Realizm ve Neorealizm
506 questions
Uluslararası ilişkiler teorileri arasında yer alan bir yaklaşıma göre, devletlerin davranışlarını onların içsel özellikleriyle (rejim türü, liderlerin karakteri vb.) açıklamaya çalışan teoriler 'indirgemeci' (reductionist) bir hata yapmaktadır. Bu yaklaşıma göre, uluslararası politikanın doğasını kavrayabilmek için odaklanılması gereken yer, birimleri (devletleri) çevreleyen 'yapı'dır. Söz konusu yaklaşımın kurucusu, uluslararası yapıyı üç temel boyutla tanımlar: düzenleyici ilke, birimlerin işlevsel niteliği ve üçüncü bir boyut. Kuramcıya göre; uluslararası sistemin düzenleyici ilkesi (anarşi) sabittir ve devletler hayatta kalma güdüsüyle hareket ettikleri için işlevsel olarak birbirlerinden farksızdır. Bu iki boyut değişmez kabul edildiğinden, sistemin yapısında zaman içinde meydana gelen değişimleri ve uluslararası politikadaki farklı sonuçları açıklayan yegâne yapısal değişken, bu üçüncü boyuttur.
Buna göre, parçada bahsedilen kuramcının uluslararası sistemdeki yapısal değişimi açıklamak için kullandığı yegâne değişken ile bu kuramın literatürdeki adı aşağıdakilerin hangisinde doğru eşleştirilmiştir?
Tarihsel süreçte birçok büyük güç, kendi yürüttüğü askeri veya diplomatik kampanyaları 'tüm insanlığın iyiliği', 'medeniyetin savunulması' veya 'evrensel adaletin tesisi' gibi söylemlerle meşrulaştırmaya çalışmıştır. Örneğin, bir devletin kendi yayılmacı politikalarını ilahi bir misyonun veya evrensel bir ahlak yasasının gereği olarak sunması, diplomasi tarihinde sık rastlanan bir olgudur.
Hans Morgenthau'nun siyasal gerçekçilik kuramına göre, devletlerin kendi dış politika hedeflerini bu şekilde evrensel doğrularmış gibi sunmasına karşı çıkan ve bu tür ideolojik maskelemeleri reddeden ilkesi aşağıdakilerden hangisidir?
Bir dış politika analisti, yükselen bir küresel gücün denizaşırı askeri üsler kurma ve silahlanma yarışını hızlandırma stratejisini şu sözlerle değerlendirmiştir:
'Bu devletin yayılmacı askeri doktrini, karar alıcıların emperyal hırslarından veya ülkenin içsel rejim tipinden bağımsızdır. Temel kriz, üzerinde bir üst otoritenin bulunmadığı bu sistemde hiçbir aktörün diğerlerinin gelecekteki niyetlerinden asla tam olarak emin olamamasıdır. En kötü senaryoya hazırlıklı olmak zorunda olan rasyonel bir devlet için hayatta kalmanın tek garantili yolu, gücünü durmaksızın maksimize etmek ve nihayetinde bölgesel hegemonya kurarak rakiplerinin saldırma ihtimalini yapısal olarak ortadan kaldırmaktır.'
Bu analistin değerlendirmesi dikkate alındığında, devletlerin uluslararası arenadaki davranışlarını açıklamak için merkeze aldığı teorik yaklaşım ve temel argümanı aşağıdakilerden hangisinde doğru verilmiştir?
Bir uluslararası ilişkiler araştırmacısı, arşiv belgelerine dayandırdığı tarihsel bir çalışmasında şu sonuca varmıştır: 'İncelenen kriz döneminde devlet başkanı, elindeki diplomatik ve askeri kapasiteyi devletinin güvenliğini sağlamak için kullanmak yerine, tamamen kişisel psikolojik hezeyanları ve katı dogmatik inançları doğrultusunda kararlar almış ve ülkesini mutlak bir felakete sürüklemiştir. Karar alıcının bu açıkça irrasyonel ve duygusal tutumu, dış politikanın her zaman güç bağlamında tanımlanan çıkar peşinde koştuğunu iddia eden realizmin evrensel bir açıklayıcı model olamayacağını kanıtlamaktadır.'
Buna göre, araştırmacının metodolojik eleştirisine Hans Morgenthau’nun 'siyasal gerçekçiliğin altı ilkesi' bağlamında verilebilecek en tutarlı teorik yanıt aşağıdakilerden hangisidir?
Uluslararası politikayı analiz ederken insan doğasına odaklanan geleneksel yaklaşımları yetersiz bulan Kenneth Waltz, devletlerin dış politika davranışlarını açıklamak için farklı bir çerçeve sunmuştur. Waltz'a göre, aktörleri güvenlik arayışına iten ve onları rekabete zorlayan asıl faktör, Hans Morgenthau'nun savunduğu gibi insanın güç arzusu değildir.
Buna göre, Kenneth Waltz'un kurucusu olduğu Neorealizm (Yapısal Realizm) teorisinde, devletlerin davranışlarını şekillendiren temel etken aşağıdakilerden hangisidir?
Uluslararası siyaset tarihi incelendiğinde, birbirinden tamamen farklı iç siyasal rejimlere, ideolojilere veya ekonomik sistemlere sahip olan devletlerin, benzer jeopolitik tehditler karşısında neredeyse birbirinin aynısı dış politika ve güvenlik stratejileri izlediği görülmektedir. Örneğin Soğuk Savaş döneminde zıt kutupları ve ideolojileri temsil eden ABD ve SSCB, nükleer caydırıcılık, güç dengesi arayışı ve ittifak kurma stratejilerinde şaşırtıcı bir benzerlik göstermiştir.
Kenneth Waltz'un "Uluslararası Politika Teorisi"nde geliştirdiği yapısal realizm (neorealizm) yaklaşımına göre, devletlerin içsel niteliklerindeki bu derin ayrılıklara rağmen dış politikada benzer davranış kalıpları sergilemelerinin temel nedeni aşağıdakilerden hangisidir?
Klasik realist düşüncenin felsefi temellerini oluşturan erken dönem metinlerde, devletlerin dış politika davranışları genellikle birey analiz düzeyine indirgenerek açıklanır. Örneğin, Thucydides'in aktardığı *Milos Diyaloğu* veya Thomas Hobbes'un *Leviathan* eserinde resmedilen 'doğa durumu', uluslararası politikadaki güç mücadelesini sistemin kısıtlamaları yerine farklı bir nedensellikle temellendirir.
Buna göre, klasik realizmi neorealizmden (yapısal realizm) ayıran ve bu eserlerde temel referans noktası olarak alınan argüman aşağıdakilerden hangisidir?
Bir uluslararası güvenlik zirvesinde söz alan bir diplomat, ülkesinin komşu coğrafyadaki ağır insan hakları ihlallerine karşı oluşturulan askeri yaptırım gücüne katılmayı reddetmiş ve şu ifadeleri kullanmıştır: "Bireyler kendi vicdani rahatlıkları için 'adalet yerini bulsun, isterse kıyamet kopsun' diyebilirler. Ancak devleti yönetenlerin, kaderini ellerinde tuttukları milyonlarca insanın varlığını tehlikeye atarak böyle soyut ve evrensel bir ahlak formülüne sığınma hakları yoktur."
Hans Morgenthau'nun "Siyasal Gerçekçiliğin Altı İlkesi" çerçevesinde değerlendirildiğinde, diplomatın bu tutumunu meşrulaştıran teorik ilke ve bu ilkenin Neorealizm'in (Yapısal Realizm) varsayımlarından ayrıştığı ontolojik dayanak aşağıdakilerin hangisinde birlikte verilmiştir?
Uluslararası ilişkiler teorisinde, devletlerin anarşik bir sistemde kendi güvenliklerini nasıl sağlayacakları konusunda yapısal realizm (neorealizm) içinde derin bir ayrım bulunur. Bir yaklaşıma göre, sistem devletleri statükocu olmaya ve yalnızca mevcut güç dengesini korumaya zorlarken; diğer bir yaklaşım, devletlerin niyetleri konusundaki 'radikal belirsizliğin' ve hücum yeteneğinin varlığının, aktörleri sürekli bir güç maksimizasyonu arayışına ittiğini savunur. Bu ikinci yaklaşıma göre, nihai güvenlik ancak hegemonya kurarak sağlanabilir ve rasyonel bir büyük güç, maliyet-fayda analizi uygun olduğunda güç artırma fırsatlarını asla kaçırmamalıdır.
Saldırgan (ofansif) realizm olarak adlandırılan bu ikinci yaklaşımın temel varsayımları ve nedensel mantığı göz önüne alındığında, aşağıdaki stratejik tercihlerden hangisi bu teori tarafından 'beklenmeyen' veya 'sistemik rasyonaliteye aykırı' bir devlet davranışı olarak değerlendirilir?
Uluslararası sistemde 'A' devleti, 'B' devletine kıyasla çok daha büyük bir ekonomik kapasiteye ve demografik büyüklüğe sahiptir. Buna karşın, bölgedeki diğer küçük devletlerin, toplam gücü daha düşük olmasına rağmen sınır komşuları olan ve askeri doktrininde sınır ötesi taarruz yeteneklerine (saldırı kapasitesine) öncelik veren 'B' devletine karşı bir ittifak şemsiyesi altında birleştiği görülmüştür. Toplam maddi kapasitesi en yüksek aktör olan 'A' devleti ise uzak bir coğrafyada konumlanması ve dış politikasında statükocu bir tutum sergilemesi nedeniyle bölgesel bir dengeleme reaksiyonunu tetiklememiştir.
Devletlerin ittifak tercihlerinde salt maddi güç kapasitesinden ziyade coğrafi mesafe, taarruz yeteneği ve algılanan niyet gibi değişkenlerin belirleyici olduğunu vurgulayan bu durum, aşağıdaki teorik yaklaşımlardan hangisiyle en iyi açıklanır?
Yapısal realizm şemsiyesi altında yer alan teorisyenler, anarşik sistemin devlet davranışları üzerindeki etkileri konusunda farklı görüşler öne sürmüşlerdir. Bu bağlamda John Mearsheimer'ın temsil ettiği saldırgan (ofansif) realizm, devletlerin uluslararası sistemdeki temel amacının salt mevcut güç dengesini korumak olmadığını iddia eder. Buna göre devletler, uygun fırsatı bulduklarında güçlerini artırmak için revizyonist politikalar izlemeye eğilimlidirler.
Saldırgan realizmin bu teorik çerçevesi dikkate alındığında, devletlerin sürekli olarak güç maksimizasyonu peşinde koşmalarının ve nihayetinde 'bölgesel hegemonya' hedefine yönelmelerinin temel sistemik gerekçesi aşağıdakilerden hangisidir?
Uluslararası ilişkilerde devletler arası işbirliğinin önündeki temel engellerden biri, anlaşmalardan elde edilecek faydanın taraflara nasıl dağıtılacağı endişesidir. Örneğin, aralarında ticaret antlaşması bulunan iki devletin her ikisi de bu işbirliğinden ekonomik büyüme elde etse dahi, devletlerden biri diğerinin oransal olarak daha fazla güçlendiğini fark ettiğinde, kendisi zararda olmamasına rağmen anlaşmayı sonlandırma eğilimi gösterebilmektedir.
Buna göre söz konusu devletin sergilediği bu davranış, Kenneth Waltz'un Yapısal Realizm (Neorealizm) teorisindeki hangi temele dayandırılarak açıklanır?
Uluslararası sistemde istikrarın ve büyük savaşların nedenleri, yapısalcı ve realist yaklaşımlar içerisinde farklı açılardan ele alınmaktadır. Charles Kindleberger'in Hegemonyacı İstikrar Teorisi, küresel ekonomik ve politik istikrarın ancak uluslararası kamusal malları (serbest ticaret, güvenli deniz yolları vb.) sağlayacak ve maliyetini üstlenecek tek bir baskın devletin varlığıyla mümkün olduğunu savunurken; A.F.K. Organski'nin Güç Geçişi Teorisi (Power Transition Theory) sistemdeki büyük savaşların dinamiklerini farklı bir temele oturtur.
Buna göre, Güç Geçişi Teorisi'ne göre uluslararası sistemde büyük ve yıkıcı bir savaşın çıkma ihtimalinin en yüksek olduğu durum aşağıdakilerden hangisidir?
Bir uluslararası ilişkiler uzmanı, yayımladığı makalede şu ifadeleri kullanmıştır:
'Devletlerin birbirlerinin askeri hamlelerine verdikleri tepkileri analiz ederken, aktörlerin güç hırsını veya yayılmacı ideolojilerini aramaya gerek yoktur. Statükocu ve barışçıl bir devletin, sadece sınır güvenliğini tahkim etmek amacıyla geliştirdiği teknolojik bir savunma altyapısı bile, komşusu tarafından haklı bir varoluşsal tehdit olarak algılanabilir. Çünkü mevcut sistemik yapı gereği, bugünün savunma kalkanı yarının taarruz aracı olabilir ve hiçbir aktör diğerinin gelecekteki vizyonundan emin olamaz.'
Uzmanın bu analizinde 'güvenlik ikilemi'nin (security dilemma) yapısal kökenlerine dair vurguladığı temel varsayım, aşağıdakilerden hangisiyle en doğru şekilde ifade edilir?
Bir uluslararası güvenlik sempozyumunda sunulan tebliğde; büyük güçlerin, mevcut güç dağılımıyla hiçbir zaman yetinmedikleri ve karşılarına çıkan her fırsatta rakiplerinin aleyhine olacak şekilde kapasitelerini artırmaya çalıştıkları ifade edilmiştir. Bu görüşe göre devletler, temel hedefleri olan bekalarını sağlamak için eninde sonunda bulundukları coğrafyada tek egemen güç haline gelmeyi arzularlar.
Saldırgan (Ofansif) Realizm yaklaşımının, devletlerin bu sürekli güç maksimizasyonu eğilimini açıklarken dayandığı temel gerekçe aşağıdakilerden hangisidir?
Bir ülkenin ekonomi kurmayları, bölgesel bir komşuyla imzalanması planlanan serbest ticaret anlaşmasının her iki ülkenin milli gelirini kayda değer oranda artıracağını istatistiksel raporlarla savunmuştur. Buna karşın ülkenin dışişleri bakanı, ekonomik verilerin ne kadar cazip olduğuna bakılmaksızın, bu entegrasyonun komşu ülkenin askeri kapasitesini artıracak bir finansman sağlayacağını ve ülkenin stratejik gücünü zayıflatacağını belirterek anlaşmaya karşı çıkmıştır.
Hans Morgenthau'nun "Siyasal Gerçekçiliğin Altı İlkesi" dikkate alındığında, dışişleri bakanının bu yaklaşımı kuramın aşağıdaki temel argümanlarından hangisiyle doğrudan açıklanabilir?
Neorealist teoriye göre, uluslararası sistemin yapısal doğası gereği devletler hayatta kalabilmek (beka) amacıyla kendi askeri kapasitelerini artırma yoluna giderler. Ancak bir devletin tamamen defansif niyetlerle aldığı bu önlemler, diğer devletler tarafından niyetlerin kesin olarak bilinememesi (belirsizlik) nedeniyle potansiyel bir tehdit olarak algılanır ve onları da benzer önlemler almaya iter. Sonuç olarak, ilk devletin güvenliğini artırmak için attığı adım, sistemdeki genel gerilimi yükselterek paradoksal bir şekilde tüm aktörlerin eskisinden daha güvensiz hissetmesine yol açar.
John Herz tarafından literatüre kazandırılan ve yapısal anarşinin yarattığı bu istenmeyen trajik sarmalı ifade eden kavram aşağıdakilerden hangisidir?
X ve Y devletleri arasında serbest ticaret anlaşması müzakere edilmektedir. Anlaşma yürürlüğe girerse her iki devletin de milli geliri artacaktır; ancak Y devletinin elde edeceği ekonomik büyüme, X devletinin elde edeceğinden oransal olarak çok daha fazla olacaktır. Neoliberal kurumsalcılara göre X devleti, anlaşmadan kendi hanesine yazılacak net faydaya odaklanarak işbirliğini desteklemelidir. Neorealistlere göre ise X devleti, anarşik sistemde hile yapma (cheating) ihtimalini ve Y devletinin elde edeceği bu asimetrik avantajın ileride askeri kapasiteye dönüşerek kendi bekasını (survival) tehdit edebileceğini göz önüne alarak işbirliğinden kaçınacaktır.
Uluslararası ilişkiler teorisindeki "neo-neo tartışması" bağlamında, neoliberal kurumsalcılık ile neorealizmin işbirliğine yaklaşımlarını farklılaştıran bu temel motivasyonlar aşağıdakilerin hangisinde sırasıyla doğru verilmiştir?
Kenneth Waltz, "Uluslararası Politika Teorisi" adlı eserinde uluslararası sistemin yapısını üç temel boyuta ayırarak tanımlar. Waltz'a göre; sistemin düzenleyici ilkesi olan anarşik ortam ve sistemin temel birimleri olan devletlerin işlevsel olarak birbirine benzemesi (kendi güvenliklerini sağlamaya çalışmaları vb.) değişmez özelliklerdir. Dolayısıyla, uluslararası politikadaki yapısal dönüşümler ve sistemik değişimler bu iki sabit unsurla açıklanamaz.
Buna göre Waltz, uluslararası sistemin yapısındaki asıl değişimi belirleyen ve devletlerin dış politika davranışlarındaki farklılıkları açıklayan yegâne "değişken" (üçüncü) unsur olarak aşağıdakilerden hangisini öne sürmüştür?
E.H. Carr, uluslararası politikada sıklıkla dile getirilen "ortak iyilik", "insanlığın çıkarı" veya "evrensel barış" gibi kavramların bağımsız ve mutlak doğrular olmadığını savunur. Düşünüre göre, 19. yüzyıl serbest ticaret felsefesinden köken alan ve iki savaş arası dönemde zirveye ulaşan bu tür normatif ilkelerin uluslararası ilişkilerdeki asıl işlevi aşağıdakilerden hangisidir?