Paragraf
590 soru
Abilene Paradoksu, bir gruptaki bireylerin aslında hiçbirinin istemediği bir karar üzerinde ortaklaşa uzlaşması durumunu tanımlayan sosyal bir olgudur. Bu paradoks, grup üyelerinin çatışmadan kaçınma eğilimi ve 'grubun geri kalanının bu kararı desteklediği' yönündeki yanlış algısı nedeniyle ortaya çıkar. Bireyler, kendi kişisel tercihlerinin çoğunluğun istekleriyle çeliştiğini düşünerek sessiz kalmayı tercih ederler. Sonuçta, herkes bireysel olarak karşı olduğu hâlde, sırf uyum sağlama kaygısıyla kimsenin memnun kalmayacağı kolektif bir eylem planı yürürlüğe konur. Bu durum, organizasyonlarda açık iletişimin ve yapıcı muhalefetin teşvik edilmediği ortamlarda sıklıkla görülür ve kararların niteliğini ciddi biçimde düşürür.
Bu parçaya göre 'Abilene Paradoksu' ile ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
(I) Geleneksel genetik anlayışı, canlıların özelliklerinin yalnızca anne ve babadan aktarılan DNA şifresiyle belirlendiğini savunurdu. (II) Bu süreçte, çevresel faktörlerin genlerin çalışma mekanizması üzerindeki etkileri moleküler düzeyde ele alınır. (III) Epigenetik olarak adlandırılan bu yeni alan, gen ifadesinde meydana gelen kalıtsal ve dinamik değişimleri inceler. (IV) Oysa epigenetik araştırmaları, DNA dizisinde hiçbir değişiklik olmadan da genlerin işleyişinin değişebileceğini ortaya koymuştur. (V) Nitekim beslenme biçimi, stres düzeyi ve toksik maddeler gibi çevresel faktörler, DNA üzerindeki kimyasal işaretleri değiştirerek genleri aktif veya pasif hale getirebilir.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerden hangileri yer değiştirirse parçanın anlam bütünlüğü sağlanır?
Nümismatik, sadece eski madenî paraları inceleyen bir uğraş değil; aynı zamanda tarihin karanlık noktalarını aydınlatan önemli bir yardımcı bilim dalıdır. Bir kazı alanında bulunan tek bir sikke bile, o dönemdeki ticaret yolları, ekonomik refah düzeyi ve siyasi otorite hakkında paha biçilmez bilgiler sunabilir. Dahası, yazılı kaynakların yetersiz kaldığı durumlarda sikkeler üzerindeki kabartmalar ve yazılar, hükümdarların tahta çıkış tarihlerini ve devletlerin sınırlarını belirlemede birer birincil kaynak vazifesi görür. ----. Bu nedenle tarihçiler, yazılı belgelerin sunduğu bilgileri sikkelerin sağladığı somut verilerle karşılaştırarak doğrulamak zorundadırlar.
Bu parçada boş bırakılan yere düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
(I) Koku duyusu, insan beyninde doğrudan hafıza ve duygu merkezleri olan amigdala ve hipokampus ile bağlantılı tek duyumuzdur.
(II) Bu durum, bir kokunun bizi yıllar öncesine ait bir anıya veya güçlü bir hisse anında götürebilmesini açıklar.
(III) Ancak diğer duyularımızdan gelen sinyaller önce talamus adı verilen bir aktarım istasyonuna uğrar, ardından ilgili merkezlere iletilir.
(IV) İşte bu doğrudan bağ sayesinde, kokuların tetiklediği hatıralar, görsellerin veya seslerin anımsattıklarına kıyasla çok daha canlı ve duygusal olur.
(V) Bilim dünyasında "Proust Fenomeni" olarak adlandırılan bu olay, kokunun geçmişle kurduğu köprünün gücünü simgeler.
Bu parçadaki anlam bütünlüğünün sağlanabilmesi için numaralanmış cümlelerden hangileri birbiriyle yer değiştirmelidir?
Arılar, doğadaki en önemli tozlaştırıcı canlılardan biridir. Çiçeklerden nektar toplarken vücutlarına yapışan polenleri başka çiçeklere taşıyarak bitkilerin üremesini sağlarlar. Bu s��reç, sadece yabani bitkilerin değil, tükettiğimiz birçok meyve ve sebzenin de yetişmesi için gereklidir. Arı popülasyonundaki azalma, tarımsal üretimi ve dolayısıyla gıda zincirini doğrudan tehdit etmektedir.
Bu parçadan arılarla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi çıkarılamaz?
Çeviri, uzun yıllar boyunca bir dilden diğerine sözcük düzeyinde bir aktarım, adeta mekanik bir yer değiştirme işlemi olarak görülmüştür. Oysa bir metni çevirmek, yalnızca o metindeki sözcüklerin sözlükteki karşılıklarını yan yana getirmekten ibaret değildir. Her dil, içinde doğduğu toplumun tarihsel deneyimlerini, kültürel kodlarını ve dünyaya bakış açısını barındıran canlı bir organizmadır. Bu nedenle nitelikli bir çevirmen, sadece iki dilin dil bilgisi kurallarına hâkim olan bir teknisyen değil; iki farklı kültür dünyası arasında köprü kuran, metni yeniden üreten bir kültür aktarıcısıdır. Çeviri eylemi, kaynak metnin ruhunu kaybetmeden onu erek kültürün ikliminde yeniden yaşatma sanatıdır. Dolayısıyla başarılı bir çeviri, aslına sadık kalırken aynı zamanda hedef dilde yeni bir edebi soluk yaratabilen çeviridir.
Bu parçada çeviri eylemiyle ilgili olarak asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
Aşağıdaki parçaya göre soruyu cevaplayınız.
Ringelmann etkisi, bir grup içindeki birey sayısı arttıkça, her bir bireyin harcadığı kişisel çabanın ve buna bağlı olarak ortaya koyduğu verimliliğin azalması eğilimini ifade eden psikolojik ve sosyolojik bir fenomendir. İlk kez 1913 yılında Fransız tarım mühendisi Maximilien Ringelmann tarafından gerçekleştirilen halat çekme deneyleriyle gözlemlenen bu durum, kolektif eylemlerde bireysel performansın görünürlüğünün azalmasından kaynaklanır. Ringelmann, deneylerinde iki kişinin birlikte çalışırken tek başlarına gösterdikleri performansın toplamının gerisinde kaldığını, grup büyüklüğü arttıkça bu verim kaybının daha da belirginleştiğini ortaya koymu��tur. Bu durum sosyal psikoloji literatüründe 'sosyal kaytarma' (social loafing) olarak adlandırılır. Birey, grup içinde kendi katkısının tam olarak ölçülemediğini, diğerlerinin gölgesinde kalacağını veya fark edilmeyeceğini hissettiğinde çabasını istem dışı ya da bilinçli olarak azaltma eğilimi gösterir. Ortak bir amaca hizmet eden bu tür gruplarda, sorumluluğun diğer üyelere dağıtılması birey üzerinde psikolojik bir rahatlama yaratırken motivasyonu da ciddi oranda düşürür. Ringelmann etkisini azaltmanın temel yolu ise grup içindeki her bir üyenin üstlendiği görev tanımını netleştirmek, bireysel katkıyı görünür kılmak ve performansı tekil olarak ölçülebilir hâle getirmektir. Böylece grup üyeleri, kendi çabalarının grubun başarısındaki doğrudan etkisini somut bir şekilde görebilir ve bireysel sorumluluk bilinciyle hareket etmeye devam eder.
Bu parçadan hareketle "Ringelmann etkisi" ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine ulaşılamaz?
Matthew etkisi; sosyolojide, eğitimde ve bilim dünyasında, başlangıçta küçük bir avantaja sahip olanların bu avantajı zamanla katlayarak artırdığını, dezavantajlı olanların ise aradaki farkı kapatamayarak daha da geride kaldığını açıklayan bir kavramdır. Sosyolog Robert K. Merton tarafından kavramsallaştırılan bu durum, adını İncil’deki bir ayetten alır. Bu etki, özellikle okuma becerilerinin gelişiminde kendini g��sterir. Erken yaşta kelime dağarcığı zengin olan bir çocuk, okuduğu metinleri kolayca anlayıp daha fazla okuma eğilimi gösterirken; okuma sürecine geriden başlayan bir çocuk, zorlandığı için okumaktan uzaklaşır ve akranlarıyla arasındaki fark zamanla büyür. Benzer şekilde, bilimsel çalışmalarda da prestijli bilim insanlarının makaleleri, benzer nitelikteki diğer çalışmalara göre çok daha fazla atıf alarak öne çıkar.
Bu parçadan hareketle 'Matthew etkisi' ile ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?
Kitap okuma alışkanlığının dijital ekranlar yüzünden yok olmaya yüz tuttuğu iddiası, son yıllarda sıkça dile getirilen karamsar bir tablodur. Oysa dijitalleşme, okuma eylemini öldürmüyor; aksine onun biçimini ve erişilebilirliğini dönüştürüyor. Eskiden kütüphane köşelerinde günlerce aranan bir bilgiye, bugün bir tıkla tablet ekranından ulaşabiliyoruz. Bu durum okuma oranlarını düşürmek bir yana, bilgiye susamış zihinlerin daha fazla kaynağa temas etmesini sağlıyor. Dolayısıyla, teknolojiyi okumanın düşmanı olarak görmek, matbaanın icat edildiği dönemde yazma eserlerin kutsallığının bozulacağını iddia edenlerin bağnazlığından farksızdır.
Bu parçanın anlatımıyla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
Haritalar, yeryüzünün fiziksel coğrafyasını yansıtan tamamen nesnel ve tarafsız bilimsel belgeler olarak kabul edilme eğilimindedir. Oysa her harita tasarımı, en nihayetinde onu üreten coğrafyacının ya da arkasındaki egemen siyasi otoritenin ideolojik, kültürel ve ekonomik tercihlerinin somut birer yansımasıdır. Hangi ülkenin merkeze yerleştirileceği, kıtaların projeksiyon yöntemleriyle birbirine göre nasıl boyutlandırılacağı veya hangi sınırların daha keskin gösterileceği gibi kararlar tamamen öznel kabuller doğrultusunda şekillenir. Dolayısıyla haritalar bize coğrafi ger��ekliği olduğu gibi, çıplak bir biçimde aktarmaz; tam aksine, dünyayı belirli bir perspektiften yeniden kurgulayarak mekân algımızı ve küresel güç dengelerini zihnimizde inşa eder. Sonuç olarak mekânı harita üzerinden okuyan birey, farkında olmadan haritacının çizdiği zihinsel sınırların içinde düşünmeye yönlendirilir.
Bu parçada asıl anlatılmak istenen aşağıdakilerden hangisidir?
Süleyman'ın Paradoksu, insanların başkalarının karşılaştığı sosyal ve kişisel sorunlar hakkında mantıklı ve akılcı çözümler üretebilirken, kendi yaşadıkları benzer sorunlar karşısında aynı bilişsel performansı ve objektifliği gösterememesi durumunu ifade eder. Adını, bilgeliğiyle tanınan ancak kendi özel yaşamında aldığı hatalı kararlarla bilinen Kral Süleyman'dan alan bu olgu, psikolojide 'kendinden uzaklaşma' (self-distancing) kavramıyla açıklanır. Araştırmalar, bireyin kendi sorunlarına üçüncü bir şahsın gözünden, yani dışarıdan bir gözlemci gibi bakabildiğinde daha bilgece kararlar verebildiğini göstermektedir. Bir başka deyişle, duygusal olarak mesafelenmek, bilişsel taraflılıkları azaltarak olayları daha geniş bir perspektiften değerlendirmeyi kolaylaştırır.
Bu parçadan hareketle 'Süleyman'ın Paradoksu' ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine ulaşılamaz?
I. Söz konusu salgı, ağacın gövdesinde oluşan yaraları kapatarak dışarıdan gelebilecek mikroorganizma ve böcek sald��rılarını engeller.
II. Çam gibi bazı iğne yapraklı ağaçların ürettiği yapışkan ve kokulu sıvıya "reçine" adı verilir.
III. Zamanla havayla temas ederek sertleşen bu koruyucu tabaka, ağacın kendi kendini iyileştirme mekanizmasının temelini oluşturur.
IV. Bu kimyasal savunma sistemi sayesinde ağaçlar, orman ekosistemindeki zorlu koşullara karşı direnç kazanır.
V. Ağa�� liflerinde meydana gelen herhangi bir hasar durumunda, bu sıvı hemen o bölgeye doğru akmaya başlar.
Yukarıdaki numaralanmış cümleler anlamlı bir bütün oluşturacak biçimde sıralandığında baştan üçüncü cümle hangisi olur?
I. Bu nedenle, havadaki kükürt dioksit miktarı arttığında liken popülasyonları hızla azalır veya tamamen yok olur.
II. Likenler; mantarlar ile fotosentez yapabilen alglerin bir araya gelerek oluşturduğu, dış etkilere karşı son derece hassas ortak yaşamlardır.
III. Bu hassasiyet, özellikle sanayi bölgelerinde ve yoğun nüfuslu şehirlerde hava kirliliğinin ölçülmesinde likenleri doğal bir indikatör haline getirir.
IV. Kök sistemleri bulunmadığı için besinlerini ve suyu doğrudan atmosferden süzerek alırlar, bu da havadaki kirleticilere doğrudan maruz kalmalarına yol açar.
V. Bilim insanları da likenlerin bu duyarlılığından yararlanarak bir bölgenin hava kalitesini pahalı cihazlara gerek duymadan izleyebilmektedir.
Yukarıdaki numaralanmış cümleler anlamlı bir bütün oluşturacak biçimde sıralandığında hangisi baştan üçüncü olur?
Süper tanıyıcılar, insan yüzlerini belleğe kaydetme ve daha sonra karşılaştıklarında teşhis etme konusunda ortalamanın çok üzerinde, neredeyse kusursuz bir yeteneğe sahip bireylerdir. Genel nüfusun yaklaşık yüzde bir ila ikisini oluşturan bu kişilerin yetenekleri, sadece tanıdık simaları değil, hayatlarında sadece bir kez ve çok kısa süre gördükleri yabancıların yüzlerini bile yıllar sonra tanımalarını sağlar. Araştırmalar, bu yeteneğin sonradan kazanılan veya eğitilebilen bir beceri olmadığını, genetik yatkınlıkla ilişkili doğuştan gelen yapısal bir farklılık olduğunu göstermektedir. Beyindeki yüz işleme merkezi olan iğsi girus (fusiform gyrus) bölgesinin bu bireylerde daha aktif çalıştığı tespit edilmiştir. Ancak süper tanıyıcı olmak her zaman avantajlı bir durum yaratmaz; bu kişiler sosyal ortamlarda yıllar önce çok kısa süreliğine gördükleri birini hemen tanıdıklarında karşı taraftan 'takipçi' veya 'ürütücü' olarak algılanma endişesiyle bu yeteneklerini gizleme eğilimi gösterebilirler. Güvenlik sektöründe ve adli vakalarda şüphelilerin tespiti için bu bireylerden yararlanılmaya başlansa da yüz tanıma teknolojilerinin gelişimiyle birlikte bu insan gücüne olan ihtiyacın gelecekte nasıl şekilleneceği tartışma konusudur.
Bu parçadan hareketle 's��per tanıyıcılar' ile ilgili aşağıdakilerden hangisine ulaşılamaz?
Koku duyusu, diğer duyularımızdan farklı olarak, beyinde doğrudan duygusal hafıza ve duygu durumunu kontrol eden amigdala ve hipokampus bölgeleriyle bağlantılıdır. Görme ve işitme gibi duyular talamus süzgecinden geçtikten sonra kortekste işlenirken, kokunun bu doğrudan hattı, onun geçmiş deneyimleri anında ve yoğun bir biçimde canlandırmasını sağlar. Edebiyatta 'Proust Etkisi' olarak adlandırılan, bir kokunun bizi yıllar öncesine ait bir ana ışınlaması durumu işte bu anatomik ayrıcalıktan kaynaklanır. ---- Nitekim yapılan son nörogörüntüleme çalışmaları da kokunun tetiklediği anıların, görsel uyaranlarla hatırlanan anılara kıyasla çok daha güçlü bir duygusal dalgalanma yarattığını ortaya koymaktadır.
Bu parçada boş bırakılan yere düşüncenin akışına göre aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
Epistemik haksızlık; bir kişinin, toplumsal önyargılar nedeniyle bir bilgi aktarıcısı veya bilginin öznesi olarak güvenilirliğinin haksız yere düşürülmesi ya da kendi deneyimlerini anlamlandıracak kavramsal ara��lardan yoksun bırakılması durumudur. Miranda Fricker tarafından kavramsallaştırılan bu olgu, iki temel biçimde ortaya çıkar: Görüş haksızlığı ve yorumsal haksızlık. Görüş haksızlığında, konuşmacının kimliğine yönelik önyargılar yüzünden ona hak ettiğinden daha az güvenilirlik payesi verilir. Örneğin, bir kadının teknik bir konudaki beyanının ciddiye alınmaması bu türdendir. Yorumsal haksızlıkta ise toplumda egemen olan kavramsal yapının, dezavantajlı grupların deneyimlerini açıklamada yetersiz kalması söz konusudur; cinsel taciz kavramı literatüre girmeden önce bu durumu yaşayanların maruz kaldığı anlamlandırma zorluğu gibi. Epistemik haksızlık, yalnızca bireysel bir haksızlık değil, aynı zamanda toplumun bilgi üretme ve paylaşma kapasitesine vurulmuş yapısal bir darbedir.
Bu parçadan hareketle "epistemik haksızlık" ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine ulaşılamaz?
Aşağıdaki parçaya göre soruyu cevaplayınız.
Pygmalion etkisi, diğer adıyla kendini gerçekleştiren kehanet, bireyin kendisinden beklentisi yüksek olan kişilerin bu beklentilerine uygun davranması ve sonuçta o beklentiyi gerçekleştirmesi durumudur. Bu kavram, adını mitolojideki Kıbrıslı heykeltıraş Pygmalion’dan alır. Pygmalion, fildişinden kusursuz bir kadin heykeli yontar ve kendi yarattığı bu heykele âşık olur. Mitolojiye göre, aşk tanrıçası Afrodit onun bu sevgisine yanıt vererek heykeli canlandırır. Sosyal psikolojide ise bu terim, bir kişinin başkaları hakkındaki inançlarının, o başkalarının davranışlarını ve başarı düzeylerini doğrudan şekillendirmesi sürecini tanımlamak için kullanılır.
Okullarda yapılan araştırmalar, öğretmenlerin öğrencilerinden beklentilerinin öğrencilerin akademik başarısı üzerinde doğrudan bir etkisi olduğunu ortaya koymuştur. Örneğin, öğretmenlere rastgele seçilen bazı öğrencilerin çok zeki ve üstün başarılı olacağı söylendiğinde, yıl sonunda bu öğrencilerin gerçekten de diğerlerine göre daha yüksek başarı gösterdikleri gözlemlenmiştir. Öğretmenler bu öğrencilere daha fazla ilgi göstermiş, daha zorlayıcı sorular sormuş ve daha yapıcı geri bildirimlerde bulunmuşlardır. Ancak Pygmalion etkisinin olumlu yönü kadar olumsuz bir versiyonu da vardır: Golem etkisi. Bu etkide ise bir kişi hakkındaki düşük beklentiler, o kişinin performansının düşmesine yol açar.
Bu parçadan hareketle Pygmalion etkisi ile ilgili aşağıdakilerden hangisine ulaşılabilir?
Şehirlerin sadece betondan ve çelikten ibaret, doğaya tamamen yabancılaşmış yapay alanlar olduğu düşüncesi oldukça yaygındır. Birçok insan, kentsel alanları yaşamın doğal akışını kesintiye uğratan birer 'yapaylık abidesi' olarak görür. Oysa bu bakış açısı, şehirlerin de tıpkı birer canlı organizma gibi beslenen, büyüyen, atık üreten ve çevreyle sürekli etkileşim hâlinde olan organik sistemler olduğu gerçeğini göz ardı etmektedir. Şehirler, kendi iç dinamikleriyle nefes alan, dönüşen ve içinde yaşayan toplulukların ortak hafızasıyla şekillenen yaşayan ekosistemlerdir. Dolayısıyla onları doğanın karşı kutbu olarak değil, doğanın insan eliyle dönüştürülmüş özgün birer parçası olarak kabul etmek gerekir.
Bu parçanın anlatımında aşağıdakilerden hangisi ağır basmaktadır?
Gazeteci:
(I) ----------------------------------------------------
Çevre Ekonomisti:
- Klasik iktisat modelleri, bireylerin çevre dostu kararlar alırken yalnızca maddi kazanç ve maliyet analizi yaptığını varsayar. Ancak biz saha çalışmalarında gördük ki, karbon salınımını azaltmaya yönelik teşvikler tek başına yeterli olmuyor. Bireyler, sosyal onay alma veya toplumsal normlara uyum sağlama dürtüsüyle hareket ettiklerinde çevreye duyarlı tüketim alışkanlıklarını çok daha hızlı benimsiyorlar. Yani mesele sadece rasyonel bir bütçe hesabı değil, psikolojik ve sosyal aidiyet arayışıdır.
Gazeteci:
(II) ----------------------------------------------------
Çevre Ekonomisti:
- Burada en büyük handikap, yeşil aklama (greenwashing) dediğimiz yanıltıcı pazarlama stratejileridir. Şirketlerin çevre dostu olduğunu iddia ettiği ama aslında ekolojik yıkıma devam ettiği projeler ortaya çıktıkça tüketicilerde ciddi bir güven erozyonu yaşanıyor. Bu güvensizlik, gerçekten sürdürülebilir üretim yapan butik girişimlerin de önünü tıkıyor ve tüketicilerin iyi niyetli çabalarını baltalayarak onları toptan bir duyarsızlığa sürüklüyor.
Bu diyalogda boş bırakılan yerlere sırasıyla aşağıdakilerden hangisi getirilmelidir?
II. Sektördeki bazı firmaların çevre dostu iddialarının samimiyetsizliği, tüketicinin çevreye yönelik genel tutumunu ve pazarın gelişimini nasıl etkilemektedir?
II. Yeşil aklama (greenwashing) kavramının doğuşu ve çevre dostu pazarlama stratejilerindeki yeri nedir?
II. Çevre kirliliğiyle mücadelede bireysel çabaların toplumsal hareketlere dönüşmesi nasıl sağlanabilir?
II. Sürdürülebilir üretim yapan butik girişimlerin reklam bütçelerini verimli kullanma yolları nelerdir?
II. Ekolojik dengenin korunmasında sivil toplum kuruluşlarının üstlendiği ana roller nelerdir?
(I) Biyotaklit, doğadaki tasarımları inceleyerek insan sorunlarına sürdürülebilir çözümler üretmeyi amaçlayan disiplinler arası bir alandır. (II) Doğada milyonlarca yıllık evrimsel süreçten geçerek mükemmelleşmiş mekanizmalar, modern mühendisler ve mimarlar için zengin birer ilham kaynağı oluşturur. (III) Örneğin hızlı trenlerin burun tasarımlarında yalıçapkını kuşunun gagasının örnek alınması, trenin tünel geçişlerindeki gürültü patlamalarını büyük ölçüde engellemiştir. (IV) Kuş gözlemciliği, özellikle sulak alanlardaki hassas ekosistemlerin korunması amacıyla son yıllarda doğaseverler tarafından ilgiyle takip edilmektedir. (V) Doğanın bu tür yaratıcı çözümlerini teknolojiye aktaran çalışmalar, endüstriyel üretimde enerji verimliliğini artırırken çevre dostu tasarımların da önünü açmaktadır.
Bu parçadaki numaralanmış cümlelerden hangisi düşüncenin akışını bozmaktadır?