olarak çıkarıldığı 'Hadfield prosedürü' (subareolar duktus rezeksiyonu) tercih edilir.

Adım Adım Çözüm

1
Akıntının karakterini değerlendir
Kendiliğinden, kanlı ve tek taraflı olması akıntının 'patolojik' olduğunu kanıtlar.
Patolojik akıntılar altta yatan bir papillom veya malignite riski nedeniyle mutlaka ileri tetkik ve tedavi gerektirir.
2
Akıntının geldiği kanal sayısını belirle
Akıntının birden fazla kanaldan (multiduktal) geldiği saptanmıştır.
Kanal sayısı, yapılacak cerrahi girişimin genişliğini (tek kanal vs. tüm kanallar) belirleyen temel faktördür.
3
Görüntüleme bulguları ile klinik tabloyu birleştir
Radyolojinin negatif olması cerrahi endikasyonunu ortadan kaldırmaz.
Görüntülemede kitle saptanmasa dahi patolojik akıntının kaynağını bulmak ve tedavi etmek için eksizyonel cerrahi altın standarttır.
4
Uygun cerrahi prosedürü seç
Multiduktal akıntı nedeniyle Hadfield prosedürü planlanır.
Hadfield prosedürü, areola arkasındaki tüm ana laktiferöz kanalların eksize edilmesini sağlayarak multiduktal akıntılarda kesin çözüm sunar.

Anahtar Kavram

Patolojik meme başı akıntısında cerrahi sınır, akıntının tek kanaldan (mikrodochektomi) veya birden fazla kanaldan (Hadfield) gelmesine göre belirlenir.

Daha Fazla Pratik

Patolojik meme başı akıntısında tek kanal (mikrodochektomi) vs. çoklu kanal (Hadfield) ayrımını cerrahi tedavi soruları için mutlaka not ediniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 224Soru

Kalıtsal meme kanseri sendromları içerisinde en sık görülen BRCA1BRCA1 ve BRCA2BRCA2 mutasyonlarının klinik ve biyolojik özellikleri karşılaştırıldığında, aşağıdakilerden hangisi BRCA2BRCA2 mutasyonu taşıyıcıları için daha karakteristik bir bulgudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Gelişen meme kanserlerinin büyük çoğunluğunun östrojen reseptörü (ERER) pozitif (lümenal) tipte olması

Cevap

BRCA2 mutasyonu taşıyıcılarında gelişen meme kanserlerinin çoğunlukla östrojen reseptörü (ER) pozitif (lümenal tip) karakterde olması en tipik özelliktir.
BRCA2 mutasyonu taşıyan kadınlarda gelişen meme kanserlerinin yaklaşık %70-80'i östrojen reseptörü (ER) pozitif (lümenal tip) fenotiptedir. Bu durum, meme kanserlerinin büyük çoğunluğunun triple negatif (ER, PR ve HER2 negatif) olduğu BRCA1 taşıyıcılarından en önemli moleküler farktır.

Adım Adım Çözüm

1
Kalıtsal meme kanseri genlerinin (BRCA1BRCA1 ve BRCA2BRCA2) fenotipik özelliklerinin analizi.
BRCA1BRCA1 ve BRCA2BRCA2 mutasyonlarının meme kanseri biyolojisi üzerindeki farklı etkileri belirlendi.
Genetik mutasyonlar, gelişen kanserin moleküler alt tipini ve klinik seyrini doğrudan etkiler.
2
Reseptör durumu ve fenotipik özelliklerin karşılaştırılması.
BRCA1BRCA1 mutasyonunun sıklıkla triple negatif, BRCA2BRCA2 mutasyonunun ise genellikle ER pozitif (lümenal) kanserlere yol açtığı saptandı.
TUS sınavlarında bu iki gen arasındaki biyolojik farklar ayırıcı tanı açısından sıkça sorgulanır.
3
Ek malignite risklerinin (over ve erkek meme kanseri) değerlendirilmesi.
BRCA2BRCA2 mutasyonunun erkek meme kanseri, prostat ve pankreas kanseri riskini daha fazla artırdığı sonucuna varıldı.
Kalıtsal sendromların yönetimi sadece meme kanseri değil, eşlik eden diğer riskleri de kapsar.

Anahtar Kavram

BRCA1 ve BRCA2 mutasyonları arasındaki moleküler ve klinik fenotip farkları.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 225Soru

Meme kanseri taraması amacıyla mamografi çekilen 5656 yaşındaki bir kadın hastada, sol meme retroareolar bölgede yeni gelişen, kümelenmiş pleomorfik mikrokalsifikasyon odakları izlenmiştir. Bu alandan yapılan stereotaktik vakum biyopsi sonucu "Pleomorfik Lobüler Karsinoma İn Situ (PLCIS)" olarak raporlanmıştır. Hastaya bu tanı ile tel işaretli geniş yerel eksizyon uygulanmıştır. Patolojik incelemede; lezyonun 1.8 cm1.8 \text{ cm} boyutunda olduğu, yüksek nükleer grad ve komedo tipi nekroz içerdiği teyit edilmiştir. Cerrahi sınırların değerlendirilmesinde, boya ile işaretli en yakın sınırın 1 mm1 \text{ mm} mesafede olduğu saptanmıştır. Aksiller muayenesi ve ultrasonografisi normal olan bu hastada, bundan sonraki aşamada en uygun yönetim aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Cerrahi sınırların en az 2 mm2 \text{ mm} olacak şekilde genişletilmesi için reeksizyon yapılması

Cevap

Pleomorfik Lobüler Karsinoma İn Situ (PLCIS) tanılı hastada cerrahi sınırın 2 mm2 \text{ mm}'nin altında olması nedeniyle cerrahi sınırların genişletilmesi (reeksizyon) en uygun yaklaşımdır.
Pleomorfik Lobüler Karsinoma İn Situ (PLCIS), klasik lobüler karsinoma in situ varyantlarından biri olmasına rağmen klinik ve biyolojik olarak yüksek gradlı DCIS gibi davranır. Genellikle mikrokalsifikasyonlarla saptanır ve komedo nekroz içerir. Meme koruyucu cerrahi uygulanan bu hastalarda, lokal nüksü önlemek adına cerrahi sınırların 2 mm2 \text{ mm} olması şarttır. Vakada belirtilen 1 mm1 \text{ mm}'lik sınır yetersiz kabul edildiği için reeksizyon yapılması en doğru klinik yaklaşımdır.

Adım Adım Çözüm

1
Lezyonun alt tipini ve biyolojik davranışını belirle.
Tanı Pleomorfik LCIS'dir (PLCIS).
Klasik LCIS bir risk faktörü olarak kabul edilirken, PLCIS yüksek nükleer gradlı ve komedo nekrozlu yapısıyla DCIS'e benzer agresif bir prekürsör lezyondur.
2
Meme koruyucu cerrahi için gerekli cerrahi sınır kriterlerini hatırla.
PLCIS için önerilen cerrahi sınır 2 mm2 \text{ mm}'dir.
Güncel kılavuzlar (NCCN, SSO), PLCIS yönetiminin DCIS protokolleri ile aynı olması gerektiğini, yani negatif sınırın 2 mm2 \text{ mm} olarak hedeflenmesini önermektedir.
3
Mevcut patoloji raporundaki sınırı hedef değerle karşılaştır.
Mevcut sınır (1 mm1 \text{ mm}) < Hedef sınır (2 mm2 \text{ mm}).
Cerrahi sınır yetersiz (close margin) olarak kabul edilir.
4
Yetersiz sınır durumunda uygulanacak cerrahi prosedürü belirle.
Cerrahi sınır genişletilmesi (reeksizyon) kararı verilir.
Lokal nüks riskini minimize etmek için cerrahi sınırın 2 mm2 \text{ mm}'ye tamamlanması gerekir.

Anahtar Kavram

Pleomorfik LCIS (PLCIS), klasik LCIS'ten farklı olarak cerrahi sınır yönetimi açısından DCIS kurallarına tabidir.
Tahmini Süre:2m 30s
Soru 226Soru

5858 yaşında, postmenopozal dönemdeki kadın hasta, her iki meme başında zaman zaman görülen koyu kıvamlı, yeşil-kahverengi akıntı ve areola arkasında ele gelen, hafif hassas kitle şikayetiyle polikliniğe başvuruyor. Fizik muayenede areola altında kitleye bağlı meme başında retraksiyon izleniyor, ancak aksiller lenfadenopati saptanmıyor. Mammografide subareolar yerleşimli, lümeni genişlemiş duktuslar ve 'iğne ucu' (needleneedle-likelike) tarzda kaba sekresyon kalsifikasyonları dikkati çekiyor. Bu klinik tabloya dayanarak en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Duktal ektazi (Plazma hücreli mastit)

Cevap

En olası tanı, postmenopozal kadınlarda görülen, renkli akıntı ve karakteristik mammografi bulguları veren Duktal Ektazi (Plazma hücreli mastit) tablosudur.
Duktal ektazi (plazma hücreli mastit), genellikle postmenopozal kadınlarda görülen, büyük subareolar duktusların dilatasyonu ve periduktal inflamasyon ile seyreden benign bir durumdur. Yeşil-kahverengi, koyu kıvamlı akıntı, meme başı retraksiyonu ve mammografideki karakteristik 'needle-like' (sekretuvar) kalsifikasyonlar tanıyı doğrular.

Adım Adım Çözüm

1
Hasta profilini ve klinik bulguları değerlendir
Postmenopozal yaş, her iki memede yeşil-kahverengi akıntı ve subareolar kitle saptandı.
Duktal ektazi genellikle menopoz sonrası dönemde görülürken, enfeksiyöz mastitler daha genç yaşta sıktır.
2
Akıntı karakterini analiz et
Koyu kıvamlı, renkli (yeşil-kahverengi) akıntı benign duktal dilatasyonu düşündürür.
Patolojik akıntılar genellikle tek taraflı, tek kanaldan ve kanlıdır; yeşil/kahverengi akıntı duktus içindeki debrislerin oksidasyonu ile oluşur.
3
Görüntüleme bulgularını yorumla
Genişlemiş duktuslar ve iğne ucu (sekretuvar) kalsifikasyonlar benign bir süreci işaret eder.
Bu kalsifikasyonlar duktus içindeki sekresyonların kalsifiye olmasıyla oluşur ve duktal ektazi (plazma hücreli mastit) için patognomoniktir.

Anahtar Kavram

Duktal ektazi, postmenopozal dönemde büyük subareolar duktusların genişlemesi ve periduktal plazma hücreli inflamasyonla karakterize benign bir hastalıktır.
Soru 227Soru

Meme cerrahisi ve klinik değerlendirmesi açısından kritik öneme sahip olan meme anatomisi, fizyolojisi ve gelişimsel anomalilerle ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Meme gelişimi ve fizyolojisinde östrojen duktal sistemin gelişimini ve dallanmasını indüklerken, progesteron lobülo-alveoler yapıların matürasyonunu sağlar; amazia anomalisinde ise areola ve meme başı mevcuttur ancak glandüler meme dokusu gelişmemiştir.

Cevap

Meme gelişiminde östrojenin duktal sistemi, progesteronun ise lobülo-alveoler yapıyı geliştirmesi ve amazia anomalisinde meme başı varken glandüler dokunun olmaması bilgisi doğrudur.
Meme fizyolojisinde östrojen kanalların (duktus) uzamasını ve dallanmasını sağlayan temel hormondur. Progesteron ise gebelik ve siklus sırasında alveoler yapıların gelişimini tamamlar. Gelişimsel bir anomali olan amazia, meme başı ve areolanın varlığına rağmen alttaki glandüler dokunun gelişmemesi durumudur ve bu iki bilgi tıbbi olarak tamamen doğrudur.

Adım Adım Çözüm

1
Hormonal etkileri analiz et
Östrojen = Duktus, Progesteron = Lobül/Alveol eşleşmesi onaylandı.
Meme fizyolojisinde temel hormonal etki mekanizması budur.
2
Gelişimsel anomalileri karşılaştır
Amastia (Yokluk), Amazia (Gland yok, meme başı var), Polimasti (Ek doku) tanımları yapıldı.
Klinik anomalilerin ayırıcı tanısını yapmak gerekir.
3
Anatomik sınırları (Berg seviyeleri) doğrula
Seviye I: Lateral, Seviye II: Posterior, Seviye III: Medial (Pektoralis minöre göre).
Aksiller cerrahi anatomide Berg seviyeleri standarttır.

Anahtar Kavram

Meme Anatomisi, Fizyolojisi ve Gelişimsel Tanımları
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 228Soru

3636 yaşında, 1515 yıldır günde 1,51,5 paket sigara içen kadın hasta, sağ meme başında tekrarlayan ağrılı şişlik ve areola kenarından pürülan akıntı şikayetiyle başvuruyor. Hastanın öyküsünden son 22 yıl içinde 33 kez subareolar apse nedeniyle drenaj uygulandığı öğreniliyor. Fizik muayenede areola saat 22 hizasında kronik fistül ağzı ve bu bölgede endürasyon saptanıyor. Bu hastada kalıcı iyileşme sağlamak ve nüksleri önlemek için en uygun cerrahi yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Fistül traktı ile birlikte ilgili laktiferöz kanalın ve hastalıklı subareolar duktal dokunun total eksizyonu

Cevap

Fistül traktı ile birlikte ilgili laktiferöz kanalın ve hastalıklı subareolar duktal dokunun total eksizyonu (Hadfield prosedürü)
Doğru yanıt olan cerrahi yaklaşım, Zuska hastalığının patogenezine yöneliktir. Periduktal mastitte temel sorun ana laktiferöz kanalların skuamöz metaplazisi ve keratin ile tıkanmasıdır. Bu nedenle sadece fistülün veya apsenin tedavisi yeterli olmaz; hastalıklı kanal sisteminin tamamının çıkarılması (subareolar rezeksiyon) gerekir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik tabloyu tanımla
Zuska Hastalığı (Periduktal Mastit)
Sigara içen kadında tekrarlayan subareolar apse ve mammiller fistül varlığı tipiktir.
2
Patofizyolojiyi analiz et
Skuamöz metaplazi ve keratin tıkaçları
Sigara, duktal epiteli skuamöz hale getirir; keratin tıkaçları kanalı tıkayarak apse ve fistül gelişimini tetikler.
3
Definitif tedavi yöntemini belirle
Duktal sistem ve trakt eksizyonu
Sadece drenaj nüksü önlemez; hastalıklı kanalların çıkarılması gerekir.

Anahtar Kavram

Zuska hastalığında nüksleri önlemek için fistül traktı ile birlikte subareolar duktal sistemin eksizyonu (Hadfield prosedürü) gereklidir.
Tahmini Süre:2m 30s
Soru 229Soru

3636 yaşında kadın hasta, sağ memesinde yaklaşık 22 aydır devam eden, üzerinde birden fazla fistül ağzı ve pürülan akıntısı olan ağrılı bir kitle nedeniyle başvuruyor. Hastanın özgeçmişinde 33 yıl önce doğum yaptığı öğreniliyor. Alınan akıntı örneğinin rutin kültürlerinde üreme saptanmıyor. Ultrasonografide düzensiz sınırlı hipoekoik alanlar ve fistül traktları izleniyor. Kalın iğne (core) biyopsisinde "terminal duktal lobüler üniteye sınırlı, kazeifikasyon nekrozu içermeyen granülomatöz inflamasyon" saptanıyor. Bu hastada başlanan kortikosteroid tedavisine direnç gelişmesi üzerine tedaviye metotreksat eklenmesi planlanmaktadır. Tedaviye metotreksat eklenmeden önce, immünsüpresif tedavi ile progresyon riski taşıması nedeniyle bu hastada mutlaka dışlanması gereken en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Meme tüberkülozu

Cevap

Meme tüberkülozu, idiyopatik granülomatöz mastit ile histopatolojik olarak karışabilen ve immünsüpresif tedavi öncesi mutlaka dışlanması gereken tanıdır.
İdiyopatik granülomatöz mastit (İGM), histopatolojik olarak 'kazeifiye olmayan lobüler granülomlar' ile karakterizedir. Meme tüberkülozu ise tipik olarak kazeifikasyon içerse de, bazen İGM ile birebir aynı histopatolojik görünümü sergileyebilir. Metotreksat gibi güçlü immünsüpresif ajanlar başlanmadan önce, tüberküloz gibi latent veya aktif enfeksiyonların PPD, Quantiferon veya PCR yöntemleriyle dışlanması, tedavinin güvenliği açısından zorunludur.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik ve patolojik bulguların analizi
İdiyopatik granülomatöz mastit (İGM) ön tanısı
Laktasyon sonrası dönem, fistülleşen kitle ve biyopside saptanan kazeifiye olmayan 'lobülosentrik' granülomlar İGM için karakteristiktir.
2
Tedavi algoritmasının değerlendirilmesi
İmmünsüpresif (Metotreksat) tedavi endikasyonu
Kortikosteroid tedavisine dirençli veya steroid yan etkilerinin geliştiği İGM vakalarında metotreksat bir sonraki basamak seçeneğidir.
3
Tedavi öncesi güvenlik kontrolü
Enfeksiyöz odakların (özellikle Tüberküloz) dışlanması
Granülomatöz hastalıkların ayırıcı tanısında yer alan tüberküloz, immünsüpresifler altında disemine olabilir. Standart kültürlerde ürememesi tüberkülozu dışlamaz.

Anahtar Kavram

İdiyopatik granülomatöz mastit (İGM) yönetiminde immünsüpresif tedavi öncesi tüberkülozun dışlanması kritik öneme sahiptir.
Soru 230Soru

34 yaşında kadın hasta, sol memesinde yaklaşık 2 aydır devam eden ağrılı kitle ve bu kitle üzerinden cilde açılan, zaman zaman pürülan akıntının eşlik ettiği sinüs ağızları şikayetiyle genel cerrahi polikliniğine başvuruyor. Hastanın yapılan kor (core) biyopsi incelemesinde "duktus çevresinde non-kazeifiye granülomatöz inflamasyon ve mikroapseler" saptanıyor. İdiopatik granülomatöz mastit (İGM) ön tanısıyla kortikosteroid tedavisi başlanması planlanan bu hastada, tedaviye başlamadan önce klinik ve laboratuvar olarak öncelikle dışlanması gereken hastalık aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Meme tüberkülozu

Cevap

İdiopatik granülomatöz mastit tanısı konulmadan ve steroid tedavisi başlanmadan önce tüberküloz gibi enfeksiyöz granülomatöz hastalıklar dışlanmalıdır.
İdiopatik granülomatöz mastit (İGM), tanısı ancak diğer spesifik granülomatöz hastalıkların (özellikle tüberküloz, sarkoidoz ve mantar enfeksiyonları) dışlanmasıyla konulabilen bir hastalıktır. Klinik olarak meme kanserini taklit eden ağrılı kitleler ve cilde açılan multipl fistüllerle seyreder. Tedavisinde kortikosteroidler veya diğer immünosüpresifler kullanılır. Ancak bu ilaçlar enfeksiyöz bir granülomatöz süreci (örneğin meme tüberkülozunu) ciddi şekilde kötüleştirebileceği için, tedavi öncesi tüberkülozun klinik, radyolojik veya bakteriyolojik (ARB, kültür veya PCR) olarak dışlanması kritik önem taşır.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik ve patolojik bulguları (kitle, sinüs ağızları, non-kazeifiye granülomatöz inflamasyon) değerlendir.
Granülomatöz mastit tanısı doğrulanır.
Vakada tarif edilen tablo tipik bir granülomatöz süreçtir.
2
Granülomatöz inflamasyon yapan ayırıcı tanıları (Tüberküloz, sarkoidoz, mantar enfeksiyonları) gözden geçir.
İdiopatik tanısının bir 'dışlama tanısı' olduğu fark edilir.
Spesifik bir neden bulunamadığında 'idiopatik' tanısı konulur.
3
Planlanan kortikosteroid tedavisinin yan etkilerini ve risklerini analiz et.
Steroidlerin latent tüberkülozu aktive edebileceği veya mevcut enfeksiyonu şiddetlendireceği belirlenir.
İmmünosüpresif tedavi öncesi aktif enfeksiyonun dışlanması cerrahi ve tıbbi bir zorunluluktur.

Anahtar Kavram

İdiopatik Granülomatöz Mastit ve Enfeksiyöz Ayırıcı Tanı

Daha Fazla Pratik

İdiopatik granülomatöz mastit tanısı alan bir hastada steroid tedavisine yanıt alınamadığında metotreksat gibi diğer immünosüpresiflerin kullanımı ve cerrahi seçenekleri gözden geçirilmelidir.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 231Soru

Meme kanseri epidemiyolojisinde kadının reprodüktif geçmişi ve hormonal maruziyet süresi risk tayini açısından temel parametrelerdir.

Buna göre, aşağıdakilerden hangisi bir kadında meme kanseri gelişme riskini artıran durumlardan biridir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İlk tam süreli gebeliğin 3030 yaşından sonra gerçekleşmesi

Cevap

İlk tam süreli gebeliğin 3030 yaşından sonra gerçekleşmesi meme kanseri riskini artıran bir faktördür.
İlk tam süreli gebeliğin ileri yaşlarda (genellikle 3030 yaş ve sonrası) gerçekleşmesi, memenin 'terminal diferansiyasyon' adı verilen olgunlaşma sürecini geciktirir. Olgunlaşmamış meme dokusu çevresel kanserojenlere ve östrojenin proliferatif etkilerine daha duyarlıdır, bu durum da meme kanseri riskini anlamlı şekilde artırır.

Adım Adım Çözüm

1
Kadının reprodüktif faktörlerini hormonal maruziyet süresi açısından analiz et.
Hayat boyu maruz kalınan östrojen süresi ve memenin diferansiyasyon durumu riskin ana belirleyicisidir.
Meme kanseri gelişiminde östrojenin kümülatif etkisi en kritik biyolojik mekanizmadır.
2
Seçeneklerdeki faktörlerin riski artırıcı mı yoksa koruyucu mu olduğunu belirle.
Geç ilk gebelik riski artırırken; erken menopoz, geç menarş, emzirme ve egzersiz riski azaltır.
Geç ilk gebelik, memenin kanserojenlere daha hassas olduğu diferansiye olmamış dönemi uzatır.

Anahtar Kavram

Kümülatif östrojen maruziyeti ve geç ilk tam süreli gebelik

Daha Fazla Pratik

Meme kanseri riskini artıran diğer faktörler arasında nulliparite (hiç doğum yapmamış olmak) ve genetik olarak BRCA1/2 mutasyonlarını inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:45s
Soru 232Soru

Rutin tarama mamografisinde saptanan şüpheli mikrokalsifikasyonlar nedeniyle yapılan biyopsi sonucunda saptanan, invazif kansere dönüşme potansiyeli yüksek olduğu için cerrahi olarak tedavi edilmesi gereken ve 'gerçek bir prekanseröz lezyon' olarak kabul edilen klinik tablo aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Duktal karsinoma in situ (DCIS)

Cevap

Duktal karsinoma in situ (DCIS)
Duktal karsinoma in situ (DCIS), mamografik taramalarda en sık pleomorfik veya kümelenmiş mikrokalsifikasyonlarla kendini gösterir. Biyolojik olarak invazif kansere (genellikle invazif duktal karsinom) ilerleme potansiyeli taşıdığı için gerçek bir prekanseröz lezyon kabul edilir ve cerrahi olarak (meme koruyucu cerrahi veya mastektomi) tedavi edilmesi şarttır.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik bulguyu analiz et
Mamografide saptanan mikrokalsifikasyonlar DCIS için en tipik tarama bulgusudur.
DCIS hücrelerinin lümen içi nekrozu (komedonekroz) kalsifikasyonlara yol açar.
2
Lezyonun biyolojik doğasını belirle
DCIS, tedavi edilmediği takdirde aynı kadranda invazif kansere ilerleme potansiyeli taşıyan 'gerçek prekanseröz' lezyondur.
LCIS'ten farklı olarak, DCIS doğrudan invazif kanserin öncüsüdür.
3
Tedavi gerekliliğini değerlendir
İnvazif kansere dönüşüm riski nedeniyle cerrahi eksizyon ve temiz sınırlar zorunludur.
Lokal kontrol sağlanmazsa invazif duktal karsinom gelişme riski yüksektir.

Anahtar Kavram

DCIS ve LCIS arasındaki temel fark: DCIS prekanseröz bir lezyon olup cerrahi tedavi gerektirirken; klasik LCIS bir risk belirleyicidir.

Daha Fazla Pratik

DCIS ve LCIS'in cerrahi sınır yönetimi arasındaki farkları gözden geçirin.
Tahmini Süre:45s
Soru 233Soru

4747 yaşında kadın hasta, son 11 aydır sol meme başından kendiliğinden gelen, çamaşırını lekeleyen serosanjinöz karakterde akıntı şikayetiyle başvuruyor. Fizik muayenede saat 22 hizasında areola kenarına hafif bası uygulandığında tek kanaldan akıntı geldiği doğrulanıyor; palpasyonda kitle saptanmıyor. Yapılan bilateral mamografi ve meme ultrasonografisi tamamen normal (BIRADSBI-RADS 11) olarak değerlendiriliyor.

Bu aşamada tanıyı kesinleştirmek için yapılması gereken en uygun yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Mikrodokektomi

Cevap

Tek kanaldan gelen, kendiliğinden olan ve serosanjinöz karakterdeki (patolojik) akıntıda, görüntüleme yöntemleri normal olsa dahi ilgili kanalın cerrahi olarak çıkarılması (mikrodokektomi) gerekir.
Vakada tanımlanan akıntı (serosanjinöz, tek kanallı, kendiliğinden) 'patolojik' akıntı kriterlerini karşılamaktadır. Patolojik akıntılarda primer amaç altta yatabilecek bir maligniteyi dışlamaktır. Mamografi ve ultrasonografinin normal olması, intraduktal papillom veya duktal karsinoma in situ gibi kanal içi patolojileri ekarte etmez. Bu nedenle, akıntının geldiği kanalın cerrahi olarak çıkarılması (mikrodokektomi) hem kesin tanı sağlar hem de akıntıya neden olan lezyonu tedavi eder.

Adım Adım Çözüm

1
Akıntının karakterini değerlendir
Tek taraflı, tek kanaldan, kendiliğinden ve serosanjinöz olması akıntıyı 'patolojik' sınıfına sokar.
Fizyolojik akıntılar genellikle bilateral, çok kanallı ve provokasyonla (sıkma ile) gelir.
2
Görüntüleme bulgularını yorumla
Mamografi ve USG'nin normal olması (BI-RADS 1), intraduktal bir patolojiyi (örneğin papillom veya in situ karsinom) dışlamaz.
Standart görüntüleme yöntemleri meme kanalları içindeki küçük lezyonları saptamakta yetersiz kalabilir.
3
Tanısal/tedavi edici müdahaleyi belirle
Akıntının geldiği kanalın cerrahi olarak çıkarılması (mikrodokektomi) en uygun yaklaşımdır.
Patolojik akıntının en sık nedeni intraduktal papillomdur, ancak %10-15 vakada altta yatan bir malignite (özellikle DCIS) bulunabileceği için doku tanısı şarttır.

Anahtar Kavram

Patolojik meme başı akıntılarında (tek taraflı, tek kanaldan, kendiliğinden, kanlı/seröz/su gibi), görüntüleme normal olsa dahi mutlaka cerrahi eksplorasyon/eksizyon yapılmalıdır.

Daha Fazla Pratik

Meme başı akıntısı ile başvuran bir hastada akıntının 'fizyolojik' (bilateral, çok kanallı, sütsü) olduğunu düşünüyorsanız, ilk istenecek laboratuvar tetkikinin serum prolaktin düzeyi olduğunu hatırlayın.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 234Soru

Meme kanseri riskini artıran biyolojik, reprodüktif ve genetik faktörler değerlendirildiğinde, aşağıdakilerden hangisi bu hastalık için bir risk faktörü olarak kabul edilmez?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Laktasyon (emzirme) süresinin uzun olması

Cevap

Uzun süreli emzirme öyküsü, meme kanseri riskini artıran bir faktör değil, aksine koruyucu (riski azaltan) bir faktördür.
Emzirme öyküsü, meme kanseri gelişimi açısından koruyucu bir faktördür. Emzirme süresi uzadıkça koruyuculuk artar. Bu durum hem anovülasyon yoluyla kümülatif östrojen maruziyetini azaltmasına hem de meme kanallarındaki hücrelerin diferansiyasyonunu (farklılaşmasını) tamamlamasına bağlanmaktadır.

Adım Adım Çözüm

1
Risk faktörlerini kategorize et
Genetik (BRCA1BRCA1), histopatolojik (atipik hiperplazi) ve hormonal (geç menopoz, nulliparite) faktörlerin tümü riski artırır.
Meme kanseri multifaktöriyel bir hastalıktır ve östrojen maruziyeti ile genetik yatkınlık temel belirleyicilerdir.
2
Koruyucu faktörü belirle
Emzirme (laktasyon), ovülasyonu baskılayarak hormonal maruziyeti azaltır.
Emzirme süreci meme epitelinin tam olarak olgunlaşmasını (diferansiyasyon) sağlayarak karsinojenlere karşı daha dirençli hale gelmesine yardımcı olur.

Anahtar Kavram

Meme Kanseri Koruyucu Faktörleri

Daha Fazla Pratik

Meme kanseri riskini değerlendirmede kullanılan GAIL ve Tyrer-Cuzick modellerini inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:45s
Soru 235Soru

2828 yaşında bir kadın hasta, 1414 yaşındayken Hodgkin lenfoma tanısıyla mediastinal (mantle zonu) radyoterapi aldığını belirtiyor. Şu an herhangi bir yakınması olmayan ve fizik muayenesi normal saptanan bu hasta için meme kanseri taramasına yönelik en uygun yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Mevcut yaş itibarıyla yıllık kontrastlı meme MRG ve yıllık mamografi ile taramaya başlanması

Cevap

Mevcut yaş itibarıyla yıllık kontrastlı meme MRG ve yıllık mamografi ile taramaya başlanması
Doğru seçenek, hastanın yüksek risk durumunu ve yaşını dikkate alarak mamografi ve MRG'nin birlikte kullanılmasını öneren yaklaşımdır. Göğüs duvarına 1010-3030 yaşları arasında radyoterapi (mantle radyoterapisi gibi) alan kadınlarda, radyoterapiden 88-1010 yıl sonra tarama başlamalıdır. Ancak taramaya başlama yaşı 2525’ten önce olmamalıdır. Bu hasta 2828 yaşında olduğu için tarama programına hemen dahil edilmelidir.

Adım Adım Çözüm

1
Risk grubunun belirlenmesi
Yüksek risk grubu
1010-3030 yaşları arasında göğüs duvarına radyoterapi alan hastalar, meme kanseri gelişimi açısından çok yüksek risk altındadır.
2
Taramaya başlama yaşının hesaplanması
2525 yaş
Tarama, radyoterapiden 88-1010 yıl sonra başlamalıdır; ancak bu yaş 2525’ten erken olmamalıdır. Hasta 1414 yaşında tedavi gördüğü için (14+8=2214+8=22) teorik olarak 2525 yaşında tarama başlamalıydı.
3
Tarama yönteminin seçilmesi
MRG + Mamografi
Yüksek riskli bu grupta yıllık mamografiye ek olarak duyarlılığı en yüksek yöntem olan kontrastlı meme MRG eklenmelidir.

Anahtar Kavram

Göğüs duvarı radyoterapisi öyküsü olan hastalarda yüksek riskli meme kanseri tarama protokolü.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 236Soru

3232 yaşında kadın hasta, sol memesinde yaklaşık 22 aydır devam eden, ağrılı, kızarık ve sert bir kitle şikayetiyle polikliniğe başvuruyor. Öyküsünden 11 yıl önce emzirmeyi kestiği, son 11 ay içerisinde dış merkezde "meme apsesi" ön tanısıyla iki kez insizyon ve drenaj yapıldığı ancak cerrahi alanın iyileşmeyerek fistülize olduğu öğreniliyor. Fizik muayenede sol meme alt kadranda yaklaşık 44 cm boyutunda, cilde fikse, hassas, eritemli kitle ve üzerinde pürülan akıntılı fistül ağzı saptanıyor.

Bu hastada tanıyı kesinleştirmek ve ayırıcı tanıda inflamatuar meme kanserini dışlamak amacıyla yapılması gereken en uygun işlem aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Tru-cut (kor) biyopsi

Cevap

Tru-cut (kor) biyopsi yapılması en uygun yaklaşımdır.
Hastanın klinik tablosu (emzirme sonrası, tekrarlayan apse-benzeri ataklar, fistül formasyonu ve tedaviye direnç) İdiopatik Granülomatöz Mastit (İGM) tanısını güçlü bir şekilde düşündürmektedir. İGM, klinik olarak inflamatuar meme kanserini birebir taklit edebileceği için en önemli adım doku tanısıdır. Tru-cut (kor) biyopsi, sitolojiden üstündür çünkü doku bütünlüğünü koruyarak granülomatöz yapıyı gösterir ve kanseri kesin olarak dışlar.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik bulguların değerlendirilmesi.
Hastada emzirme sonrası dönemde ortaya çıkan, antibiyotik ve drenaja yanıtsız, fistülize inflamatuar kitle saptandı.
Bu tablo tipik olarak İdiopatik Granülomatöz Mastit (İGM) lehinedir.
2
Ayırıcı tanı listesinin oluşturulması.
İGM, tüberküloz mastiti ve en önemlisi inflamatuar meme kanseri ile karışabilir.
Klinik benzerlik nedeniyle radyolojik görüntüleme tek başına yeterli değildir.
3
Tanısal yöntemin seçilmesi.
Histopatolojik konfirme için doku örneği alınmasına karar verildi.
Tru-cut biyopsi, doku mimarisini koruyarak granülomların görülmesini ve kanserin dışlanmasını sağlar.

Anahtar Kavram

İdiopatik Granülomatöz Mastit (İGM), klinik ve radyolojik olarak meme kanserini taklit edebilen, tanı için mutlaka kor biyopsi ile histopatolojik değerlendirme gerektiren benign bir kronik inflamatuar süreçtir.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 237Soru

Meme cerrahisi planlanan bir hastada memenin vasküler anatomisi, lenfatik drenaj seviyeleri ve hormonal fizyolojisi değerlendirildiğinde; klinik ve cerrahi yönetim açısından aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Memenin arteriyel beslenmesinin yaklaşık %60\%60'ı internal torasik arterin perforan dalları tarafından sağlanır ve venöz drenajdaki Batson pleksusu bağlantısı kemik metastazlarında kritik rol oynar.

Cevap

Memenin arteriyel beslenmesinin yaklaşık %60'ı internal torasik arterin perforan dalları tarafından sağlanır ve venöz drenajdaki Batson pleksusu bağlantısı kemik metastazlarında kritik rol oynar.
Doğru ifade memenin arteriyel beslenmesinin büyük kısmının internal torasik arterden geldiğini ve Batson pleksusunun kemik metastazlarındaki önemini doğru tanımlamaktadır. Internal torasik arter, memenin medial ve santral bölgelerini besleyen perforan dallar aracılığıyla kan akımının yaklaşık %60\%60'ından sorumludur. Batson pleksusu ise valvsiz venlerden oluşur ve meme venöz sistemi ile vertebral pleksus arasında bağlantı kurarak tümör hücrelerinin vertebralara yayılımını kolaylaştırır.

Adım Adım Çözüm

1
Vasküler beslenmeyi analiz et
Internal torasik arter %60, lateral torasik arter %30 oranında besleme yapar.
Ana arteriyel kaynağın belirlenmesi cerrahi hemostaz ve flep beslenmesi için kritiktir.
2
Venöz metastaz yolunu incele
Batson pleksusu (vertebral venöz pleksus) ile olan bağlantı belirlendi.
Meme kanserinin akciğere uğramadan (vena cava sistemini bypass ederek) vertebraya metastaz yapma mekanizmasını açıklar.
3
Lenfatik seviyeleri karşılaştır
Berg seviyeleri pektoralis minör kasına göre; I: lateral, II: posterior, III: medial olarak ayrılır.
Evreleme ve cerrahi diseksiyon sınırlarının doğru belirlenmesini sağlar.
4
Anomalileri ve klinik bulguları doğrula
Amazia (parankim yok), politeli (ekstra meme başı) ve Cooper ligamanı (cilt çekintisi) ilişkileri netleştirildi.
Tanısal terminoloji ve fizik muayene bulgularının patofizyolojik temelini anlamak gerekir.

Anahtar Kavram

Memenin cerrahi anatomisi ve vasküler-metastatik yollarının korelasyonu

Daha Fazla Pratik

Meme cerrahisinde korunan sinirler (N. thoracicus longus, N. thoracodorsalis) ve bunların hasarı durumunda gelişen klinik tabloları inceleyiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 238Soru

Meme kanseri genetiği ve kalıtsal kanser sendromları ile ilgili klinik veriler değerlendirildiğinde, aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: CHEK2CHEK2 gen mutasyonu, Li-Fraumeni sendromunun gelişiminden sorumlu olan temel genetik defekttir ve çocukluk çağı sarkomları ile ilişkilidir.

Cevap

Li-Fraumeni sendromunun gelişiminden sorumlu olan temel genetik defektin CHEK2CHEK2 olduğunu belirten ifade yanlıştır; bu sendromdan TP53TP53 mutasyonu sorumludur.
Li-Fraumeni sendromu, p53 proteinini kodlayan TP53TP53 tümör baskılayıcı genindeki germline mutasyonlar sonucu ortaya çıkar. CHEK2CHEK2 mutasyonu (özellikle 1100delC) meme kanseri riskini yaklaşık 232-3 kat artıran orta dereceli bir risk faktörüdür ve Li-Fraumeni'nin temel nedeni değildir.

Adım Adım Çözüm

1
Kalıtsal sendromlar ve sorumlu genlerin eşleştirilmesi.
Li-Fraumeni sendromunun klasik olarak TP53TP53 mutasyonu ile ilişkili olduğu, CHEK2CHEK2 mutasyonunun ise orta dereceli risk grubunda yer aldığı belirlendi.
Gen-sendrom ilişkisinin doğruluğunu teyit etmek.
2
Diğer genetik mutasyonların (STK11, ATM, CDH1, BRCA2) risk düzeylerinin ve fenotiplerinin analizi.
Peutz-Jeghers (STK11STK11), Ataksi-Telenjiyektazi (ATMATM), Lobüler kanser (CDH1CDH1) ve Erkek meme kanseri (BRCA2BRCA2) eşleşmelerinin literatürle uyumlu olduğu görüldü.
Çeldiricilerin doğruluğunu elemek.

Anahtar Kavram

Herediter Meme Kanseri Sendromları ve Gen-Fenotip İlişkisi

Daha Fazla Pratik

Li-Fraumeni ve Cowden sendromlarındaki diğer meme dışı maligniteleri (sarkom, beyin tümörü, folliküler tiroid ca) tekrar ediniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 239Soru

Meme kanseri risk faktörleri ve genetik yatkınlık sendromları ile ilgili klinik ve epidemiyolojik veriler değerlendirildiğinde, aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Cowden sendromunda (PTENPTEN mutasyonu), meme kanseri gelişim riskine sıklıkla makrosefali, gastrointestinal hamartomatöz polipler ve tiroidin papiller karsinomu eşlik eder.

Cevap

Cowden sendromunda meme kanserine eşlik eden tiroid kanseri türünün papiller değil, foliküler karsinom olduğunu belirten ifade yanlıştır.
Cowden sendromu, PTENPTEN genindeki germline mutasyonlar sonucu ortaya çıkan, otozomal dominant geçişli bir hamartom sendromudur. Bu sendromda meme kanseri riski %25-50 arasındadır. Eşlik eden en tipik tiroid malignitesi ise tiroidin foliküler karsinomudur. Papiller karsinom eşleşmesi bu sendrom için tipik bir bulgu değildir ve akademik sınavlarda sıkça kullanılan bir çeldiricidir.

Adım Adım Çözüm

1
Kalıtsal meme kanseri sendromlarının bileşenlerini analiz et.
BRCA1/2, p53 (Li-Fraumeni) ve PTEN (Cowden) sendromlarının karakteristik özelliklerini hatırla.
Sendromlar arası fenotipik farklar TUS'ta sık sorgulanan bir ayrıcı tanı noktasıdır.
2
Cowden sendromundaki spesifik organ tutulumlarını değerlendir.
PTEN mutasyonunun meme, endometriyum ve tiroid (özellikle foliküler tip) kanserleri ile ilişkili olduğu belirlendi.
Cowden sendromu için tiroidin foliküler karsinomu spesifik bir belirteçtir.
3
Histopatolojik risk çarpanlarını ve aile öyküsü sinerjisini kontrol et.
ADH + aile öyküsü birlikteliğinin riski 8-10 kat artırdığı doğrulandı.
Bağımsız risk faktörlerinin kümülatif etkisi (Relative Risk) patolojik tanılarda kritiktir.

Anahtar Kavram

Cowden sendromu ve genetik risk faktörleri sinerjisi

Daha Fazla Pratik

Meme kanseri genetik panellerinde yer alan moderate-penetrance genleri (ATM, CHEK2, PALB2) ve bunların cerrahi yönetimdeki yerini gözden geçirebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 240Soru

5555 yaşında kadın hasta, sağ koltuk altında yaklaşık 22 cm boyutunda, ağrısız ve sert bir kitle fark ederek genel cerrahi polikliniğine başvuruyor. Yapılan eksizyonel biyopside aksiller lenf nodu, meme kaynaklı olması muhtemel metastatik adenokarsinom olarak raporlanıyor. Hastanın fizik muayenesinde memede ele gelen kitle saptanmıyor; bilateral dijital mamografi ve meme ultrasonografisi normal (BI-RADS 11) olarak değerlendiriliyor. Bu hastada okült primer tümör odağını saptamak için yapılması gereken en uygun ileri tetkik aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Kontrastlı dinamik meme MRG

Cevap

Okült meme kanseri şüphesinde primer odağı saptamak için en uygun adım kontrastlı dinamik meme MRG tetkikidir.
Aksiller lenf nodunda adenokarsinom metastazı saptanan ancak mamografi ve ultrasonografisi normal olan hastalar 'Okült Meme Kanseri' olarak tanımlanır. Bu durumda memedeki primer tümör odağını saptamada en duyarlı görüntüleme yöntemi kontrastlı dinamik meme MRG'dir. MRG ile hastaların yaklaşık üçte ikisinde primer odak saptanabilmektedir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik tabloyu tanımlama
Hastada aksiller lenf nodu metastazı var ancak konvansiyonel yöntemlerle (FM, Mamografi, USG) memede odak saptanamıyor (Okült meme kanseri).
Tanısal algoritmanın ilk basamağı mevcut verilerin okült maligniteyi işaret ettiğini belirlemektir.
2
En duyarlı yöntemi seçme
Meme MRG, mamografi ve ultrasonografinin saptayamadığı primer odakları göstermede %75-9090 üzerinde duyarlılığa sahiptir.
Meme MRG, tümörün anjiyogenez yeteneğini kullanarak kontrast tutulumu üzerinden tanı koyduğu için konvansiyonel yöntemlerden daha üstündür.
3
Ayırıcı tanı ve ileri tetkik planı
Okült meme kanserinde primer odağı saptamak cerrahi planı (meme koruyucu cerrahi vs. mastektomi) doğrudan etkiler.
Tedavi öncesi odağın yeri ve yaygınlığı bilinmelidir.

Anahtar Kavram

Okült Meme Kanseri ve Meme MRG Endikasyonu

Daha Fazla Pratik

Okült meme kanserinde MRG ile de odak bulunamazsa memeye yaklaşımın (mastektomi vs. radyoterapi) nasıl olması gerektiğini araştırınız.
Tahmini Süre:1m 30s
ÖncekiSayfa 12 / 13Sonraki
Meme Hastalıkları — TUS - Tıpta Uzmanlık Sınavı — Sayfa 12 | Examkin