Borçların İfası ve İfa Edilmemesi

114 soru

Soru 1Soru

Bir araştırma laboratuvarı (L)(L), bir ilaç firması (I˙)(İ) ile yaptığı sözleşme kapsamında, sadece belirli bir bitkiden elde edilen ve piyasada ikamesi bulunmayan nadir bir özütün saflık derecesini ölçmeyi üstlenmiştir. Analiz işlemi sırasında laboratuvar personelinin dikkatsizliği sonucu özüt şişesi kırılmış ve içeriği tamamen zayi olmuştur. Özütün yeniden temin edilmesi o mevsim için artık mümkün değildir. Bu olayla ilgili Türk Borçlar Kanunu çerçevesinde yapılan aşağıdaki hukuki nitelemelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İfanın borçlunun kusuruyla imkansızlaşması söz konusu olup laboratuvar, ilaç firmasının bu nedenle uğradığı müspet zararı gidermekle yükümlüdür.

Cevap

İfanın borçlunun kusuruyla imkansızlaşması durumunda, borçlunun alacaklının uğradığı müspet zararı tazmin etmesi gerekir.
Laboratuvarın üstlendiği analiz konusu özütün zayi olması, sözleşme kurulduktan sonra ortaya çıkan bir imkansızlık halidir. Bu imkansızlık personelin (yardımcı kişinin) dikkatsizliğinden kaynaklandığı için borçlunun kusuru kabul edilir. Türk Borçlar Kanunu madde 112 uyarınca, borcun ifası borçluya yüklenebilen sebeplerle imkansızlaşırsa, borçlu alacaklının bu yüzden uğradığı müspet zararı gidermekle yükümlüdür.

Adım Adım Çözüm

1
İfanın mümkün olup olmadığını belirle.
İkamesi olmayan özütün zayi olması ve yeniden temininin mümkün olmaması nedeniyle ifa imkansızlaşmıştır.
Sözleşme konusu edimin aynen yerine getirilip getirilemeyeceğinin tespiti hukuki yol haritasını belirler.
2
İmkansızlıkta borçlunun kusur durumunu incele.
Laboratuvar personelinin dikkatsizliği (ihmali), borçlunun sorumlu olduğu bir kusur halidir.
Kusur durumuna göre borcun sona erip ermeyeceği veya tazminata dönüşüp dönüşmeyeceği belirlenir.
3
TBK 112 hükmünü uygula.
Borçlu, kusurlu imkansızlık nedeniyle alacaklının müspet zararını (ifa gerçekleşseydi elde edilecek menfaat) tazmin etmelidir.
Türk Borçlar Kanunu'na göre kusurlu imkansızlık, borçlunun tazminat sorumluluğunu doğuran bir borca aykırılık halidir.

Anahtar Kavram

Borçlunun Kusurlu İmkansızlığı ve Müspet Zarar Tazminatı
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 2Soru

(A), (B)’den olan 150.000150.000 TL tutarındaki para alacağı için (B)’yi usulüne uygun bir ihtar ile temerrüde düşürmüştür. (B), borcun ifasındaki bu gecikmede kendisinden kaynaklanan herhangi bir kusur bulunmadığını kanıtlamıştır.

Buna göre, 60986098 sayılı Türk Borçlar Kanunu hükümleri uyarınca (B)’nin hukuki durumu ile ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: (B), gecikmede kusuru bulunmasa dahi temerrüt faizi ödemekle yükümlüdür; ancak gecikme tazminatından sorumlu tutulamaz.

Cevap

Borçlunun gecikmede kusuru bulunmasa dahi temerrüt faizi ödemekle yükümlü olduğu ancak gecikme tazminatından sorumlu tutulamayacağı seçeneği doğrudur.
Türk Borçlar Kanunu m. 120120 ve devamı uyarınca, para borçlarında borçlu temerrüde düştüğü andan itibaren, kusuru olmasa bile temerrüt faizi ödemekle yükümlüdür. Buna karşılık, m. 118118 uyarınca gecikme tazminatı ve m. 122122 uyarınca aşkın (munzam) zarar istenebilmesi için borçlunun gecikmede kusurlu olması şarttır. Soruda borçlu kusursuzluğunu ispat ettiği için sadece faizden sorumlu olur, tazminattan kurtulur.

Adım Adım Çözüm

1
Borç türünün ve temerrüt durumunun tespiti
Söz konusu olan 150.000150.000 TL tutarında bir para borcudur ve borçlu ihtar ile temerrüde düşürülmüştür.
Para borçlarında temerrüdün sonuçlarını belirlemek için ilk adım borcun niteliğini anlamaktır.
2
Kusursuzluk ispatının temerrüt faizine etkisinin değerlendirilmesi
Borçlu kusursuzluğunu ispat etse dahi temerrüt faizi ödemekten kurtulamaz.
Türk Borçlar Kanunu uyarınca temerrüt faizi, borçlunun kusurundan bağımsız olarak doğan bir sonuçtur.
3
Kusursuzluk ispatının gecikme tazminatına etkisinin değerlendirilmesi
Borçlu kusursuzluğunu ispat ettiği için gecikme tazminatı (ve munzam zarar) ödemekle yükümlü tutulamaz.
Gecikme tazminatı ve aşkın zarar talepleri, borçlunun temerrüde düşmede kusurlu olması şartına bağlanmıştır.

Anahtar Kavram

Para borçlarında temerrüt faizi kusur şartına bağlı değilken, gecikme tazminatı ve aşkın zarar kusur şartına bağlıdır.

İpuçları

1
Para borçlarında gecikmenin sonuçlarını 'faiz' ve 'tazminat' olarak ikiye ayırın.
2
Hangi sonucun gerçekleşmesi için borçlunun 'kusurlu' olması gerektiğini hatırlayın.
3
Temerrüt faizi için kusur aranmazken, gecikme tazminatı ve munzam zarar için borçlunun kusurlu olması şarttır.

Daha Fazla Pratik

Borçlunun temerrüdü durumunda karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerdeki seçimlik hakları inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 3Soru

Bir at yetiştiricisi (YY), belirli bir yarış atını alıcı (AA)'ya satmış ve teslimatın bir hafta sonra yapılacağı kararlaştırılmıştır. Teslimat tarihinden önce (YY), atın bakımında gerekli özeni göstermemiş ve atın bulunduğu ahırın kapısını kilitlemeyi unutmuştur. Atın gece ahırdan kaçarak bir trafik kazasında telef olduğu anlaşılmıştır. Bu durumda borcun ifasının imkânsızlaşmasıyla ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Borçlu (YY), ifanın kendi kusuruyla imkânsızlaşması nedeniyle alacaklı (AA)'nın bu yüzden uğradığı zararı tazmin etmekle yükümlüdür.

Cevap

Borçlunun kusuruyla (ihmaliyle) gerçekleşen sonraki imkansızlık durumunda, borçlu alacaklının uğradığı zararı tazmin etmekle yükümlüdür.
Türk Borçlar Kanunu'nun 112. maddesine göre, borç hiç veya gereği gibi ifa edilmezse borçlu, kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe, alacaklının bu yüzden uğradığı zararı gidermekle yükümlüdür. Olayda borçlu (YY), ahır kapısını kilitlemeyerek ihmalkar davranmış ve ifanın imkansızlaşmasına kendi kusuruyla yol açmıştır. Bu durumda borç sona ermez, tazminat borcuna dönüşür.

Adım Adım Çözüm

1
Olaydaki imkansızlık türünü belirle
Sözleşme kurulduktan sonra ancak ifadan önce at telef olmuştur; bu bir sonraki imkansızlıktır.
İmkansızlığın sözleşmeden önce mi sonra mı olduğu uygulanacak hükmü değiştirir.
2
Borçlunun kusur durumunu değerlendir
Borçlu (YY), ahırın kapısını kilitlemeyerek gerekli özeni göstermemiş ve ihmaliyle atın telef olmasına sebebiyet vermiştir.
Kusur varsa TBK m. 112 (tazminat), kusur yoksa TBK m. 136 (borcun sona ermesi) uygulanır.
3
Hukuki sonucu tespit et
Borçlunun sorumlu olduğu (kusurlu) imkansızlık hallerinde borçlu tazminat ödemekle yükümlüdür.
Türk Borçlar Kanunu'nun genel kuralı uyarınca kusuruyla borca aykırı davranan taraf zararı gidermelidir.

Anahtar Kavram

Kusurlu Sonraki İmkansızlık (TBK m. 112)
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 4Soru

Türk Borçlar Kanunu (TBK) sistematiğinde, alacaklı temerrüdünün oluşumu ve bu durumun borç ilişkisinin tarafları üzerindeki hukuki sonuçlarına ilişkin aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Alacaklı temerrüdü gerçekleştikten sonra edimin borçlunun kusuru olmaksızın imkânsızlaşması durumunda; hasar alacaklıya geçmiş olsa da borçlu, karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde karşı edimi (alacağını) talep etme hakkını kaybeder.

Cevap

Alacaklı temerrüdü gerçekleştikten sonra edimin borçlunun kusuru olmaksızın imkânsızlaşması durumunda borçlunun karşı edimi talep etme hakkını kaybettiğini belirten ifade yanlıştır.
Alacaklı temerrüdünün en kritik sonuçlarından biri hasarın (risk) alacaklıya geçmesidir. TBK m. 110 uyarınca, alacaklı temerrüde düştükten sonra edim borçlunun kusuru olmaksızın imkânsızlaşırsa, borçlu borcundan kurtulur ancak karşı edimi (örneğin satış bedelini) talep etme hakkını kaybetmez. Yanlış olan ifade, borçlunun bu hakkı kaybedeceğini ileri sürerek genel imkânsızlık kurallarını alacaklı temerrüdüne hatalı bir şekilde uygulamaktadır.

Adım Adım Çözüm

1
Hasar kavramının alacaklı temerrüdündeki yerini belirle.
TBK m. 110 uyarınca, alacaklı temerrüdü gerçekleştiği andan itibaren borcun konusu olan şeyin telef olmasına ilişkin hasar alacaklıya geçer.
Alacaklı, usulüne uygun sunulan edimi haklı bir sebep olmaksızın reddettiği için bu gecikmeden kaynaklanan riskleri üstlenmelidir.
2
Hasarın geçmesinin 'karşı edim' üzerindeki etkisini analiz et.
Hasarın alacaklıda olması, edimin kusursuz imkânsızlaşması halinde borçlunun edimden kurtulması fakat alacaklıdan kendi alacağını (karşı edimi) istemeye devam edebilmesi demektir.
Bu durum, TBK m. 136'daki genel kuralın (borçlunun karşı edimi isteme hakkını kaybetmesi) alacaklı temerrüdüne özgü istisnasıdır.
3
Yanlış seçeneği doğrula.
Seçenekte hasarın alacaklıda olmasına rağmen borçlunun karşı edim hakkını kaybettiği söylenmiştir; bu durum kanuni düzenleme ile çelişmektedir.
Alacaklı temerrüdünde 'hasar' hem edim hasarını hem de karşı edim hasarını kapsar.

Anahtar Kavram

Alacaklı Temerrüdünde Hasarın Geçişi ve Karşı Edim Yükümlülüğü

Alternatif Yöntem

Hasar kavramını 'karşı edimi talep edebilme hakkı' olarak kodlamak, TBK m. 136 (Genel Kural: Hasar borçluda) ile TBK m. 110 (İstisna: Hasar alacaklıda) arasındaki farkı hatırlamayı kolaylaştırır.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 5Soru

Alacaklı temerrüdü ve bu durumun borç ilişkisinin tarafları üzerindeki hukuki sonuçları bağlamında, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu hükümlerine göre aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Alacaklı temerrüdü gerçekleştikten sonra edimin beklenmedik hâl sonucu imkânsızlaşması durumunda hasar alacaklıya geçer; bu bağlamda borcun konusunun parça borcu olması veya henüz somutlaşmamış bir cins borcu olması fark etmeksizin borçlu karşı edimi talep edebilir.

Cevap

Alacaklı temerrüdünde hasarın geçişinin, cins ve parça borçları ayrımı gözetilmeksizin gerçekleşeceğini ifade eden seçenek yanlıştır.
Alacaklı temerrüdü durumunda hasarın alacaklıya geçmesi kuralı, edimin borçlunun kusuru olmaksızın imkânsızlaşması hâlinde borçlunun karşı edimi (örneğin satış bedelini) talep edebilmesini sağlar. Ancak bu kuralın uygulanabilmesi için borcun konusunun belirli bir 'parça borcu' olması veya 'cins borcu' söz konusu ise bu borcun usulüne uygun şekilde somutlaştırılmış (seçilmiş/ayrılmış) olması gerekir. Henüz somutlaşmamış bir cins borcunda 'cins borcu telef olmaz' ilkesi gereği imkânsızlık söz konusu olmayacağından, hasarın ayrım gözetilmeksizin alacaklıya geçmesi mümkün değildir.

Adım Adım Çözüm

1
Alacaklı temerrüdünün oluşma şartlarını incele
Alacaklı temerrüdü için kural olarak borçlunun ifayı usulüne uygun teklif etmesi gerekir, ancak alacaklının hazırlık fiillerinden kaçınması (örneğin ölçü alımına izin vermemesi) durumunda fiili teklif aranmaz (TBK m. 106).
Temerrüdün oluşup oluşmadığını tespit etmek için öncelikle teklif ve hazırlık fiili ayrımı yapılmalıdır.
2
Verme ve yapma borçları arasındaki sonuç farkını analiz et
Verme borçlarında borçlu tevdi ve satış haklarını kullanabilirken (TBK m. 106-107), yapma borçlarında borçlu temerrüdü hükümlerine (TBK m. 123-125) atıfla sözleşmeden dönme hakkı kullanılır (TBK m. 110).
Borcun konusuna göre borçlunun sahip olduğu seçimlik haklar farklılık gösterir.
3
Hasarın geçişi kuralını cins ve parça borçları özelinde test et
Alacaklı temerrüdü ile hasar alacaklıya geçer. Ancak 'genus non perit' (cins borcu telef olmaz) kuralı uyarınca, cins borcu somutlaşmamışsa (seçilip ayrılmamışsa) edimin telef olması ve dolayısıyla hasarın geçişi söz konusu olamaz.
İmkânsızlık ve hasar kuralları, parça borçları ile somutlaşmış cins borçlarında uygulama alanı bulur.

Anahtar Kavram

Alacaklı Temerrüdünde Hasarın Geçişi ve Somutlaşma Şartı
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 6Soru

Tıbbi cihaz üreticisi (U¨)(Ü), hastane işletmecisi (H)(H) ile yaptığı sözleşme uyarınca, sadece sipariş üzerine üretilen ve piyasada ikamesi bulunmayan özel bir laboratuvar cihazını teslim etmeyi borçlanmıştır. Teslim tarihinden kısa bir süre önce, (U¨)(Ü)'nün deposunda çalışan personelin depolama kurallarına aykırı hareketi sonucu çıkan yangında cihaz tamamen kullanılamaz hâle gelmiştir.

Bu duruma ilişkin 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu hükümleri uyarınca aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Borçlu, ifanın imkansızlaşmasında kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe, alacaklının bu sebeple uğradığı zararları tazmin etmekle yükümlüdür.

Cevap

Borçlu, ifanın imkansızlaşmasında kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe, alacaklının bu sebeple uğradığı zararları tazmin etmekle yükümlüdür.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 112 uyarınca, borç hiç veya gereği gibi ifa edilmezse borçlu, kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe alacaklının zararını gidermekle yükümlüdür. Olayda personelin (yardımcı kişinin) kusuruyla cihazın yok olması, borçlunun sorumlu olduğu bir sonraki imkansızlık halidir. Bu durumda borçlu, kusursuz olduğunu ispat edemeyeceği için (zira yardımcı kişilerin fiillerinden de sorumludur) tazminat ödemek zorundadır.

Adım Adım Çözüm

1
Borca aykırılığın türünü belirle
İfa, sözleşme kurulduktan sonra ancak teslimden önce 'ikamesi olmayan bir cihazın' yok olmasıyla imkansızlaşmıştır.
Borcun ifasının mümkün olup olmadığını tespit etmek, uygulanacak hukuk kuralını seçmek için gereklidir.
2
Kusur durumunu analiz et
Cihazın yok olması, borçlunun yardımcı kişisinin (personelinin) depolama kurallarına aykırı hareketinden kaynaklandığı için borçlunun sorumlu olduğu bir imkansızlık söz konusudur.
TBK 116 uyarınca borçlu, yardımcı kişilerin fiillerinden kendi kusuru gibi sorumludur.
3
Hukuki sonucu (TBK 112) uygula
Kusurlu imkansızlık durumunda borç sona ermez, alacaklının müspet zararının (ifa çıkarının) tazminine dönüşür.
Sözleşmeye aykırılık hallerinde borçlu, kusursuzluğunu ispat etmedikçe zararı gidermekle yükümlüdür.

Anahtar Kavram

Kusurlu Sonraki İmkansızlık ve İspat Yükü

Alternatif Yöntem

Olayı TBK 116 (Yardımcı Kişilerin Fiillerinden Sorumluluk) ile TBK 112'yi birleştirerek analiz etmek, borçlunun kurtuluş kanıtı getiremeyeceği sonucuna ulaşmanızı sağlar.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 7Soru

Borçlunun aynı alacaklıya karşı hem muaccel (vadesi gelmiş) hem de müeccel (vadesi henüz gelmemiş) birden fazla borcu bulunmaktadır. Borçlu, yaptığı kısmi ödeme sırasında bu ödemenin hangi borç için geçerli olduğunu bildirmemiş, alacaklı da verdiği makbuzda herhangi bir mahsup belirtmemiştir.

60986098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'na göre, bu ödeme öncelikle hangi borç için mahsup edilmiş sayılır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Vadesi gelmiş (muaccel) olan borç için

Cevap

Yapılan ödeme öncelikle vadesi gelmiş (muaccel) olan borç için mahsup edilmiş sayılır.
Türk Borçlar Kanunu'nun 102102. maddesine göre, taraflar arasında mahsup konusunda bir anlaşma yoksa veya makbuzda bir açıklama yapılmamışsa, ödeme öncelikle vadesi gelmiş (muaccel) olan borca sayılır. Eğer birden fazla muaccel borç varsa, ödeme borçluya karşı ilk takip yapılan veya vadesi ilk gelen borca mahsup edilir.

Adım Adım Çözüm

1
Borçlunun ve alacaklının mahsup beyanında bulunup bulunmadığını kontrol edin.
Soruda borçlunun bildirimde bulunmadığı ve alacaklının makbuzda belirtmediği ifade edilmiştir.
Mahsup sırası önce iradi (beyanla), sonra kanuni kurallara göre belirlenir.
2
Türk Borçlar Kanunu madde 102102 (Kanuni Mahsup) hükmünü uygulayın.
Kanuna göre geçerli bir açıklama yapılmadığı durumlarda ödeme, muaccel borca mahsup edilir.
Borçlunun ifa yükümlülüğünün doğduğu (vadesi gelen) borcun öncelikle tasfiye edilmesi esastır.

Anahtar Kavram

Kanuni Mahsup Sırası (TBK m. 102)

Daha Fazla Pratik

Birden fazla muaccel borç olması durumunda takibe başlanmış olma kriterinin etkisini inceleyin.
Tahmini Süre:45s
Soru 8Soru

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu uyarınca, taraflar aksini kararlaştırmadıkça para borçlarının ifa yeri aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Alacaklının ifa zamanındaki yerleşim yeri

Cevap

Para borçları, aksine bir anlaşma yoksa alacaklının ifa zamanındaki yerleşim yerinde ifa edilmelidir.
Türk Borçlar Kanunu'nun 89. maddesinin birinci fıkrasının birinci bendi uyarınca, para borçları alacaklının ödeme zamanındaki yerleşim yerinde ifa edilir. Hukuk tekniğinde bu tür borçlara 'götürülecek borç' denir.

Adım Adım Çözüm

1
Borcun niteliğini tespit et.
Borç, bir miktar paranın ödenmesini konu alan bir para borcudur.
Türk Borçlar Kanunu (TBK) m. 89, borcun türüne göre üç farklı yasal ifa yeri öngörmüştür.
2
TBK m. 89/1 hükmünü uygula.
Para borçları 'götürülecek borç' niteliğindedir.
Kanun koyucu, para borçlarının alacaklıya ulaştırılması gerektiğini belirterek alacaklıyı korumayı amaçlamıştır.
3
Sonucu belirle.
İfa yeri, alacaklının ödeme anındaki yerleşim yeridir.
Taraflar sözleşme ile başka bir yer kararlaştırmadıkları sürece yasal kural budur.

Anahtar Kavram

Para borçları götürülecek borç niteliğinde olup ifa yeri alacaklının yerleşim yeridir.

Daha Fazla Pratik

Parça borçları ile cins borçlarının ifa yerleri arasındaki farkları karşılaştıran soruları inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:45s
Soru 9Soru

(A) ve (B), 01.01.2026 tarihinde akdettikleri bir taşınır satış sözleşmesiyle, (B)'nin mülkiyetindeki sanayi tipi bir baskı makinesinin 01.03.2026 tarihinde teslim edilmesi konusunda anlaşmışlardır. Taraflar sözleşmeye, teslim tarihinin "kesin" olduğunu ve bu tarihteki bir gecikmenin (A) için ifayı tamamen yararsız kılacağını açıkça şerh düşmüşlerdir. 01.03.2026 tarihinde (B) makineyi teslim etmemiş; (A) ise aynı gün (B)’ye gönderdiği yazılı bildirimle borcun ifasından vazgeçtiğini ve zararının tazmin edilmesini istediğini beyan etmiştir.

Buna göre, Türk Borçlar Kanunu’nun karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde borçlunun temerrüdüne ilişkin hükümleri uyarınca aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: (A), borçluya herhangi bir ek süre vermeksizin borcun ifasından vazgeçerek müspet zararının tazminini talep edebilir; bu durumda (B), temerrüde düşmekte kusuru bulunmadığını ispat ederek tazminat yükümlülüğünden kurtulabilir.

Cevap

Alacaklı, kesin vade varlığı nedeniyle ek süre vermeksizin müspet zararını talep edebilir ve bu durumda kusursuzluğunu ispat yükü borçluya aittir.
Türk Borçlar Kanunu m. 124/3 uyarınca, borcun ifasının belirli bir zamanda gerçekleşmemesi halinde ifanın artık kabul edilmeyeceği sözleşmede kararlaştırılmışsa (kesin vade), borçlunun temerrüdü halinde alacaklının ek süre tayin etmesine gerek yoktur. Alacaklı, borcun ifasından vazgeçtiğini hemen bildirerek müspet zararının (beklenen yarar/ifanın tam karşılığı) tazminini isteyebilir. Bu tazminatın şartı olan kusur, borçlar hukukunda karine kabul edildiğinden, borçlu ancak kusursuzluğunu ispat ederek sorumluluktan kurtulabilir.

Adım Adım Çözüm

1
Vade Türünün Tespiti
Sözleşmede vadenin 'kesin' olduğu ve ifanın bu tarihten sonra yararsız kalacağı belirtildiğinden, olayda bir 'kesin vade' (TBK m. 124/3) mevcuttur.
Kesin vade, borçlunun temerrüdü halinde alacaklının ek süre (meyil) verme zorunluluğunu ortadan kaldıran hallerden biridir.
2
Seçimlik Hakkın Belirlenmesi
Alacaklı (A), vade dolduğunda ifadan vazgeçtiğini bildirerek müspet zarar tazmini (ifanın gerçekleşmemesinden doğan zarar) talep etmeyi seçmiştir.
Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde temerrüt halinde alacaklıya tanınan üç seçimlik haktan biri 'ifadan vazgeçip müspet zarar tazmini'dir.
3
Kusur ve İspat Yükü Analizi
Müspet zarar tazmini için borçlunun kusurlu olması gerekir; ancak TBK m. 112 uyarınca borçlunun kusuru karine olduğundan, borçlu tazminattan kurtulmak için kusursuzluğunu ispatlamalıdır.
Borçlunun temerrüdünde tazminat sorumluluğu kusura dayanır, ancak kanun ispat yükünü yer değiştirerek alacaklıyı korumuştur.

Anahtar Kavram

Karşılıklı Borçlarda Temerrüt ve Kesin Vadenin Ek Süreye Etkisi

Daha Fazla Pratik

Seçimlik haklardan 'sözleşmeden dönme' ve 'menfi zarar' kavramlarını, kesin vadeli işlemlerle birlikte tekrar ediniz.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 10Soru

Satıcı (A) ile Alıcı (B), bir otomobilin 1.000.000 TL karşılığında satışı konusunda anlaşmışlardır. Sözleşmeye göre tarafların borçlarını aynı anda (eş zamanlı) ifa etmeleri kararlaştırılmıştır. Alıcı (B), satış bedelini henüz ödememiş ve ödemeye hazır olduğunu da bildirmemiş olmasına rağmen, Satıcı (A)'dan aracın mülkiyetinin kendisine devredilmesini talep etmektedir. Bu durumda Satıcı (A)'nın, bedel kendisine ödeninceye kadar aracı teslim etmekten kaçınma hakkı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Ödemezlik def'i

Cevap

Türk Borçlar Kanunu uyarınca, karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde bir tarafın kendi borcunu ifa etmeden karşı taraftan ifa istemesi durumunda, diğer tarafın ifadan kaçınma hakkına ödemezlik def'i denir.
Türk Borçlar Kanunu'nun 97. maddesine göre, karşılıklı borç yükleyen bir sözleşmede borcun ifasını isteyen tarafın, sözleşmenin koşullarına ve özelliklerine göre daha sonra ifa etme hakkı yoksa, kendi borcunu ifa etmiş veya ifasını teklif etmiş olması gerekir. Aksi takdirde karşı taraf ödemezlik def'i ileri sürerek kendi borcunu yerine getirmekten kaçınabilir.

Adım Adım Çözüm

1
Sözleşme tipini belirle.
Satış sözleşmesi tam iki tarafa borç yükleyen (sinallagmatik) bir sözleşmedir.
Ödemezlik def'inin uygulanabilmesi için sözleşmenin karşılıklı borç yüklemesi gerekir.
2
İfa sırasını kontrol et.
Taraflar borçların aynı anda ifa edilmesini kararlaştırmıştır.
Ödemezlik def'i, tarafların aynı anda ifa ile yükümlü olduğu veya savunmada bulunan tarafın daha sonra ifa etmesi gerektiği durumlarda kullanılır.
3
İfa talebinin şartlarını değerlendir.
Alıcı borcunu ifa etmeden (parayı ödemeden) satıcıdan ifa (aracı teslim) istemektedir.
TBK m. 97 uyarınca, kendi borcunu ifa etmeyen tarafın ifa talebi, diğer tarafa ifadan kaçınma yetkisi verir.

Anahtar Kavram

Ödemezlik Def'i (TBK m. 97)
Soru 11Soru

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 115. maddesinde düzenlenen 'sorumsuzluk anlaşmaları'na ilişkin hukuki rejim dikkate alındığında, borçlunun borca aykırılıktan doğan sorumluluğunun önceden sınırlandırılması veya kaldırılması ile ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Borçlunun ağır kusurundan doğacak sorumluluğunu önceden kaldıran anlaşmalar kesin hükümsüzdür; ancak kanunla verilen bir imtiyaza dayanan işletmelerde hafif kusurdan doğacak sorumluluğun önceden kaldırılması da geçersizdir.

Cevap

Borçlunun ağır kusurundan doğacak sorumluluğunu önceden kaldıran anlaşmalar kesin hükümsüzdür; ancak kanunla verilen bir imtiyaza dayanan işletmelerde hafif kusurdan doğacak sorumluluğun önceden kaldırılması da geçersizdir.
Türk Borçlar Kanunu m. 115/1 uyarınca, borçlunun ağır kusurundan (kast ve ağır ihmal) sorumlu olmayacağına dair önceden yapılan anlaşmalar kesin hükümsüzdür. Aynı maddenin 2. fıkrası ise, bir imtiyaza dayalı işletmelerde (örneğin elektrik dağıtımı, demiryolu işletmeciliği vb.) hafif kusurdan doğacak sorumluluğun bile kaldırılamayacağını emrederek genel kurala bir istisna/ekleme getirmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Genel kuralın (TBK 115/1) tespiti.
Borçlunun kastından ve ağır ihmalinden (ağır kusur) doğacak sorumluluğun önceden kaldırılması kesin hükümsüzdür.
Kanun koyucu, kişilerin en ağır kusurlarından dahi sorumlu olmayacaklarını önceden kararlaştırmalarını kamu düzenine aykırı bulmuştur.
2
Özel sınırlamaların (TBK 115/2) tespiti.
Kanunla verilen bir imtiyaza (monopol/imtiyazlı işletme) dayalı bir hizmet sunuluyorsa, hafif kusurdan sorumsuzluk da geçersizdir.
Alacaklının bu tür işletmelerden hizmet alma zorunluluğu bulunduğu için, zayıf tarafı koruma amacı güdülmüştür.
3
Uzmanlık gerektiren işlere (TBK 115/3) ilişkin hükmün değerlendirilmesi.
Hizmet uzmanlık gerektiriyorsa hafif kusurdan sorumsuzluk anlaşması hakimin takdiriyle geçersiz kılınabilir.
Profesyonel standartların korunması ve dürüstlük kuralı gereği uzman borçlunun sorumluluğu daha sıkı denetlenir.

Anahtar Kavram

Sorumsuzluk Anlaşmalarının Sınırları (Emredici Hükümler)

Daha Fazla Pratik

TBK 116'da düzenlenen 'Yardımcı Kişilerin Fiillerinden Sorumluluk' durumundaki sorumsuzluk anlaşmaları ile TBK 115'teki farkları inceleyiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 12Soru

Ankara’da yerleşim yeri bulunan borçlu (B) ile İstanbul’da yerleşim yeri bulunan alacaklı (A) arasında akdedilen sözleşme uyarınca (B); 100.000100.000 TL nakit ödeme, sözleşme kurulduğu sırada Bursa’da bir sergide bulunan antika bir tablonun teslimi ve 5050 çuval pirinç teslimi borçlarını üstlenmiştir. İfadan hemen önce alacaklı (A), yerleşim yerini İstanbul’dan Van’a taşımıştır.

Taraflar ifa yerini ayrıca kararlaştırmadığına göre, 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu hükümlerine göre bu borçların ifa yerlerine ilişkin aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Para borcu alacaklının yeni yerleşim yeri olan Van’da, tablo sözleşme anında bulunduğu yer olan Bursa’da, pirinçler ise borçlunun yerleşim yeri olan Ankara’da ifa edilmelidir; ancak alacaklının yerleşim yeri değişikliği ifayı önemli ölçüde güçleştirmişse para borcu alacaklının eski yerleşim yeri olan İstanbul’da da ifa edilebilir.

Cevap

Para borcu kural olarak alacaklının güncel yerleşim yerinde (Van), tablo sözleşme anında bulunduğu Bursa'da, pirinçler ise borçlunun Ankara'daki yerleşim yerinde ifa edilmelidir; alacaklının taşınması ifayı güçleştirirse para borcu eski yerleşim yerinde de ifa edilebilir.
TBK m. 89 uyarınca; para borçları alacaklının ifa zamanındaki yerleşim yerinde (Van), belirli bir şeyin (parça borcu) teslimi borcun doğumu sırasında bulunduğu yerde (Bursa), diğer tüm borçlar ise borçlunun yerleşim yerinde (Ankara) ifa edilir. Ayrıca alacaklının yerleşim yerini değiştirmesi ifayı güçleştiriyorsa, borçlu para borcunu alacaklının önceki yerleşim yerinde (İstanbul) ifa etme hakkına sahiptir.

Adım Adım Çözüm

1
Borç türlerini ve TBK 89/1 hükmünü analiz etme
Para borcu (götürülecek), Parça borcu (tablo - bulunduğu yer), Cins borcu (pirinç - aranacak) olarak ayrıştırılır.
Her borç türünün ifa yeri kanunen farklı kurala tabidir.
2
Para borcunun ifa yerini alacaklının yerleşim yeri değişikliğine göre belirleme
Kural Van'dır ancak TBK 89/2 uyarınca güçlük halinde İstanbul (eski yerleşim yeri) tercih edilebilir.
Alacaklının yerleşim yerini değiştirmesi borçlunun durumunu ağırlaştırmamalıdır.
3
Parça borcu (tablo) ve cins borcu (pirinç) için yer tespiti yapma
Tablo için sözleşme anındaki konum (Bursa), pirinç için borçlunun yerleşim yeri (Ankara) esas alınır.
TBK 89/1-2 ve 89/1-3 maddeleri bu ayrımı net olarak yapmaktadır.

Anahtar Kavram

İfa Yerinin Kanuni Belirlenmesi (TBK m. 89)

Daha Fazla Pratik

Gönderilecek borçlarda (borçlunun ifa yerinden başka bir yere gönderdiği durumlar) hasarın geçiş anını inceleyiniz.
Tahmini Süre:2m 30s
Soru 13Soru

6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu uyarınca, borcun ifa edileceği günün (vadenin) taraflarca sözleşme ile kesin bir tarih olarak kararlaştırıldığı 'belirli vadeli' borç ilişkilerinde; borçlunun temerrüde düşmesi ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Borçlu, belirlenen vadenin dolmasıyla birlikte herhangi bir ihtara gerek kalmaksızın kendiliğinden temerrüde düşer.

Cevap

Borçlu, belirlenen vadenin dolmasıyla birlikte herhangi bir ihtara gerek kalmaksızın kendiliğinden temerrüde düşer.
Türk Borçlar Kanunu'nun 117. maddesinin 2. fıkrasına göre; vadenin taraflarca birlikte belirlendiği hallerde, bu günün geçmesiyle borçlu kendiliğinden temerrüde düşer. Bu duruma 'belirli vade' denir ve alacaklının ayrıca bir ihtarda bulunması gerekmez.

Adım Adım Çözüm

1
Borç ilişkisindeki vadenin türünün tespit edilmesi.
Soruda vadenin taraflarca sözleşme ile belirlendiği (belirli vade) ifade edilmiştir.
Borçlunun temerrüdü için ihtar gerekip gerekmediği vadenin türüne bağlıdır.
2
Türk Borçlar Kanunu'nun 117. maddesindeki temerrüt kurallarının uygulanması.
TBK m. 117/1 genel kural olarak ihtarı ararken, 117/2 belirli vadeli borçları bu kuraldan istisna tutar.
Belirli vadeli borçlarda borçlu, ifa gününü zaten bildiği için ek bir hatırlatmaya (ihtara) gerek duyulmaz.
3
Temerrüt anının belirlenmesi.
Vade gününün sona ermesiyle borçlu doğrudan temerrüde düşer.
Kanun koyucu 'vadenin dolması' olayına hukuki sonuç olarak temerrüdü bağlamıştır.

Anahtar Kavram

Belirli Vadeli Borçlarda Temerrüt (TBK m. 117/2)

Daha Fazla Pratik

Borçlunun temerrüdünün sonuçları ile alacaklı temerrüdünün farklarını inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:45s
Soru 14Soru

Türk Borçlar Kanunu (TBK) çerçevesinde borca aykırılık hallerinden biri olan "borcun ifasının borçlunun sorumlu olduğu bir sebeple imkânsızlaşması" (kusurlu imkânsızlık) ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Borcun ifası borçlunun sorumlu olduğu bir sebeple imkânsızlaşırsa, borçlu alacaklının bu yüzden uğradığı zararı gidermekle yükümlüdür ve borçlu, borca aykırılıkta kusuru olmadığını ispat etmedikçe sorumluluktan kurtulamaz.

Cevap

Borcun ifası borçlunun sorumlu olduğu bir sebeple imkânsızlaşırsa borçlu zararı gidermekle yükümlüdür ve kusursuzluğunu ispat yükü kendisine aittir.
Türk Borçlar Kanunu'nun 112. maddesi genel borca aykırılık hükmüdür. Bu maddeye göre, borç hiç veya gereği gibi ifa edilmezse borçlu, kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe, alacaklının bu yüzden uğradığı zararı gidermekle yükümlüdür. Kusurlu imkânsızlık durumunda asıl borç sona ermez; içerik değiştirerek tazminat borcuna dönüşür. Burada istenen zarar 'müspet zarar'dır (borç ifa edilseydi alacaklının sahip olacağı durum ile mevcut durum arasındaki fark).

Adım Adım Çözüm

1
Borca aykırılık türünü belirle.
İfanın sonradan ve borçlunun kusuruyla imkânsızlaşması durumu TBK m. 112 kapsamında değerlendirilir.
Borçlunun sorumlu olduğu bir sebeple borcun ifa edilememesi, borcu sona erdiren kusursuz imkânsızlıktan ayrılmalıdır.
2
İspat yükü ve sorumluluk esaslarını analiz et.
Sözleşme hukukunda borçlu kusursuzluğunu ispatlamak zorundadır.
TBK m. 112 metni açıkça 'borçlu, kendisine hiçbir kusurun yüklenemeyeceğini ispat etmedikçe' ifadesini kullanarak ispat yükünü borçluya vermiştir.

Anahtar Kavram

TBK m. 112 uyarınca kusurlu imkânsızlık ve ispat yükünün borçlu üzerinde olması.

Daha Fazla Pratik

Borcun ifasının imkânsızlaşmasında borçlunun kusurlu olup olmamasının sonuçlarını karşılaştırmak için TBK 112 ve TBK 136 maddelerini birlikte inceleyiniz.
Tahmini Süre:1m 40s
Soru 15Soru

Antika otomobil restoratörü (A), koleksiyoner (K) ile yaptığı sözleşme uyarınca restorasyonunu tamamladığı, dünyada sadece birkaç örneği bulunan nadide bir aracı teslim etmeyi borçlanmıştır. Ancak teslim tarihinden bir gün önce, (A)’nın atölyesinde yanıcı maddelerin yanında gerekli önlemleri almadan kaynak yapması sonucu çıkan yangında araç tamamen yanarak kullanılamaz hale gelmiştir. Bu olayda borcun akıbeti ve borçlunun sorumluluğu ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi Türk Borçlar Kanunu hükümleri uyarınca doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Borcun ifası borçlunun kusuruyla imkansızlaştığından borç sona ermez, tazminat borcuna dönüşür; bu kapsamda borçlu, alacaklının müspet zararını tazmin etmekle yükümlüdür.

Cevap

Borcun ifası borçlunun kusuruyla imkansızlaştığından borç sona ermez, tazminat borcuna dönüşür; bu kapsamda borçlu, alacaklının müspet zararını tazmin etmekle yükümlüdür.
Sözleşme kurulduktan sonra borçlunun ihmali veya kastı nedeniyle ifanın imkansızlaşması durumunda, borçlunun sorumluluğu TBK m. 112 kapsamında devam eder. Bu durumda borç sona ermez, ancak konusu değişerek bir tazminat borcuna dönüşür. Alacaklı, borç ifa edilmiş olsaydı içinde bulunacağı mali durumu talep edebilir ki buna 'müspet zarar' denir.

Adım Adım Çözüm

1
Olaydaki borca aykırılık türünün tespiti
Borçlandıktan sonra (sonraki) ve borçlunun kusuruyla (ihmaliyle) meydana gelen bir imkansızlık tespit edilmiştir.
Olayda araç sözleşmeden sonra yanmış ve borçlunun yangına yol açan bir önlemsizliği söz konusudur.
2
TBK m. 112 hükmünün uygulanması
Borçlu, kusursuzluğunu ispat edemediği takdirde alacaklının zararını gidermek zorundadır.
Kusurlu imkansızlık durumunda borç sona ermez, tazminat borcuna (müspet zarar) dönüşür.
3
İspat yükünün değerlendirilmesi
Sorumluluktan kurtulmak için borçlu, kusurlu olmadığını kanıtlamalıdır.
Sözleşme hukukunda kusur karinesi gereği ispat yükü borçludadır.

Anahtar Kavram

Kusurlu Sonraki İmkansızlık (TBK m. 112)
Soru 16Soru

Taşınmaz satış vaadi sözleşmesi uyarınca, satıcı (S) mülkiyeti devretmeyi, alıcı (A) ise satış bedelini ödemeyi borçlanmıştır. Sözleşmede tarafların borçlarını aynı anda ifa edecekleri kararlaştırılmıştır. Vade gelmesine rağmen alıcı (A) satış bedelini ödememiş ve herhangi bir ödeme teklifinde de bulunmadan satıcı (S) aleyhine tescile zorlama davası açmıştır. Satıcı (S) ise mahkemeye sunduğu cevap dilekçesinde, satış bedeli kendisine ödenmedikçe mülkiyeti devretmeyeceğini beyan etmiştir.

Türk Borçlar Kanunu'nun ilgili hükümleri uyarınca, bu uyuşmazlıkta mahkemenin vermesi gereken karar aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Satıcının ödemezlik def'i yerinde görülerek, satış bedelinin mahkeme veznesine depo edilmesi kaydıyla tescile (birlikte ifaya) karar verilmelidir.

Cevap

Satıcının ödemezlik def'i yerinde görülerek, satış bedelinin mahkeme veznesine depo edilmesi kaydıyla tescile (birlikte ifaya) karar verilmelidir.
Karşılıklı borç yükleyen sözleşmelerde, taraflardan biri kendi borcunu ifa etmeden veya ifayı teklif etmeden diğer taraftan ifa talep ederse, karşı taraf Türk Borçlar Kanunu m. 97 uyarınca ödemezlik def'ini ileri sürebilir. Bu def'i ileri sürüldüğünde mahkeme davayı reddetmez, davacının kendi borcunu (olayda satış bedelini) mahkeme veznesine depo etmesi şartıyla davalının borcunu ifa etmesine (tescile) yani birlikte ifaya karar verir.

Adım Adım Çözüm

1
Sözleşme türünün ve ifa sırasının tespiti
Taşınmaz satış vaadi, tam iki tarafa borç yükleyen (sinallagmatik) bir sözleşmedir ve taraflar aynı anda ifayı kararlaştırmıştır.
TBK m. 97'nin (Ödemezlik Def'i) uygulanabilmesi için sözleşmenin karşılıklı borç yüklemesi ve aksine bir adet veya sözleşme hükmü olmaması gerekir.
2
İfa talebinde bulunan tarafın durumunun değerlendirilmesi
Alıcı (A), kendi borcunu ifa etmemiş ve ifa teklifinde bulunmamıştır.
Ödemezlik def'iyle karşılaşmamak için alacaklının kendi borcunu ifa etmiş veya ifaya hazır olduğunu ispatlaması gerekir.
3
Davalının savunmasının (def'i) niteliğinin belirlenmesi
Satıcı (S), 'bedel ödenmedikçe ifa etmem' diyerek ödemezlik def'ini ileri sürmüştür.
Ödemezlik def'i mahkemece kendiliğinden (re'sen) gözetilmez, hak sahibi tarafından ileri sürülmelidir.
4
Mahkeme kararının tayini
Mahkeme, alıcının borcunu yerine getirmesi (depo etmesi) karşılığında satıcının tescil yapmasına hükmeder.
Türk hukuk öğretisi ve Yargıtay uygulamasına göre, ödemezlik def'i ileri sürüldüğünde dava reddedilmez; 'birlikte ifa' (hand-to-hand delivery) kararı verilir.

Anahtar Kavram

Ödemezlik Def'i (TBK m. 97) ve Birlikte İfa Kararı
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 17Soru

Ahmet, arkadaşı Mehmet’ten 20.00020.000 TL borç almış ve taraflar borcun ödeme vakti olarak "Mehmet’in yeni dairesine taşındığı gün" ifadesi üzerinde anlaşmışlardır. Mehmet 1515 Nisan tarihinde yeni dairesine taşınmış ancak Ahmet borcunu henüz ödememiştir. Bu olayda borçlunun temerrüdüyle ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Borç, taşınma tarihinde muaccel hale gelmiş olsa da taraflarca kesin bir takvim günü kararlaştırılmadığı için borçlunun temerrüdü için alacaklının ihtarı şarttır.

Cevap

Borç muaccel hale gelmiş olsa da taraflarca kesin bir takvim günü kararlaştırılmadığı için borçlunun temerrüdü için alacaklının ihtarı şarttır.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu’nun 117117. maddesine göre borçlunun temerrüde düşmesi için kural olarak borcun muaccel olması ve alacaklının ihtarda bulunması gerekir. Taraflar borcun ifa edileceği günü takvim günü olarak (örneğin "1515 Mayıs 20262026") belirlemişlerse bu 'belirli vade'dir ve ihtar gerekmez. Ancak olaydaki gibi "taşınma günü" gibi belirlenebilir (determinable) vadelerde borç muaccel olsa da temerrüt için ihtar çekilmesi zorunludur.

Adım Adım Çözüm

1
Vadenin niteliğini belirle
Taşınma günü, gerçekleşeceği kesin olan ancak takvim olarak önceden belli olmayan 'belirlenebilir vade' niteliğindedir.
Kesin bir takvim günü (örneğin 1515 Nisan 20262026) kararlaştırılmadığı sürece vade 'belirli vade' sayılmaz.
2
Muacceliyet durumunu kontrol et
Mehmet taşındığı an borç muaccel hale gelir.
Vadenin gelmesi borcu istenebilir (muaccel) kılar.
3
Temerrüt şartlarını uygula
TBK 117/1 uyarınca muaccel borçlarda temerrüt için ihtar gerekir.
TBK 117/2'deki ihtar gerektirmeyen 'belirli vade' istisnası burada mevcut değildir.

Anahtar Kavram

Belirlenebilir vadelerde (vade-i meşrut) borcun muaccel olması temerrüt için yeterli olmayıp, ayrıca ihtarın yapılması zorunludur.
Soru 18Soru

Türk Borçlar Kanunu hükümleri uyarınca, borçlunun temerrüdünün genel sonuçları ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğradığını ispat ederse; borçlu, temerrüde düşmekte hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe bu zararı da gidermekle yükümlüdür.

Cevap

Alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğradığını ispat ederse; borçlu, temerrüde düşmekte hiçbir kusuru bulunmadığını ispat etmedikçe bu zararı da gidermekle yükümlüdür.
Türk Borçlar Kanunu'nun 122. maddesi uyarınca alacaklı, temerrüt faizini aşan bir zarara uğramışsa borçlu, temerrüde düşmekte kusuru olmadığını ispat etmedikçe bu zararı gidermekle yükümlüdür. Burada borçlunun kusuru 'karine' olarak kabul edilir ve ispat yükü, kusurlu olmadığını iddia eden borçludadır.

Adım Adım Çözüm

1
Aşkın (Munzam) Zarar kavramını tanımla
Temerrüt faizinin alacaklının zararını karşılamadığı durumlarda ortaya çıkan ek zarardır.
TBK m. 122 kapsamında alacaklının korunması amaçlanır.
2
Kusur karinesini incele
Borçlunun munzam zarardan sorumlu olması için kusurlu olması gerekir, ancak bu kusur kanunen varsayılır.
Sorumluluktan kurtulma yükü borçluya verilmiştir (ispat yükünün yer değiştirmesi).
3
Seçeneklerdeki diğer temerrüt sonuçlarını (faiz, kaza sorumluluğu) ayırt et
Faiz kusursuzdur, kaza sorumluluğu ise istisnalı bir kusursuz sorumluluktur.
KPSS düzeyinde bu kavramların karıştırılması en yaygın hata kaynağıdır.

Anahtar Kavram

Aşkın (Munzam) Zarar ve İspat Yükü

Daha Fazla Pratik

Munzam zarar ile cezai şartın (penal clause) birleştiği durumlarda mahsup kurallarını inceleyen bir soru çözebilirsiniz.

Alternatif Yöntem

Borçlunun temerrüdünün sonuçlarını 'Para Borçları' ve 'Diğer Borçlar' olarak ikiye ayırıp, 'Kusurlu' ve 'Kusursuz' sorumluluk hallerini bir tablo üzerinde eşleştirerek soruyu daha hızlı analiz edebilirsiniz.
Tahmini Süre:2m 30s
Soru 19Soru

Antalya’da yerleşim yeri bulunan (A) ile Bursa’da yerleşim yeri bulunan (B) arasında akdedilen bir sözleşme uyarınca; (A), sözleşme kurulduğu sırada İzmir’de bulunan antika dolabını (B)’ye teslim etmeyi; (B) ise bunun karşılığında 150.000150.000 TL ödemeyi ve ayrıca kendi atölyesinde ürettiği 100100 adet standart bilgisayar masasını (A)’ya teslim etmeyi borçlanmıştır. Sözleşmenin kurulmasından sonra ancak ifa zamanından önce (A) yerleşim yerini İstanbul’a, (B) ise Ankara’ya taşımıştır.

Taraflar arasında ifa yerine ilişkin aksine bir kararlaştırma bulunmadığına göre; antika dolabın, para borcunun ve bilgisayar masalarının ifa yerleri sırasıyla aşağıdakilerin hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İzmir - İstanbul - Bursa

Cevap

Antika dolabın İzmir'de, para borcunun İstanbul'da ve bilgisayar masalarının Bursa'da ifa edilmesi gerektiğini belirten seçenek doğrudur.
6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun 89. maddesindeki yasal yedek hukuk kurallarına göre; antika dolap bir parça borcu olduğu için sözleşme anında bulunduğu yer olan İzmir'de; para borcu bir götürülecek borç olduğu için alacaklının ifa zamanındaki yeri olan İstanbul'da; bilgisayar masaları ise 'diğer borçlar' kategorisinde olup borcun doğumu anındaki borçlu yerleşim yeri olan Bursa'da ifa edilmelidir.

Adım Adım Çözüm

1
Parça borcunun (antika dolap) ifa yerini belirle.
İzmir
TBK m. 89/2 uyarınca parça borçları, sözleşmenin kurulduğu sırada borç konusunun bulunduğu yerde ifa edilir. Dolap sözleşme anında İzmir'dedir.
2
Para borcunun (150.000150.000 TL) ifa yerini belirle.
İstanbul
TBK m. 89/1 uyarınca para borçları, alacaklının ödeme (ifa) zamanındaki yerleşim yerinde ifa edilir. Alacaklı (A) ifa zamanında İstanbul'dadır.
3
Diğer borçların (çeşit borcu olan masalar) ifa yerini belirle.
Bursa
TBK m. 89/3 uyarınca para ve parça borcu dışındaki tüm borçlar, doğumları (sözleşme anı) sırasında borçlunun yerleşim yerinde ifa edilir. Borçlu (B) sözleşme anında Bursa'dadır.

Anahtar Kavram

TBK m. 89 uyarınca ifa yerinin belirlenmesinde zamanın (sözleşme anı vs. ifa anı) ve borç türünün etkisi.
Tahmini Süre:3m 0s
Soru 20Soru

Türk Borçlar Kanunu'nun ifa zamanına ilişkin yorum kuralları uyarınca, taraflar arasındaki bir sözleşmede borcun "Haziran ayının ortasında" ifa edileceği kararlaştırılmışsa, bu borç kural olarak hangi gün muaccel olur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: 1515 Haziran

Cevap

Haziran ayının ortası ifadesi hukuken 1515 Haziran gününü ifade eder.
Türk Borçlar Kanunu'nun 9191. maddesinin ikinci fıkrasına göre; ayın başı denilince ayın birinci günü, ayın ortası denilince ayın on beşinci günü ve ayın sonu denilince ayın sonuncu günü anlaşılır. Bu nedenle Haziran ayının ortası ifadesi doğrudan 1515 Haziran tarihine tekabül eder ve borç bu tarihte muaccel olur.

Adım Adım Çözüm

1
Türk Borçlar Kanunu'nun ifa zamanına ilişkin yorum kurallarını (TBK m. 91) gözden geçir.
Kanun; ayın başı, ortası ve sonu ifadelerine belirli tarihler atamıştır.
Sözleşmedeki belirsiz zaman ifadelerinin kanuni karşılığını bulmak gerekir.
2
"Ayın ortası" ifadesinin kanuni tanımını uygula.
TBK m. 91/291/2 uyarınca ayın ortası, o ayın on beşinci günüdür.
Vadenin tam gününü tespit ederek muacceliyet anını belirlemek amaçlanır.

Anahtar Kavram

İfa Zamanının Belirlenmesi ve Kanuni Yorum Kuralları
Tahmini Süre:45s
Sayfa 1 / 6Sonraki
Borçların İfası ve İfa Edilmemesi Alıştırma Soruları — KPSS Hukuk | Examkin