Varlık Felsefesi
60 soru
Aşağıda sol sütunda varlık felsefesinde varlığın varlığına dair farklı yaklaşımlar (düşünürler/kavramlar), sağ sütunda ise bu yaklaşımların temel ontolojik iddiaları verilmiştir. Sol sütundaki kavramları sağ sütundaki doğru açıklamalarla eşleştiriniz.
Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın
Öğeler
Eşleşmeler
Antik Çağ doğa felsefesinde evrenin kökeni (arkhe) arayışında iki temel yönelim dikkat çeker. Bir tarafta Thales var olan her şeyin temelinde 'su' gibi tek bir ilkeyi konumlandırırken; diğer tarafta Empedokles varlığı toprak, su, hava ve ateş gibi dört temel ögeye, Demokritos ise bölünemeyen sonsuz sayıdaki atoma dayandırır. Buna göre, ilk çağ doğa filozoflarının arkheye yönelik yaklaşımları varlığın niceliği (tözlerin sayısı) açısından değerlendirildiğinde aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?
Felsefe tarihinde varlığın niceliği (sayısı) sorunu, varlığın temelinde kaç tane töz (cevher) bulunduğu tartışması etrafında şekillenmiştir. Kimi filozoflar evrenin açıklanmasında tek bir ilkeye y��nelirken, kimileri ikili bir yapıyı, kimileri ise çoklu ögeleri temel almıştır.
Buna göre, sol sütunda verilen ontolojik yaklaşımları sağ sütundaki tarihsel açıklamalarla doğru şekilde eşleştiriniz.
Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın
Öğeler
Eşleşmeler
Geleneksel felsefe, değişimin ardında değişmeden kalan ve kendi başına var olan durağan tözler arama eğilimindedir. Oysa gerçeklik, nihai olarak bitmiş nesnelerin bir toplamı değil; durmaksızın birbirini etkileyen, dönüşen ve akıp giden olaylar ağından ibarettir. Varlık, durağan bir özden ziyade, dinamik ilişkilerin oluşturduğu yaratıcı bir süreçtir. Dolayısıyla bir şeyi anlamak, onun değişmeyen yapısını değil, bu oluş sürecindeki yönelimini kavramaktır.
Bu parçada savunulan görüşe göre, varlığın yapısıyla ilgili aşağıdaki yargılardan hangisine ulaşılabilir?
Doğa, kendi üzerine kapanmış, değişmeyen durağan nesnelerin bir toplamı değildir. Aksine evren, her an yeni biçimlere bürünen, sürekli bir çatışma ve uzlaşı içinde kendini yeniden üreten canlı bir süreçtir. Varlık, durağan tözlerin ardında aranmamalıdır; çünkü var olmak, durmaksızın gerçekleşen bir eylem ve sürekli bir oluş içinde başkasına dönüşmektir. Bu dinamik yapıyı kavramak, evreni durağan bir yapı olarak değil, sürekli akan bir enerji olarak görmeyi gerektirir.
Buna göre, aşağıdakilerden hangisi parçada savunulan varlık anlayışıyla çelişmektedir?
Felsefe tarihinde varlığın temelinde 'düşünce', 'idea' veya 'ruh' olduğunu savunan idealist filozoflar, bu temel ilkeyi farklı kavramsal çerçevelerle açıklamışlardır. Aşağıda sol sütunda verilen idealist filozofları, sağ sütunda verilen ve onların varlık anlayışını temsil eden temel açıklamalarla doğru şekilde eşleştiriniz.
Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın
Öğeler
Eşleşmeler
Bir mermer parçası, bir heykeltıraşın ona vereceği formu almadığı sürece yalnızca potansiyel olarak bir heykeldir. Mermer kendi başına edilgindir ve onu gerçek bir varlık haline getiren, ona üflenen 'form'dur. Aristoteles'e göre de doğadaki her varlık, madde (hyle) ve formun (morphe) birleşiminden oluşur. Ancak madde sadece bir potansiyel iken, form onu aktüel kılan, ona karakterini ve özünü veren akılsal ilkedir. Varlığın ne olduğunu belirleyen şey, onun maddesi değil, zihinsel olarak kavranabilen formudur.
Bu parçadan hareketle felsefenin varlığa yaklaşımı çerçevesinde 'idea olarak varlık' görüşü hakkında aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?
Hegel'e göre evrensel akıl (Geist), kendi içine kapalı durağan bir yapı olmayıp, kendini gerçekleştirmek amacıyla sürekli bir hareket ve açılım içindedir. Doğa ve insanlık tarihi, bu mutlak ruhun kendisini dışsallaştırdığı ve kendi bilincine ulaştığı diyalektik bir sürecin ürünüdür. Bu bakış açısına göre dışsal nesneler dünyası, kendi başına var olan bağımsız bir töz değildir; aksine tinin kendini gerçekleştirme sürecinde büründüğü geçici somut biçimlerdir.
Buna göre, Hegel'in varlık yaklaşımı hakkında aşağıdakilerden hangisi ileri sürülebilir?
Aşağıda idealist felsefe geleneğinin önemli temsilcileri ile onların varlık anlayışlarını şekillendiren temel ontolojik kavram tanımları verilmiştir. Filozoflar ile bu tanımları doğru şekilde eşleştiriniz.
Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın
Öğeler
Eşleşmeler
Platon'a göre, duyusal dünyada gözlemlediğimiz ağaçlar, masalar veya adaletli davranışlar sürekli değişir, bozulur ve yok olur. Ancak zihnimizde yer alan 'ağaç', 'masa' veya 'adalet' kavramları hiçbir zaman değişmez, her zaman kendi kendileriyle özdeş kalır. Duyusal dünyadaki nesneler, bu değişmeyen kavramlardan (idealar) pay aldıkları ya da onları taklit ettikleri ölçüde varlık sahnesine çıkarlar. Dolayısıyla duyularımız bize sadece geçici gölgeleri sunarken, akıl bizi asıl ve gerçek olan varlığa ulaştırır.
Bu parçadan hareketle Platon'un varlık anlayışı hakkında aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?
İdealist felsefe geleneğinde yer alan aşağıdaki düşünürleri, varlığın niteliğine dair savundukları temel ontolojik yaklaşımlarla eşleştiriniz.
Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın
Öğeler
Eşleşmeler
Karl Marx, Hegel'in diyalektik yöntemini benimsediğini ancak onu baş aşağı durduğu yerden ayakları üzerine diktiğini belirtir. Ona göre diyalektik hareketin temeli 'idea' ya da 'Mutlak Ruh' değil, bizzat maddi gerçekliğin kendisidir. Düşünce, beynin maddi bir ürünüdür ve maddi koşullar zihinsel yapıyı belirler. Doğa ve tarih, kendi içindeki çelişkilerle devinen maddi bir süreçten ibarettir.
Buna göre parçadaki görüşleri savunan bir filozofun aşağıdakilerden hangisini reddetmesi beklenir?
Materyalist (maddeci) varlık felsefesinde, varlığın yapısını ve işleyişini açıklamak için kullanılan temel kavramlar ve bunlara karşılık gelen açıklamalar bulunmaktadır.
Buna göre, sol sütunda verilen materyalist kavramlar ile sağ sütunda verilen açıklamaları doğru bir şekilde eşleştiriniz.
Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın
Öğeler
Eşleşmeler
La Mettrie, insan bedenini karmaşık bir saat mekanizmasına benzetir. Ona göre ruh, bu mekanizmanın çarklarından sadece biridir ve beden durduğunda onun da işlevi son bulur. Düşünmek, tıpkı midenin sindirmesi ya da karaciğerin safra salgılaması gibi, tamamen beynin fiziksel bir faaliyetidir.
Buna göre, parçadaki görüşü savunan bir düşünürün aşağıdakilerden hangisini reddetmesi beklenir?
Aşağıda verilen materyalist filozofları, varlığın doğasına ve yapısına dair savundukları temel görüşlerle eşleştiriniz.
Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın
Öğeler
Eşleşmeler
Thomas Hobbes’a göre evren, tözü bakımından cisimseldir ve her şey hareket yasalarına göre devinen maddelerden ibarettir. O, ruhsal süreçleri de fiziksel süreçlerin bir uzantısı olarak görür ve zihinsel durumları bedendeki maddi parçacıkların hareketine indirger. Ona göre var olan her şey yer kaplar ve fiziksel etki-tepki yasalarına tabidir.
Bu parçadan hareketle, Hobbes'un varlık anlayışını benimseyen bir düşünürün aşağıdakilerden hangisini reddetmesi beklenir?
Descartes, zihnin (düşünce) bedenden (yer kaplayan madde) tamamen bağımsız ve farklı bir doğaya sahip olduğunu savunur. Ona göre zihin bölünemez ve mekansal olarak yer kaplamazken; beden bölünebilir ve mekanda yer kaplayan bir yapıdadır. Ancak bu keskin ayrım, doğaları gereği ortak hiçbir noktası bulunmayan bu iki tözün, insanda nasıl olup da bir araya geldiği ve birbirini nasıl etkilediği sorusunu beraberinde getirir. Örneğin, parmağımıza batan bir iğnenin acısını zihnimizde hissetmemiz veya zihnimizdeki bir kararla kolumuzu hareket ettirmemiz bu iki farklı dünyanın sürekli bir etkileşim içinde olduğunu gösterir.
Descartes'ın bu felsefi yaklaşımı ve karşılaştığı etkileşim problemi göz önüne alındığında, düalist varlık anlayışıyla ilgili aşağıdaki yargılardan hangisine ula��ılabilir?
Descartes, felsefesinde 'düşünen töz' (res cogitans) ve 'yer kaplayan töz' (res extensa) adını verdiği iki temel tözün varlığını savunur. Düşünen töz yer kaplamaz, yer kaplayan töz ise düşünemez. Birbirine tamamen zıt ve indirgenemez nitelikteki bu iki yapının insan varlı��ında nasıl bir araya gelip etkileştiği sorusuna ise Descartes, insan beynindeki kozalaksı bez (epifiz) aracılığıyla zihnin bedeni yönlendirdiği cevabını verir.
Bu parçaya göre Descartes'ın varlık görüşüyle ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?
Gündelik yaşamda karşılaştığımız nesnelerin zihnimizden bağımsız, fiziksel birer gerçeklik olarak dış dünyada var olduğunu kabul ederiz. Bilimler de bu kabulü veri alarak nesneleri inceler. Ancak fenomenolojiye göre, bu 'doğal tavır' bizi nesnenin asıl özüne ulaştırmaz. Özü kavramak için nesneye dair tüm geçmiş tecrübelerimizi, toplumsal yargılarımızı, bilimsel teorilerimizi ve hatta onun dış dünyadaki varlığına yönelik inancımızı geçici bir süre askıya almamız gerekir. Bu yöntemle arındırılan bilinç, nesneyi sadece zihne sunulduğu saf hâliyle yani özüyle deneyimler.
Bu parçada sözü edilen ve fenomenolojinin temelini oluşturan yöntem aşağıdakilerden hangisidir?
Kierkegaard'a göre birey, sürekli bir tercih yapma eşiğindedir ve bu tercihler onun kim olacağını belirler. Hazır verilmiş şablonlar, toplumsal roller ya da rasyonel sistemler bireye ne yapması gerektiğini dikte edemez. İnsan, kendi kararlarını verirken derin bir yalnızlık ve kaygı içinde baş başadır; çünkü yapacağı her seçim, kendi benliğini inşa etme sorumluluğunu tamamen kendi omuzlarına yükler. Bu durum, bireyin kendi kendisinin mimarı olmasını gerektirir.
Bu parçadan hareketle varoluşçuluğun (egzistansiyalizm) insan anlayışına ilişkin aşağıdaki yargılardan hangisine ulaşılabilir?