Onkoloji

351 questions

Question 1Question

Karın ağrısı ve iştahsızlık şikayetiyle başvuran 6262 yaşındaki erkek hastanın yapılan fizik muayenesinde hepatomegali saptanıyor. Abdominal bilgisayarlı tomografide karaciğerde her iki lobda yaygın, hipodens metastatik nodüller izleniyor. Yapılan üst ve alt gastrointestinal sistem endoskopileri ile toraks bilgisayarlı tomografisi normal sonuçlanıyor. Karaciğer iğne biyopsisinde "orta dereceli diferansiye adenokarsinom" saptanıyor. İmmünohistokimyasal (İHK) boyamalarda sitokeratin (CK) 7 negatif (-), CK 20 pozitif (+), CDX2 pozitif (+) ve SATB2 pozitif (+) ekspresyonu izleniyor.

Bu hasta için en uygun sistemik kemoterapi yaklaşımı aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: Floropirimidin + Oksaliplatin

Answer

Floropirimidin + Oksaliplatin (veya benzeri kolorektal spesifik rejimler), bu hastadaki immünohistokimyasal profile göre en uygun yaklaşımdır.
Hastada saptanan CK7 (-), CK20 (+), CDX2 (+) ve SATB2 (+) profili, primer odağın kolon veya rektum olduğunu kesin bir şekilde işaret eder. Bilinmeyen primerli tümörler (CUP) yönetiminde, hastanın belirli bir doku kökenine (bu vakada kolorektal) uyan spesifik bir profili varsa, standart empirik rejimler yerine o dokuya özgü (site-specific) tedavilerin uygulanması sağkalım ve yanıt oranlarını belirgin şekilde artırır. Floropirimidin (5-FU veya Kapecitabin) ve Oksaliplatin kombinasyonu bu grup için en uygun seçenektir.

Step-by-Step Solution

1
İmmünohistokimyasal (İHK) profilin analiz edilmesi.
CK7 (-), CK20 (+), CDX2 (+) ve SATB2 (+) bulguları kolorektal adenokarsinom için patognomoniktir.
CK7/CK20 paterni ve özellikle SATB2 (Special AT-rich sequence-binding protein 2) ekspresyonu, primer odağın alt gastrointestinal sistem olduğunu kanıtlar.
2
Klinik verilerle (normal endoskopi) İHK profilinin sentezlenmesi.
Endoskopinin normal olması odağın kolorektal olmadığını göstermez; 'kolorektal profilli bilinmeyen primerli tümör' tanısı konur.
Bazı durumlarda primer odak radyolojik veya endoskopik olarak saptanamayacak kadar küçük olabilir veya gerilemiş olabilir.
3
Tedavi stratejisinin belirlenmesi.
Bu 'favorable' (uygun prognozlu) alt grupta, standart CUP tedavisi yerine odağa özgü tedavi uygulanmalıdır.
Klinik çalışmalar, kolorektal profil gösteren CUP hastalarının FOLFOX veya FOLFIRI gibi rejimlerle, standart platin-taksan rejimlerine göre çok daha yüksek yanıt oranlarına sahip olduğunu göstermiştir.

Key Concept

Kolorektal Profil Gösteren Bilinmeyen Primerli Tümörler (CUP)
Question 2Question

Moleküler karsinogenez sürecinde hücre döngüsünün G1 fazından S fazına geçişini kontrol eden ve "hücre döngüsünün valisi" (governor) olarak tanımlanan RBRB (retinoblastom) yolu, insan kanserlerinin çoğunda disfonksiyoneldir. Bu yolaktaki proteinlerin etkileşimi ve karsinogenezdeki rolleri dikkate alındığında, aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Show answer & explanation

Answer: Hücre büyüme sinyalleri ile aktifleşen CyclinD/CDK4Cyclin D / CDK4 kompleksi RBRB proteinini hiperfosforile ederek E2FE2F transkripsiyon faktörlerinin serbest kalmasını sağlar.

Answer

Hücre büyüme sinyalleri ile aktifleşen Cyclin D / CDK4 kompleksi RB proteinini hiperfosforile ederek E2F transkripsiyon faktörlerinin serbest kalmasını sağlar.
Hücre döngüsü ilerlemesi sırasında büyüme faktörleri CyclinDCyclin D ekspresyonunu artırır. CyclinDCyclin D, CDK4CDK4 veya CDK6CDK6 ile birleşerek RBRB proteinini hiperfosforile eder. Fosforillenen RBRB, tuttuğu E2FE2F transkripsiyon faktörlerini serbest bırakır. Serbest kalan E2FE2F, hücrenin S fazına girmesi için gerekli olan genlerin (örneğin CyclinECyclin E) transkripsiyonunu başlatır. Bu süreç, karsinogenezde kontrolsüz hücre çoğalmasının temel mekanizmalarından biridir.

Step-by-Step Solution

1
RB proteininin aktif ve inaktif formlarını ayırt edin.
Hipofosforile RBRB = Aktif (Baskılayıcı); Hiperfosforile RBRB = İnaktif (Baskı kalkar).
RBRB proteini fosforilasyon durumuyla hücre döngüsünü kontrol eder.
2
Upstream düzenleyicilerin (Cyclin D, CDK4, p16) RB üzerindeki etkisini analiz edin.
CyclinD/CDK4Cyclin D / CDK4 kompleksi RBRB'yi fosforile eder; p16p16 ise bu kompleksi durdurarak fosforilasyonu engeller.
Hücre döngüsü ilerlemesi için RBRB'nin inaktive edilmesi (fosforillenmesi) gerekir.
3
E2F transkripsiyon faktörü ile etkileşimi belirleyin.
RBRB fosforillendiğinde E2FE2F'yi serbest bırakır, serbest kalan E2FE2F S fazı genlerini aktive eder.
E2FE2F, DNA sentezi için gerekli enzimlerin ekspresyonunu sağlar.

Key Concept

Hücre döngüsünün G1-S kontrolü (The Governor Pathway)
Question 3Question

5252 yaşında metastatik kolorektal kanser tanısıyla FOLFIRI (irinotekan, 55-fluorourasil, lökovorin) protokolü uygulanan erkek hastada, irinotekan infüzyonu sırasında ani başlayan şiddetli abdominal kramplar, sulu diyare, hipersalivasyon, terleme ve miyozis gelişiyor. Bu klinik tablo ve yönetimi ile ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Show answer & explanation

Answer: Asetilkolinesteraz enziminin geçici inhibisyonuna bağlı gelişen akut kolinerjik bir tablodur ve tedavisinde atropin kullanılmalıdır.

Answer

İrinotekan infüzyonu sırasında gelişen bu tablo, asetilkolinesteraz enziminin inhibisyonuna bağlı akut kolinerjik sendromdur ve atropin ile tedavi edilir.
İrinotekan, yapısal olarak asetilkolinesteraza benzerlik gösterir ve bu enzimi geçici olarak inhibe edebilir. İnfüzyon sırasında veya hemen sonrasında gelişen karın ağrısı, diyare, terleme, hipersalivasyon, lakrimasyon ve miyozis gibi bulgular bu kolinerjik deşarjın sonucudur. Bu 'akut' tablo atropin ile hem önlenebilir hem de tedavi edilebilir.

Step-by-Step Solution

1
Klinik bulguların değerlendirilmesi
Karın ağrısı, diyare, terleme, tükürük artışı (salivasyon) ve göz bebeklerinde küçülme (miyozis) saptandı.
Bu bulgular otonom sinir sistemi üzerinden kolinerjik aşırı uyarılmayı (muskarinik etkiler) işaret eder.
2
Zamanlamanın analizi
Belirtilerin irinotekan infüzyonu sırasında (akut) ortaya çıktığı görüldü.
İrinotekan iki tip diyareye neden olur: Akut (kolinerjik) ve Geç (mukozal hasar). İnfüzyon sırasındaki tablo akuttur.
3
Fizyopatolojik mekanizmanın belirlenmesi
İrinotekanın asetilkolinesteraz enzimini geçici olarak inhibe ettiği belirlendi.
Bu inhibisyon asetilkolin düzeyini artırarak kolinerjik krize yol açar.
4
Tedavi yaklaşımının seçilmesi
Antikolinerjik bir ajan olan atropin uygulanması kararlaştırıldı.
Atropin, muskarinik reseptörleri bloke ederek kolinerjik semptomları hızla geri döndürür.

Key Concept

İrinotekan Toksisitesi (Akut Kolinerjik Sendrom vs. Geç Diyare)

Practice More

İrinotekan metabolizmasında görev alan UGT1A1UGT1A1 gen polimorfizminin geç diyare ve nötropeni riski üzerindeki etkisini inceleyiniz.
Estimated Time:1m 30s
Question 4Question

Bilinmeyen primerli tümörler (CUP), standart tanısal incelemelere rağmen primer odağın saptanamadığı heterojen bir hastalık grubudur. Bu hastaların yaklaşık %8085\%80-85'i kötü prognoza sahipken, geri kalan grup spesifik tedavilere iyi yanıt veren 'uygun prognozlu' grupta yer alır. Buna göre, aşağıdakilerden hangisi uygun prognozlu bilinmeyen primerli tümör alt gruplarından biridir?

Show answer & explanation

Answer: İzole aksiller lenf nodu tutulumu olan adenokarsinomlu kadın hasta

Answer

İzole aksiller lenf nodu tutulumu olan adenokarsinomlu kadın hasta
İzole aksiller lenf nodu tutulumu olan adenokarsinomlu kadın hastalar, primer odak memede radyolojik olarak gösterilemese dahi meme kanseri gibi yönetilir. Aksiller diseksiyon ve gerekirse meme ışınlaması/kemoterapisi ile bu hastalarda prognoz, standart metastatik adenokarsinomlara göre çok daha iyidir.

Step-by-Step Solution

1
Bilinmeyen primerli tümörlerin (CUP) genel prognostik sınıflandırmasını değerlendir.
Hastaların büyük bir kısmı kötü prognozlu olsa da, yaklaşık %1520\%15-20'lik bir kesim spesifik tedaviye yanıt veren uygun prognozlu gruptadır.
Tedavi stratejisini belirlemek için hastanın hangi klinik alt grupta olduğunu saptamak kritiktir.
2
Uygun prognozlu alt grupları hatırla.
Kadınlarda izole aksiller adenokarsinom, orta hat (midline) yerleşimli tümörler, inguinal lenf nodu metastazı yapan yassı hücreli karsinomlar ve nöroendokrin karsinomlar bu gruptadır.
Bu gruplar, primer odak bulunmasa dahi belli bir organ kanseri gibi (örneğin meme veya germ hücreli tümör) tedavi edilebilir.
3
Seçenekler arasından uygun prognozlu klinik tabloyu seç.
İzole aksiller tutulum gösteren kadın hastanın meme kanseri protokolüyle tedavi edildiğinde iyi prognoza sahip olduğu sonucuna varılır.
Bu spesifik klinik senaryo, CUP yönetiminde sağkalım avantajı sağlayan nadir durumlardan biridir.

Key Concept

Bilinmeyen primerli tümörlerde 'uygun prognozlu' klinik alt grupların tanınması ve tedavi yaklaşımı.

Hints

1
CUP hastalarında metastazın yeri, primer odağın hangi organ gibi davranabileceği konusunda ipucu verir.
2
Bazı CUP alt grupları, gizli bir meme kanseri veya germ hücreli tümör gibi tedavi edildiğinde şifa bulabilir.
3
Aksiller lenf nodu adenokarsinomu kadınlarda en sık hangi gizli primer odağı akla getirir?

Practice More

İnguinal lenf nodu metastazı ile başvuran yassı hücreli karsinomlu (SCC) bir hastada araştırılması gereken primer bölgeleri (anorektal, genital) gözden geçirin.
Estimated Time:1m 15s
Question 5Question

62 yaşında kadın hasta, artan nefes darlığı şikayetiyle başvuruyor. Fizik muayenede sağ akciğer bazalinde solunum seslerinin alınamadığı saptanıyor. Toraks ultrasonografisinde sağda masif plevral efüzyon izleniyor. Yapılan torasentez sonrası sitolojik inceleme 'adenokarsinom metastazı' ile uyumlu geliyor. Hastanın tüm vücut taramasında (PET-CT) plevral tutulum dışında herhangi bir odak saptanmıyor. Meme muayenesi ve güncel mamografisi normal değerlendiriliyor.

Hücre bloğuna uygulanan immünhistokimyasal boyama sonuçları aşağıda verilmiştir:

BelirteçSonuç
CK7Pozitif (+)
CK20Negatif (-)
TTF-1Negatif (-)
GATA-3Pozitif (+)
PAX-8Negatif (-)

Buna göre, bu hasta için en olası primer tümör kaynağı aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: Meme

Answer

Doğru cevap Meme karsinomudur.
Verilen olguda adenokarsinom metastazı saptanmış ve immünhistokimyasal panelde CK7 (+), CK20 (-), GATA-3 (+) bulunmuştur. CK7+/CK20- profili diyafram üstü organları (akciğer, meme, tiroid) ve jinekolojik organları düşündürür. Bu grupta ayırıcı tanıda kullanılan nükleer transkripsiyon faktörlerinden GATA-3, meme ve ürotelyal karsinomlar için yüksek duyarlılık ve özgüllüğe sahiptir. Ürotelyal karsinomlar genellikle transizyonel hücreli olsa da, meme karsinomları (özellikle ER pozitif olanlar) GATA-3'ü güçlü eksprese eder. TTF-1 negatifliği akciğeri, PAX-8 negatifliği ise over ve diğer jinekolojik maligniteleri büyük ölçüde dışlar. Mamografinin normal olması 'Okült Meme Kanseri' tanısını değiştirmez; bu hastalar metastaz (en sık aksiller lenf nodu, ancak plevral efüzyon da görülebilir) ile başvurabilirler.

Step-by-Step Solution

1
Hastanın klinik tablosunu ve patolojik tanısını değerlendir.
62 yaşında kadın hasta, plevral efüzyon ile başvuruyor ve sitoloji adenokarsinom metastazı gösteriyor.
Bilinmeyen primer tümör yaklaşımında histolojik tip (adenokarsinom) ayırıcı tanıyı daraltır.
2
Sitokeratin (CK) profilini analiz et.
CK7 (+) / CK20 (-) profili mevcuttur.
Bu profil en sık Akciğer, Meme, Over, Endometrium ve Tiroid tümörlerinde görülür. Kolon (genellikle CK20+) ve Pankreas (genellikle CK7+/CK20+) olasılıkları azalır.
3
Spesifik transkripsiyon faktörlerini (TTF-1, GATA-3, PAX-8) değerlendir.
TTF-1 negatifliği akciğeri dışlar. PAX-8 negatifliği over ve diğer jinekolojik organları dışlar. GATA-3 pozitifliği ise meme veya ürotelyal karsinomu işaret eder.
GATA-3, meme kanseri için oldukça spesifik (özellikle lumimal tip) bir belirteçtir. Adenokarsinom morfolojisi ile birleştiğinde meme kaynağı ön plana çıkar.
4
Klinik uyumsuzluğu (normal mamografi) yorumla.
Mamografinin normal olması meme kanserini ekarte ettirmez (Okült meme kanseri).
Okült meme kanserleri, memede saptanabilir kitle olmadan aksiller metastaz veya uzak metastaz (plevral efüzyon gibi) ile prezente olabilir.

Key Concept

Bilinmeyen primer tümörlerde immünhistokimyasal belirteçler (CK7/20, GATA-3, TTF-1, PAX-8) primer odağın saptanmasında temel yol göstericidir. GATA-3 pozitifliği meme ve ürotelyal karsinomlar için karakteristiktir.
Question 6Question

Kolorektal karsinogenezde en sık görülen moleküler yolak olan 'kromozomal instabilite' (supresör) yolağında, normal kolon epiteli hücrelerinde 'gatekeeper' (kapı bekçisi) fonksiyonu görerek adenom gelişimini başlatan ve sitoplazmik β\beta-katenin yıkımını kontrol eden gen aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: APCAPC (Adenomatöz Polipozis Koli)

Answer

Adenomatöz Polipozis Koli (APCAPC) geni, kolorektal karsinogenezin kromozomal instabilite yolağında mutasyona uğrayan ilk gendir.
Kromozomal instabilite yolağında (klasik yolak) normal kolon mukozasında adenom oluşumunu başlatan ilk genetik olay APCAPC tümör supresör geninin inaktivasyonudur. Bu gen, Wnt sinyal yolağının negatif bir regülatörü olarak görev yapar ve sitoplazmik β\beta-katenin düzeylerini kontrol ederek hücre çoğalmasını sınırlar.

Step-by-Step Solution

1
Kromozomal instabilite yolağının başlangıcını tanımlama
Bu yolak 'Vogelstein modeli' olarak da bilinir ve normal mukozadan adenoma geçiş süreciyle başlar.
Yolağın ilk ve zorunlu adımı 'gatekeeper' genlerin inaktivasyonudur.
2
APCAPC geninin fonksiyonunu analiz etme
APCAPC proteini normalde β\beta-katenini fosforile ederek yıkımını sağlar; mutasyonunda β\beta-katenin çekirdeğe giderek hücre proliferasyonunu artırır.
APCAPC mutasyonu epitelyal hücrelerin apoptozdan kaçmasına ve klonal genişlemesine neden olur.

Key Concept

Adenoma-Karsinom Dizisi ve APCAPC Geninin Başlatıcı Rolü
Estimated Time:1m 15s
Question 7Question

61 yaşında erkek hasta, son bir ayda yaklaşık 88 kg kaybetme ve sağ üst kadran ağrısı şikayetleriyle başvuruyor. Yapılan abdominal bilgisayarlı tomografide karaciğerde yaygın, metastatik görünümlü hipodens kitleler izleniyor. Karaciğerdeki lezyondan yapılan iğne biyopsisi sonucu 'az diferansiye (yüksek dereceli) nöroendokrin karsinom' olarak raporlanıyor. Bu hastada primer odak araştırması ve evreleme için en uygun nükleer tıp görüntüleme yöntemi aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: 18^{18} F-FDG PET/BT

Answer

Az diferansiye nöroendokrin karsinomlarda primer odak ve evreleme için glikoz metabolizmasını gösteren 18^{18} F-FDG PET/BT tercih edilmelidir.
Az diferansiye (yüksek dereceli/G3) nöroendokrin karsinomlar, biyolojik olarak agresif seyreden ve yüksek metabolik hıza sahip tümörlerdir. Bu hücrelerde somatostatin reseptörlerinin sayısı azaldığı için reseptör odaklı taramaların (68^{68} Ga-DOTATATE veya Oktreoscan) duyarlılığı düşer. Bu vakalarda primer odağın tespiti ve yayılımın belirlenmesi için glikoz kullanımını gösteren 18^{18} F-FDG PET/BT en etkili tanı aracıdır.

Step-by-Step Solution

1
Histopatolojik tanıyı analiz et.
Tanı 'az diferansiye (yüksek dereceli/G3) nöroendokrin karsinom'dur.
Görüntüleme stratejisi tümörün diferansiyasyon derecesine (derecesine) göre belirlenir.
2
Tümörün reseptör ve metabolik özelliklerini değerlendir.
Az diferansiye tümörlerde somatostatin reseptör ekspresyonu düşük, proliferasyon hızı ve glikoz tüketimi yüksektir.
İyi diferansiye tümörlerin aksine bu hücreler glikolitik yolu tercih ederler.
3
Biyolojik özelliklere uygun görüntüleme yöntemini seç.
Yüksek glikoz metabolizmasını saptayan 18^{18} F-FDG PET/BT en uygun yöntemdir.
Somatostatin reseptör taramaları bu tip agresif tümörlerde sıklıkla yanlış negatif sonuç verir.

Key Concept

Bilinmeyen primer tümörlerde nöroendokrin diferansiyasyon derecesine göre görüntüleme seçimi.
Estimated Time:2m 0s
Question 8Question

5454 yaşında kadın hasta, sol koltuk altında yaklaşık 22 aydır fark ettiği ve giderek büyüyen ağrısız bir kitle şikayetiyle polikliniğe başvuruyor. Fizik muayenede sol aksillada 2.52.5 cm çapında, sert ve fikse lenfadenopati saptanıyor; diğer sistem muayeneleri ve meme muayenesi normal olarak değerlendiriliyor. Hastaya yapılan bilateral mamografi ve meme ultrasonografisinde şüpheli bir lezyon izlenmiyor. Aksiller lenf nodu biyopsi sonucu "adenokarsinom metastazı" ile uyumlu gelen bu hastada, primer odağı saptamaya yönelik bir sonraki en uygun adım aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: Meme MRG çekilmesi

Answer

Meme MRG çekilmesi seçeneği en uygun yaklaşımdır çünkü mamografi ve ultrasonografinin negatif olduğu izole aksiller adenokarsinom metastazı olan kadınlarda gizli meme odağını saptamada en duyarlı yöntemdir.
Meme MRG çekilmesi seçeneği doğrudur. Kadınlarda izole aksiller adenokarsinom metastazı, gizli bir meme kanserinin ilk belirtisi olabilir. Fizik muayene, mamografi ve USG'nin normal olduğu durumlarda meme MRG, primer tümörü saptamada en yüksek duyarlılığa sahip yöntemdir. Eğer MRG ile de odak bulunamazsa, bu hastalar yine de Evre II meme kanseri gibi tedavi edilir (aksiller dissection + mastektomi veya meme ışınlaması).

Step-by-Step Solution

1
Klinik tablonun analiz edilmesi
Kadın hasta, izole aksiller lenfadenopati ve biyopside adenokarsinom metastazı.
Bu tablo, bilinmeyen primer tümörlerin (BPT) 'favorable' (iyi seyirli) alt gruplarından biri olan 'kadınlarda izole aksiller metastatik adenokarsinom' grubuna girmektedir.
2
Standart meme taramasının değerlendirilmesi
Mamografi ve USG normal.
Meme kanseri en olası odak olsa da standart görüntüleme yöntemleri odağı her zaman gösteremeyebilir.
3
Tanısal algoritmanın uygulanması
Meme MRG istenmesi.
Meme MRG, gizli (occult) meme kanserini saptamada %70-80 üzerinde duyarlılığa sahiptir ve tanısal süreçte bir sonraki adımdır.

Key Concept

Kadınlarda izole aksiller metastatik adenokarsinom saptandığında, mamografi/USG negatif olsa bile odak aksine kanıtlanmadıkça meme kanseri kabul edilir ve ileri görüntülemede Meme MRG önceliklidir.

Practice More

Bilinmeyen primerli tümörlerde 'favorable' (iyi prognozlu) diğer grupları (örneğin; genç erkekte orta hat yerleşimli tümörler veya peritonda seröz papiller tümörü olan kadınlar) gözden geçirin.
Estimated Time:1m 30s
Question 9Question

Hodgkin lenfoma tanısıyla ABVD (doksorubisin, bleomisin, vinblastin, dakarbazin) kemoterapi protokolü başlanan 35 yaşındaki erkek hasta, tedavinin 4. küründen sonra polikliniğe ilerleyici nefes darlığı ve kuru öksürük şikayetleri ile başvuruyor. Fizik muayenede akciğer oskültasyonunda her iki bazalde inspiratuar raller (velcro ralleri) duyuluyor. Çekilen toraks bilgisayarlı tomografisinde bilateral interstisyel infiltrasyonlar ve fibrozis ile uyumlu görünümler izleniyor. Ekokardiyografide ejeksiyon fraksiyonu normal (%65) olarak ölçülüyor.

Bu klinik tablodan sorumlu olması en muhtemel kemoterapötik ajan aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: Bleomisin

Answer

Bleomisin
Soruda tarif edilen klinik tablo (kuru öksürük, dispne, velcro ralleri) ve radyolojik bulgular (interstisyel fibrozis), Bleomisin toksisitesi için tipiktir. Bleomisin, akciğerde inaktive edici enzim olan bleomisin hidrolazın eksikliği nedeniyle birikir ve serbest oksijen radikalleri oluşturarak pulmoner fibrozise yol açar. Bu yan etki doz kısıtlayıcıdır.

Step-by-Step Solution

1
Hastanın klinik tablosunu analiz et
Nefes darlığı, kuru öksürük, velcro ralleri ve radyolojik olarak interstisyel fibrozis saptanmış.
Semptomlar ve bulgular spesifik bir organ toksisitesine (akciğer) işaret etmektedir.
2
Kullanılan ilaçları ve yan etkilerini değerlendir
ABVD protokolündeki ilaçlar: Doksorubisin (kardiyak), Bleomisin (pulmoner), Vinblastin (nörolojik), Dakarbazin (hematolojik/GI).
Her ilacın karakteristik bir doz kısıtlayıcı yan etkisi vardır.
3
Klinik tablo ile ilaç yan etkisini eşleştir
Bleomisin, serbest radikal oluşumu üzerinden pnömosit hasarı ve pulmoner fibrozise neden olan en önemli ajandır.
Doksorubisin nefes darlığı yapabilir (KY) ancak EF normaldir ve fibrozis beklenmez.

Key Concept

Bleomisin kullanımına bağlı gelişen en ciddi yan etki pulmoner fibrozistir; doz kısıtlayıcıdır ve hayati risk taşır.

Hints

1
Hastadaki 'velcro ralleri' ve 'interstisyel fibrozis' bulguları, akciğer parankiminin hasar gördüğünü göstermektedir.
2
ABVD protokolündeki ilaçlardan biri, spesifik olarak 'B' harfi ile başlar ve akciğer toksisitesi ile ünlüdür.
3
Bu ilaç, ciltte hiperpigmentasyon ve akciğerde fibrozis yapar; kardiyotoksik olan antrasiklinlerden (Doksorubisin) ayrılmalıdır.

Practice More

Doksorubisin ve Trastuzumab ilişkili kardiyotoksisite mekanizmalarının farklarını gözden geçiriniz.
Estimated Time:1m 0s
Question 10Question

19 yaşında erkek hasta, hızlı büyüyen abdominal kitle ve nefes darlığı şikayetleriyle başvuruyor. Yapılan tetkikler sonucunda Burkitt lenfoma tanısı konuluyor. Laboratuvar bulgularında; LDH: 3400 U/L3400\ U/L (N<250N < 250), Ürik asit: 10.2 mg/dL10.2\ mg/dL, Kreatinin: 1.2 mg/dL1.2\ mg/dL ve Potasyum: 4.6 mEq/L4.6\ mEq/L saptanıyor. Hastanın özgeçmişinde çocukluk çağında bakla tüketimi sonrası hemoliz atağı geçirdiği biliniyor. Bu hastada tümör lizis sendromunu (TLS) önlemek amacıyla planlanan tedavide en uygun yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: Agresif hidrasyon ve allopurinol tedavisi

Answer

Agresif hidrasyon ve allopurinol tedavisi
Burkitt lenfoma ve aşırı yüksek LDH düzeyleri hastayı TLS açısından yüksek risk grubuna sokar. Yüksek riskli hastalarda normalde rasburikaz ilk tercihtir; ancak hastanın bakla tüketimi sonrası hemoliz öyküsü G6PD eksikliğini tanımlar. Rasburikaz ürik asidi allantoine çevirirken hidrojen peroksit açığa çıkarır, bu da G6PD eksikliği olanlarda şiddetli hemolize yol açar. Bu nedenle bu spesifik hastada agresif hidrasyonun yanında en güvenli ve uygun profilaktik ajan allopurinoldür.

Step-by-Step Solution

1
Hastanın Tümör Lizis Sendromu (TLS) riskini belirle.
Burkitt lenfoma ve LDH > 2x normal olması hastayı 'yüksek risk' grubuna sokar.
Yüksek riskli hastalarda agresif profilaksi (hidrasyon + ürik asit düşürücü) zorunludur.
2
Özgeçmişteki 'bakla tüketimi sonrası hemoliz' bilgisini analiz et.
Bu öykü hastada Glikoz-6-Fosfat Dehidrogenaz (G6PD) eksikliği olduğunu gösterir.
G6PD eksikliği, TLS yönetiminde kritik bir ilaç olan rasburikazın kullanımı için mutlak kontrendikasyondur.
3
Kontrendikasyonlara göre en uygun ürik asit düşürücü ajanı seç.
Rasburikaz kullanılamadığı için allopurinol tercih edilir.
Rasburikaz metabolizması sırasında hidrojen peroksit (H2O2H_2O_2) oluşur; G6PD eksikliğinde bu durum oksidatif hemolize ve methemoglobinemiye yol açar.

Key Concept

TLS risk sınıflaması ve G6PD eksikliğinde rasburikaz kontrendikasyonu
Estimated Time:2m 0s
Question 11Question

5555 yaşında erkek hasta, son 1010 gündür giderek artan nefes darlığı, yüzünde ve boynunda şişlik, ses kısıklığı şikayetleri ile başvuruyor. Fizik muayenesinde her iki kolda ödem, boyun venlerinde dolgunluk ve göğüs ön duvarında genişlemiş kollateral venöz yapılar saptanıyor. Çekilen toraks bilgisayarlı tomografisinde (BT) mediastende, vena kava superiora bası yapan ve sağ akciğer üst lobdan köken alan 55 cmcm çapında kitle izleniyor. Hastada stridor veya mental durum değişikliği saptanmadığına göre, kesin tedaviye başlanmadan önce yapılması gereken en uygun bir sonraki adım aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: Histopatolojik tanı için doku biyopsisi yapılması

Answer

Klinik olarak stabil olan vena kava superior sendromlu hastada kesin tedavi öncesi doku tanısı için biyopsi yapılmalıdır.
Vena kava superior sendromu tanısı konulan ve hava yolu tıkanıklığı ya da serebral ödem gibi yaşamı tehdit eden acil bulguları olmayan hastalarda, en uygun yaklaşım tedavi öncesinde histopatolojik tanı (biyopsi) almaktır. Çünkü küçük hücreli akciğer kanseri ve lenfomalar gibi durumlarda kemoterapi öncelikliyken, diğer durumlarda radyoterapi veya cerrahi seçenekleri değerlendirilir.

Step-by-Step Solution

1
Klinik tabloyu değerlendir
Hastada yüz/boyun şişliği ve kollateral venler mevcut; vena kava superior sendromu (VKSS) tanısı konuldu.
Vena kava superiorun basıya uğraması venöz dönüşü engelleyerek tipik klinik bulgulara yol açar.
2
Hastanın stabilite durumunu kontrol et
Stridor (hava yolu obstrüksiyonu) veya mental bulanıklık (beyin ödemi) saptanmadı.
Eğer bu bulgular olsaydı, biyopsi beklenmeden acil radyoterapi veya stentleme gibi girişimler gerekirdi.
3
Tanısal önceliği belirle
Histopatolojik tanı için biyopsi (bronkoskopi, transtorasik biyopsi veya mediastinoskopi) planlanmalıdır.
Küçük hücreli akciğer kanseri veya lenfoma gibi kemosensitif tümörlerin tedavisi ile diğer tiplerin tedavisi farklıdır; doku örneği almadan tedaviye başlamak tanıyı güçleştirebilir.

Key Concept

Vena Kava Superior Sendromu (VKSS) Tanısal Yaklaşımı

Alternative Method

Eğer biyopsi yapılamıyorsa veya hasta çok instabilse, endovasküler stent yerleştirilmesi semptomları hızla rahatlatmak için kullanılabilir.
Estimated Time:1m 30s
Question 12Question

Kanser immünoterapisinde yaygın olarak kullanılan immün kontrol noktası inhibitörlerinin etki mekanizmaları ve klinik uygulama prensipleri değerlendirildiğinde, CTLA4CTLA-4 blokajı (örn. ipilimumab) ile PD1/PDL1PD-1/PD-L1 blokajı (örn. nivolumab, pembrolizumab) arasındaki temel farklara ilişkin aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Show answer & explanation

Answer: CTLA4CTLA-4 yolu esas olarak lenf nodlarında saf T-hücrelerinin aktivasyonunu (priming fazı) kontrol ederken, PD1/PDL1PD-1/PD-L1 yolu periferik dokularda ve tümör mikroçevresinde önceden aktive olmuş T-hücrelerinin fonksiyonlarını (efektör fazı) düzenler.

Answer

CTLA4CTLA-4 ve PD1/PDL1PD-1/PD-L1 yolakları immün yanıtın farklı evrelerinde ve bölgelerinde görev yapar; CTLA4CTLA-4 lenf nodlarında (priming), PD1PD-1 ise periferik dokularda (efektör) aktiftir.
İmmün sistemin tümöre karşı aktivasyonunda iki ana fren mekanizması vardır. CTLA4CTLA-4, T-hücresi ile antijen sunan hücre (APCAPC) arasındaki erken etkileşimi lenf nodlarında (priming fazı) baskılar. PD1PD-1 ise tümör hücrelerinin T-hücrelerini periferde susturmasını (efektör fazı) sağlar. Bu nedenle anti-CTLA4CTLA-4 tedaviler immün yanıtı en baştan tetiklerken, anti-PD1/L1PD-1/L1 tedaviler tümör bölgesindeki mevcut baskıyı kaldırır.

Step-by-Step Solution

1
İmmün kontrol noktalarının anatomik yerleşimini belirle.
CTLA4CTLA-4 esas olarak lenf nodlarında, PD1PD-1 ise periferik dokularda/tümör yatağında yoğundur.
Bu ayrım, immün yanıtın hangi aşamasında (erken aktivasyon vs. geç efektör faz) modülasyon yapıldığını belirler.
2
T-hücre etkileşim fazlarını karşılaştır.
CTLA4CTLA-4 blokajı priming (hazırlık) fazını etkilerken, PD1PD-1 blokajı efektör (uygulama) fazını etkiler.
CTLA4CTLA-4, saf T-hücrelerinin aktivasyon eşiğini düzenler; PD1PD-1 ise aktive hücrelerin tümör tarafından susturulmasını engeller.
3
Klinik toksisite ve yapısal özellikleri değerlendir.
CTLA4CTLA-4 inhibitörleri genellikle daha toksiktir ve bu ilaçların tamamı monoklonal antikordur.
Lenf nodu düzeyindeki geniş çaplı aktivasyon, otoimmünite riskini (irAEirAE) artırır.

Key Concept

İmmün Kontrol Noktası İnhibitörlerinin Anatomik ve Fonksiyonel Ayrımı

Practice More

İmmün ilişkili yan etkilerin (irAE) organ spesifik yönetimine ve steroid dirençli vakalarda kullanılan biyolojik ajanlara göz atın.
Estimated Time:1m 30s
Question 13Question

4040 paket-yıl sigara öyküsü bulunan 5252 yaşında erkek hasta; son 22 aydır ilerleyen öksürük, iştahsızlık ve 55 kg kilo kaybı nedeniyle başvuruyor. Fizik muayenesinde el parmaklarında belirgin çomaklaşma (clubbing) saptanırken; el bilekleri ve ayak bileklerinde bilateral, simetrik hassasiyet ve şişlik izleniyor. Çekilen uzun kemik grafilerinde distal tibia ve radiusta periost reaksiyonu (periostit) görülüyor. Akciğer tomografisinde sağ üst lobda periferal yerleşimli 33 cm çapında kitle saptanan bu hastada, mevcut klinik tabloya en sık neden olan akciğer kanseri histopatolojik tipi aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: Adenokarsinom

Answer

Mevcut klinik tablo (çomak parmak ve periostit) hipertrofik pulmoner osteoartropatiyi işaret etmektedir ve bu durum en sık adenokarsinom ile ilişkilidir.
Hastada tarif edilen çomaklaşma, el ve ayak bileklerinde simetrik ağrı/şişlik ve radyolojik olarak saptanan periostit, 'Hipertrofik Pulmoner Osteoartropati' (HOA) tablosunu tanımlar. Bu sendrom, küçük hücreli dışı akciğer kanserlerinde (KHDAK) daha sık görülür ve bu grup içerisinde en güçlü ilişki adenokarsinom iledir.

Step-by-Step Solution

1
Klinik bulguları analiz et.
Çomak parmak, simetrik eklem ağrıları ve radyolojik periostit varlığı Hipertrofik Pulmoner Osteoartropati (HOA) tanısını koydurur.
HOA, akciğer malignitelerinin seyrinde görülen klasik bir paraneoplastik sendromdur.
2
Primer tümörün özelliklerini değerlendir.
Sigara öyküsü ve periferal yerleşimli bir akciğer kitlesi mevcuttur.
Periferal yerleşim hem adenokarsinom hem de büyük hücreli karsinom için tipiktir.
3
Sendrom ve tümör tipi eşleştirmesi yap.
Akciğer kanserleri arasında HOA ve çomak parmak ile en sık ilişkili tip adenokarsinomdur.
Paraneoplastik sendromların spesifik tümör tipleriyle olan yüksek korelasyonu ayırıcı tanıda kritiktir.

Key Concept

Hipertrofik Pulmoner Osteoartropati (HOA) ve Adenokarsinom İlişkisi
Estimated Time:1m 30s
Question 14Question

Kanser epidemiyolojisi ve karsinogenez mekanizmaları ile ilgili klinik ve biyolojik bilgiler göz önüne alındığında, aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Show answer & explanation

Answer: Epstein-Barr virüsü (EBV); Burkitt lenfoma, nazofarenks karsinomu ve bazı Hodgkin lenfoma tiplerinin patogenezinde etyolojik bir faktör olarak rol oynar.

Answer

Epstein-Barr virüsünün (EBV) Burkitt lenfoma, nazofarenks karsinomu ve Hodgkin lenfoma patogenezinde rol oynadığı ifadesi doğrudur.
Epstein-Barr virüsü (EBV), insanlarda saptanan ilk onkojenik virüstür. Özellikle B-lenfositlerini enfekte ederek klonal çoğalmaya yol açar (Burkitt lenfoma, Hodgkin lenfoma) ve nazofarenks epiteli hücrelerinde transforme edici etki göstererek nazofarenks karsinomuna neden olur.

Step-by-Step Solution

1
Epidemiyolojik verilerin değerlendirilmesi
Kadınlarda insidans liderinin meme kanseri olduğu saptandı.
Kanser istatistiklerinde cinsiyete özgü en sık görülen türleri ayırt etmek gerekir.
2
Karsinogenez evrelerinin analizi
İnisiyasyonun geri dönüşümsüz, promosyonun ise geri dönüşümlü süreçler olduğu belirlendi.
Karsinogenez basamaklarının moleküler ve hücresel özelliklerini anlamak tanım hatalarını önler.
3
Viral ve kimyasal karsinojen eşleşmelerinin kontrolü
EBV'nin lenfoproliferatif hastalıklarla, vinil klorürün ise karaciğer anjiyosarkomuyla ilişkisi doğrulandı.
Spesifik karsinojen-tümör ilişkileri onkolojinin temel epidemiyolojik bilgisidir.

Key Concept

Karsinogenez Evreleri ve Viral Onkogenez İlişkisi
Question 15Question

2222 yaşında erkek hasta, yeni tanı 'Burkitt Lenfoma' nedeniyle yatırılarak kemoterapiye alınmıştır. Tedavi öncesi laboratuvarında ürik asit 1414 mg/dLmg/dL, potasyum 5.85.8 mEq/LmEq/L ve fosfor 6.26.2 mg/dLmg/dL saptanması üzerine 'Tümör Lizis Sendromu' (TLSTLS) tanısıyla agresif hidrasyon ve rasburicase tedavisi başlanmıştır. Rasburicase infüzyonundan 44 saat sonra kontrol amacıyla alınan kan örneğinde ürik asit düzeyi 0.20.2 mg/dLmg/dL olarak raporlanmıştır.

Bu laboratuvar sonucuyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Show answer & explanation

Answer: Kan örneği laboratuvara buz üzerinde taşınmadığı için rasburicase ex vivo olarak ürik asidi parçalamaya devam etmiştir.

Answer

Kan örneğinin buz üzerinde taşınmaması nedeniyle rasburicase'in ex vivo olarak ürik asidi parçalamaya devam etmesi doğru açıklamadır.
Doğru yanıt olan seçenek, rasburicase'in ex vivo (vücut dışı) aktivitesini açıklamaktadır. Rasburicase, ürik asidi allantoine çeviren çok güçlü bir rekombinant urat oksidaz enzimidir. Bu enzim, hasta kanı alındıktan sonra da oda sıcaklığında çalışmaya devam eder. Eğer kan örneği hemen dondurulmuş tüplere alınmaz ve buz üzerinde laboratuvara ulaştırılmazsa, enzim tüp içindeki tüm ürik asidi parçalar ve sonuç 'yalancı negatif' veya 'aşırı düşük' çıkar.

Step-by-Step Solution

1
Klinik tabloyu analiz et
Burkitt Lenfoma ve yüksek turnover nedeniyle gelişen belirgin TLS tablosu ve rasburicase kullanımı mevcuttur.
Rasburicase'in farmakolojik özelliklerini hatırlamak için hastanın aldığı tedaviyi belirlemek gerekir.
2
Laboratuvar değerini değerlendir
0.20.2 mg/dLmg/dL düzeyi, 44 saatlik bir süre için fizyolojik olarak beklenenden çok daha düşüktür.
Anormal düşük değerlerin pre-analitik, analitik veya biyolojik nedenlerini ayırt etmek gerekir.
3
Rasburicase'in pre-analitik gerekliliklerini sorgula
Rasburicase'in kan alındıktan sonra tüp içinde de ürik asidi parçalamaya devam ettiği bilgisine ulaşılır.
Hatalı düşük sonuçları önlemek için kanın buz üzerinde taşınması zorunluluğu kritiktir.
4
Sonuca ulaş
Buz üzerinde taşınmayan numunede enzim aktivitesinin devam etmesi sonucu yalancı düşük değer saptanmıştır.
TUS sınavında sıkça sorulan 'klinik inci' niteliğindeki laboratuvar-klinik korelasyonu test edilmektedir.

Key Concept

Rasburicase kullanan hastalarda ürik asit ölçümü için kan numunesinin soğuk zincirle (buz üzerinde) taşınması zorunluluğu.
Question 16Question

62 yaşında erkek hasta, son 3 aydır giderek artan bacaklarda güçsüzlük, ağız kuruluğu ve kabızlık şikayetleri ile başvuruyor. Nörolojik muayenede, alt ekstremite proksimal kaslarında güç kaybı ve derin tendon reflekslerinde azalma (hipoaktivite) saptanıyor. Tekrarlayan izometrik kasılmalar sonrasında hastanın kas gücünde ve refleks yanıtlarında geçici bir düzelme olduğu (fasilitasyon) gözleniyor. Toraks bilgisayarlı tomografisinde sağ akciğer santral yerleşimli bir kitle izleniyor.

Bu hastadaki klinik tabloya en sık eşlik eden malignite aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: Küçük hücreli akciğer karsinomu

Answer

Küçük hücreli akciğer karsinomu ile ilişkili Lambert-Eaton Miyastenik Sendromu (LEMS)
Hastada tarif edilen klinik tablo Lambert-Eaton Miyastenik Sendromu (LEMS) ile uyumludur. LEMS'in karakteristik özellikleri: 1) Proksimal kas güçsüzlüğü (özellikle alt ekstremite), 2) Otonomik disfonksiyon (ağız kuruluğu, impotans, kabızlık), 3) Derin tendon reflekslerinde azalma veya kayıp, 4) Kısa süreli egzersiz sonrası güçte ve reflekslerde geçici artış (fasilitasyon). LEMS, paraneoplastik sendromlar arasında en sık görülenlerden biridir ve vakaların %60'ında altta yatan bir malignite bulunur. Bu malignitelerin büyük çoğunluğu (%80 üzeri) Küçük Hücreli Akciğer Karsinomu'dur (SCLC).

Step-by-Step Solution

1
Klinik bulguları analiz et
Proksimal kas güçsüzlüğü, hiporefleksi, otonomik disfonksiyon (ağız kuruluğu, kabızlık) ve egzersizle güçte geçici artış (fasilitasyon) saptandı.
Bu bulgular triadı (Kas güçsüzlüğü + Otonomik tutulum + Hiporefleksi) Lambert-Eaton Miyastenik Sendromu (LEMS) için tipiktir.
2
Ayırıcı tanıyı yap
Myasthenia Gravis (MG) dışlandı.
MG'de egzersizle kas gücü azalır (yorulma), derin tendon refleksleri genellikle korunmuştur ve otonomik bulgular beklenmez. Hastadaki fasilitasyon (düzelme) LEMS lehinedir.
3
Paraneoplastik ilişkiyi belirle
LEMS vakalarının yaklaşık %50-60'ı paraneoplastiktir ve en sık Küçük Hücreli Akciğer Karsinomu (KHAK) ile birliktedir.
Bu tümörler P/Q tipi voltaj kapılı kalsiyum kanallarına karşı antikor oluşumunu tetikler.

Key Concept

Lambert-Eaton Miyastenik Sendromu (LEMS); proksimal güçsüzlük, otonomik bozukluk ve egzersizle düzelen hiporefleksi ile karakterizedir ve en sık Küçük Hücreli Akciğer Karsinomu ile ilişkilidir.
Question 17Question

5858 yaşında erkek hasta, bilinen metastatik renal hücreli karsinom tanısı ile izlenmektedir. Son 2424 saattir gelişen şiddetli sırt ağrısı, her iki bacakta giderek artan güçsüzlük ve idrar yapamama şikayeti ile acil servise başvuruyor. Fizik muayenesinde alt ekstremitelerde kas gücü 3/53/5, T10T_{10} vertebra seviyesinde duyu kusuru ve derin tendon reflekslerinde artış saptanıyor. Çekilen spinal MRGMRG'de T10T_{10} vertebra seviyesinde tek seviyeli kord basısı ve spinal kanala bası yapan kemik fragmanları izleniyor. Hastanın performans statüsü iyi (ECOGECOG 11) olarak değerlendirilmiştir. Bu hasta için fonksiyonel sağkalımı ve mobiliteyi korumada en üstün olduğu kanıtlanmış tedavi yaklaşımı aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: Cerrahi dekompresyon ve ardından radyoterapi

Answer

Cerrahi dekompresyon ve ardından radyoterapi
Onkolojik spinal kord basısında, hastanın performans statüsü iyi ise, yaşam beklentisi 33 aydan uzunsa ve bası tek bir seviyede ise cerrahi dekompresyon ve ardından radyoterapi uygulanması, tek başına radyoterapiye göre daha yüksek mobilite oranları sağlar. Özellikle renal hücreli karsinom gibi radyodirençli tümörlerde ve kemik fragmanlarının neden olduğu mekanik bası durumlarında cerrahi dekompresyon önceliklidir.

Step-by-Step Solution

1
Klinik tabloyu tanımla.
Hastada akut gelişen parapari ve idrar retansiyonu ile uyumlu 'Spinal Kord Basısı' (SKB) mevcuttur.
Acil onkolojik durumlarda doğru tanı, tedavi önceliğini belirler.
2
Hastanın cerrahiye uygunluk kriterlerini değerlendir.
Tek seviyeli bası, iyi performans statüsü (ECOGECOG 11) ve radyodirençli bir tümör (Renal hücreli karsinom) mevcuttur.
Patchell kriterlerine göre bu özellikler cerrahi önceliği işaret eder.
3
Mekanik faktörleri analiz et.
Görüntülemede saptanan kemik fragmanları radyoterapi ile gerilemeyecek mekanik bir bası oluşturmaktadır.
Kemik fragman varlığı cerrahi dekompresyon için kesin endikasyondur.
4
En güncel ve kanıta dayalı tedavi modalitesini seç.
Cerrahi dekompresyon + postoperatif radyoterapi.
Bu kombinasyon, sadece radyoterapiye kıyasla hastaların yürüme yeteneğini korumada ve geri kazanmada istatistiksel olarak daha üstündür.

Key Concept

Onkolojik spinal kord basısında cerrahi ve radyoterapi endikasyonlarının ayrımı (Patchell Çalışması kriterleri).

Alternative Method

Surgical candidate evaluation using SINS (Spine Instability Neoplastic Score) to assess mechanical stability.
Estimated Time:2m 0s
Question 18Question

5252 yaşında kadın hasta, son iki haftadır giderek artan nefes darlığı, yüzünde ve boynunda şişlik şikayetiyle başvuruyor. Fizik muayenesinde yüzde pletore, her iki juguler venöz dolgunluk ve göğüs ön duvarında kollateral venöz yapılar saptanıyor. Toraks BT'de superior vena kava'ya (SVK) dıştan bası yapan 5 cm5\text{ cm}'lik mediastinal kitle izleniyor. Hastanın vital bulguları stabil olup belirgin stridor veya bilinç değişikliği saptanmıyor. Bu aşamada hastaya yaklaşımda bir sonraki en uygun adım hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: Biyopsi yapılarak histopatolojik tanının konulması

Answer

Stabil durumdaki bir Superior Vena Kava (SVK) sendromu vakasında, tedavi stratejisini belirlemek için öncelikle biyopsi ile histopatolojik tanı konulmalıdır.
SVK sendromunda, hastanın hava yolu güvenliği (stridor yokluğu) ve nörolojik durumu (konfüzyon/beyin ödemi yokluğu) stabilse, birincil basamak histopatolojik tanıdır. Tedavi seçimi tümör tipine bağlıdır; örneğin küçük hücreli akciğer kanseri ve lenfomada radyoterapiden ziyade kemoterapi ilk seçenek olabilir. Tanı almadan başlanan radyoterapi doku örneğinin bozulmasına ve yanlış yönetime yol açabilir.

Step-by-Step Solution

1
Klinik stabilite değerlendirmesi yapılması
Hastanın stridor, belirgin dispne veya bilinç değişikliği (serebral ödem bulgusu) olmadığı teyit edildi.
Acil müdahale (stent veya acil RT) gerekip gerekmediğini anlamak için kritiktir.
2
Tanısal önceliğin belirlenmesi
Hasta stabil olduğu için acil ampirik tedavi yerine histopatolojik tanı hedeflendi.
SVK sendromuna yol açan tümör tipleri (Küçük hücreli akciğer kanseri, lenfoma, germ hücreli tümörler) farklı tedavi protokollerine (kemoterapi vs radyoterapi) sahiptir.
3
Doku tanısı için en uygun biyopsi yönteminin seçilmesi
Mediastinoskopi, transtorasik iğne biyopsisi veya endoskopik yöntemler planlanır.
Doğru tedaviye başlamak için hücre tipinin bilinmesi zorunludur.

Key Concept

Superior Vena Kava Sendromu Yönetim Algoritması
Estimated Time:1m 30s
Question 19Question

5252 yaşında erkek hasta, genel sağlık kontrolü amacıyla polikliniğe başvuruyor. Hastanın özgeçmişinde 2525 paket-yıl sigara öyküsü mevcut olup halen günde bir paket sigara içmeye devam etmektedir. Herhangi bir solunumsal şikayeti olmayan hastanın fizik muayenesi ve akciğer grafisi normal saptanmıştır. Bu hasta için güncel kılavuzlar (USPSTF/ASCO) doğrultusunda akciğer kanseri taraması için en uygun yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: Yıllık düşük doz bilgisayarlı tomografi (DDBT) ile tarama planlanması

Answer

Güncel onkoloji kılavuzlarına göre, bu hastada en uygun yaklaşım yıllık düşük doz bilgisayarlı tomografi (DDBT) ile tarama yapılmasıdır.
Doğru yaklaşım olan düşük doz bilgisayarlı tomografi (DDBT), yüksek riskli grupta (50-80 yaş, ≥20 paket-yıl) akciğer kanserine bağlı mortaliteyi azalttığı kanıtlanmış tek tarama yöntemidir.

Step-by-Step Solution

1
Hastanın risk faktörlerini değerlendir
Hasta 52 yaşında (50-80 yaş aralığında) ve 25 paket-yıl (20 paket-yıl sınırının üzerinde) aktif sigara içicisi.
Tarama kriterleri yaş ve sigara içme yükü üzerinden belirlenir.
2
Akciğer kanseri tarama protokolünü hatırla
Güncel kılavuzlar (USPSTF 2021) 50 yaş ve 20 paket-yıl sınırını kullanmaktadır.
Erken tanı ile mortaliteyi azalttığı kanıtlanmış tek yöntem Düşük Doz BT'dir.
3
Diğer yöntemlerin (marker, grafi) geçerliliğini kontrol et
Tümör belirteçleri ve akciğer grafisi tarama için önerilmez.
Bu yöntemlerin yanlış negatiflik ve yanlış pozitiflik oranları yüksektir ve sağkalım avantajı sağlamazlar.

Key Concept

Akciğer kanseri taramasında güncel endikasyonlar ve düşük doz bilgisayarlı tomografinin (DDBT) tek başına geçerli tarama yöntemi olması.
Estimated Time:1m 15s
Question 20Question

Evre 4 Hodgkin Lenfoma tanısı ile takip edilen 34 yaşındaki erkek hasta, kemoterapi öncesi değerlendirmede şiddetli halsizlik, bulantı, kusma ve konstipasyon şikayetleri ile başvuruyor. Fizik muayenede dehidratasyon bulguları saptanıyor. Hastanın laboratuvar tetkikleri aşağıdaki gibidir:

ParametreSonuçReferans Aralığı
Serum Kalsiyum14.2 mg/dL8.5 - 10.5 mg/dL
Serum Fosfor5.4 mg/dL2.5 - 4.5 mg/dL
Albumin4.0 g/dL3.5 - 5.0 g/dL
Parathormon (PTH)< 5 pg/mL15 - 65 pg/mL
Alkalen Fosfataz95 U/L40 - 130 U/L

Buna göre, hastadaki hiperkalseminin en olası patofizyolojik nedeni aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: Tümör ilişkili makrofajlarda 1-alfa hidroksilaz aktivite artışı

Answer

Tümör ilişkili makrofajlarda 1-alfa hidroksilaz aktivite artışı
Hodgkin Lenfoma vakalarında hiperkalseminin en sık nedeni, malign lenfositlerin veya komşu makrofajların ektopik 1-alfa hidroksilaz aktivitesi kazanarak 25-hidroksivitamin D'yi aktif 1,25-dihidroksivitamin D'ye (kalsitriol) dönüştürmesidir. Artan kalsitriol, bağırsaklardan hem kalsiyum hem de fosfor emilimini artırır. Bu nedenle, PTHrP aracılı hiperkalsemiden (hipofosfatemi görülür) farklı olarak, bu hastalarda hiperfosfatemi (veya normalin üst sınırında fosfor) eşlik eder.

Step-by-Step Solution

1
Klinik tabloyu ve laboratuvar bulgularını analiz et.
Hasta Hodgkin Lenfoma tanılı ve ciddi hiperkalsemisi (14.2 mg/dL) var. PTH baskılanmış (<5 pg/mL), bu da paratiroid dışı bir nedeni gösterir.
Malignite hiperkalsemisi ayırıcı tanısı için PTH düzeyi ve tümör tipi esastır.
2
Fosfor düzeyini değerlendirerek mekanizmayı ayrıştır.
Fosfor düzeyi yüksek (5.4 mg/dL). PTHrP ilişkili hiperkalsemide (solid tümörler) PTH benzeri etkiyle fosfor atılımı artar ve hipofosfatemi görülür.
Hiperkalsemi + Hiperfosfatemi birlikteliği D vitamini aracılı mekanizmayı veya böbrek yetmezliğini işaret eder.
3
Tümör tipi ile mekanizmayı eşleştir.
Hodgkin Lenfoma ve bazı Granülomatöz hastalıklarda (Sarkoidoz vb.) hiperkalseminin temel nedeni, tümör makrofajlarındaki 1-alfa hidroksilaz enziminin 25(OH)D'yi aktif 1,25(OH)2D'ye (kalsitriol) kontrolsüzce dönüştürmesidir. Bu durum bağırsaktan kalsiyum ve fosfor emilimini artırarak her ikisinin de yükselmesine neden olur.
Lenfomalarda 1,25-dihidroksivitamin D sentezi, PTHrP salınımından çok daha sık görülen bir mekanizmadır.

Key Concept

Hodgkin Lenfoma ve Non-Hodgkin Lenfoma gibi hematolojik malignitelerde gelişen hiperkalsemi, genellikle tümör ilişkili makrofajlardan kontrolsüz 1,25-dihidroksivitamin D (kalsitriol) sentezine bağlıdır. Bu tabloda PTH baskılanır, kalsiyum ve fosfor birlikte yükselir.

Hints

1
Malignite hiperkalsemisinde fosfor düzeyine dikkat ediniz: Düşük fosfor PTH benzeri etkiyi, yüksek fosfor ise D vitamini benzeri etkiyi veya kemik yıkımını düşündürür.
2
PTHrP böbrekten fosfor atılımını artırır (hipofosfatemi). 1,25-dihidroksivitamin D ise bağırsaktan fosfor emilimini artırır (hiperfosfatemi).
3
Lenfomalar ve sarkoidoz gibi granülomatöz hastalıklar, makrofajların D vitaminini aktif forma çevirmesiyle hiperkalsemi yapar.

Practice More

Sarkoidoz hastasında gelişen hiperkalsemi tedavisinde steroidlerin rolünü araştırınız (mekanizma benzerdir).
Estimated Time:2m 0s
Page 1 / 18Next
Onkoloji Practice Questions — TUS - Tıpta Uzmanlık Sınavı | Examkin