XX. Yüzyıl Başlarında Osmanlı Devleti

819 soru

Soru 421Soru →

I. Dünya Savaşı'nın sonlarına doğru ABD Başkanı Woodrow Wilson tarafından ilan edilen 14 İlke'de; galip devletlerin mağlup devletlerden toprak ve savaş tazminatı almayacağı, uluslararası gizli diplomasiye son verileceği ve Osmanlı egemenliğinde yaşayan azınlıklara kendi geleceklerini tayin etme hakkı (self-determinasyon) tanınacağı taahhüt edilmiştir.

Buna göre İtilaf Devletleri'nin, Paris Barış Konferansı'nda (1919) söz konusu ilkeleri kendi emperyalist çıkarları doğrultusunda dönüştürerek Osmanlı topraklarını paylaşmak amacıyla hayata geçirdiği uygulamalar arasında aşağıdakilerden hangisi yer almaz?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Osmanlı Devleti'nin tek taraflı olarak kaldırdığı kapitülasyonların feshini onaylayarak uluslararası serbest ticaret serbestisi ilkesini yürürlüğe koymaları

Cevap

Osmanlı Devleti'nin tek taraflı olarak kaldırdığı kapitülasyonların feshini onaylayarak uluslararası serbest ticaret serbestisi ilkesini yürürlüğe koymaları
Osmanlı Devleti'nin I. Dünya Savaşı'na girerken (1914) tek taraflı olarak kaldırdığı adli, mali ve idari kapitülasyonlar İtilaf Devletleri tarafından kesinlikle kabul edilmemiştir. Paris Barış Konferansı'nda ve sonrasında imzalanan Sevr Antlaşması'nda İtilaf Devletleri, kapitülasyonların yeniden yürürlüğe konmasını ve hatta savaşta müttefik olmayan devletlerin dahi bu ayrıcalıklardan faydalanmasını şart koşmuşlardır. Dolayısıyla kapitülasyonların feshinin onaylanması söz konusu olamaz.

Adım Adım Çözüm

1
Wilson İlkeleri'nin getirdiği hukuki kısıtlamalar ile İtilaf Devletleri'nin hedeflerini analiz etme
Wilson İlkeleri; toprak ilhakını, savaş tazminatını ve gizli antlaşmaları yasaklamış, ulusların kendi geleceğini belirlemesi (self-determinasyon) esasını getirmiştir.
İtilaf Devletleri'nin bu maddeleri doğrudan reddetmek yerine diplomasi kılıfı uydurarak aşma yöntemlerini tespit etmek gerekir.
2
Paris Barış Konferansı'ndaki kavramsal dönüşümleri değerlendirme
İtilaf Devletleri toprak ilhakı yasağına karşı 'manda ve himaye', tazminat yasağına karşı 'tamirat bedeli', self-determinasyona karşı 'sahte nüfus raporları' formüllerini üretmiştir.
Emperyalist devletlerin konferansta ürettiği fiili çözümler bu kavramsal hilelere dayanmaktadır.
3
Kapitülasyonlar ve ekonomik bağımsızlık politikasını irdeleme
Osmanlı Devleti 1914'te kapitülasyonları tek taraflı kaldırmış ancak İtilaf Devletleri bunu hiçbir zaman tanımamış; bilakis Sevr sürecinde kapitülasyonları en ağır şekilde geri getirmeyi amaçlamışlardır.
Kapitülasyonların feshinin İtilaf Devletlerince onaylanması tarihsel gerçeklikle tamamen zıttır.

Anahtar Kavram

İtilaf Devletleri'nin Wilson İlkeleri'ni 'Manda ve Himaye' ile 'Tamirat Bedeli' kavramlarıyla tahrif etmesi ve Osmanlı üzerindeki mali/hukuki baskıyı kapitülasyonlar yoluyla artırma politikası.

İpuçları

1
İtilaf Devletleri'nin Osmanlı'nın ekonomik egemenliğine ve maliyesine yönelik geleneksel tutumunu (kapitülasyonlar ve Düyun-ı Umumiye) göz önünde bulundurunuz.
2
İtilaf Devletleri Wilson İlkeleri'ni reddetmemiş, kavramların isimlerini değiştirerek kendi çıkarlarına uydurmuşlardır; ancak kapitülasyonların kaldırılmasına hiçbir dönemde onay vermemişlerdir.

Daha Fazla Pratik

Paris Barış Konferansı sonrasında İzmir'in işgaline karşı uluslararası alanda Türklerin haklılığını ortaya koyan ilk belge olan Amiral Bristol Raporu'nun içeriğini inceleyiniz.

Alternatif Yöntem

Wilson İlkeleri ile Paris Barış Konferansı kararları arasındaki kavramsal eşleştirmeyi hatırlayınız: Sömürgecilik = Manda/Himaye, Savaş Tazminatı = Onarım Bedeli, Self-Determinasyon = Sahte Nüfus Raporları.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 422Soru →

1919 Paris Barış Konferansı'nda Osmanlı heyeti başkanı Sadrazam Damat Ferit Paşa, İtilaf Devletleri Yüksek Konseyi'ne sunduğu barış muhtırasında; Osmanlı Devleti'nin I. Dünya Savaşı'na girmesinde milletin iradesinin bulunmadığını, sorumluluğun tamamen İttihat ve Terakki yönetimine ait olduğunu savunarak Wilson İlkeleri uyarınca devletin savaş öncesi sınırlarının ve egemenlik haklarının korunmasını talep etmiştir.

İtilaf Devletleri'nin Osmanlı heyetinin bu tezlerini; 'Osmanlı idaresinin egemenliği altındaki farklı milletleri yönetme kabiliyetini yitirdiği ve savaşa girerek yıkıma bizzat yol açtığı' gerekçesiyle kesin bir dille reddetmesi, aşağıdakilerden hangisinin doğrudan bir göstergesidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İtilaf Devletleri'nin, Wilson İlkeleri'ndeki self-determinasyon prensibini Osmanlı Devleti'nin egemenliğini parçalamak amacıyla tek taraflı yorumladığının

Cevap

İtilaf Devletleri'nin, Wilson İlkeleri'ndeki self-determinasyon prensibini Osmanlı Devleti'nin egemenliğini parçalamak amacıyla tek taraflı yorumladığı yargısı doğrudur.
Damat Ferit Paşa, Paris Barış Konferansı'nda sunduğu muhtırada Wilson İlkeleri'nin 'Türklerin çoğunlukta olduğu bölgelerde kesin egemenlik hakkı tanınması' ilkesine dayanarak Osmanlı toprak bütünlüğünü savunmuştur. Ancak İtilaf Devletleri Dörtler Konseyi (İngiltere, Fransa, ABD, İtalya), Osmanlı Devleti'nin Türk olmayan milletleri yönetme kabiliyeti bulunmadığını ileri sürerek bu talepleri bütünüyle reddetmiştir. Bu ret kararı, İtilaf Devletleri'nin Wilson İlkeleri'ndeki self-determinasyon prensibini sadece Osmanlı Devleti'ni parçalamak ve azınlıklar lehine toprak koparmak amacıyla tek taraflı işlettiğini açıkça ortaya koymaktadır.

Adım Adım Çözüm

1
Metindeki Osmanlı tezi ve İtilaf Devletleri yanıtı arasındaki ilişkiyi tespit etmek
Damat Ferit Paşa'nın savaşa girme sorumluluğunu İttihat ve Terakki'ye yükleyip Wilson İlkeleri'ne dayanarak savaş öncesi sınırları talep etmesine karşın, İtilaf Devletleri'nin Osmanlı'nın diğer milletleri yönetemeyeceğini öne sürerek bu talepleri reddettiği görülür.
Osmanlı Devleti barış tezini Wilson İlkeleri'nin çoğunluk ve egemenlik maddelerine dayandırmıştır.
2
İtilaf Devletleri'nin diplomatik yaklaşımını analiz etmek
İtilaf Devletleri, Wilson İlkeleri'ndeki 'her milletin kendi kaderini tayin etmesi' ilkesini Osmanlı tebaası olan gayrimüslim unsurları bağımsızlaştırmak veya manda altına almak için kullanırken, Türk çoğunluğun egemenlik ve toprak bütünlüğü taleplerini göz ardı etmiştir.
Bu durum Wilson İlkeleri'nin evrensel uygulanmadığını, İtilaf Devletleri'nin emperyalist emelleri doğrultusunda tek taraflı araçsallaştırıldığını gösterir.
3
Seçenekler arasından doğru tarihsel çıkarımı belirlemek
İtilaf Devletleri'nin bu tavrı, self-determinasyon prensibini Osmanlı'nın toprak bütünlüğünü ve egemenliğini tasfiye etmek üzere lehlerine yorumladıklarını kanıtlar.
Gerekçede geçen 'Osmanlı'nın diğer unsurları yönetme ehliyetini kaybettiği' vurgusu bu amaca zemin hazırlamaktadır.

Anahtar Kavram

Wilson İlkeleri ve Paris Barış Konferansı'nda Osmanlı Devleti'ne Karşı Uygulanan Çifte Standart ve Self-Determinasyonun Araçsallaştırılması

İpuçları

1
Damat Ferit Paşa'nın konferansta dayandığı temel uluslararası ilkeleri ve İtilaf Devletleri'nin buna verdiği cevabın niteliğini göz önünde bulundurunuz.
2
İtilaf Devletleri'nin Osmanlı'nın çoğunluk tezini reddederken 'azınlıkların ve gayrimüslim tebaanın idaresi' argümanını nasıl kullandığına dikkat ediniz.
3
Wilson İlkeleri'nde yer alan 'kendi geleceğini belirleme hakkı'nın kimlerin lehine kullanılıp kimlerin aleyhine yok sayıldığını değerlendiriniz.

Daha Fazla Pratik

Paris Barış Konferansı'nda İtilaf Devletleri arasında ilk kez görüş ayrılığına yol açan İzmir'in işgali kararını ve İtalya'nın konferansı terk etme sürecini inceleyiniz.

Alternatif Yöntem

Soru metnindeki zıtlığı analiz etme yöntemi: Osmanlı heyeti Wilson İlkeleri'ni 'toprak bütünlüğünü korumak' için bir kalkan olarak kullanmak istemiş; İtilaf Devletleri ise aynı ilkelerin 'azınlıkların ayrılması' boyutunu öne sürerek Osmanlı taleplerini reddetmiştir. Bu durum ilkelerin tek taraflı yorumlandığını doğrudan kanıtlar.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 423Soru →

İtilaf Devletleri, I. Dünya Savaşı sürecinde Osmanlı topraklarının paylaşılmasına yönelik olarak kendi aralarında bir dizi gizli mutabakat akdetmişlerdir.

Bu gizli paylaşımlarda yer alan kararlar ve hedef coğrafyalar dikkate alındığında, aşağıdakilerden hangisi bu süreçte mutabakata varılan hükümlerden biri değildir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Doğu Anadolu ve Doğu Karadeniz vilayetlerinin, Akdeniz'deki donanma üsleri karşılığında doğrudan Yunanistan'a tahsis edilmesi

Cevap

Doğu Anadolu ve Doğu Karadeniz vilayetlerinin, Akdeniz'deki donanma üsleri karşılığında doğrudan Yunanistan'a tahsis edilmesi
I. Dünya Savaşı sırasında yapılan gizli antlaşmalarda (İstanbul Antlaşması, Londra Antlaşması, Sykes-Picot Antlaşması, Petrograd Protokolü, Mac-Mahon ve Saint-Jean de Maurienne) Doğu Anadolu ve Doğu Karadeniz kıyıları (Trabzon, Erzurum, Van, Bitlis) 1916 Petrograd Protokolü ile Çarlık Rusyası'na vadedilmiştir. Yunanistan bu gizli antlaşmaların imzacısı olmadığı gibi söz konusu Doğu vilayetleri hiçbir zaman Yunanistan'a bırakılmamıştır. Bu nedenle Doğu Anadolu ve Doğu Karadeniz'in Yunanistan'a tahsis edildiğini belirten ifade yanlıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Gizli antlaşmaların taraflarını ve kapsamını inceleme
I. Dünya Savaşı sırasında imzalanan gizli antlaşmalar İngiltere, Fransa, Çarlık Rusyası ve İtalya arasında (ayrıca İngiltere ile Mekke Emiri Şerif Hüseyin arasında) yapılmıştır.
Yunanistan savaş yıllarındaki gizli paylaşım antlaşmalarına dahil edilmemiştir.
2
Coğrafi paylaşım kararlarını eşleştirme
Boğazlar İstanbul Antlaşması'yla, Doğu Anadolu ise Petrograd Protokolü'yle Çarlık Rusyası'na; Orta Doğu Sykes-Picot ile İngiltere ve Fransa'ya; Güneybatı Anadolu ve On İki Ada Londra Antlaşması'yla İtalya'ya; Arap coğrafyası ise Mac-Mahon ile Şerif Hüseyin'e vadedilmiştir.
Doğu Anadolu ve Doğu Karadeniz kıyıları hiçbir gizli antlaşmada Yunanistan'a bırakılmamıştır.
3
Doğru seçeneği tespit etme
Doğu Anadolu ve Doğu Karadeniz'in Yunanistan'a tahsis edildiği yönündeki ifade tarihi gerçeklerle bağdaşmaz.
Söz konusu bölgeler Petrograd Protokolü uyarınca Çarlık Rusyası'na ayrılmıştır.

Anahtar Kavram

I. Dünya Savaşı Gizli Paylaşım Antlaşmaları ve Coğrafi Dağılımı

İpuçları

1
Gizli antlaşmaların imzalandığı 1915-1917 yıllarında İtilaf Bloku'nda yer alan asıl büyük güçleri ve hangi devletin bu antlaşmalara taraf olmadığını düşününüz.
2
Doğu Anadolu ve Doğu Karadeniz (Trabzon, Erzurum, Van, Bitlis) coğrafyasının hangi İtilaf devletinin tarihi emelleri doğrultusunda talep edildiğini hatırlayınız.
3
Doğu Anadolu Petrograd Protokolü ile Çarlık Rusyası'na verilmiştir; Yunanistan ise bu gizli antlaşmalara taraf değildir.

Daha Fazla Pratik

Sovyet Rusya'nın Bolşevik İhtilali sonrasında savaştan çekilip gizli antlaşmaları 'Sarı Kitap' ile açıklaması ve bu durumun Orta Doğu ile Anadolu paylaşım planlarına etkilerini inceleyiniz.

Alternatif Yöntem

Devlet-bölge eşleştirmesi yaparak ilerleyebilirsiniz: İstanbul/Boğazlar ve Doğu Anadolu -> Rusya; Orta Doğu -> İngiltere-Fransa; Güneybatı Anadolu -> İtalya; Arap Yarımadası -> Şerif Hüseyin. Yunanistan gizli antlaşmalarda yer almaz.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 424Soru →

Milli Mücadele Dönemi'nde faaliyet gösteren zararlı cemiyetler; kendi bağımsız devletlerini kurmayı hedefleyen "azınlık cemiyetleri" ile kurtuluşu büyük bir devletin himayesine girmekte veya saltanata bağlılıkta arayan "milli varlığa düşman (Türk ve Müslümanlarca kurulan) cemiyetler" olmak üzere iki ana kategoride değerlendirilir.

Buna göre, aşağıdakilerden hangisi bağımsız bir devlet kurma amacından ziyade, İngiltere'nin mandaterliği altına girmeyi ve hilafet makamına bağlı kalarak varlığını sürdürmeyi savunan cemiyetler arasında yer alır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İngiliz Muhipleri Cemiyeti

Cevap

İngiliz Muhipleri Cemiyeti
İngiliz Muhipleri Cemiyeti; Osmanlı Devleti'nin bütünlüğünün ve saltanat-hilafet makamının ancak İngiltere'nin koruyuculuğu ve mandaterliği altına girilerek kurtarılabileceğini savunan, bizzat Müslüman ve Türk yöneticilerce kurulmuş milli varlığa düşman bir cemiyettir.

Adım Adım Çözüm

1
Cemiyetlerin tasnifini ve hedeflerini belirleme
Mondros sonrası kurulan zararlı cemiyetler ikiye ayrılır: Azınlıkların kurduğu cemiyetler (bağımsız devlet kurma veya başka bir devlete bağlanma amacı taşır) ve Milli varlığa düşman cemiyetler (manda/himaye arayışı veya saltanat yanlılığı güder).
Soruda ayrılıkçı/bağımsız devlet kurma amacı yerine yabancı himayesi (manda) ve hilafet yanlılığı arayan cemiyet sorulmaktadır.
2
Seçeneklerdeki cemiyetlerin amaçlarını karşılaştırma
Mavri Mira, Etniki Eterya, Pontus Rum ve Hınçak-Taşnak cemiyetleri bağımsız azınlık devleti kurmayı hedeflerken; İngiliz Muhipleri Cemiyeti İngiliz mandasını savunmaktadır.
İngiliz Muhipleri Cemiyeti, Türkler ve Müslümanlar tarafından kurulmuş olup İngiltere himayesini tek kurtuluş yolu saymıştır.

Anahtar Kavram

Milli Varlığa Zararlı Cemiyetler ile Azınlık Cemiyetlerinin Amaç ve Yapısal Farklılıkları

İpuçları

1
Azınlıkların kurduğu cemiyetler sınırları bölerek kendi devletlerini kurmayı amaçlarken, bazı zararlı cemiyetler manda-himaye politikasını savunmuştur.
2
Sait Molla ve Damat Ferit Paşa gibi isimlerin de üye olduğu bu cemiyet, İngiltere'den maddi destek almış ve İngiliz mandasını savunmuştur.
3
Cemiyetin isminde doğrudan 'İngiliz dostları' anlamına gelen bir ifade bulunmaktadır.

Daha Fazla Pratik

Wilson Prensipleri Cemiyeti ile İngiliz Muhipleri Cemiyeti arasındaki ortak (manda fikri) ve ayrışan yönleri karşılaştırınız.

Alternatif Yöntem

Cemiyetleri kurucularının etnik/dini kökenine göre ayırarak çözüme ulaşabilirsiniz: Mavri Mira, Etniki Eterya, Pontus Rum ve Taşnak-Hınçak gayrimüslim azınlık cemiyetleridir; İngiliz Muhipleri ise Türkler tarafından kurulan milli varlığa zararlı cemiyettir.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 425Soru →

1916 yılında Doğu Anadolu'da 16. Kolordu Komutanlığına atanan ve buradaki askerî başarılarından ötürü 'mirliva' (general) rütbesine yükseltilerek 'Altın Kılıçlı İmtiyaz Madalyası' ile ödüllendirilen Mustafa Kemal Paşa, bölgedeki Rus kuvvetlerine karşı gerçekleştirdiği başarılı taarruz harekâtıyla aşağıdaki şehirlerden hangilerini işgalden kurtarmıştır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Muş ve Bitlis

Cevap

Muş ve Bitlis
Mustafa Kemal Paşa, Çanakkale Savaşları'ndaki başarılarının ardından Edirne ve Diyarbakır üzerinden Doğu Anadolu'ya geçerek 16. Kolordu Komutanlığını üstlenmiştir. Dağınık durumdaki birlikleri hızla toparlayıp ikmal hatlarını düzenleyen Mustafa Kemal, 1916 yılının Ağustos ayı başında (8 Ağustos Muş, 9 Ağustos Bitlis) Rus kuvvetlerini mağlup ederek Muş ve Bitlis'i işgalden kurtarmış; bu başarısı üzerine mirlivalığa terfi etmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Tarihsel süreci ve komutanlık görevini analiz etme
Çanakkale Savaşları sonrasında Mustafa Kemal Paşa, 1916 yılında Doğu harekât sahasında bulunan 16. Kolordu Komutanlığına atanmıştır.
Sarıkamış Harekâtı sonrası Doğu Anadolu'da ilerleyen Rus birliklerine karşı cephe hattını güçlendirmek ve disiplini sağlamak hedeflenmiştir.
2
Askerî taarruzun sonuçlarını ve kurtarılan yerleri belirleme
Mustafa Kemal Paşa komutasındaki Osmanlı kuvvetleri, 1916 yılı Ağustos ayında Ruslara karşı taarruza geçerek Muş ve Bitlis'i geri almıştır.
Bu başarı, Osmanlı Devleti'nin I. Dünya Savaşı'ndaki taarruz cepheleri içinde elde ettiği en somut toprak kazanımlarından biri olmuş ve Mustafa Kemal'e generallik rütbesi kazandırmıştır.

Anahtar Kavram

Mustafa Kemal Paşa'nın Kafkas Cephesi'ndeki Faaliyetleri ve Muş ile Bitlis'in Kurtarılması

İpuçları

1
Mustafa Kemal Paşa'nın I. Dünya Savaşı'nda savaştığı cepheleri (Çanakkale, Kafkas, Suriye-Filistin) ve buralardaki görevlerini hatırlayınız.
2
1916 yılında Doğu'da görev yapan Mustafa Kemal, Doğu Anadolu'nun güney kanadında yer alan iki komşu vilayeti kısa süreli taarruzlarla Ruslardan geri almıştır.
3
Bu iki şehir Doğu Anadolu Bölgesi'nde yer almakta olup 8-9 Ağustos 1916 tarihlerinde Rus ordusundan kurtarılmıştır.

Daha Fazla Pratik

Kafkas Cephesi'ni sonlandıran Brest-Litovsk Antlaşması'nın maddelerini ve Elviye-i Selâse kavramını pekiştirici bir soru çözülebilir.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 426Soru →

Hicaz Emiri Şerif Hüseyin ile İngiltere'nin Mısır Yüksek Komiseri arasında yapılan ve Osmanlı yönetimine karşı isyan edilmesi karşılığında bağımsız bir Arap devleti kurulmasını vadeden gizli antlaşma aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Mac-Mahon Antlaşması

Cevap

Mac-Mahon Antlaşması
I. Dünya Savaşı sırasında İngiltere'nin Mısır Valisi (Yüksek Komiseri) Sir Henry McMahon ile Mekke Emiri Şerif Hüseyin arasında yapılan gizli yazışmalar ve mutabakat sonucunda Mac-Mahon Antlaşması ortaya çıkmıştır. Bu antlaşmayla Osmanlı Devleti'ne karşı ayaklanmaları karşılığında bağımsız bir Arap devleti kurulması vadedilmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Soruda verilen tarafların ve amacın belirlenmesi
Görüşmeler İngiltere'nin Mısır Yüksek Komiseri McMahon ile Mekke Emiri Şerif Hüseyin arasında gerçekleşmiş ve Osmanlı'ya isyan karşılığında bağımsız Arap devleti kurulması hedeflenmiştir.
I. Dünya Savaşı sırasında Osmanlı Devleti'nin Orta Doğu topraklarını parçalamaya yönelik gizli mutabakatları doğru tespit etmek gerekir.
2
Belirlenen niteliklere uyan gizli antlaşmanın eşleştirilmesi
Bu doğrultuda yapılan gizli antlaşma Mac-Mahon (McMahon) Antlaşması'dır.
İngiltere'nin Arapları Osmanlı yönetimine karşı kışkırtmak amacıyla yaptığı gizli antlaşma Mac-Mahon Antlaşması olarak adlandırılır.

Anahtar Kavram

I. Dünya Savaşı Dönemi Gizli Paylaşım Antlaşmaları ve Mac-Mahon Antlaşması

İpuçları

1
Orta Doğu'da Arapların Osmanlı'ya karşı isyanını örgütlemek için İngiltere ile yapılan gizli antlaşmayı hatırlayınız.
2
İngiltere'nin Mısır Valisi ile Mekke Emiri'nin isimleriyle anılan I. Dünya Savaşı gizli mutabakatını düşününüz.

Daha Fazla Pratik

İtilaf Devletleri arasında Ortadoğu topraklarını paylaşan Sykes-Picot ve İtalya'ya İzmir çevresini vadeden Saint-Jean de Maurienne antlaşmalarının kapsamını tekrar ediniz.
Tahmini Süre:40s
Soru 427Soru →

İtilaf Devletleri'nin Osmanlı Devleti'ni fiilen ve hukuken sonlandırma hedefini açıkça ortaya koyan Sevr Antlaşması; toprak paylaşımının yanı sıra devleti iç ve dış tehditlere karşı tamamen savunmasız bırakacak ağır askerî ve mali hükümler içermiştir.

Buna göre, Sevr Antlaşması'nın askerî ve mali hükümleriyle ilgili olarak aşağıda verilen bilgilerden hangisi yanlıştır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Osmanlı ordusunda mecburi askerlik sistemi korunarak genel seferberlik ilan etme yetkisi padişah ve meclisin ortak onayına bırakılacaktır.

Cevap

Osmanlı ordusunda mecburi askerlik sisteminin korunarak genel seferberlik ilan etme yetkisinin padişah ve meclisin ortak onayına bırakıldığı yönündeki ifade yanlıştır.
Sevr Barış Antlaşması'nın askerî hükümleri doğrultusunda Osmanlı Devleti'nde mecburi (zorunlu) askerlik sistemi tamamen ilga edilmiş, ordu yalnızca gönüllülük esasına dayandırılmıştır. Toplam asker sayısı padişahın 700 kişilik muhafız kıtası dâhil 50.700 kişi olarak belirlenmiş, ağır silahlar, deniz zırhlıları ve savaş uçakları yasaklanmıştır. Dolayısıyla mecburi askerliğin devam ettiği ve seferberlik yetkisi verildiği yönündeki önerme tarihi gerçeklerle uyuşmamaktadır.

Adım Adım Çözüm

1
Sevr Antlaşması'nın askerî sınırlamalarını inceleme
Antlaşmanın 152-207. maddeleri uyarınca Osmanlı Devleti'nde zorunlu askerlik kaldırılmış, ordu gönüllülük esasına göre toplam 50.700 kişiyle sınırlandırılmış, ağır silah ve hava kuvvetleri tamamen yasaklanmıştır.
İtilaf Devletleri, Osmanlı Devleti'nin gelecekte bir direniş veya genel seferberlik organize etmesini engellemeyi amaçlamıştır.
2
Sevr Antlaşması'nın mali ve kapitülasyon hükümlerini inceleme
İngiliz, Fransız ve İtalyan üyelerden oluşan Maliye Komisyonu bütçe, para basımı ve gelirleri kontrol etmekle yetkilendirilmiş; Osmanlı temsilcisine yalnızca oy hakkı olmayan danışmanlık verilmiştir. Kapitülasyonlar ise genişletilerek geri getirilmiştir.
Osmanlı Devleti'nin mali ve iktisadi egemenliği tamamen vesayet altına alınmıştır.
3
Seçeneklerdeki bilgileri karşılaştırarak yanlış olan hükmü belirleme
Mecburi askerliğin korunduğu ve seferberlik yetkisinin meclise bırakıldığı ifadesinin antlaşma hükümleriyle bağdaşmadığı sonucuna ulaşılır.
Antlaşma, Osmanlı ordusunu tamamen profesyonel/gönüllü ve sembolik bir jandarma kuvvetine dönüştürmüştür.

Anahtar Kavram

Sevr Antlaşması'nın Askerî ve Mali Hükümleri

İpuçları

1
İtilaf Devletleri'nin Sevr Antlaşması ile temel amacı, Osmanlı Devleti'nin yeniden bir ordu toplayıp direnmesini engellemektir.
2
Sevr Antlaşması'nda askerlik sisteminin yapısına ve genel seferberlik imkânına dikkat ediniz; orduya katılım şekli nasıl düzenlenmiştir?
3
Antlaşma metninde zorunlu askerlik kaldırılmış, yalnızca maaşlı/gönüllü personelden oluşan kısıtlı bir güvenlik gücü öngörülmüştür.

Daha Fazla Pratik

Sevr Antlaşması'nın mali hükümleri ile Lozan Barış Antlaşması'ndaki Düyun-ı Umumiye ve Kapitülasyon kararlarını karşılaştıran bir soru çözünüz.

Alternatif Yöntem

Sevr Antlaşması'nın amacını tahlil ederken İtilaf Devletleri'nin devleti 'savunmasız bırakma' stratejisini göz önüne alınız. Zorunlu askerlik ve seferberlik hakkı tanıyan hiçbir madde bu stratejiyle bağdaşmaz.
Tahmini Süre:1m 50s
Soru 428Soru →

Mondros Ateşkes Antlaşması'nda yer alan;
- "Hükümet haberleşmesi dışındaki bütün telsiz, telgraf ve kabloların denetimi İtilaf Devletlerine geçecektir."
- "Bütün demir yolları ile Toros tünelleri İtilaf Devletleri tarafından kontrol edilecektir."

hükümleriyle İtilaf Devletlerinin ulaşmak istediği öncelikli amaç aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İşgallere karşı halkın haberleşerek teşkilatlanmasını ve ortak bir direniş cephesi oluşturmasını engellemek

Cevap

İşgallere karşı halkın haberleşerek teşkilatlanmasını ve ortak bir direniş cephesi oluşturmasını engellemek
Mondros Ateşkes Antlaşması'nda haberleşme istasyonlarının, telgraf hatlarının, demir yollarının ve tünellerin denetiminin İtilaf Devletlerine bırakılması; işgaller başladığında Türk halkının olaylardan haberdar olmasını, bölgesel direniş güçlerinin birleşmesini ve ortak bir ulusal cephe kurmasını engellemeyi amaçlamaktadır.

Adım Adım Çözüm

1
Mondros Ateşkes Antlaşması'nın ilgili maddelerinin kapsamını incelemek
Antlaşmanın haberleşme (telsiz, telgraf) ve ulaşım (demir yolları, Toros tünelleri) araçlarının İtilaf Devletleri kontrolüne bırakılmasını öngördüğü belirlendi.
Maddelerin stratejik işlevini kavramak için doğrudan neyi kısıtladığını belirlemek gerekir.
2
Askeri ve siyasi kontrolün doğrudan etkilerini analiz etmek
Haberleşmesi kesilen ve ulaşım imkanları elinden alınan bir toplumun, yaklaşan işgallere karşı birbirinden haberdar olamayacağı ve ortak bir savunma/direniş örgütü kuramayacağı sonucuna ulaşıldı.
İtilaf Devletleri işgalleri olabildiğince az dirençle ve kolayca gerçekleştirmek istemektedir.
3
Seçenekler arasından bu hedefi en doğru ifade eden yargıyı seçmek
Halkın teşkilatlanarak direniş cephesi oluşturmasının engellenmesi hedefinin doğru yanıt olduğu saptandı.
Antlaşmanın temel ruhu Osmanlı Devleti'ni savunmasız bırakmak ve halk hareketlerini daha başlamadan etkisiz kılmaktır.

Anahtar Kavram

Mondros Ateşkes Antlaşması'nda Savunmasız Bırakma ve İletişimi Kesme Stratejisi

İpuçları

1
İtilaf Devletlerinin işgalleri başlatmadan önce ülkenin savunma ve iletişim mekanizmalarını neden hedef aldığını düşününüz.
2
Bir bölgede işgal başladığında diğer bölgelerin bunu öğrenmesi ve organize bir karşılık vermesi hangi imkanlara bağlıdır?
3
Telgraf hatları ve demir yolları, halkın teşkilatlanmasını ve birlik oluşturmasını sağlayan en kritik unsurlardır; İtilaf Devletleri bu bağı koparmayı amaçlamıştır.

Daha Fazla Pratik

Mondros Ateşkes Antlaşması'nın 7. ve 24. maddelerinin amaçları ve Vilâyât-ı Sitte kavramının hedefleri ile ilgili sorular çözülebilir.

Alternatif Yöntem

Soruya tersten yaklaşarak 'Eğer telgraf ve demir yolları Osmanlı kontrolünde kalsaydı işgaller karşısında halk ne yapabilirdi?' sorusu üzerinden direniş ve teşkilatlanma bağı kurulabilir.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 429Soru →

İngiliz generali Charles Townshend ve komutasındaki tümenin Osmanlı ordusuna teslim olmasıyla sonuçlanan Kut'ül Amare Zaferi, aşağıdaki cephelerin hangisinde gerçekleşmiştir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Irak Cephesi

Cevap

Kut'ül Amare Zaferi, Irak Cephesi'nde kazanılmıştır.
I. Dünya Savaşı'nda Osmanlı ordusunun İngiliz kuvvetlerine karşı Dicle Nehri kıyısındaki Kut bölgesinde uyguladığı kuşatma sonucunda General Charles Townshend ile birlikte yaklaşık 13 bin İngiliz askeri esir alınmıştır. Bu büyük askerî başarı, Osmanlı Devleti'nin savunma cephelerinden biri olan Irak Cephesi'nde kazanılmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Kut'ül Amare Zaferi'nin taraflarını ve niteliğini belirleme
Bu zafer, Osmanlı ordusu ile Basra Körfezi'nden Bağdat'a doğru ilerlemek isteyen İngiliz kuvvetleri arasında gerçekleşmiştir.
İngiltere'nin bölgedeki petrol alanlarını koruma ve Rusya'ya karadan yardım ulaştırma hedefi doğrultusunda açılan cepheyi tespit etmek gerekir.
2
Olayın cereyan ettiği cepheyi eşleştirme
Halil (Kut) Paşa komutasında 29 Nisan 1916'da General Townshend komutasındaki İngiliz tümeninin teslim alındığı cephe Irak Cephesi'dir.
Osmanlı Devleti'nin I. Dünya Savaşı'ndaki savunma cephelerinden biri olan Irak Cephesi'nin en önemli askerî başarısı Kut'ül Amare Zaferi'dir.

Anahtar Kavram

I. Dünya Savaşı Irak Cephesi ve Kut'ül Amare Zaferi

İpuçları

1
İngilizlerin Basra Körfezi'nden çıkarak Bağdat ve Musul petrollerine ulaşmasını engellemek amacıyla savaşılan cepheyi düşününüz.
2
Halil (Kut) Paşa ve Nurettin Paşa'nın komuta ettiği, Dicle Nehri havzasında yürütülen savunma cephesidir.
3
Selman-ı Pak Muharebesi ve Kut Kuşatması'nın yaşandığı bu savunma sahası Irak Cephesi'dir.

Daha Fazla Pratik

I. Dünya Savaşı'ndaki savunma cepheleri (Çanakkale, Irak, Hicaz-Yemen, Suriye-Filistin) ile yardım cephelerini (Galiçya, Makedonya, Romanya) komutanları ve temel olaylarıyla eşleştirerek tekrar ediniz.
Tahmini Süre:35s
Soru 430Soru →

Paris Barış Konferansı'nda Osmanlı topraklarının paylaşımı konusunda uzlaşamayan müttefik devletler, barış taslağını İtalya'da düzenlenen San Remo Konferansı'nda karara bağlamıştır. Osmanlı tarafında yalnızca Saltanat Şûrası tarafından kabul edilen bu antlaşma metni hiçbir zaman yürürlüğe girememiştir.

Bu antlaşmanın uluslararası hukuk ve Osmanlı anayasal düzeni bakımından 'ölü doğmuş bir antlaşma' olarak kabul edilmesinin temel gerekçesi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Kanun-i Esasi gereğince uluslararası antlaşmaları onaylama yetkisine sahip Mebusan Meclisinin onayından geçmemiş olması

Cevap

Kanun-i Esasi gereğince uluslararası antlaşmaları onaylama yetkisine sahip Mebusan Meclisinin onayından geçmemiş olması
Osmanlı Devleti'nin yürürlükteki anayasası olan Kanun-i Esasi'ye göre savaşa son veren uluslararası barış antlaşmalarının geçerli olabilmesi için Meclis-i Mebusan tarafından onaylanması şarttır. İstanbul'un işgali sonrasında Mebusan Meclisi kapatıldığı için antlaşma meclis onayından geçmemiştir. Padişah ve Damat Ferit Paşa'nın oluşturduğu Saltanat Şûrası'nın yasal bir onay yetkisi bulunmadığından Sevr Antlaşması hukuken yok hükmünde sayılmış ve 'ölü doğmuş bir antlaşma' olarak kalmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Osmanlı anayasal düzenindeki antlaşma onay sürecini değerlendirme
Kanun-i Esasi'nin ilgili maddesine göre barış antlaşmalarının yürürlüğe girebilmesi parlamentonun (Meclis-i Mebusan) onayına bağlıdır.
Bir antlaşmanın hukuki geçerlilik kazanması anayasal meşruiyet zincirine uygun onaylanmasına bağlıdır.
2
Antlaşmanın imzalandığı dönemdeki fiili ve hukuki meclis durumunu inceleme
İstanbul'un işgalinden sonra Son Osmanlı Mebusan Meclisi dağıtılmış ve kapatılmıştır. Dolayısıyla antlaşma metni meclisin onayına sunulamamıştır.
Yasama organı bulunmadığı için onay süreci anayasaya uygun şekilde tamamlanamamıştır.
3
Saltanat Şûrası'nın yetki durumunu ve nihai hukuki sonucu belirleme
Padişahın kurduğu danışma organı niteliğindeki Saltanat Şûrası'nın anayasal bir yasama ve onay yetkisi yoktur. Bu nedenle Sevr Antlaşması 'hukuken yok hükmünde' ve 'ölü doğmuş' bir metindir.
Yetkisiz bir kurulun onayı anayasal bağlayıcılık taşımaz.

Anahtar Kavram

Sevr Antlaşması'nın Kanun-i Esasi ve Meclis-i Mebusan onayı eksikliği sebebiyle hukuken geçersiz (ölü doğmuş) olması

İpuçları

1
Bir antlaşmanın uluslararası ve ulusal düzeyde yürürlüğe girmesi için anayasada belirtilen yasama organı onayından geçmesi gerekir.
2
Osmanlı Devleti'nin anayasası Kanun-i Esasi olup antlaşmaları onaylama yetkisi halkın temsilcilerinden oluşan meclise aittir.
3
İstanbul işgal edildiğinde Mebusan Meclisi feshedilmişti; bu sebeple antlaşma yetkisiz bir kurul olan Saltanat Şûrası'na imzalatılmış, meclis onayından geçmediği için hukuken geçersiz kalmıştır.

Daha Fazla Pratik

Sevr Antlaşması'nı imzalayan ve onaylayanların TBMM tarafından Hıyanet-i Vataniye Kanunu kapsamında vatan haini ilan edilmesi süreci pekiştirilebilir.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 431Soru →

I. Dünya Savaşı sürecinde Harbiye Nezareti tarafından doğrudan taarruz stratejisiyle icra edilen askerî harekâtlar; yalnızca muharebe alanlarıyla sınırlı kalmamış, cephe gerisinin güvenliğini sağlamaya yönelik yasal düzenlemeleri, devletin benimsediği temel fikir akımlarını ve savaşın ilerleyen safhalarındaki diplomatik gelişmeleri doğrudan şekillendirmiştir.

Bu kapsamda Osmanlı Devleti'nin açtığı taarruz cepheleri ve bu cephelerdeki askerî-siyasi gelişmelerle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Doğu harekât sahasındaki askerî sarsıntı ve Rus ilerleyişi cephe gerisinde 1915 Sevk ve İskân Kanunu'nun çıkarılmasına yol açarken; güneydeki taarruzun başarısızlığı ise İslamcılık (ümmetçilik) politikasının sahadaki birleştirici etkisinin yetersiz kaldığını göstermiştir.

Cevap

Doğu harekât sahasındaki askerî sarsıntı ve Rus ilerleyişinin 1915 Sevk ve İskân Kanunu'nun çıkarılmasına zemin hazırladığını, güneydeki taarruzun başarısızlığının ise İslamcılık politikasının sahadaki etkisini sınırlandırdığını belirten yargı doğrudur.
Kafkas Cephesi'nde Sarıkamış Harekâtı sonrası yaşanan Rus işgalleri ve cephe gerisindeki ayrılıkçı çetelerin faaliyetleri, Osmanlı Hükûmeti'ni 27 Mayıs 1915'te Geçici Sevk ve İskân Kanunu'nu (Tehcir Kanunu) çıkarmaya yöneltmiştir. Diğer taarruz cephesi olan Kanal Harekâtı'nın başarısızlıkla sonuçlanması ve bölgedeki yerel Arap aşiretlerinin İngilizlerle temasa geçmesi ise savaşa girerken hedeflenen İslamcılık (ümmetçilik) politikasının sahadaki birleştirici etkisinin tükendiğini somut olarak göstermiştir. Bu iki olguyu birlikte veren ifade tarihsel gerçeklikle tam olarak örtüşmektedir.

Adım Adım Çözüm

1
Osmanlı Devleti'nin I. Dünya Savaşı'ndaki taarruz cephelerini ve amaçlarını tespit etmek.
Osmanlı Devleti'nin taarruz stratejisiyle bizzat açtığı iki cephe Kafkas ve Kanal cepheleridir.
Soru kökündeki askerî, hukuki ve ideolojik sonuçları değerlendirebilmek için incelenecek harekât alanlarını sınırlandırmak gerekir.
2
Kafkas Cephesi'ndeki gelişmelerin Osmanlı iç hukuku ve güvenliğine etkisini analiz etmek.
Sarıkamış felaketi sonrası yaşanan Rus ilerleyişi ve cephe gerisindeki Ermeni çetelerinin isyan ve sabotaj eylemleri nedeniyle 27 Mayıs 1915'te Sevk ve İskân (Tehcir) Kanunu çıkarılmıştır.
Taarruz cephesindeki gelişmelerin iç güvenliği ilgilendiren yasal bir düzenlemeye dönüştüğünü doğrulamak gereklidir.
3
Kanal Cephesi'ndeki harekâtın sonuçlarını Osmanlı fikir akımları açısından değerlendirmek.
Mısır'ı geri almak ve İngiltere'nin sömürge bağlantısını kesmek amacıyla düzenlenen iki Kanal Harekâtı da başarısız olmuş, Cihad-ı Ekber çağrısına rağmen yerel unsurların İngilizlerle iş birliği yapması İslamcılık (ümmetçilik) fikrinin birleştirici gücünü yitirdiğini kanıtlamıştır.
Taarruz cephesinin başarısızlığının imparatorluğun temel ideolojisi üzerindeki etkisini tespit etmek gerekir.
4
Hukuki, ideolojik ve askerî sonuçları birleştirerek doğru değerlendirmeyi belirlemek.
Doğu'daki sürecin Sevk ve İskân Kanunu'nu doğurduğunu, güneydeki taarruzun ise İslamcılık akımının sahadaki karşılığını zayıflattığını belirten seçenek doğru bilgidir.
Her iki taarruz cephesinin sebep-sonuç ilişkilerini sentezleyen yargı kazanımı eksiksiz sağlar.

Anahtar Kavram

I. Dünya Savaşı Taarruz Cephelerinin (Kafkas ve Kanal) Siyasi, Hukuki ve İdeolojik Sonuçları
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 432Soru →

Mütareke döneminde İstanbul merkezli kurulan ve Anadolu'da başlayan bağımsızlık hareketine karşı muhalif tutum sergileyen bazı cemiyetlerin faaliyetlerine ilişkin şu bilgiler verilmiştir:

I. Cemiyet-i Müderrisîn'in devamı niteliğinde olup medrese hocaları ve ilmiye sınıfı mensuplarınca kurulmuş; hilafet ve saltanat makamına kayıtsız şartsız bağlılığı kurtuluşun tek çaresi olarak görerek yayımladığı beyannamelerle Kuva-yı Milliye hareketine karşı çıkmıştır.
II. İttihat ve Terakki karşıtı emekli subaylar tarafından kurulmuş; ordu içerisinde ikilik çıkarmaya ve askerî personeli Millî Mücadele saflarına katılmaktan vazgeçirmeye yönelik faaliyetler yürütmüştür.
III. Wilson İlkeleri'nden yararlanarak Doğu Anadolu'da bağımsız bir devlet kurmayı hedeflemiş; Paris Barış Konferansı'nda temsilcisi Şerif Paşa aracılığıyla Ermeni heyeti başkanı Boğos Nubar Paşa ile müşterek bir muhtıra imzalamıştır.

Buna göre, yukarıda özellikleri ve faaliyetleri verilen milli varlığa zararlı cemiyetler aşağıdakilerin hangisinde sırasıyla doğru olarak gruplandırılmıştır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: I. Teâli-i İslâm Cemiyeti - II. Askerî Nigehbân Cemiyeti - III. Kürt Teâli Cemiyeti

Cevap

I. Teâli-i İslâm Cemiyeti - II. Askerî Nigehbân Cemiyeti - III. Kürt Teâli Cemiyeti
Verilen bilgilerde; Cemiyet-i Müderrisîn'in devamı olarak medrese ve ilmiye zümresince kurulan cemiyet Teâli-i İslâm Cemiyeti; İttihatçı karşıtı emekli subaylarca orduyu bölmek amacıyla kurulan teşkilat Askerî Nigehbân Cemiyeti; Paris Barış Konferansı'nda Şerif Paşa vasıtasıyla Boğos Nubar ile muhtıra imzalayan cemiyet ise Kürt Teâli Cemiyeti'dir. Bu eşleştirmeyi eksiksiz ve doğru sırayla sunan seçenek doğru cevaptır.

Adım Adım Çözüm

1
Birinci öncülde verilen cemiyetin kurucu kadrosu ve kökenini analiz etme
1919 başında kurulan Cemiyet-i Müderrisîn'in devamı niteliğindeki, medrese hocaları ve ilmiye mensuplarınca kurulan ve saltanat/hilafet yanlısı bildiriler yayımlayan cemiyet Teâli-i İslâm Cemiyeti'dir.
Mustafa Sabri ve İskilipli Atıf gibi isimlerin öncülük ettiği bu yapı, dinî argümanları kullanarak Kuva-yı Milliye aleyhinde yoğun propaganda yapmıştır.
2
İkinci öncüldeki askerî kökenli zararlı cemiyeti tespit etme
İttihat ve Terakki düşmanlığı üzerinden hareket eden emekli subaylarca kurulmuş olan ve subayların Millî Mücadele'ye katılmasını önlemeye çalışan cemiyet Askerî Nigehbân Cemiyeti'dir (Nigehbân Cemiyet-i Askeriyesi).
Nigehbân Cemiyeti doğrudan askerî hiyerarşiyi hedef alarak ordu mensuplarını terhis olmaya veya İstanbul Hükûmeti'ne bağlı kalmaya teşvik etmiştir.
3
Üçüncü öncüldeki diplomatik ve etnik temelli zararlı cemiyeti analiz etme
Wilson İlkeleri'ni gerekçe gösterip Doğu Anadolu'da bağımsız bir yapı kurmak isteyen ve Paris Barış Konferansı'nda Şerif Paşa aracılığıyla Boğos Nubar Paşa ile ortak muhtıra imzalayan örgüt Kürt Teâli Cemiyeti'dir.
Seyit Abdülkadir başkanlığındaki cemiyetin temsilcisi Şerif Paşa, Doğu Anadolu'yu Ermenilerle paylaşma girişiminde bulunmuş, bu durum bölgedeki aşiretlerin ve halkın büyük tepkisine yol açmıştır.
4
Öncüllerin sıralı eşleşmesini seçeneklerle karşılaştırma
I - Teâli-i İslâm Cemiyeti, II - Askerî Nigehbân Cemiyeti, III - Kürt Teâli Cemiyeti eşleşmesi sağlanır.
Her üç öncül de tarihsel gerçeklik ve cemiyet nitelikleri bakımından yalnızca bu sıralamada tam uyum gösterir.

Anahtar Kavram

Milli Varlığa Zararlı Cemiyetlerin Kurumsal Kökenleri, Amaçları ve Faaliyetleri

İpuçları

1
İlk öncülde medrese ve ilmiye sınıfının kurduğu dinî referanslı cemiyeti, ikinci öncülde ise ordu içerisindeki emekli askerlerin örgütünü düşününüz.
2
Cemiyet-i Müderrisîn'in isim değiştirmiş hâli olan cemiyet ile Paris Barış Konferansı'nda Şerif Paşa'nın temsil ettiği cemiyet isimlerine odaklanınız.

Daha Fazla Pratik

Milli varlığa zararlı cemiyetlerin yayımladığı beyannamelerin TBMM ve Kuva-yı Milliye tarafından çıkarılan fetvalarla nasıl etkisiz hale getirildiğini inceleyiniz.

Alternatif Yöntem

Öncüllerdeki anahtar kavramları eleme yöntemiyle eşleştiriniz: 'Cemiyet-i Müderrisin/İlmiye' -> Teâli-i İslâm; 'Emekli subaylar' -> Askerî Nigehbân; 'Şerif Paşa/Boğos Nubar' -> Kürt Teâli.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 433Soru →

Osmanlı Devleti'nin I. Dünya Savaşı'nda açtığı Kanal Cephesi'nde icra edilen taarruz harekâtlarının lojistik yetersizlikler ve ağır çöl koşulları sebebiyle başarısızlıkla sonuçlanması, bölgedeki Osmanlı birliklerinin Sina Yarımadası'ndan geriye çekilmesine yol açmıştır.

Kanal Harekâtı'nın başarısız olmasının ardından yaşanan bu askerî gelişme, aşağıdakilerden hangisine doğrudan ortam hazırlamıştır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İngiliz kuvvetlerinin karşı taarruza geçmesiyle Osmanlı ordusunun savunmaya çekilmesine ve Suriye-Filistin Cephesi'nin açılmasına

Cevap

İngiliz kuvvetlerinin karşı taarruza geçmesiyle Osmanlı ordusunun savunmaya çekilmesine ve Suriye-Filistin Cephesi'nin açılmasına
Osmanlı Devleti'nin taarruz amacıyla açtığı Kanal Cephesi'nde 1915 ve 1916 yıllarında icra edilen I. ve II. Kanal harekâtları başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Bunun üzerine inisiyatifi ele geçiren İngiliz ordusu Sina Çölü'nü aşarak karşı taarruza geçmiş, Osmanlı kuvvetleri ise Gazze-Kudüs-Şam hattına çekilerek savunmaya geçmek zorunda kalmıştır. Bu durum, bölgedeki mücadelenin 'Suriye-Filistin Savunma Cephesi'ne dönüşmesine doğrudan ortam hazırlamıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Kanal Cephesi'nin niteliğini ve hedefini tespit etme
Kanal Cephesi, Osmanlı Devleti'nin İngiltere'nin sömürge yollarını kesmek ve Mısır'ı geri almak amacıyla açtığı bir taarruz cephesidir.
Cephenin stratejik amacını ve taarruz karakterini anlamak sonraki safhayı yorumlamayı sağlar.
2
Harekâtın askerî sonucunu ve kuvvetlerin hareketini değerlendirme
Süveyş'e yönelik taarruzların başarısız olmasıyla Osmanlı ordusu Sina Yarımadası'ndan Gazze-Kudüs hattına çekilmek zorunda kalmıştır.
Lojistik yetersizlikler ve İngiliz savunması nedeniyle Osmanlı taarruzu kırılmıştır.
3
Taarruzun sona ermesiyle oluşan yeni cephe türünü belirleme
İngilizlerin karşı saldırıya geçmesi üzerine Osmanlı Devleti taarruz konumundan savunma konumuna geçmiş ve Suriye-Filistin Savunma Cephesi oluşmuştur.
Bir taarruz harekâtının başarısızlığı, karşı tarafın taarruzuna ve cephenin savunmaya dönüşmesine yol açar.

Anahtar Kavram

I. Dünya Savaşı Taarruz Cephelerinin Seyri ve Savunma Cephelerine Dönüşümü

İpuçları

1
Osmanlı Devleti'nin Kanal Cephesi'ndeki taarruz inisiyatifini kaybetmesinin ardından karşı tarafın nasıl bir askerî tutum takındığını düşününüz.
2
Taarruzun başarısızlığı sonrasında Osmanlı ordusunun geri çekildiği coğrafyayı (Sina Yarımadası'ndan Filistin ve Suriye'ye doğru) ve burada açılan savunma hattını hatırlayınız.

Daha Fazla Pratik

Kafkas Cephesi'nin kapanış süreci olan Erzincan Mütarekesi ve Brest-Litovsk Antlaşması'nın diplomatik sonuçlarını pekiştirici bir soru çözebilirsiniz.

Alternatif Yöntem

Osmanlı cephelerini taarruz (Kafkas, Kanal) ve savunma (Çanakkale, Irak, Hicaz-Yemen, Suriye-Filistin) olarak sınıflandırıp, Kanal taarruzunun başarısızlığının doğrudan Suriye-Filistin savunma cephesini doğurduğu kronolojik ve coğrafi sebep-sonuç ilişkisini kurarak çözebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 434Soru →

Osmanlı Devleti'nin I. Dünya Savaşı'ndan mağlup ayrılmasının akabinde kurulan direniş örgütleri, genellikle yerel kurtuluşu ve mevcut saltanat/hilafet düzenine bağlı kalarak toprak bütünlüğünü korumayı temel prensip edinmiştir. Ancak Edirne merkezli teşkilatlanan bir cemiyet; Osmanlı Devleti'nin tamamen parçalanması ya da Trakya'nın işgale uğraması halinde, bölgede gerekirse bağımsız bir cumhuriyet yönetimi kurmayı hedeflemiş ve bu amaçla Lüleburgaz ve Edirne kongrelerini düzenlemiştir.

Kuruluş tüzüğünde devlet kurma yetkisini saklı tutarak diğer yararlı cemiyetlerden bu yönüyle ayrılan teşkilat aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Trakya-Paşaeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti

Cevap

Trakya-Paşaeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti
Trakya-Paşaeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti, 30 Kasım 1918'de Edirne'de kurulmuş ve Mondros sonrası teşkilatlanan ilk direniş örgütlerinden biri olmuştur. Cemiyetin en önemli ve ayırt edici özelliği; Osmanlı Devleti'nin parçalanması ya da bölgenin Yunanistan'a bırakılması tehlikesine karşı, Batı Trakya Türk Devleti tecrübesinden yararlanarak bağımsız bir 'Trakya Cumhuriyeti' kurma yetkisini tüzüğüne dahil etmesidir. Ayrıca bu doğrultuda Lüleburgaz ve Edirne kongrelerini toplayarak bölgede sivil ve askeri idareyi organize etmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Metinde verilen cemiyetin temel ayırt edici özelliklerini ve faaliyet bölgesini tespit etme
Cemiyetin Edirne merkezli olduğu, Lüleburgaz ve Edirne kongrelerini düzenlediği ve Osmanlı Devleti'nin çökmesi durumunda 'bağımsız bir cumhuriyet kurma' maddesini tüzüğüne eklediği belirlenir.
Milli Mücadele Dönemi cemiyetleri arasında tüzüğünde açıkça yeni bir devlet kurma yetkisi bulunduran tek yapılanmayı doğru tespit etmek gerekir.
2
Seçeneklerdeki cemiyetlerin kuruluş amaçlarını ve faaliyet alanlarını karşılaştırma
Kilikyalılar Cemiyeti Çukurova bölgesine, Karakol Cemiyeti İstanbul'daki gizli sevkiyat faaliyetlerine, Wilson Prensipleri Cemiyeti ABD mandası talebine, Sulh ve Selamet-i Osmaniye Cemiyeti ise hilafet yanlısı tutuma odaklanmıştır. Edirne merkezli çalışan ve cumhuriyet kurma fikrini tüzüğüne yansıtan cemiyet Trakya-Paşaeli Müdafaa-i Hukuk Cemiyetidir.
Çeldiriciler ile hedeflenen cemiyet arasındaki bölgesel ve yapısal farkları netleştirmek.
3
Doğru teşkilat bilgisini doğrulama
Trakya-Paşaeli Cemiyeti; Mondros Ateşkesi'nden sonra ilk kurulan cemiyetlerden biri olup Batı Trakya Türk Cumhuriyeti deneyiminin de etkisiyle Osmanlı Devleti dağılırsa kendi kaderini tayin ederek bağımsız cumhuriyet ilan etme kararı almıştır.
Tarihsel kronoloji ve tüzük maddesi doğrulanarak sonuca ulaşılır.

Anahtar Kavram

Milli Mücadele Dönemi'nde Yararlı Cemiyetler ve Trakya-Paşaeli Cemiyeti'nin Özellikleri

İpuçları

1
Bu cemiyet, Trakya bölgesinde Yunan ilhakına karşı kurulmuş ve bölgede yerel kongreler düzenlemiştir.
2
Cemiyet, Osmanlı Devleti'nin tamamen yıkılması ihtimaline karşı geçici bir yerel hükümet ve cumhuriyet kurma maddesini tüzüğünde bulundurmuştur.
3
Lüleburgaz ve Edirne kongrelerini organize eden, Edirne merkezli kurulan cemiyettir.

Daha Fazla Pratik

Milli Mücadele Dönemi'nde kurulan diğer yararlı cemiyetlerin yayın organları ve topladıkları kongreler incelenmelidir.

Alternatif Yöntem

Soru kökündeki 'Lüleburgaz ve Edirne kongreleri' ile 'Edirne merkezli teşkilatlanma' ipuçlarından doğrudan Trakya bölgesindeki cemiyete ulaşılabilir.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 435Soru →

I. Dünya Savaşı'nın patlak verdiği ilk günlerde Osmanlı Devleti uluslararası yalnızlıktan kurtulmak amacıyla başlangıçta İtilaf Devletleri nezdinde ittifak girişimlerinde bulunmuştur. Ancak İngiltere ve Fransa, Osmanlı Devleti'nin kendi yanlarında savaşa katılma talebini kabul etmeyerek Osmanlı yönetiminden savaşta tarafsız kalmasını istemiştir.

İtilaf Devletleri'nin, Osmanlı Devleti'nin kendi blokları bünyesinde savaşa girmesini engelleyip tarafsızlığını talep etmelerinde aşağıdakilerden hangisi bir gerekçe olarak gösterilemez?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Osmanlı Devleti'nin İtilaf Bloku'na katılması durumunda İtalya'nın Üçlü İttifak saflarındaki askeri bağlılığını pekiştirmesinden endişe edilmesi

Cevap

Osmanlı Devleti'nin İtilaf Bloku'na katılması durumunda İtalya'nın Üçlü İttifak saflarındaki askeri bağlılığını pekiştirmesinden endişe edilmesi
İtilaf Devletleri'nin Osmanlı Devleti'ni kendi yanlarına almak istememesinde İtalya'nın İttifak Bloku'na daha çok bağlanacağı yönünde bir çekince kesinlikle yer almamıştır. Aksine İtalya, Avusturya-Macaristan ile yaşadığı Trentino ve Trieste sorunları nedeniyle İttifak'tan kopma eğilimindeydi. İtilaf Devletleri, Osmanlı Devleti'ni ittifaka almayarak ve tarafsız tutarak hem Rusya'nın taleplerini korumuş hem de ilerleyen süreçte (1915 Londra Antlaşması) Osmanlı topraklarını (Güneybatı Anadolu ve On İki Ada) İtalya'ya vadedip İtalya'yı kendi saflarına çekmeyi başarmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
İtilaf Devletleri'nin Osmanlı politikasını ve savaş başındaki stratejik hedeflerini analiz etme
İngiltere ve Fransa'nın; savaşın geniş coğrafyaya yayılmasını önlemek, sömürgelerindeki Müslümanların isyan riskini bertaraf etmek ve Rusya'nın Osmanlı üzerindeki emellerini korumak istediği belirlenir.
İtilaf Devletleri'nin Osmanlı'nın tarafsızlığını istemesinin altındaki askeri, dini ve diplomatik gerekçeleri tespit etmek gerekir.
2
İtalya'nın bloklar arasındaki konumu ve İtilaf Devletleri ile olan ilişkilerini değerlendirme
İtalya, Üçlü İttifak üyesi olmasına rağmen savaş başında tarafsızlığını ilan etmiş ve İtilaf Devletleri ile gizli görüşmelere başlamıştır. İtilaf Devletleri, Osmanlı topraklarını paylaşım pazarlığında koz olarak kullanarak İtalya'yı kendi safına çekmeyi amaçlamıştır.
İtalya'nın tutumu İttifak'a bağlılığı pekiştirmek yönünde değil, Osmanlı topraklarından pay alarak İtilaf safına geçmek yönündedir.
3
Çıkarımları seçeneklerle karşılaştırarak gerekçe oluşturmayan yargıyı belirleme
İtalya'nın Üçlü İttifak'a bağlılığını pekiştirmesi gibi bir endişenin varlığı tarihi gerçeklerle uyuşmamaktadır.
Doğru seçeneğe ulaşmak için İtilaf diplomasisinin İtalya ve Osmanlı üzerindeki eşzamanlı stratejisi çözümlenmelidir.

Anahtar Kavram

I. Dünya Savaşı'nın Başında Büyük Devletlerin Osmanlı Devleti ve Bloklaşma Politikaları

İpuçları

1
İtilaf Devletleri'nin Osmanlı'nın savaşa girmesini istememesinde hem jeopolitik, hem dini-sosyolojik hem de müttefikler arası çıkar dengeleri rol oynamıştır.
2
İtalya'nın I. Dünya Savaşı'ndaki konumunu hatırlayınız; İtalya savaş başında İttifak safında kalmak yerine tarafsız kalmış ve daha sonra saf değiştirmiştir.
3
İtilaf Devletleri İtalya'yı kendi yanlarına çekmek için 1915 Londra Antlaşması'nda Osmanlı topraklarını vadetmiştir; dolayısıyla Osmanlı'nın İtilaf'a alınmaması İtalya'yı İttifak'ta tutmak için değil, Osmanlı'yı paylaşım kozu yapabilmek içindir.

Daha Fazla Pratik

İtilaf Devletleri'nin I. Dünya Savaşı sürecinde Osmanlı topraklarını paylaşmak için imzaladıkları gizli antlaşmaları (Sykes-Picot, Londra, Saint-Jean de Maurienne) ve İtalya'nın saf değiştirme sürecini inceleyiniz.

Alternatif Yöntem

Soruya eleme yöntemiyle yaklaşırken: Rusya'nın emelleri, cephelerin genişlemesi, sömürgelerdeki cihad çekincesi ve Osmanlı ordusunun zayıflığı doğrudan İtilaf Devletleri'nin resmi gerekçeleridir. İtalya ise İttifak'a bağlı kalmak değil, İtilaf safına geçmek için Osmanlı topraklarını talep etmiştir.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 436Soru →

I. Dünya Savaşı'nın son günlerinde Bulgaristan'ın savaştan çekilmesiyle Osmanlı Devleti ile müttefikleri arasındaki kara bağlantısı kopmuş, İttihat ve Terakki liderlerinin istifası sonrası yeni bir kabine kurulmuştur. Bahriye Nazırı Rauf (Orbay) Bey başkanlığındaki heyeti görevlendirerek 30 Ekim 1918 tarihinde Mondros Ateşkes Antlaşması'nın imzalanmasını sağlayan Osmanlı Hükûmeti aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Ahmet İzzet Paşa Hükûmeti

Cevap

Mondros Ateşkes Antlaşması'nı imzalayan heyeti görevlendiren kabine Ahmet İzzet Paşa Hükûmeti'dir.
I. Dünya Savaşı'nın sonlarına doğru Talat Paşa Hükûmeti'nin istifası üzerine kurulan Ahmet İzzet Paşa Hükûmeti, savaşı sonlandırmak amacıyla Bahriye Nazırı Rauf (Orbay) Bey başkanlığındaki heyeti görevlendirmiş ve 30 Ekim 1918'de Mondros Ateşkes Antlaşması bu kabine döneminde imzalanmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
I. Dünya Savaşı'nın sonundaki siyasi gelişmeleri ve hükûmet değişikliğini belirleme
Talat Paşa kabinesinin istifası sonrası sadrazamlığa Ahmet İzzet Paşa getirilmiştir.
Savaşın kaybedilmesinin ardından ateşkes görüşmelerini yürütmek üzere yeni bir uzlaşmacı hükûmet kurulması gerekmiştir.
2
Ateşkes heyetinin kim tarafından gönderildiğini tespit etme
Ahmet İzzet Paşa Hükûmeti, Bahriye Nazırı Rauf (Orbay) Bey başkanlığındaki heyeti Limni Adası'na göndermiştir.
Antlaşmanın imzalanmasında siyasi sorumluluk Ahmet İzzet Paşa kabinesine aittir.
3
Seçeneklerdeki hükûmetleri kronolojik ve işlevsel olarak ayrıştırma
Doğru hükûmet Ahmet İzzet Paşa Hükûmeti olarak belirlenir.
Damat Ferit, Ali Rıza ve Salih Paşa hükûmetleri ateşkes sonrasındaki Milli Mücadele evrelerinde görev yapmıştır.

Anahtar Kavram

Mondros Ateşkes Antlaşması'nın imzalanma sürecindeki Osmanlı iç siyaseti ve Ahmet İzzet Paşa Hükûmeti'nin rolü

İpuçları

1
İttihat ve Terakki'nin önde gelen ismi Talat Paşa'nın istifasının ardından kurulan kısa süreli kabineyi düşününüz.
2
Ateşkesi imzalayan Rauf (Orbay) Bey, bu hükûmette Bahriye Nazırı olarak yer almaktaydı.
3
Bu hükûmetin sadrazamı, Mustafa Kemal Paşa'nın da Harbiye Nazırı olarak kabinede yer almasını istediği ancak gerçekleşmeyen Ahmet İzzet Paşa'dır.

Daha Fazla Pratik

Mondros Ateşkes Antlaşması'nın imzalanmasının ardından işgallere karşı ilk tepkiler ve Mustafa Kemal'in Minber gazetesi faaliyetlerini inceleyebilirsiniz.

Alternatif Yöntem

Kronolojik eleme yöntemiyle: Talat Paşa (savaş dönemi) elenir; Damat Ferit, Ali Rıza ve Salih Paşa (Milli Mücadele genelgeler/kongreler ve Sevr dönemi) elenir; geriye ateşkesi imzalayan Ahmet İzzet Paşa Hükûmeti kalır.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 437Soru →

I. Dünya Savaşı'nda Osmanlı Devleti, müttefiklerine destek sağlamak amacıyla sınırları dışındaki Galiçya, Romanya ve Makedonya gibi yardım cephelerine birlikler göndermiştir. Doğu Avrupa'da çatışmaların sona ermesiyle bu cephelerdeki kuvvetlerin bir kısmı güneydeki savunma hatlarına sevk edilmiştir.

Mondros Ateşkes Antlaşması'nın imzalandığı günlerde Mustafa Kemal Paşa'nın Yıldırım Orduları Grup Komutanı olarak görev yaptığı ve Halep'in kuzeyinde kurduğu savunma hattıyla düşman ilerleyişini durdurduğu cephe aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Suriye - Filistin Cephesi

Cevap

Suriye - Filistin Cephesi
I. Dünya Savaşı'nın son aylarında Doğu Avrupa'daki yardım cephelerinin kapanmasıyla tecrübeli Osmanlı birlikleri güney cephelerine nakledilmiştir. Mustafa Kemal Paşa, Suriye-Filistin Cephesi'nde 7. Ordu ve akabinde Yıldırım Orduları Grup Komutanı sıfatıyla Halep'in kuzeyinde kurduğu savunma hattı sayesinde İngiliz ilerleyişini durdurmuş ve bu hat Misakımilli sınırlarının temelini oluşturmuştur.

Adım Adım Çözüm

1
I. Dünya Savaşı'ndaki cephelerin niteliklerini ve coğrafi dağılımını belirleme
Galiçya, Romanya ve Makedonya sınır dışı yardım cepheleridir. Çanakkale, Irak, Hicaz-Yemen ve Suriye-Filistin ise Osmanlı egemenlik sahasını korumaya dönük savunma cepheleridir.
Soruda müttefiklere destek sonrası birliklerin kaydırıldığı ve savaşın sonunda savunma hattı kurulan cephe sorulmaktadır.
2
Mustafa Kemal Paşa'nın görev yaptığı cepheleri ve üstlendiği komutanlıkları kronolojik olarak değerlendirme
Mustafa Kemal Paşa I. Dünya Savaşı'nda sırasıyla Çanakkale (Anafartalar Grubu), Kafkas (16. Kolordu) ve Suriye-Filistin (7. Ordu ve Yıldırım Orduları Grup Komutanlığı) cephelerinde görev almıştır.
Mondros Ateşkes Antlaşması'nın imzalandığı dönemde Mustafa Kemal Paşa Suriye-Filistin Cephesi'nde Yıldırım Orduları Grup Komutanı olarak bulunmaktadır.
3
Halep'in kuzeyinde oluşturulan savunma hattının tarihsel önemini ilişkilendirme
Mustafa Kemal Paşa, Halep'in kuzeyindeki Katma bölgesinde İngiliz kuvvetlerini durdurarak Anadolu sınırlarının işgal edilmesini engellemiş ve güney sınırının Misakımilli esaslarına kavuşmasını sağlamıştır.
Bahsedilen askerî harekât ve komutanlık doğrudan Suriye-Filistin Cephesi'ne aittir.

Anahtar Kavram

I. Dünya Savaşı'nda Osmanlı Devleti'nin Savunma ve Yardım Cepheleri Arasındaki Askerî ve Stratejik İlişki

İpuçları

1
Mustafa Kemal Paşa'nın I. Dünya Savaşı'nda savaştığı üç cepheyi (Çanakkale, Kafkas ve güneydeki son cephe) hatırlayınız.
2
Galiçya ve Romanya'dan çekilen birliklerin takviye edildiği ve savaşın sonunda Yıldırım Orduları'nın savunma yaptığı güney cephesini düşününüz.
3
Halep'in kuzeyinde kurulan ve Mondros imzalandığı sırada Türk ordusunun elinde bulunan hat Suriye sınırında yer almaktadır.

Daha Fazla Pratik

Fahreddin Paşa'nın Medine Müdafaası (Hicaz-Yemen) ve Halil Paşa'nın Kut'ül Amare Zaferi (Irak) gibi savunma cephesi gelişmelerini karşılaştırınız.

Alternatif Yöntem

Mustafa Kemal Paşa'nın I. Dünya Savaşı'nda görev aldığı cepheleri kronolojik olarak 'Ç-K-S' (Çanakkale - Kafkas - Suriye) kodlamasıyla hatırlayarak son savunma cephesini tespit edebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 438Soru →

Wilson İlkeleri'nin Osmanlı Devleti ile ilgili maddesinde; 'Türklerin çoğunlukta olduğu bölgelere kesin egemenlik hakkı tanınması, Osmanlı egemenliği altında yaşayan diğer milletlere de kendi gelişimleri için serbest imkânlar sağlanması' esası kabul edilmiştir.

Bu hükmün, Anadolu'da kurulan milli direniş cemiyetlerinin benimsediği hak arama ve savunma yöntemlerine doğrudan yansıması aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Bölgelerindeki Türk nüfus yoğunluğunu kanıtlamak amacıyla nüfus istatistikleri ve tarihi belgelere dayalı yayın ve propaganda faaliyetleri yürütmeleri

Cevap

Bölgelerindeki Türk nüfus yoğunluğunu kanıtlamak amacıyla nüfus istatistikleri ve tarihi belgelere dayalı yayın ve propaganda faaliyetleri yürütmeleri
Wilson İlkeleri'nin 12. maddesinde yer alan 'nüfus çoğunluğuna dayalı egemenlik hakkı' (self-determinasyon), Anadolu'daki Türk direniş cemiyetlerinin temel dayanak noktası olmuştur. Bu nedenle cemiyetler, bölgelerinde Türklerin ezici çoğunluğa sahip olduğunu kanıtlamak adına nüfus kayıtlarını, tarihi belgeleri derlemiş; gazete, dergi ve beyannameler yoluyla uluslararası kamuoyuna seslerini duyurmaya çalışmışlardır.

Adım Adım Çözüm

1
Wilson İlkeleri'nin Osmanlı ile ilgili 12. maddesini analiz etmek
Maddede Türklerin nüfusça çoğunlukta olduğu bölgelerde kesin egemenlik hakkı tanınacağı, azınlıklara da özerk gelişim hakkı verileceği (self-determinasyon) öngörülmüştür.
Uluslararası alanda bir bölgenin kime ait olacağının temel kriteri nüfus çoğunluğu olarak belirlenmiştir.
2
Milli cemiyetlerin bu ilkeye karşı geliştirdiği yöntemi belirlemek
Milli cemiyetler (Trakya-Paşaeli, İzmir Müdafaa-i Hukuk, Vilayat-ı Şarkiye, Milli Kongre vb.) bölgelerindeki Türk nüfusunun Rum veya Ermeni nüfusundan fazla olduğunu ispatlamak için nüfus sayımları, tarihi tapu kayıtları ve belgelerle basın-yayın yoluyla savunma yapmışlardır.
Wilson İlkeleri'ne dayandırılan haklılığı dünya kamuoyuna resmi verilerle kanıtlamak hedeflenmiştir.

Anahtar Kavram

Wilson İlkeleri'nin 12. maddesi (Self-Determinasyon) ve Milli Cemiyetlerin Haklılık Tezleri

İpuçları

1
Wilson İlkeleri'nde bir milletin kendi kaderini tayin etmesinde hangi ölçütün (demografik durum) esas alındığını hatırlayınız.
2
Cemiyetlerin işgallere karşı dünya kamuoyunda haklılıklarını kanıtlamak için 'nüfus çoğunluğu'na dair neler yaptıklarını düşününüz.
3
Milli cemiyetler, bölgelerinde Türk nüfusunun fazla olduğunu göstermek için istatistikler ve tarihi vesikalar kullanarak basın-yayın faaliyetlerine yönelmişlerdir.

Daha Fazla Pratik

Paris Barış Konferansı'nda İzmir'in işgali için Yunanistan'ın sunduğu sahte nüfus raporları ve buna karşı hazırlanan Amiral Bristol Raporu'nun içeriğini inceleyiniz.

Alternatif Yöntem

Wilson İlkeleri'nin 12. maddesindeki anahtar kavram olan 'çoğunluk esası' ile cemiyetlerin 'nüfus ve belgeye dayalı basın-yayın savunması' arasında doğrudan neden-sonuç ilişkisi kurarak çözüme ulaşabilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 439Soru →

I. Dünya Savaşı'nın sona ermesinin ardından toplanan Paris Barış Konferansı'nda (1919), savaşı kaybeden Almanya, Avusturya, Bulgaristan ve Macaristan ile imzalanacak barış antlaşmalarının metinleri hazırlanarak karara bağlanmıştır. Buna karşın, aynı konferansta Osmanlı Devleti ile imzalanacak nihai barış antlaşması karara bağlanamamış ve ertelenmiştir.

Paris Barış Konferansı'nda Osmanlı Devleti ile yapılacak barış antlaşmasının gecikmesinde ve sonraya bırakılmasında aşağıdakilerden hangisi temel etken olmuştur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İtilaf Devletleri'nin Osmanlı topraklarının paylaşımı konusunda kendi aralarında çıkar çatışmaları ve anlaşmazlıklar yaşaması

Cevap

İtilaf Devletleri'nin Osmanlı topraklarının paylaşımı konusunda kendi aralarında çıkar çatışmaları ve anlaşmazlıklar yaşaması
I. Dünya Savaşı'ndan sonra toplanan Paris Barış Konferansı'nda diğer İttifak devletleriyle barış şartları belirlenmesine rağmen Osmanlı Devleti ile yapılacak barış antlaşması ertelenmiştir. Bunun temel sebebi; Rusya'nın savaştan çekilmesiyle gizli paylaşım planlarının bozulması ve özellikle İngiltere ile İtalya arasında Doğu Akdeniz ile Batı Anadolu'nun paylaşımında ortaya çıkan şiddetli çıkar çatışmalarıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Paris Barış Konferansı'nda alınan kararları ve diğer İttifak devletleriyle yapılan antlaşmaları incelemek
Almanya (Versay), Avusturya (Sen Jermen), Bulgaristan (Nöyyi) ve Macaristan (Trianon) ile barış antlaşmaları taslakları hazırlanmıştır.
Avrupa'daki mağlup devletlerin paylaşım ve sınır şartları İtilaf Devletleri tarafından hızlıca belirlenmiştir.
2
Osmanlı Devleti'nin paylaşım sürecinde ortaya çıkan diplomatik krizleri değerlendirmek
Çarlık Rusyası'nın savaştan çekilmesiyle gizli antlaşmaların uygulanamaz hâle gelmesi ve İzmir çevresinin İtalya yerine Yunanistan'a vadedilmesi İtilaf bloku içinde derin anlaşmazlıklar yaratmıştır.
Osmanlı topraklarını paylaşma konusundaki bu anlaşmazlıklar nedeniyle Osmanlı barış antlaşması (Sevr) Paris'te imzalanamamış, 1920 San Remo Konferansı'na ertelenmiştir.

Anahtar Kavram

Paris Barış Konferansı'nda İtilaf Devletleri Arasındaki Görüş Ayrılıkları ve Osmanlı'nın Paylaşımı Meselesi

İpuçları

1
İtilaf Devletleri'nin savaş sırasında Osmanlı topraklarını bölüşmek için yaptığı gizli antlaşmaları ve bu dengelerin savaş sonunda nasıl sarsıldığını düşününüz.
2
Özellikle Batı Anadolu ve Akdeniz coğrafyasının paylaşımı konusunda İtalya ile İngiltere arasında yaşanan anlaşmazlığı göz önüne alınız.

Daha Fazla Pratik

Paris Barış Konferansı'nda İtalya ile İngiltere arasında yaşanan krizin İtilaf Devletleri arasındaki ilk ciddi görüş ayrılığı olması konusunu pekiştirebilirsiniz.

Alternatif Yöntem

Diğer İttifak devletlerinin barış antlaşmaları (1919) ile Osmanlı barış antlaşmasının (1920 Sevr / San Remo) tarihlerini karşılaştırıp İtilaf bloku içi çıkar ayrılıklarını analiz ederek sonuca ulaşabilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 440Soru →

Çanakkale Deniz Muharebeleri sürecinde Müstahkem Mevki Komutanı olarak Boğaz savunma hatlarının tahkim edilmesini sağlayan, Nusret Mayın Gemisi'nin döşediği mayın hatları ve tabyaların sevk idaresiyle 18 Mart 1915'te İtilaf donanmasının püskürtülmesinde belirleyici rol oynayarak Türk harp tarihine "18 Mart Kahramanı" unvanıyla geçen komutan aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Cevat (Çobanlı) Paşa

Cevap

Çanakkale Boğazı Müstahkem Mevki Komutanı olarak 18 Mart 1915 Deniz Zaferi'ni kazanan ve '18 Mart Kahramanı' olarak anılan komutan Cevat (Çobanlı) Paşa'dır.
18 Mart 1915'te İtilaf Devletleri donanmasının Çanakkale Boğazı'nı geçme girişimini, boğaza döşenen mayın hatları ve kıyı bataryalarının etkili savunmasıyla püskürten Çanakkale Müstahkem Mevki Komutanı Mirliva Cevat (Çobanlı) Paşa'dır. Gösterdiği bu büyük başarıdan ötürü Türk harp tarihinde haklı olarak '18 Mart Kahramanı' unvanını almıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Soru kökündeki anahtar unvanı ve tarihi olayı belirleme
Hedef unvan '18 Mart Kahramanı', olay ise 18 Mart 1915 Çanakkale Boğaz Deniz Zaferi ve Müstahkem Mevki Komutanlığı'dır.
Çanakkale Savaşları deniz ve kara olmak üzere iki aşamadan oluşur; deniz zaferinin komuta kademesi Müstahkem Mevki Komutanlığı'dır.
2
Seçeneklerdeki I. Dünya Savaşı ve Millî Mücadele komutanlarının unvan ve cephe eşleştirmelerini değerlendirme
Halil Paşa 'Kut'ül Amare Kahramanı', Fahrettin Paşa 'Medine Müdafii', Kazım Karabekir 'Şark Fatihi', Cevat Paşa ise '18 Mart Kahramanı'dır.
ÖSYM/KPSS sınavlarında I. Dünya Savaşı'nda öne çıkan komutanlar ve cephe unvanları sıklıkla ayırt edici bilgi olarak sorgulanır.
3
Doğru komutanı tespit etme
18 Mart Deniz Zaferi'ni sevk ve idare eden Cevat (Çobanlı) Paşa doğru yanıttır.
Nusret Mayın Gemisi harekât emrini veren ve tabyaların ateş kontrolünü koordine eden isim Çanakkale Müstahkem Mevki Komutanı Cevat Paşa'dır.

Anahtar Kavram

Çanakkale Boğazı Deniz Muharebeleri, Müstahkem Mevki Komutanlığı ve Cevat (Çobanlı) Paşa'nın '18 Mart Kahramanı' unvanı

İpuçları

1
Sorulan komutan, kara savaşlarındaki Anafartalar Kahramanı Mustafa Kemal ile karıştırılmamalıdır; deniz savunmasının mimarıdır.
2
18 Mart Deniz Zaferi sırasında Çanakkale Müstahkem Mevki Komutanlığı görevini yürütmüştür.
3
Soyadı Kanunu sonrası 'Çobanlı' soyadını alan bu komutan, 18 Mart 1915 Boğaz Zaferi'nin baş mimarıdır.

Daha Fazla Pratik

Çanakkale Kara Savaşları'nda Mustafa Kemal'in savaştığı tepeler ve cepheler (Conkbayırı, Arıburnu, Anafartalar) ile ilgili sorular çözülmelidir.

Alternatif Yöntem

I. Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı unvanlarını eşleştirme yöntemiyle eleme yapılabilir: Kut'ül Amare -> Halil Paşa, Medine Müdafaası -> Fahrettin Paşa, Şark Fatihi -> Kazım Karabekir, 18 Mart Kahramanı -> Cevat Paşa.
Tahmini Süre:45s
ÖncekiSayfa 22 / 41Sonraki
XX. Yüzyıl Başlarında Osmanlı Devleti Alıştırma Soruları — KPSS Genel Yetenek - Genel Kültür — Sayfa 22 | Examkin