Çoklu Paragraf Soruları
85 soru
Aşağıdaki parçaya göre soruyu cevaplayınız.
Sosyal psikolojinin en temel kuramlarından biri olan bilişsel uyumsuzluk, bireyin sahip olduğu inançlar, değerler veya tutumlar ile sergilediği davranışlar arasında bir tutarsızlık meydana geldiğinde hissettiği zihinsel rahatsızlık durumunu ifade eder. Leon Festinger tarafından 1957 yılında ortaya atılan bu teoriye göre insanlar, içsel bir tutarlılık arayışı içindedirler. Zira zihinde çelişen iki bilginin veya bir düşünce ile bir eylemin eş zamanlı bulunması, kişide yoğun bir psikolojik gerilim ve huzursuzluk yaratır. Birey, bu gerilimi azaltmak veya ortadan kaldırmak için bilinçli ya da bilinçsiz bir çaba içerisine girer. Bu süreçte genellikle üç farklı stratejiye başvurulur: Mevcut inanç veya davranışı değiştirmek, çelişkiyi hafifletecek yeni bilgiler edinerek durumu rasyonalize etmek ya da mevcut inancını destekleyen kanıtları abartıp aykırı olanları görmezden gelmek. Örneğin, sigara içmenin sağlığa zararlı olduğunu bilen bir kişinin sigara içmeye devam etmesi klasik bir uyumsuzluk örneğidir. Bu kişi ya sigarayı bırakır ya da 'stresi azalttığı için aslında faydalı' diyerek zihinsel dengesini yeniden kurmaya çalışır. Kuram, bireyin kendi kararlarını savunma ve haklı çıkarma eğiliminin, nesnel gerçekleri çarpıtacak kadar güçlü olabileceğini ortaya koyar. Bu durum, insan rasyonelliğinin sınırlarını ve zihnimizin tutarlılık uğruna gerçeği nasıl bükebileceğini göstermesi açısından son derece önemlidir.
Bu parçadan hareketle 'bilişsel uyumsuzluk' ile ilgili aşağıdakilerden hangisine ulaşılamaz?
Aşırı gerekçelendirme etkisi, bireyin zaten içsel olarak motive olduğu ve yapmaktan keyif aldığı bir eyleme yönelik dışsal bir ödül (para, hediye, statü vb.) sunulduğunda, eyleme yönelik içsel motivasyonunun azalması durumunu ifade eder. Klasik davranışçı psikoloji yaklaşımları ödüllerin davranışı her koşulda pekiştireceğini öngörürken, bu olgu ödüllerin motivasyonel süreçlerde her zaman yapıcı sonuçlar doğurmadığını ortaya koymaktadır. Birey, başlangıçta kendi arzusu, merakı ve öğrenme güdüsü doğrultusunda gerçekleştirdiği bir faaliyeti, dışsal ödülün devreye girmesiyle birlikte artık sadece o ödülü elde etmek için katlanılan bir yükümlülük veya 'iş' olarak algılamaya başlar. Bu bilişsel dönüşüm, bireyin özerklik ve kendi kaderini tayin etme hissini zedeler ve eylemin kendisinden aldığı doymuşluğu köreltir. Örneğin, resim yapmayı çok seven bir çocuğa çizdiği her resim için para verilmeye başlandığında, çocuk bir süre sonra sadece maddi kazanç için resim yapmaya başlayabilir ve dışsal ödül ortadan kalktığında resim yapmaya olan ilgisini tamamen kaybedebilir. Dolayısıyla dışsal teşvikler, bireyin içsel değer atfetme mekanizmalarını gölgeleyerek yaratıcılık ve uzun vadeli bağlılık üzerinde yıkıcı bir etki yaratabilir. Eğitimden iş dünyasına kadar pek çok alanda ödüllendirme stratejileri kurgulanırken bu paradoksal etkinin göz önünde bulundurulması, bireylerin eylemlerle kurduğu sahici bağın korunması açısından hayati bir öneme sahiptir.
Bu parçadan hareketle aşırı gerekçelendirme etkisiyle ilgili aşağıdakilerden hangisine ulaşılamaz?
Pygmalion etkisi veya beklenti etkisi, bireylerin kendilerine yönelik yüksek beklentilere uyum sağlayacak şekilde performanslarını artırması durumunu ifade eder. Sosyal psikolojide bu durum, bir kişinin başkası hakkındaki inançlarının, o başkasının davranışlarını şekillendirmesi ve inanc��n kendini doğrulayan bir kehanete dönüşmesi olarak açıklanır. Sınıf ortamlarında yapılan araştırmalar, öğretmenlerin rastgele seçilen öğrencilerin üstün zekalı olduğuna inandırıldığında, bu öğrencilerin yıl sonunda diğerlerine kıyasla çok daha yüksek başarı gösterdiklerini ortaya koymuştur. Ancak bu etkinin tersi de mümkündür: Düşük beklentiler, bireyin potansiyelini baskılayarak performans düşüşüne yol açar (Golem etkisi). Dolayısıyla insan ilişkilerinde yöneltilen beklentilerin niteliği, muhatabın gelişim seyrini doğrudan belirleyen görünmez bir güç haline gelir.
Bu parçadan hareketle "Pygmalion etkisi" ile ilgili aşağıdakilerden hangisine ulaşılabilir?
Aşağıdaki parçayı okuyarak soruyu cevaplayınız.
Hedonik adaptasyon ya da hedonik koşu bandı, bireyin yaşamında meydana gelen büyük olumlu veya olumsuz değişimlerin ardından kısa sürede eski genel mutluluk düzeyine geri dönme eğilimini ifade eder. Piyangodan büyük ikramiye kazanan birinin yaşadığı büyük sevinç ya da kaza sonucu fiziksel bir yeti kaybına uğrayan kişinin duyduğu derin keder, zamanla etkisini yitirir ve birey başlangıçtaki duygu durum çizgisine yaklaşır. Bu durum, insan zihninin uyum sağlama mekanizmasının bir parçasıdır ve hayatta kalma başarısını artırır. Ancak modern tüketim toplumlarında hedonik adaptasyon, bireyleri sürekli bir doyumsuzluk sarmalına sürükler. Yeni bir eve taşınmak, daha lüks bir araç almak ya da kariyerde yükselmek gibi hedeflere ulaşıldığında duyulan tatmin hızla sıradanlaşır. Kişi, elde ettiği yeni standardı baz noktası kabul ederek daha fazlasını arzulamaya başlar. Böylece koşu bandındaki bir sporcu gibi, sürekli hareket hâlinde olmasına rağmen mutluluk düzeyinde net bir ilerleme kaydedemez. Bu kısır döngüden çıkış ise ancak dışsal koşullara dayalı haz arayışından sıyrılıp içsel değerlere, anlamlı ili��kilere ve kalıcı deneyimlere odaklanmakla mümkündür.
Bu parçadan hareketle aşağıdakilerden hangisi hedonik adaptasyonun modern tüketim toplumlarındaki yansımasını en iyi ifade eden yargıdır?
Aşağıdaki parçaya göre soruyu cevaplayınız.
Barnum Etkisi (Forer Etkisi), bireylerin kendileri için özel olarak hazırlandığını düşündükleri, aslında genel ve son derece geniş bir kitleye hitap eden belirsiz kişilik tanımlarını kendilerine özgü olarak kabul etme eğilimini ifade eder. Bu kavram, adını Amerikalı sirk yöneticisi P. T. Barnum'un 'herkese uygun bir şeylerin olduğunu' savunmasından almıştır. 1948 yılında psikolog Bertram Forer tarafından yapılan bir deneyle bilimsel olarak temellendirilmiştir. Forer, öğrencilerine bir kişilik testi uygulamış ve ardından her bir öğrenciye, test sonuçlarından bağımsız olarak tamamen aynı analiz metnini vermiştir. Bu metin; 'Başkalarının sizi sevmesine ve size hayran olmasına ihtiyaç duyuyorsunuz.', 'Zaman zaman içe dönük, mesafeli ve çekingen olabiliyorsunuz.' gibi genel ve çelişkili ifadeler barındırmaktadır. Öğrencilerden bu analizin kendilerini ne kadar yansıttığını 0 ile 5 arasında puanlamaları istenmiş ve ortalama skor 4,26 olarak belirlenmiştir. Bu durum, insanların belirsiz ve olumlu ifadeleri kendilerine mal etme konusundaki güçlü eğilimini ortaya koymuştur. Astroloji, falcılık ve bazı popüler kişilik testlerinin günümüzdeki ticari başarısı da büyük oranda bu etkiye dayanmaktadır. Birey, zihnindeki öznel doğrulama (subjective validation) mekanizmasını çalıştırarak bu genel ifadeleri kendi geçmiş yaşantılarıyla ilişkilendirmekte ve doğrulamaktadır. Dolayısıyla Barnum Etkisi, insan zihninin bilişsel bir yanılsaması olarak rasyonel karar alma süreçlerini ve nesnel değerlendirmeleri sekteye uğratabilmektedir. Bireylerin kendilerini tanıma arzusu, onları bu yanılsamaya karşı daha savunmasız hâle getirmektedir.
Bu parçadan hareketle Barnum Etkisi ile ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
Batık maliyet yanılgısı; bireyin geçmişte yaptığı zaman, para veya emek yatırımını geri kazanamayacak olmasına rağmen sırf bu yatırımı yapmış olduğu için mevcut eylemini veya kararını sürdürme eğilimidir. İktisadi açıdan rasyonel bir karar verici, geçmişteki kayıpları göz ardı edip gelecekteki olası fayda ve maliyetlere odaklanmalıdır. Ancak insan psikolojisi, yapılan yatırımı ziyan etmeme dürtüsüyle hareket ederek rasyonel kararlar almayı zorlaştırır.
Bu yanılgının temelinde kayıptan kaçınma ve kendini haklı çıkarma arzusu yatar. İnsanlar geçmişteki hatalı kararlarıyla yüzleşmektense, başarısızlığı kabullenmeyi geciktirmeyi tercih ederler. Örneğin, bilet parasını ödediği için sıkıcı bir filmi sonuna kadar izleyen bir seyirci ya da verimsiz bir projeye sırf geçmiş yatırımları nedeniyle ek bütçe ayıran bir yönetici bu durumun kurbanıdır. Sonuç olarak batık maliyet yanılgısı, bireyleri ve kurumları daha büyük zararlara sürükleyen bir kısır döngü yaratır.
Bu parçadan hareketle "batık maliyet yanılgısı"na düşen bir bireyin davranışı ile ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?
Aşağıdaki parçaya göre soruyu cevaplayınız.
Yerleşme etkisi (Einstellung etkisi), bireyin bir problemi çözerken geçmişteki deneyimlerine ve daha önce başarılı olmuş yöntemlere aşırı bağlı kalması nedeniyle, daha basit veya daha etkili yeni çözüm yollarını görememesi durumunu ifade eden psikolojik bir olgudur. Bu zihinsel engel, insan beyninin bilgi işleme sürecinde enerji tasarrufu yapma ve tanıdık örüntüleri hızla uygulama eğiliminin doğal bir sonucudur. Zihin, daha önce işe yaramış bir yöntemi hazır bir şablon olarak saklar ve benzer bir sorunla karşılaştığında bu şablonu otomatik olarak devreye sokar. Ancak bu durum, bireyin içinde bulunduğu yeni durumun kendine özgü ayrıntılarını ve daha kestirme çözüm yollarını fark etmesini engeller.
1940’larda yapılan deneysel çalışmalarda, katılımcılara farklı hacimlerdeki kapları kullanarak belirli bir miktar su elde etmeleri istenmiştir. İlk birkaç soruda aynı karmaşık formülle çözüme ulaşan katılımcılar, daha sonra çok daha basit bir yöntemle çözülebilecek sorularla karşılaştıklarında bile eski karmaşık yöntemi kullanmaya devam etmişlerdir. Bu deney, yerleşme etkisinin zihinsel esnekliği nasıl sınırlandırdığını somut bir şekilde ortaya koymaktadır.
İş hayatından akademik çalışmalara kadar pek çok alanda karşımıza çıkan yerleşme etkisi, yenilikçi ve yaratıcı düşüncenin önündeki en büyük engellerden biridir. Uzmanlaşma arttıkça bireylerin bu etkiye kapılma olasılığı da yükselebilir; çünkü bir alandaki derin bilgi birikimi, zihinsel patikaların daha da derinleşmesine ve alternatif yolların tamamen kapanmasına neden olabilir.
Bu parçadan hareketle yerleşme etkisiyle (Einstellung etkisi) ilgili aşağıdakilerden hangisine ulaşılamaz?
Aşağıdaki parçayı okuyarak soruyu cevaplayınız.
Seçim körlüğü, insanların kendi yaptıkları seçimleri algılamadaki yetersizliklerini ve bu kararlarını savunma eğilimlerini açıklayan çarpıcı bir bilişsel yanılgıdır. 2005 yılında İsveçli araştırmacı Petter Johansson ve ekibi tarafından yürütülen bir deney, bu olguyu gözler önüne sermiştir. Katılımcılara iki farklı insan yüzü gösterilmiş ve hangisini daha çekici buldukları sorulmuştur. Tercihlerini yaptıktan sonra, sihirbazlık teknikleri kullanılarak katılımcılara seçmedikleri yüzün fotoğrafı verilmiş ve bu kişiyi neden seçtikleri sorulmuştur. Katılımcıların büyük bir kısmı, kendilerine sunulan fotoğrafın kendi seçtikleri fotoğraf olmadığını fark etmemiş, hatta seçmedikleri bu yüzü neden çekici bulduklarına dair detaylı açıklamalar ve gerekçeler sunmuştur. Bu durum, bireylerin kendi kararlarının arkasındaki gerçek nedenlerin her zaman bilincinde olmadıklarını, aksine kararlarını sonradan rasyonalize etmeye çalıştıklarını göstermektedir. Seçim körlüğü, kararlarımızın sarsılmaz temellere dayandığına olan inancımızı sarsmaktadır. Birey, sadece görsel tercihlerinde değil; siyasi oylamalar, ahlaki yargılar ve hatta tüketici davranışları gibi daha karmaşık karar süreçlerinde de benzer bir körlük yaşayabilmektedir. Zihin, karar anındaki gerçek güdüleri sorgulamak yerine, mevcut durumu haklı çıkaracak gerekçeler üretme konusunda son derece hızlı çalışır. Sonuç olarak, seçim körlüğü fenomeninin sunduğu bulgular, insan iradesinin ve karar alma mekanizmalarının sınırlarını anlamada kritik bir eşik sunarken, özgür irade tartışmalarına da yeni boyutlar kazandırmaktadır.
Bu parçadan hareketle "seçim körlüğü" ile ilgili aşa��ıdakilerden hangisi söylenemez?
Sahne ışığı etkisi, bireyin kendi dış görünüşü, davranışları ya da hatalarının çevresindeki insanlar tarafından ne derece fark edildiğini abartma eğilimidir. İnsanlar, sosyal bir ortamda tüm gözlerin kendi üzerlerinde olduğunu ve her hareketlerinin titizlikle incelendiğini düşünürler. Oysa gerçekte, diğer insanlar da benzer şekilde kendi dünyaları ve kaygılarıyla meşgul olduklarından, söz konusu durumların çok azını fark ederler. Cornell Üniversitesinde yapılan klasik bir deneyde, katılımcılardan dikkat çekici bir tişört giymeleri ve ardından bir odaya girmeleri istenmiştir. Katılımcılar, odadaki insanların en az yarısının bu tişörtü fark ettiğini tahmin ederken, gerçekte odadakilerin sadece küçük bir yüzdesi durumu fark etmiştir. Bu durum, bireylerin kendi algı dünyalarını merkezîleştirerek başkalarının da kendilerine aynı odakla baktığını varsaymalarından kaynaklanır.
Bu parçaya göre "sahne ışığı etkisi" yaşayan bir bireyin bu yanılgıya düşmesinin temel nedeni aşağıdakilerden hangisidir?
Aşağıdaki parçayı okuyarak soruyu cevaplayınız.
Ringelmann etkisi olarak da bilinen sosyal kaytarma, bireylerin bir grup içinde çalışırken gösterdikleri çaban��n, tek başlarına çalıştıklarında gösterdikleri çabadan daha az olması eğilimini ifade eder. Fransız tarım mühendisi Max Ringelmann tarafından 1913 yılında yapılan bir ip çekme deneyinde, gruba eklenen her yeni üyenin, bireysel çekme performansında oransal bir düşüşe yol açtığı gözlemlenmiştir. Bu durum ilk başlarda koordinasyon eksikliğiyle açıklanmış olsa da sonraki psikolojik araştırmalar, temel nedenin motivasyon kaybı ve sorumluluğun yayılması (difüzyon) olduğunu ortaya koymuştur. Birey, kendi katkısının grup performansı içinde ayırt edilemeyeceğini düşündüğünde veya başarısızlık durumunda suçun yalnızca kendisine yüklenmeyeceğini bildiğinde daha az çaba sarf etmektedir. Ancak bu eğilim kaçınılmaz değildir; görevin birey için taşıdığı kişisel önem, grup içi aidiyet duygusu ve bireysel katkılerin ölçülebilir olması gibi faktörler sosyal kaytarmanın etkisini azaltabilmektedir.
Bu parçadan hareketle sosyal kaytarma (Ringelmann etkisi) ile ilgili aşağıdakilerden hangisine ulaşılabilir?
Aşağıdaki parçaya göre soruyu cevaplayınız.
Abilene paradoksu, bir grup insanın bireysel olarak istemedikleri hâlde, sırf grubun diğer üyelerinin bunu istediğini varsayarak ortak bir kararda uzlaşması durumunu ifade eden sosyolojik bir fenomendir. Yönetim uzmanı Jerry B. Harvey tarafından kavramsallaştırılan bu durum; grup içi uyumu koruma kaygısının, yanl��ş iletişim modellerinin ve toplumsal uyum arzusunun bireyleri nasıl kolektif bir yanılgıya sürüklediğini gözler önüne serer. Paradoksa adını veren klasik hikâyede, kavurucu bir yaz gününde evlerinde sakince oturan aile üyeleri, birinin gayriihtiyari ortaya attığı uzak bir kasabaya gitme teklifini, aslında hiçbiri içten içe istemediği hâlde 'diğerleri sıkılmıştır' veya 'onlar gitmek istiyordur' yanılgısıyla kabul eder. Saatler süren yorucu bir yolculuğun ardından berbat bir yemek yiyip döndüklerinde, her birinin sırf diğerlerini memnun etmek için sessiz kaldığı anlaşılır. Bu paradoksun temelinde, grup üyelerinin çatışmadan kaçınma ve gruptan dışlanma korkusuyla kendi özgün düşüncelerini gizlemeleri yatar. Bireyler, grubun geri kalanının zihnini okumaya çalışırken 'hayali bir fikir birliği' inşa ederler. Sonuçta, gruptaki herkes aslında aynı olumsuz görüşü paylaştığı hâlde, kimse bunu dile getirme cesareti gösteremediği için grup, hiçbir üyesinin onaylamadığı bir eylemi oy birliğiyle hayata geçirir. Bu durum, grup düşüncesi (groupthink) kavramından farklı olarak, üyelerin karara içsel olarak karşı olmalarına rağmen sessiz kalmalarıyla şekillenir ve kurumsal karar alma mekanizmalarında ciddi kaynak kayıplarına yol açar.
Bu parçadan hareketle "Abilene paradoksu" ile ilgili aşağıdakilerden hangisine ulaşılamaz?
Aşağıdaki parçaya göre soruyu cevaplayınız.
Semmelweis refleksi, yerleşik inançlarla veya kabul görmüş paradigmalarla çelişen yeni bir bilginin, doğruluğuna dair güçlü kanıtlar bulunsa dahi, sorgulanmaksızın ve doğrudan reddedilmesi eğilimini ifade eder. Terim, adını 19. yüzyılın ortalarında Viyana Genel Hastanesinde görev yapan Macar hekim Ignaz Semmelweis’tan alır. Semmelweis, lohusalık hummasından kaynaklanan anne ölümlerinin, hekimlerin otopsilerden çıkıp ellerini dezenfekte etmeden doğumlara girmesiyle ilişkili olduğunu fark etmiş ve klorlu kireç çözeltisiyle el yıkama uygulamasını başlatarak ölüm oranlarını radikal biçimde düşürmüştür. Ancak bu ampirik başarı, dönemin tıp otoriteleri tarafından coşkuyla karşılanmak yerine sert bir dirençle reddedilmiştir. Zira bu keşif hem hastalıkların vücut sıvılarındaki dengesizliklerden kaynaklandığı yönündeki yerleşik tıp kuramlarıyla çelişiyor hem de saygın hekimlerin ölüm saçtığı imasını taşıyordu. Dolayısıyla Semmelweis’ın kuramı, bilimsel yetersizliğinden değil, mevcut bilişsel şemaları ve mesleki statüleri tehdit ettiği için sistem dışına itilmiştir. Günümüzde bu refleks, bilimin ötesinde, bireysel veya kurumsal düzeyde statükoyu koruma dürtüsünün rasyonel kanıtların önüne geçmesini açıklayan sosyo-psikolojik bir olgu olarak ele alınmaktadır.
Bu parçaya göre Semmelweis refleksinin ortaya çıkmasındaki temel belirleyici aşağıdakilerden hangisidir?
Aşağıdaki parçayı okuyarak soruyu cevaplayınız.
Fransız filozof Denis Diderot, kendisine hediye edilen gösterişli sabahlığın ardından kaleme aldığı yazıda, yeni sabahlığının odasındaki diğer tüm eşyaları ne kadar rüküş gösterdiğinden yakınır. Bu estetik uyumsuzluğu gidermek amacıyla önce masasını, ardından duvar halısını ve nihayetinde tüm mobilyalarını yenisiyle değiştirir. Sürecin sonunda kendisini borç içinde bulan Diderot, tüketim sarmalını tetikleyen bu durumu betimler. Günümüzde 'Diderot Etkisi' olarak adlandırılan bu kavram, bireyin mevcut kimliğiyle ya da yaşam alanıyla bütünleşen yeni bir nesne edinmesinin, onunla uyumlu başka nesneler edinme arzusunu kamçılayarak durdurulamaz bir satın alma zinciri yaratmasını ifade eder. Bu etki, tüketim dünyasında nesnelerin sadece işlevsel değerleriyle değil, birbirlerini tamamlayan birer statü ve kimlik göstergesi olarak konumlandırılmasıyla doğrudan ilişkilidir.
Bu parçadan hareketle 'Diderot Etkisi' ile ilgili aşağıdakilerden hangisine ulaşılabilir?
Goodhart Yasası, en yalın ifadesiyle, bir gösterge ya da ölçütün hedef hâline getirilmesi durumunda, artık güvenilir bir gösterge olmaktan çıkacağını savunur. İktisatçı Charles Goodhart’ın para politikaları üzerine yaptığı çalışmalardan doğan bu ilke, sosyal bilimlerden eğitim sistemlerine kadar geniş bir yelpazede karşılık bulur. Bir sistemin başarısını ölçmek için seçilen veri, bireylerin veya kurumların davranışlarını bu veriyi manipüle edecek şekilde değiştirmesine yol açar. Sonuçta, başlangıçta sistemin niteliğini yansıtması beklenen ölçüt, gerçek kaliteden bağımsız olarak yapay bir şekilde yükseltilirken asıl amaç göz ardı edilir.
Eğitim sistemlerinde öğrencilerin akademik başar��sını ve okulların niteliğini ölçmek amacıyla uygulanan merkezi ortak sınavlar, bu yasanın somutlaştığı alanlardan biridir. Sınav puanları, eğitimin kalitesini ölçen bir araç olmaktan çıkıp okulların ve öğretmenlerin temel hedefi hâline geldiğinde müfredat daralır. Derslerde öğrencilere eleştirel düşünme, yaratıcı problem çözme gibi temel beceriler kazandırmak yerine, sadece s��navda çıkacak soru tiplerine yönelik ezberci yöntemler aşılanır. Sınav başarı oranları yükselmesine rağmen öğrencilerin gerçek dünyadaki anlama ve uygulama becerileri geriler.
Bu parçanın ikinci paragrafı ile ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?
I. Kobra etkisi, bir sorunu çözmek için tasarlanan bir teşvik veya çözümün, durumu daha da kötüleştiren istenmeyen sonuçlara yol açması durumunu ifade eden bir kavramdır. Terim, sömürge dönemi Hindistan'ında Delhi'deki kobra yılanlarının sayısını azaltmak isteyen İngiliz hükümetinin, ölü kobralar için ödül teklif etmesiyle ortaya çıkm��ştır. Başlangıçta başarılı olan bu yöntem, zamanla halkın ödül almak için kobra yetiştirmeye başlamasıyla yön değiştirmiştir. Hükümet durumu fark edip ödülü kaldırd��ğında ise yetiştiriciler değersizleşen yılanları serbest bırakmış, sonuç olarak Delhi'deki kobra nüfusu eskisinden daha yüksek bir seviyeye ulaşmıştır.
II. Benzer bir durum günümüzde modern yönetim ve çevre politikalarında da sıklıkla gözlemlenmektedir. Örneğin, bir sanayi tesisinin karbon emisyonunu azaltmak amac��yla çevre bakanlığı tarafından baca filtresi takmayan işletmelere yüksek cezalar kesilmesi planlanmıştır. Ancak bu düzenleme, bazı fabrikaların denetim saatlerinde üretimi geçici olarak durdurup salınımı gece saatlerinde gizlice yapmasına veya yasal boşluklardan yararlanarak üretim kapasitelerini resmi olarak düşük göstermelerine yol açmıştır. Sonuçta toplam hava kirliliği azalmamış, aksine denetlenmesi daha zor, düzensiz salınımlar ortaya çıkmıştır.
Bu iki paragraf arasındaki anlamsal ilişkiyi aşa��ıdakilerden hangisi en iyi açıklar?
Aşağıdaki parçaya göre soruyu cevaplayınız.
Gell-Mann Amnezi Etkisi, yazar Michael Crichton tarafından kuramsallaştırılan ve bireylerin kitle iletişim araçlarının sunduğu bilgileri tüketirken sergiledikleri çelişkili psikolojik tutumu açıklayan bir olgudur. Crichton bu kavramı adlandırırken, yakın dostu Nobel ödüllü fizikçi Murray Gell-Mann'ın adını referans almıştır. Kavramın temeli, günlük hayatta sıkça karşılaşılan bir okuma deneyimine dayanır: Bir okur, kendi uzmanlık alanına ya da derinlemesine bilgi sahibi olduğu spesifik bir konuya dair kaleme alınmış bir haber metnini incelerken, metindeki fahiş hataları, kavramsal yanlışlıkları ve çarpıtmaları anında fark eder. Gazeteciliğin bu yüzeyselliği karşısında hayal kırıklığına uğrayan ve medyanın güvenirliğini sorgulayan okur, şaşırtıcı bir biçimde sayfa değiştirip kendi ihtisası dışındaki bir konuya geçiş yaptığında bu sorgulayıcı tavrını tamamen yitirir. Örneğin, ekonomi ya da dış politika gibi hiç bilmediği bir alandaki makaleyi okurken, az önce şahit olduğu özensizliği ve bilgi eksikliğini bütünüyle unutup yazılanları mutlak ve nesnel bir doğru olarak kabul eder. Crichton'a göre bu zihinsel tutarsızlık, insanın bildiği alandaki keskin rasyonalitesi ile bilmediği alandaki otoriteye teslimiyet arzusu arasındaki uçurumu yansıtır. Birey, medyanın bir alanda yaptığı hatayı münferit bir kusur olarak görme eğilimindedir; oysa bu durum, kitle iletişim ara��larının genel haber üretim süreçlerindeki yapısal zaafların bir göstergesidir.
Bu parçada sözü edilen 'Gell-Mann Amnezi Etkisi' ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
Aşağıdaki parçaya göre soruyu cevaplayınız.
I. Zeigarnik etkisi, psikolojide insanların tamamlanmamış ya da kesintiye uğramış görevleri, tamamlanmış olanlara kıyasla daha kolay ve net bir şekilde hatırlama eğilimini ifade eden bir bilişsel durumdur. Rus psikolog Bluma Zeigarnik tarafından 1920'lerde Berlin Üniversitesi'nde yapılan gözlemlerle literatüre giren bu kavram, bir restorandaki garsonların henüz ödemesi yapılmamış siparişleri çok detaylı hatırlarken, hesap ödendikten hemen sonra bu bilgileri tamamen unuttuklarının fark edilmesiyle keşfedilmiştir. Zeigarnik, bu olguyu deneysel ortama taşıyarak katılımcılara çözmeleri için çeşitli bulmacalar ve el işi görevleri vermiş; bazı görevleri tamamlamalarına izin verirken bazılarını ise tam ortasında kesintiye uğratmıştır. Araştırma sonucunda, yarıda kesilen görevlerin bellekten silinmediği ve zihinde sürekli aktif bir şekilde tutulduğu saptanmıştır.
II. Bilişsel psikolojiye göre, bir işe başlandığında zihinde yaratılan gerilim, iş tamamlanıncaya kadar varlığını sürdürür ve bireyi görevi bitirmeye doğru iter; iş bittiğinde ise bu gerilim son bulur ve bellek alanı boşaltılır. Günümüz dünyasında bu etki, özellikle dizi sektöründeki merak uyandıran finallerde, reklamcılık stratejilerinde ve dijital oyun tasarımlarında kullanıcı bağlılığını artırmak amacıyla yaygın bir biçimde kullanılmaktadır. Ancak tamamlanmamış işlerin zihinde sürekli dönüp durması, bireyde bilişsel bir yük yaratarak tükenmişliğe ve dikkat dağınıklığına da yol açabilmektedir. Dolayısıyla modern insanın zihnini meşgul eden yarım kalmış projeler, aslında farkında olmadan zihinsel enerjiyi tüketen en önemli unsurlar arasında yer almaktadır.
Bu parçadan hareketle Zeigarnik etkisi ile ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
Pygmalion etkisi, bir kişinin başkaları hakkındaki olumlu beklentilerinin, o kişilerin performansını doğrudan artırması durumudur. Bu etkiyi araştıran bir deneyde, öğretmenlere sınıflarındaki bazı öğrencilerin 'üstün zekalı' olduğu rastgele söylenmiştir. Yıl sonunda yapılan ölçümlerde, bu öğrencilerin akademik başarılarında belirgin bir artış görülmüştür. Araştırmacılar, öğretmenlerin bu beklentiyle öğrencilere farkında olmadan daha fazla zaman ayırdığını, daha sabırlı davrandığını ve onlara destekleyici geri bildirimler verdiğini saptamıştır. Dolayısıyla, çevremizdekilerin bize duyduğu güven, başarımızı şekillendiren temel unsurlardan biridir.
Bu parçaya göre Pygmalion etkisiyle ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?
Aşağıdaki parçaya göre soruyu cevaplayınız.
Sessizlik sarmalı kuramı, bireylerin çevrelerinde hâkim olan fikirleri gözlemleyerek kendi görüşlerini ifade edip etmeme kararı aldıklarını savunur. İnsanlar, sosyal bir canlı olmanın getirdiği dışlanma korkusuyla, çoğunluğun benimsediği g��rüşlerin aksine bir düşünceye sahip olduklarında sessiz kalmayı tercih ederler. Bu sessizlik, hâkim görüşün daha da baskın görünmesine yol açarak karşıt fikirdeki insanların kendilerini daha da azınlıkta hissetmelerine ve suskunluklarının derinleşmesine neden olur.
Kitle iletişim araçları, bu sarmalın dönme hızını artıran en güçlü unsurlardandır. Medya, hangi görüşlerin 'genel kabul gördüğünü' ve hangilerinin 'marjinal' olduğunu kitlelere sunarak bireyin çevre algısını şekillendirir. Günümüzde dijital platformların algoritmik yapısı da benzer şekilde yankı odaları yaratarak bireyleri baskın söylemlere uyum sağlamaya veya tamamen suskunluğa gömmeye zorlamaktadır. Böylece, azınlıkta kalan fikirlerin zamanla kamusal alandan tamamen silinmesi süreci hızlanmaktadır.
Bu parçadan hareketle sessizlik sarmalı ile ilgili aşağıdakilerden hangisine ulaşılabilir?
Aşağıdaki parçaya göre soruyu cevaplayınız.
Sakar Etkisi (Pratfall Effect), sosyal psikolojide bireylerin sahip olduğu yetkinlik düzeyi ile hata yapma durumlarının toplumsal algıdaki yansıması arasındaki ilişkiyi açıklayan bir fenomendir. Bu kurama göre, alanında son derece başarılı, prestijli ve donanımlı olarak kabul edilen kişilerin ufak sakarlıklar yapması veya önemsiz hatalara düşmesi (örneğin topluluk önündeyken üzerine kahve dökmesi), onların diğer insanlar tarafından daha sempatik ve insani bulunmasını sağlar. Ancak bu durum, yalnızca kişinin zaten yüksek düzeyde bir toplumsal kabule ve yetkinliğe sahip olduğu koşullarda geçerlidir. Ortalama veya düşük yetkinliğe sahip bir kişi benzer bir sakarlık yaptığında, bu durum onun cana yakın bulunmasına değil, tam aksine beceriksiz olarak nitelendirilmesine yol açar. Dolayısıyla bu etki, mükemmelliğin yarattığı soğuk mesafeyi kıran insani bir kusurun, ancak zemininde güçlü bir takdir ve başarı varken olumlu sonuç doğurduğunu ortaya koymaktadır.
Bu parçadan hareketle 'Sakar Etkisi' ile ilgili aşağıdakilerden hangisine ulaşılabilir?