XX. Yüzyıl Başlarında Osmanlı Devleti

819 soru

Soru 801Soru →

I. Dünya Savaşı sürecinde yayımlanan barış programında galip devletlerin mağlup devletlerden toprak ilhak etmesi ve savaş tazminatı talep etmesi açık bir dille sınırlandırılmıştır. Ancak İngiltere ve Fransa öncülüğündeki İtilaf Bloku, Paris'te gerçekleştirilen barış görüşmelerinde bu kısıtlamaları aşmak adına geleneksel sömürgecilik ve tazminat uygulamalarını yeni uluslararası terimlerle formüle etmişlerdir.

Bu doğrultuda İtilaf güçlerinin sömürgecilik ve savaş tazminatı yerine uluslararası diplomasi literatürüne kazandırdığı kavram çifti aşağıdakilerden hangisinde doğru verilmiştir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Manda ve himaye - Savaş onarımı

Cevap

Manda ve himaye - Savaş onarımı
Wilson İlkeleri savaş sonrası emperyalist genişlemeyi durdurmayı amaçlayarak toprak ilhakını ve savaş tazminatını yasaklamıştır. İtilaf Devletleri (İngiltere ve Fransa), Paris Barış Konferansı'nda bu ilkeleri doğrudan reddetmek yerine diplomasi literatürüne yeni tanımlar eklemiş; sömürgecilik yerine 'manda ve himaye', savaş tazminatı yerine ise 'savaş onarımı (tamirat bedeli)' kavramlarını hayata geçirmişlerdir. Bu nedenle doğru cevap 'Manda ve himaye - Savaş onarımı' seçeneğidir.

Adım Adım Çözüm

1
Wilson İlkeleri'nin getirdiği temel kısıtlamaları belirleme
Wilson İlkeleri yenen devletlerin yenilenlerden toprak (sömürgecilik yasağı) ve savaş tazminatı almasını yasaklamıştır.
Sorunun kökünde İtilaf Devletleri'nin aşmak istediği engellerin tespiti gereklidir.
2
Paris Barış Konferansı'nda İtilaf Devletleri'nin ürettiği alternatif diplomatik formülleri analiz etme
İngiltere ve Fransa, sömürgeciliği 'kendini yönetemeyen milletlere rehberlik etme' kisvesiyle 'manda ve himaye'ye, savaş tazminatını ise savaşın yıkımını karşılama gerekçesiyle 'savaş onarımı / tamirat bedeli'ne dönüştürmüştür.
Böylece Wilson İlkeleri'ne biçimsel olarak uyulmuş gibi gösterilerek emperyalist çıkarlar korunmuştur.
3
Doğru kavram çiftini eşleştirme
Sömürgecilik yerine 'manda ve himaye', savaş tazminatı yerine 'savaş onarımı' kavram çifti getirilmiştir.
Seçenekler arasında bu kavramsal dönüşümü birebir karşılayan ifade doğru cevabı oluşturur.

Anahtar Kavram

Wilson İlkeleri'nin emperyalist kısıtlamalarını aşmak için Paris Barış Konferansı'nda manda ve himaye ile savaş onarımı kavramlarının üretilmesi

İpuçları

1
İtilaf Devletleri'nin sömürgecilik ve tazminat politikalarını sürdürebilmek için yeni isimler türettiğini hatırlayınız.
2
Özellikle Ortadoğu ve Afrika topraklarında kurulan vesayet rejimleri ile savaş giderlerini karşılama adlarına odaklanınız.
3
Gelişmemiş ulusları koruma altına alma söylemine 'manda', savaş zararını tazmin etme söylemine ise 'onarım' adı verilmiştir.

Daha Fazla Pratik

Paris Barış Konferansı'nda manda sisteminin cemiyet tüzüğüne nasıl girdiği ve Milletler Cemiyeti'nin bu süreçteki rolü üzerine sorular çözebilirsiniz.

Alternatif Yöntem

Wilson İlkeleri'nin iki temel maddesi (toprak almama ve tazminat almama) ile Paris Barış Konferansı kararlarında bu maddelerin yerine geçen kavramları alt alta eşleştirerek sonuca ulaşabilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 802Soru →

Sevr Barış Antlaşması'nda yer alan;
- Osmanlı yargı teşkilatını denetlemek ve yapılandırmak amacıyla İtilaf Devletleri temsilcilerinden oluşan bir 'Adli Islahat Komisyonu' kurulması,
- Kapitülasyonların adli ayrıcalıklarının genişletilerek tüm müttefik devletlerin tebaasına tanınması,
- Osmanlı topraklarında yabancıların taraf olduğu davalarda yabancı yargıçların yetkilendirilmesi
hükümleri, Osmanlı Devleti'nin aşağıdaki egemenlik alanlarından hangisine doğrudan bir müdahale niteliği taşımaktadır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Yargı bağımsızlığı ve hukuki egemenlik hakları

Cevap

Yargı bağımsızlığı ve hukuki egemenlik hakları
Bağımsız bir devletin kendi sınırları içerisindeki tüm bireyleri kendi yasalarına ve bağımsız mahkemelerine göre yargılama hakkı 'hukuki egemenlik' ve 'yargı bağımsızlığı' ilkesinin gereğidir. Sevr Antlaşması'nda Adli Islahat Komisyonu kurulması, yabancı yargıçların atanması ve adli kapitülasyonların genişletilmesi doğrudan Osmanlı Devleti'nin yargı bağımsızlığını yok sayan ve hukuki egemenliğini vesayet altına alan hükümlerdir.

Adım Adım Çözüm

1
Öncülde verilen Sevr Antlaşması maddelerini analiz etmek
Maddelerin; adli kapitülasyonların genişletilmesi, Adli Islahat Komisyonu kurulması ve yabancı yargıçların görevlendirilmesi gibi doğrudan mahkeme, adalet ve hukuk alanını kapsadığı belirlenir.
Soruda verilen maddelerin hangi devlet yetkisiyle ilgili olduğunu tespit etmek için.
2
Maddelerin devlet egemenliği üzerindeki etkisini değerlendirmek
Bağımsız bir devletin en temel unsurlarından biri kendi sınırları içindeki yargı yetkisini tek başına kullanmasıdır. Yabancı yargıç ve komisyonların yetkilendirilmesi bu yetkiyi ortadan kaldırır.
Hukuksal denetimin ve ayrıcalıkların egemenlik kavramıyla bağını kurmak için.
3
Doğru kavrama ve sonuca ulaşmak
Söz konusu düzenlemeler Osmanlı Devleti'nin 'yargı bağımsızlığı ve hukuki egemenlik hakları'na doğrudan bir müdahale niteliğindedir.
Verilen maddelerin devlete getirdiği temel sınırlamayı netleştirmek için.

Anahtar Kavram

Sevr Barış Antlaşması'nın Adli Hükümleri ve Hukuki Egemenlik

İpuçları

1
Maddelerin devletin hangi temel gücünü (yasama, yürütme, yargı) yabancı denetimine açtığına odaklanınız.
2
Mahkemeler, yargıçlar ve adli komisyonlar bir devletin hangi temel egemenlik hakkını doğrudan ilgilendirir?
3
Bir ülkede kendi mahkemeleri yerine yabancı yargıçların ve komisyonların söz sahibi olması yargı bağımsızlığını ve hukuki egemenliği yok eder.

Daha Fazla Pratik

Sevr Antlaşması'ndaki Maliye Komisyonu ve Boğazlar Komisyonu hükümlerinin ekonomik ve siyasi bağımsızlığa etkilerini inceleyiniz.

Alternatif Yöntem

Kavram analizi yöntemi: Öncüldeki 'Adli Islahat Komisyonu', 'adli ayrıcalıklar' ve 'yabancı yargıçlar' ifadelerinin tamamı doğrudan adalet ve yargı mekanizmasını işaret ettiğinden seçenekler arasında yargı ve hukuk kavramlarını içeren seçeneğe odaklanılabilir.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 803Soru →

Mütareke metninin 24. maddesinde geçen 'Vilâyât-ı Sitte' (Erzurum, Van, Bitlis, Diyarbakır, Elazığ, Sivas) tabiri, İtilaf Devletleri tarafından hazırlanan resmî İngilizce ve Fransızca metinlere 'Altı Ermeni Vilayeti' (Six Armenian Provinces) şeklinde dâhil edilmiştir.

İtilaf Devletleri'nin 7. maddenin genel işgal yetkisiyle yetinmeyip Doğu Anadolu vilayetlerini 24. madde ile ayrı ve özel bir hüküm altında düzenlemelerinin temel amacı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Bölgede uluslararası desteğe sahip bağımsız bir Ermeni devletinin kurulmasına hukuki ve fiilî zemin hazırlamak

Cevap

Bölgede uluslararası desteğe sahip bağımsız bir Ermeni devletinin kurulmasına hukuki ve fiilî zemin hazırlamak
Mondros Ateşkes Antlaşması'nın 24. maddesinde Doğu Anadolu'daki 6 ilin (Erzurum, Van, Bitlis, Diyarbakır, Elazığ, Sivas) yabancı metinlerde 'Ermeni Vilayetleri' olarak geçirilmesi, İtilaf Devletleri'nin bu bölgede ileride kurulacak bağımsız bir Ermenistan devletine zemin hazırlamak istediklerinin en açık göstergesidir. 7. madde tüm Anadolu'yu işgale açık hâle getirirken, 24. madde doğrudan Doğu Anadolu'da Ermeni devleti kurdurma projesine hizmet etmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Mondros Ateşkes Antlaşması'nın 7. ve 24. maddeleri arasındaki kapsam farkını analiz etme
7. madde İtilaf Devletleri'ne güvenliklerini tehdit eden herhangi bir stratejik noktayı işgal etme hakkı tanıyan genel bir hükümdür; 24. madde ise yalnızca Doğu Anadolu'daki 6 ili (Vilâyât-ı Sitte) kapsayan özel bir hükümdür.
Genel bir işgal maddesi varken belirli bir bölge için özel bir maddenin eklenmesi, o bölgeye dönük özel bir siyasi projenin varlığını gösterir.
2
Maddedeki diplomatik terminolojiyi (Altı Ermeni Vilayeti / Six Armenian Provinces) yorumlama
Mütareke metninin yabancı dildeki nüshalarında bu illerin açıkça 'Ermeni Vilayetleri' olarak adlandırılması, bölgede etnik bir egemenlik alanı inşa edilmek istendiğini kanıtlar.
Uluslararası antlaşmalardaki bölgesel isimlendirmeler, gelecekte kurulması planlanan siyasi yapıların diplomatik meşruiyetini oluşturmak için kullanılır.
3
Tarihsel amacı ve sonucu belirleme
İtilaf Devletleri 24. madde ile Doğu Anadolu'da Ermeni çetelerinin çıkaracağı kargaşaları işgal gerekçesi yaparak bölgede bağımsız bir Ermenistan Devleti kurulmasına zemin hazırlamayı hedeflemiştir.
Mondros'un 24. maddesi Sevr Antlaşması'ndaki Ermenistan projesinin ilk hukuki basamağını oluşturmaktadır.

Anahtar Kavram

Mondros Ateşkes Antlaşması'nın 24. Maddesi ve Vilâyât-ı Sitte'de Ermeni Devleti Kurma Amacı

İpuçları

1
Mütareke metninde geçen 'Six Armenian Provinces' ifadesinin hangi etnik grup ve siyasi hedef adına kullanıldığını düşününüz.
2
7. madde genel bir işgal kılıfıyken, 24. maddenin özellikle Doğu Anadolu'daki 6 il için özel olarak kaleme alınmış olmasının Doğu politikasındaki hedefini sorgulayınız.
3
Vilâyât-ı Sitte maddesi, Sevr Antlaşması'nda da yer alan Doğu Anadolu'da bağımsız bir devlet kurulması planının hukuki temelidir.

Daha Fazla Pratik

Mondros Ateşkes Antlaşması'nın ardından Doğu Anadolu'daki Ermeni iddialarına karşı bölge halkının kurduğu Vilâyât-ı Şarkiye Müdafaa-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti'nin faaliyetlerini inceleyiniz.

Alternatif Yöntem

Madde analizi yöntemi: Mondros'un en tehlikeli iki maddesi 7 ve 24'tür. 7. madde 'Tüm yurdu işgale açık hâle getirme', 24. madde ise 'Doğu'da bir Ermeni Devleti kurma' amacını taşır. Bu kodlama doğrudan doğru cevaba ulaştırır.
Tahmini Süre:50s
Soru 804Soru →

I. Dünya Savaşı'nda Osmanlı Devleti'nin Çanakkale Cephesi'nde kazandığı askeri başarı, hem küresel güç dengelerini derinden sarsmış hem de savaşa henüz katılmamış veya tutumu belirsiz olan devletlerin diplomatik tercihlerini doğrudan etkilemiştir.

Buna göre, aşağıdakilerden hangisi Çanakkale Zaferi'nin uluslararası siyasi ve askeri sonuçları arasında gösterilemez?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İtalya'nın İttifak bloku içerisindeki konumunu koruyarak Osmanlı Devleti ve Almanya lehine Akdeniz'de deniz ablukası başlatması

Cevap

İtalya'nın İttifak bloku içerisindeki konumunu koruyarak Osmanlı Devleti ve Almanya lehine Akdeniz'de deniz ablukası başlatması
Çanakkale Muharebeleri'nin yaşandığı dönemde İtalya, İttifak safında kalmamış; aksine 26 Nisan 1915'te İtilaf Devletleri ile imzaladığı Londra Gizli Antlaşması ile saf değiştirerek İtilaf Devletleri'nin yanında savaşa katılmıştır. Dolayısıyla İtalya'nın İttifak bloku içinde kalarak Osmanlı ve Almanya lehine deniz harekâtı yürütmesi söz konusu olamaz.

Adım Adım Çözüm

1
Çanakkale Cephesi'nin uluslararası alandaki doğrudan diplomatik ve jeopolitik etkilerini analiz etmek
Çanakkale Zaferi sonrasında Bulgaristan İttifak bloku safında savaşa girmiş, Rusya'ya yardım gidemediği için Bolşevik İhtilali çıkmış ve I. Dünya Savaşı en az 2 yıl uzamıştır.
Çanakkale Muharebeleri sadece Osmanlı savunması açısından değil, küresel güç dengeleri açısından da belirleyici sonuçlar doğurmuştur.
2
İtalya'nın I. Dünya Savaşı'ndaki blok tercihlerini ve Çanakkale sürecindeki tutumunu değerlendirmek
Savaşın başında tarafsızlığını ilan eden İtalya, Çanakkale Muharebeleri devam ederken 26 Nisan 1915'te İtilaf Devletleri ile gizli Londra Antlaşması'nı imzalamış ve İttifak bloğundan ayrılarak İtilaf safında savaşa girmiştir.
İtalya'nın İttifak safında kaldığı ve Almanya/Osmanlı lehine deniz ablukası uyguladığı yönündeki ifade tarihi olgularla tamamen çelişmektedir.

Anahtar Kavram

Çanakkale Cephesi'nin uluslararası askeri, siyasi ve jeopolitik sonuçları

İpuçları

1
Çanakkale Zaferi'nin Balkanlar, Rusya ve genel savaş süresi üzerindeki etkilerini düşününüz.
2
I. Dünya Savaşı'nda savaş başlamadan önce İttifak grubunda yer alıp savaş sırasında vaatler karşılığı İtilaf grubuna geçen devleti hatırlayınız.
3
İtalya 1915 yılında Londra Antlaşması ile İttifak blokuyla olan bağını tamamen koparmış ve İtilaf safına geçmiştir.

Daha Fazla Pratik

Çanakkale Cephesi sonrasında imzalanan 1918 Brest-Litovsk Antlaşması ile Rusya'nın Osmanlı Devleti'ne iade ettiği Elviye-i Selase (Kars, Ardahan, Batum) konusunu pekiştiriniz.

Alternatif Yöntem

Soruda Çanakkale Cephesi'nin doğrudan sonuçları sorgulanmaktadır. Bulgaristan'ın savaşa girişi, Rusya'da rejim değişikliği, savaşın uzaması ve gizli antlaşmalar kronolojik olarak Çanakkale ile doğrudan bağlantılıyken; İtalya'nın İttifak safında kalması tarihsel olarak yanlış bir bilgidir.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 805Soru →

Sevr Barış Antlaşması'nın Doğu Anadolu ve Orta Doğu coğrafyasına ilişkin maddelerinde;

I. Osmanlı Devleti'nin Ermenistan'ı bağımsız bir devlet olarak tanıyacağı ve iki devlet arasındaki sınır tespitinin ABD Başkanı'nın hakemliğine (tahkimine) bırakılacağı,
II. Fırat Nehri'nin doğusunda yer alan Kürtlerin çoğunlukta olduğu bölgelere özerklik verileceği ve bölge halkının bir yıl içinde bağımsızlık amacıyla Milletler Cemiyeti'ne başvurabileceği,
III. Suriye ve Lübnan'da Fransa, Irak ve Filistin'de ise İngiltere mandasının kurulmasının Osmanlı Devleti tarafından onaylanacağı

hükme bağlanmıştır.

Bu maddeler birlikte değerlendirildiğinde, Sevr Antlaşması ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Doğu Anadolu'da oluşturulması planlanan yeni sınırların belirlenmesinde bölge nüfusunun çoğunluğunu esas alan genel bir halk oylaması (plebisit) yönteminin öngörüldüğü

Cevap

Doğu Anadolu'da oluşturulması planlanan yeni sınırların belirlenmesinde bölge nüfusunun çoğunluğunu esas alan genel bir halk oylaması (plebisit) yönteminin öngörüldüğü yargısı yanlıştır.
Sevr Antlaşması'nın 88-93. maddelerine göre Ermenistan sınırının çizilmesi için Doğu Anadolu'da bir halk oylaması (plebisit) yapılmamış, sınırın tespiti doğrudan ABD Başkanı Woodrow Wilson'ın hakemliğine bırakılmıştır. İtilaf Devletleri bölgedeki Türk-Müslüman nüfus çoğunluğunun farkında oldukları için plebisit yönteminden kaçınmışlardır. Bu nedenle Doğu Anadolu'da sınırların halk oylamasıyla belirleneceğinin öngörüldüğü ifadesi söylenemez.

Adım Adım Çözüm

1
Verilen maddelerin kapsam ve niteliklerini analiz etmek
Maddeler; Ermenistan'ın kurulması ve sınırının ABD Başkanı'nın hakemliğine bırakılması, Fırat'ın doğusuna özerklik ve Milletler Cemiyeti denetimi, Orta Doğu'da ise İngiliz ve Fransız mandalarının Osmanlı Devleti'ne kabul ettirilmesini içermektedir.
Sevr Antlaşması'nın Doğu Anadolu ve Arap coğrafyasındaki egemenlik devri yöntemlerini belirlemek için.
2
Sınır belirleme ve egemenlik devri yöntemlerini değerlendirmek
Doğu Anadolu'da sınır çizimi tarafsız bir plebisite (halk oylamasına) değil, doğrudan ABD Başkanı Woodrow Wilson'ın hakemliğine (Wilson Tahkimi) bırakılmıştır.
İtilaf Devletleri bölgedeki Müslüman-Türk çoğunluğun plebisit sonucunda ortaya koyacağı iradeyi engellemek amacıyla halk oylaması yerine tahkim yolunu seçmiştir.
3
Seçenekleri tarihsel gerçeklerle karşılaştırmak
Doğu Anadolu'da halk oylaması yapıldığını veya öngörüldüğünü iddia eden ifade yanlıştır; plebisit yöntemi Misak-ı Millî'de Türk tarafının savunduğu bir ilkedir.
Sevr Antlaşması'nda Türk çoğunluğun yaşadığı Doğu Anadolu topraklarında halk oylamasına yer verilmemiştir.

Anahtar Kavram

Sevr Antlaşması'nda Doğu Anadolu ve Orta Doğu Hükümleri, Wilson Tahkimi ve Manda Yönetimleri

İpuçları

1
Maddelerde sınır belirleme yönteminin kime ve hangi mekanizmaya bırakıldığına dikkat ediniz.
2
Plebisit (halk oylaması) yöntemi, bölgedeki çoğunluk iradesine başvurmayı gerektirir. İtilaf Devletleri Doğu Anadolu'da çoğunluğun kimde olduğunu biliyordu.
3
Sevr'de Ermenistan sınırının çizilmesi için bölge halkına sandık konulmamış; karar doğrudan ABD Başkanı Wilson'ın hakemliğine bırakılmıştır.

Daha Fazla Pratik

Sevr Antlaşması'nda Boğazlar Komisyonu, Adli Kapitülasyonlar ve Maliye Komisyonu'nun yapısal yetkilerini inceleyen sorular çözebilirsiniz.

Alternatif Yöntem

Önermedeki hukuki mekanizmayı (tahkim/hakemlik) doğrudan analiz ederek halk oylaması (plebisit) kavramı ile çeliştiğini tespit edebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 806Soru →

18 Ocak 1919'da toplanan Paris Barış Konferansı'nda İtilaf Devletleri; Almanya ile Versay, Avusturya ile Saint-Germain, Bulgaristan ile Neuilly ve Macaristan ile Trianon barış antlaşmalarının taslaklarını hazırlamış ve bu devletlerle barış imzalamıştır. Buna karşın, aynı konferansta Osmanlı Devleti ile imzalanacak kesin barış antlaşmasının metni karara bağlanamamıştır.

Paris Barış Konferansı'nda Osmanlı Devleti ile yapılacak barış antlaşmasının ertelenmesinin ve diğer İttifak devletlerinden daha sonraya bırakılmasının temel nedeni aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İtilaf Devletleri'nin Osmanlı topraklarını kendi aralarında paylaşma konusunda yaşadıkları çıkar çatışmaları ve uzlaşmazlıklar

Cevap

İtilaf Devletleri'nin Osmanlı topraklarını kendi aralarında paylaşma konusunda yaşadıkları çıkar çatışmaları ve uzlaşmazlıklar
I. Dünya Savaşı sonrasında İtilaf Devletleri; Almanya ile Versay, Avusturya ile Saint-Germain, Bulgaristan ile Neuilly ve Macaristan ile Trianon antlaşmalarını Paris Barış Konferansı'nda imzalamıştır. Ancak Osmanlı Devleti'nin jeopolitik konumu, Boğazlar meselesi, Orta Doğu petrol sahaları ve özellikle İzmir ve Batı Anadolu'nun İtalya yerine Yunanistan'a verilmesi kararı İtilaf Devletleri arasında büyük bir çıkar çatışmasına yol açmıştır. İtilaf Devletleri Osmanlı topraklarını kendi aralarında paylaşma konusunda bir uzlaşmaya varamadıkları için Osmanlı ile barış antlaşmasının imzalanması gecikmiş ve Sevr Antlaşması'nın taslağı ancak 1920 yılındaki San Remo Konferansı'nda hazırlanabilmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Paris Barış Konferansı'nın toplanma amacını ve genel sonuçlarını analiz etmek
Konferansta I. Dünya Savaşı'nı kaybeden Almanya, Avusturya, Bulgaristan ve Macaristan ile barış antlaşmaları imzalanmış, ancak Osmanlı Devleti ile yapılacak barış antlaşması ertelenmiştir.
Konferansın temel gündemi mağlup devletlerle barış şartlarını belirlemektir.
2
Osmanlı Devleti'nin durumunun diğer mağlup devletlerden neden farklı olduğunu değerlendirmek
Osmanlı Devleti'nin jeopolitik konumu ve geniş toprakları üzerinde İngiltere, Fransa, İtalya ve Yunanistan gibi devletlerin birbiriyle çatışan emperyalist hedefleri bulunmaktadır.
Savaş sırasında yapılan gizli antlaşmalar (özellikle Saint-Jean de Maurienne) ile İtalya'ya vadedilen İzmir ve çevresinin Paris'te İngiltere'nin desteğiyle Yunanistan'a verilmesi, İtalya'nın konferansı terk etmesine ve İtilaf bloku içinde derin bir paylaşım krizine yol açmıştır.
3
Paylaşım krizinin diplomatik sonucunu belirlemek
İtilaf Devletleri Osmanlı topraklarının paylaşımı konusunda kendi aralarında uzlaşmaya varamadıkları için Osmanlı ile yapılacak barış antlaşması Paris'te karara bağlanamamış, bu taslak ancak Nisan 1920 San Remo Konferansı'nda tamamlanabilmiştir.
Temel neden, İtilaf Devletleri arasındaki paylaşım uyuşmazlıkları ve çıkar çatışmalarıdır.

Anahtar Kavram

Paris Barış Konferansı'nda Osmanlı Devleti'nin Paylaşımı ve İtilaf Devletleri Arasındaki Anlaşmazlıklar

İpuçları

1
İtilaf Devletleri'nin I. Dünya Savaşı sürerken kendi aralarında imzaladıkları gizli paylaşım antlaşmalarını ve bu antlaşmalarda savaş sonrasında yaşanan değişiklikleri düşününüz.
2
Paris Barış Konferansı'nda İngiltere'nin desteğiyle İzmir'in İtalya yerine Yunanistan'a vadedilmesi, İtilaf Devletleri arasında nasıl bir siyasi krize yol açmıştır?
3
Diğer İttifak devletlerinin sınırları belirlenirken Osmanlı topraklarının zenginliği ve stratejik önemi nedeniyle İtilaf güçlerinin paylaşım konusunda anlaşamamış olması süreci uzatmıştır.

Daha Fazla Pratik

Paris Barış Konferansı'nda İtalya ile İngiltere arasında yaşanan İzmir anlaşmazlığının İtilaf bloku içerisindeki ilk ciddi çatlak olması ve Kurtuluş Savaşı'ndaki yansımaları üzerine sorular çözebilirsiniz.

Alternatif Yöntem

Kronolojik ve kavramsal eleme yöntemi: Osmanlı barışının San Remo Konferansı'na (1920) kalması ve Sevr Antlaşması'nın diğer barış antlaşmalarından yaklaşık 1,5 yıl sonra imzalanabilmesi gerçeği doğrudan İtilaf Devletleri arasındaki 'paylaşım bunalımı' (özellikle İtalya-İngiltere-Yunanistan uyuşmazlığı) ile ilişkilidir.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 807Soru →

Mondros Ateşkes Antlaşması'nın ilk maddesinde yer alan "Çanakkale ve Karadeniz Boğazları'ndaki istihkâmlar İtilaf Devletleri tarafından işgal edilecek, Boğazlar tüm devletlerin gemilerine açık tutulacaktır." hükmü gereğince İtilaf donanması İstanbul önlerine gelmiştir.

Bu hükmün uygulanmasıyla Osmanlı Devleti açısından ortaya çıkan doğrudan stratejik sonuç aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Osmanlı başkenti doğrudan İtilaf baskısına açık hâle gelmiş ve Anadolu ile Trakya arasındaki jeopolitik bağlantı kesilmiştir.

Cevap

Osmanlı başkenti doğrudan İtilaf baskısına açık hâle gelmiş ve Anadolu ile Trakya arasındaki jeopolitik bağlantı kesilmiştir.
Mondros Ateşkes Antlaşması'nın birinci maddesiyle Boğazlardaki istihkâmların İtilaf Devletleri'ne teslim edilmesi ve geçişlerin serbest bırakılması, Osmanlı Devleti'nin başkenti İstanbul'u doğrudan denizden ve karadan savunmasız bırakmıştır. Bu durum saltanat ve hükûmet merkezini İtilaf donanmasının fiilî baskısı altına sokmuş, aynı zamanda Anadolu ile Trakya arasındaki fiziki ve stratejik bağlantıyı koparmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Mondros Ateşkes Antlaşması'nın Boğazlar ile ilgili hükmünün askeri ve siyasi kapsamını analiz etmek.
Çanakkale ve İstanbul Boğazlarındaki istihkâmların işgali, İtilaf donanmasının Marmara ve İstanbul'a serbestçe yerleşmesini sağlamıştır.
Başkentin denizden korunmasını sağlayan tabyalar ve istihkâmlar devre dışı bırakılmıştır.
2
Bu işgalin Osmanlı Devleti'nin merkezi yönetimi ve toprak bütünlüğü üzerindeki etkisini değerlendirmek.
İstanbul Hükûmeti doğrudan İtilaf namlularının hedefi hâline gelerek fiilî vesayet altına girmiş; Anadolu ile Rumeli/Trakya arasındaki hem kara hem deniz ulaşım hattı denetim altına alınarak koparılmıştır.
Boğazlar, Osmanlı coğrafyasının iki kıtadaki topraklarını birbirine bağlayan temel jeopolitik köprüdür.

Anahtar Kavram

Mondros Ateşkes Antlaşması hükümleri ve Boğazların işgalinin stratejik sonuçları

İpuçları

1
Boğazların iki kıta (Anadolu ve Balkanlar/Trakya) arasındaki coğrafi konumunu ve başkent İstanbul'a olan yakınlığını düşününüz.
2
İtilaf donanmasının Boğazları geçerek başkent önüne demirlemesinin devlet yönetimi ve toprakların birbirleriyle olan irtibatı üzerindeki etkisine odaklanınız.
3
Boğazların denetiminin kaybedilmesi hem başkentin doğrudan tehdit altına girmesine hem de Anadolu ile Rumeli arasındaki karasal/denizsel bağlantının kopmasına yol açmıştır.

Daha Fazla Pratik

Mondros Mütarekesi'nin haberleşme ve ulaşım hatlarına (telgraf, demiryolları, Toros tünelleri) ilişkin maddelerinin direnişi engelleme amacıyla nasıl kurgulandığını inceleyiniz.

Alternatif Yöntem

Jeopolitik harita analizi yöntemi: Çanakkale ve İstanbul Boğazlarının Osmanlı mülkiyetindeki yerleşim birimlerini nasıl ikiye böldüğünü ve başkenti nasıl çevrelediğini göz önüne alarak şıkları eleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 808Soru →

ABD Başkanı Woodrow Wilson'un I. Dünya Savaşı sürerken yayımladığı 14 İlke'nin Osmanlı Devleti'ni doğrudan ilgilendiren 12. maddesinde; Türklerin çoğunlukta olduğu bölgelerde kesin egemenlik hakkı tanınacağı, Osmanlı egemenliği altındaki diğer milletlere kendi kendini yönetme ve güvenlik hakkı verileceği, Boğazların ise uluslararası güvenceler altında bütün devletlerin ticaret gemilerine açık tutulacağı belirtilmiştir.

Buna göre, aşağıdakilerden hangisi Wilson İlkeleri'nin Osmanlı Devleti ve toplumu üzerindeki doğrudan etkilerini yansıtan doğru bir değerlendirme değildir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İtilaf Devletleri'nin Osmanlı topraklarındaki işgal planlarından tamamen vazgeçerek askeri birliklerini Anadolu'dan bütünüyle geri çekmesini sağlaması

Cevap

İtilaf Devletleri'nin Osmanlı topraklarındaki işgal planlarından tamamen vazgeçerek askeri birliklerini Anadolu'dan bütünüyle geri çekmesini sağlaması
İtilaf Devletleri, Wilson İlkeleri'nde yer alan 'toprak ilhak edilmemesi ve gizli antlaşmaların uygulanmaması' hükümlerine uymamıştır. Mondros Ateşkes Antlaşması'nın hemen ardından stratejik noktaları işgal etmişler, Paris Barış Konferansı'nda İzmir'i Yunanistan'a vermişler ve sömürgeciliği 'manda ve himaye' formülüyle devam ettirmişlerdir. Dolayısıyla İtilaf Devletleri'nin Anadolu'daki işgallerden vazgeçerek geri çekildiği yargısı tarihi gerçeklerle tamamen çelişmektedir.

Adım Adım Çözüm

1
Wilson İlkeleri'nin 12. maddesinin içeriğini ve temel vaatlerini analiz etmek
Maddenin Türk çoğunluğuna egemenlik, azınlıklara özerklik ve Boğazlara serbest geçiş hakkı tanıdığı tespit edilir.
Maddenin Osmanlı Devleti ve unsurları üzerindeki doğrudan etkilerini doğru değerlendirmek için şarttır.
2
İlkelerin Osmanlı iç ve dış dinamiklerine yansımalarını incelemek
İlkelerin Türk tarafında Misak-ı Milli'ye zemin hazırladığı, azınlıklarda ayrılıkçı çabaları artırdığı, aydınlarda Wilson Prensipleri Cemiyeti gibi manda arayışlarına yol açtığı ve ateşkesi hızlandırdığı görülür.
Seçeneklerde verilen tarihsel gelişmelerin Wilson İlkeleri ile neden-sonuç bağını kurmak gerekir.
3
İtilaf Devletleri'nin sahadaki fiili uygulamalarını değerlendirmek
İtilaf Devletleri'nin Wilson İlkeleri'ni uygulamak yerine işgallere başladığı ve manda-himaye gibi yeni sömürgecilik yöntemleri geliştirdiği anlaşılır.
İtilaf Devletleri'nin Anadolu'dan çekildiği iddiasının tarihi gerçeklerle bağdaşmadığını netleştirmek için bu adım zorunludur.

Anahtar Kavram

Wilson İlkeleri'nin Osmanlı Devleti Üzerindeki Siyasi ve Sosyal Etkileri

İpuçları

1
Wilson İlkeleri'nin yayımlanması ile İtilaf Devletleri'nin Mondros sonrası Anadolu'daki fiili uygulamaları arasındaki farkı düşününüz.
2
İtilaf Devletleri'nin Paris Barış Konferansı'nda aldığı kararlar ve Anadolu'da başlattığı işgaller, Wilson İlkeleri'ne gerçekten uyup uymadıklarını gösterir.
3
İtilaf Devletleri işgalleri durdurmamış, aksine sömürgeciliği 'manda ve himaye' adı altında sürdürerek işgalleri genişletmiştir.

Daha Fazla Pratik

Paris Barış Konferansı'nda İngiltere ve Fransa'nın Wilson İlkeleri'ni aşmak amacıyla geliştirdiği 'manda ve himaye' ile 'savaş onarım bedeli' kavramlarının hukuki sonuçları üzerine bir soru çözülebilir.

Alternatif Yöntem

Soru kökündeki olumsuz ifadeye odaklanılarak, seçeneklerdeki gelişmeler 'Wilson İlkeleri'nin yarattığı düşünsel/hukuki etkiler' ile 'İtilaf Devletleri'nin sahada gerçekleştirdiği fiili eylemler' şeklinde ayrıştırılabilir.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 809Soru →

I. Dünya Savaşı sonrasında İtilaf Devletleri, savaşı kaybeden Almanya ile Versay, Avusturya ile Saint-Germain, Bulgaristan ile Neuilly ve Macaristan ile Trianon antlaşmalarını 1919 yılı ve 1920'nin başlarında imzalamışlardır. Buna karşılık Osmanlı Devleti ile yapılacak barış antlaşması (Sevr) ancak 10 Ağustos 1920 tarihinde imzalanabilmiştir.

Buna göre, Osmanlı Devleti ile imzalanacak barış antlaşmasının diğer İttifak devletlerine göre daha geç bir tarihe kalmasının temel sebebi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İtilaf Devletleri'nin Osmanlı topraklarını kendi aralarında paylaşma konusunda çıkar çatışmaları yaşaması

Cevap

İtilaf Devletleri'nin Osmanlı topraklarını kendi aralarında paylaşma konusunda çıkar çatışmaları yaşaması
İtilaf Devletleri diğer İttifak devletleriyle kısa sürede barış antlaşması imzalarken, Osmanlı Devleti'nin stratejik konumu ve sahip olduğu geniş coğrafya nedeniyle kendi aralarında anlaşmazlığa düşmüşlerdir. Özellikle gizli antlaşmaların geçersiz kalması, İngiltere, Fransa ve İtalya arasındaki rekabet ile Paris Barış Konferansı'nda İzmir'in Yunanistan'a bırakılması gibi çıkar çatışmaları Sevr Antlaşması'nın hazırlanış sürecini geciktirmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
I. Dünya Savaşı sonrasında imzalanan barış antlaşmalarının kronolojisini ve Osmanlı Devleti'nin durumunu analiz etme
Almanya, Avusturya, Bulgaristan ve Macaristan ile barış antlaşmaları 1919-1920 başlarında imzalanmışken Osmanlı Devleti ile Sevr Antlaşması Ağustos 1920'ye kadar gecikmiştir.
Soruda barış antlaşmasının gecikme nedenini belirlemek için sürecin siyasi arka planını değerlendirmek gerekir.
2
İtilaf Devletleri arasındaki diplomatik ve jeopolitik ilişkileri değerlendirme
İtilaf Devletleri savaş sürecinde yaptıkları gizli antlaşmalarla Osmanlı coğrafyasını paylaşmış; ancak Rusya'nın savaştan çekilmesi ve Paris Barış Konferansı'nda İzmir'in İtalya yerine Yunanistan'a verilmesi gibi gelişmeler çıkar çatışmalarına yol açmıştır.
İtilaf Devletleri paylaşım planlarında mutabakata varamadıkları için taslağın oluşturulması (San Remo Konferansı) ve antlaşmanın imzalanması gecikmiştir.

Anahtar Kavram

Sevr Barış Antlaşması'nın Gecikme Nedenleri ve İtilaf Devletleri Arasındaki Paylaşım Anlaşmazlıkları

İpuçları

1
İtilaf Devletleri'nin I. Dünya Savaşı sırasında yaptıkları gizli antlaşmaların ve toprak paylaşımı hesaplarının seyrini hatırlayınız.
2
Özellikle Paris Barış Konferansı'nda İtalya ve İngiltere/Yunanistan arasında yaşanan İzmir meselesi gibi çıkar çatışmalarını düşününüz.
3
Osmanlı Devleti ile yapılacak barış antlaşmasının gecikmesindeki temel etken, galip devletlerin Türk topraklarını kendi aralarında nasıl taksim edecekleri konusunda uzlaşamamış olmalarıdır.

Daha Fazla Pratik

Sevr Antlaşması'nın taslağının hazırlandığı San Remo Konferansı (Nisan 1920) ve antlaşmanın hukuki geçersizliği konularına çalışabilirsiniz.

Alternatif Yöntem

Soru kökündeki tarihler ve devletler karşılaştırıldığında, mağlup olan diğer devletlerle antlaşmaların 1919'da tamamlanması, Osmanlı ile antlaşmanın ise İtilaf Devletleri'nin San Remo Konferansı'na kadar paylaşım üzerinde tartışması nedeniyle 1920 Ağustos'una sarkması kronolojik sebep-sonuç ilişkisiyle doğrudan çözülebilir.
Tahmini Süre:45s
Soru 810Soru →

Çanakkale Muharebeleri (1915) sırasında Boğaz'ın denizden geçilmesini engellemek ve Gelibolu Yarımadası'ndaki savunma hatlarını ayakta tutabilmek amacıyla Osmanlı ordusu ve donanması tarafından hem taktiksel hem de lojistik düzeyde çok yönlü tedbirler uygulanmıştır.

Bu kapsamda Çanakkale Cephesi'ndeki harekâtın icrası, savunma stratejisi ve deniz muharebeleriyle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Osmanlı Donanması, Karadeniz'de görev yapan Yavuz ve Midilli kruvazörlerini doğrudan Çanakkale Boğazı içerisine sokarak İtilaf ana muharebe filosuyla açık denizde bir zırhlı meydan savaşına girişmiş ve düşman filosunu bu deniz muharebesiyle imha etmiştir.

Cevap

Osmanlı Donanması'nın Yavuz ve Midilli kruvazörlerini Çanakkale Boğazı içerisine sokarak İtilaf ana filosuyla bir donanma meydan savaşına giriştiği ve düşmanı bu yolla imha ettiği yargısı yanlıştır.
Çanakkale Boğazı'nın savunulmasında Osmanlı Devleti ana muharebe gemilerini Boğaz içerisine sokup İtilaf filosuyla bir donanma meydan savaşı vermemiştir. Yavuz ve Midilli kruvazörleri Karadeniz'de Rus donanmasına karşı görev yapmıştır. 18 Mart Deniz Zaferi; Müstahkem Mevki Komutanı Albay Cevat (Çobanlı) Paşa'nın sevk ve idaresindeki sabit tabyalar, sahil boyuna dağıtılmış seyyar bataryalar ve Yüzbaşı Tophaneli Hakkı Bey komutasındaki Nusret Mayın Gemisi'nin döktüğü mayın hatları sayesinde kazanılmış bir kıyı savunma zaferidir. Dolayısıyla zırhlı meydan savaşı verildiği yönündeki ifade tamamen yanlıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Çanakkale Deniz Muharebeleri'nin savunma doktrinini ve kuvvet yapısını analiz etmek
Çanakkale Deniz Zaferi (18 Mart 1915), bir donanma meydan savaşı değil; Cevat Paşa komutasındaki Çanakkale Müstahkem Mevki Komutanlığı'na bağlı sabit kıyı tabyaları (Dardanos, Hamidiye, Mecidiye), seyyar sahil bataryaları ve Nusret Mayın Gemisi'nin Erenköy Koyu'na (Karanlık Liman) döktüğü 26 mayından oluşan kombine bir kıyı savunma zaferidir.
18 Mart 1915 zaferinin niteliğini ve hangi askeri unsurlarla elde edildiğini doğru kavramak gerekir.
2
Osmanlı Donanması'nın (özellikle Yavuz ve Midilli'nin) harekât alanını incelemek
Almanya'dan intikal eden Yavuz (Goeben) ve Midilli (Breslau) gemileri, I. Dünya Savaşı boyunca esas olarak Karadeniz Harekât Alanı'nda Rus Karadeniz Donanması'na ve Rus kıyı hedeflerine (Sivastopol, Odesa, Novorossiysk vb.) karşı kullanılmıştır. Çanakkale Boğazı'nın dar sularına ana muharebe zırhlıları sokulup açık bir donanma savaşı verilmemiştir.
Yavuz ve Midilli'nin savaş boyunca icra ettiği asıl stratejik rolün Karadeniz hakimiyeti olduğunu ayırt etmek.
3
Çanakkale'deki diğer taktiksel ve lojistik gerçekleri değerlendirmek
Muavenet-i Milliye'nin HMS Goliath zırhlısını batırması, Marmara'daki İtilaf denizaltılarına karşı Şark Demiryolları (Uzunköprü-Keşan) kara ikmal hattının kullanılması ve 18 Mart sonrası İtilaf amfibi çıkarması bütünüyle tarihsel olarak doğrudur.
Çanakkale Muharebeleri'nin denizaltı savaşı, torpido hücumu ve lojistik boyutundaki ileri düzey ayrıntılarını doğrulamak.

Anahtar Kavram

Çanakkale Cephesi Deniz ve Kara Savunma Doktrini, Lojistik Dinamikler ve Harekât Alanları Ayrımı

İpuçları

1
Çanakkale Deniz Zaferi'nin (18 Mart 1915) bir donanma zırhlılar düellosu mu yoksa mayın ve kıyı topçusu savunması mı olduğunu hatırlayınız.
2
Yavuz ve Midilli savaş gemilerinin I. Dünya Savaşı boyunca asıl harekât alanının hangi deniz olduğunu göz önünde bulundurunuz.
3
Yavuz ve Midilli kruvazörleri Karadeniz'de Rus donanmasına karşı görevlendirilmiş olup Çanakkale Boğazı içinde İtilaf ana filosuyla bir donanma meydan savaşı icra etmemiştir.

Daha Fazla Pratik

Çanakkale Muharebeleri'nde Denizaltı Harekâtları (E11, Turquoise, Sultanhisar) ve Seddülbahir/Arıburnu savunmasında Mustafa Kemal, Esat Paşa ve Cevat Paşa'nın görev dağılımlarını pekiştiriniz.

Alternatif Yöntem

Eleme Yöntemi: Muavenet-i Milliye'nin Goliath'ı batırması (taktik başarı), Müstahkem Mevki seyyar bataryaları (savunma doktrini), Marmara denizaltı harekâtı ve Uzunköprü lojistiği (ikmal gerçeği) ile 25 Nisan amfibi çıkarması (kronolojik safha) kesin tarihsel olgulardır. Çanakkale'de Osmanlı'nın bir donanma meydan muharebesi vermediği gerçeği üzerinden doğrudan yanlış önerme tespit edilebilir.
Tahmini Süre:3m 0s
Soru 811Soru →

Paris Barış Konferansı'na Osmanlı Devleti adına katılan Sadrazam Damat Ferit Paşa, İtilaf Devletleri Yüksek Konseyi'ne sunduğu muhtırada; Osmanlı Devleti'nin savaşa girmesinden İttihat ve Terakki Fırkası'nı sorumlu tutmuş, Türk milletinin ve saltanat makamının bu kararda suçu olmadığını belirterek devletin savaş öncesi sınırlarının Wilson İlkeleri doğrultusunda korunmasını talep etmiştir.

Buna göre, Damat Ferit Paşa Hükümeti'nin izlediği bu diplomatik tutumla aşağıdakilerden hangisini amaçladığı savunulamaz?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Anadolu'da başlayan Millî Mücadele hareketinin yarattığı fiilî direnişi İtilaf Devletleri'ne karşı diplomatik bir baskı unsuru olarak kullanmayı

Cevap

Anadolu'da başlayan Millî Mücadele hareketinin yarattığı fiilî direnişi İtilaf Devletleri'ne karşı diplomatik bir baskı unsuru olarak kullanmayı
Damat Ferit Paşa Hükümeti, Anadolu'da Mustafa Kemal Paşa öncülüğünde gelişen Millî Mücadele hareketini desteklememiş; aksine bu hareketi İtilaf Devletleri'yle yapılacak uzlaşmayı bozan zararlı bir başkaldırı olarak görmüştür. Dolayısıyla Anadolu'daki direnişi diplomatik bir koz olarak kullanmak Damat Ferit Paşa'nın hedefleri arasında yer alamaz.

Adım Adım Çözüm

1
Soru kökündeki Damat Ferit Paşa'nın Paris Barış Konferansı'na sunduğu muhtıranın içeriğini ve hedeflerini analiz etme
Damat Ferit Paşa; savaşa girişin sorumluluğunu İttihat ve Terakki'ye yüklemiş, saltanat makamını aklamaya çalışmış, Wilson İlkeleri'ne sığınarak savaş öncesi sınırların korunmasını istemiştir.
İstanbul Hükümeti'nin temel stratejisi İtilaf Devletleri ile uzlaşarak saltanatı ve asgari toprak bütünlüğünü muhafaza etmektir.
2
İstanbul Hükümeti ve Damat Ferit Paşa'nın Anadolu'daki Millî Mücadele hareketine bakış açısını değerlendirme
Damat Ferit Paşa, Millî Mücadele hareketini İtilaf Devletleri ile yapılacak barışa engel teşkil eden bir 'isyankar hareket' olarak nitelemiş ve bastırmak için Kuva-yı İnzibatiye'yi kurup fetvalar yayımlatmıştır.
Damat Ferit Hükümeti Anadolu direnişini desteklemek veya onu diplomatik bir koz olarak kullanmak bir yana, tamamen tasfiye etmeye çalışmıştır.

Anahtar Kavram

Paris Barış Konferansı'nda Osmanlı Hükümeti'nin Politikası ve Wilson İlkeleri'ne Yaklaşımı

İpuçları

1
Damat Ferit Paşa Hükümeti'nin Anadolu'da başlayan halk hareketine ve Mustafa Kemal Paşa'ya karşı takındığı genel tavrı hatırlayınız.
2
İstanbul Hükümeti'nin kurtuluş stratejisi ile Ankara merkezli Millî Mücadele'nin kurtuluş stratejisi arasındaki temel ayrımı düşününüz.
3
Damat Ferit Paşa, Millî Mücadele'yi diplomatik bir kazanım veya baskı unsuru olarak değil; yok edilmesi gereken bir isyan olarak kabul etmiştir.

Daha Fazla Pratik

Paris Barış Konferansı'nda sunulan bu muhtıraya İtilaf Devletleri'nin verdiği aşağılayıcı cevabın Osmanlı kamuoyundaki yansımalarını ve Mustafa Kemal'in tepkisini inceleyebilirsiniz.

Alternatif Yöntem

Soru kökündeki aktörün (Damat Ferit Paşa) siyasi kimliğini göz önüne alarak seçeneklerde yer alan tutumların hangisinin Damat Ferit'in bilinen teslimiyetçi ve Millî Mücadele karşıtı politikasıyla taban tabana zıt olduğunu tespit edebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 812Soru →

Mondros Ateşkes Antlaşması’nın 30 Ekim 1918’de imzalanmasının hemen ardından İtilaf Devletleri, mütareke hükümlerini öne sürerek Osmanlı topraklarını fiilen işgale başlamıştır. İstanbul Hükümeti’nin işgaller karşısında benimsediği teslimiyetçi ve sükûnet yanlısı tutum, Türk milletinin kendi meşru müdafaa hakkını kullanarak teşkilatlanmasına zemin hazırlamıştır.

Buna göre, Mondros Ateşkes Antlaşması sonrası başlayan işgal süreci ve halkın bu işgallere yönelik ilk tepkileriyle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Anadolu'da işgalci güçlere karşı ilk silahlı halk direnişi, İzmir'in işgali sonrasında Batı Anadolu'da teşekkül eden Kuvâ-yı Milliye birlikleri tarafından başlatılmıştır.

Cevap

Anadolu'da işgalci güçlere karşı ilk silahlı halk direnişinin İzmir'in işgali sonrasında Batı Anadolu'da başladığını öne süren ifade yanlıştır.
Mondros Ateşkes Antlaşması sonrasında işgal güçlerine karşı ilk silahlı halk direnişi, 19 Aralık 1918 tarihinde Hatay'ın Dörtyol ilçesinde Fransız birliklerine ve beraberlerindeki Ermeni intikam alaylarına karşı Kara Hasan Paşa müfrezesi tarafından başlatılmıştır. Dolayısıyla ilk silahlı direnişin İzmir'in işgali sonrasında Batı Anadolu'da başladığı yönündeki önerme tarihsel gerçeklikle bağdaşmamaktadır.

Adım Adım Çözüm

1
Mondros Ateşkes Antlaşması sonrasında başlayan işgallerin coğrafi ve kronolojik seyrini analiz etmek
Mondros sonrası ilk işgal edilen Osmanlı toprağı 3 Kasım 1918'de Musul (İngiltere), ilk işgal edilen Anadolu toprağı ise İskenderun ve Hatay/Dörtyol (Fransa) bölgesidir. Başkent İstanbul ise 13 Kasım 1918'de fiilen işgal edilmiştir.
İşgal sıralaması ve ilk işgal edilen merkezler mütarekenin uygulanma sürecini kavramak için temel basamaktır.
2
Türk halkının işgallere karşı geliştirdiği ilk tepkilerin niteliğini incelemek
Halk ilk olarak cemiyetler kurma, mitingler düzenleme ve telgraflarla işgalleri protesto etme gibi meşru, sivil ve hukuki yöntemlere başvurmuştur.
Milli Mücadele'nin örgütlenme evresinde sivil ve hukuki mücadelenin silahlı mücadeleden önce başladığını tespit etmek gerekir.
3
İlk silahlı direnişin nerede ve ne zaman gerçekleştiğini kronolojik olarak doğrulamak
İşgallere karşı ilk silahlı halk direnişi 19 Aralık 1918'de Hatay Dörtyol'da Fransız işgal güçlerine karşı Kara Hasan Paşa tarafından başlatılmıştır. Batı Anadolu'daki ilk silahlı direnişler ise 15 Mayıs 1919'da İzmir'in işgali (Hasan Tahsin), 28 Mayıs 1919'da Ayvalık (Ali Çetinkaya) ve Ödemiş (İlkkurşun) muharebeleriyle daha sonraki bir tarihte ortaya çıkmıştır.
İlk silahlı direnişin tarihi ve mekânı, Batı Cephesi ile Güney Cephesi kronolojisini ayırt etmede kritik öneme sahiptir.

Anahtar Kavram

Mondros Ateşkes Antlaşması sonrası işgallerin kronolojisi ve halkın ilk silahlı ve sivil direniş tepkileri

İpuçları

1
Mondros sonrası ilk silahlı direnişin coğrafi bölgesini ve kronolojik tarihini (1918 yılı sonları) hatırlayınız.
2
Batı Anadolu'da İzmir'in işgali 15 Mayıs 1919'da gerçekleşmiştir; oysa Güney Cephesi'nde Fransız işgallerine karşı daha erken bir tarihte silah patlamıştır.
3
19 Aralık 1918'de Hatay Dörtyol'da Kara Hasan Paşa tarafından Fransızlara karşı atılan ilk kurşun, Anadolu'daki ilk silahlı halk direnişidir.

Daha Fazla Pratik

Mondros sonrası Batı Anadolu'da düzenli ilk direniş hareketi olan Ayvalık (172. Alay Komutanı Ali Çetinkaya) ve Ödemiş İlkkurşun Muharebesi'nin detaylarını pekiştiriniz.

Alternatif Yöntem

Kronolojik eleme yöntemi: Mütareke sonrası olaylar sıralandığında Musul (3 Kasım 1918), İstanbul'un fiili işgali (13 Kasım 1918) ve Dörtyol direnişi (19 Aralık 1918) 1918 yılı içerisindedir. İzmir'in işgali ise Mayıs 1919'da gerçekleştiğinden 'ilk direnişin Batı'da başladığı' seçeneği kronolojik olarak elenir.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 813Soru →

Amerika Birleşik Devletleri tarafından I. Dünya Savaşı'nın son döneminde kamuoyuna duyurulan Wilson İlkeleri; imparatorluk sınırları içerisinde yaşayan topluluklara, çoğunlukta bulundukları coğrafyalarda kendi kaderlerini tayin etme hakkı (self-determinasyon) tanınmasını öngörmüştür.

Bu ilkenin Osmanlı topraklarındaki yansımaları değerlendirildiğinde;

I. Gayrimüslim unsurların egemenlik kurmak istedikleri bölgelerde demografik üstünlük sağlamak amacıyla Türk ahaliyi göçe zorlaması,
II. Türk halkının çoğunlukta olduğu vatan topraklarını savunmak ve haksız işgallere karşı direnmek üzere Müdafaa-i Hukuk cemiyetlerini teşkilatlandırması,
III. İtilaf Devletleri'nin toprak ilhakı yasağını aşabilmek amacıyla Paris Barış Konferansı'nda manda ve himaye rejimini formüle etmesi

durumlarından hangileri doğrudan 'nüfus çoğunluğuna dayalı egemenlik hakkı' prensibinin bir sonucudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: I ve II

Cevap

I ve II numaralı öncülleri içeren seçenek
Wilson İlkeleri'nin 12. maddesinde Osmanlı Devleti'nde Türklerin çoğunlukta olduğu bölgelerde kesin egemenlik hakkı tanınacağı, azınlıkların çoğunlukta olduğu bölgelerde ise kendi yönetimlerini kurabilecekleri belirtilmiştir. Bu durum, gayrimüslim azınlıkların bölgelerindeki Türkleri baskı ve katliamla göç ettirerek nüfus çoğunluğu elde etmeye çalışmasına (I) yol açmıştır. Buna karşılık Türk milleti de bulundukları yerlerde çoğunlukta olduklarını tarihi ve resmi belgelerle dünya kamuoyuna duyurmak amacıyla Müdafaa-i Hukuk cemiyetlerini kurmuştur (II). Dolayısıyla I ve II doğrudan nüfus çoğunluğu ilkesinin birer sonucudur. III. öncüldeki manda ve himaye ise nüfus ilkesinin değil, 'savaş sonrası toprak alınmayacağı' kuralının baypas edilmesi amacıyla Paris Barış Konferansı'nda ortaya atılmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Wilson İlkeleri'nde yer alan 'nüfus çoğunluğuna dayalı egemenlik hakkı' (self-determinasyon) ilkesinin Osmanlı'ya bakan yönünü belirleme
Osmanlı Devleti'nde Türklerin çoğunlukta olduğu bölgelerde Türklere, azınlıkların çoğunlukta olduğu bölgelerde ise azınlıklara kendi geleceğini belirleme hakkı tanınması öngörülmüştür.
Soru kökünde özellikle 'nüfus çoğunluğuna dayalı egemenlik' prensibinin doğrudan sonuçları sorulmaktadır.
2
Verilen öncüllerin self-determinasyon ilkesiyle nedensellik bağını analiz etme
I. öncülde yer alan azınlıkların Türkleri göçe zorlaması ve II. öncülde yer alan Türklerin Müdafaa-i Hukuk cemiyetlerini kurarak nüfus üstünlüğünü kanıtlamaya çalışması doğrudan demografik egemenlik ilkesiyle ilgilidir. III. öncüldeki manda ve himaye ise 'toprak ilhakı yasağı' ilkesini aşmak için üretilmiştir.
Farklı ilkelerin doğurduğu sonuçları birbirinden ayırt etmek doğru cevaba ulaşmayı sağlar.
3
Doğru öncülleri birleştirerek sonuca ulaşma
I ve II numaralı yargıların doğrudan nüfus çoğunluğu prensibine dayandığı kesinleşir.
III numaralı yargı ilhak yasağının bir sonucu olduğu için elenir.

Anahtar Kavram

Wilson İlkeleri'nde yer alan self-determinasyon (nüfus çoğunluğuna dayalı egemenlik) ilkesi ile toprak ilhakı yasağının Osmanlı Devleti ve İtilaf Devletleri üzerindeki farklı yansımaları

İpuçları

1
Wilson İlkeleri'nde yer alan 'nüfus çoğunluğu' (self-determinasyon) ilkesi ile 'toprak ilhakı yasağı' ilkesinin sonuçlarını birbirinden ayırınız.
2
Azınlıkların nüfus mücadelesi ve Türklerin Müdafaa-i Hukuk cemiyetleri doğrudan demografiyle ilgilidir; ancak manda ve himaye sistemi sömürgeciliğin isim değiştirmesidir.
3
Manda ve himaye rejimi, galip devletlerin toprak almama kuralını aşmak için geliştirdikleri bir yöntemdir; dolayısıyla nüfus çoğunluğu esasına dayanmaz.

Daha Fazla Pratik

Paris Barış Konferansı'nda İtilaf Devletleri arasında ilk derin görüş ayrılığına neden olan İzmir'in İtalya yerine Yunanistan'a verilmesi kararının perde arkasını pekiştirecek sorular çözünüz.

Alternatif Yöntem

Öncüllerdeki kavramları Wilson İlkeleri'nin ilgili maddeleriyle eşleştiriniz: Nüfus çoğunluğu ilkesi -> Etnik nüfus baskısı (I) ve Müdafaa-i Hukuk cemiyetleri (II). Toprak ilhakı yasağı -> Manda ve himaye rejimi (III). Bu ayrım doğrudan doğru cevabı verir.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 814Soru →

Sevr Barış Antlaşması'nın mali hükümlerine göre; Osmanlı Devleti'nin bütçesi, vergi oranları, para basımı ve dış borçlanma yetkileri İngiltere, Fransa ve İtalya temsilcilerinden oluşan bir 'Maliye Komisyonu'nun denetimine bırakılmış, ayrıca kapitülasyonların tüm İtilaf Devletleri'ni kapsayacak şekilde genişletilerek yeniden yürürlüğe konulması kararlaştırılmıştır.

Bu hükümler birlikte değerlendirildiğinde, Osmanlı Devleti ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Ekonomik bağımsızlığının ve mali egemenlik haklarının fiilen ortadan kaldırıldığı

Cevap

Ekonomik bağımsızlığının ve mali egemenlik haklarının fiilen ortadan kaldırıldığı
Bir devletin bütçe oluşturma, vergi toplama, para basma ve borçlanma hakları bağımsızlığın ve mali egemenliğin temel şartlarıdır. Sevr Barış Antlaşması ile bu yetkilerin İtilaf Devletleri temsilcilerinden oluşan bir Maliye Komisyonuna bırakılması ve kapitülasyonların genişletilmesi, Osmanlı Devleti'nin mali egemenlik haklarının ve ekonomik bağımsızlığının fiilen sona erdiğini kanıtlar.

Adım Adım Çözüm

1
Antlaşmada geçen Maliye Komisyonu ve kapitülasyon hükümlerinin kapsamını analiz etmek
Bütçe yapma, para basma, vergi koyma ve borçlanma gibi temel egemenlik unsurlarının yabancı temsilcilere devredildiği belirlenir.
Bir devletin egemenliğinin en temel göstergelerinden biri kendi bütçesini ve mali politikasını serbestçe belirleyebilmesidir.
2
Bu mali kısıtlamaların devletin egemenlik ve bağımsızlık statüsüne etkisini değerlendirmek
Osmanlı Devleti'nin mali ve ekonomik alanda tam bir sömürge/manda statüsüne indirgendiği ve egemenlik haklarını kaybettiği sonucuna ulaşılır.
Maliyesi tamamen yabancı kontrolünde olan ve kapitülasyonlarla dışa bağımlı kılınan bir yapıda ekonomik bağımsızlıktan söz edilemez.

Anahtar Kavram

Sevr Antlaşması'nın mali hükümleri, Maliye Komisyonu'nun yetkileri ve ekonomik bağımsızlığın yok edilmesi

İpuçları

1
Bir devletin bütçe yapma ve vergi koyma yetkisinin başka devletlerin temsilcilerine verilmesinin egemenlik açısından ne anlama geldiğini düşününüz.
2
Maliye Komisyonu ve genişletilmiş kapitülasyonlar, devletin ekonomik kararlarını kendi iradesiyle almasını imkânsız hale getirir.
3
Para basımı, vergi ve borçlanmanın yabancı kontrolünde olması 'mali egemenliğin' ve 'ekonomik bağımsızlığın' tamamen yitirildiğini gösterir.

Daha Fazla Pratik

Sevr Antlaşması'ndaki Boğazlar Komisyonu ve Adli Islahat Komisyonu gibi diğer egemenliği kısıtlayıcı kurulların siyasi ve hukuki bağımsızlığa etkilerini inceleyiniz.

Alternatif Yöntem

Kavram analizi yöntemi: Soruda verilen 'bütçe hazırlama', 'vergi belirleme', 'para basma' ve 'kapitülasyon' kavramları doğrudan 'mali egemenlik' teriminin alt başlıklarıdır. Bu yetkilerin devri mali egemenliğin kaybı demektir.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 815Soru →

10 Ağustos 1920 tarihinde Osmanlı Hükûmeti ile İtilaf Devletleri arasında imzalanan Sevr Barış Antlaşması'nda Boğazlar bölgesi; savaşta ve barışta bütün devletlerin ticaret ve savaş gemilerine açık tutulacak ve yönetimi geniş yetkilere sahip uluslararası bir komisyona bırakılacaktır.

Sevr Antlaşması'nda öngörülen bu "Boğazlar Komisyonu"nun teşkilat yapısı ve hukuki yetkileri ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Kendine ait müstakil bir bütçesi, özel sancağı ve polis gücü bulunan komisyonda Osmanlı Devleti'nin başlangıçta hiçbir temsilcisi ve oy hakkı yer almayacaktır.

Cevap

Kendine ait müstakil bir bütçesi, özel sancağı ve polis gücü bulunan komisyonda Osmanlı Devleti'nin başlangıçta hiçbir temsilcisi ve oy hakkı yer almayacaktır.
Sevr Antlaşması'nın 37 ila 61. maddeleri arasında düzenlenen Boğazlar statüsüne göre; Boğazlar bölgesi uluslararası bir komisyon tarafından yönetilecek, bu komisyonun Osmanlı Devleti'nden tamamen bağımsız bir bütçesi, özel sancağı ve polis gücü bulunacaktır. Komisyonda büyük İtilaf Devletleri çifte oy hakkına sahipken, Osmanlı Devleti Milletler Cemiyeti üyesi olmadığı için başlangıçta komisyonda hiçbir temsilci bulunduramayacaktır. Bu durum Osmanlı egemenlik haklarının tamamen tasfiye edildiğini gösterir.

Adım Adım Çözüm

1
Sevr Antlaşması'nın Boğazlar ile ilgili maddelerinin (Madde 37-61) hukuki niteliğini analiz etmek
Antlaşmanın, Osmanlı Devleti'nin Boğazlar üzerindeki mülkiyet ve egemenlik haklarını fiilen ve hukuken tamamen ortadan kaldırdığı tespit edilir.
İtilaf Devletleri, Osmanlı başkentini ve Boğazlar su yolunu doğrudan kendi kontrollerine alacak bir uluslararası rejim hedeflemiştir.
2
Sevr'deki Boğazlar Komisyonu'nun teşkilat yapısı ve yetkilerini incelemek
Komisyonun kendine ait özel bir bayrağı (sancağı), bağımsız bütçesi ve yerel otoriteden bağımsız bir zabıta (polis) kuvveti olduğu belirlenir.
Bu unsurlar komisyona devlet benzeri bağımsız bir ulusüstü tüzel kişilik kazandırmaktadır.
3
Osmanlı Devleti'nin bu komisyondaki temsil durumunu değerlendirmek
İngiltere, Fransa, İtalya ve Japonya'nın ikişer oya sahip olduğu; Osmanlı Devleti'nin ise ancak Milletler Cemiyeti'ne üye olması şartıyla tek bir oya sahip olabileceği, dolayısıyla antlaşmanın yürürlüğe girdiği aşamada temsilcisinin bulunmadığı görülür.
Lozan Barış Antlaşması'nda başkanlığı bir Türk murahhasına verilen komisyon ile Sevr'deki komisyon arasındaki en kritik kurumsal fark budur.
4
Seçenekleri karşılaştırarak doğru hükmü doğrulamak
Müstakil bütçe, özel sancak, polis gücü ve Osmanlı'nın başlangıçta temsil hakkından yoksun bırakılması bilgisini içeren seçeneğin doğru olduğu sonucuna ulaşılır.
Diğer seçeneklerde verilen ifadeler Lozan hükümleri veya antlaşma metniyle bağdaşmayan yanıltıcı kurgulardır.

Anahtar Kavram

Sevr Antlaşması'nda Boğazlar Komisyonu'nun egemenliği yok sayan ulusüstü bağımsız yapısı ve Lozan düzenlemesiyle farkları

İpuçları

1
İtilaf Devletleri'nin Osmanlı egemenliğini hiçe sayarak Boğazlar için devlet içinde müstakil bir devlet gibi çalışan ulusüstü bir yapı kurduğunu ve Lozan'daki Türk başkanlığı kazanımı ile Sevr arasındaki farkı düşününüz.
2
Komisyonun bağımsızlık sembolleri olan özel sancak, ayrı bütçe ve zabıta gücüne sahip olduğunu, Osmanlı Devleti'nin ise karar mekanizmasından dışlandığını hatırlayınız.
3
Lozan'da başkanlığı Türkiye'ye verilen Boğazlar Komisyonu'nun aksine, Sevr'de Osmanlı Devleti'ne başlangıçta üyelik dahi verilmemiştir; komisyon kendi bayrağı ve bütçesi olan özerk bir organ olarak kurgulanmıştır.

Daha Fazla Pratik

Lozan Boğazlar Sözleşmesi ile Montrö Boğazlar Sözleşmesi'nin komisyon yapısı, askeri tahkimat ve geçiş rejimleri açısından karşılaştırıldığı soruları çözünüz.

Alternatif Yöntem

Tarihsel karşılaştırma yöntemi: Sevr (Osmanlı temsilcisi yok, ayrı bayrak ve polis var) → Lozan (Başkan Türk, ayrı bayrak ve polis yok, gayriaskerî statü) → Montrö (Komisyon tamamen kaldırıldı, egemenlik tam olarak Türkiye'ye geçti) kronolojik evrimini kullanarak Sevr'in en ağır şartlarını tespit edebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 20s
Soru 816Soru →

I. Dünya Savaşı'nın yarattığı tahribatın ardından uluslararası alanda barış ve güvenliği korumak, çıkabilecek anlaşmazlıkları diplomasi yoluyla çözüme kavuşturmak amacıyla bir örgüt kurulması fikri ilk kez Wilson İlkeleri'nde yer almıştır. İtilaf Devletleri, bu doğrultuda Paris Barış Konferansı'nda söz konusu örgütün kurulmasını karara bağlamıştır.

Bahsedilen bu uluslararası örgüt aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Milletler Cemiyeti (Cemiyet-i Akvam)

Cevap

Milletler Cemiyeti (Cemiyet-i Akvam)
I. Dünya Savaşı devam ederken ABD Başkanı Woodrow Wilson tarafından ilan edilen 14 maddelik ilkelerin son maddesinde, uluslararası barışı ve devletlerin bağımsızlığını güvence altına alacak bir teşkilatın kurulması hedeflenmiştir. 1919 Paris Barış Konferansı'nda bu öneri kabul edilmiş ve Milletler Cemiyeti (Cemiyet-i Akvam) resmen kurulmuştur.

Adım Adım Çözüm

1
Wilson İlkeleri'ndeki uluslararası örgüt maddesini belirleme
ABD Başkanı Woodrow Wilson'un yayımladığı ilkelerin 14. maddesinde; dünya barışını korumak ve devletlerin bağımsızlıklarını garanti altına almak için uluslararası bir teşkilat kurulması öngörülmüştür.
Uluslararası barış örgütü fikrinin ortaya çıkış belgesini tespit etmek.
2
Paris Barış Konferansı'ndaki kurumsal gelişmeyi eşleştirme
1919 Paris Barış Konferansı'nda bu ilke doğrultusunda tüzüğü kabul edilen teşkilat Milletler Cemiyeti (Cemiyet-i Akvam) olmuştur.
Wilson İlkeleri'nde planlanan örgütün Paris Barış Konferansı'nda hayata geçirildiğini doğrulamak.

Anahtar Kavram

Wilson İlkeleri ve Milletler Cemiyeti'nin (Cemiyet-i Akvam) Paris Barış Konferansı'nda Kurulması

İpuçları

1
Sorulan örgüt, I. Dünya Savaşı'ndan sonra dünya barışını korumak amacıyla kurulan ilk küresel teşkilattır.
2
Osmanlıca adı 'Cemiyet-i Akvam' olan bu örgütün kurulması fikri, ABD Başkanı Wilson'un 14 İlkesi'nde yer almıştır.
3
II. Dünya Savaşı sonrasında kurulan Birleşmiş Milletler ile karıştırılmamalıdır; Paris Barış Konferansı'nda kurulan bu örgüt Milletler Cemiyeti'dir.

Daha Fazla Pratik

Paris Barış Konferansı'nda kurulan Milletler Cemiyeti'nin İngiltere ve Fransa çıkarlarına hizmet etmesi nedeniyle ortaya çıkan 'Manda ve Himaye' kavramını inceleyiniz.

Alternatif Yöntem

Kronolojik eleme yöntemi uygulanabilir: Seçeneklerdeki Birleşmiş Milletler (1945) ve NATO (1949) II. Dünya Savaşı sonrasına, Balkan Antantı (1934) ve Sadabat Paktı (1937) Cumhuriyet dönemi bölgesel paktlarına aittir. 1919 Paris Barış Konferansı dönemine ait tek küresel barış örgütü Milletler Cemiyeti'dir.
Tahmini Süre:40s
Soru 817Soru →

I. Dünya Savaşı'nı Osmanlı Devleti açısından sonlandıran ve 10 Ağustos 1920 tarihinde imzalanan Sevr Barış Antlaşması'nın getirdiği hükümler ve antlaşmanın onaylanma süreci ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Mebusan Meclisinin kapalı olması nedeniyle antlaşmayı onaylamak üzere toplanan Saltanat Şûrası, padişahın da katıldığı oturumda antlaşma metnini oy birliğiyle kabul ederek yürürlüğe koymuştur.

Cevap

Saltanat Şûrasının antlaşma metnini oy birliğiyle kabul ederek yürürlüğe koyduğunu belirten ifade yanlıştır.
Sevr Barış Antlaşması tasarısını görüşmek üzere 22 Temmuz 1920'de Yıldız Sarayı'nda toplanan Saltanat Şûrasında kararlar oy birliğiyle değil oy çokluğuyla alınmıştır. Topçu Feriki (Korgeneral) Rıza Paşa, padişahın 'kabul edenler ayağa kalksın' çağrısına uymayarak oturmaya devam etmiş ve antlaşmaya açıkça karşı çıkmıştır. Bunun yanı sıra, Osmanlı Anayasası (Kanun-i Esasi) uyarınca barış antlaşmalarının geçerli olabilmesi için Meclis-i Mebusan tarafından onaylanması şarttır. İstanbul işgal altında olduğu ve Meclis-i Mebusan daha önce feshedildiği için Saltanat Şûrasının kararı antlaşmayı hukuken yürürlüğe sokamamıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Sevr Barış Antlaşması'nın hukuki onay sürecini değerlendirme
22 Temmuz 1920'de toplanan Saltanat Şûrasında antlaşma oy birliğiyle değil oy çokluğuyla kabul edilmiştir. Topçu Feriki (Korgeneral) Ali Rıza Paşa çekimser/ret tavrı sergileyerek ayağa kalkmamıştır.
Saltanat Şûrasındaki karar alma sürecinin ayrıntılarını ve tek muhalif üyeyi bilmek gerekmektedir.
2
Antlaşmanın anayasal geçerliliğini inceleme
Kanun-i Esasi'nin 7. maddesine göre uluslararası barış antlaşmalarının yürürlüğe girebilmesi için Meclis-i Mebusan tarafından onaylanması zorunludur.
Meclis-i Mebusan 11 Nisan 1920'de kapatıldığı için Saltanat Şûrasının aldığı karar antlaşmaya hukuki geçerlilik kazandırmamıştır.
3
Antlaşmanın diğer maddelerini (kapitülasyonlar, Wilson tahkimi, Fırat'ın doğusu, İzmir'in statüsü) analiz etme
Kapitülasyonların tüm İtilaf devletlerine teşmili, Fırat'ın doğusunda özerklik ve 1 yıl sonra bağımsızlık hakkı, Wilson hakemliği ile Ermenistan sınırının çizilmesi ve İzmir'de 5 yıllık plebisit öngörüsü Sevr Antlaşması'nın orijinal maddeleriyle tam olarak örtüşmektedir.
Çeldiricilerin tarihsel doğruluğu tespit edilerek yanlış olan önerme teyit edilir.

Anahtar Kavram

Sevr Barış Antlaşması'nın bölgesel maddeleri ve hukuki geçersizliği

İpuçları

1
Antlaşmanın onaylanma sürecindeki Saltanat Şûrası oturumunu ve Kanun-i Esasi'deki meclis onay şartını hatırlayınız.
2
Saltanat Şûrasında padişahın ayağa kalkma çağrısına uymayan bir komutanın (Topçu Feriki Rıza Paşa) varlığı oylamanın niteliğini belirlemiştir.
3
Saltanat Şûrasında kararın oy birliğiyle değil oy çokluğuyla alınmış olması ve şûranın meşru bir yasama organı olmaması antlaşmanın hukuki yürürlüğünü engellemiştir.

Daha Fazla Pratik

Sevr Antlaşması'nı imzalayan heyet üyeleri (Hadi Paşa, Rıza Tevfik, Reşat Halis) ve TBMM'nin 19 Ağustos 1920 tarihli Hıyanet-i Vataniye kararı üzerine çalışılabilir.

Alternatif Yöntem

Kanun-i Esasi'nin 7. maddesindeki 'muahedatın (antlaşmaların) Heyet-i Ayan ve Heyet-i Mebusanca tasdiki' ilkesi ile Saltanat Şûrasının hukuki niteliğini analiz ederek çözüme ulaşılabilir.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 818Soru →

İngiltere, Doğu Akdeniz ve Boğazlar çevresinde güçlü bir İtalya yerine kendi politikalarına bağımlı kılacağı zayıf bir Yunanistan'ı tercih etmiştir. Bu doğrultuda Paris Barış Konferansı'nda sahte nüfus istatistikleri ve güvenlik raporları öne sürülerek daha önce St. Jean de Maurienne Antlaşması ile İtalyanlara vadedilen İzmir ve çevresinin Yunanistan'a bırakılması kararlaştırılmıştır.

Bu kararın İtilaf Devletleri açısından doğrudan ortaya çıkardığı en önemli sonuç aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İtilaf Devletleri arasında ilk kez belirgin bir görüş ayrılığının ve çıkar çatışmasının yaşanması

Cevap

İtilaf Devletleri arasında ilk kez belirgin bir görüş ayrılığının ve çıkar çatışmasının yaşanması
I. Dünya Savaşı sırasında imzalanan Saint-Jean de Maurienne Gizli Antlaşması ile İzmir ve çevresi İtalya'ya vadedilmişti. Ancak İngiltere, Doğu Akdeniz'deki sömürge yolları üzerinde güçlü bir İtalya'nın bulunmasını kendi çıkarlarına aykırı bulmuş; Paris Barış Konferansı'nda sahte nüfus ve güvenlik raporlarına dayanarak bu bölgeyi Yunanistan'a devretmiştir. Bu durum, İtilaf Devletleri arasında yaşanan ilk açık ve resmi görüş ayrılığıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Gizli antlaşmalar ile Paris Barış Konferansı kararlarını karşılaştırma
Savaş sırasında St. Jean de Maurienne Antlaşması ile İtalya'ya bırakılan Batı Anadolu, Paris Barış Konferansı'nda İngiltere'nin baskısıyla Yunanistan'a verilmiştir.
İngiltere'nin Akdeniz jeopolitiğinde güçlü bir İtalya yerine yönlendirebileceği bir Yunanistan'ı tercih etmesi temel hedeftir.
2
Bu kararın İtilaf Devletleri arasındaki diplomatik ilişkilere etkisini analiz etme
İtalya konferansı terk etmiş ve müttefiklerine karşı kırgınlık yaşamıştır.
Bu gelişme, I. Dünya Savaşı'nın galip devletleri (İtilaf Bloku) arasında resmen belgelenen ilk büyük çıkar çatışması ve görüş ayrılığıdır.

Anahtar Kavram

Paris Barış Konferansı'nda İzmir'in Yunanistan'a Bırakılması ve İtilaf Devletleri Arasındaki İlk Görüş Ayrılığı

İpuçları

1
İtalya'ya daha önce vadedilen toprakların başka bir devlete verilmesinin İtilaf Bloku içi dengelerine etkisini düşününüz.
2
İngiltere ve İtalya'nın çıkarlarının çatışması, savaşın galip devletleri arasındaki ilk diplomatik çatlağı oluşturmuştur.

Daha Fazla Pratik

Paris Barış Konferansı sonrasında İtalya'nın Anadolu işgallerine ve Türk Milli Mücadelesi'ne karşı takındığı tutumu inceleyiniz.

Alternatif Yöntem

Gizli antlaşmalar (St. Jean de Maurienne) ile Paris Barış Konferansı kararlarını karşılaştırarak İtalya'nın uğradığı haksızlığın müttefikler arası güveni sarsması üzerinden doğrudan sonuca ulaşabilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 819Soru →

I. Dünya Savaşı'nın sona erme sürecinde ABD Başkanı Woodrow Wilson tarafından ilan edilen ilkeler; savaş sonrası kurulacak düzende toprak ilhakının ve savaş tazminatının yasaklanmasını, gizli diplomasiye son verilmesini ve ulusların çoğunlukta oldukları bölgelerde kendi kaderlerini tayin hakkını (self-determinasyon) öngörmüştür. Buna karşın 1919 Paris Barış Konferansı'nda İtilaf Devletleri, bu ilkeleri kendi emperyalist politikalarına uyarlamak amacıyla çeşitli diplomatik ve hukuki mekanizmalar geliştirmiştir.

Buna göre, Paris Barış Konferansı'nda alınan kararlar ve uygulanan politikalar dikkate alındığında, aşağıdakilerden hangisi Wilson İlkeleri'nin bu konferanstaki yansımaları ve sonuçları arasında gösterilemez?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Wilson'un Türklerin çoğunlukta olduğu bölgelerde Osmanlı egemenliğinin tanınması ilkesine bağlı kalınarak Anadolu'daki tüm işgal hareketlerine son verilmesi ve sınırların uluslararası güvenceye alınması

Cevap

Wilson'un Türklerin çoğunlukta olduğu bölgelerde Osmanlı egemenliğinin tanınması ilkesine bağlı kalınarak Anadolu'daki tüm işgal hareketlerine son verilmesi ve sınırların uluslararası güvenceye alınması
Paris Barış Konferansı'nda (18 Ocak 1919) İtilaf Devletleri, Wilson İlkeleri'ni kendi çıkarları doğrultusunda baypas etmişlerdir. Türk nüfusunun çoğunlukta olduğu yerlerde Osmanlı egemenliğini tanımak yerine, Yunanistan'ın sunduğu sahte nüfus istatistiklerini esas alarak İzmir ve çevresini Yunan işgaline açmışlardır. Anadolu'daki işgaller durdurulmamış, aksine konferans kararlarıyla fiilen genişletilmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Wilson İlkeleri'nin temel prensiplerini ve Osmanlı Devleti'ni doğrudan ilgilendiren maddelerini analiz etme
Woodrow Wilson'un 14 İlkesi; toprak ilhakının olmamasını, tazminat alınmamasını ve Türklerin çoğunlukta olduğu bölgelere kesin egemenlik hakkı verilmesini (12. madde) savunmuştur.
Konferansta İtilaf Devletleri'nin bu ilkeleri nasıl dönüştürdüğünü anlamak için ilkelerin orijinal amacını bilmek gerekir.
2
Paris Barış Konferansı'nda İtilaf Devletleri'nin (İngiltere ve Fransa) Wilson İlkeleri karşısındaki diplomatik manevralarını değerlendirme
İtilaf Devletleri; 'sömürgecilik' yerine 'manda ve himaye', 'savaş tazminatı' yerine 'tamirat bedeli' kavramlarını üretmiştir.
Wilson İlkeleri'ni açıkça reddetmek yerine diplomasi kılıfıyla kavramsal değişime uğratmışlardır.
3
Paris Barış Konferansı'nın Osmanlı Devleti ve Anadolu coğrafyası üzerindeki fiili sonuçlarını sorgulama
Venizelos'un sunduğu sahte nüfus raporları kabul edilmiş, İngiltere'nin Doğu Akdeniz stratejisi doğrultusunda İzmir ve çevresi İtalya yerine Yunanistan'a verilmiş ve 15 Mayıs 1919'da fiili işgal başlatılmıştır.
Konferansta Osmanlı Devleti'nin hakları ve self-determinasyon prensibi korunmamış, aksine çiğnenerek işgaller derinleştirilmiştir.
4
Seçenekler arasında konferans kararlarıyla ve tarihsel gerçeklerle bağdaşmayan ifadeyi tespit etme
İşgallerin durdurulması ve Osmanlı egemenliğinin tescil edilmesi gibi bir durum gerçekleşmemiş; aksine işgaller meşrulaştırılmaya çalışılmıştır.
Söz konusu ifade tarihsel olguların tam zıddıdır.

Anahtar Kavram

Paris Barış Konferansı'nda İtilaf Devletleri'nin Wilson İlkeleri'ni manda-himaye ve tamirat bedeli olarak dönüştürmesi ve İzmir'in Yunanistan'a verilmesiyle yaşanan gelişmeler

İpuçları

1
İtilaf Devletleri'nin Wilson İlkeleri'ni doğrudan uygulamak yerine hangi yeni diplomatik kılıflarla deldiğini ve Anadolu'daki işgallerin bu süreçte durup durmadığını düşününüz.
2
Paris Barış Konferansı'nın ardından İzmir'in işgal edildiğini ve Mondros'a dayanan işgallerin devam ettiğini hatırlayınız.
Tahmini Süre:1m 30s
ÖncekiSayfa 41 / 41