XX. Yüzyıl Başlarında Osmanlı Devleti

819 soru

Soru 581Soru →

I. Dünya Savaşı'nın başladığı günlerde tarafsızlığını korumaya çalışan Osmanlı Hükûmeti, 9 Eylül 1914 tarihinde tek taraflı bir kararla kapitülasyonları kaldırdığını ilan etmiştir. Bu karara yalnızca İtilaf Devletleri değil, Osmanlı Devleti ile 2 Ağustos 1914'te gizli ittifak antlaşması imzalamış olan Almanya ve Avusturya-Macaristan da karşı çıkmış ve ortak bir protesto notası vermişlerdir.

Bu durum aşağıdakilerden hangisinin açık bir göstergesidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Uluslararası ilişkilerde ekonomik çıkarların mevcut siyasi bloklaşma ve ittifakların önüne geçebildiğinin

Cevap

Uluslararası ilişkilerde ekonomik çıkarların mevcut siyasi bloklaşma ve ittifakların önüne geçebildiğinin
Osmanlı Devleti'nin tek taraflı olarak kapitülasyonları feshetme kararına hem İtilaf hem de İttifak bloku devletlerinin birlikte karşı çıkarak ortak protesto notası vermesi; uluslararası siyasette ekonomik menfaatlerin, bloklaşma ve müttefiklik ilişkilerinin dahi önüne geçtiğini açık bir şekilde göstermektedir.

Adım Adım Çözüm

1
Tarihsel verileri ve tarafların tutumunu analiz etme
Osmanlı Devleti 9 Eylül 1914'te kapitülasyonları tek taraflı kaldırmış; bu karara hem düşman bloktaki İtilaf Devletleri (İngiltere, Fransa, Rusya) hem de gizli müttefiki olan İttifak Devletleri (Almanya, Avusturya-Macaristan) ortak nota ile karşı çıkmıştır.
Olayın taraflarını ve tarafların oluşturduğu diplomatik blokları doğru belirlemek gerekir.
2
Devletlerin ortak tepki verme gerekçesini değerlendirme
Farklı ve çatışan bloklarda yer almalarına rağmen tüm bu devletlerin ortak paydası Osmanlı Devleti üzerinde sahip oldukları adli, mali ve ticari imtiyazları (kapitülasyonları) kaybetmek istememeleridir.
Müttefik olan Almanya'nın da Osmanlı aleyhine tavır almasının arkasındaki ekonomik motivasyonu kavramak esastır.
3
Ulaşılabilecek genel tarihsel ve diplomatik yargıyı belirleme
Devletler arası ilişkilerde ve diplomaside ekonomik çıkarlar, mevcut siyasi antlaşmaların ve askeri bloklaşmaların dahi üstünde yer alabilmektedir.
Verilen öncülün pedagojik ve analitik sonucunu netleştirmek.

Anahtar Kavram

I. Dünya Savaşı Sürecinde Kapitülasyonların Kaldırılması ve Devletler Arası Çıkar Çatışmaları

İpuçları

1
Birbirine düşman olan İtilaf Devletleri ile müttefik olan Almanya'nın aynı konuda nasıl birleştiğine dikkat ediniz.
2
Kapitülasyonlar yabancı devletlere verilen ticari, mali ve adli ayrıcalıklardır. Devletlerin bu ayrıcalıkları kaybetmek istememesinin temel sebebini düşününüz.
3
Askeri ve siyasi antlaşmalar yapılmış olsa bile devletlerin ekonomik çıkarları söz konusu olduğunda müttefiklerine dahi karşı çıkabildiklerini göz önünde bulundurunuz.

Daha Fazla Pratik

Osmanlı Devleti'nin I. Dünya Savaşı'na resmen girişini başlatan Karadeniz Olayı ve Yavuz-Midilli gemilerinin Sivastopol ve Odessa limanlarını bombalaması sürecini inceleyiniz.

Alternatif Yöntem

Soru kökündeki 'karşı çıkanlar' analiz edilir: İtilaf Devletleri + İttifak Devletleri (Almanya ve Avusturya). Savaşta birbirine düşman iki bloğun tek bir konuda aynı safta yer alması, konunun doğrudan ortak ekonomik çıkarlarla ilgili olduğunu gösterir.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 582Soru →

İtilaf Devletleri'nin mütareke şartlarını gerekçe göstererek Anadolu'yu işgale başlaması ve İstanbul yönetiminin bu duruma karşı tepkisiz kalması üzerine, Türk halkının vatanını savunmak amacıyla bölgesel olarak kurduğu silahlı sivil direniş güçlerine ne ad verilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Kuvayımilliye

Cevap

Kuvayımilliye
Mondros Ateşkes Antlaşması'nın imzalanmasının ardından Osmanlı ordusunun terhis edilmesi ve İtilaf Devletleri'nin Anadolu'yu işgale başlaması karşısında, İstanbul Hükümeti'nin sessiz ve teslimiyetçi tutumuna tepki olarak halkın vatanı savunmak amacıyla kurduğu bölgesel sivil silahlı direniş birliklerine Kuvayımilliye denir.

Adım Adım Çözüm

1
Tarihsel süreci ve gelişen olayları inceleme
Mondros Ateşkes Antlaşması sonrasında Osmanlı ordusu terhis edilmiş, vatan savunmasız kalmış ve İstanbul Hükümeti işgallere karşı teslimiyetçi bir politika izlemiştir.
Halkın neden kendi savunma gücünü kurmak zorunda kaldığını anlamak için tarihsel şartlar değerlendirilmelidir.
2
Halkın gösterdiği sivil ve silahlı tepkiyi adlandırma
Türk milleti bağımsızlığını korumak amacıyla yerel cemiyetler kurmuş, ardından da vatanı silahla savunmak için 'Kuvayımilliye' (Milli Kuvvetler) adı verilen milis birlikleri teşkilatlandırmıştır.
Kuvayımilliye, düzenli ordu kurulana kadar işgalci güçleri yıpratmış ve Milli Mücadele ruhunun temelini oluşturmuştur.

Anahtar Kavram

Mondros Ateşkesi Sonrası Halkın Tepkisi ve Kuvayımilliye

İpuçları

1
Kavram, 'Milli Kuvvetler' anlamına gelen ve halkın bölgesel olarak oluşturduğu birlikleri ifade eden bir terimdir.
2
Düzenli ordu kuruluncaya kadar düşmanı oyalayan ve Kuva-yı İnzibatiye gibi isyanlara karşı da mücadele eden sivil halk gücüdür.
3
İçinde 'Milliye' kelimesi geçen ve ilk silahlı direnişini Güney Cephesi'nde Hatay Dörtyol'da gösteren milis teşkilattır.

Daha Fazla Pratik

Kuvayımilliye birliklerinin Batı Cephesi'nde Gediz Muharebesi'ndeki başarısızlığı sonrası düzenli orduya geçiş sürecini inceleyebilirsiniz.

Alternatif Yöntem

Kavramları dönemlerine göre eleme yöntemi: Nizam-ı Cedid (III. Selim) ve Asakir-i Mansure-i Muhammediye (II. Mahmut) 18. ve 19. yüzyıl padişah ordularıdır. Hareket Ordusu ise 1909 yılındaki 31 Mart Olayı ile ilgilidir. Kuvayıinzibatiye ise sarayın kurduğu karşı güçtür. Geriye halkın milli direnişini simgeleyen Kuvayımilliye kalır.
Tahmini Süre:40s
Soru 583Soru →

I. Dünya Savaşı'nın genel nedenleri arasında sömürgecilik yarışı, ham madde ve pazar arayışı ile bloklaşmalar yer alırken; savaşı fiilen başlatan ve fitili ateşleyen somut gelişme 1914 yılında Avusturya-Macaristan Veliahdı Franz Ferdinand'ın bir Sırp milliyetçisi tarafından öldürülmesidir.

Buna göre, I. Dünya Savaşı'nın doğrudan başlangıç kıvılcımı kabul edilen bu tarihi olay aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Saraybosna Suikastı

Cevap

I. Dünya Savaşı'nı fiilen başlatan gelişme Saraybosna Suikastı'dır.
I. Dünya Savaşı'nın ekonomik ve siyasi birçok genel ve özel nedeni bulunmakla birlikte, savaşı başlatan doğrudan kıvılcım 28 Haziran 1914 tarihinde Avusturya-Macaristan Veliahdı Arşidük Franz Ferdinand ve eşinin Saraybosna ziyareti sırasında Gavrilo Princip adlı Sırp milliyetçisi tarafından öldürülmesidir (Saraybosna Suikastı). Bu suikast sonrasında Avusturya-Macaristan'ın Sırbistan'a savaş açmasıyla bloklar arası zincirleme savaş ilanları başlamış ve I. Dünya Savaşı fiilen patlak vermiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Soru kökündeki I. Dünya Savaşı'nı fiilen başlatan olayı belirleme
Avusturya-Macaristan Veliahdı Franz Ferdinand'ın 28 Haziran 1914'te Saraybosna'da suikasta uğraması tespit edilir.
I. Dünya Savaşı'nın genel ve özel nedenleri mevcut gerilimi artırmış, bu suikast ise savaş ilanlarının zincirleme başlamasına yol açan somut kıvılcım olmuştur.
2
Seçeneklerdeki olayların niteliğini ayrıştırma
Saraybosna Suikastı dışındaki olayların Osmanlı iç siyaseti veya 19. yüzyıl sonu/20. yüzyıl başı diplomatik gelişmeleriyle ilgili olduğu belirlenir.
Saraybosna Suikastı, Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nun Sırbistan'a savaş ilan etmesini sağlayarak dünya genelindeki blokları harekete geçirmiştir.

Anahtar Kavram

I. Dünya Savaşı'nın Başlangıç Sebepleri ve Saraybosna Suikastı

İpuçları

1
I. Dünya Savaşı'nı fiilen başlatan olay, Osmanlı Devleti'nin iç siyasi gelişmelerinden biri değil, Balkanlar'da meydana gelen bir suikast olayıdır.
2
Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'nun Sırbistan'a savaş ilan etmesine neden olan bu olay, Bosna-Hersek'in başkentinde gerçekleşmiştir.
3
Arşidük Franz Ferdinand'ın öldürüldüğü şehir adıyla anılan gelişme Saraybosna Suikastı'dır.

Daha Fazla Pratik

I. Dünya Savaşı öncesinde kurulan Üçlü İtilaf ve Üçlü İttifak devletlerinin üyeleri ile savaş sırasındaki taraf değişikliklerini pekiştiren sorular çözülebilir.

Alternatif Yöntem

Soru kökündeki anahtar kişi (Franz Ferdinand) ve mekân (Saraybosna) eşleştirmesi yapılarak doğrudan hedeflenen kavrama ulaşılabilir.
Tahmini Süre:35s
Soru 584Soru →

ABD Başkanı Woodrow Wilson’un yayımladığı 14 İlke'de yer alan "Bütün devletlerin bağımsızlıklarını ve toprak bütünlüklerini karşılıklı olarak garanti altına almak amacıyla uluslararası bir teşkilat kurulmalıdır." maddesi doğrultusunda, Paris Barış Konferansı’nda kurulmasına karar verilen örgüt aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Milletler Cemiyeti (Cemiyet-i Akvam)

Cevap

Milletler Cemiyeti (Cemiyet-i Akvam)
Milletler Cemiyeti (Cemiyet-i Akvam), ABD Başkanı Woodrow Wilson'un 14 İlkesi'nde öngörülen uluslararası barışı koruma hedefi doğrultusunda 1919 Paris Barış Konferansı'nda kurulmasına karar verilen ilk küresel örgüttür.

Adım Adım Çözüm

1
Soru kökündeki uluslararası barış teşkilatı hedefini belirleme
ABD Başkanı Wilson'un ilkeleri arasında dünya barışını sürekli kılmak amacıyla genel bir uluslararası örgüt kurulması öngörülmüştür.
Wilson İlkeleri'nin 14. maddesi devletlerin egemenlik ve toprak bütünlüğünü koruyacak bir cemiyet kurulmasını zorunlu kılmıştır.
2
Paris Barış Konferansı'ndaki somut gelişmeyi tespit etme
18 Ocak 1919'da toplanan Paris Barış Konferansı'nda söz konusu ilke kabul edilmiş ve Milletler Cemiyeti (Cemiyet-i Akvam) kurulmuştur.
İtilaf Devletleri, barış antlaşmalarının başlangıç metinlerine Milletler Cemiyeti Sözleşmesi'ni eklemiştir.

Anahtar Kavram

Wilson İlkeleri ve Milletler Cemiyeti'nin Kurulması

İpuçları

1
I. Dünya Savaşı sonrasında dünya barışını sağlamak amacıyla kurulan ilk genel cemiyeti düşününüz.
2
Osmanlı ve Cumhuriyet dönemi Türk kaynaklarında bu örgüt 'Cemiyet-i Akvam' adıyla anılmaktadır.

Daha Fazla Pratik

Milletler Cemiyeti'nin kurulmasına rağmen ABD'nin Monroe Doktrini (Yalnızlık Politikası) gereğince bu örgüte neden üye olmadığını inceleyiniz.
Tahmini Süre:40s
Soru 585Soru →

I. Dünya Savaşı devam ederken İtilaf Devletleri'nin Osmanlı Devleti'nin Asya ve Orta Doğu topraklarını taksim etmek amacıyla kendi aralarında ve yerel aktörlerle akdettikleri gizli mutabakatlar, savaş sonrasında hem müttefikler arası çıkar çatışmalarına hem de ciddi diplomatik krizlere zemin hazırlamıştır.

Bu bağlamda gizli antlaşmaların içeriği, karşılıklı etkileşimleri ve ortaya çıkardığı diplomatik sonuçlarla ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Sykes-Picot Antlaşması ile Fransa'nın kontrolüne bırakılması öngörülen Suriye ve Kilikya bölgeleri, İngiltere'nin Şerif Hüseyin ile akdettiği Mac-Mahon Mutabakatı'ndaki bağımsız Arap devleti sınırlarıyla çelişmiş ve İtilaf bloğu içinde diplomatik uyuşmazlıklara yol açmıştır.

Cevap

Sykes-Picot Antlaşması ile Fransa'nın kontrolüne bırakılması öngörülen Suriye ve Kilikya bölgeleri, İngiltere'nin Şerif Hüseyin ile akdettiği Mac-Mahon Mutabakatı'ndaki bağımsız Arap devleti sınırlarıyla çelişmiş ve İtilaf bloğu içinde diplomatik uyuşmazlıklara yol açmıştır.
I. Dünya Savaşı sırasında İngiltere'nin Mısır Yüksek Komiseri Henry McMahon ile Hicaz Emiri Şerif Hüseyin arasında yapılan görüşmelerde Araplara vadedilen bağımsız krallık sınırları (Suriye, Filistin, Irak ve Arap Yarımadası) ile İngiltere ve Fransa'nın kendi aralarında imzaladığı Sykes-Picot Antlaşması hükümleri doğrudan çatışmıştır. Sykes-Picot ile Suriye kıyıları ve Kilikya Fransa'nın doğrudan denetimine, Suriye'nin iç kısımları ise Fransız himayesindeki Arap devletine bırakılmıştır. Bu durum savaş sonrasında İtilaf müttefikleri ve yerel Arap liderliği arasında derin uyuşmazlıklar ve çatışmalar yaratmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Gizli antlaşmaların taraflarını ve temel taahhütlerini ayrıştırarak incelemek.
Mac-Mahon (1915-1916) İngiltere ile Şerif Hüseyin arasında bağımsız Arap krallığı vaadini içerirken; Sykes-Picot (1916) İngiltere ve Fransa'nın Orta Doğu'yu nüfuz ve sömürge alanlarına ayırmasını öngörmüştür.
İtilaf diplomasisindeki en temel yapısal çelişki, İngiltere'nin aynı toprak parçası üzerinde hem yerel Arap unsurlara hem de Fransa'ya birbiriyle bağdaşmayan taahhütlerde bulunmuş olmasıdır.
2
Sykes-Picot ve Mac-Mahon arasındaki coğrafi çelişkileri analiz etmek.
Suriye kıyıları, Lübnan ve Kilikya bölgeleri Sykes-Picot'da doğrudan Fransız kontrolü veya Fransız nüfuzunda kurulacak Arap devletine tahsis edilirken, Şerif Hüseyin'e buraların kurulacak büyük bağımsız Arap krallığının parçası olacağı vadedilmişti.
Bu çelişki, savaş sonrası Paris Barış Konferansı ve San Remo Konferansı süreçlerinde İngiltere, Fransa ve Arap liderliği arasında şiddetli diplomatik çatışmalara yol açmıştır.
3
Çeldirici seçeneklerdeki antlaşma ve bölge eşleştirmelerini tarihsel doğruluğu yönüyle denetlemek.
İstanbul Antlaşması Boğazları Rusya'ya; Londra Antlaşması On İki Ada ve Antalya'yı İtalya'ya; Saint-Jean-de-Maurienne ise İzmir ve Konya çevresini İtalya'ya bırakmıştır. Kudüs ise Sykes-Picot'da uluslararası rejime tabi kılınmıştır.
Çeldiricilerde verilen diğer tüm antlaşma hükümleri, aktörler ve coğrafi paylaşım alanları hatalı eşleştirilmiştir.

Anahtar Kavram

I. Dünya Savaşı Gizli Paylaşım Antlaşmaları Arasındaki Diplomatik Çelişkiler ve Hükümler

İpuçları

1
İngiltere'nin savaş sırasında Araplarla yaptığı görüşmelerde vadettiği sınırlar ile Fransa ile yaptığı gizli paylaşım antlaşmasındaki coğrafi alanları karşılaştırınız.
2
Mac-Mahon Görüşmeleri'nde Şerif Hüseyin'e vadedilen Suriye topraklarının, Sykes-Picot Antlaşması'nda hangi devletin nüfuz veya doğrudan kontrol alanına bırakıldığını hatırlayınız.
3
Sykes-Picot Antlaşması'nda Suriye ve Kilikya'nın Fransa'ya bırakılması, İngiltere'nin bağımsız Arap devleti vaadiyle çelişen en temel uyuşmazlık konusudur.

Daha Fazla Pratik

Gizli antlaşmaların Bolşevik İhtilali sonrası Rusya tarafından Sarı Kitap ile dünya kamuoyuna açıklanmasının Paris Barış Konferansı kararlarına ve Wilson İlkeleri'ne etkilerini analiz ediniz.

Alternatif Yöntem

Gizli antlaşmalar tablosu oluşturarak (İstanbul -> Boğazlar / Rusya; Londra -> On İki Ada, Antalya / İtalya; Sykes-Picot -> Orta Doğu paylaşımı / İngiltere-Fransa; Petrograd -> Doğu Anadolu / Rusya; St. Jean de Maurienne -> İzmir ve Batı Anadolu / İtalya; Mac-Mahon -> Arap bağımsızlığı / İngiltere-Şerif Hüseyin) her seçeneği antlaşmanın gerçek kapsamı ile eleme yöntemiyle doğrulayabilirsiniz.
Tahmini Süre:3m 0s
Soru 586Soru →

Osmanlı Devleti'nin I. Dünya Savaşı'ndan çekilme şartlarını belirleyen Mondros Mütarekesi, klasik bir ateşkes metninin ötesine geçerek ülkeyi savunmasız bırakmayı ve planlanan fiilî işgallere zemin hazırlamayı hedeflemiştir.

Antlaşmada yer alan;
I. Toros Tünelleri ve tüm demir yolu hatlarının İtilaf Devletleri'nin denetimine bırakılması,
II. Sınırların korunması ve iç asayişin temini için ayrılacak birlikler haricindeki Osmanlı ordusunun terhis edilip silah ve cephanesinin teslim alınması,
III. Hükûmet resmî muhaberatı haricindeki bütün telsiz, telgraf ve denizaltı kablolarının denetiminin İtilaf yetkililerine devredilmesi

hükümleri birlikte değerlendirildiğinde, İtilaf Devletleri'nin bu maddelerle ulaşmak istediği ortak stratejik hedef aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İşgaller karşısında başlayabilecek halk direnişinin organize olmasını, haberleşmesini ve askeri/lojistik açıdan intikalini engellemek

Cevap

İşgaller karşısında başlayabilecek halk direnişinin organize olmasını, haberleşmesini ve askeri/lojistik açıdan intikalini engellemek
Mondros Mütarekesi'nin ordunun terhis edilmesini öngören maddesi savunma gücünü yok etmeyi; telsiz, telgraf ve denizaltı kablolarının denetimini öngören maddesi işgallerden halkın haberdar olmasını ve birbiriyle haberleşerek örgütlenmesini engellemeyi; demir yolları ile Toros tünellerinin denetimi ise askeri birlik ve mühimmat sevkiyatını (lojistiği) durdurmayı amaçlamaktadır. Bu üç maddenin kesiştiği temel stratejik gaye, Anadolu'da başlayacak işgallere karşı halkın organize bir direniş oluşturmasını ve kuvvet intikalini baştan engellemektir.

Adım Adım Çözüm

1
Verilen mütareke maddelerinin tekil işlevlerini belirleme
I. madde askeri/lojistik intikal ve ulaşımı, II. madde doğrudan silahlı savunma gücünü, III. madde ise kamuoyu oluşturma, teşkilatlanma ve haberleşme ağını hedef almaktadır.
Her bir maddenin hedef aldığı stratejik alanı tespit etmek ortak gayeyi ortaya çıkarmak için gereklidir.
2
Maddelerin ortaya çıkardığı birleşik sonucu ve ortak paydalarını analiz etme
Osmanlı coğrafyası ordusuz (savunmasız), demir yollarından yoksun (lojistiksiz) ve telsiz-telgrafsız (iletişimsiz) bırakılmıştır.
İtilaf Devletleri bu maddelerle Anadolu'da başlayacak fiilî işgallere karşı koordineli bir milli mukavemetin ve bölgesel güçlerin birleşmesinin önüne geçmeyi amaçlamıştır.
3
Çeldiricileri eleyerek doğru yargıya ulaşma
Ulaşım, haberleşme ve ordunun eş zamanlı kontrolü ancak ulusal direnişin teşkilatlanmasını ve sevkiyatını engelleme gayesiyle açıklanabilir.
Diğer ifadeler ya kronolojik olarak sonraya aittir ya da mütarekenin ruhu ve hedefleriyle çelişmektedir.

Anahtar Kavram

Mondros Ateşkes Antlaşması'nın Askeri, Ulaşım ve Haberleşme Hükümleri ile İşgallere Zemin Hazırlama Stratejisi

İpuçları

1
Maddelerin temas ettiği üç temel alana dikkat ediniz: Ulaşım, askeri güç ve haberleşme.
2
Bir ülkenin işgale uğradığı sırada ordusunun olmaması, haberleşememesi ve birlik sevk edememesi ne tür bir sonucu doğurur?
3
İtilaf Devletleri, işgallere karşı bölgesel veya ulusal ölçekte kurulabilecek organize bir direniş cephesini doğmadan engellemek istemiştir.

Daha Fazla Pratik

Mondros'un 7. ve 24. maddelerinin işgallere hukuki gerekçe üretme işlevi ile askeri-lojistik maddelerin fiilî ortam hazırlama işlevi arasındaki farkı pekiştiren sorular çözünüz.

Alternatif Yöntem

Kavram-Kategori Eşleştirmesi: Verilen I. öncülü 'Lojistik/Ulaşım', II. öncülü 'Savunma/Askeri Güç', III. öncülü 'İletişim/Teşkilatlanma' kavramlarıyla eşleştirip bu üç unsuru tek bir ortak amaçta birleştiren seçeneği tespit edebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 50s
Soru 587Soru →

Milli Mücadele Dönemi’nde azınlıklar tarafından kurulan Mavri Mira, Etniki Eterya, Hınçak ve Taşnak gibi cemiyetler Osmanlı Devleti'nin egemenliğindeki topraklarda bağımsız devletler kurmayı hedeflerken; Museviler tarafından kurulan Alyans İsrailit ve Makabi cemiyetlerinin temel amacı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Mevcut ticari ve dinî ayrıcalıklarını koruyarak Osmanlı topraklarındaki ekonomik çıkarlarını güvence altına almak

Cevap

Mevcut ticari ve dinî ayrıcalıklarını koruyarak Osmanlı topraklarındaki ekonomik çıkarlarını güvence altına almak
Milli Mücadele Dönemi'nde faaliyet gösteren azınlık cemiyetleri arasında yer alan Alyans İsrailit ve Makabi cemiyetleri, Rum ve Ermeni cemiyetlerinden farklı olarak Osmanlı topraklarında bağımsız bir devlet kurmayı amaçlamamıştır. Bu cemiyetlerin temel gayesi, kapitülasyonlar ve fermanlarla elde ettikleri ticari, iktisadi ve dinî imtiyazları muhafaza etmek ve Osmanlı sınırları içindeki varlıklarını güvenceye almaktır.

Adım Adım Çözüm

1
Milli Mücadele Dönemi azınlık cemiyetlerinin genel hedeflerini analiz etme
Rum ve Ermeni cemiyetleri (Mavri Mira, Etniki Eterya, Hınçak, Taşnak vb.) bağımsız devlet kurmayı ve Türk topraklarını ilhak etmeyi hedeflemiştir.
Azınlık cemiyetleri arasındaki stratejik ve amaçsal farklılıkları tespit etmek.
2
Museviler tarafından kurulan Alyans İsrailit ve Makabi cemiyetlerinin faaliyetlerini değerlendirme
Musevilerin Osmanlı Devleti içinde ayrı bir bağımsız devlet kurma projesi bulunmamaktadır.
Musevi cemiyetlerinin Osmanlı sınırları içindeki ayrıcalıklarını, ticari üstünlüklerini ve dini serbestliklerini koruma önceliğini belirlemek.
3
Doğru amaca uygun seçeneği belirleme
Alyans İsrailit ve Makabi cemiyetlerinin temel amacı ticari ve dini ayrıcalıklarını muhafaza etmektir.
Soru kökündeki istisnai durumu doğru bilgiyle eşleştirmek.

Anahtar Kavram

Milli Mücadele Dönemi Azınlık Cemiyetleri ve Amaçları

İpuçları

1
Azınlık cemiyetlerinin hepsi toprak kopararak bağımsız bir devlet kurma gayesi gütmemiştir.
2
Musevi cemiyetlerinin Osmanlı Devleti içerisindeki geleneksel konumu iktisadi ve dinî ayrıcalıklar üzerine kuruludur.
3
Alyans İsrailit ve Makabi cemiyetleri bağımsız bir devlet yerine sahip oldukları ticari ve dini imtiyazları korumaya yönelmiştir.

Daha Fazla Pratik

Azınlık cemiyetlerinin faaliyet gösterdikleri bölgeler ve İtilaf Devletleri ile olan ilişkilerini içeren pekiştirme soruları çözülebilir.

Alternatif Yöntem

Cemiyetleri sınıflandırma tablosu üzerinden eleme yöntemi uygulanabilir: Yararlı cemiyetler, Milli varlığa düşman cemiyetler ve Azınlık cemiyetleri kategorize edilerek amaç farklılıkları kıyaslanır.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 588Soru →

Paris Barış Konferansı'nda İtilaf Devletleri'nin Osmanlı coğrafyasına yönelik aldıkları kararlar, ateşkes sonrasında Anadolu'da başlayan işgallere karşı Türk halkının gösterdiği tepkinin niteliğini derinden etkilemiştir.

Konferansta alınan aşağıdaki kararlardan hangisi, Anadolu'da ulusal bilincin uyanmasında ve bölgesel savunma arayışlarının yerini fiilî ve silahlı bir halk direnişine (Kuvâ-yı Millîye) bırakmasında en etkili gelişme olmuştur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İzmir ve Batı Anadolu'nun Yunanistan tarafından işgaline izin verilmesi

Cevap

İzmir ve Batı Anadolu'nun Yunanistan tarafından işgaline izin verilmesi
Paris Barış Konferansı'nda alınan en kritik kararlardan biri, daha önce gizli antlaşmalarla İtalya'ya vadedilmiş olan İzmir ve Batı Anadolu'nun sahte nüfus raporlarına dayanılarak Yunanistan'a verilmesidir. 15 Mayıs 1919'da gerçekleşen bu işgal; geçici bir kontrol değil, kalıcı bir ilhak ve katliam hareketi niteliğinde olduğu için Türk milletinde büyük bir infial uyandırmış, ulusal bilinci şahlandırmış ve bölgesel direniş hareketlerini silahlı halk direnişine (Kuvâ-yı Millîye) dönüştürmüştür.

Adım Adım Çözüm

1
Paris Barış Konferansı'nın Batı Anadolu ve İzmir'e dair kararını analiz etme
Konferansta İngiltere, Doğu Akdeniz'de güçlü bir İtalya görmek istemediğinden sahte nüfus raporlarına dayanarak İzmir ve çevresini Yunanistan'a bırakmıştır.
İngiltere'nin Akdeniz ve sömürge yollarında denetlenebilir bir müttefik oluşturma politikası bu kararın temel gerekçesidir.
2
İzmir'in işgal kararının diğer işgallerden farkını ve Türk halkı üzerindeki etkisini değerlendirme
İtilaf Devletleri'nin stratejik işgallerinden farklı olarak Yunan işgali, 'Megali İdea' doğrultusunda kalıcı bir ilhak ve etnik baskı amacı taşımıştır.
Vatanın kalıcı olarak kaybedilmesi tehdidi ve yaşanan katliamlar halkın yaşama ve bağımsızlık refleksini harekete geçirmiştir.
3
Kararın Millî Mücadele'nin örgütlenme safhasına etkisini belirleme
İzmir'in işgali sonrasında düzenlenen protesto ve mitingler ulusal bilinci güçlendirmiş, bölgesel direniş arayışları silahlı halk savunması olan Kuvâ-yı Millîye'ye dönüşmüştür.
Hukuki ve diplomatik yolların yetersizliği anlaşılmış ve fiilî silahlı direniş kaçınılmaz hale gelmiştir.

Anahtar Kavram

Paris Barış Konferansı kararları doğrultusunda İzmir'in Yunanistan'a bırakılması ve bunun Kuvâ-yı Millîye'nin doğuşuna etkisi

İpuçları

1
İtilaf Devletleri'nin Anadolu'daki işgallerinden hangisinin 'geçici bir denetim' değil de 'kalıcı bir toprak ilhakı' amacı taşıdığını düşününüz.
2
Kuvâ-yı Millîye birliklerinin ilk olarak hangi bölgenin ve şehrin işgali sonrasında kitlesel bir halk hareketine dönüştüğünü hatırlayınız.
3
Paris Barış Konferansı'nda daha önce İtalya'ya vadedilmişken İngiltere'nin desteğiyle sahte nüfus raporlarına dayanılarak Yunanistan'a bırakılan bölgeyi ve bunun yarattığı infiali değerlendiriniz.

Daha Fazla Pratik

İzmir'in işgali sonrasında bölgede incelemelerde bulunarak Türklerin haklılığını uluslararası alanda ortaya koyan Amiral Bristol Raporu'nun içeriğini ve önemini inceleyiniz.

Alternatif Yöntem

Olay-sonuç analizi yaparak: Mondros sonrası işgaller arasında doğrudan ilhak tehlikesi yaratan ve Sultanahmet mitingleri gibi büyük tepkilere yol açarak Kuvâ-yı Millîye'yi doğuran gelişmenin İzmir'in Yunanistan'a verilmesi olduğunu eleyerek bulabilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 589Soru →

I. Dünya Savaşı sürecinde Osmanlı Devleti bir yandan ülke sınırları içerisindeki stratejik bölgeleri müdafaa etmek amacıyla savunma cephelerinde savaşırken diğer yandan müttefiklerine destek sağlamak ve çok cepheli savaşın genel yükünü dengelemek gayesiyle sınırları dışındaki yardım cephelerine askerî birlikler sevk etmiştir.

Bu cephelerdeki askerî harekâtlar, komuta kademeleri ve stratejik neticeler dikkate alındığında aşağıdakilerden hangisi doğru bir değerlendirmedir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Romanya ve Galiçya gibi yardım cephelerinde müttefik ordularıyla birlikte Rus kuvvetlerine karşı mücadele veren Osmanlı kolorduları, Rusya'daki rejim değişikliği ve Brest-Litovsk Antlaşması süreciyle bu cephelerin kapanması üzerine diğer cephelerdeki savunma ve taarruz hatlarına kaydırılmıştır.

Cevap

Romanya ve Galiçya gibi yardım cephelerinde Rus kuvvetlerine karşı savaşan Osmanlı kolordularının, Rusya'daki rejim değişikliği ve Brest-Litovsk Antlaşması ile cephelerin kapanmasının ardından Osmanlı savunma ve taarruz hatlarına kaydırıldığını belirten ifade doğrudur.
Osmanlı Devleti, sınırları dışındaki yardım cepheleri olan Galiçya'ya 15. Kolordu'yu, Romanya'ya 6. Kolordu'yu ve Makedonya'ya 20. Kolordu'yu göndermiştir. Galiçya ve Romanya'da Rus ordusuna karşı başarıyla mücadele edilmiş; 1917 Ekim Devrimi ile Rusya'da iktidara gelen Bolşeviklerin savaştan çekilme kararı alması ve 3 Mart 1918'de Brest-Litovsk Antlaşması'nı imzalaması üzerine bu cepheler fiilen kapanmıştır. Buradaki muharip Türk birlikleri Osmanlı sınırlarına dönerek Kafkas ve Suriye-Filistin gibi kritik savunma hatlarında görevlendirilmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Sınır dışı yardım cephelerinin (Galiçya, Makedonya, Romanya) askerî fonksiyonunu ve kapanış şartlarını analiz etmek
Galiçya'da 15. Kolordu ve Romanya'da 6. Kolordu, Avusturya-Macaristan ve Almanya ile birlikte Rus ve Rumen ordularına karşı savaşmıştır. 1917 Bolşevik İhtilali ve 3 Mart 1918 Brest-Litovsk Antlaşması ile Doğu Avrupa cephesi kapanmıştır.
Müttefiklere yardım cephelerinin temel varlık sebebi Rus baskısını kırmak ve müttefiklerin yükünü hafifletmektir.
2
Kapanan yardım cephelerindeki muharip birliklerin sevk durumunu tespit etmek
Avrupa cephelerindeki muharip Osmanlı kolorduları görevlerini tamamlayarak Kafkasya (Şark Orduları Grubu) ve Suriye-Filistin hatlarındaki kritik savunma noktalarına intikal ettirilmiştir.
Osmanlı ordu komutanlığı mevcut insan kaynağını Doğu ve Güney cephelerindeki boşlukları doldurmak üzere yeniden organize etmiştir.
3
Savunma cephelerine ilişkin diğer seçeneklerdeki iddiaları (Irak, Suriye-Filistin, Hicaz) tarihsel gerçeklerle sınamak
Kut'ül Amare zaferi Basra'yı kurtarmamış, Bağdat 1917'de düşmüştür. Gazze savunması sonrasında Kudüs ve Şam kaybedilmiştir. Hicaz'da Medine savunulmuş fakat isyan genel olarak bastırılamamıştır.
Savunma cephelerinde kazanılan lokal/taktik zaferler (Kut'ül Amare, I. ve II. Gazze, Medine Müdafaası) genel stratejik mağlubiyeti ve toprak kayıplarını bütünüyle engelleyememiştir.
4
Çıkarımları birleştirerek kesin doğru yargıya ulaşmak
Romanya ve Galiçya birliklerinin Rusya'nın savaştan çekilmesi ve Brest-Litovsk süreciyle geri çekilip diğer hatlara sevk edildiği yargısı eksiksiz ve tarihsel açıdan kusursuzdur.
Diplomatik ve askerî gelişmelerin sebep-sonuç ilişkisi tam olarak örtüşmektedir.

Anahtar Kavram

I. Dünya Savaşı'nda Osmanlı Devleti'nin yardım ve savunma cephelerindeki stratejik birlik intikalleri, taktik başarılar ve cephelerin kapanış dinamikleri

İpuçları

1
Osmanlı Devleti'nin sınır dışı yardım cepheleri (Galiçya, Romanya, Makedonya) ile sınır içi savunma cephelerinin zamansal etkileşimini ve kapanış koşullarını düşününüz.
2
1917 yılında Rusya'da yaşanan Bolşevik İhtilali ve akabinde imzalanan Brest-Litovsk Antlaşması'nın Doğu Avrupa ve Kafkasya'daki askerî dengelere nasıl yansıdığını değerlendiriniz.
3
Kut'ül Amare, Medine ve Gazze savunmaları taktik ve moral zaferler kazandırsa da bölgesel nihai kaybı engelleyememiştir; buna karşılık Rusya'nın çekilmesiyle Galiçya ve Romanya'daki birlikler serbest kalarak ana vatana dönmüştür.

Daha Fazla Pratik

Brest-Litovsk Antlaşması sonrası Kafkas İslam Ordusu'nun kuruluşu ve Galiçya'dan dönen 15. Kolordu unsurlarının bu harekâttaki rolünü inceleyebilirsiniz.

Alternatif Yöntem

Kronolojik ve coğrafi eleme yöntemi: Çanakkale Zaferi (1915) yardım cephelerinin açılmasından öncedir. Bağdat (1917), Kudüs (1917) ve Şam (1918) düşmüştür. Dolayısıyla savunma cephelerinde nihai ve kesin toprak muhafazası sağlandığını iddia eden seçenekler doğrudan elenir.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 590Soru →

Çanakkale Kara Muharebeleri'nde İtilaf Devletleri komutanlığı; Gelibolu Yarımadası'nın güney ucuna (Seddülbahir) çıkarma yaparak Boğaz'ın girişini koruyan tabyaları susturmayı ve Kilitbahir Platosu'nu ele geçirmeyi planlamıştır. Ancak 25 Nisan 1915'ten itibaren Seddülbahir, Kirte ve Zığındere hatlarında Türk birliklerinin gösterdiği yoğun mukavemet neticesinde müttefik taarruzları durdurulmuş ve hedefledikleri ana tepeyi ele geçirememişlerdir.

İtilaf kuvvetlerinin Seddülbahir bölgesindeki tüm kara harekâtının ana stratejik hedefi olan ve Türk savunmasının aşılamaması nedeniyle ele geçirilemeyen bu hâkim yükselti aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Alçıtepe

Cevap

İtilaf kuvvetlerinin Seddülbahir çıkarmasındaki ana stratejik hedefi olan ve Türk savunması aşılamadığı için ele geçirilemeyen hâkim yükselti Alçıtepe'dir.
Çanakkale Kara Muharebeleri'nde müttefik ordusunun Seddülbahir (Güney) çıkarmasındaki birincil stratejik hedefi Alçıtepe (Achi Baba)'dir. İtilaf komutanlığı ilk gün Alçıtepe'yi ele geçirip ardından Kilitbahir Platosu'na hâkim olarak Çanakkale Boğazı'nın kıyı bataryalarını karadan susturmayı planlamıştır. Ancak Türk birliklerinin Kirte, Seddülbahir ve Zığındere hatlarındaki savunması neticesinde Alçıtepe savaş boyunca ele geçirilememiş ve güneydeki müttefik taarruzları siper savaşına dönüşerek kilitlenmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Çanakkale Kara Muharebeleri'nin güney (Seddülbahir) ve kuzey (Arıburnu/Anafartalar) harekât sektörlerinin hedeflerini ayrıştırmak
Seddülbahir çıkarmasının temel amacının Kilitbahir Platosu'na giden yolu açarak Boğaz kıyı bataryalarını karadan etkisiz hale getirmek olduğu belirlenir.
İtilaf ordusunun kara harekâtı planı iki ana kola ayrılmış olup güney kolunun kilit hedefi Boğaz tahkimatlarını arkadan düşürmektir.
2
Seddülbahir çıkarması sonrasında yaşanan Kirte ve Zığındere muharebelerinin yöneldiği coğrafi hedefi tespit etmek
General Ian Hamilton komutasındaki müttefik ordusunun ilk günkü hedefi olan ve I, II, III. Kirte ile Zığındere muharebelerinde ele geçirmeye çalıştığı kilit yükseltinin Alçıtepe (Achi Baba) olduğu anlaşılır.
Alçıtepe ele geçirilmeden Kilitbahir Platosu'na ve Boğaz tabyalarına ilerlemek topoğrafik olarak mümkün değildir.
3
Diğer seçeneklerdeki mevkilerin hangi sektörlere ait olduğunu incelemek
Kocaçimen Tepesi, Kanlısırt ve Kemalyeri Arıburnu sektörüne; Kireçtepe ise Anafartalar sektörüne aittir.
Bu yükseltiler güneydeki Seddülbahir taarruzlarının değil, kuzeydeki Anzak ve Suvla çıkarmalarının operasyon alanlarıdır.
4
Seddülbahir savunmasının sonucunu değerlendirerek doğru cevaba ulaşmak
Türk askerinin gösterdiği sarsılmaz direniş sayesinde Alçıtepe düşmemiş ve düşmanın güney taarruzu siper muharebelerine kilitlenmiştir.
Seddülbahir bölgesindeki harekâtın kilit hedefi Alçıtepe'dir.

Anahtar Kavram

Çanakkale Kara Muharebeleri'nde Seddülbahir Cephesi'nin stratejik hedefi ve Alçıtepe savunması

İpuçları

1
Soruda bahsedilen mevki, Mustafa Kemal'in savunduğu kuzeydeki Arıburnu bölgesinde değil, güneydeki Seddülbahir ve Kirte bölgesindedir.
2
İngiliz ve Fransız kuvvetleri I, II ve III. Kirte muharebelerinde bu tepeyi aşarak Kilitbahir Platosu'na ulaşmayı amaçlamış fakat başarılı olamamışlardır.
3
Batılı kaynaklarda 'Achi Baba' olarak geçen ve Seddülbahir'in kilit noktası sayılan tepe Alçıtepe'dir.

Daha Fazla Pratik

Çanakkale Cephesi'nde kuzey sektöründe Mustafa Kemal'in emrindeki 19. Tümen'in savunduğu Conkbayırı ve Kocaçimen hattının özelliklerini tekrar ediniz.

Alternatif Yöntem

Çanakkale Kara Muharebeleri'ni iki ana sektöre ayırarak çözebilirsiniz: Kuzey (Arıburnu/Anafartalar: Conkbayırı, Kocaçimen, Kanlısırt, Kireçtepe) ve Güney (Seddülbahir/Kirte: Alçıtepe, Zığındere, Kerevizdere). Seddülbahir sorulduğunda doğrudan Alçıtepe belirlenir.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 591Soru →

I. Dünya Harbi sırasında Osmanlı ordusunun; Rus kuvvetlerini Doğu Anadolu'dan uzaklaştırmak, 1878 Berlin Antlaşması ile kaybedilen Elviye-i Selâse'yi (Kars, Ardahan, Batum) geri almak ve Orta Asya'daki Türk topluluklarıyla birleşerek Turancılık idealini gerçekleştirmek gayesiyle açtığı taarruz cephesi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Kafkas Cephesi

Cevap

Kafkas Cephesi
Osmanlı Devleti'nin I. Dünya Savaşı'nda taarruz amacıyla açtığı iki cepheden biri olan Kafkas Cephesi; Rus ordusunu Doğu Anadolu'dan uzaklaştırmak, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı'nda kaybedilen Kars, Ardahan ve Batum'u geri almak, Bakü petrollerini kontrol altına almak ve Orta Asya Türk dünyası ile birleşerek Turancılık ülküsünü gerçekleştirmek amacıyla açılmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Soru kökündeki amaç ve jeopolitik hedefleri analiz etmek
Hedefler: Rus kuvvetlerini püskürtmek, Elviye-i Selâse'yi (Kars, Ardahan, Batum) geri almak, Hazar Denizi ve Orta Asya'ya ulaşarak Turancılık idealini hayata geçirmektir.
Osmanlı Devleti'nin I. Dünya Savaşı'ndaki cepheleri amaç ve niteliklerine göre (taarruz, savunma, yardım) sınıflandırılır.
2
Taarruz cephelerini belirlemek ve hedeflerle eşleştirmek
Osmanlı Devleti'nin açtığı iki taarruz cephesi bulunmaktadır: Kafkas ve Kanal cepheleri. Mısır ve Süveyş hedefi Kanal Cephesi'ne, Doğu Anadolu, Kafkasya ve Turan hedefi ise Kafkas Cephesi'ne aittir.
Belirtilen coğrafi ve ideolojik hedefler doğrudan Kafkas Cephesi'nin açılış gerekçeleridir.

Anahtar Kavram

I. Dünya Savaşı'nda Osmanlı Devleti'nin taarruz cephelerinin (Kafkas ve Kanal) açılma amaçları ve nitelikleri

İpuçları

1
Osmanlı Devleti I. Dünya Savaşı'nda sadece iki adet taarruz cephesi açmıştır (Kafkas ve Kanal).
2
Hedeflenen bölge Kafkasya, Doğu Anadolu (Elviye-i Selâse) ve Orta Asya Türk topluluklarıdır.
3
Enver Paşa komutasında Sarıkamış Harekâtı'nın icra edildiği cephe Kafkas Cephesi'dir.

Daha Fazla Pratik

Kafkas Cephesi'ni kapatan Brest-Litovsk Antlaşması'nın maddelerini ve Mustafa Kemal Paşa'nın bu cephede Muş ve Bitlis'i geri alma sürecini pekiştirecek sorular çözebilirsiniz.

Alternatif Yöntem

Osmanlı Devleti'nin taarruz cepheleri baş harfleriyle '2K' (Kafkas ve Kanal) olarak kodlanır. Sina ve Mısır güneyde Kanal'a aitken; Kars, Ardahan, Batum ve Turancılık hedefleri doğudaki Kafkas Cephesi'ne aittir.
Tahmini Süre:40s
Soru 592Soru →

Osmanlı Devleti'nin I. Dünya Savaşı'na girmesinin ardından müttefik bloklar arasında yürütülen diplomatik görüşmelerde, Osmanlı coğrafyasının paylaşımına dair çeşitli gizli protokoller düzenlenmiştir.

Bu kapsamda hazırlanan antlaşma metinleri ve ortaya çıkan diplomatik gelişmelerle ilgili olarak;

I. İngiltere'nin Şerif Hüseyin ile yaptığı Mac-Mahon görüşmelerinde bağımsız bir Arap devleti sözü vermesine rağmen, Fransa ile akdedilen Sykes-Picot Mutabakatı'nda Suriye kıyıları ve Lübnan'ın doğrudan Fransız idaresine bırakılması,

II. İtalya'ya Londra Antlaşması ile vadedilen Antalya çevresinin yanı sıra, Saint-Jean-de-Maurienne Antlaşması ile İzmir ve Konya yöresinin de bu devletin etki alanına dahil edilmesi,

III. Petrograd Protokolü ile Çarlık Rusyası'na vadedilen Doğu Anadolu topraklarının, 1917 İhtilali sonrası İtilaf Devletleri tarafından Paris Barış Konferansı'nda İtalya'ya devredilmesi

değerlendirmelerinden hangileri dönemin gizli antlaşmalarının kapsam ve uygulama süreçleriyle bağdaşır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: I ve II

Cevap

I ve II
I. Dünya Savaşı sürecinde imzalanan gizli antlaşmalar incelendiğinde; İngiltere'nin Mac-Mahon görüşmelerinde Araplara bağımsız devlet sözü vermesine karşın, Fransa ile imzaladığı Sykes-Picot Antlaşması ile Suriye ve Lübnan kıyılarını doğrudan Fransız yönetimine bırakması açık bir diplomatik çelişkidir (I. öncül doğru). 1915 Londra Antlaşması ile İtalya'ya sadece Antalya ve çevresi verilmişken, Sykes-Picot paylaşımına itiraz eden İtalya'ya 1917 Saint-Jean-de-Maurienne Antlaşması ile İzmir ve Konya çevreleri de vadedilmiştir (II. öncül doğru). Buna karşılık, 1916 Petrograd Protokolü ile Çarlık Rusyası'na vadedilen Doğu Anadolu toprakları Rusya savaştan çekilince İtalya'ya değil, Paris Barış Konferansı'nda kurulması tasarlanan Ermenistan'a tahsis edilmek istenmiştir (III. öncül yanlış). Bu nedenle doğru yanıt yalnızca I ve II öncüllerini kapsayan ifadedir.

Adım Adım Çözüm

1
Mac-Mahon ve Sykes-Picot antlaşmalarının hükümleri arasındaki diplomatik ilişkiyi analiz etmek
İngiltere'nin Mısır Valisi Henry McMahon, Hicaz Emiri Şerif Hüseyin ile yaptığı mektuplaşmalarda bağımsız bir büyük Arap krallığı vaat etmiş; ancak hemen ardından Fransa ile imzalanan Sykes-Picot Antlaşması'nda Suriye, Lübnan ve Çukurova Fransa'nın doğrudan kontrolüne bırakılmış, iç bölgelerde ise manda/nüfuz alanları kurulmuştur. Bu durum birinci öncülü doğrular.
İtilaf Devletleri'nin yerel unsurlara verdikleri taahhütler ile kendi aralarındaki emperyalist paylaşım planları arasındaki çelişkiyi tespit etmek gerekir.
2
Londra ve Saint-Jean-de-Maurienne antlaşmalarının İtalya'ya yönelik hükümlerini değerlendirmek
1915 Londra Antlaşması ile İtalya'ya Antalya, Rodos ve On İki Ada vadedilmiş; ancak 1916 Sykes-Picot'tan haberdar olan İtalya'nın itirazları sonucunda 1917'de Saint-Jean-de-Maurienne Antlaşması imzalanarak İzmir, Aydın ve Konya havzası da İtalya'nın nüfuz sahasına eklenmiştir. Bu durum ikinci öncülü doğrular.
İtalya'nın İttifak grubundan İtilaf grubuna geçişi ve sonrasındaki nüfuz genişletme taleplerinin seyrini belirlemek gerekir.
3
Petrograd Protokolü'nün akıbetini ve Paris Barış Konferansı kararlarını incelemek
1916 Petrograd Protokolü ile Trabzon'a kadar Doğu Karadeniz kıyıları ile Erzurum, Van ve Bitlis Çarlık Rusyası'na bırakılmıştır. Ancak 1917 Bolşevik İhtilali sonrası Rusya savaştan çekilip gizli antlaşmaları ifşa edince bu pay iptal edilmiş; Paris Barış Konferansı'nda söz konusu Doğu Anadolu toprakları İtalya'ya değil, kurulması tasarlanan bağımsız bir Ermenistan devletine vadedilmiştir. Bu durum üçüncü öncülü geçersiz kılar.
Rusya'nın savaştan çekilmesinin Doğu Anadolu üzerindeki paylaşım planlarına etkisini doğru yorumlamak gerekir.

Anahtar Kavram

İtilaf Devletleri'nin Gizli Paylaşım Antlaşmaları ve Diplomatik Çelişkileri

İpuçları

1
İtilaf Devletleri'nin hem Araplara hem de İtalya'ya verdikleri taahhütlerde zaman içinde meydana gelen revizyonları ve çelişkileri göz önünde bulundurunuz.
2
1917 Bolşevik İhtilali sonrası Rusya'nın çekilmesiyle Doğu Anadolu üzerinde İtalya'nın değil, hangi azınlık grubun hak iddia etmesine zemin hazırlandığını hatırlayınız.
3
Mac-Mahon ile bağımsızlık vadedilen Suriye kıyılarının Sykes-Picot ile Fransa'ya verilmesi (I) ve Londra'ya ek olarak St. Jean de Maurienne ile İtalya'ya İzmir'in vadedilmesi (II) doğrudur; ancak Doğu Anadolu İtalya'ya değil, Ermenilere bırakılmak istenmiştir (III yanlıştır).

Daha Fazla Pratik

Saint-Jean-de-Maurienne Antlaşması'nın hukuki geçerliliği için konulan 'Rusya'nın onayı' şartının, Paris Barış Konferansı'nda İzmir'in Yunanistan'a bırakılmasında İngiltere tarafından nasıl bir gerekçe olarak kullanıldığını inceleyiniz.

Alternatif Yöntem

Gizli antlaşmaları imzalanış amaçlarına göre sınıflandırarak çözebilirsiniz: Paylaşım antlaşmaları (İstanbul, Sykes-Picot, Petrograd), İttifaka çekme/taviz antlaşmaları (Londra, Mac-Mahon, Saint-Jean-de-Maurienne). Buradan hareketle İtalya'nın Batı Anadolu'da, Rusya'nın ise Doğu Anadolu'da pay sahibi olduğunu; Rusya çekilince Doğu Anadolu'nun Ermeni mandası planına dahil edildiğini doğrudan çıkarabilirsiniz.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 593Soru →

Mondros Ateşkes Antlaşması'nın imzalanmasının ardından İtilaf Devletleri'nin Anadolu'da başlattığı işgaller karşısında İstanbul Hükümeti; işgallerin geçici olduğunu savunmuş ve halkın işgal güçlerine karşı direniş göstermesinin mütarekenin 7. maddesi uyarınca ülkenin tamamının işgaline yol açabileceğini öne sürmüştür.

Bu doğrultuda Osmanlı Hükümeti, Anadolu ve Trakya halkını sükûnete davet etmek, işgallere karşı silahlı mukavemet gösterilmesini önlemek ve devlet otoritesine itaati sağlamak amacıyla bölgelere aşağıdakilerden hangisini göndermiştir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Heyet-i Nasiha (Nasihat Heyetleri)

Cevap

Heyet-i Nasiha (Nasihat Heyetleri)
Mondros Ateşkes Antlaşması'nın ardından başlayan işgaller karşısında İstanbul Hükümeti teslimiyetçi ve uzlaşmacı bir tavır takınmıştır. İşgallerin geçici olduğunu iddia eden ve halkın silahlı direniş göstermesinin mütarekenin 7. maddesi gerekçe gösterilerek tüm yurdun işgal edilmesine yol açacağını düşünen Osmanlı yönetimi, halkı sükûnete davet etmek ve devlete bağlılığı sürdürmek amacıyla Şehzadeler başkanlığında Heyet-i Nasiha (Nasihat Heyetleri) kurarak Anadolu ve Rumeli'ye göndermiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Mondros Mütarekesi sonrasında İstanbul Hükümeti'nin işgallere karşı yaklaşımını ve politikasını belirleme
İstanbul Hükümeti (Damat Ferit Paşa ve dönemin yönetimi), işgallerin mütareke gereği geçici olduğunu öne sürmüş; halkın direniş göstermesinin mütarekenin 7. maddesini tetikleyerek daha geniş işgallere zemin hazırlayacağını savunmuştur.
Hükümetin temel gayesi, İtilaf Devletleri'ni kışkırtmamak ve saltanatın devamlılığını diplomatik uzlaşıyla sağlamaktır.
2
İstanbul Hükümeti'nin bu politika doğrultusunda halkı teskin etmek için oluşturduğu mekanizmayı tespit etme
Hükümet, halkı yatıştırmak, işgalcilere karşı silahlı mukavemetten vazgeçirmek ve sükûneti sağlamak amacıyla Şehzade Abdürrahim Efendi ve Şehzade Ziyaeddin Efendi gibi hanedan üyelerinin başkanlığında Anadolu ve Rumeli'ye 'Heyet-i Nasiha' (Nasihat Heyetleri) göndermiştir.
Soruda tanımlanan Osmanlı Hükümeti görevlendirmesi doğrudan Heyet-i Nasiha'dır.

Anahtar Kavram

Mondros Ateşkes Antlaşması Sonrası İşgallere Karşı İstanbul Hükümeti'nin Tutumu ve Heyet-i Nasiha

İpuçları

1
Soruda sorulan yapı, Osmanlı hanedanından şehzadelerin de başkanlık ettiği ve halka 'öğüt / tavsiye' vermek amacıyla oluşturulmuş bir heyettir.
2
Bu kurul, Milli Mücadele yanlısı bir yapı olmayıp işgaller karşısında halkın sessiz kalmasını ve İtilaf Devletleri'ne mukavemet gösterilmemesini telkin etmiştir.
3
Kelime anlamı 'öğüt kurulu' olan bu heyet, doğrudan Heyet-i Nasiha olarak adlandırılmaktadır.

Daha Fazla Pratik

Mondros Mütarekesi sonrası İstanbul Hükümeti'nin teslimiyetçi politikasına karşılık Türk halkının ilk silahlı direniş gösterdiği yerler ve Müdafaa-i Hukuk cemiyetlerinin kuruluşu tekrar edilmelidir.

Alternatif Yöntem

Kavramların kuruluş amaçlarını sınıflandırarak eleme yapabilirsiniz: Kuva-yı İnzibatiye doğrudan askeri güçtür, Temsil Heyeti ve Felah-ı Vatan milli mücadele yanlısıdır, Saltanat Şûrası ise Sevr'i onaylayan merkezî kuruldur. Geriye İstanbul Hükümeti'nin halka sükûnet telkin eden Heyet-i Nasiha'sı kalır.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 594Soru →

I. Dünya Savaşı sonrasında İstanbul merkezli olarak faaliyete geçen bazı aydın ve yazarlar, Osmanlı Devleti'nin parçalanmasını önlemenin tek yolunun güçlü bir devletin güdümüne girmek olduğunu savunmuşlardır.

Bu doğrultuda Halide Edip ve Ahmet Emin gibi isimlerin öncülüğünde kurulan ve kurtuluşu Amerikan mandasına girmekte gören millî varlığa zararlı cemiyet aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Wilson Prensipleri Cemiyeti

Cevap

Wilson Prensipleri Cemiyeti
Wilson Prensipleri Cemiyeti, 4 Aralık 1918'de İstanbul'da kurulmuş olup Osmanlı Devleti'nin dağılmasını önlemek amacıyla Amerikan mandasını tek kurtuluş çaresi olarak görmüştür. Halide Edip (Adıvar), Ahmet Emin (Yalman) ve Refik Halit (Karay) gibi dönemin önde gelen aydınları bu cemiyetin kurucu ve üyeleri arasında yer almıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Soru kökündeki cemiyetin kuruluş amacını ve savunduğu kurtuluş yolunu belirleme
Cemiyetin temel amacı Osmanlı Devleti'nin varlığını Amerikan mandası altında sürdürmektir.
Mondros sonrasında bazı aydınlar ABD Başkanı Wilson'un ilkelerinden etkilenerek Amerikan himayesini kurtuluş yolu olarak görmüştür.
2
Kurucuları ve savunucuları eşleştirme
Halide Edip, Ahmet Emin ve Celal Nuri gibi isimler Wilson Prensipleri Cemiyeti'nin öncülerindendir.
Bu cemiyet Millî Mücadele'nin başlangıç aşamasında manda fikrini yaymaya çalışmış, daha sonra bazı üyeleri Millî Mücadele saflarına katılmıştır.

Anahtar Kavram

Milli Varlığa Zararlı Cemiyetler ve Manda Yanlısı Kuruluşlar

İpuçları

1
Cemiyetin adı, I. Dünya Savaşı sonunda ilkeler yayımlayan ABD başkanından gelmektedir.
2
İngiliz mandasını savunan cemiyetle değil, ABD mandasını savunan cemiyetle ilgilidir.

Daha Fazla Pratik

Milli Mücadele Dönemi'nde Sivas Kongresi'nde manda ve himaye fikrinin kesin olarak nasıl reddedildiğini inceleyiniz.

Alternatif Yöntem

Cemiyet isimlerindeki anahtar kelimelere bakarak 'Wilson' adının doğrudan ABD Başkanı Woodrow Wilson ile ilişkili olduğunu hatırlamak doğrudan doğru cevaba ulaştırır.
Tahmini Süre:40s
Soru 595Soru →

Osmanlı Devleti’nin I. Dünya Savaşı'nda açtığı Kafkas ve Kanal cepheleri; müttefiki Almanya’nın İtilaf Devletleri üzerindeki askerî baskıyı dağıtma arzusu, ağır lojistik yetersizlikler ve çetin doğa koşullarının harekâtların seyrini doğrudan belirlemesi gibi birçok müşterek dinamik barındırmaktadır.

Buna göre, her iki taarruz cephesinin askerî seyri ve nihai neticeleri mukayese edildiğinde Kafkas Cephesi’ni Kanal Cephesi’nden ayıran temel gelişme aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Askerî taarruzun başarısızlıkla sonuçlanmasına rağmen, hasım devletteki rejim değişikliği neticesinde diplomatik yolla toprak kazanımı sağlanarak kapanması

Cevap

Askerî taarruzun başarısızlıkla sonuçlanmasına rağmen, hasım devletteki rejim değişikliği neticesinde diplomatik yolla toprak kazanımı sağlanarak kapanması
I. Dünya Savaşı'nda Osmanlı Devleti'nin taarruz inisiyatifiyle açtığı her iki cephe de (Kafkas ve Kanal) askerî harekât sahasında hedeflerine ulaşamamış, ağır kayıplar verilmiştir. Kanal Harekâtı'nın başarısızlığı Sina Çölü'nün tahliyesine ve Suriye-Filistin Cephesi'nde savunmaya geçilerek toprakların kaybedilmesine yol açmıştır. Kafkas Cephesi'nde ise Sarıkamış trajedisi ve ardından gelen Rus işgallerine karşın, 1917 yılında Rusya'da patlak veren Bolşevik İhtilali sebebiyle Çarlık rejimi yıkılmıştır. Yeni rejim savaştan çekilerek 3 Mart 1918'de Brest-Litovsk Antlaşması'nı imzalamış ve 1878 Berlin Antlaşması'ndan beri Rus işgalinde olan Kars, Ardahan ve Batum (Elviye-i Selâse) Osmanlı Devleti'ne geri verilmiştir. Bu durum, Kafkas Cephesi'ni askerî mağlubiyete rağmen diplomatik yolla toprak kazancıyla neticelenen istisnai bir cephe kılmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Taarruz cephelerinin (Kafkas ve Kanal) ortak açılış dinamiklerini ve askerî seyrini değerlendirme
Her iki cephe de Osmanlı'nın taarruz inisiyatifiyle açılmış, Alman kurmaylarının planlamaları ve yönlendirmeleriyle desteklenmiş, ancak yetersiz lojistik ve zorlu coğrafi koşullar nedeniyle harekâtlar taktiksel hedeflerine ulaşamayarak savunmaya dönüşmüştür.
Soru kökünde belirtilen ortak zemin analiz edilerek ayrışan nihai noktanın tespiti için gerekli temeli kurmak.
2
Kanal Cephesi'nin neticelerini inceleme
Kanal Harekâtları'nda (Süveyş) Osmanlı ordusu İngiliz savunmasını aşamamış, Sina Çölü boşaltılmış ve cephe Suriye-Filistin savunma hattına evrilerek kesin toprak kayıplarıyla kapanmıştır.
Kanal Cephesi'nin askerî başarısızlığının doğrudan stratejik ve coğrafi bir çekilmeye dönüştüğünü görmek.
3
Kafkas Cephesi'nin özgün kapanış sürecini ve diplomasi boyutunu analiz etme
Kafkas Cephesi'nde Sarıkamış Harekâtı faciası ve Doğu Anadolu'nun önemli ölçüde Rus işgaline uğramasına rağmen, 1917 yılında Rusya'da gerçekleşen Bolşevik İhtilali Çarlık yönetimini yıkmıştır. Yeni Sovyet yönetimi savaştan çekilerek Osmanlı Devleti ile 3 Mart 1918 Brest-Litovsk Antlaşması'nı imzalamış; böylece Kars, Ardahan ve Batum (Elviye-i Selâse) Osmanlı Devleti'ne iade edilmiştir.
Osmanlı Devleti'nin I. Dünya Savaşı'nda fiilen mağlup durumda olduğu bir cephede uluslararası konjonktür ve diplomatik antlaşma sayesinde toprak kazandığı yegâne cephenin Kafkas Cephesi olduğunu netleştirmek.
4
Seçenekler arasından Kafkas Cephesi'ni Kanal Cephesi'nden ayıran temel parametreyi belirleme
Karşı taraftaki rejim değişikliği (Bolşevik İhtilali) sayesinde antlaşma masasında toprak kazanımı sağlanarak kapanması ifadesi doğru cevaptır.
Tarihsel ve analitik karşılaştırmanın nihai sonucuna ulaşmak.

Anahtar Kavram

I. Dünya Savaşı'nda Kafkas ve Kanal Taarruz Cephelerinin Stratejik Nitelikleri ve Kafkas Cephesi'nin Brest-Litovsk Antlaşması ile Toprak Kazanımı Sağlanarak Kapanması

İpuçları

1
Her iki cephe de taarruz olarak başlamış ve askerî hedeflerine tam olarak ulaşamamıştır. Ancak cephelerin kapandığı andaki siyasi ve diplomatik neticeleri birbirinden oldukça farklıdır.
2
Kafkas Cephesi'nde savaşılan ana hasım devlet olan Çarlık Rusyası'nın 1917 yılında iç savaş ve ihtilal (Bolşevik Devrimi) yaşayarak savaştan çekildiğini hatırlayınız.
3
Osmanlı Devleti'nin I. Dünya Savaşı'nda yenik düşmesine rağmen, 3 Mart 1918 Brest-Litovsk Antlaşması ile 1878'de kaybettiği Elviye-i Selâse'yi (Kars, Ardahan, Batum) diplomatik olarak geri kazandığı cephe Kafkas Cephesi'dir.

Daha Fazla Pratik

Kafkas Cephesi'nin kapanmasından sonra bölgedeki gelişmeler kapsamında Kafkas İslam Ordusu'nun Bakü harekâtını ve Enver Paşa'nın bölgeye yönelik stratejilerini inceleyiniz.

Alternatif Yöntem

Kronolojik ve diplomatik eleme yöntemi: Seçeneklerde geçen Gümrü Antlaşması (1920), Paris Barış Konferansı (1919) ve Milletler Cemiyeti (1920) gibi olaylar I. Dünya Savaşı taarruz cephelerinin kapanış sürecinden (1918) sonraki dönemlere ait olduğu için elenebilir.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 596Soru →

Sevr Antlaşması'nın adli ve hukuki düzenlemeler içeren maddelerinde;

I. Kapitülasyonların, savaş öncesinde bu haktan yararlanan devletlerin yanı sıra tüm Müttefik devletler ile onların uygun göreceği diğer ülkeleri de kapsayacak biçimde genişletilmesi,
II. Osmanlı adli teşkilatını, ceza infaz kurumlarını ve yargılama usullerini yeniden yapılandırıp denetlemek üzere İngiltere, Fransa, İtalya ve Japonya temsilcilerinden oluşan bir "Adli Reform Komisyonu" kurulması,
III. Müttefik devlet vatandaşlarının Osmanlı mahkemelerinin yetki alanından çıkarılarak yabancıların dahil olduğu uyuşmazlıklarda yalnızca yabancı yargıçların görev yapacağı özel mahkemelerin yetkili kılınması

hükümlerine yer verilmiştir.

Bu düzenlemeler bir bütün olarak değerlendirildiğinde, İtilaf Devletleri'nin Osmanlı Devleti üzerindeki temel hedefinin aşağıdakilerden hangisi olduğu söylenebilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Osmanlı yargı yetkisini ve egemenlik haklarını felç ederek adli mekanizma üzerinde doğrudan uluslararası vesayet tesis etmek

Cevap

Osmanlı yargı yetkisini ve egemenlik haklarını felç ederek adli mekanizma üzerinde doğrudan uluslararası vesayet tesis etmek
Sevr Antlaşması'nın adli hükümleri incelendiğinde; kapitülasyonların tüm Müttefik devletlere teşmil edilmesi, yabancı hukukçulardan oluşan bir Adli Reform Komisyonunun kurulması ve yabancıların dahil olduğu davalarda yalnızca yabancı yargıçların görev yapacak olması, Osmanlı Devleti'nin en temel egemenlik unsurlarından biri olan 'yargı bağımsızlığı ve kaza yetkisini' fiilen ve hukuken ortadan kaldırmıştır. Bu durum, Osmanlı adalet sistemi üzerinde doğrudan uluslararası bir vesayet kurulduğunun açık göstergesidir.

Adım Adım Çözüm

1
Sevr Antlaşması'nın adli hükümlerinin kapsamını ve niteliğini tespit etme
Antlaşmada kapitülasyonların tüm Müttefik devletlere yayılması, yabancı hukukçulardan oluşan Adli Reform Komisyonunun kurulması ve yabancıların sadece yabancı yargıçlarca yargılanması öngörülmüştür.
Bu maddeler klasik bir barış antlaşmasının sınırlarını aşarak doğrudan devletin iç hukuk egemenliğine müdahale etmektedir.
2
Uluslararası vesayet ve egemenlik kavramlarıyla ilişkisini kurma
Bir devletin kendi topraklarında yaşayan yabancıları veya vatandaşları kendi mahkemelerinde yargılama hakkının (kaza yetkisinin) elinden alınması, egemenliğin ve yargı bağımsızlığının yok edildiğini gösterir.
İtilaf Devletleri bu yolla Osmanlı adliyesini bağımsız bir organ olmaktan çıkarıp doğrudan kendi denetimlerine bağlamayı amaçlamıştır.
3
Seçenekleri analiz ederek doğrudan amaca ulaşma
Yargı mekanizmasının uluslararası vesayet altına alınması, maddelerin ortak ve nihai hedefidir.
Seçeneklerde yer alan maliye, halifelik veya Tanzimat kurumlarına ilişkin çeldiriciler Sevr'in adli vesayet hedefiyle örtüşmemektedir.

Anahtar Kavram

Sevr Antlaşması'nın Adli Hükümleri ve Yargı Bağımsızlığının Yok Edilmesi

İpuçları

1
Bir devletin kendi sınırları içinde bağımsız mahkemeler kuramaması ve yabancı komisyonlarca denetlenmesi egemenlik haklarını nasıl etkiler?
2
Maddelerde geçen 'Adli Reform Komisyonu', 'kapitülasyonların genişletilmesi' ve 'yabancı yargıçlar' ifadeleri devletin hangi temel erkinin vesayet altına alındığını gösterir?
3
Bu düzenlemeler Osmanlı'nın bağımsız yargı yetkisini ve hükümranlık haklarını tamamen uluslararası güçlerin denetimine bırakmaktadır.

Daha Fazla Pratik

Sevr Antlaşması'nın Maliye Komisyonu ve Boğazlar Komisyonu gibi diğer uluslararası vesayet organlarının egemenlik hakları üzerindeki etkilerini inceleyiniz.

Alternatif Yöntem

Sevr Antlaşması'nın kısıtlamalarını alanlarına göre tasnif ediniz: Siyasi, askeri, mali ve adli. Soru kökündeki maddeler doğrudan adli teşkilat ve kapitülasyonlarla ilgili olduğundan, seçeneklerde adli bağımsızlık ve yargı vesayetini içeren ifade aranmalıdır.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 597Soru →

I. Dünya Savaşı'nda Osmanlı askerî stratejisi; müttefikleri Almanya ve Avusturya-Macaristan'ın Avrupa hatlarındaki yükünü hafifletmek için sınır dışına kuvvet göndermek ile imparatorluğun Orta Doğu ve Arap coğrafyasındaki toprak bütünlüğünü korumak arasında şekillenmiştir.

Bu bağlamda Osmanlı Devleti'nin açtığı yardım cepheleri (Galiçya, Romanya, Makedonya) ile savunma cephelerinin (Irak, Suriye-Filistin, Hicaz-Yemen) askerî ve siyasi dinamikleri birlikte değerlendirildiğinde aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Galiçya ve Romanya gibi yardım cephelerinde Rusya ve Romanya ordularına karşı müttefik hatları desteklenirken; Hicaz-Yemen ve Suriye-Filistin savunma cephelerinde Şerif Hüseyin ve yerel unsurların İngilizlerle ittifak kurması, İslamcılık (Ümmetçilik) fikrinin fiilen iflas ettiğini somutlaştırmıştır.

Cevap

Galiçya ve Romanya gibi yardım cephelerinde Rusya ve Romanya ordularına karşı müttefik hatları desteklenirken; Hicaz-Yemen ve Suriye-Filistin savunma cephelerinde Şerif Hüseyin ve yerel unsurların İngilizlerle ittifak kurması, İslamcılık (Ümmetçilik) fikrinin fiilen iflas ettiğini somutlaştırmıştır.
Doğru seçenekte belirtildiği üzere, Galiçya, Romanya ve Makedonya Osmanlı'nın müttefiklerine destek amacıyla sınırları dışında savaştığı yardım cepheleridir. Hicaz-Yemen ve Suriye-Filistin savunma cephelerinde ise İngiliz kışkırtması ve desteğiyle Şerif Hüseyin isyan etmiş, Müslüman Arap unsurların Osmanlı'ya karşı savaşması neticesinde İslamcılık (Ümmetçilik) fikri fiilen geçerliliğini yitirmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Yardım cephelerinin kapsamı ve amaçlarını analiz etmek
Galiçya, Romanya ve Makedonya cepheleri Osmanlı Devleti'nin kendi sınırları dışında, müttefikleri olan Almanya, Avusturya-Macaristan ve Bulgaristan'a destek amacıyla açtığı yardım cepheleridir. Burada Rus, Rumen ve diğer İtilaf kuvvetlerine karşı mücadele edilmiştir.
Yardım cephelerinin niteliğini ve savaşılan güçleri doğru tespit etmek için bu ayrım gereklidir.
2
Savunma cephelerinin stratejik konumunu ve askerî seyrini değerlendirmek
Irak, Hicaz-Yemen ve Suriye-Filistin cepheleri Osmanlı'nın kendi topraklarını müdafaa ettiği savunma cepheleridir. Irak'ta Kut'ül Amare zaferi kazanılsa da sonrasında Bağdat kaybedilmiş; Suriye-Filistin ve Hicaz hatlarında ise İngiliz taarruzları karşısında ricat yaşanmıştır.
Savunma cephelerindeki kazanımların taktiksel, nihai sonucun ise genel geri çekilme olduğunu ayırt etmek gerekir.
3
Savunma cephelerindeki gelişmelerin ideolojik/siyasi yansımalarını incelemek
Hicaz Emiri Şerif Hüseyin'in İngilizlerle (Mac-Mahon Antlaşması doğrultusunda) iş birliği yaparak Osmanlı kuvvetlerine karşı ayaklanması, II. Abdülhamid döneminden beri uygulanan İslamcılık (Ümmetçilik) politikasının pratik geçerliliğini kaybettiğini göstermiştir.
Savaşın askerî sonuçlarının Osmanlı devlet felsefesi üzerindeki doğrudan etkisini ortaya koymak esastır.
4
Tüm öncülleri sentezleyerek doğru seçeneği belirlemek
Yardım cephelerinde sınır dışı müttefik desteği sağlanırken, savunma cephelerindeki yerel ayrılıkçı faaliyetlerin İslamcılık fikrinin çöküşünü belgelediği tespiti bütünüyle doğrudur.
Hem yardım hem de savunma cephelerinin askerî-siyasi sonuçlarını sentezleyen tek seçenek budur.

Anahtar Kavram

I. Dünya Savaşı'nda Osmanlı Savunma ve Yardım Cephelerinin Stratejik ve İdeolojik Sonuçları

İpuçları

1
Osmanlı cephelerini 'Taarruz' (Kafkas, Kanal), 'Savunma' (Çanakkale, Irak, Suriye-Filistin, Hicaz-Yemen) ve 'Yardım' (Galiçya, Makedonya, Romanya) şeklinde tasnif ediniz.
2
Savunma cephelerinde cereyan eden olayların (özellikle Şerif Hüseyin-İngiliz iş birliğinin) Osmanlı Devleti'nin resmî ideolojisi olan İslamcılık üzerindeki etkisini hatırlayınız.
3
Kut'ül Amare'nin taktiksel bir zafer olduğunu ancak İngilizlerin daha sonra Bağdat'ı ele geçirdiğini; yardım cephelerindeki birliklerin ise Rusya ve Romanya'ya karşı savaştığını göz önünde bulundurunuz.

Daha Fazla Pratik

Mondros Ateşkes Antlaşması imzalandığı sırada Mustafa Kemal Paşa'nın Suriye-Filistin Cephesi'nde Yıldırım Orduları Grup Komutanı olarak kurduğu Katma Savunma Hattı'nın Misak-ı Milli sınırlarına etkisini inceleyiniz.

Alternatif Yöntem

Cepheleri niteliklerine göre şematize ederek eşleştirme yapabilirsiniz: Sınır dışı yardım cepheleri müttefik desteği (Galiçya/Romanya/Makedonya), Orta Doğu savunma cepheleri ise toprak müdafaası ve Ümmetçilik fikrinin iflası (Irak, Suriye-Filistin, Hicaz-Yemen).
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 598Soru →

Mütareke metninde geçen 'Altı doğu ilinde (Vilâyat-ı Sitte) herhangi bir karışıklık çıkması hâlinde İtilaf Devletleri bu bölgeleri işgal etme hakkına sahip olacaktır.' hükmüyle güdülen temel amaç aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Doğu Anadolu'da bağımsız bir Ermeni devleti kurulmasına zemin hazırlamak

Cevap

Doğu Anadolu'da bağımsız bir Ermeni devleti kurulmasına zemin hazırlamak
Mondros Ateşkes Antlaşması'nın 24. maddesi Vilâyat-ı Sitte (Erzurum, Van, Elazığ/Harput, Diyarbakır, Sivas, Bitlis) illerinde karışıklık çıkması hâlinde işgale izin vermektedir. Mütarekenin İngilizce metninde bu iller 'Ermeni Vilayetleri' olarak tanımlanmış, bu sayede Doğu Anadolu'da bağımsız bir Ermeni devleti kurulması için hukuki ve askeri altyapı oluşturulması amaçlanmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Maddenin kapsadığı coğrafi alanı ve terimi belirleme
Maddede belirtilen 'Vilâyat-ı Sitte', Doğu Anadolu'da yer alan altı ili (Erzurum, Van, Harput, Diyarbakır, Sivas, Bitlis) ifade etmektedir.
Maddenin hangi bölgeyi ve siyasi projeyi hedef aldığını anlamak için coğrafi kapsamı tespit etmek gerekir.
2
İtilaf Devletleri'nin Doğu Anadolu politikasını analiz etme
İtilaf Devletleri, antlaşmanın İngilizce metnine 'Six Armenian Provinces' (Altı Ermeni İli) ifadesini ekleterek Doğu Anadolu'da bağımsız bir Ermeni devleti kurmayı amaçlamıştır.
Karışıklık bahanesiyle bölgenin işgal edilip ileride kurulacak devlete zemin hazırlanması hedeflenmiştir.

Anahtar Kavram

Mondros Mütarekesi 24. Maddesi ve Vilâyat-ı Sitte

İpuçları

1
Maddedeki 'Vilâyat-ı Sitte' teriminin hangi coğrafi bölgeyi ve hangi azınlık grubunu temsil ettiğini düşününüz.
2
İtilaf Devletleri mütareke metninin yabancı dildeki çevirilerinde bu bölgeyi 'Altı Ermeni Vilayeti' olarak kaydetmiştir.

Daha Fazla Pratik

Mondros 7. ve 24. maddeleri arasındaki kapsam farkını ve Vilâyat-ı Sitte illerinin isimlerini pekiştiren sorular çözebilirsiniz.

Alternatif Yöntem

Mondros'un stratejik maddelerini sınıflandırma yöntemi: 7. madde tüm yurdu genel işgallere açık hâle getirirken, 24. madde özel olarak Doğu Anadolu'da bir Ermeni yurdu teşkil etmeye odaklanmıştır.
Tahmini Süre:45s
Soru 599Soru →

Gelibolu Yarımadası'nda 1915 yılı boyunca cereyan eden kara çarpışmaları; Osmanlı ordusunun taktiksel savunma başarısının yanı sıra uluslararası diplomaside yeni ittifakların ve siyasi dengelerin şekillenmesinde belirleyici olmuştur.

Çanakkale Cephesi'ndeki askerî gelişmeler ve bu gelişmelerin ulusal ile uluslararası alandaki yansımaları dikkate alındığında, aşağıdakilerden hangisi yanlış bir değerlendirmedir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Türk ordusunun kazandığı bu savunma başarısı üzerine İtilaf Devletleri Osmanlı topraklarını taksim etme planlarından vazgeçmiş, 1915 Londra ve Sykes-Picot gibi gizli paylaşım tasarılarını yürürlükten kaldırmıştır.

Cevap

İtilaf Devletleri'nin Osmanlı topraklarını taksim etme planlarından vazgeçtiğini ve gizli antlaşmaları yürürlükten kaldırdığını öne süren ifade
Çanakkale Cephesi'nde kazanılan büyük zafer, İtilaf Devletleri'nin Osmanlı Devleti'ni kısa sürede savaş dışı bırakma planını bozmuş olsa da İtilaf Devletleri Osmanlı topraklarını paylaşma projelerinden vazgeçmemiştir. Bilakis İtilaf Devletleri, İtalya'yı İttifak bloğundan koparıp kendi yanlarına çekebilmek için Çanakkale Muharebeleri devam ederken 1915 Londra Antlaşması'nı imzalamış, ardından 1916 yılında Orta Doğu'yu taksim eden Sykes-Picot Antlaşması'nı yapmışlardır. Dolayısıyla İtilaf Devletleri'nin paylaşım tasarılarından vazgeçtiğini ve gizli antlaşmaları kaldırdığını belirten yargı tamamen yanlıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Çanakkale Cephesi'nin askeri ve diplomatik sonuçlarını uluslararası antlaşmalar çerçevesinde analiz etmek
Çanakkale Zaferi'nin Osmanlı Devleti'nin ömrünü uzattığı ve İtilaf Devletleri'nin planlarını aksattığı, ancak onların paylaşım emellerini sonlandırmadığı belirlenir.
İtilaf Devletleri savaşı lehlerine çevirebilmek ve yeni müttefikler (özellikle İtalya) kazanabilmek amacıyla Çanakkale Muharebeleri devam ederken ve sonrasında gizli antlaşmalar yapmaya devam etmiştir.
2
1915 Londra ve 1916 Sykes-Picot antlaşmalarının içeriğini ve zamanlamasını değerlendirmek
Gizli antlaşmaların Çanakkale Muharebeleri esnasında (1915 Londra) ve hemen ertesinde (1916 Sykes-Picot) imzalandığı, dolayısıyla bu tasarıların iptal edilmeyip tam aksine derinleştirildiği tespit edilir.
İtilaf Devletleri Osmanlı topraklarının paylaşımını savaş süresince aralarında imzalanan gizli protokollerle netleştirmiştir.
3
Diğer seçeneklerde verilen ulusal ve uluslararası sonuçların doğruluğunu teyit etmek
Rusya'ya yardımın engellenmesi, Bulgaristan'ın İttifak safına geçişi, Mustafa Kemal'in Anafartalar Grup Komutanlığına yükselmesi ve mektepli nüfus kaybının doğurduğu sosyodemografik sonuçlar tarihsel olgularla doğrulanır.
Çanakkale Cephesi hem askeri kariyerler hem uluslararası bloklaşmalar hem de toplumsal yapı üzerinde kalıcı etkiler bırakmıştır.

Anahtar Kavram

Çanakkale Cephesi'nin Askerî, Siyasi ve Diplomatik Sonuçları ile Gizli Antlaşmalar İlişkisi
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 600Soru →

I. Dünya Savaşı öncesinde büyük güçler arasında yaşanan çıkar çatışmaları ve bloklaşma hareketleri, savaşın genel ve özel nedenlerini ortaya çıkarmıştır.

Buna göre, I. Dünya Savaşı'nın çıkmasında etkili olan aşağıdaki devlet çiftleri ve aralarındaki temel çıkar çatışması eşleştirmelerinden hangisi yanlıştır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Osmanlı Devleti – Almanya: Bağdat Demiryolu hattının denetimi ve Orta Doğu petrol kaynaklarının paylaşımı üzerine yaşanan askeri rekabet

Cevap

Osmanlı Devleti ile Almanya arasında Bağdat Demiryolu hattının denetimi ve Orta Doğu petrol kaynaklarının paylaşımı konusunda askeri rekabet yaşandığını belirten ifade yanlıştır; zira bu iki devlet söz konusu alanda çatışmamış, aksine stratejik ve ekonomik ittifak kurmuştur.
I. Dünya Savaşı öncesinde Osmanlı Devleti ile Almanya arasında Bağdat Demiryolu veya Orta Doğu kaynakları konusunda askeri bir rekabet veya çıkar çatışması yaşanmamıştır. Almanya'nın 'Doğu'ya Doğru İlerleme' (Drang nach Osten) ve '3B Projesi' politikaları Osmanlı Devleti ile askeri-ekonomik iş birliği ve diplomatik yakınlaşma temelinde yürütülmüş, bu durum iki devletin 2 Ağustos 1914'te ittifak antlaşması imzalamasıyla sonuçlanmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
I. Dünya Savaşı'nın özel ve genel nedenleri kapsamındaki devletlerarası çıkar çatışmalarını analiz etmek
Almanya-Fransa (Alsas-Loren), Avusturya-Rusya (Balkanlar), İngiltere-Almanya (sömürge/donanma) ve İtalya-Avusturya (Trentino/Trieste) anlaşmazlıkları savaşın bloklaşma sürecini hazırlayan gerçek ikili çatışmalardır.
Savaş öncesi oluşan İtilaf ve İttifak bloklarının temeli bu ikili çıkar çatışmalarına dayanmaktadır.
2
Osmanlı Devleti ile Almanya arasındaki siyasi ve iktisadi ilişkileri değerlendirmek
Almanya, Osmanlı topraklarında askeri bir çatışma içerisine girmemiş; aksine 3B (Berlin-Bağdat-Basra/Bizans) projesiyle Osmanlı coğrafyasına barışçıl ekonomik ve askeri nüfuz yoluyla yerleşmiş ve savaşta Osmanlı ile ittifak yapmıştır.
Bağdat Demiryolu ve Orta Doğu petrolleri üzerindeki rekabet Osmanlı ile Almanya arasında değil, Almanya/Osmanlı ittifakı ile İngiltere arasında yaşanmıştır.

Anahtar Kavram

I. Dünya Savaşı'nın çıkışında bloklaşmayı şekillendiren ikili çıkar çatışmaları ve Osmanlı-Alman ilişkilerinin ittifak niteliği

İpuçları

1
Büyük devletlerin kendi aralarındaki çıkar çatışmaları ile Osmanlı Devleti'nin Almanya ile olan tarihsel diplomatik ve iktisadi ilişkilerini hatırlayınız.
2
Bağdat Demiryolu Projesi ve Orta Doğu nüfuzu konusunda Osmanlı Devleti ile Almanya'nın birbiriyle savaşıp savaşmadığını, yoksa ortak bir strateji mi yürüttüğünü düşününüz.
3
Almanya ve Osmanlı Devleti I. Dünya Savaşı öncesinde birbirleriyle askeri çatışmaya girmemiş; aksine 3B projesi kapsamında iş birliği yaparak İttifak Bloku'nda birlikte savaşmışlardır.

Daha Fazla Pratik

Osmanlı Devleti'nin 2 Ağustos 1914'te Almanya ile imzaladığı gizli ittifak antlaşmasının gerekçeleri ve savaşa fiilen girilmesine yol açan Goben ve Breslav olayının hukuki/siyasi boyutlarını inceleyiniz.

Alternatif Yöntem

Seçeneklerdeki ikili ilişkileri 'Düşman/Rakip Kutuplar' ve 'Müttefik/İş Birliği Yapanlar' şeklinde sınıflandırarak Osmanlı-Alman ilişkisinin bir çatışma değil, ittifak ilişkisi olduğunu doğrudan tespit edebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 0s
ÖncekiSayfa 30 / 41Sonraki
XX. Yüzyıl Başlarında Osmanlı Devleti Alıştırma Soruları — KPSS Genel Yetenek - Genel Kültür — Sayfa 30 | Examkin