Atatürk Dönemi Türk Dış Politikası

596 questions

Question 341Question

Milletler Cemiyeti tarafından 'Sancak' olarak adlandırılan bölgede, 1938 yılında bağımsız bir yönetim yapısı oluşturulmuştur. Bu süreçte kurulan Hatay Cumhuriyeti'nin Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlık görevlerine seçilen devlet adamları aşağıdakilerin hangisinde sırasıyla doğru belirtilmiştir?

Show answer & explanation

Answer: Tayfur Sökmen - Abdurrahman Melek

Answer

Hatay Cumhuriyeti'nin Cumhurbaşkanı Tayfur Sökmen, Başbakanı ise Abdurrahman Melek'tir.
Doğru seçenek olan Tayfur Sökmen ve Abdurrahman Melek ikilisi, 1938 yılında kurulan Hatay Cumhuriyeti'nin sırasıyla Cumhurbaşkanı ve Başbakanı olarak görev yapmışlardır.

Step-by-Step Solution

1
Hatay'ın bağımsızlık sürecindeki kurumsal yapılanmayı incele.
1938'de kurulan Hatay Devleti'nin kendi anayasası ve meclisi olduğunu tespit et.
Sorunun cevabı bu meclisin seçtiği yürütme organı üyeleridir.
2
Kişi-Görev eşleşmesini yap.
Tayfur Sökmen'in en üst makam olan Cumhurbaşkanlığına, Abdurrahman Melek'in ise hükümetin başına getirildiğini teyit et.
KPSS Tarih sınavlarında Hatay'ın bağımsız dönemindeki bu kilit isimler sıkça sorulmaktadır.

Key Concept

Hatay Cumhuriyeti'nin Siyasi Kadrosu

Hints

1
Hatay Cumhuriyeti'nin en üst düzey iki yöneticisini düşünün.
2
Cumhurbaşkanı olan kişi, Atatürk'ün bizzat görevlendirdiği bir direniş lideridir.
3
Cumhurbaşkanı Tayfur Sökmen, Başbakan ise Abdurrahman Melek'tir.

Practice More

Hatay'ın anavatana katıldığı 1939 yılındaki antlaşmanın detaylarını ve Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı'nın kim olduğunu tekrar edebilirsiniz.

Alternative Method

Hatay Millet Meclisi Başkanı'nın Abdulgani Türkmen olduğunu hatırlayarak, diğer seçenekleri eleyebilirsiniz.
Estimated Time:45s
Question 342Question

1930’lu yılların başında Türkiye, bölgesel ve küresel barışın korunması adına aktif bir diplomasi yürütmeye başlamıştır. Bu sürecin en önemli halkalarından biri olan 1932 yılındaki Milletler Cemiyeti (Cemiyet-i Akvam) üyeliği ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi tarihsel gerçeklerle bağdaşmaz?

Show answer & explanation

Answer: Türkiye, cemiyetin Musul meselesindeki taraflı tutumuna duyduğu tepkiyi sürdürerek, üyeliğini 1934’teki Balkan Antantı’nın kuruluşundan sonraya ertelemiştir.

Answer

Türkiye'nin Milletler Cemiyetine üyeliğini 1934'teki Balkan Antantı'ndan sonraya ertelediği yönündeki ifade yanlıştır; üyelik 1932 yılında gerçekleşmiştir.
Türkiye, Milletler Cemiyeti'ne (Cemiyet-i Akvam) 18 Temmuz 1932 tarihinde üye olmuştur. Balkan Antantı ise 9 Şubat 1934'te kurulmuştur. Dolayısıyla Türkiye'nin üyeliğini Balkan Antantı sonrasına ertelediği iddiası kronolojik olarak yanlıştır. Ayrıca Türkiye, Musul meselesindeki haksızlığa rağmen, 1930'dan itibaren değişen dünya dengeleri (İtalya ve Almanya tehlikesi) ve barış politikası gereği cemiyete katılmayı uygun görmüştür.

Step-by-Step Solution

1
Olayların kronolojik sırasını belirle.
Milletler Cemiyeti Üyeliği: 1932; Balkan Antantı: 1934.
Zaman dizinindeki hata, seçeneğin yanlış olduğunu kanıtlar.
2
Türkiye'nin cemiyete giriş yöntemini analiz et.
İspanya ve Yunanistan'ın teklifiyle 'davet' usulü benimsenmiştir.
Bu durum Türkiye'nin uluslararası saygınlığını ve eşitlik şartını sağladığını gösterir.
3
Dış politikanın genel karakterini değerlendir.
1930 sonrası 'barış ve kolektif güvenlik' ön plandadır.
Statükocu ve barışçı politika cemiyete girişi zorunlu kılmıştır.

Key Concept

Milletler Cemiyetine Giriş Süreci ve Kronolojisi

Hints

1
Türkiye'nin cemiyete giriş tarihi ile Balkan Antantı'nın tarihini karşılaştırın.
2
Türkiye 1932'de davet üzerine katılmıştır; Balkan Antantı ise 1934 yılında bölgesel sınırları korumak için kurulmuştur.
3
Balkan Antantı, Milletler Cemiyeti üyeliğinden tam iki yıl sonra gerçekleşen bir gelişmedir; dolayısıyla üyelik bu tarihten sonraya ertelenmiş olamaz.

Practice More

Türkiye'nin cemiyete girişi ile Sadabat Paktı arasındaki kronolojik ilişkiyi ve bu süreçte İtalya'nın yayılmacı politikasının etkisini inceleyebilirsiniz.

Alternative Method

Olayları 'İkili Sorunların Çözümü (1923-1930)' ve 'Kolektif Güvenlik (1930-1939)' olarak iki döneme ayırarak analiz edebilirsiniz. Milletler Cemiyeti bu ikinci dönemin ilk büyük adımıdır.
Estimated Time:1m 30s
Question 343Question

Atatürk Dönemi'nde yabancı okullar konusunda yaşanan anlaşmazlıklar üzerine Fransa, konuyu uluslararası bir platforma taşımak için diplomatik girişimlerde bulunmuştur. Türkiye ise bu girişimi "bağımsızlık anlayışına aykırı" bularak görüşme taleplerini geri çevirmiştir. Türkiye'nin bu tutumu, yabancı okullar sorununu aşağıdakilerden hangisi kapsamında gördüğünün bir kanıtıdır?

Show answer & explanation

Answer: İç mesele

Answer

Türkiye'nin yabancı okullar konusunu bir iç mesele olarak görmesi, bağımsızlık ve egemenlik haklarını koruma kararlılığını gösterir.
Türkiye Cumhuriyeti, Lozan Antlaşması'ndan sonra çıkardığı kanunlarla yabancı okulların müfredatını, denetimini ve öğretmen tayinini kendi yetkisine almıştır. Fransa bu durumu protesto ederek konuyu uluslararasılaştırmak istemiş, ancak Türkiye bu konunun kendi egemenlik alanında olduğunu ve başka bir devletle tartışılmayacağını belirterek konuyu bir 'iç mesele' olarak tanımlamıştır.

Step-by-Step Solution

1
Sorundaki temel aktörü ve krizi belirle.
Fransa'nın dış müdahale girişimi ve Türkiye'nin reddi.
Türkiye'nin diplomatik muhataplığı reddetmesinin hukuki dayanağını bulmak gerekir.
2
Egemenlik ve bağımsızlık kavramlarını eğitim politikasıyla ilişkilendir.
Tevhid-i Tedrisat Kanunu ve MEB denetimi.
Kendi sınırları içindeki okulları kendi kanunlarıyla yönetmek egemenlik hakkıdır.
3
Kavramsal tanımı yap.
İç mesele tanımına ulaşılır.
Dış devletlerin müdahalesinin reddedildiği konular 'iç mesele' olarak adlandırılır.

Key Concept

Ulusal Egemenlik ve İç Mesele Anlayışı

Hints

1
Türkiye bu konuyu Fransa ile masaya oturup tartışmayı bile reddetmiştir.
2
Bir devletin kendi sınırları içindeki bir konuyu başka bir devletle görüşmemesi, o konuyu kendi yerel hukukuyla sınırlı tutmasıdır.
3
Türkiye'nin bu sorundaki en temel sloganı 'Bu bizim iç işimizdir' şeklindedir.

Practice More

Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nun yabancı okullar üzerindeki etkilerini inceleyebilirsiniz.

Alternative Method

Mantık yürütme yoluyla: Eğer Türkiye bir konuyu diplomatik bir 'pazarlık' konusu yapmıyorsa, o konuyu 'milli egemenlik' ve 'iç mesele' olarak görüyor demektir.
Estimated Time:45s
Question 344Question

Milletler Cemiyeti (Cemiyet-i Akvam) tüzüğüne göre bir devletin üyeliği için kural olarak yazılı başvuru şartı bulunmasına rağmen, Türkiye Cumhuriyeti’nin 19321932 yılındaki üyeliği bu prosedürün dışına çıkılarak doğrudan bir 'davet' ile gerçekleşmiştir. Türkiye'nin bu şekilde üyeliğe kabul edilmesi, uluslararası diplomasi açısından aşağıdakilerden hangisinin temel bir göstergesi olarak kabul edilebilir?

Show answer & explanation

Answer: Türkiye'nin dış politikadaki barışçı tutumunun ve uluslararası alandaki saygınlığının takdir edildiğinin

Answer

Türkiye'nin dış politikadaki barışçı tutumunun ve uluslararası alandaki saygınlığının takdir edildiğinin
Türkiye Cumhuriyeti'nin Milletler Cemiyetine üyelik süreci, cemiyet tüzüğündeki standart 'başvuru yapma' kuralından sapan özel bir durumdur. İspanya ve Yunanistan gibi devletlerin öncülüğünde yapılan davet, Türkiye'nin uluslararası barışa katkılarının ve diplomatik saygınlığının dünya devletleri tarafından resmen tanındığı anlamına gelir. Bu yöntem, Türkiye'nin bölgesel bir güç olarak barışçı kimliğini tescillemiştir.

Step-by-Step Solution

1
Dönemin dış politika ilkelerini hatırla
Türkiye 19301930'lu yıllarda 'Yurtta sulh, cihanda sulh' ilkesi doğrultusunda aktif bir barış politikası izlemiştir.
Üyeliğin hangi diplomatik zemin üzerine inşa edildiğini anlamak için temel ilkeyi bilmek gerekir.
2
Milletler Cemiyetine giriş yöntemini analiz et
Türkiye, İspanya'nın teklifi ve Yunanistan'ın desteğiyle cemiyete 'davet' edilen ilk ve tek devlet olmuştur.
Davet usulü, bir devletin uluslararası toplum tarafından özel bir saygı gördüğünün kanıtıdır.
3
Davet usulünün anlamını yorumla
Bu durum Türkiye'nin savaş sonrası dönemde barışa verdiği desteğin ve dış dünyadaki prestijinin bir göstergesidir.
Standart başvuru prosedürünün dışına çıkılması, Türkiye'nin diplomatik başarısını simgeler.

Key Concept

Milletler Cemiyetine Davet Usulüyle Giriş

Hints

1
Türkiye'nin cemiyete girişinde izlenen prosedürün (davet) diplomatik bir jest olduğunu düşünün.
2
Cemiyete davet edilen devletlerin genellikle 'barışçı' ve 'itibarlı' olarak görüldüğünü hatırlayın.
3
İspanya ve Yunanistan'ın desteğiyle gerçekleşen bu davet, Türkiye'nin 'Yurtta Sulh Cihanda Sulh' ilkesinin bir başarısıdır.

Practice More

Balkan Antantı ve Sadabat Paktı'nın kuruluş amaçlarını inceleyerek Türkiye'nin 19301930’lu yıllardaki barış kuşakları oluşturma politikasını pekiştirebilirsiniz.
Estimated Time:50s
Question 345Question

Türkiye Cumhuriyeti'nin 19301930'lu yıllarda izlediği barışçı dış politika ve uluslararası prestijinin bir sonucu olarak, cemiyet tüzüğündeki genel kuralın aksine başvuru yapmaksızın özel bir davetle Milletler Cemiyetine (Cemiyet-i Akvam) üye olduğu yıl aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: 19321932

Answer

Türkiye, Milletler Cemiyetine 19321932 yılında, diğer devletlerden farklı olarak bir başvuru süreci yerine İspanya ve Yunanistan'ın teklifiyle gelen özel bir davet üzerine katılmıştır.
19321932 yılı, Türkiye'nin Milletler Cemiyeti'ne (Cemiyet-i Akvam) resmen üye olduğu yıldır. Bu üyeliğin en özgün yanı, Türkiye'nin başvuru yapması yerine İspanya ve Yunanistan'ın önerisiyle cemiyet tarafından resmen davet edilmesidir. Bu durum, genç Türkiye Cumhuriyeti'nin dış politikadaki prestijini göstermektedir.

Step-by-Step Solution

1
Dönem Analizi
Türkiye'nin 19301930'lu yıllarda dünya barışına katkıda bulunma isteğini belirlemek.
Cemiyete girişin temel motivasyonunu ve zaman dilimini anlamak için gereklidir.
2
Prosedür İncelemesi
Türkiye'nin cemiyete girişinin 'davet' usulüyle gerçekleştiği bilgisini hatırlamak.
Normalde cemiyet tüzüğü başvuru gerektirirken Türkiye'nin özel davet alması prestij göstergesidir.
3
Tarih Saptama
19321932 tarihine ulaşmak.
Kronolojik olarak bu önemli diplomatik olayın gerçekleştiği yılı netleştirmek.

Key Concept

Türkiye'nin Milletler Cemiyeti'ne girişi (19321932), Türkiye'nin uluslararası barışa olan bağlılığının ve dış dünyadaki saygınlığının bir kanıtıdır. Üyelik, tüzükteki prosedürlerin aksine bir 'davet' ile gerçekleşmiştir.

Hints

1
Türkiye'nin barışçı politikasının bir sonucu olarak bu olay 19301930'ların ilk yarısında gerçekleşmiştir.
2
Normalde devletler cemiyete girmek için başvururken, Türkiye İspanya ve Yunanistan'ın teklifiyle davet edilmiştir.
3
Balkan Antantı'ndan (19341934) tam iki yıl önce gerçekleşen bu olay, dünya barışını koruma çabalarının ilk büyük adımıdır.

Practice More

Türkiye'nin Milletler Cemiyeti'ne davet edilmesinde etkili olan İspanya ve Yunanistan dışındaki diğer diplomatik gelişmeleri inceleyebilirsiniz.
Estimated Time:45s
Question 346Question

Türk dış politikası Atatürk döneminde stratejik öncelikler bakımından iki ana evreye ayrılmaktadır. İlk evrede daha çok Lozan Barış Antlaşması'ndan kalan pürüzlerin milli egemenlik lehine çözülmesi ve yeni devletin hukukunun tescili hedeflenmiştir. 1930'lu yılların başından itibaren ise dünyada artan savaş tehdidi karşısında "statükoyu koruma" ve "kolektif güvenlik" arayışları ön plana çıkmıştır.

Buna göre, aşağıdakilerden hangisi Türkiye'nin 1930'lu yıllarda uyguladığı "kolektif güvenlik ve barışı koruma" stratejisinin bir parçası olarak değerlendirilemez?

Show answer & explanation

Answer: Bozkurt-Lotus Olayı'nın Lahey Adalet Divanı'na taşınması

Answer

Bozkurt-Lotus Olayı'nın Lahey Adalet Divanı'na taşınması seçeneği, 1920'li yıllardaki egemenlik ve hukuk odaklı ilk döneme ait olduğu için doğru cevaptır.
Bozkurt-Lotus Olayı 1926 yılında yaşanmış ve Türkiye'nin kendi karasularındaki yargı yetkisini (adli egemenlik) uluslararası alanda kanıtladığı bir başarıdır. Bu olay, 1930'lu yıllarda yükselen faşizm ve nazizm tehdidine karşı oluşturulan bölgesel ve küresel barış paktları (kolektif güvenlik) kapsamında değil, Lozan sonrası egemenliğin pekiştirilmesi aşamasında değerlendirilir.

Step-by-Step Solution

1
Dönemsel ayrımın kriterlerini belirle.
1923-1930 arası 'Lozan'dan kalan sorunlar ve egemenlik tescili', 1930-1939 arası 'barış paktları ve kolektif güvenlik' odaklıdır.
Sorunun kökünde istenen 'kolektif güvenlik' kavramının hangi döneme ve amaca hizmet ettiğini anlamak gerekir.
2
Seçeneklerdeki olayların kronolojik ve içerik analizini yap.
Balkan Antantı (1934), Milletler Cemiyeti (1932), Sadabat Paktı (1937) ve Montrö (1936) ikinci döneme aittir. Bozkurt-Lotus (1926) ise ilk döneme aittir.
Doğru sınıflandırma yapabilmek için olayların tarihlerini ve hangi diplomatik stratejiye (savunma/egemenlik vs. kolektif güvenlik) hizmet ettiğini bilmek gerekir.
3
Hangi gelişmenin 'kolektif güvenlik' amacı taşımadığını saptayın.
Bozkurt-Lotus Olayı, bir pakt veya barış girişimi değil; Türk mahkemelerinin yabancıları yargılama yetkisiyle ilgili bir hukuk zaferidir.
Bozkurt-Lotus Olayı, Türkiye'nin egemenlik haklarını koruma çabasıdır, uluslararası bir tehdide karşı oluşturulan güvenlik iş birliği değildir.

Key Concept

Atatürk dönemi dış politikasında 1930 sonrası stratejik makas değişimi (Egemenlikten Kolektif Güvenliğe geçiş).

Hints

1
1930 öncesi daha çok Lozan'dan kalan pürüzlerin (Musul, Borçlar, Okullar) çözümüyle ilgilidir.

Practice More

Türkiye'nin 1920'li yıllarda katıldığı ancak kolektif güvenlik ruhunu önceden yansıtan Briand-Kellogg Paktı ve Litvinov Protokolü'nü de inceleyebilirsiniz.
Estimated Time:55s
Question 347Question

19231923 tarihli Lozan Boğazlar Sözleşmesi ile getirilen "Boğazlar'ın her iki yakasının askerden arındırılması" ve "yönetimin uluslararası bir komisyona bırakılması" hükümleri Türkiye'nin egemenlik haklarını kısıtlamıştır. 19301930'lu yıllarda İtalya ve Almanya'nın yayılmacı politikaları sonucu Avrupa'da savaş tehlikesinin belirmesi üzerine Türkiye, bu hükümlerin değiştirilmesi için diplomatik girişimlerde bulunmuştur.

**Bu sürecin sonunda imzalanan 19361936 Montrö Boğazlar Sözleşmesi'nin aşağıdaki hükümlerinden hangisi, Türkiye'nin Boğazlar üzerindeki hükümranlık haklarını doğrudan güçlendirerek "uluslararası denetim" mekanizmasına kesin olarak son vermiştir?**

Show answer & explanation

Answer: Uluslararası Boğazlar Komisyonu'nun kaldırılarak görev ve yetkilerinin Türk Devleti'ne devredilmesi

Answer

Uluslararası Boğazlar Komisyonu'nun kaldırılarak yetkilerinin Türk Devleti'ne devredilmesi hükmü, Türkiye'nin Boğazlar üzerindeki uluslararası denetimi sonlandırıp tam egemenlik sağladığının en açık göstergesidir.
Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile 19231923 Lozan Sözleşmesi'nde yer alan ve Türkiye'nin tam egemenliğini zedeleyen 'Uluslararası Boğazlar Komisyonu' lağvedilmiştir. Bu komisyonun tüm yetki ve sorumluluklarının Türk Devleti'ne geçmesi, bölgedeki uluslararası denetimi sona erdirmiş ve Türkiye'nin hem askeri hem de siyasi otoritesini kesinleştirmiştir.

Step-by-Step Solution

1
Lozan ve Montrö arasındaki temel farkları hatırla.
Lozan'da yönetim 'Uluslararası Komisyon'dayken, Montrö'de bu yapı kaldırılmıştır.
Egemenlik haklarının kısıtlandığı noktayı tespit etmek için.
2
Uluslararası denetim kavramını analiz et.
Komisyonun varlığı, Türkiye'nin kendi toprakları üzerinde tek başına karar veremediği bir 'uluslararası denetim' anlamına gelir.
Sorunun kökünde sorulan 'uluslararası denetimin sona ermesi' durumunu doğrulamak için.
3
Montrö'nün siyasi sonucunu değerlendir.
Komisyonun kaldırılması ve yetkilerin Türk Devleti'ne geçmesiyle Boğazlar tam bir Türk iç denizi statüsüne yaklaşmıştır.
Doğru seçeneğe ulaşmak için.

Key Concept

Montrö Boğazlar Sözleşmesi ve Tam Egemenlik

Hints

1
Lozan'da Boğazlar'ın yönetimi sadece Türkiye'ye mi aitti yoksa bir kurul mu vardı?
2
Türkiye'nin egemenliğini kısıtlayan 'Komisyon' yapısının Montrö ile ne olduğunu düşünün.

Practice More

Lozan Boğazlar Sözleşmesi ile Montrö Boğazlar Sözleşmesi'ni 'Komisyon', 'Askeri Durum' ve 'Geçiş Rejimi' başlıkları altında karşılaştıran bir tablo oluşturun.
Estimated Time:50s
Question 348Question

Lozan Barış Konferansı'nda taraflar arasında bir uzlaşma sağlanamadığı için çözümü sonraya bırakılan tek konu olan Musul Sorunu, Milletler Cemiyeti'nin müdahalesi ve yaşanan diplomatik süreçlerin ardından 55 Haziran 19261926 tarihinde imzalanan Ankara Antlaşması ile sonuçlandırılmıştır.

Bu antlaşmanın hükümleri ve sonuçları dikkate alındığında, aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Show answer & explanation

Answer: Irak hükümeti, Musul petrol gelirlerinin %10'unu 25 yıl süreyle Türkiye'ye vermeyi kabul etmiştir.

Answer

Irak'ın Musul petrol gelirlerinin %10'unu 25 yıl süreyle Türkiye'ye vermeyi kabul etmesi, 1926 Ankara Antlaşması'nın temel maddelerinden biridir.
1926 yılında Türkiye, İngiltere ve Irak arasında imzalanan Ankara Antlaşması'na göre; Musul, Kerkük ve Süleymaniye Irak'a bırakılmıştır. Buna karşılık, bölgedeki petrol gelirlerinin %10'unun 25 yıl süreyle Türkiye'ye verilmesi kararlaştırılmıştır. Bu durum, Misak-ı Milli'den taviz verilmiş olsa da ekonomik bir hak elde edildiğini gösterir.

Step-by-Step Solution

1
Musul Sorunu'nun diplomatik seyrini hatırla.
Lozan'da çözülemeyen konu Milletler Cemiyeti'ne gitmiş ve 1926 Ankara Antlaşması ile neticelenmiştir.
Antlaşmanın hangi taraflar arasında ve hangi şartlarda yapıldığını anlamak için temel süreç bilgisidir.
2
Antlaşmanın toprak hükümlerini analiz et.
Musul Irak'a bırakılmış, Hakkari Türkiye'de kalmıştır.
Sınır çizgisinin (Brüksel Hattı) nasıl kesinleştiğini belirlemek gerekir.
3
Ekonomik hükümleri ve tazminat şartlarını kontrol et.
Petrol gelirlerinin %10'unun 25 yıl boyunca Türkiye'ye verilmesi maddesi tespit edilir.
Sorunun ekonomik boyutundaki kazanımı belirlemek için bu detay kritiktir.

Key Concept

1926 Ankara Antlaşması ve Musul'un Irak'a Bırakılma Şartları

Hints

1
Bu antlaşma Türkiye, İngiltere ve Irak arasında imzalanmıştır.
2
Antlaşma ile Misak-ı Milli'den önemli bir taviz verilmiştir ancak ekonomik bir gelir hakkı sağlanmıştır.
3
Türkiye'ye petrol gelirlerinden %10 pay verilmesi maddesini hatırlayın.

Practice More

Musul Sorunu'nun çözüm sürecinde etkili olan iç olaylardan Şeyh Sait İsyanı'nı inceleyerek dış politikanın iç politikadan nasıl etkilendiğini görebilirsiniz.

Alternative Method

Türkiye daha sonra bu petrol gelir hakkından tek seferlik bir nakit ödeme (500.000 Sterlin) karşılığında vazgeçme opsiyonunu da değerlendirmiştir.
Estimated Time:1m 0s
Question 349Question

Atatürk Dönemi Türk dış politikasında, 19301930'lu yıllarda İtalya ve Almanya'nın yayılmacı politikalarına karşı batı sınırlarını güvence altına almak amacıyla Balkan Antantı (19341934) imzalanmıştır. Ancak bu oluşuma bölge devletlerinden Bulgaristan ve Arnavutluk dahil olmamıştır.

Balkan Antantı'nın tüm Balkan devletlerini kapsayamamasının ve bu iki devletin paktın dışında kalmasının temel gerekçesi aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: Bulgaristan'ın mevcut sınırları değiştirmek istemesi (revizyonizm) ve Arnavutluk'un İtalya'nın siyasi baskısı altında bulunması

Answer

Bulgaristan'ın mevcut sınırları değiştirmek istemesi ve Arnavutluk'un İtalya'nın siyasi baskısı altında bulunması
Balkan Antantı, mevcut sınırları koruma (statükocu) amacı taşıyan bir ittifaktır. Bulgaristan, II. Balkan ve I. Dünya Savaşları'nda kaybettiği toprakları geri alma (revizyonist) peşinde olduğu için sınırlara saygı duyan bir pakta katılmamıştır. Arnavutluk ise coğrafi yakınlığı ve ekonomik bağımlılığı nedeniyle İtalya'nın tam kontrolü altında olduğundan paktın dışında kalmıştır.

Step-by-Step Solution

1
Dönemin siyasi konjonktürünü analiz etme
19301930'lu yıllarda İtalya'nın 'Bizim Deniz' politikası ve Almanya'nın silahlanması Balkanlarda güvenlik endişesi yaratmıştır.
Paktın çıkış noktasını anlamak için tehdidin kaynağını belirlemek gerekir.
2
Paktın niteliğini ve üyelerini belirleme
Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya (T-Y-Y-R) mevcut sınırları korumak (statükoculuk) için bir araya gelmiştir.
Üyelerin ortak amacının sınır güvenliği olduğunu tespit etmek gerekir.
3
Katılmayan devletlerin politikalarını inceleme
Bulgaristan, I. Dünya Savaşı'nda kaybettiği toprakları (özellikle Ege Denizi'ne çıkış) geri almak istediği için revizyonisttir; Arnavutluk ise İtalya'nın nüfuzu altındadır.
İttifak dışında kalanların özel durumlarını paktın amacıyla kıyaslamak doğru sonuca götürür.

Key Concept

Balkan Antantı'na Katılmayan Devletler ve Nedenleri

Hints

1
Paktın temel amacı 'statükoyu' yani mevcut sınırları korumaktır; paktın dışında kalan devletlerin bu sınırlardan memnun olup olmadığını düşünün.

Practice More

Balkan Antantı ile Sadabat Paktı'na katılan ortak devleti ve her iki paktın da hangi küresel gelişme (II. Dünya Savaşı tehlikesi) sonucu önemini kaybettiğini inceleyebilirsiniz.
Estimated Time:1m 15s
Question 350Question

19361936 yılında imzalanan Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile Lozan Boğazlar Sözleşmesi'nde yer alan ve Türkiye'nin egemenliğini kısıtlayan pek çok hüküm yürürlükten kaldırılmıştır. Bu durum Türkiye'ye Boğazlar üzerinde tam bir yönetim ve savunma yetkisi kazandırmış, Boğazlar rejimi uluslararası bir statüden Türkiye'nin ulusal denetimine geçmiştir. Ancak uluslararası bir sözleşme olan Montrö, Türkiye'nin egemenlik haklarını genişletirken aynı zamanda bu hakların kullanımını belirli uluslararası kurallar çerçevesine oturtmuştur. Buna göre, aşağıdakilerden hangisi Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile Türkiye'nin kazandığı "tam egemenlik" yetkisinin kapsamı dışında kalan veya bu yetkiyle bağdaşmayan bir durumdur?

Show answer & explanation

Answer: Geçiş yapacak savaş gemilerinin sınıflarını ve Karadeniz'de kalış sürelerini Türkiye'nin tek taraflı kararnamelerle her yıl yeniden düzenleyebilmesi

Answer

Türkiye'nin geçiş kurallarını tek taraflı ve her yıl yeniden belirleyebilmesi durumu, Montrö'nün uluslararası bir sözleşme olma niteliğiyle bağdaşmaz ve egemenlik haklarının kapsamı dışındadır.
Doğru seçenek olan 'geçiş kurallarını her yıl yeniden belirleme' ifadesi yanlıştır; çünkü Montrö Boğazlar Sözleşmesi 2020 yıllık bir süre için imzalanmış ve içindeki teknik kısıtlamalar (savaş gemilerinin tonajı, Karadeniz'de kalış süreleri vb.) sözleşmenin birer parçası haline gelmiştir. Türkiye bu kuralları ancak sözleşme revizyon süreçleri veya yeni konferanslar yoluyla değiştirebilir, tek taraflı kararnamelerle bu kuralları ihlal edemez.

Step-by-Step Solution

1
Egemenlik kavramı ile uluslararası sözleşme arasındaki ilişkiyi analiz etme
Tam egemenlik Türkiye'ye yönetim ve savunma hakkı verir ancak imzalanan uluslararası bir sözleşmenin (Montrö) teknik hükümlerine uyma zorunluluğunu ortadan kaldırmaz.
Uluslararası hukukta devletler kendi iradeleriyle imzaladıkları sözleşmelerdeki kurallarla bağlıdırlar.
2
Lozan ve Montrö arasındaki temel farkları değerlendirme
Lozan'da komisyon ve askerden arındırılmış bölgeler varken, Montrö ile komisyon kalkmış ve askeri tahkimat serbest bırakılmıştır.
Bu değişiklikler Türkiye'nin bölgedeki fiili ve hukuki kontrolünü sağlar.
3
Sözleşmenin teknik sınırlarını inceleme
Savaş gemilerinin tonajları, sınıfları ve kalış süreleri sözleşme metninde (Örn: Karadeniz'e kıyısı olmayanlar için 2121 gün) açıkça belirtilmiştir.
Bu kurallar Türkiye'nin keyfi kararlarıyla değil, imzacı devletlerin onayıyla değiştirilebilir.

Key Concept

Montrö Boğazlar Sözleşmesi ve Uluslararası Hukukta Egemenlik Sınırları

Hints

1
Türkiye egemenliğini kazanmış olsa da, imzaladığı uluslararası antlaşmaların metnine sadık kalmak zorundadır.
2
Sözleşmedeki tonaj ve süre gibi teknik kısıtlamaların Türkiye tarafından her yıl değiştirilip değiştirilemeyeceğini düşünün.
3
Uluslararası hukukta 'Ahde Vefa' (Pacta Sunt Servanda) ilkesini hatırlayın; Montrö metninde yer alan geçiş kuralları ancak tarafların onayı veya belirli süre sonundaki prosedürlerle değişebilir.

Practice More

Lozan ve Montrö'nün 'geçiş rejimini' teknik detaylarıyla karşılaştıran bir tablo hazırlamak konuyu pekiştirmenize yardımcı olacaktır.
Estimated Time:2m 0s
Question 351Question

Türkiye Cumhuriyeti, 19301930’lu yılların ikinci yarısında dünya barışına katkı sağlamak ve sınır güvenliğini pekiştirmek amacıyla bölgesel ittifaklara öncelik vermiştir. Bu doğrultuda 88 Temmuz 19371937 tarihinde imzalanan Sadabat Paktı ile ilgili aşağıdaki bilgilerden hangisi doğrudur?

Show answer & explanation

Answer: İtalya'nın Habeşistan'ı işgal ederek Orta Doğu ve Doğu Akdeniz'e yönelik yayılmacı politikalar izlemesi paktın kurulmasında temel etken olmuştur.

Answer

İtalya'nın Habeşistan'ı işgal ederek Orta Doğu ve Doğu Akdeniz'e yönelik yayılmacı politikalar izlemesi paktın kurulmasında temel etken olmuştur.
Sadabat Paktı'nın imzalanmasındaki en temel dış etken, 19301930’lu yıllarda İtalya'nın Habeşistan'ı işgal ederek Doğu Akdeniz ve Orta Doğu'da yayılmacı bir siyaset izlemesidir. Bu durum Türkiye, İran, Irak ve Afganistan'ı ortak bir güvenlik şemsiyesi altında birleşmeye itmiştir.

Step-by-Step Solution

1
Dış Tehdit Analizi
İtalya'nın 19351935 yılında Habeşistan'ı (Etiyopya) işgal etmesi Orta Doğu ülkelerini endişelendirmiştir.
Uluslararası gerginlikler bölgesel ittifakları zorunlu kılmıştır.
2
Üye ve Yer Tespiti
19371937 yılında Tahran'da Türkiye, İran, Irak ve Afganistan arasında imzalanmıştır.
Doğu sınırlarını korumak için komşu ve bölge ülkeleriyle iş birliği yapılmıştır.
3
Suriye'nin Durumunu Değerlendirme
Suriye, Hatay sorunu ve Irak ile yaşadığı ihtilaflar nedeniyle dışarıda kalmıştır.
İkili sorunlar bölgesel paktlara katılımı engelleyebilmektedir.

Key Concept

Bölgesel Güvenlik ve İtalya Yayılmacılığı

Hints

1
Bu pakt, Türkiye'nin doğu ve güney komşularıyla kurduğu bir ittifaktır ancak bir komşumuz Hatay sorunu nedeniyle dışarıda kalmıştır.

Practice More

Balkan Antantı ile Sadabat Paktı'nı karşılaştıran bir tablo hazırlayarak üye ülkeler ve amaçlar arasındaki farkları pekiştirebilirsiniz.
Estimated Time:1m 15s
Question 352Question

Lozan Antlaşması sonrasında Türkiye'deki Fransız okulları ve Katolik okullarının statüsü hakkında Fransa ve Papalık makamları, Türk hükümeti ile resmî görüşme talebinde bulunmuştur. Ancak Türk tarafı, bu talepleri "yabancı bir devletle eğitim-öğretim konusunda masaya oturmanın millî egemenliğe gölge düşüreceği" gerekçesiyle kesin bir dille reddetmiştir.

Türkiye'nin bu tutumu, Yabancı Okullar Sorunu'nun temel olarak aşağıdaki kavramlardan hangisi çerçevesinde değerlendirildiğini göstermektedir?

Show answer & explanation

Answer: Bağımsızlık ve egemenlik hakları kapsamında bir "iç mesele"

Answer

Türkiye, yabancı okullar konusunu bir "iç mesele" olarak tanımlamış ve dış devletlerin muhataplık taleplerini egemenlik haklarına aykırı bularak reddetmiştir.
Doğru seçenek, Türkiye'nin bu konuyu kendi egemenlik haklarının bir parçası olarak gördüğünü ve dış müdahaleyi reddederek bir "iç mesele" saydığını ifade etmektedir. 19241924 Tevhid-i Tedrisat Kanunu ve 19251925 Maarif Teşkilatı Hakkında Kanun ile yabancı okullar Türk yasalarına tabi kılınmış, Fransa'nın görüşme talepleri "iç işlerimize müdahale" sayılarak geri çevrilmiştir.

Step-by-Step Solution

1
Talebin niteliğini analiz et
Fransa ve Papalık, Türkiye'nin eğitim yasalarına müdahale etmek istemektedir.
Yabancı devletlerin kendi okulları için özel statü istemesi diplomasinin konusu edilmeye çalışılmıştır.
2
Türkiye'nin cevabını değerlendir
Türkiye görüşme taleplerini reddetmiştir.
Bir devletin kendi topraklarındaki eğitim kurumlarını denetlemesi, o devletin hükümranlık (egemenlik) hakkıdır.
3
Politik tanımı belirle
Sorun "iç mesele" olarak kodlanmıştır.
Dış devletlerin muhatap alınmaması, konunun uluslararası bir sorun değil, Türkiye'nin kendi yasalarıyla çözeceği idari bir iş olduğunu gösterir.

Key Concept

İç Mesele (Domestic Issue) Doktrini

Hints

1
Türkiye'nin bu sorunda Fransa ile doğrudan diplomatik masaya oturmayı reddetmesinin sebebi, konunun bir dış devletle tartışılacak kadar 'dışsal' bir konu olmadığını düşünmesidir.

Practice More

Bu tutumun Türk dış politikasındaki diğer sorunlarla (örneğin Musul veya Hatay) karşılaştırıldığında neden farklı olduğunu incelemek, egemenlik anlayışını pekiştirecektir.
Estimated Time:50s
Question 353Question

Lozan Barış Konferansı'nda çözüme kavuşturulamayan tek konu olan Musul Sorunu, 55 Haziran 19261926 tarihinde imzalanan Ankara Antlaşması ile kesin olarak karara bağlanmıştır.

Bu antlaşmanın hükümleri dikkate alındığında;

I.I. Musul ve Kerkük'ün İngiliz mandası altındaki Irak'a bırakılması,
II.II. Türkiye-Irak sınırının "Brüksel Hattı" esas alınarak belirlenmesi,
III.III. Türkiye'nın bölgedeki petrol gelirlerinden %\% 1010 pay alması,

maddelerinden hangileri bu antlaşmanın içeriğinde yer almaktadır?

Show answer & explanation

Answer: II, IIII ve IIIIII

Answer

Ankara Antlaşması Musul'un Irak'a bırakılmasını, sınırın Brüksel Hattı olarak kabul edilmesini ve Türkiye'ye petrol geliri payı verilmesini kapsayan maddelerin tamamını içermektedir.
Verilen maddelerin tamamı 19261926 Ankara Antlaşması'nın içeriğinde yer alır. Antlaşma ile Musul ve Kerkük'ün Irak'a aidiyeti kabul edilmiş, sınır çizgisi için Brüksel Hattı esas alınmış ve Türkiye'nin ekonomik kaybını telafi etmek adına petrol gelirlerinden pay verilmesi kararlaştırılmıştır.

Step-by-Step Solution

1
Siyasi hükmü analiz et
Musul ve Kerkük İngiliz mandasındaki Irak'a bırakılmıştır.
Bu durum Misak-ı Milli'den verilen önemli bir tavizdir.
2
Sınır kriterini belirle
Milletler Cemiyeti'nin önerdiği "Brüksel Hattı" sınır olarak kabul edilmiştir.
Hakkari Türkiye'de kalırken Musul hattın güneyinde (Irak tarafında) kalmıştır.
3
Ekonomik kazanımı değerlendir
Bölge petrol gelirlerinin %\% 1010'u 2525 yıl süreyle Türkiye'ye bırakılmıştır.
Türkiye bu payı daha sonra peşin paraya çevirerek ekonomik kaynak sağlamıştır.

Key Concept

19261926 Ankara Antlaşması Hükümleri

Hints

1
Antlaşmanın hem toprak kaybını hem de bu kayıp karşılığındaki ekonomik düzenlemeyi içerdiğini düşünün.
2
Lozan'da çözülemeyen bu meselenin Milletler Cemiyeti'nin belirlediği bir sınır hattı üzerinden çözüldüğünü hatırlayın.
3
Musul'un Irak'a bırakılması, Brüksel Hattı'nın sınır olması ve %\% 1010 petrol payı antlaşmanın üç temel ayağıdır.

Practice More

Musul Sorunu'nun Türkiye aleyhine sonuçlanmasında etkili olan iç gelişme (Şeyh Sait İsyanı) konusuna göz atabilirsiniz.

Alternative Method

Eğer soruda verilen tüm maddelerin aynı antlaşma içinde olup olmadığını hatırlamakta zorlanıyorsanız, her bir maddenin Musul Sorunu'nun hangi boyutunu (siyasi, sınır, ekonomik) çözdüğünü analiz ederek hepsinin bir bütün olduğunu görebilirsiniz.
Estimated Time:1m 15s
Question 354Question

Yeni Türk Devleti, Lozan Antlaşması sonrasında yabancı okulların müfredat ve denetimini Türk kanunlarına bağladığında Fransa, konuyu "uluslararası bir mesele" statüsüne taşıyarak bir konferans toplanmasını teklif etmiştir. Türkiye ise bu süreçte sadece Fransa’nın değil, aynı zamanda okullar üzerinde hak iddia eden Vatikan’ın da diplomatik girişimlerini "Türkiye’de dini kurumların siyasi temsil yetkisi yoktur" gerekçesiyle kesin bir dille reddetmiştir. Türkiye’nin yabancı devletleri veya dini otoriteleri bu konuda hiçbir şekilde "diplomatik muhatap" kabul etmemesi, öncelikle aşağıdakilerden hangisini koruma amacına yöneliktir?

Show answer & explanation

Answer: Bağımsız devlet kimliği ve iç hukuk hükümranlığını

Answer

Türkiye'nin yabancı devletlerin veya dini otoritelerin görüşme taleplerini reddetmesi, bağımsız devlet kimliğini ve iç hukuk hükümranlığını koruma amacını taşımaktadır.
Türkiye Cumhuriyeti, Lozan Antlaşması'ndan sonra yabancı okulları bir dış uyuşmazlık konusu değil, bir iç hukuk meselesi olarak görmüştür. Fransa veya Vatikan gibi dış unsurları diplomatik muhatap olarak kabul etmemek, bu kurumların Türk kanunlarına kayıtsız şartsız tabi olduğunu ve Türkiye'nin iç işlerine hiçbir dış gücün müdahale edemeyeceğini (hukuk hükümranlığını) göstermektedir.

Step-by-Step Solution

1
Sorudaki diplomatik tavrı analiz et.
Türkiye, Fransa ve Vatikan'ın görüşme taleplerini reddederek konuyu bir "iç mesele" olarak tanımlamıştır.
Eğer bir devlet başka bir devletle kendi topraklarındaki bir okulu tartışırsa, o kurumun uluslararası bir statüsü olduğunu kabul etmiş olur.
2
Tevhid-i Tedrisat ve Lozan arasındaki bağlantıyı kur.
Lozan'da yabancı okulların Türk kanunlarına uyması kararlaştırılmış, 19241924 Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile bu durum somutlaştırılmıştır.
Milli egemenlik, ülke sınırı içindeki her kurumun sadece o ülkenin kanunlarına tabi olmasını gerektirir.
3
Sonuca ulaş.
Türkiye'nin "muhataplık" reddi, tam bağımsızlık ve hukuk birliği ilkesinin bir sonucudur.
Vatikan'ın dini otorite olarak siyasi muhatap kabul edilmemesi ise laik devlet yapısının dış politikadaki yansımasıdır.

Key Concept

İç Mesele Doktrini ve Ulusal Egemenlik

Hints

1
Türkiye bu sorunu bir dış politika uyuşmazlığı olarak değil, bir 'iç mesele' olarak tanımlamıştır.
2
Bir devletin kendi topraklarındaki bir kurum hakkında başka bir devletle müzakere masasına oturmayı reddetmesi, hangi temel hakkını kullandığını gösterir?
3
Vatikan veya Fransa'nın muhatap alınması, Türkiye'nin kendi yasalarının bu okullar üzerinde tek otorite olmadığını kabul etmesi anlamına gelirdi.

Practice More

Yabancı okullar sorununun çözümünde etkili olan Maarif Teşkilatı Hakkında Kanun ve Tevhid-i Tedrisat Kanunu maddelerini incelemek bu konudaki hukuki temeli güçlendirecektir.
Estimated Time:1m 30s
Question 355Question

1930’lu yıllarda İtalya ve Almanya’nın yayılmacı politikaları karşısında Türkiye, batı sınırlarının güvenliğini sağlamak amacıyla bölgesel iş birliği girişimlerini hızlandırmıştır. Bu kapsamda 9 Şubat 1934’te Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya arasında Atina'da Balkan Antantı imzalanmıştır.

Bu paktın oluşum süreci ve üye yapısı dikkate alındığında, aşağıdakilerden hangisi söylenemez?

Show answer & explanation

Answer: Türkiye, batı sınırını koruyan bu pakt ile aynı yıl (1934) içerisinde doğu sınır güvenliğini sağlamak için Sadabat Paktı’nı da imzalamıştır.

Answer

Türkiye'nin Sadabat Paktı'nı Balkan Antantı ile aynı yıl imzaladığı ifadesi yanlıştır; çünkü Sadabat Paktı 1937 yılında kurulmuştur.
Balkan Antantı 1934 yılında imzalanmış bir batı sınırı güvenliği antlaşmasıdır. Sadabat Paktı ise Türkiye'nin doğu sınırlarını güvence altına almak için İran, Irak ve Afganistan ile 1937 yılında imzaladığı bir antlaşmadır. Aralarında üç yıllık bir zaman farkı bulunmaktadır.

Step-by-Step Solution

1
Balkan Antantı'nın tarihini ve katılımcılarını belirle.
9 Şubat 1934; Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya, Romanya.
Olayın temel kronolojisini ve kapsamını anlamak için gereklidir.
2
Katılmayan devletlerin (Bulgaristan ve Arnavutluk) gerekçelerini analiz et.
Bulgaristan (yayılmacılık), Arnavutluk (İtalyan baskısı).
Dış politikanın 'revizyonist' ve 'statükocu' ayrımını kavramak için gereklidir.
3
Diğer bölgesel paktlar ile kronolojik karşılaştırma yap.
Balkan Antantı (1934), Sadabat Paktı (1937).
Seçeneklerdeki kronolojik hatayı tespit etmek için gereklidir.

Key Concept

Atatürk Dönemi bölgesel barış girişimlerinin (Balkan ve Sadabat paktları) kronolojik ve amaçsal farklılıkları.

Hints

1
Paktın hangi sınırımızı (doğu/batı) koruduğuna ve üye olmayan ülkelerin nedenlerine odaklanın.
2
Balkan Antantı 1934 yılında imzalanmıştır. Sadabat Paktı'nın tarihini hatırlamaya çalışın.
3
Sadabat Paktı, Balkan Antantı'ndan tam 3 yıl sonra, 1937'de imzalanmıştır.

Practice More

Sadabat Paktı ve Montrö Boğazlar Sözleşmesi arasındaki kronolojik ilişkiyi inceleyebilirsiniz.

Alternative Method

Pakt üyelerini 'TAYYAR' (Türkiye, Arnavutluk yok, Yunanistan, Yugoslavya, Romanya) kodlamasıyla hatırlayabilirsiniz; ancak buradaki Arnavutluk'un 'yok' olduğu detayı kritiktir.
Estimated Time:1m 0s
Question 356Question

55 Haziran 19261926 tarihinde Türkiye ile İngiltere arasında imzalanan Ankara Antlaşması, Lozan Barış Konferansı’nda çözüme kavuşturulamayan Musul Sorunu’nu neticelendirmiştir.

Bu antlaşmanın içeriği ve Türk dış politikasına etkileri göz önüne alındığında, aşağıdakilerden hangisi Ankara Antlaşması ile ilgili doğru bir bilgi değildir?

Show answer & explanation

Answer: Güney Cephesi’ndeki askeri mücadele dönemi ve Fransa ile olan savaş hali resmen sona ermiştir.

Answer

Güney Cephesi’ndeki askeri mücadele döneminin sona ermesi ve Fransa ile olan savaş halinin bitmesi 19211921 Ankara Antlaşması’nın sonucudur, 19261926 Ankara Antlaşması’nın değil.
Güney Cephesi’nin kapanması ve Fransa ile savaşın bitmesi, 2020 Ekim 19211921 tarihinde imzalanan Ankara Antlaşması'nın bir sonucudur. Soru kökünde bahsedilen 19261926 tarihli antlaşma ise İngiltere ile yapılmış olup Musul Sorunu'na odaklanmıştır.

Step-by-Step Solution

1
Antlaşmanın taraflarını ve tarihini kontrol et.
Soru 19261926 yılında İngiltere ile yapılan antlaşmayı sormaktadır.
Türkiye tarihinde iki önemli Ankara Antlaşması (19211921 ve 19261926) vardır ve bunlar sıkça karıştırılır.
2
Antlaşmanın konusunu analiz et.
Musul Sorunu ve Irak sınırı üzerinedir.
19261926 antlaşması Lozan'da çözülemeyen Musul düğümünü çözmüştür.
3
Hatalı olan seçeneği kronolojik ve içerik bakımından ayırt et.
Güney Cephesi ve Fransa ile ilgili madde Sakarya Meydan Muharebesi sonrası imzalanan 19211921 Ankara Antlaşması'na aittir.
Öğrencinin aynı isimli iki antlaşmayı birbirinden ayırt etme becerisi test edilir.

Key Concept

İki Ankara Antlaşması'nın (19211921 ve 19261926) ayrımı ve Musul Sorunu'nun nihai çözümü.

Hints

1
Türkiye Cumhuriyeti tarihinde 'Ankara Antlaşması' adını taşıyan iki farklı uluslararası belge olduğunu ve bunların farklı devletlerle imzalandığını hatırla.

Practice More

Musul Sorunu sürecinde Milletler Cemiyeti'nin tutumunu ve bu süreçte Türkiye'de yaşanan Şeyh Sait İsyanı'nın dış politikaya etkilerini inceleyebilirsin.
Estimated Time:1m 0s
Question 357Question

Lozan Barış Konferansı sonrasında Musul Meselesi'nde cemiyetin taraflı tutumu nedeniyle bir süre mesafeli duran Türkiye, 19301930’lu yıllarda değişen uluslararası konjonktür ve "Yurtta sulh, cihanda sulh" ilkesi çerçevesinde Milletler Cemiyetine (Cemiyet-i Akvam) yaklaşmıştır. 1818 Temmuz 19321932 tarihinde gerçekleşen bu katılım süreciyle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?

Show answer & explanation

Answer: Türkiye'nin üyeliği, İspanya ve Yunanistan'ın önerisiyle cemiyet genel kurulunun daveti üzerine gerçekleşmiştir.

Answer

Türkiye'nin Milletler Cemiyetine girişi, İspanya'nın teklifi ve Yunanistan'ın desteğiyle gelen davet üzerine gerçekleşmiştir.
Milletler Cemiyeti tüzüğüne göre bir devletin üye olabilmesi için yazılı müracaatı gerekirken, Türkiye'nin barışçı politikaları ve artan saygınlığı nedeniyle İspanya'nın teklifi ve Yunanistan'ın desteğiyle cemiyete davet edilmiştir. Türkiye bu daveti kabul ederek 1818 Temmuz 19321932 tarihinde cemiyete üye olmuştur.

Step-by-Step Solution

1
Tarihsel bağlamı belirle.
19321932 yılındaki uluslararası konjonktürde Türkiye'nin barışçıl politikasının kabul görmesi.
Türkiye'nin üyeliği, dış politikadaki prestij artışının bir göstergesidir.
2
Üyelik usulünü analiz et.
Normalde yazılı başvuru gerekirken, Türkiye'nin 'davet' edilmesi.
Türkiye'nin cemiyete davet edilen ilk ve tek devlet olması bu süreci özel kılar.
3
Öneriyi yapan devletleri hatırla.
İspanya (teklif eden) ve Yunanistan (destekleyen).
Özellikle eski bir rakip olan Yunanistan'ın desteği, barışçı politikanın başarısını simgeler.

Key Concept

Türkiye'nin Milletler Cemiyetine davet usulüyle (İspanya ve Yunanistan desteğiyle) katılması.

Hints

1
Türkiye'nin cemiyete giriş yılı 19321932'dir.
2
Cemiyete girişte Türkiye'nin başvuru yapıp yapmadığına ve bu sürecin sıradan olup olmadığına odaklanın.
3
Türkiye, Milletler Cemiyetine davet edilen tek devlettir. Bu teklifi yapan ülkelerden biri olan İspanya'yı hatırlayın.

Practice More

Balkan Antantı ve Sadabat Paktı'nın kuruluş amaçlarını inceleyerek Türkiye'nin bölgesel barışa katkılarını pekiştirebilirsiniz.

Alternative Method

Kronolojik eleme yöntemi: Şıklardaki diğer olayların tarihlerini (Balkan Antantı: 19341934, Sadabat Paktı: 19371937, Hatay: 19391939) 19321932 yılıyla karşılaştırarak yanlış seçenekleri eleyebilirsiniz.
Estimated Time:50s
Question 358Question

Osmanlı borçlarının tasfiyesi sürecinde 19281928 Paris Sözleşmesi ile belirlenen ödeme planı, 19291929 Dünya Ekonomik Bunalımı nedeniyle sürdürülemez hale gelmiştir. Türkiye'nin bu kriz karşısında Hoover Moratoryumu'na dayanarak başlattığı girişimler sonucunda 19331933 yılında yeni bir antlaşma imzalanmıştır. Bu antlaşma ile Türkiye, borç ödemelerini kendi ödeme gücüyle uyumlu hale getirirken aynı zamanda Lozan'da tam olarak çözülemeyen 'mali vesayet' kalıntılarını da temizlemiştir.

Buna göre 19331933 Borçlar Sözleşmesi'nin Türkiye lehine sonuçlanan en kritik kurumsal adımı aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: Düyun-u Umumiye İdaresi'nin tüzel kişiliğinin ve borçlar üzerindeki her türlü yönetimsel yetkisinin sona ermesi

Answer

Düyun-u Umumiye İdaresi'nin tüzel kişiliğinin ve borçlar üzerindeki her türlü yönetimsel yetkisinin sona ermesi
Doğru seçenek, Türkiye'nin mali egemenliğini kısıtlayan en büyük engel olan Düyun-u Umumiye İdaresi'nin (Genel Borçlar İdaresi) kurumsal varlığının sona erdirilmesini vurgular. 19331933 Paris Sözleşmesi, borçları sadece teknik olarak yapılandırmakla kalmamış, aynı zamanda Osmanlı'dan miras kalan mali denetim mekanizmalarını da ortadan kaldırmıştır.

Step-by-Step Solution

1
Lozan Antlaşması'ndaki borç düzenlemesini hatırla
Borçlar Osmanlı'dan ayrılan devletlere paylaştırıldı ancak Düyun-u Umumiye'nin kurumsal varlığı bir süre daha gölge gibi devam etti.
Sürecin başlangıç noktasını belirlemek.
2
19291929 Krizinin etkisini analiz et
Türkiye ödemelerde zorlandı ve Hoover Moratoryumu'nu gerekçe göstererek yeni bir düzenleme talep etti.
Yeni antlaşmaya giden süreci anlamak.
3
19331933 Antlaşması'nın kurumsal sonucunu belirle
Bu antlaşma ile borçlar taksitlendirildi, anapara indirildi ve en önemlisi Düyun-u Umumiye'nin yönetimsel yetkilerine son verildi.
Mali bağımsızlık üzerindeki en önemli engelin kalktığını saptamak.

Key Concept

1933 Borçlar Sözleşmesi ile mali egemenliğin tam olarak sağlanması

Hints

1
Lozan'da borçların nasıl paylaştırıldığını düşünün.
2
19291929 Ekonomik Bunalımı'nın Türkiye'nin ödeme gücüne etkisini hatırlayın.
3
Mali bağımsızlık için sadece borcun miktarı değil, o borcu kimin yönettiği de önemlidir.

Practice More

Hoover Moratoryumu'nun Türkiye tarafından nasıl bir hukuki dayanak olarak kullanıldığını araştırabilirsiniz.

Alternative Method

Dış borçlar konusunu 'Mali Bağımsızlık' (Ekonomik Egemenlik) perspektifinden incelemek, 1933 sözleşmesinin neden sadece bir 'para' meselesi olmadığını anlamanızı sağlar.
Estimated Time:2m 0s
Question 359Question

Atatürk dönemi Türk dış politikası kronolojik ve tematik açıdan; 192319301923-1930 yılları arası "Lozan'dan Kalan Sorunların Çözümü" ve 193019391930-1939 yılları arası "Uluslararası İş Birliği ve Barışı Koruma" şeklinde iki ana evreye ayrılmaktadır.

Buna göre, aşağıdakilerden hangisi Türkiye'nin ikinci evrede (193019391930-1939) yürüttüğü dış politika faaliyetlerinden biri değildir?

Show answer & explanation

Answer: Musul Sorunu'nun İngiltere ile yapılan Ankara Antlaşması ile çözülmesi

Answer

Musul Sorunu'nun İngiltere ile yapılan Ankara Antlaşması ile çözülmesi
Doğru cevap olan ifade, Musul Sorunu'nun çözümünün 19261926 yılında gerçekleştiğini belirtir. Bu tarih, soruda tanımlanan ikinci evrenin (193019391930-1939) dışında kalır ve Lozan'dan sarkan sorunların çözüldüğü ilk evreye aittir.

Step-by-Step Solution

1
Dönem sınırlarını analiz etme
İkinci dönem 19301930 ile 19391939 yılları arasını kapsamaktadır.
Soruda istenen faaliyetin bu zaman diliminin dışında kalması gerekir.
2
Seçeneklerdeki olayların tarihlerini belirleme
Milletler Cemiyeti (19321932), Balkan Antantı (19341934), Musul Sorunu (19261926), Sadabat Paktı (19371937), Montrö (19361936).
Olayların kronolojik sırası, hangi temanın (Lozan sonrası sorunlar vs. güvenlik arayışı) parçası olduğunu gösterir.
3
Hatalı seçeneği tespit etme
Musul Sorunu 19261926 yılında çözüldüğü için 19301930 öncesi döneme aittir.
Musul meselesi, Lozan Antlaşması'nda çözülemeyip sonraya bırakılan bir "tasfiye" dönemi konusudur.

Key Concept

Atatürk Dönemi Dış Politika Evreleri

Hints

1
Türkiye'nin İngiltere ile Musul meselesi yüzünden yaşadığı gerginliğin ne zaman sona erdiğini düşünün.
2
Lozan'dan kalan sorunların (Musul, Nüfus Mübadelesi, Dış Borçlar) çoğu 19301930 yılına kadar çözüme kavuşturulmuştur.
3
Musul Sorunu'nu bitiren Ankara Antlaşması 19261926 tarihlidir; diğer tüm seçenekler 19321932 ile 19371937 yılları arasındadır.

Practice More

1930 sonrası politikanın temel nedeninin İtalya ve Almanya'nın yayılmacı politikaları olduğunu unutmayın.

Alternative Method

Olayları 'Sorun Çözme' ve 'İttifak Kurma' olarak kategorize edebilirsiniz. Musul bir 'sorun' iken, Balkan Antantı ve Sadabat Paktı 'ittifak'tır.
Estimated Time:50s
Question 360Question

Lozan Barış Konferansı’nda çözülemeyen ve Türkiye ile İngiltere arasında gerginliğe yol açan Musul Sorunu'nun diplomatik seyri ve 1926 Ankara Antlaşması ile sonuçlanması süreciyle ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Show answer & explanation

Answer: Antlaşma ile Musul ve Kerkük, İngiliz mandasındaki Irak’a bırakılmış; Türkiye ise bölgedeki petrol gelirlerinin %10’unu 25 yıl süreyle alma hakkı elde etmiştir.

Answer

1926 Ankara Antlaşması ile Musul ve Kerkük'ün Irak'a bırakılması karşılığında Türkiye'nin bölge petrol gelirlerinden %10 pay alması kararlaştırılmıştır.
1926 Ankara Antlaşması'nın en temel hükmü, Musul ve Kerkük'ün İngiliz mandası altındaki Irak'a bırakılmasına karşılık, Türkiye'nin bölgedeki petrol gelirlerinden 25 yıl boyunca %10 pay alacak olmasıdır. Bu madde, sorunun diplomatik yolla ve bir taviz karşılığında kapandığını gösterir.

Step-by-Step Solution

1
Lozan sonrası süreci analiz etme
Lozan'da çözülemeyen Musul Sorunu, ikili görüşmeler (Haliç Konferansı) sonuç vermeyince Milletler Cemiyeti'ne taşınmıştır.
Sorunun uluslararası platformdaki hukuki seyrini belirlemek için gereklidir.
2
Dış etkenleri ve kararları değerlendirme
Milletler Cemiyeti 'Brüksel Hattı'nı kabul etmiş, bu sırada çıkan Şeyh Sait İsyanı Türkiye'nin askeri seçeneğini zayıflatmıştır.
Antlaşmanın imzalanma şartlarını anlamak için önemlidir.
3
Antlaşma maddelerini inceleme
5 Haziran 1926 Ankara Antlaşması ile Musul Irak'a bırakılmış, petrol gelirinin %10'u 25 yıl süreyle Türkiye'ye verilmiştir.
Antlaşmanın somut kazanımlarını ve kayıplarını belirlemek için gereklidir.

Key Concept

Musul Sorunu'nun diplomatik çözümü ve Misak-ı Milli tavizi

Hints

1
Tarih dersinde 'Ankara Antlaşması' adıyla birden fazla belge olduğunu ve bunların taraflarının farklı olduğunu hatırlayın.

Practice More

Musul Sorunu'nun çözümünde Milletler Cemiyeti'nin tutumu ile Boğazlar ve Hatay sorunlarındaki tutumlarını karşılaştırın.
Estimated Time:1m 15s
PreviousPage 18 / 30Next
Atatürk Dönemi Türk Dış Politikası — KPSS Genel Yetenek - Genel Kültür — Page 18 | Examkin