Bilgi, İnanç ve İbadet
62 soru
İslam düşüncesinde kulluk (ubudiyyet) ile belirli kuralları olan ritüeller (ibadet) arasında ince bir ayrım yapılır. İbadet, mükellefin belirli zaman ve şekil şartlarına bağlı kalarak yerine getirdiği eylemlerdir; kulluk ise insanın her anında Yaratıcı'sına bağlılık şuuru içinde olmasıdır. Dolayısıyla ibadetlerin nihai hedefi, insanı geçici şekillerden kalıcı bir ubudiyyet ahlakına taşımaktır. Kur'an'da yer alan 'Sana ölüm gelinceye kadar Rabbine ibadet et' (Hicr, 99) ayeti de ibadetin zamansal sınırları aşan bu sürekliliğine işaret eder. Bu bağlamda ibadetlerin yapılış amacı ve ahlaki dönüşüm ilişkisi düşünüldüğünde, aşağıdaki çıkarımlardan hangisi ibadetin bireysel ve toplumsal boyutunun entegrasyonunu en doğru şekilde açıklar?
İslam inanç esaslarında iman-bilgi ilişkisi bağlamında kullanılan aşağıdaki kavramları doğru tanımlarıyla eşleştiriniz.
Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın
Öğeler
Eşleşmeler
İslam'da ibadetin mahiyeti, bireysel ve toplumsal amaçları ile yakından ilişkilidir. Aşağıda verilen kavramları, bu kavramların İslam'daki anlamlarını ve ibadetin amacına yönelik işlevlerini ifade eden açıklamalarla doğru şekilde eşleştiriniz.
Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın
Öğeler
Eşleşmeler
Kelam ilminde İslam inanç esaslarının yapısı, kaynağı ve insan zihniyle olan ilişkisi sistemli bir biçimde ele alınır. Bu çerçevede inanç esaslarının, onu diğer dogmatik ve beşerî sistemlerden ayıran temel yapısal özellikleri bulunmaktadır. Buna göre, sol sütunda belirtilen İslam inanç esaslarının temel niteliklerini, sağ sütundaki bu niteliklere kaynaklık eden ayet mealleriyle doğru şekilde eşleştiriniz.
Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın
Öğeler
Eşleşmeler
İslam inanç esaslarının en temel özelliklerinden biri, bireyin herhangi bir zorlama, tehdit veya baskı altında kalmaksızın, kendi isteğiyle iman etmesini öngörmesidir. Kur'an-ı Kerim'de yer alan 'De ki: Hak, Rabbinizdendir. Artık dileyen iman etsin, dileyen inkâr etsin...' (Kehf suresi, 29. ayet) ayeti de bu duruma işaret eder.
Buna göre, verilen ayet ve açıklama İslam inanç esaslarının aşağıdaki özelliklerinden hangisini doğrudan vurgulamaktadır?
İslam bilgi felsefesinde 'sadık haber' başlığı altında incelenen 'mütevatir haber'; yalan üzere birleşmeleri aklen imkansız olan bir topluluğun vermiş olduğu, nesilden nesile kesintisiz olarak aktarılan ve inkârı mümkün olmayan kesin bilgileri ifade eder. Kişi, bizzat şahit olmadığı coğrafi, tarihi veya dini gerçekliklere bu yolla kesin bir şekilde ulaş��r.
Buna göre, aşağıdakilerden hangisi mütevatir haber yoluyla elde edilen kesin bir bilgiye örnek olarak gösterilemez?
İslam kelamcılarına göre bilgi, imanın ön şartı ve zeminidir; çünkü kişi bilmediği bir şeye inanamaz. Ancak bilgi imanın kendisi değildir. Örneğin, Şeytan Allah'ın varlığını ve birliğini bilmektedir fakat iman dairesinin dışında kalmıştır. Aynı şekilde İslam'ın tebliğ edildiği dönemde Mekkeli müşriklerin bir kısmı Hz. Peygamber'in dürüstlüğünü ve getirdiği mesajın doğruluğunu bilmelerine rağmen inat ve kibirleri sebebiyle inanmamışlardır.
Bu parçada iman ve bilgi ilişkisine dair anlatılanlardan hareketle aşağıdaki yargılardan hangisine ulaşılabilir?
İslam epistemolojisinde bilginin güvenilir kaynakları (esbâb-ı ilim); selim akıl, sadık haber ve salim duyular olarak belirlenmiştir. Bu kaynaklar kendi yetki ve bilgi alanları çerçevesinde kesin bilgi üretirler. Ancak insanın bilgi edinme sürecinde bu kaynaklar birbirinden tamamen yalıtılmış değildir; aksine aralarında dinamik bir ilişki vardır. Örneğin, geçmişte yaşanmış bir mucize olayını ele alan bir araştırmacı; olayın gerçekleştiği andaki fiziksel gözlemleri (salim duyular), bu gözlemlerin nesilden nesile kesintisiz ve güvenilir şekilde aktarılmasını (sadık haber/mütevatir haber) ve bu olağanüstü durumun mantıksal olarak imkânsız olmadığını denetlemeyi (selim akıl) bir bütün olarak kullanır.
Bu parçadaki açıklamalardan hareketle, İslam bilgi felsefesinde bilgi kaynaklarının mucize olgusu üzerindeki işlevleri ve sınırları ile ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
İslam epistemolojisinde akıl (selim akıl) ve duyular (salim duyular), kendi alanlarında bağımsız birer bilgi kaynağı olmayıp; ürettikleri rasyonel ve ampirik verilerin kesin bir bilgi değeri kazanabilmesi, ancak sadık haber (vahiy) tarafından açıkça tasdik edilmiş olmalarına bağlıdır.
İslam inanç esaslarının her biri, kendine has birtakım ayırt edici niteliklere ve yapısal özelliklere sahiptir. A��ağıda sol sütunda bu özelliklerden bazıları, sağ sütunda ise bu özelliklerin teolojik açıklamaları ve yansımaları verilmiştir.
Buna göre, sol sütunda yer alan İslam inanç esaslarının özellikleri ile sağ sütundaki açıklamaları doğru şekilde eşleştiriniz.
Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın
Öğeler
Eşleşmeler
İslam kelamında iman ve bilgi arasındaki ilişki ele alınırken, bilginin imanın oluşmasındaki rolü ile imanın kurucu bir ögesi olup olmadığı detaylıca tartışılmıştır. Ehl-i sünnet kelamcılarının büyük çoğunluğuna göre iman, kalbin tasdikinden ibarettir. Bilgi ise kalpte bu tasdikin (onaylamanın) sağlıklı biçimde oluşmasına yardım eden ve taklitten kurtulup tahkike ulaşmaya zemin hazırlayan bir araçtır. Ancak bilginin kendisi tek başına iman ile özdeşleştirilemez. Nitekim şeytan, Allah’ın varlığını, birliğini ve emirlerini bildiği hâlde teslimiyet göstermediği için iman etmiş sayılmamıştır.
Buna göre, iman-bilgi ilişkisiyle ilgili;
I. Bilgi, imanın asli bir rüknü (kurucu unsuru) değil; kalbî tasdike ulaşmayı kolaylaştıran ve imanın gücünü artıran yardımcı bir etkendir.
II. Şeytanın durumunda olduğu gibi, bilgiye dayalı marifet tek baş��na iman için yeterli değildir; çünkü iman, bilmenin ötesinde iradi bir boyun eğme ve teslimiyeti gerektirir.
III. Tahkiki iman, taklidi imanın aksine, yalnızca aklî delillerin ve teorik dini bilgilerin zihinsel olarak biriktirilmesiyle nihayete eren bir süreçtir.
ifadelerinden hangileri doğrudur?
İslam dininde mükelleflerin dini ve hukuki sorumluluklarını belirleyen kurallar "ef'al-i mükellefin" başlığı altında sınıflandırılmıştır. Bu kavramların delil değeri, inanç esaslarıyla ilişkisi ve pratik hayattaki yaptırımları açısından çeşitli dereceleri bulunmaktadır.
Buna göre ef'al-i mükellefin ile ilgili;
I. Yapılması dinen kesin ve bağlayıcı tarzda istenen ancak dayanağı zanni delil olan vacibin inkârı kişiyi dinden çıkarmaz; fakat mazeretsiz terk edilmesi günah ve cezayı gerektirir.
II. Hz. Peygamber’in ibadet amacıyla ara sıra yaptığı, terk edenlere kınama (itap) ve sitem yöneltilmeyen sünnet-i gayri müekked fiillerin yapılması dinen tavsiye edilmiş ve sevap kabul edilmiştir.
III. Farz-ı ayn niteliğindeki bir yükümlülüğün, mükelleflerin bir kısmı tarafından yerine getirilmesiyle diğer mükellefler üzerindeki dini sorumluluk ve borç ortadan kalkar.
ifadelerinden hangileri doğrudur?
Kelam ilminde bilgi teorisi üzerine çalışan bir araştırmacı, evrendeki düzeni gözlemleyerek ve akıl yürüterek bir yarat��cının varlığı ve birliği sonucuna ulaşmıştır. Ancak bu araştırmacı, yaratıcının razı olacağı ibadet şekillerini, ahiret hayatının evrelerini ve meleklerin niteliklerini de sadece doğa gözlemlerine ve mantıksal kıyaslara dayanarak temellendirmeye çalışmıştır.
Buna göre araştırmacının, aklın ve duyuların sınırlarını aşan metafizik (gayb) konuları anlamlandırmada düşt��ğü hata, İslam epistemolojisindeki aşağıdaki kaynaklardan hangisinin yetki ve işlev alanının göz ardı edilmesinin bir sonucudur?
Ahmet, bahçedeki bir gülün kırmızı rengini görmüş, kokusunu koklamış ve yapraklarına dokunarak pürüzsüz yapısını hissetmiştir. Ahmet'in bu yolla elde ettiği doğrudan gözleme dayalı bilgiler, İslam bilgi felsefesinde (epistemolojisinde) güvenilir bir bilgi kaynağı olarak kabul edilir.
Buna göre, Ahmet'in gül hakkında bilgi edinirken kullandığı bilgi kaynağı aşağıdakilerden hangisidir?
Bir gözlemcinin doğadaki ekolojik dengeleri ve gök cisimlerinin hareketlerini duyu organlarıyla algılayıp kaydetmesi; ardından bu gözlemlerden hareketle evrenin bilinçli bir yaratıcı tarafından var edildiği sonucuna mantıksal analizlerle ulaşması; nihayetinde ise bu yaratıcının sıfatlarını ve insanlardan beklentilerini vahiyle gelen bildirimler aracılığıyla öğrenmesi söz konusudur.
Bu süreçte gözlemcinin bilgiye ulaşırken sırasıyla kullandığı İslam epistemolojisindeki bilgi kaynakları aşağıdakilerin hangisinde doğru verilmiştir?
Kelam ve felsefe geleneğinde bilgi teorisi (epistemoloji) üzerine yapılan tartışmalarda, bilginin kaynaklarının kendi aralarındaki ilişki ve sınırları sıklıkla ele alınmıştır. Bir İslam düş��nürü eserinde şu değerlendirmeyi yapmaktadır:
'Salim duyular, bize dış dünyadaki tikel nesnelerin ve olayların ham verilerini sunar. Ancak bu verilerin tek başına bilgiye dönüşmesi veya genel yasalara varılması mümkün değildir. Benzer şekilde, sadık haber de duyu organlarımızın sınırlarını aşan gaybî hakikatleri ve tarihî olayları bize bildirir. Fakat gerek duyuların sunduğu değişken verileri gerekse haberin getirdiği nakli anlamlandıracak, aralarındaki çelişkileri giderecek ve bunları mantıksal bir bütünlüğe kavuşturacak yegane güç akıldır. Akıl olmaksızın diğer iki kaynak işlevsiz kalmaya mahkumdur.'
Bu parçadaki düşünürün görüşlerinden hareketle, İslam epistemolojisindeki bilgi kaynaklarının ilişkisine dair aşağıdaki yargılardan hangisine ulaşılabilir?
İslam dinine göre rüya, keşif ve ilham gibi öznel yaşantılar, dinî konularda herkes için geçerli ve bağlayıcı bir bilgi kaynağı olarak kabul edilmez. Buna göre, bu öznel yolların İslam epistemolojisinde genel ve bağlayıcı bilgi kaynakları dışında tutulduğu yargısı doğru mudur?
İslam bilgi felsefesine göre, insanın duyu organlarıyla elde ettiği deneysel ve fiziksel veriler (salim duyular), vahyin (sadık haber) doğrudan onayından geçmedikçe epistemolojik açıdan hiçbir doğruluk ve güvenilirlik değerine sahip değildir.
İslam epistemolojisinde, salim duyular ve mütevatir haber (sadık haber) yoluyla doğrudan elde edilen verilerin yakînî (kesin) bilgi değeri kazanabilmesi, bu verilerin her durumda selim aklın önsel (a priori) ilkeleri tarafından mantıksal analizle doğrulanıp onaylanmasına bağlıdır.
Ayşe Öğretmen, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersinde öğrencilerine İslam'da bilginin kaynaklarından birini açıklarken şu ifadeleri kullanmıştır:
"İnsanın doğru karar vermesini sağlayan, herhangi bir dış etkenden veya kötü niyetten etkilenmemiş, yaratılışındaki temizliğini ve işlevini koruyan akıl türüdür. Bu akıl, insanı diğer canlılardan ayıran ve onu dini açıdan sorumlu kılan temel güçtür."
Buna göre, Ayşe Öğretmen'in hakkında bilgi verdiği bilgi kaynağı aşağıdakilerden hangisidir?