XX. Yüzyıl Başlarında Osmanlı Devleti

819 soru

Soru 401Soru →

10 Ağustos 1920 tarihinde İtilaf Devletleri ile Osmanlı Hükûmeti arasında imzalanan Sevr Barış Antlaşması, Türk milletini yok etmeyi hedefleyen son derece ağır hükümler içermesine rağmen hiçbir zaman yürürlüğe girememiş ve uygulanamamıştır.

Sevr Antlaşması'nın fiilen uygulanamamasında ve tarihte "ölü doğmuş bir antlaşma" olarak kalmasında belirleyici olan temel etken aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Millî Mücadele Hareketi'nin askerî ve siyasi başarıya ulaşarak Kurtuluş Savaşı'nı zaferle sonuçlandırması

Cevap

Millî Mücadele Hareketi'nin askerî ve siyasi başarıya ulaşarak Kurtuluş Savaşı'nı zaferle sonuçlandırması
Sevr Antlaşması, Türk milletinin azim ve kararlılığıyla yürütülen Millî Mücadele'nin Doğu, Güney ve Batı cephelerinde askerî zafere ulaşması sayesinde sahada uygulanamamış, nihayetinde Lozan Barış Antlaşması ile tamamen tarihe gömülerek ölü doğmuş bir antlaşma olarak kalmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Sevr Antlaşması'nın hukuki ve fiili durumunu analiz etmek
Antlaşma hukuken Mebusan Meclisi onayından geçmediği için geçersizdir; fiilen ise uygulanamamıştır.
Bir uluslararası antlaşmanın fiilen hayata geçirilmesini engelleyen gücün ne olduğunu tespit etmek gerekir.
2
Anadolu'daki Millî Mücadele'nin etkisini değerlendirmek
Mustafa Kemal Paşa önderliğinde TBMM ordularının kazandığı askerî zaferler Sevr Antlaşması'nı yırtıp atmıştır.
Kurtuluş Savaşı'nın kazanılmasıyla birlikte İtilaf Devletleri Sevr'i uygulayamamış, Mudanya ve ardından Lozan Antlaşması'nı imzalamak zorunda kalmıştır.

Anahtar Kavram

Sevr Barış Antlaşması'nın uygulanamaması ve Millî Mücadele'nin zaferi

İpuçları

1
Bir barış antlaşmasının zorla dayatılmasını engelleyen temel unsurun sahada verilen askerî mücadele olduğunu düşününüz.
2
TBMM Hükûmeti'nin Sevr'i imzalayanları vatan haini ilan ederek başlattığı topyekûn mücadeleyi hatırlayınız.
3
Kurtuluş Savaşı'nın kazanılması ve ardından imzalanan Lozan Barış Antlaşması, Sevr'in fiilen uygulanamamasının temel sebebidir.

Daha Fazla Pratik

Sevr Antlaşması'nın hukuken geçersiz sayılmasının Kanun-i Esasi'deki gerekçesini ve Saltanat Şûrası'nda muhalif kalan tek üyeyi inceleyiniz.

Alternatif Yöntem

Antlaşmanın hukuki geçersizliği (Mebusan Meclisinin onaylamamış olması) ile fiili uygulanamazlığı (Kurtuluş Savaşı'nın kazanılması) arasındaki ayrımı gözeterek doğru seçeneğe ulaşabilirsiniz.
Tahmini Süre:45s
Soru 402Soru →

I. Dünya Savaşı'nın son sürecinde yayımlanan Wilson İlkeleri'nin 12. maddesinde; *"Osmanlı İmparatorluğu'nun Türk olan kısımlarına kesin egemenlik hakkı tanınmalı, Türk olmayan milletlere de kendi kendilerini yönetme hakkı verilmeli ve Boğazlar uluslararası güvence altında olmalıdır."* hükmüne yer verilmiştir. Ancak Ocak 1919'da toplanan Paris Barış Konferansı'nda İtilaf Devletleri, bu ilkeyi kendi jeopolitik çıkarları doğrultusunda manipüle etmişlerdir.

Buna göre İtilaf Devletleri'nin, Wilson İlkeleri'nin 12. maddesini kendi lehlerine yorumlayarak Anadolu'daki işgallere uluslararası meşruiyet kazandırmak amacıyla;

I. Yunanistan'ın sunduğu ve Batı Anadolu'da Rum nüfusunun Türklerden fazla olduğunu iddia eden sahte istatistikleri konferans kararlarına dayanak yapma,
II. Bölgedeki gayrimüslim halkın can güvenliğinin tehlikede olduğu gerekçesiyle Mondros Ateşkes Antlaşması'nın 7. maddesini fiilen devreye sokma,
III. Bölgesel direnişi örgütlemek amacıyla kurulan Müdafaa-i Hukuk cemiyetlerini meşru temsilci sıfatıyla konferansa davet etme

uygulamalarından hangilerine başvurdukları söylenebilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: I ve II

Cevap

I ve II numaralı öncülleri içeren seçenek doğru cevaptır.
İtilaf Devletleri, Wilson İlkeleri'nin 12. maddesinde yer alan çoğunluk kuralını aşabilmek için Yunanistan'ın sunduğu sahte nüfus istatistiklerini esas almış ve bölgede asayişin bozulduğu gerekçesiyle Mondros Ateşkes Antlaşması'nın 7. maddesini işleterek İzmir'in işgaline onay vermişlerdir. Buna karşılık Türk halkının haklarını savunan Müdafaa-i Hukuk cemiyetlerini hiçbir şekilde muhatap almamış veya konferansa çağırmamışlardır. Dolayısıyla I ve II numaralı öncüller doğru, III numaralı öncül yanlıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Wilson İlkeleri'nin 12. maddesinin temel prensibini ve hedefini analiz etme.
Maddenin, Türk nüfusunun çoğunlukta olduğu bölgelerde mutlak Türk egemenliğini öngördüğü, ancak gayrimüslimlere de kendi kaderini tayin hakkı tanıdığı belirlenir.
İtilaf Devletleri'nin hangi diplomatik ve demografik argümanları çarpıttığını anlamak için bu ilkenin bilinmesi gereklidir.
2
Paris Barış Konferansı'nda İtilaf Devletleri ve Yunanistan'ın izlediği işgal politikasını değerlendirme (Öncül I ve II).
Yunanistan Başbakanı Venizelos'un sunduğu sahte nüfus istatistiklerinin kabul edildiği ve Hristiyanların güvenliği bahane edilerek Mondros'un 7. maddesinin işletildiği doğrulanır.
İtilaf Devletleri'nin Wilson ilkelerini kendi emperyalist çıkarlarına uydurma yöntemlerini tespit etmek için bu adım zorunludur.
3
İtilaf Devletleri'nin Türk milli direniş cemiyetlerine karşı tutumunu inceleme (Öncül III).
Müdafaa-i Hukuk cemiyetlerinin İtilaf Devletlerince tanınmadığı ve konferansa davet edilmediği, aksine işgallere karşı direnen unsurlar olarak engellenmek istendiği saptanır.
Üçüncü öncülün tarihsel gerçeklerle uyuşmadığını netleştirerek doğru öncülleri belirlemek için gereklidir.

Anahtar Kavram

Wilson İlkeleri 12. Maddesi ve Paris Barış Konferansı'nda İşgalleri Meşrulaştırma Yöntemleri

İpuçları

1
Wilson İlkeleri'ndeki çoğunluk ilkesinin Batı Anadolu'da İtilaf Devletleri tarafından nasıl istismar edildiğini düşününüz.
2
İzmir'in işgali kararında sunulan nüfus verilerini ve işgale hukuki kılıf yapılan ateşkes maddesini göz önünde bulundurunuz.
3
İtilaf Devletleri'nin Türklerin kurduğu direniş cemiyetlerini tanımasının kendi işgal planlarıyla taban tabana zıt olduğunu hatırlayınız.

Daha Fazla Pratik

Paris Barış Konferansı'ndaki sahte nüfus iddialarını ve haksız işgali uluslararası düzeyde çürüten ilk resmi belge niteliğindeki Amiral Bristol Raporu'nun maddelerini inceleyiniz.

Alternatif Yöntem

Öncüller incelendiğinde, üçüncü öncüldeki 'Müdafaa-i Hukuk cemiyetlerinin konferansa davet edilmesi' ifadesinin İtilaf Devletleri'nin işgalci politikasıyla tamamen çeliştiği belirlenir. Üçüncü öncül elendiğinde geriye yalnızca doğru öncüller kalır.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 403Soru →

Osmanlı ordusunun Çanakkale Boğazı ve Gelibolu Yarımadası'ndaki çok cepheli savunması, yalnızca Osmanlı Devleti'nin başkentini korumakla kalmamış, aynı zamanda küresel düzeyde askerî ve siyasi dengeleri de değiştirmiştir.

Aşağıdakilerden hangisi bu savunma zaferinin ortaya çıkardığı uluslararası sonuçlardan biridir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Çarlık Rusyası'na deniz yoluyla ikmal sağlanamaması, bu ülkedeki ekonomik ve siyasi krizi derinleştirerek Bolşevik İhtilali'nin gerçekleşmesine zemin hazırlamıştır.

Cevap

Çarlık Rusyası'na deniz yoluyla ikmal sağlanamaması, bu ülkedeki ekonomik ve siyasi krizi derinleştirerek Bolşevik İhtilali'nin gerçekleşmesine zemin hazırlamıştır.
Çanakkale Cephesi'nin en önemli uluslararası sonuçlarından biri, Boğazlar yolu kapandığı için müttefiklerinden askeri ve iktisadi destek alamayan Çarlık Rusyası'nda iç karışıklıkların artmasıdır. Bu durum 1917 Ekim Devrimi'ne (Bolşevik İhtilali) yol açmış, Çarlık rejimi yıkılarak iktidara gelen Sovyet yönetimi savaştan çekilmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Çanakkale Cephesi'nin açılma gerekçelerini ve İtilaf Devletleri'nin stratejik hedeflerini belirlemek
İtilaf Devletleri'nin temel amaçlarından birinin Boğazlar üzerinden müttefikleri olan Çarlık Rusyası'na askeri ve ekonomik destek sağlamak olduğu saptanır.
Uluslararası etkileri anlamak için harekâtın stratejik hedeflerinin bilinmesi gerekir.
2
Çanakkale Zaferi'nin İtilaf Devletleri'nin bu hedefi üzerindeki sonucunu değerlendirmek
Boğazlar denizden ve karadan geçilemediği için Rusya'ya gerekli yardım ulaştırılamamıştır.
Hedefin gerçekleşmemesinin ilgili devlet üzerindeki yansımalarını incelemek gerekir.
3
Yardım alamayan Çarlık Rusyası'ndaki iç siyasi ve askeri gelişmeleri tespit etmek
Ekonomik buhran derinleşmiş, 1917 yılında gerçekleşen Bolşevik İhtilali ile Çarlık rejimi yıkılmış ve Rusya savaştan çekilmiştir.
Zaferin dünya tarihindeki en kritik siyasi sonucunu doğru saptamak sorunun çözümünü sağlar.

Anahtar Kavram

Çanakkale Zaferi'nin Uluslararası Siyasi Sonuçları ve Çarlık Rusyası'na Etkisi

İpuçları

1
İtilaf Devletleri'nin Boğazlar üzerinden yardım ulaştırmayı planladığı müttefik devletin savaştaki durumunu göz önüne alınız.
2
Boğazların kapatılmasıyla dış yardım alamayarak ekonomik ve siyasi krize sürüklenen Çarlık rejiminin akıbetini düşününüz.
3
Yardım alamayan Rusya'da 1917 yılında gerçekleşen rejim değişikliğini ve Çarlık yönetiminin yıkılışını hatırlayınız.

Daha Fazla Pratik

Çanakkale Muharebeleri'nin I. Dünya Savaşı'nın süresini uzatması ve Mustafa Kemal'in Millî Mücadele liderliğine giden süreçteki rolünü pekiştiren diğer sonuçları tekrar edebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 404Soru →

I. Dünya Savaşı sürecinde Osmanlı Devleti bir yandan kendi egemenlik sahasındaki toprakları korumak amacıyla savunma savaşları yürütmüş, diğer yandan da müttefiklerine destek sağlamak için sınırları dışındaki bölgelere askeri birlikler göndermiştir.

Buna göre, aşağıdakilerden hangisi Osmanlı Devleti'nin I. Dünya Savaşı'ndaki savunma cephelerinde yürüttüğü faaliyetler ve yaşanan gelişmeler arasında gösterilemez?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Rus ilerleyişine karşı Avusturya-Macaristan ve Almanya'ya destek vermek amacıyla 15. Kolordu'nun sınır ötesine sevk edilmesi

Cevap

Rus ilerleyişine karşı Avusturya-Macaristan ve Almanya'ya destek vermek amacıyla 15. Kolordu'nun sınır ötesine sevk edilmesi
Rus ordularına karşı Avusturya-Macaristan ve Almanya'ya destek sağlamak amacıyla 15. Kolordu'nun sevk edilmesi Galiçya Cephesi'ne aittir. Galiçya, Romanya ve Makedonya; Osmanlı Devleti'nin sınırları dışında müttefiklerine destek amacıyla savaştığı 'Yardım Cepheleri' arasında yer alır. Dolayısıyla bu faaliyet bir savunma cephesi gelişmesi değildir.

Adım Adım Çözüm

1
I. Dünya Savaşı'ndaki Osmanlı cephelerini türlerine göre sınıflandırınız.
Taarruz Cepheleri: Kafkas, Kanal. Savunma Cepheleri: Çanakkale, Irak, Suriye-Filistin, Hicaz-Yemen. Yardım Cepheleri: Galiçya, Makedonya, Romanya.
Sorunun kökünde savunma cephesi kapsamında olmayan gelişmenin tespit edilmesi istenmektedir.
2
Seçeneklerde yer alan olayların hangi cephelere ait olduğunu belirleyiniz.
Kut'ül Amare ve Basra mücadelesi Irak Cephesi'ne (savunma), Fahreddin Paşa'nın Medine müdafaası Hicaz-Yemen Cephesi'ne (savunma), Halep kuzeyindeki hat ise Suriye-Filistin Cephesi'ne (savunma) aittir. 15. Kolordu'nun sınır ötesine gönderilmesi ise Galiçya Cephesi (yardım) ile ilgilidir.
Cephelerin coğrafi konumu ve açılış amaçları, cephe türünün belirlenmesinde temel ölçüttür.
3
Savunma cephesi niteliği taşımayan seçeneği ayırt ediniz.
Galiçya'ya Avusturya-Macaristan ve Almanya'ya yardım amacıyla birlik gönderilmesi bir yardım cephesi faaliyetidir.
Yardım cepheleri Osmanlı sınırları dışında, tamamen müttefiklere askeri destek sağlamak amacıyla açılmıştır.

Anahtar Kavram

I. Dünya Savaşı'nda Osmanlı Devleti'nin savaştığı cephelerin nitelikleri (Taarruz, Savunma, Yardım) ve savunma cephelerindeki temel muharebeler.

İpuçları

1
Osmanlı Devleti'nin I. Dünya Savaşı'nda savaştığı cepheler Taarruz, Savunma ve Müttefiklere Yardım cepheleri olarak üçe ayrılır.
2
Galiçya, Makedonya ve Romanya cepheleri Osmanlı sınırları dışındaki yardım cepheleridir.
3
Avusturya-Macaristan ve Almanya'ya destek vermek için sınır ötesine (Galiçya'ya) 15. Kolordu'nun gönderilmesi bir yardım cephesi faaliyetidir.

Daha Fazla Pratik

Irak Cephesi'nde Kut'ül Amare Zaferi'ni kazanan Halil Kut Paşa ve Hicaz-Yemen Cephesi'nde Medine Müdafaası ile tanınan Fahreddin Paşa ('Çöl Kaplanı') unvan ve başarılarını tekrar ediniz.

Alternatif Yöntem

Cephe sınıflandırmasında isim kodlama yöntemini kullanabilirsiniz: Taarruz cepheleri 'K' harfi ile başlar (Kafkas, Kanal); Yardım cepheleri '-ya / -a' ekiyle biter (Galiçya, Makedonya, Romanya); geriye kalan Çanakkale, Irak, Suriye-Filistin ve Hicaz-Yemen ise Savunma cepheleridir.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 405Soru →

Mondros Ateşkes Antlaşması'nın ardından Anadolu'da başlayan işgallere karşı Türk halkı çeşitli cemiyetler kurarak direnişe geçmiştir. Bu cemiyetlerin büyük çoğunluğu bölgesel kurtuluşu hedeflemiş ve silahlı direnişi esas almıştır.

Buna karşılık; belirli bir bölgeyi savunmak yerine tüm yurdun kurtuluşunu amaçlayan, silahlı mücadeleden ziyade basın-yayın ve propaganda yoluyla dünya kamuoyunu aydınlatmayı ilke edinen ve 'Kuvayımilliye' tabirini ilk kez tüzüğünde kullanan cemiyet aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Milli Kongre Cemiyeti

Cevap

Milli Kongre Cemiyeti
Milli Kongre Cemiyeti, 1918 yılında İstanbul'da Dr. Esat Işık ve aydınlar tarafından kurulmuştur. Diğer yararlı cemiyetler belirli bir bölgenin savunması için silahlı ve yerel direnme yolunu seçerken; Milli Kongre Cemiyeti tüm vatanın haklarını savunmuş, Türkçe ve yabancı dillerde broşür, kitap ve bildiriler yayımlayarak dünya kamuoyunu etkilemeye çalışmıştır. Ayrıca Türk direniş güçlerini tanımlayan 'Kuvayımilliye' kavramı ilk kez Dr. Esat Işık'ın raporunda ve bu cemiyetin tüzüğünde yer almıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Soru kökündeki cemiyete ait ayırt edici özellikleri tespit etme
Aranan cemiyet; bölgesel değil ulusal amaçlı, silahlı mücadele yerine basın-yayın odaklı ve 'Kuvayımilliye' tabirini ilk kez kullanan cemiyettir.
Milli varlığa yararlı cemiyetlerin büyük kısmı bölgesel ve silahlı faaliyet yürütürken sadece bir tanesi genel/ulusal basın-yayın stratejisi gütmüştür.
2
Seçeneklerdeki cemiyetlerin türlerini ve faaliyet alanlarını değerlendirme
Kilikyalılar ve Trakya Paşaeli cemiyetleri bölgesel amaçlı yararlı cemiyetlerdir. Wilson Prensipleri ve İngiliz Muhipleri cemiyetleri ise manda ve himaye savunan zararlı cemiyetlerdir.
Milli Mücadele dönemi cemiyetleri amaçları, kuruluş yerleri ve yöntemleri bakımından sınıflandırılır.
3
Özellikleri sağlayan cemiyeti belirleme
Dr. Esat Işık tarafından kurulan, Türkçe ve Fransızca yayınlarla dünya kamuoyuna seslenen ve Kuvayımilliye ifadesini ilk defa resmi raporunda/tüzüğünde kullanan kuruluş Milli Kongre Cemiyeti'dir.
Milli Kongre Cemiyeti diğer Müdafaa-i Hukuk cemiyetlerinden ulusal niteliği ve basın-yayın yöntemiyle ayrılır.

Anahtar Kavram

Milli Mücadele Döneminde Yararlı Cemiyetlerin Özellikleri ve Milli Kongre Cemiyeti'nin Farkı

İpuçları

1
Bu cemiyet bölgesel bir isim taşımamakta, kurucusu olan ünlü hekim Dr. Esat Işık'ın hazırladığı raporlarla bilinmektedir.
2
Cemiyet, silahlı çeteler kurmak yerine gazete, dergi ve bildiriler çıkararak Türk milletinin haksız işgallere uğradığını dünyaya anlatmayı hedeflemiştir.
3
Milli direniş kuvvetlerini ifade eden 'Kuvayımilliye' terimini ilk kez literatüre kazandıran ve adında 'Milli' ifadesi geçen cemiyettir.

Daha Fazla Pratik

Milli Mücadele döneminde Sivas Kongresi'nde tüm yararlı cemiyetlerin 'Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti' adı altında birleştirilmesinin gerekçelerini inceleyiniz.

Alternatif Yöntem

Cemiyetleri 'Amaç' (Bölgesel / Ulusal) ve 'Yöntem' (Silahlı Direniş / Basın-Yayın) ölçütlerine göre sınıflandırınız: Trakya Paşaeli ve Kilikyalılar bölgesel/silahlıdır; Wilson Prensipleri ve İngiliz Muhipleri mandacıdır. Geriye kalan ulusal ve basın-yayın odaklı cemiyet doğrudan doğru cevabı verir.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 406Soru →

I. Dünya Savaşı sürecinde İtilaf Devletleri; Boğazları kontrol altına almak, müttefikleri olan Çarlık Rusyası'na askeri ve ekonomik yardım ulaştırmak ve Osmanlı Devleti'nin başkenti İstanbul'u ele geçirerek savaşı kısa sürede sonlandırmak amacıyla Çanakkale Cephesi'ni açmıştır. Ancak Osmanlı ordusunun hem denizde hem de karada kazandığı kesin zafer, İtilaf planlarını sonuçsuz bırakmış ve savaşın genel seyrini derinden etkilemiştir.

Buna göre, Çanakkale Zaferi'nin etkisiyle İttifak Devletleri safında savaşa katılan ve böylece Osmanlı Devleti ile Almanya arasında doğrudan kara bağlantısının kurulmasını sağlayan devlet aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Bulgaristan

Cevap

Bulgaristan'ın İttifak Devletleri safında savaşa katılması
Çanakkale Zaferi, İttifak Devletleri'nin savaşı kazanabileceği yönünde Balkanlarda güçlü bir kanaat oluşturmuştur. Bu gelişme üzerine tarafsızlığını koruyan Bulgaristan, İttifak Devletleri safında savaşa girmiştir. Bulgaristan'ın savaşa girmesi sonucunda Almanya, Avusturya-Macaristan, Bulgaristan ve Osmanlı Devleti arasında kesintisiz bir kara ve demir yolu bağlantısı sağlanmış, müttefikler arasında silah ve mühimmat sevkiyatı kolaylaşmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Çanakkale Muharebeleri'nin uluslararası askeri ve siyasi sonuçlarını değerlendirme
Çanakkale Cephesi'nde kazanılan zafer, Balkan devletlerinin savaşa yönelik tutumlarını doğrudan etkilemiştir.
Zafer öncesinde tarafsız kalarak gelişmeleri izleyen devletler, zaferin ardından güç dengesine göre ittifak tercihi yapmıştır.
2
Osmanlı-Almanya arasındaki coğrafi ve lojistik bağlantıyı analiz etme
Almanya ve Avusturya-Macaristan ile Osmanlı Devleti arasında yer alan Bulgaristan'ın İttifak Devletleri safına katılması sağlanmıştır.
Bulgaristan'ın savaşa girmesiyle Berlin-İstanbul demir yolu hattı ve kesintisiz kara ulaşımı açılmış, Osmanlı ordusuna yapılacak askeri ve teknik yardımların önü açılmıştır.

Anahtar Kavram

Çanakkale Zaferi'nin Uluslararası Sonuçları ve İttifak Bloklarındaki Gelişmeler

İpuçları

1
Çanakkale Zaferi sonrasında tarafsızlığını terk ederek İttifak bloğunu tercih eden bir Balkan devletini düşününüz.
2
Bu devletin savaşa girmesi, Osmanlı Devleti ile Almanya ve Avusturya-Macaristan arasındaki coğrafi engeli kaldırmıştır.
3
II. Balkan Savaşı'nda kaybettiği toprakları geri almak isteyen ve Osmanlı'nın komşusu olan Bulgaristan bu hamleyi yapmıştır.

Daha Fazla Pratik

Çanakkale Zaferi'nin Çarlık Rusyası üzerindeki etkileri ile Bolşevik İhtilali ve Brest-Litovsk Antlaşması arasındaki ilişkiyi inceleyebilirsiniz.

Alternatif Yöntem

Harita üzerindeki jeopolitik konumu değerlendirerek Osmanlı Devleti ile Orta Avrupa (Almanya/Avusturya) arasında doğrudan komşuluk ve geçiş güzergâhı oluşturan Balkan devletini tespit etme yöntemi kullanılabilir.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 407Soru →

I. Dünya Savaşı sonrasında Doğu Anadolu’da bir Ermeni devleti kurulması girişimlerine karşı bölge halkının haklarını savunmak amacıyla kurulan; bölgeden kesinlikle göç edilmemesi yönünde karar alarak Türkçe Hadisat ve Albayrak ile Fransızca Le Pays (Vatan) yayın organlarıyla kamuoyu oluşturmaya çalışan milli cemiyet aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Şark Vilayetleri Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti

Cevap

Şark Vilayetleri Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti
Şark Vilayetleri (Doğu Anadolu) Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti; Doğu Anadolu'da Ermeni devleti kurulmasını engellemek amacıyla kurulmuştur. Wilson İlkeleri'nde yer alan nüfus çoğunluğu kuralını korumak için bölgeden göçü kesinlikle yasaklamış, Erzurum Kongresi'nin toplanmasını sağlamış ve davasını hem ulusal hem de uluslararası kamuoyuna anlatabilmek için Türkçe Albayrak ve Hadisat ile Fransızca Le Pays (Vatan) gazetelerini yayımlamıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Soru kökündeki amaç ve coğrafi hedefi belirlemek
Doğu Anadolu bölgesinde kurulmak istenen Ermeni devletine karşı faaliyet gösteren cemiyet aranmaktadır.
Milli cemiyetler kuruluş amaçları ve mücadele ettikleri tehditlere göre bölgesel olarak ayrılmaktadır.
2
Yayın organları ve alınan kararları analiz etmek
Hadisat, Albayrak ve Fransızca Le Pays (Vatan) gazetelerini çıkararak bölgeden göçü yasaklayan cemiyetin Şark Vilayetleri Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti olduğu tespit edilir.
Wilson İlkeleri uyarınca bölgedeki Türk-Müslüman nüfus çoğunluğunu korumak ve dünya kamuoyuna haklılığı duyurmak için bu yöntemler izlenmiştir.
3
Seçenekler arasından doğru cemiyeti belirlemek
Şark Vilayetleri Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti doğru cevaptır.
Belirtilen gazeteler ve Doğu Anadolu'daki savunma faaliyetleri doğrudan bu cemiyete aittir.

Anahtar Kavram

Milli Varlığa Yararlı Cemiyetlerin Amaç ve Faaliyetleri

İpuçları

1
Doğu Anadolu bölgesindeki Ermeni iddialarına karşı mücadele eden ve Erzurum Kongresi'nin toplanmasında etkili olan cemiyeti hatırlayınız.
2
Wilson İlkeleri gereğince Türk nüfus üstünlüğünü korumak adına bölgeden göçü yasaklayan cemiyeti göz önüne alınız.
3
Fransızca Le Pays (Vatan), Türkçe Hadisat ve Albayrak gazetelerini çıkararak haklılığını duyuran cemiyet Şark Vilayetleri Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti'dir.

Daha Fazla Pratik

Milli cemiyetlerin bölgesellikten ulusallığa geçişini sağlayan Sivas Kongresi kararlarını inceleyiniz.

Alternatif Yöntem

Soru kökündeki 'Doğu Anadolu', 'Ermeni devleti' ve 'Albayrak, Hadisat, Le Pays' anahtar kelimeleri doğrudan Şark Vilayetleri (Doğu Anadolu) cemiyeti ile eşleştirilebilir.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 408Soru →

I. Dünya Savaşı sonrasında İtilaf Devletleri ile Osmanlı Hükûmeti arasında 10 Ağustos 1920 tarihinde imzalanan Sevr Antlaşması, hukuki niteliği ve uygulanabilirliği bakımından Türk ve dünya tarihinde özgün bir yere sahiptir.

Sevr Antlaşması'nın hukuki geçerliliği ve bu antlaşmaya karşı sergilenen kurumsal tutumlar dikkate alındığında, aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Kanun-i Esasi'ye göre Mebusan Meclisi'nin onayından geçmediği için hukuken ölü doğmuş; TBMM ise antlaşmayı imzalayan ve onaylayanları vatan haini ilan etmiştir.

Cevap

Kanun-i Esasi'ye göre Mebusan Meclisi'nin onayından geçmediği için hukuken ölü doğmuş; TBMM ise antlaşmayı imzalayan ve onaylayanları vatan haini ilan etmiştir.
Sevr Antlaşması, Osmanlı Devleti'nin yürürlükteki anayasası olan Kanun-i Esasi'nin amir hükmü uyarınca Mebusan Meclisi'nin onayından geçmek zorundaydı. İtilaf Devletleri'nin İstanbul'u resmen işgali sonrası Meclis-i Mebusan kapatıldığı için antlaşma parlamentoda onaylanamamış, anayasal karşılığı olmayan Saltanat Şurası tarafından kabul edilmiştir. Bu durum antlaşmayı hukuken geçersiz kılmıştır. Ankara'daki TBMM Hükûmeti ise 19 Ağustos 1920'de aldığı kararla antlaşmayı kesinlikle tanımadığını açıklamış, antlaşmayı imzalayan ve onaylayanları 'vatan haini' (Hâin-i Vatan) ilan etmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Sevr Antlaşması'nın hukuki altyapısını ve Kanun-i Esasi hükümlerini analiz etme
Osmanlı Anayasası (Kanun-i Esasi) madde 7'ye göre barış antlaşmalarının yürürlüğe girebilmesi için meclis (Heyet-i Mebusan) onayı zorunludur.
11 Nisan 1920'de Mebusan Meclisi feshedilmiş olduğu için antlaşma meclis onayına sunulamamış, bu nedenle hukuken 'ölü doğmuş' ve geçersiz sayılmıştır.
2
Antlaşmanın Osmanlı yürütme organınca kabul edilme biçimini değerlendirme
Padişah Vahdettin ve Damat Ferit Paşa, antlaşmayı meclis yerine anayasal yetkisi bulunmayan 'Saltanat Şurası'na onaylatmıştır (Topçu Feriki Ali Rıza Paşa hariç şura üyeleri onaylamıştır).
Saltanat Şurası yasal bir yasama organı olmadığı için aldığı kararlar antlaşmaya hukuki geçerlilik kazandıramamıştır.
3
Antkara'daki TBMM'nin kurumsal ve hukuki tepkisini belirleme
TBMM, 19 Ağustos 1920 tarihli oturumunda Sevr Antlaşması'nı imzalayanları (Hadi Paşa, Rıza Tevfik, Reşat Halis) ve onaylayan Saltanat Şurası üyelerini 'vatan haini' ilan etmiştir.
TBMM, Türk milletinin tek meşru temsilcisi olarak Misak-ı Milli'ye tamamen aykırı olan bu antlaşmayı ve imzalayanları Hıyanet-i Vataniye Kanunu kapsamında cezalandırma kararı almıştır.

Anahtar Kavram

Sevr Antlaşması'nın Hukuki Niteliği (Mebusan Meclisi Onayı Eksikliği) ve TBMM'nin Hıyanet-i Vataniye Kararı

İpuçları

1
Bir antlaşmanın Osmanlı hukuk sistemine göre yürürlüğe girebilmesi için hangi yasama organının onayı gerektiğini hatırlayınız.
2
16 Mart 1920'de İstanbul işgal edilmiş ve ardından Mebusan Meclisi kapatılmıştır; dolayısıyla onay makamı fiilen mevcut değildir.
3
TBMM 19 Ağustos 1920'de Sevr'i imzalayan Bağdatlı Hadi Paşa, Rıza Tevfik ve Reşat Halis ile Saltanat Şurası üyeleri hakkında Hıyanet-i Vataniye Kanunu'nu işletmiştir.

Daha Fazla Pratik

Sevr Antlaşması'nı imzalamayı reddeden heyet başkanı Damat Ferit öncesi Sadrazam Tevfik Paşa'nın gerekçeleri ve San Remo Konferansı kararları üzerine çalışılabilir.

Alternatif Yöntem

Hukuki geçerlilik (de jure) ile fiili uygulama (de facto) ayrımı üzerinden gidilerek, Mebusan Meclisi onayı taşımayan belgelerin anayasal olarak geçersiz sayıldığı kuralı doğrudan hatırlanabilir.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 409Soru →

I. Dünya Savaşı sonrasında toplanan Paris Barış Konferansı'nda (1919), daha önce gizli antlaşmalarla İtalya'ya vadedilmiş olan İzmir ve çevresinin Yunanistan'a bırakılması kararlaştırılmıştır.

İtilaf Devletleri'nin bu kararında;
I. İngiltere'nin Doğu Akdeniz'de güçlü bir İtalya yerine kolay yönlendirebileceği bir Yunanistan'ı tercih etmesi,
II. Yunanistan Başbakanı Venizelos'un bölgedeki Rum nüfusun çoğunlukta olduğuna dair sahte raporlar sunması,
III. İtalya'nın I. Dünya Savaşı'nı İttifak Devletleri safında tamamlamış olması

gelişmelerinden hangileri etkili olmuştur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: I ve II

Cevap

İngiltere'nin Doğu Akdeniz çıkarları ve Yunanistan'ın sunduğu sahte raporları içeren öncüllerin bir arada yer aldığı seçenek doğrudur.
Paris Barış Konferansı'nda Batı Anadolu ve İzmir'in İtalya yerine Yunanistan'a verilmesinde iki temel etken rol oynamıştır: Birincisi, İngiltere'nin Doğu Akdeniz'deki sömürge yollarının güvenliği için güçlü bir İtalya yerine kendi mandası gibi hareket edebilecek zayıf bir Yunanistan'ı tercih etmesidir. İkincisi, Yunanistan Başbakanı Venizelos'un Wilson İlkeleri'nin çoğunluk prensibini istismar ederek bölgede Rumların çoğunlukta olduğuna dair sahte rapor ve belgeleri konferansa sunmasıdır. Bu iki etken kararın alınmasını sağlamıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Paris Barış Konferansı'nda İzmir'in Yunanistan'a bırakılma nedenlerini analiz etmek
İngiltere, sömürge yolları ve Doğu Akdeniz hakimiyeti açısından güçlü bir İtalya yerine zayıf ve kontrol edilebilir bir Yunanistan'ı bölgede görmeyi hedeflemiştir.
İtilaf Devletleri arasındaki ilk ciddi çıkar çatışması ve görüş ayrılığı bu stratejiden kaynaklanmıştır.
2
Wilson İlkeleri ve demografik iddiaların etkisini değerlendirmek
Yunanistan Başbakanı Venizelos, Wilson İlkeleri'nin 'çoğunluk esası' maddesini kullanarak Batı Anadolu'da Rum nüfusunun Türklerden fazla olduğunu iddia eden sahte istatistik ve belgeler sunmuştur.
İtilaf Devletleri, İzmir'in işgaline Wilson İlkeleri üzerinden uluslararası alanda meşruiyet kazandırmaya çalışmıştır.
3
İtalya'nın I. Dünya Savaşı'ndaki blok aidiyetini kontrol etmek
İtalya, savaş öncesinde Üçlü İttifak üyesi olmasına rağmen savaş başında tarafsız kalmış, 1915 Londra Antlaşması ile İtilaf Devletleri safına geçmiş ve savaşı bu grupta tamamlamıştır.
İtalya'nın savaşı İttifak safında tamamladığı bilgisi tarihsel bir yanılgıdır.

Anahtar Kavram

Paris Barış Konferansı'nda İzmir'in Yunanistan'a verilmesi ve İtilaf Devletleri arasındaki ilk görüş ayrılıkları

İpuçları

1
İtalya'nın I. Dünya Savaşı başladığında tarafsız kaldığını ve 1915 Londra Gizli Antlaşması ile hangi gruba geçtiğini hatırlayınız.
2
İngiltere'nin Doğu Akdeniz'deki çıkarları ile Venizelos'un Wilson İlkeleri'ni kullanarak sunduğu belgelerin etkisini birlikte düşününüz.
3
İtalya savaşı kazanan İtilaf Devletleri arasında yer almıştır; dolayısıyla İtalya'nın İttifak saflarında olduğunu belirten ifade elenmelidir.

Daha Fazla Pratik

Paris Barış Konferansı kararlarına tepki olarak İzmir'in işgalinden sonra bölgedeki gerçek nüfus durumunu tespit eden Amiral Bristol Raporu'nun içeriğini inceleyiniz.

Alternatif Yöntem

Öncüllü sorularda kronolojik ve blok bilgisi kontrol edilerek kesin yanlış olan öncül (İtalya'nın İttifak safında savaşı bitirmesi) elendiğinde doğrudan doğru cevaba ulaşılabilir.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 410Soru →

I. Dünya Savaşı sürerken İtilaf Devletleri kendi aralarında yaptıkları gizli antlaşmalarla Osmanlı Devleti'nin topraklarını paylaşmışlardır.

Bu antlaşmalardan biri olan ve İngiltere ile Fransa'nın onayıyla İzmir, Aydın ve Konya çevresinin İtalya'ya bırakılmasını öngören, ancak Rusya'da yaşanan Bolşevik İhtilali sebebiyle Çarlık Rusyası tarafından onaylanamadığı için hukuken tamamlanamayan gizli antlaşma aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Saint-Jean de Maurienne Antlaşması

Cevap

Saint-Jean de Maurienne Antlaşması
Saint-Jean de Maurienne Antlaşması (17 Nisan 1917), İngiltere, Fransa ve İtalya arasında imzalanmıştır. İtalya'nın Sykes-Picot Antlaşması'na itirazı üzerine İzmir, Aydın, Muğla ve Konya çevresi İtalya'ya verilmiştir. Ancak antlaşmanın yürürlüğe girmesi Rusya'nın onayına bağlanmış, Rusya'da Bolşevik İhtilali çıkması sebebiyle bu onay gerçekleşmemiştir. İlerleyen süreçte İngiltere bu durumu fırsat bilerek Paris Barış Konferansı'nda İzmir'i İtalya yerine Yunanistan'a devretmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Soru kökündeki temel ölçütleri belirleme
İzmir, Aydın ve Konya çevresinin İtalya'ya vadedilmesi ve Rusya'nın onayından geçememe şartı tespit edildi.
Gizli antlaşmaların her biri farklı devletlerin Osmanlı topraklarındaki nüfuz ve paylaşım alanlarını belirlemektedir.
2
İtalya ile ilgili gizli antlaşmaları karşılaştırma
Londra Antlaşması (1915) ile İtalya'ya yalnızca Antalya ve On İki Ada vadedilmişken, Saint-Jean de Maurienne Antlaşması (1917) ile İtalya'ya ek olarak İzmir ve Batı Anadolu bölgesi verilmiştir.
İtalya'nın Sykes-Picot Antlaşması'na tepki göstermesi üzerine müttefikler İtalya'yı tatmin etmek için Saint-Jean de Maurienne Antlaşması'nı düzenlemiştir.
3
Geçerlilik ve onay sürecini değerlendirme
Antlaşma metnine eklenen 'Rusya'nın onaylaması şartı', Rusya'da meydana gelen 1917 Bolşevik İhtilali ve Rusya'nın savaştan çekilmesi nedeniyle gerçekleşememiş, bu durum Paris Barış Konferansı'nda İzmir'in Yunanistan'a verilmesine gerekçe yapılmıştır.
İtilaf Devletleri (özellikle İngiltere), Rus onayının olmamasını bahane ederek İzmir'i güçlü bir İtalya yerine kukla olarak kullanabileceği Yunanistan'a bırakmıştır.

Anahtar Kavram

I. Dünya Savaşı Gizli Paylaşım Antlaşmaları ve Saint-Jean de Maurienne Antlaşması

İpuçları

1
İtalya'ya savaş başlangıcında verilen Antalya bölgesine ek olarak İzmir'in verildiği antlaşmayı düşününüz.
2
Paris Barış Konferansı'nda İngiltere'nin 'Rusya onaylamadı' gerekçesiyle geçersiz saydığı ve İzmir'i Yunanistan'a devrettiği antlaşmayı hatırlayınız.

Daha Fazla Pratik

Paris Barış Konferansı'nda İzmir'in İtalya yerine Yunanistan'a verilmesinin İtilaf Devletleri arasındaki ilk görüş ayrılığı olması konusunu pekiştiriniz.

Alternatif Yöntem

Gizli antlaşmalar taraflarına göre kodlanabilir: Boğazlar (İngiltere-Fransa-Rusya), Sykes-Picot (İngiltere-Fransa), Mac-Mahon (İngiltere-Araplar), Londra (İngiltere-Fransa-Rusya-İtalya / On İki Ada & Antalya), St. Jean de Maurienne (İngiltere-Fransa-İtalya / İzmir & Konya).
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 411Soru →

Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşı’na giriş sürecinde 2 Ağustos 1914’te Almanya ile gizli ittifak antlaşması imzalaması ile 29 Ekim 1914’te Karadeniz Olayı ile savaşa fiilen dahil olması arasında geçen süreçte yaşanan gelişmelerle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Osmanlı Devleti'nin 9 Eylül 1914'te kapitülasyonları tek taraflı olarak kaldırma kararı, müttefiki Almanya ve Avusturya-Macaristan tarafından memnuniyetle karşılanmış ve derhal onaylanmıştır.

Cevap

Osmanlı Devleti'nin kapitülasyonları tek taraflı kaldırma kararına Almanya ve Avusturya-Macaristan'ın destek verdiği yargısı yanlıştır; zira müttefik devletler de dahil tüm büyük güçler bu kararı ortak nota ile protesto etmiştir.
Osmanlı Devleti, 9 Eylül 1914 tarihinde kapitülasyonları 1 Ekim 1914 itibarıyla tek taraflı olarak kaldırdığını açıklamıştır. Bu karar sadece İtilaf Devletleri tarafından değil, Osmanlı Devleti'nin henüz gizli ittifak yapmış olduğu müttefikleri Almanya ve Avusturya-Macaristan elçileri tarafından da şiddetle protesto edilmiş ve ortak bir nota ile Osmanlı Hükûmeti'ne iletilmiştir. Dolayısıyla müttefiklerin bu kararı derhal ve memnuniyetle onayladığı ifadesi tarihsel bir yanılgıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Tarihsel süreci ve kronolojik aşamaları belirleme
2 Ağustos 1914 Türk-Alman Gizli İttifakı ile 29 Ekim 1914 Karadeniz Baskını arasındaki ara dönemde yaşanan siyasi, diplomatik ve ekonomik hamleler analiz edilir.
Osmanlı'nın savaşa giriş stratejisi doğrudan ve anlık değil, çok boyutlu diplomatik manevralarla şekillenmiştir.
2
Kapitülasyonların kaldırılması sürecini ve uluslararası tepkileri değerlendirme
Osmanlı Devleti 9 Eylül 1914'te 1 Ekim 1914'ten itibaren geçerli olmak üzere kapitülasyonları tek taraflı olarak ilga ettiğini ilan etmiştir.
İttihat ve Terakki yönetimi, Avrupa'daki savaş karmaşasını fırsat bilerek tam bağımsızlık yolunda adım atmak istemiştir.
3
Müttefik devletlerin (Almanya ve Avusturya-Macaristan) tutumunu tahlil etme
Almanya ve Avusturya-Macaristan, Osmanlı ile müttefik olmalarına karşın ekonomik ayrıcalıklarını kaybetmek istememiş ve İtilaf Devletleri elçileriyle birlikte Bâb-ı Âli'ye ortak protesto notası vermiştir.
Devletlerarası ilişkilerde dönemsel askeri ittifaklar, köklü ekonomik ve hukuki imtiyaz çıkarlarının önüne geçememiştir.
4
Seçeneklerdeki diğer tarihsel önermelerin doğruluğunu doğrulama
Goben ve Breslau'nun satın alınması kılıfı, Reşadiye/Sultan Osman zırhlılarına el konulması tepkisi, İtilaf vaatleri ve silahlı tarafsızlık hamleleri tarihsel gerçeklerle tam uyumludur.
Yanlış olan tek yargı, kapitülasyonların feshine Almanya ve Avusturya-Macaristan'ın onay verdiği iddiasıdır.

Anahtar Kavram

I. Dünya Savaşı Başında Osmanlı Diplomasisi, Müttefik İlişkileri ve Kapitülasyonların İlgası

İpuçları

1
Osmanlı Devleti'nin savaşa giriş sürecindeki ekonomik ve hukuki bağımsızlık hamleleri ile müttefiklerinin ulusal çıkarlarını göz önünde bulundurunuz.
2
İttifak Devletleri blokunda yer alan Almanya ve Avusturya-Macaristan'ın Osmanlı Devleti üzerindeki mali ve ticari imtiyazlarından vazgeçip vazgeçmeyeceğini düşününüz.
3
Kapitülasyonların tek taraflı ilgasına karşı çıkan devletlerin sadece İtilaf Devletleri mi yoksa tüm büyük devletler mi olduğuna odaklanınız.

Daha Fazla Pratik

Osmanlı Devleti'nin I. Dünya Savaşı'nda açtığı taarruz ve savunma cephelerinin stratejik hedeflerini ve savaşa giriş sürecindeki Alman planlarıyla uyumunu inceleyebilirsiniz.

Alternatif Yöntem

Soruya stratejik çıkarlar açısından yaklaşıldığında; kapitülasyonlar ekonomik bir imtiyaz olduğu için müttefik olsa dahi hiçbir Avrupalı gücün bu imtiyazdan gönüllü olarak feragat etmeyeceği ilkesi hatırlanarak doğrudan sonuca ulaşılabilir.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 412Soru →

Sevr Barış Antlaşması'nda yer alan aşağıdaki maddelerden hangisi, Osmanlı Devleti'nin Boğazlar üzerindeki egemenlik haklarının bütünüyle elinden alındığının ve Türk tarafının Boğazlar yönetiminde hiçbir söz hakkının bırakılmadığının doğrudan göstergesidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Boğazların, içinde Türk üyenin yer almadığı, ayrı bayrağı ve bütçesi bulunan uluslararası bir komisyonca yönetilmesi

Cevap

Boğazların, içinde Türk üyenin yer almadığı, ayrı bayrağı ve bütçesi bulunan uluslararası bir komisyonca yönetilmesi
Sevr Antlaşması'nın Boğazlar maddesine göre; Boğazlar savaşta ve barışta bütün devletlerin gemilerine açık olacak, yönetimi ise içinde hiçbir Türk temsilcinin yer almadığı, kendine ait özel bir bayrağı ve bütçesi bulunan uluslararası bir komisyona bırakılacaktır. Bu madde, Osmanlı Devleti'nin İstanbul ve Boğazlar üzerindeki egemenlik haklarını fiilen ve hukuken tamamen ortadan kaldırmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Sevr Antlaşması'nın Boğazlar ile ilgili hükümlerini ve egemenlik kısıtlamalarını analiz etmek
Antlaşma metninde Boğazlar bölgesinin uluslararası bir komisyona devredildiği görülür.
İtilaf Devletleri, Boğazlar üzerinde mutlak kontrol kurmayı hedeflemiştir.
2
Komisyonun yapısını ve Osmanlı Devleti'nin temsil durumunu değerlendirmek
Komisyonda hiçbir Türk üyenin yer almaması ve komisyona müstakil bayrak ile bütçe tanınması, Osmanlı egemenliğinin tamamen dışlandığını kanıtlar.
Ayrı bayrak ve bütçeye sahip olması, komisyonun devlet içinde bağımsız bir otorite haline getirildiğini gösterir.

Anahtar Kavram

Sevr Antlaşması'nda Boğazlar Statüsü ve Egemenlik Kısıtlamaları

İpuçları

1
İtilaf Devletleri'nin Boğazlar üzerinde kurduğu komisyonda Osmanlı Devleti'nin herhangi bir temsil yetkisi bulunup bulunmadığını hatırlayınız.
2
Sevr'de oluşturulan komisyonun ayrı bir bayrağa ve bütçeye sahip olması ile Lozan'daki komisyon başkanı ayrımına dikkat ediniz.

Daha Fazla Pratik

Lozan Barış Antlaşması ve Montrö Boğazlar Sözleşmesi'nin Boğazlar ile ilgili maddelerini Sevr Antlaşması hükümleriyle karşılaştırınız.

Alternatif Yöntem

Boğazlar konusunu kronolojik antlaşmalar üzerinden kıyaslayabilirsiniz: Sevr (Türk üye yok, egemenlik yok) → Lozan (Komisyon var, başkanı Türk) → Montrö (Komisyon kaldırıldı, tam egemenlik sağlandı).
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 413Soru →

I. Dünya Savaşı sırasında Çanakkale Cephesi'nde 19. Tümen ve Anafartalar Grubu Komutanı olarak görev yapan Mustafa Kemal; Conkbayırı, Arıburnu ve Anafartalar mevkilerinde kazandığı zaferlerle düşmanın ilerleyişini durdurmuştur.

Buna göre, Mustafa Kemal'in Çanakkale Cephesi'ndeki bu askerî başarılarının ortaya çıkardığı doğrudan sonuç aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Albay rütbesine terfi ederek 'Anafartalar Kahramanı' unvanıyla millî bir lider olarak tanınması

Cevap

Albay rütbesine terfi ederek 'Anafartalar Kahramanı' unvanıyla millî bir lider olarak tanınması
Mustafa Kemal Paşa, Çanakkale Kara Savaşları sırasında 19. Tümen ve Anafartalar Grup Komutanı olarak Arıburnu, Conkbayırı ve Anafartalar'da kritik rol oynamıştır. Bu başarıları neticesinde 1 Haziran 1915'te Albaylığa yükseltilmiş, 'Anafartalar Kahramanı' ve 'İstanbul'u Kurtaran Komutan' unvanlarıyla Türk ve dünya kamuoyunda tanınmıştır. Bu şöhret, Türk milletinin Millî Mücadele Dönemi'nde onun önderliği etrafında kenetlenmesinde belirleyici olmuştur.

Adım Adım Çözüm

1
Mustafa Kemal'in Çanakkale Cephesi'ndeki rütbe ve görev durumunu analiz etme
Savaşa Yarbay rütbesiyle başlayan Mustafa Kemal, 19. Tümen ve Anafartalar Grup Komutanlığı görevlerinde gösterdiği başarılardan ötürü 1 Haziran 1915'te Albaylığa terfi etmiştir.
Çanakkale Cephesi'ndeki şahsi askerî başarılarının kariyerine doğrudan etkisini saptamak gerekir.
2
Askerî zaferin ulusal düzeydeki toplumsal ve siyasi sonuçlarını değerlendirme
Mustafa Kemal kazandığı zaferler sonrasında 'Anafartalar Kahramanı' ve 'İstanbul'u Kurtaran Komutan' olarak hem Osmanlı hem dünya basınında tanınmış, Türk milletinin güvenini kazanmıştır.
Bu tanınırlık ilerleyen süreçte başlayacak olan Millî Mücadele'nin liderliğine zemin hazırlamıştır.
3
Çeldiricilerdeki kronolojik ve kavramsal yanılgıları eleme
Yıldırım Orduları Komutanlığı, Dokuzuncu Ordu Müfettişliği, askerlikten istifa ve Mareşallik rütbesi farklı cephe ve dönemlere (Suriye Cephesi, Millî Mücadele Hazırlık, Sakarya Savaşı) aittir.
Çanakkale Muharebeleri'nin doğrudan sonucu yalnızca Albaylık terfisi ve millî şöhret kazanılmasıdır.

Anahtar Kavram

Mustafa Kemal'in Çanakkale Cephesi'ndeki Rolü ve Millî Mücadele Liderliğine Etkisi

İpuçları

1
Mustafa Kemal'in Çanakkale'deki görevi ve bu savaş esnasında aldığı askerî rütbe terfisini düşününüz.
2
Bu zafer sayesinde Mustafa Kemal sadece bir cephe komutanı olarak kalmamış, tüm milletin tanıdığı sembol bir unvan kazanmıştır.
3
Mustafa Kemal'in Anafartalar'daki liderliği ona 'Anafartalar Kahramanı' unvanını ve Albaylık rütbesini kazandırmıştır.

Daha Fazla Pratik

Mustafa Kemal'in I. Dünya Savaşı'nda görev aldığı diğer cepheler olan Kafkas ve Suriye-Filistin cephelerindeki faaliyetleri ve kazandığı rütbeleri tekrar edebilirsiniz.

Alternatif Yöntem

Kronoloji ve cephe-görev eşleştirmesi yöntemini kullanarak diğer seçeneklerdeki olayların (Suriye Cephesi, 1919 Kongreler Dönemi, Sakarya Savaşı) Çanakkale Savaşı'ndan (1915) sonraki yıllara ait olduğunu belirleyip eleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 414Soru →

I. Dünya Savaşı'nda Osmanlı ordusunun harekât icra ettiği cephelerle ilgili olarak;

• 15. Kolordunun müttefik kuvvetlere destek sağlamak amacıyla sınır ötesine intikal ederek Çarlık Rusyası ordularına karşı muharebelere katıldığı,
• Selman-ı Pak Muharebesi'nin ardından İngiliz kuvvetlerinin kuşatılmasıyla Kut'ül Amâre Zaferi'nin kazanıldığı,
• İngiliz destekli güçlere karşı Medine Müdafaası'nın Mondros Mütarekesi sonrasına kadar kararlılıkla sürdürüldüğü

cepheler aşağıdakilerin hangisinde sırasıyla ve doğru olarak verilmiştir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Galiçya – Irak – Hicaz-Yemen

Cevap

Galiçya – Irak – Hicaz-Yemen
Galiçya Cephesi, Osmanlı Devleti'nin sınırları dışında 15. Kolordu ile müttefiklerine yardım ettiği cephedir. Irak Cephesi, Selman-ı Pak ve Kut'ül Amâre zaferlerinin kazanıldığı savunma cephesidir. Hicaz-Yemen Cephesi ise Medine Müdafaası ile Fahreddin Paşa'nın destansı bir direniş gösterdiği savunma cephesidir. Bu nedenle doğru sıralama Galiçya – Irak – Hicaz-Yemen şeklindedir.

Adım Adım Çözüm

1
Birinci öncülde belirtilen sınır ötesi yardım cephesini tespit etme
Galiçya Cephesi
Osmanlı Devleti, müttefiki Avusturya-Macaristan ve Almanya'ya destek vermek üzere 15. Kolorduyu Doğu Galiçya'ya sevk etmiş ve Çarlık Rusyası ordularına karşı başarılı savunma muharebeleri icra etmiştir.
2
İkinci öncülde tarif edilen askerî başarının kazanıldığı savunma cephesini belirleme
Irak Cephesi
İngilizlerin Basra üzerinden Bağdat'a ilerlemesini durduran Selman-ı Pak Muharebesi ve ardından General Townshend komutasındaki İngiliz tümeninin teslim alındığı Kut'ül Amâre Zaferi, Irak Savunma Cephesi'nde kazanılmıştır.
3
Üçüncü öncülde ifade edilen müdafaanın yürütüldüğü cepheyi bulma
Hicaz-Yemen Cephesi
'Çöl Kaplanı' olarak bilinen Fahreddin Paşa, İngiliz destekli Şerif Hüseyin kuvvetlerine karşı Medine Müdafaası'nı yürütmüş ve Mondros Ateşkes Antlaşması'ndan sonra dahi şehri bir süre teslim etmemiştir.

Anahtar Kavram

I. Dünya Savaşı'nda Osmanlı Devleti'nin yardım (Galiçya, Romanya, Makedonya) ve savunma (Irak, Hicaz-Yemen, Suriye-Filistin) cephelerinin nitelikleri, muharebeleri ve önemli komutanlık faaliyetleri.

İpuçları

1
Öncüllerdeki olayların hangi coğrafyalarda cereyan ettiğini ve Osmanlı sınırları içinde mi yoksa müttefik topraklarında mı olduğunu ayrıştırınız.
2
Kut'ül Amâre Zaferi'nin Dicle Havzası'nda Basra Körfezi'nden ilerleyen İngilizlere karşı kazanıldığını hatırlayınız.
3
15. Kolordu müttefiklere destek amacıyla Doğu Avrupa'daki Galiçya'ya intikal etmiş; Medine şehri ise Hicaz bölgesinde savunulmuştur.

Daha Fazla Pratik

Suriye-Filistin Cephesi'nde Mustafa Kemal Paşa'nın Yıldırım Orduları Grubu bünyesinde oluşturduğu Katma Savunma Hattı ve Megiddo Muharebesi'nin sonuçlarını inceleyebilirsiniz.

Alternatif Yöntem

Öncüllerde yer alan kritik anahtar kelimeleri (15. Kolordu → Galiçya; Kut'ül Amâre → Irak; Medine Müdafaası → Hicaz-Yemen) doğrudan cephe eşleştirmesi yaparak seçenekleri eleme yöntemiyle çözebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 415Soru →

I. Dünya Savaşı'nda Osmanlı Devleti'nin taarruz amacıyla açtığı Kafkas ve Kanal cephelerinin açılma gerekçeleri, askerî harekât süreçleri ve sonuçları dikkate alındığında, aşağıdakilerden hangisi her iki cephenin de ortak bir özelliği olarak gösterilebilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İttifak Devletleri'nden Almanya'nın askerî ve jeopolitik beklentilerinin cephelerin açılmasında etkili olması

Cevap

İttifak Devletleri'nden Almanya'nın askerî ve jeopolitik beklentilerinin cephelerin açılmasında etkili olması
Osmanlı Devleti'nin taarruz cepheleri olan Kafkas ve Kanal cephelerinin her ikisinin de açılmasında İttifak ortağı Almanya'nın stratejik ve askerî hedefleri doğrudan rol oynamıştır. Almanya; Doğu Cephesi'nde Rusya'nın, Mısır'da ise İngiltere'nin baskısını azaltarak İtilaf kuvvetlerini bölmeyi ve İngiltere'nin sömürge yollarını felce uğratmayı amaçlamıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Osmanlı Devleti'nin I. Dünya Savaşı'ndaki taarruz cephelerini belirleme
Osmanlı Devleti'nin taarruz amacıyla bizzat açtığı iki cephe Kafkas Cephesi ve Kanal (Süveyş) Cephesi'dir.
Sorunun kapsamını ve analiz edilecek iki temel cepheyi netleştirmek gerekir.
2
Kafkas ve Kanal cephelerinin açılma nedenlerinde Almanya'nın rolünü değerlendirme
Kafkas Cephesi ile Rusya'nın güçlerinin bölünmesi ve Kafkas petrollerinin kontrolü, Kanal Cephesi ile de İngiltere'nin Mısır ve Süveyş üzerinden sömürgeleriyle (Hindistan) olan bağlantısının koparılması Almanya'nın temel askerî ve stratejik hedeflerindendir.
Osmanlı'nın taarruz cephelerinin planlamasında ve açılmasında müttefiki Almanya'nın stratejik yönlendirmeleri belirleyici olmuştur.
3
Çeldiricileri eleyerek ortak özelliği doğrulama
Tehcir Kanunu yalnızca Kafkas'a özgüdür; yerel halkın topyekûn desteği olmamıştır; Gümrü/Moskova Kurtuluş Savaşı dönemine aittir; denizlerde mutlak hâkimiyet kurulamamıştır. Ortak payda Almanya'nın stratejik istekleridir.
Tüm seçenekler tarihsel olgular ışığında test edilerek kesin doğruya ulaşılır.

Anahtar Kavram

I. Dünya Savaşı'nda Osmanlı Taarruz Cepheleri ve İttifak Stratejisi

İpuçları

1
Osmanlı Devleti'nin I. Dünya Savaşı'ndaki müttefikleri ile koordinasyonunu ve savaş stratejisinin kimlerin yönlendirmesiyle şekillendiğini düşününüz.
2
İngiltere'nin Süveyş Kanalı üzerinden gelen sömürge hatlarını kesmek ve Rus ordusunu doğuda meşgul etmek en çok hangi devletin savaş yükünü hafifletirdi?
3
Her iki taarruz cephesinin açılmasında Almanya'nın kendi cephelerindeki İtilaf baskısını hafifletme ve jeopolitik çıkarlarını koruma arzusu belirleyici olmuştur.

Daha Fazla Pratik

Brest-Litovsk Antlaşması ile Osmanlı'nın Kafkas Cephesi'nde geri aldığı 'Elviye-i Selâse' (Kars, Ardahan, Batum) şehirlerinin tarihsel sürecini tekrar ediniz.

Alternatif Yöntem

Cephelerin özelliklerini 'Osmanlı'nın Amaçları', 'Almanya'nın Amaçları' ve 'Harekât Sonuçları' şeklinde gruplandırarak ortak paydada yalnızca Almanya'nın stratejik yönlendirmelerinin yer aldığını eleme yöntemiyle tespit edebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 416Soru →

Mondros Ateşkes Antlaşması'nın;
- 7. maddesi: "İtilaf Devletleri, güvenliklerini tehdit edecek bir durum ortaya çıkarsa herhangi bir stratejik noktayı işgal hakkına sahip olacaktır."
- 24. maddesi: "Vilâyat-ı Sitte'de (altı doğu ilinde) bir karışıklık çıkarsa İtilaf Devletleri bu illerin herhangi bir kısmını işgal edebilecektir."
hükümlerini içermektedir.

Bu maddeler ve antlaşma sonrası ortaya çıkan gelişmeler birlikte değerlendirildiğinde aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: 7. madde ile tüm Anadolu işgale açık hâle getirilmiş, 24. madde ile de Doğu Anadolu'da kurulması planlanan Ermeni devletine zemin hazırlanmıştır.

Cevap

7. madde ile tüm Anadolu işgale açık hâle getirilmiş, 24. madde ile de Doğu Anadolu'da kurulması planlanan Ermeni devletine zemin hazırlanmıştır.
Mondros Ateşkes Antlaşması'nın en tehlikeli iki maddesi 7. ve 24. maddelerdir. 7. madde ucu açık bir tehdit algısıyla tüm yurdu işgallere açık hâle getirmiş, 24. madde ise 'Vilâyat-ı Sitte' (Bitlis, Erzurum, Sivas, Van, Elazığ, Diyarbakır) bölgesinde bir karışıklık çıkarılarak bölgede bağımsız bir Ermeni devleti kurulmasına hukuki zemin hazırlamıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Mondros Ateşkes Antlaşması'nın 7. maddesinin kapsamı ve amacı analiz edilir.
7. madde, İtilaf Devletleri'ne 'güvenliklerini tehdit altında gördükleri herhangi bir stratejik noktayı işgal etme' yetkisi vererek Anadolu'nun tamamını ucu açık bir şekilde işgale hazır hâle getirmiştir.
İtilaf Devletleri yapacakları tüm haksız işgallere uluslararası alanda hukuki dayanak oluşturmak istemiştir.
2
24. maddede geçen 'Vilâyat-ı Sitte' ifadesi ve diplomatik arka planı değerlendirilir.
Antlaşmanın İngilizce metninde bu vilayetler 'Six Armenian Provinces' (Altı Ermeni İli: Erzurum, Van, Elazığ, Diyarbakır, Sivas, Bitlis) olarak belirtilmiş ve burada çıkacak karışıklıklar bahane edilerek bir Ermeni devleti kurulması hedeflenmiştir.
Maddenin özel olarak doğu illerini vurgulaması bölgesel bir paylaşım planının sonucudur.
3
Halkın ilk tepkileri ve diğer tarihsel gelişmeler seçeneklerle karşılaştırılır.
Doğru seçenekte belirtilen tespitlerin antlaşmanın maddeleri ve tarihi gerçeklerle tam olarak örtüştüğü sonucuna ulaşılır.
Yanlış seçeneklerdeki cemiyetler, genelgeler, komisyonlar ve düzenli ordu kavramları tarihsel yanılgılar içermektedir.

Anahtar Kavram

Mondros Ateşkes Antlaşması'nın 7. ve 24. Maddelerinin Stratejik Amaçları ve İşgaller

İpuçları

1
Mondros Ateşkes Antlaşması'nın 7. ve 24. maddelerinin metinlerdeki asıl hedeflerini ve hangi coğrafyaları ilgilendirdiğini düşününüz.
2
24. maddede geçen 'Vilâyat-ı Sitte' kavramının Doğu Anadolu'daki 6 ili kapsadığını ve antlaşmanın yabancı dildeki metninde bu illerin nasıl adlandırıldığını hatırlayınız.
3
7. madde tüm Anadolu'nun işgaline hukuki gerekçe sunarken, 24. madde özellikle Doğu Anadolu'da bir Ermeni yurdu oluşturma planına hizmet etmiştir.

Daha Fazla Pratik

Mondros sonrasında kurulan yararlı cemiyetlerin bölgesel faaliyet alanları ve Mondros'un işgallere zemin hazırlayan diğer askeri maddeleri (ordunun terhisi, silahların teslimi) üzerine soru çözülebilir.

Alternatif Yöntem

Eleme yöntemiyle çözülebilir: Boğazlar Komisyonu Sevr/Lozan konusudur; ilk tepki düzenli ordu değil Kuva-yı Milliye'dir; cemiyetlerin birleşmesi Sivas Kongresi'ndedir; Mavri Mira ise zararlı bir cemiyettir. Geriye yalnızca 7. ve 24. maddelerin temel amacını doğru veren seçenek kalır.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 417Soru →

Osmanlı Devleti'nin I. Dünya Savaşı'nda yürüttüğü savunma cepheleri (Irak, Suriye-Filistin, Hicaz-Yemen) ile müttefiklerine destek olmak amacıyla sınırları dışında açtığı yardım cephelerindeki (Galiçya, Makedonya, Romanya) askerî ve siyasi gelişmeler dikkate alındığında, aşağıdakilerden hangisi doğru bir değerlendirmedir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Suriye-Filistin Cephesi'nde VII. Ordu Komutanı Mustafa Kemal Paşa, İngiliz ve isyancı kuvvetlerin ilerleyişini Halep'in kuzeyinde kurduğu savunma hattıyla durdurarak bugünkü güney sınırlarının emniyetini sağlamıştır.

Cevap

Suriye-Filistin Cephesi'nde Mustafa Kemal Paşa'nın Halep'in kuzeyinde savunma hattı kurarak düşman kuvvetlerini durdurması ve Anadolu sınırlarını koruması doğru bir değerlendirmedir.
Suriye-Filistin Cephesi'nde Nablus Muharebesi'nden sonra çekilen Osmanlı kuvvetleri, Mustafa Kemal Paşa'nın dirayetli yönetimiyle Halep'in kuzeyinde yeniden teşkilatlanmış ve İngiliz-Arap müşterek taarruzunu durdurmuştur. Bu askerî başarı, düşmanın Anadolu içlerine ilerlemesini engelleyerek Millî Mücadele'nin güney sınırlarının temelini oluşturmuştur.

Adım Adım Çözüm

1
Savunma ve yardım cephelerinin temel niteliklerini ve kronolojik süreçlerini ayrıştır.
Irak, Suriye-Filistin ve Hicaz-Yemen Osmanlı mülkünü koruma amaçlı savunma cepheleridir; Galiçya, Romanya ve Makedonya ise İttifak müttefiklerine (Almanya, Avusturya-Macaristan, Bulgaristan) sınır dışı destek sağlanan yardım cepheleridir.
Soruda her iki cephe grubuna ait askerî, siyasi ve stratejik sonuçların doğru irdelenmesi gerekmektedir.
2
Irak, Hicaz-Yemen ve Yardım cephelerine ilişkin çeldirici seçenekleri analiz et.
Kut'ül Amare Zaferi savaşı kesin olarak bitirmemiş, sonrasında Bağdat kaybedilmiştir. Yardım cepheleri Mondros ile değil, Rusya'nın savaştan çekilmesi (Brest-Litovsk) ile 1917-1918'de kapanmıştır. Hicaz'daki isyan İslamcılığı güçlendirmemiş, bilakis iflas ettirmiştir. Sırbistan ve Yunanistan ise İttifak değil İtilaf safındadır.
Tarihsel yanılgıları eleyerek nesnel olgulara odaklanmak hedeflenir.
3
Suriye-Filistin Cephesi'nin son aşamasını değerlendir.
Mustafa Kemal Paşa, Yıldırım Orduları Grup Komutanlığına atanmadan evvel VII. Ordu ile Katma Muharebesi'nde İngiliz ve isyancı birlikleri Halep kuzeyinde püskürterek Misakımillî'nin güney sınırını fiilen çizmiştir.
Bu gelişme tarihsel gerçeklikle tam uyumludur.

Anahtar Kavram

I. Dünya Savaşı'nda Osmanlı Savunma ve Yardım Cephelerinin Askerî ve Siyasi Dinamikleri

İpuçları

1
Osmanlı Devleti'nin kendi toprakları dışındaki cephelerin kapanma sürecini Rusya'daki rejim değişikliği ve imzalanan barış antlaşmaları ile ilişkilendirin.
2
Irak ve Suriye-Filistin cephelerindeki komutanların elde ettiği taktik başarıların stratejik neticelerini ve günümüz Türkiye sınırlarına etkisini göz önüne alın.
3
Mustafa Kemal Paşa'nın I. Dünya Savaşı'ndaki son görevi ve Halep kuzeyinde oluşturduğu savunma hattının Millî Mücadele sınırlarına sağladığı katkıyı hatırlayın.

Daha Fazla Pratik

Mondros Ateşkes Antlaşması imzalandığı sırada Osmanlı ordularının konuşlandığı hatları ve Mustafa Kemal Paşa'nın Yıldırım Orduları Grup Komutanlığı görevini pekiştiren sorular çözünüz.

Alternatif Yöntem

Cepheleri türlerine (Savunma vs. Yardım), savaşılan güçlere (İtilaf devletleri vs. İttifak ortakları) ve kapanış tarihlerine göre sınıflandırarak tarihsel çelişkiler içeren seçenekleri doğrudan eleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 418Soru →

İttifak Devletleri safında savaşa giren Osmanlı Devleti'nin, İngiltere'nin Uzak Doğu ve Hindistan sömürge yollarını kesmek ile 1882 yılında kaybedilen Mısır'ı geri almak amacıyla açtığı taarruz cephesi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Kanal Cephesi

Cevap

Kanal Cephesi
Osmanlı Devleti'nin I. Dünya Savaşı'nda açtığı iki taarruz cephesinden biri olan Kanal Cephesi; Almanya'nın isteğiyle İngiltere'nin Hindistan ve Uzak Doğu sömürgelerine giden Süveyş Kanalı bağlantısını koparmak ve 1882 yılında İngiliz hakimiyetine geçen Mısır'ı geri almak gayesiyle Bahriye Nazırı Cemal Paşa komutasında açılmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Osmanlı Devleti'nin I. Dünya Savaşı'ndaki taarruz cephelerini hatırlama
Osmanlı Devleti I. Dünya Savaşı'nda yalnızca iki taarruz cephesi açmıştır: Kafkas Cephesi ve Kanal Cephesi.
Soru kökünde açıkça bir taarruz cephesi sorulduğu için savunma cepheleri elenmelidir.
2
Kanal Cephesi'nin açılma gerekçelerini değerlendirme
Kanal Cephesi, Almanya'nın isteğiyle Süveyş Kanalı'nı kontrol altına alıp İngiltere'nin sömürge yollarını kesmek ve 1882'de kaybedilen Mısır'ı geri almak amacıyla açılmıştır.
Soruda belirtilen hedefler doğrudan Kanal Cephesi'nin açılış gayesi ile örtüşmektedir.

Anahtar Kavram

Osmanlı Devleti'nin I. Dünya Savaşı'ndaki Taarruz Cepheleri ve Kanal Cephesi

İpuçları

1
Osmanlı Devleti'nin bu savaşta açtığı yalnızca iki taarruz cephesi bulunmaktadır.
2
Hedeflenen bölge Kuzey Afrika'da olup Süveyş Kanalı ve Akdeniz-Kızıldeniz bağlantısıyla doğrudan ilişkilidir.
3
Bahriye Nazırı Cemal Paşa komutasında Mısır'ı geri almak ve İngiliz sömürge hattını kesmek için düzenlenen harekât bu cephede gerçekleştirilmiştir.

Daha Fazla Pratik

Kafkas Cephesi'nin açılma gerekçeleri ve Sarıkamış Harekâtı'nın sonuçları üzerine benzer bir soru çözülebilir.

Alternatif Yöntem

Osmanlı cephelerini 'Taarruz' (Kafkas, Kanal - 2K formülü), 'Savunma' (Çanakkale, Irak, Suriye-Filistin, Hicaz-Yemen) ve 'Yardım' (Galiçya, Romanya, Makedonya - sonu 'ya' ile bitenler) şeklinde gruplandırarak taarruz dışındaki seçenekleri doğrudan eleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:35s
Soru 419Soru →

Woodrow Wilson tarafından yayımlanan barış prensiplerinde uluslararası barış ve güvenliği teminat altına almak amacıyla kurulması öngörülen, Paris Barış Konferansı'nda tüzüğü onaylanarak hayata geçirilen uluslararası teşkilat aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Milletler Cemiyeti (Cemiyet-i Akvam)

Cevap

Milletler Cemiyeti (Cemiyet-i Akvam)
ABD Başkanı Woodrow Wilson'un barış programında yer alan 'Bütün devletlerin bağımsızlıklarını ve sınır bütünlüklerini karşılıklı güvenceye bağlamak amacıyla bir örgüt kurulmalıdır.' maddesi doğrultusunda Paris Barış Konferansı'nda Milletler Cemiyeti (Cemiyet-i Akvam) kurulmuştur.

Adım Adım Çözüm

1
Wilson İlkeleri'nde yer alan uluslararası barış mekanizmasını belirlemek
ABD Başkanı Wilson'un yayımladığı 14 İlke'nin son maddesinde, büyük ve küçük bütün devletlerin siyasi bağımsızlıklarını ve toprak bütünlüklerini karşılıklı güvence altına alacak uluslararası bir cemiyetin kurulması gerektiği belirtilmiştir.
Gelecekte devletler arasındaki anlaşmazlıkların silahlı çatışmaya dönüşmesini önlemek amaçlanmıştır.
2
Paris Barış Konferansı'ndaki somut kararı tespit etmek
Paris Barış Konferansı'nda bu prensip kabul edilmiş, tüzüğü onaylanarak Milletler Cemiyeti (Cemiyet-i Akvam) kurulmuştur.
İtilaf Devletleri, hem Wilson'un desteğini korumak hem de savaş sonrası kurulan düzeni denetlemek için cemiyetin kuruluşunu resmileştirmiştir.

Anahtar Kavram

Wilson İlkeleri doğrultusunda Paris Barış Konferansı'nda dünya barışını korumak amacıyla Milletler Cemiyeti'nin (Cemiyet-i Akvam) kurulması

İpuçları

1
I. Dünya Savaşı sonrasında uluslararası uyuşmazlıkları barışçıl yollarla çözmek üzere kurulan ilk küresel örgütü hatırlayınız.
2
Osmanlıca metinlerde 'Cemiyet-i Akvam' adıyla anılan bu örgüt, II. Dünya Savaşı'nın çıkmasını engelleyemeyince feshedilmiştir.
3
Wilson İlkeleri'nin 14. maddesinde açıkça kurulması istenen ve Paris'te resmiyet kazanan yapı Milletler Cemiyeti'dir.

Daha Fazla Pratik

Paris Barış Konferansı'nda İtalya'ya vadedilen İzmir ve çevresinin İngiltere'nin desteğiyle Yunanistan'a bırakılma gerekçelerini ve konferansta Osmanlı ile barış antlaşmasının neden geciktiğini tekrar ediniz.

Alternatif Yöntem

Wilson İlkeleri'nin maddeleri kronolojik olarak incelendiğinde son ilkenin genel bir barış cemiyeti kurulmasını emrettiği ve bunun Paris Barış Konferansı'nın en temel gündem maddesi yapılarak Milletler Cemiyeti olarak hayata geçirildiği hatırlanabilir.
Tahmini Süre:45s
Soru 420Soru →

Mondros Ateşkes Antlaşması’nın imzalanmasının hemen ardından İtilaf Devletleri antlaşma hükümlerini gerekçe göstererek Anadolu ve Rumeli topraklarında fiilî işgallere başlamıştır. Osmanlı Hükûmetinin işgaller karşısında halka sükûnet ve teslimiyet telkin etmesi üzerine Türk milleti kendi kaderini tayin etmek amacıyla harekete geçmiştir.

Buna göre, Mondros Ateşkes Antlaşması sonrası başlayan işgallere karşı Türk halkının gösterdiği ilk organize ve bölgesel tepki aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Müdafaa-i Hukuk cemiyetlerinin kurulması ve Kuva-yı Millîye birliklerinin oluşturulması

Cevap

Müdafaa-i Hukuk cemiyetlerinin kurulması ve Kuva-yı Millîye birliklerinin oluşturulması
Mondros Ateşkes Antlaşması'nın imzalanması ve ordunun terhis edilmesi üzerine İtilaf Devletleri Anadolu'yu yer yer işgal etmiştir. İstanbul Hükûmetinin teslimiyetçi ve sessiz tutumuna karşılık Türk halkı vatanını korumak için bölgesel Müdafaa-i Hukuk cemiyetlerini teşkilatlandırmış ve ardından silahlı Kuva-yı Millîye birliklerini kurarak fiilî direnişi başlatmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Mondros Ateşkes Antlaşması'nın getirdiği siyasi ve askeri ortamı analiz etmek
30 Ekim 1918 Mondros Ateşkesi'nin özellikle 7. ve 24. maddeleri İtilaf Devletleri'ne işgal hakkı tanımış, Osmanlı ordusu terhis edilmiş ve Osmanlı idaresi işgallere karşı sessiz kalarak halka direnmeme çağrısı yapmıştır.
Sorunun arka planındaki devlet otoritesinin çöküşünü ve halkın kendi çözümünü üretme zorunluluğunu tespit etmek için gereklidir.
2
Türk halkının işgaller karşısındaki ilk eylemlerini değerlendirmek
Merkezden savunma emri alamayan ve ordusu dağıtılan halk, kendi can ve mal güvenliğini, bölgesel haklarını korumak için Redd-i İlhak ve Müdafaa-i Hukuk gibi cemiyetleri kurmuş; işgallere karşı da Kuva-yı Millîye adı verilen milis güçleri oluşturmuştur.
Halkın gösterdiği ilk organize ve bölgesel tepkinin mahiyetini ortaya koymak için bu ayrım esastır.
3
Çeldirici seçenekleri kronolojik ve içerik bakımından elemek
Amasya Genelgesi, Sivas Kongresi sonrası Temsil Heyeti atamaları ve Mebusan Meclisinde Misak-ı Millî'nin kabulü daha sonraki ulusal teşkilatlanma ve parlamento aşamalarıdır; Amerikan mandası talebi ise zararlı bir tutumdur.
Mondros'un hemen sonrasındaki ilk taban tepkisi ile Millî Mücadele'nin sonraki liderlik ve kurumsallaşma evrelerini ayırt etmek gerekir.

Anahtar Kavram

Mondros Ateşkesi Sonrası İşgaller ve Halkın Direniş Örgütlenmesi (Müdafaa-i Hukuk ve Kuva-yı Millîye)

İpuçları

1
Osmanlı ordusunun dağıtıldığı ve resmî yönetimin çaresiz kaldığı bir ortamda halkın tabandan gelen yerel teşkilatlanmalarına odaklanınız.
2
Mustafa Kemal Paşa'nın liderliğindeki merkezi kongreler sürecinden önceki ilk sivil ve milis savunma örgütlerini düşününüz.
3
Bölgesel hakları savunmak için kurulan cemiyetler ile işgalcilere karşı ilk silahlı direnişi yürüten milis güçleri kapsayan seçeneği arayınız.

Daha Fazla Pratik

Mondros sonrası kurulan Millî Cemiyetlerin Sivas Kongresi'nde 'Anadolu ve Rumeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti' adı altında birleştirilmesinin amaç ve sonuçları incelenebilir.

Alternatif Yöntem

Kronolojik eleme yöntemi: Amasya Genelgesi (Haziran 1919), Sivas Kongresi atamaları (Eylül 1919) ve Misak-ı Millî (Ocak 1920) Mondros'un hemen sonrasını değil, gelişen mücadele evrelerini yansıtır. Zararlı cemiyet faaliyeti de elendiğinde doğrudan doğru seçenek kalır.
Tahmini Süre:1m 0s
ÖncekiSayfa 21 / 41Sonraki