Marksist ve Eleştirel Yaklaşımlar

249 soru

Soru 1Soru

Bağımlılık Teorisi'ne göre, az gelişmiş ülkelerin ekonomik durumları, bu ülkelerin dünya kapitalist sistemine entegrasyon biçimlerinden bağımsız ele alınamaz. Bu yaklaşıma göre, "az gelişmişlik" (underdevelopmentunderdevelopment) olgusunun mahiyetiyle ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Az gelişmişlik, gelişmişliğe giden yolda geçilmesi gereken doğal bir tarihsel aşama değil; merkez ülkelerin kalkınma sürecinin bir sonucu olarak üretilen yapısal bir durumdur.

Cevap

Az gelişmişlik, gelişmişliğe giden bir aşama değil; merkez ülkelerin kalkınma sürecinin bir sonucu olarak üretilen yapısal bir durumdur.
Doğru yanıt olan seçenek, Bağımlılık Teorisi'nin temel iddiasını yansıtır: Az gelişmişlik, ülkelerin kendi içsel eksikliklerinden değil, küresel kapitalist sistemdeki konumlarından ve merkez ülkelerle kurdukları eşitsiz ilişkiden kaynaklanan yapısal bir sonuçtur. Andre Gunder Frank bu durumu 'az gelişmişliğin gelişimi' (developmentdevelopment ofof underdevelopmentunderdevelopment) olarak adlandırmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Modernleşme Kuramı ile karşılaştırma yapın.
Modernleşme Kuramı az gelişmişliği 'başlangıç aşaması' olarak görürken, Bağımlılık Teorisi bunu sistemin sonucu olarak görür.
Teorinin özgünlüğünü anlamak için eleştirdiği ana akım kuramı bilmek gerekir.
2
Merkez-Çevre (Center-Periphery) ilişkisini analiz edin.
Merkezin gelişmişliğinin, çevrenin az gelişmişliği pahasına (kaynak aktarımı ile) gerçekleştiği tespit edilir.
Sistemin yapısal eşitsizliğini ortaya koymak için.
3
Kavramsal ayrımı netleştirin.
Az gelişmişliğin (underdevelopment), gelişmemişlikten (undeveloped) farklı olarak inşa edilmiş bir süreç olduğu sonucuna varılır.
Andre Gunder Frank'in 'az gelişmişliğin gelişimi' teziyle uyumlu seçeneği belirlemek için.

Anahtar Kavram

Bağımlılık Teorisi ve Yapısal Az Gelişmişlik

İpuçları

1
Bağımlılık teorisyenleri, Modernleşme Kuramı'nın 'her ülke aynı aşamalardan geçerek kalkınır' fikrine karşı çıkarlar.
2
Bu teoriye göre merkez zenginleşirken çevreyi bilinçli olarak yoksullaştıran bir yapı söz konusudur.

Daha Fazla Pratik

Bağımlılık Teorisi'nin ekonomi-politik temelini oluşturan Prebisch-Singer tezi ve dış ticaret hadleri üzerine çalışabilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 2Soru

Immanuel Wallerstein'ın analizlerine göre, 16. yüzyılda ortaya çıkan ve günümüze dek genişleyen 'Modern Dünya Sistemi'ni, tarihteki diğer geniş çaplı sistemlerden (örneğin eski Roma veya Çin gibi yapılardan) radikal biçimde ayıran temel yapısal özellik aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Kapsayıcı tek bir siyasal otorite veya imparatorluk olmaksızın, çok devletli siyasi bir yapı içinde bütünleşik bir ekonomik işbölümü olarak varlığını sürdürmesi

Cevap

Kapsayıcı tek bir siyasal otorite veya imparatorluk olmaksızın, çok devletli siyasi bir yapı içinde bütünleşik bir ekonomik işbölümü olarak varlığını sürdürmesi
Immanuel Wallerstein'a göre modern dünya sisteminin en özgün yanı, tarihteki dünya-imparatorluklarının aksine, ekonomik işbölümünün tek bir siyasi çatı (küresel devlet veya imparatorluk) altında toplanmamış olmasıdır. Siyasi parçalanmışlık (çoklu devlet yapısı), kapitalistlerin kar maksimizasyonu önünde otoriter tek bir merkezin engel teşkil etmesini önlemiş ve bu sayede kapitalist 'dünya-ekonomisi' hayatta kalıp küresel ölçeğe yayılabilmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Wallerstein'ın tarihsel sistemler sınıflandırmasını incelemek
Tarihsel sistemlerin mini-sistemler, dünya-imparatorlukları ve dünya-ekonomileri olarak üçe ayrıldığı görülür.
Teorinin modern sistemi nereye konumlandırdığını anlamak için temel sınıflandırma bilinmelidir.
2
Geçmişteki sistemler ile modern sistemin farkını belirlemek
Roma gibi eski sistemler siyasi bütünleşmeye dayalı 'dünya-imparatorlukları' iken, 16. yüzyılda başlayan modern sistem bir 'dünya-ekonomisi'dir.
Soruda istenen 'radikal biçimde ayıran temel yapısal özellik' bu ayrıma dayanmaktadır.
3
Dünya-ekonomisi kavramının tanımını seçeneklerde aramak
Tek bir siyasi çatı altında toplanmayan, ancak ekonomik bir işbölümü ağıyla birbirine bağlanan çok devletli yapı tanımı tespit edilir.
Kapitalist gelişimin esnekliği, sermaye birikimini tekelleştirip boğabilecek kapsayıcı bir siyasi imparatorluğun olmamasına bağlanır.

Anahtar Kavram

Dünya-Ekonomisi ve Dünya-İmparatorluğu Ayrımı
Soru 3Soru

Klasik Marksist uluslararası ilişkiler perspektifinde; devlet, hukuk ve siyasal kurumlar 'üstyapı' (superstructure) unsurları olarak kabul edilir. Bu kuramsal çerçeveye göre, üstyapıyı oluşturan bu kurumların temel varlık nedeni aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Egemen sınıfın çıkarlarını yansıtan mevcut üretim tarzını sürdürmek ve meşrulaştırmak

Cevap

Egemen sınıfın çıkarlarını yansıtan mevcut üretim tarzını sürdürmek ve meşrulaştırmak olan seçenek doğrudur.
Klasik Marksist teoriye göre toplumun ekonomik temeli olan 'altyapı', devlet ve hukuk gibi 'üstyapı' unsurlarını şekillendirir. Bu bağlamda üstyapı kurumları, ekonomik olarak hakim olan sınıfın çıkarlarını korumak, kapitalist üretim tarzının devamlılığını sağlamak ve bu düzeni toplum nezdinde meşrulaştırmakla görevlidir.

Adım Adım Çözüm

1
Klasik Marksizm'in temel analiz birimini belirle.
Marksizm'de temel analiz birimi devlet değil, toplumsal sınıflar ve üretim tarzıdır.
Teorinin ontolojik temeli materyalist bir yaklaşıma dayanır.
2
Altyapı ve üstyapı arasındaki ilişkiyi analiz et.
Ekonomik temel (altyapı), siyasal ve hukuki yapıları (üstyapı) belirler.
Ekonomik güç, ideolojik ve siyasal gücü de kontrol eder.
3
Üstyapı kurumlarının işlevini tanımla.
Devlet ve hukuk gibi yapılar, egemen sınıfın (burjuvazi) çıkarlarını koruyan araçlardır.
Bu kurumlar mevcut sömürü düzeninin meşrulaşmasını ve devamını sağlar.

Anahtar Kavram

Altyapı-Üstyapı İlişkisi (Base-Superstructure)

İpuçları

1
Marksizm'de siyasetin ve devletin kendi başına bir özerkliği yoktur; her zaman ekonomiye bağlıdır.
2
Devletin kimin adına hareket ettiğini ve hangi ekonomik düzeni koruduğunu düşünün.

Daha Fazla Pratik

Marksizm'de devletin 'egemen sınıfın bir aygıtı' olarak görülmesi ile Neo-Gramsciyen 'hegemonya' kavramı arasındaki farkları inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:45s
Soru 4Soru

Frankfurt Okulu'nun ikinci kuşak düşünürlerinden Jürgen Habermas, sosyal bilimlerde bilgi üretiminin belirli insani çıkarlar doğrultusunda şekillendiğini savunur. Habermas'ın 'Bilgi Kurucu Çıkarlar' (Knowledge-Constitutive Interests) tipolojisinde; toplumsal yaşamı sınırlayan güç ilişkilerini ve ideolojik çarpıtmaları ortadan kaldırmayı, bireylerin kendi kaderlerini tayin etme gücünü (özerkliğini) sağlamayı hedefleyen temel yönelim aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Özgürleşimci çıkar

Cevap

Özgürleşimci çıkar, Habermas'ın bilgi kurucu çıkarlar sınıflandırmasında eleştirel sosyal bilimlerin temelini oluşturan ve toplumun baskıcı yapılardan kurtulmasını hedefleyen yönelimdir.
Özgürleşimci çıkar, toplumsal hayattaki güç ve tahakküm ilişkilerinin eleştirel bir analizi yoluyla bu yapıların dönüştürülmesini ve bireyin özerkliğini kazanmasını amaçlar. Bu yaklaşım, Eleştirel Teori'nin özünü oluşturan 'özgürleşme' idealinin Habermas'taki epistemolojik karşılığıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Habermas'ın bilgi ve çıkar ilişkisi teorisini analiz et.
Habermas bilgiyi; teknik, pratik ve özgürleşimci olarak üç temel çıkara ayırır.
Teorinin hangi kavramsal çerçeveye oturduğunu belirlemek için gereklidir.
2
Soruda verilen 'tahakkümü ortadan kaldırma' ve 'özerklik' hedeflerini bu çıkarlarla eşleştir.
Tahakkümden kurtulma ve eleştirel bir farkındalık yoluyla dönüşüm hedefi 'özgürleşimci' çıkarla örtüşmektedir.
Doğru kavramı ayırt etmek için metindeki anahtar kelimelerle teorik tanımlar karşılaştırılmalıdır.

Anahtar Kavram

Habermas'ın Bilgi Kurucu Çıkarlar Teorisi

İpuçları

1
Frankfurt Okulu'nun temel hedefi olan 'özgürleşme' kavramına odaklanın.
2
Habermas, bilgiyi üreten öznenin niyetine göre bir sınıflandırma yapar; burada niyet 'baskıdan kurtulmak'tır.
3
Tipolojideki üç çıkar; teknik (kontrol), pratik (anlama) ve üçüncü olarak 'eleştirel-dönüştürücü' olandır.

Daha Fazla Pratik

Habermas'ın bu teorisinden sonra geliştirdiği 'İletişimsel Eylem Kuramı' ve bu kuramın uluslararası ilişkilerdeki Andrew Linklater gibi temsilcilerini inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 5Soru

Bağımlılık Teorisi'nin öncülerinden Andre Gunder Frank, Modernleşme Kuramı'nın temel taşlarından biri olan "ikili toplum" (dual society) tezini sert bir biçimde eleştirir. Modernleşme yanlıları; gelişmekte olan ülkelerde bir yanda "modern/kapitalist", diğer yanda ise "geleneksel/feodal" iki ayrı sektörün var olduğunu ve kalkınmanın ancak modern sektörün geleneksel olanı dönüştürmesiyle mümkün olacağını savunurlar.

Frank'ın bu teze karşı geliştirdiği temel argüman aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: "Geleneksel" veya "feodal" olarak adlandırılan yapıların aslında küresel kapitalist sisteme bütünüyle entegre olmuş ve merkeze "artık" (surplus) aktarmak için işlevselleştirilmiş yapılar olduğu.

Cevap

Frank'ın temel argümanı, geleneksel veya feodal olarak adlandırılan yapıların aslında küresel kapitalist sisteme eklemlenmiş ve merkeze artık (surplus) aktarmak için işlevselleştirilmiş olduğudur.
Andre Gunder Frank, az gelişmişliğin (underdevelopment) orijinal bir durum olmadığını, bizzat kapitalist gelişmenin bir ürünü olduğunu savunur. Ona göre, Modernleşme Kuramı'nın "feodal" veya "geleneksel" olarak tanımladığı kesimler, aslında merkez ülkelerdeki birikimi besleyen hiyerarşik bir sömürü zincirinin (metropol-uydu zinciri) parçasıdır. Dolayısıyla toplum iki ayrı parçadan oluşmaz; tek bir sömürücü bütünün farklı kademelerinden oluşur.

Adım Adım Çözüm

1
Modernleşme Kuramı'nın ikili toplum tezini analiz edin.
Modernleşme Kuramı, az gelişmişliğin nedenini bir sektörün "modernleşememesi" olarak görür.
Teorik karşılaştırma için başlangıç noktasını belirlemek.
2
Bağımlılık Teorisi'nin sistem yaklaşımını değerlendirin.
Bağımlılık kuramcıları dünyayı tek bir kapitalist sistem olarak görürler.
Ontolojik farkı anlamak.
3
Frank'ın "Metropol-Uydu" zinciri kavramını uygulayın.
En alt birimdeki (uydu) artığın, bir üst merkez (metropol) üzerinden küresel merkeze aktarıldığını saptayın.
İkili toplumun neden bir illüzyon olduğunu kanıtlamak.
4
Geleneksel sektörün işlevini tanımlayın.
Sözde feodal yapıların aslında kapitalizmin ihtiyaç duyduğu ucuz işgücü ve hammaddeyi sağladığını görün.
Eleştirinin özünü netleştirmek.

Anahtar Kavram

Az Gelişmişliğin Gelişimi ve İkili Toplum Eleştirisi

Alternatif Yöntem

Soruyu çözerken 'gelişmemişlik' (undeveloped) ile 'az gelişmişlik' (underdeveloped) arasındaki farkı hatırlamak faydalıdır. Modernleşme kuramı ilkini, Bağımlılık teorisi ise ikincisini vurgular.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 6Soru

Ken Booth ve Richard Wyn Jones tarafından geliştirilen Galler Okulu (Eleştirel Güvenlik Çalışmaları), güvenliğin kendi başına bağımsız bir kavram olmadığını, aksine belirli bir dünya görüşünden ve ontolojik kabullerden beslenen "türetilmiş bir kavram" (derivative concept) olduğunu savunur. Bu perspektife göre güvenlik; kimin güvenliği olduğu, hangi değerlerin korunduğu ve tehdidin ne olduğu sorularına verilen siyasal yanıtların bir sonucudur.

Bu teorik çerçeve bağlamında, güvenliğin nihai hedefi olarak sunulan "özgürleşme" (emancipation) kavramı ile ilgili aşağıdaki değerlendirmelerden hangisi Galler Okulu'nun yaklaşımını doğru yansıtmaktadır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Güvenlik ve özgürleşme aynı madalyonun iki yüzüdür; gerçek güvenlik ancak bireylerin potansiyellerini gerçekleştirmelerini engelleyen yapısal baskılardan kurtulmasıyla mümkündür.

Cevap

Güvenlik ve özgürleşme aynı madalyonun iki yüzüdür; gerçek güvenlik ancak bireylerin potansiyellerini gerçekleştirmelerini engelleyen yapısal baskılardan kurtulmasıyla mümkündür.
Doğru yanıt olan ifade, Galler Okulu'nun güvenliği statik bir 'hayatta kalma' meselesi olarak değil, normatif bir 'özgürleşme' süreci olarak gördüğünü en iyi şekilde açıklar. Ken Booth'a göre güvenlik, bireylerin kendi kaderlerini belirlemelerinin önündeki engellerin (savaş, yoksulluk, adaletsizlik vb.) kaldırılmasıdır; yani güvenlik ve özgürleşme iç içe geçmiş iki süreçtir.

Adım Adım Çözüm

1
Booth'un 'türetilmiş kavram' argümanını analiz et.
Güvenliğin tanımı, onu tanımlayanın dünyaya bakış açısına (ontolojisine) bağlıdır.
Galler Okulu, güvenliği nesnel bir veri değil, siyasal bir tercih olarak görür.
2
Referans nesnesindeki kaymayı tespit et.
Güvenliğin odağı devlet değil, insan (birey) olmalıdır.
Devletler güvenlik sağlayan araçlar olabildikleri gibi, çoğu zaman bireyler için en büyük tehdit kaynağıdırlar.
3
Güvenlik ve özgürleşme (emancipation) arasındaki bağı kur.
Güvenlik, sadece savaşın yokluğu değil; açlık, baskı, cehalet gibi insan gelişimini kısıtlayan tüm unsurlardan kurtulmaktır.
Booth'a göre özgürleşme, güvenliğin ta kendisidir; insanlar özgürleştikçe güvenlik artar.

Anahtar Kavram

Güvenlik ve Özgürleşme İlişkisi (Emancipation)

İpuçları

1
Booth'un güvenliği neden bir 'türetilmiş kavram' olarak adlandırdığını düşünün; bu, güvenliğin odağının neresi olması gerektiğiyle ilgilidir.

Daha Fazla Pratik

Galler Okulu'nun güvenliği 'devletin güvenliği'nden 'insan güvenliği'ne taşıyan ontolojik devrimini daha iyi anlamak için Ken Booth'un 'Security and Emancipation' makalesini inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:2m 30s
Soru 7Soru

Robert Cox tarafından geliştirilen "tarihsel yapılar" (historical structures) analizinde; maddi kapasiteler, kurumlar ve fikirler arasındaki diyalektik etkileşim incelenir. Cox, "fikirler" bileşenini tanımlarken bunları iki boyutta ele alır. Birinci boyut, farklı toplumsal grupların sahip olduğu rakip dünya görüşleriyken; ikinci boyut, belirli bir tarihsel kesitte kurumların ve sosyal ilişkilerin doğasına dair toplumda yerleşik hale gelmiş, sorgulanmayan "sağduyu" (common sense) niteliğindeki kabullerdir. Cox’un teorik çerçevesinde, dünya düzeninin sarsılmaz görünmesini sağlayan ve mevcut hiyerarşileri meşrulaştıran bu paylaşılan/kolektif anlayışlara verilen ad aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Kolektif İmgeler

Cevap

Robert Cox'un teorisinde mevcut hiyerarşileri meşrulaştıran ve sağduyu olarak kabul edilen kolektif anlayışlara 'Kolektif İmgeler' adı verilir.
Kolektif imgeler, Robert Cox'un kuramında belirli bir tarihsel dönemde kurumların ve sosyal ilişkilerin doğasına dair toplumda geniş kabul gören, sorgulanmayan ve 'sağduyu' niteliği kazanmış anlayışları ifade eder. Bu imgeler, mevcut hiyerarşik düzenin meşruiyet kazanmasını ve rıza yoluyla sürdürülmesini sağlar.

Adım Adım Çözüm

1
Robert Cox'un 'Tarihsel Yapılar' modelini analiz etmek.
Modelin maddi kapasiteler, kurumlar ve fikirler olmak üzere üç ayağı olduğu saptanmıştır.
Sorunun cevabı bu üç unsurdan biri olan 'fikirler' bileşeninin alt kategorisidir.
2
Fikirler bileşeninin içsel ayrımını incelemek.
Fikirlerin 'tikel/rakip dünya görüşleri' ve 'paylaşılan inter-sübjektif anlamlar' olarak ikiye ayrıldığı görülür.
Hegemonyanın devamlılığı, paylaşılan anlamların sorgulanmadan kabul edilmesine bağlıdır.
3
Kolektif İmgeler kavramının tanımını doğrulamak.
Kolektif imgelerin (Collective Images), sosyal ilişkilerin doğasına dair evrenselleşmiş anlayışlar olduğu sonucuna varılır.
Bu imgeler, dünya düzeninin 'verili' ve 'doğal' algılanmasını sağlayarak rıza üretiminin zeminini oluşturur.

Anahtar Kavram

Robert Cox'un Tarihsel Yapılar Modeli ve Fikirlerin (Kolektif İmgelerin) Rolü

İpuçları

1
Robert Cox'un meşhur 'tarihsel yapılar üçgeni'ndeki fikirler köşesini hatırlayın.
2
Bu kavram, öznelerarası (inter-subjective) anlamları ve toplumun paylaştığı ortak gerçeklik algısını ifade eder.

Daha Fazla Pratik

Robert Cox'un 'Problem Çözücü Kuram' ile 'Eleştirel Kuram' ayrımını inceleyerek, kolektif imgelerin bu ayrımda nasıl bir rol oynadığını analiz ediniz.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 8Soru

Eleştirel Güvenlik Çalışmaları (Galler Okulu), realizmin 'devlet merkezli' ve 'askeri odaklı' güvenlik anlayışının hem eksik hem de tehlikeli olduğunu savunur. Okula göre, devletler güvenliğin yegane öznesi olarak görüldüğünde, çoğu zaman bireylerin özgürlüğünü kısıtlayan birer tehdit aracına dönüşebilmektedir.

Buna göre Galler Okulu'nun güvenlik analizlerinde, güvenliğin odaklanması gereken 'temel özne' (referans nesnesi) ve bu öznenin ulaşması hedeflenen 'ideal durum' aşağıdakilerin hangisinde birlikte verilmiştir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Birey ve insanlık / Özgürleşme (Emancipation)

Cevap

Galler Okulu'na göre güvenliğin temel öznesi 'birey ve insanlık', ulaşılmak istenen ideal durum ise 'özgürleşme' (emancipation) kavramıdır.
Galler Okulu (Eleştirel Güvenlik Çalışmaları), geleneksel realizmin 'devlet' odaklı yaklaşımını eleştirerek güvenliğin asıl referans nesnesinin bireyler ve küresel çapta insanlık olması gerektiğini savunur. Bu yaklaşımda güvenlik, statik bir durum değil; bireyleri yoksulluk, baskı ve savaş gibi engellerden kurtaran bir 'özgürleşme' (emancipation) süreci olarak görülür.

Adım Adım Çözüm

1
Galler Okulu'nun devlet merkezli güvenlik anlayışına getirdiği eleştiriyi değerlendirin.
Devletin bazen tehdit kaynağı olabileceği, bu yüzden odak noktasının bireye kayması gerektiği sonucuna varılır.
Okul, realizmin devleti önceleyen ontolojisini bireyin özgürlüğünü engellediği gerekçesiyle reddeder.
2
Güvenlik kavramının okul tarafından nasıl tanımlandığını belirleyin.
Güvenlik, insanların potansiyellerini gerçekleştirmesini engelleyen yapısal sınırlandırmalardan kurtulması olarak tanımlanır.
Galler Okulu için güvenlik ve özgürleşme aynı sürecin farklı yönlerini ifade eden ayrılmaz kavramlardır.
3
Referans nesnesi ve nihai hedef eşleşmesini seçenekler arasından doğrulayın.
Birey ve insanlık odağında özgürleşmeyi hedefleyen seçeneğin doğruluğu saptanır.
Ken Booth ve Richard Wyn Jones'un teorik çerçevesi doğrudan bu iki kavram üzerine kuruludur.

Anahtar Kavram

Referans Nesnesinin Kayması ve Özgürleşme (Emancipation) İlişkisi

İpuçları

1
Geleneksel yaklaşımların (Realizm) devlet odaklılığını neden eleştirdiklerini düşünün.
2
Ken Booth'a göre güvenlik ve bir amaca ulaşmak için baskılardan kurtulma süreci arasında nasıl bir bağ vardır?

Daha Fazla Pratik

Galler Okulu'nun 'türevsel kavram' (derivative concept) iddiasının güvenlik politikalarına etkisini araştırabilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 9Soru

Bağımlılık Teorisi'nin ekonomi-politik temelini oluşturan Prebisch-Singer tezi; çevre ülkelerin ihraç ettiği hammadde ve tarım ürünlerinin fiyatlarının, merkez ülkelerden ithal edilen sanayi ürünlerinin fiyatlarına oranla uzun vadede düşme eğiliminde olduğunu savunur. Bu duruma bağlı olarak ortaya çıkan "dış ticaret hadlerinin (terms of trade) çevre aleyhine kötüleşmesi" olgusunun, Bağımlılık Teorisi perspektifinden temel sonucu aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Çevre ülkelerin ürettiği ekonomik artı değerin sürekli olarak merkeze transfer edilmesiyle yapısal az gelişmişliğin süreklilik kazanması

Cevap

Çevre ülkelerin ürettiği ekonomik artı değerin sürekli olarak merkeze transfer edilmesiyle yapısal az gelişmişliğin süreklilik kazanması
Doğru seçenek, Bağımlılık Teorisi'nin özündeki 'sömürü ilişkisini' vurgular. Prebisch-Singer tezine göre, ticaret hadleri çevre aleyhine geliştikçe, çevre ülkeler zenginleşmek bir yana, ürettikleri değeri merkez ülkelere kaptırırlar. Bu durum Andre Gunder Frank tarafından 'az gelişmişliğin gelişimi' olarak tanımlanan, çevrenin merkezin ihtiyaçlarına göre şekillendiği yapısal bir bağımlılık döngüsü yaratır.

Adım Adım Çözüm

1
Dış ticaret hadleri kavramını analiz et
Dış ticaret hadleri, bir ülkenin ihraç malları fiyat endeksinin ithal malları fiyat endeksine oranıdır.
Teorinin ekonomik temelini anlamak için fiyat dengesizliğini tanımlamak gerekir.
2
Prebisch-Singer tezinin çevre ülkeler üzerindeki etkisini değerlendir
Sanayi ürünleri fiyatları yükselirken hammadde fiyatlarının düşmesi, çevrenin satın alma gücünü zayıflatır.
Bu durum, çevreden merkeze doğru bir kaynak akışına (artı değer transferi) neden olur.
3
Teorik sonucu belirle
Sermaye birikimi yapamayan çevre ülkeler, teknolojik ve mali açıdan merkeze daha fazla bağımlı hale gelir ve az gelişmişlik yapısal bir hal alır.
Bağımlılık Teorisi'nin temel argümanı, az gelişmişliğin merkezin gelişmişliğiyle aynı madalyonun öteki yüzü olmasıdır.

Anahtar Kavram

Artı Değer Transferi ve Yapısal Bağımlılık

İpuçları

1
Bu teori, az gelişmişliğin nedenini ülkelerin iç yapısında değil, uluslararası sistemin eşitsiz yapısında arar.
2
Sanayi ürünleri pahalılaşırken hammadde ucuzlarsa, bir ülke elindeki kaynağı koruyabilir mi yoksa başka bir yere mi aktarır?

Daha Fazla Pratik

Andre Gunder Frank'ın 'Metropol-Uydu' ilişkisi ile Wallerstein'ın 'Dünya Sistemi' arasındaki farkları incelemek konuyu pekiştirecektir.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 10Soru

Uluslararası İlişkilerde Eleştirel Teori, pozitivist ana akım kuramların aksine, araştırmacının toplumsal dünyadan bağımsız bir 'gözlemci' olamayacağını ve bilginin her zaman belirli bir insani çıkara hizmet ettiğini savunur. Bu bağlamda, mevcut sosyal ve siyasal yapıların tarihsel süreçler içerisinde güç ilişkileri tarafından şekillendirildiğini ve bu yapıların değişmez doğa kanunları olmadığını ileri sürer.

Buna göre, Eleştirel Teori'nin temel amacı ve disipline yaklaşımı ile ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Kuramın asli görevinin mevcut düzenin işleyişindeki aksaklıkları gidermek değil; insanları kısıtlayan sosyal ve siyasal yapıları sorgulayarak özgürleşmeyi (emancipation) sağlamak olduğunu savunması.

Cevap

Eleştirel Teori, kuramın temel amacının mevcut düzenin sınırları içinde sorun çözmek değil, bu düzenin kendisini sorgulayarak insan özgürleşmesine (emancipation) hizmet etmek olduğunu savunur.
Doğru seçenek, Eleştirel Teori'nin Robert Cox tarafından formüle edilen temel karakteristiğini yansıtmaktadır. Eleştirel Teori, dünyayı olduğu gibi kabul edip içindeki sorunları gidermeye çalışan (sorun çözücü) yaklaşımların aksine, mevcut düzenin nasıl kurulduğunu, hangi güçlere hizmet ettiğini sorgular ve bu düzenin insan özgürlüğü üzerindeki kısıtlamalarını kaldırmayı (özgürleşmeyi) hedefler.

Adım Adım Çözüm

1
Eleştirel Teori'nin epistemolojik temelini analiz etme
Araştırmacının değerlerden bağımsız olamayacağı ve bilginin bir amaca hizmet ettiği saptandı.
Pozitivizmin 'bilimsel tarafsızlık' iddiasının bir yanılsama olduğunu ve her kuramın birileri ve bir amaç için olduğunu anlamak için.
2
Kuramın amacını belirleme (Sorun Çözücü vs. Eleştirel)
Eleştirel Teori'nin mevcut düzeni veri kabul etmediği, onu dönüştürmek istediği görüldü.
Robert Cox'un yaptığı ayrımı temel alarak, kuramın normatif (değer yargılarına dayalı) hedefini belirlemek için.
3
Özgürleşme (Emancipation) kavramını bağlama oturtma
Özgürleşmenin, insan yapımı kısıtlayıcı yapıların (devlet, kapitalizm, dışlayıcı sınırlar) aşılması olduğu sonucuna varıldı.
Frankfurt Okulu ve Andrew Linklater gibi düşünürlerin vurguladığı 'ahlaki topluluğun genişlemesi' ve 'özgürleşme' hedefini doğrulamak için.

Anahtar Kavram

Özgürleşme (Emancipation) ve Sorun Çözücü Kuram Eleştirisi

İpuçları

1
Robert Cox'un 'Kuram her zaman birileri ve bir amaç içindir' sözünü hatırlayın.
2
Pozitivist kuramlar 'sorun çözücü' iken, bu kuram 'eleştirel' ve 'normatif' (değer odaklı) bir yapıdadır.
3
Bu yaklaşımın nihai hedefi, insanları baskılayan tarihsel ve toplumsal yapıların aşılmasını ifade eden 'emancipation' (özgürleşme) kavramıdır.

Daha Fazla Pratik

Robert Cox'un sorun çözücü kuram ile eleştirel kuram arasındaki ayrımlarını detaylıca incelemek bu konuyu pekiştirmenize yardımcı olacaktır.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 11Soru

V.I. Lenin, emperyalizmi kapitalizmin en yüksek aşaması olarak tanımlarken, sömürge ve bağımlı bölgelerden elde edilen 'aşırı karların' (super-profits) metropol ülkelerdeki toplumsal sınıf dinamiklerini de dönüştürdüğünü savunmuştur. Lenin'e göre, bu karların bir kısmının gelişmiş ülkelerdeki işçi sınıfının üst katmanlarını sistemle bütünleştirmek ve devrimci hareketlerden uzaklaştırmak amacıyla kullanılmasıyla oluşan ayrıcalıklı kesim aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İşçi aristokrasisi

Cevap

Sömürgelerden elde edilen aşırı karların metropollerdeki işçi sınıfının bir kesimini pasifize etmek için kullanılmasını ifade eden kavram 'İşçi aristokrasisi'dir.
Doğru yanıt olan kavram, Lenin'in emperyalizm kuramının en önemli sosyolojik çıktılarından biridir. Lenin'e göre emperyalist devletler, sömürgelerden sağladıkları devasa karların bir kısmını kendi ülkelerindeki işçilere (özellikle sendika liderleri ve nitelikli işçiler) paylaştırarak onları 'burjuvalaştırmış' ve böylece gelişmiş kapitalist ülkelerde devrimin gecikmesine neden olan bir 'işçi aristokrasisi' yaratmışlardır.

Adım Adım Çözüm

1
Emperyalizmin metropol ülkeler üzerindeki toplumsal etkisini analiz et.
Lenin, sömürge sömürüsünün sadece hammadde ve pazar değil, aynı zamanda metropolde 'sınıf barışı' sağlamak için ekonomik kaynak sunduğunu saptar.
Teorinin sosyal ve siyasal sonuçlarını kavramak için ekonomik temelin sınıfsal etkisini anlamak gerekir.
2
'Aşırı karlar' (super-profits) ve bunların dağılımını incele.
Bu karların bir kısmı, merkez ülkelerdeki sendikalı ve nitelikli işçilerin yaşam standartlarını yükseltmek için kullanılır.
Burjuvazinin işçi sınıfını bölme stratejisini belirlemek için maddi kaynağın yönünü takip etmek gerekir.
3
Kavramsal eşleştirmeyi yap.
Bu ayrıcalıklı ve düzenle bütünleşmiş kesim literatürde 'İşçi Aristokrasisi' olarak adlandırılır.
Soruda tanımlanan özgün sosyolojik kategorinin teorik karşılığını bulmak gerekir.

Anahtar Kavram

İşçi Aristokrasisi (Labor Aristocracy)

İpuçları

1
Bu kavram, gelişmiş ülkelerdeki işçi sınıfının neden devrimci karakterini kaybettiğine dair bir açıklama sunar.
2
Sömürge karlarının bir kısmının işçi sınıfına 'rüşvet' olarak dağıtılmasıyla oluşan ayrıcalıklı bir tabakayı ifade eder.
3
Kavram, adını soylu sınıfı ifade eden 'aristokrasi' terimi ile işçi sınıfının birleşmesinden alır.

Daha Fazla Pratik

Lenin'in emperyalizm kuramındaki 'Eşitsiz Gelişim Yasası' ile bu toplumsal yapının uluslararası sistemdeki istikrarsızlığa nasıl yol açtığını inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 12Soru

Klasik Marksizm, uluslararası ilişkiler disiplininin merkezi bir kavramı olan 'anarşi'yi, Realizm'in aksine dışsal ve değişmez bir yapısal zorunluluk olarak görmez. Buna göre Klasik Marksist düşüncede, uluslararası sistemdeki devletler arası ilişkilerin niteliğini belirleyen temel dinamik aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Toplumsal üretim tarzının ve sermaye birikim süreçlerinin mekânsal olarak sınırları aşan niteliği

Cevap

Toplumsal üretim tarzının ve sermaye birikim süreçlerinin mekânsal olarak sınırları aşan niteliği
Doğru yanıt olan seçenek, Klasik Marksizm'in 'tarihsel materyalizm' ilkesini uluslararası alana taşır. Bu yaklaşıma göre uluslararası sistemin yapısını belirleyen şey, devletlerin kendi başlarına aldıkları kararlar değil, toplumun ekonomik temelini oluşturan üretim tarzı ve bu tarzın (kapitalizmin) küresel çapta sermaye birikimi sağlama zorunluluğudur.

Adım Adım Çözüm

1
Analiz düzeyini belirleyin
Marksizm, analize birey veya devletten değil, toplumsal bütünsellikten (totality) ve ekonomik altyapıdan başlar.
Uluslararası ilişkileri anlamak için önce toplumun üretim tarzını anlamak gerekir.
2
Altyapı-Üstyapı ilişkisini kurun
Siyasal kurumlar ve devletler arası ilişkiler (üstyapı), üretim ilişkileri (altyapı) tarafından belirlenir.
Kapitalist üretim tarzı doğası gereği genişlemecidir ve devletler bu genişlemenin araçlarıdır.
3
Anarşi kavramını yeniden yorumlayın
Uluslararası anarşi, devletlerin bağımsızlığından değil, pazarın plansız ve rekabetçi yapısından kaynaklanır.
Realizmin 'verili' kabul ettiği anarşi, Marksizm için tarihsel bir aşamanın ürünüdür.

Anahtar Kavram

Tarihsel Materyalizm ve Toplumsal Bütünsellik (Totality)

İpuçları

1
Marksizm'de her zaman 'ekonomik temel' (altyapı) ve 'siyasal kurumlar' (üstyapı) arasındaki ilişkiyi düşünün.
2
Uluslararası sistemi, devletlerin birbirinden kopuk hareket ettiği bir yer değil, kapitalizmin tüm dünyaya yayılma çabasının bir sahnesi olarak değerlendirin.

Daha Fazla Pratik

Marksizmin 'devlet' kavramına bakışını, Realizmin 'ulusal çıkar' kavramıyla karşılaştıran soruları inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 13Soru

Uluslararası ilişkilerde kuramların tarafsız olmadığını savunan yaklaşımlar, kuramsal yapıları dünyayı "olduğu gibi kabul edenler" ve "nasıl değişebileceğini sorgulayanlar" şeklinde iki temel kategoriye ayırır. Robert Cox tarafından yapılan bu sınıflamada; mevcut kurumları, sosyal ve siyasal düzeni tartışmasız birer başlangıç noktası olarak gören ve sistemin içindeki belirli sorunları çözerek yapının devamlılığını sağlamayı amaçlayan perspektif aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Sorun Çözücü Teori

Cevap

Sorun çözücü teori
Robert Cox'un 1981 tarihli çalışmasında geliştirdiği bu ayrıma göre, sorun çözücü teori mevcut sosyal ve siyasal düzeni ve bu düzenin içindeki kurumları tartışmasız birer başlangıç noktası (given) olarak kabul eder. Temel amacı, sistemin işleyişi sırasında ortaya çıkan sorunları çözerek yapının sarsılmadan devam etmesini sağlamaktır. Bu yönüyle sorun çözücü teori muhafazakar bir niteliğe sahiptir ve mevcut hegemonyanın devamına hizmet eder.

Adım Adım Çözüm

1
Robert Cox'un kuramsal sınıflandırmasını belirleyin.
Cox, kuramları 'Sorun Çözücü Teori' ve 'Eleştirel Teori' olarak ikiye ayırır.
Kuramın amacına (statükoyu korumak veya değiştirmek) göre bir ayrım yapılmaktadır.
2
Soruda verilen özellikleri (düzeni veri kabul etme, sistemin devamlılığını sağlama) bu kategorilerle eşleştirin.
Bu özellikler 'Sorun Çözücü Teori' (Problem-solving Theory) kapsamına girmektedir.
Sorun çözücü teori dünyayı olduğu gibi kabul eder ve statükocu bir karakter taşır.

Anahtar Kavram

Robert Cox'un Sorun Çözücü ve Eleştirel Teori Ayrımı

İpuçları

1
Robert Cox'un 'Teori her zaman birileri ve bir amaç içindir' sözü, kuramların tarafsız olmadığını vurgular.
2
Soruda bahsedilen yaklaşım, sistemin 'nasıl değişeceğini' değil, 'nasıl sorunsuz işleyeceğini' dert edinmektedir.
3
Mevcut düzeni veri kabul edip teknik iyileştirmeler yapan isimlendirme doğrudan yaptığı 'işle' (sorun giderme) ilgilidir.

Daha Fazla Pratik

Robert Cox'un sınıflamasına göre Realizm ve Neorealizm'in neden 'Sorun Çözücü Teori' olarak görüldüğünü araştırabilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 14Soru

Frankfurt Okulu'nun kurucu figürleri olan Max Horkheimer ve Theodor Adorno, 'Aydınlanmanın Diyalektiği' adlı eserlerinde modernitenin rasyonelleşme sürecinin paradoksal bir şekilde yeni tahakküm biçimlerine yol açtığını savunurlar. Bu yaklaşıma göre, başlangıçta insanı doğanın ve hurafelerin baskısından kurtarmayı amaçlayan aklın, zamanla bireysel özgürlüğü kısıtlayan bir baskı aracına dönüşmesinin temel sebebi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Akılın özgürleşimci ve eleştirel karakterini kaybederek sadece teknik verimliliğe ve araç-amaç uyumuna odaklanan 'araçsal' bir nitelik kazanması

Cevap

Aklın özgürleşimci karakterini yitirerek araçsal bir nitelik kazanması
Horkheimer ve Adorno'ya göre, Aydınlanma süreciyle birlikte akıl, 'ne yapmalı?' sorusunu soran eleştirel gücünü kaybetmiş ve sadece 'nasıl yapmalı?' sorusuna yanıt veren teknik bir araca dönüşmüştür. Bu araçsal akıl, doğayı kontrol altına aldığı gibi insanı da verimlilik ve sistemin işleyişi adına bir nesne haline getirerek tahakküm üretir.

Adım Adım Çözüm

1
Düşünür ve eser eşleştirmesi yapılması
Horkheimer ve Adorno'nun 'Aydınlanmanın Diyalektiği' eseri odak noktasına alınır.
Sorunun temelini oluşturan kuramsal çerçeveyi belirlemek için gereklidir.
2
Aydınlanmanın Diyalektiği kavramının analiz edilmesi
Aydınlanmanın, insanı özgürleştirmek isterken tam tersine (diyalektik olarak) bir tahakküm aracına dönüştüğü saptanır.
Teorinin paradoksal yapısını anlamak için gereklidir.
3
Araçsal Akıl (Instrumental Reason) kavramının tanımlanması
Aklın, değerleri sorgulamak yerine sadece hedeflere ulaşmak için en verimli araçları seçen teknik bir hesaplayıcıya dönüştüğü sonucuna varılır.
Modernitedeki tahakkümün temel mekanizmasını belirlemek için gereklidir.

Anahtar Kavram

Araçsal Akıl ve Aydınlanmanın Diyalektiği

İpuçları

1
Düşünürlerin rasyonalitenin 'türündeki' değişime odaklandığını hatırlayın.
2
Aklın sadece teknik bir verimlilik aracı haline gelmesine ne ad verilir?
3
'Araçsal Akıl' (Instrumental Reason) kavramı bu sorunun anahtarıdır.

Daha Fazla Pratik

Robert Cox'un 'Problem Çözücü Teori' ile 'Eleştirel Teori' ayrımını inceleyerek Frankfurt Okulu'nun etkisini uluslararası ilişkiler bağlamında pekiştirebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 15Soru

Galler Okulu (Eleştirel Güvenlik Çalışmaları) temsilcisi Ken Booth'a göre güvenlik ve özgürleşme, aynı madalyonun iki yüzü gibidir. Bu yaklaşıma göre güvenlik, devletlerin askeri güçlerini artırarak elde ettikleri statik bir durum değil; bireylerin, hayatları üzerinde kontrol kurmalarını engelleyen her türlü fiziki ve yapısal kısıtlamadan (açlık, baskı, cehalet vb.) kurtulması sürecidir. Buna göre Galler Okulu'nun güvenlik anlayışında, gerçek bir güvenliğin inşası için devlet yerine odaklanılması gereken 'referans nesnesi' ve bu nesnenin ulaşması beklenen 'nihai hedef' aşağıdakilerin hangisinde doğru eşleştirilmiştir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Birey - Özgürleşme

Cevap

Galler Okulu'na göre güvenliğin birincil referans nesnesi 'birey'dir ve bu bireyin ulaşması gereken temel durum 'özgürleşme' (emancipation) kavramıyla ifade edilir.
Galler Okulu'nun kurucu isimlerinden Ken Booth, güvenliği askeri ve devlet merkezli dar kalıplardan çıkararak 'özgürleşme' ile özdeşleştirmiştir. Bu yaklaşımda asıl korunması gereken (referans nesnesi) devlet değil, bireydir; ulaşılması gereken hedef ise bireyin potansiyelini gerçekleştirmesini engelleyen tüm kısıtlamalardan arınmasıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Teorik yaklaşımın belirlenmesi
Soruda Galler Okulu (Eleştirel Güvenlik Çalışmaları) temel alınmaktadır.
Sorunun kökünde açıkça Galler Okulu ve Ken Booth referans verilmiştir.
2
Referans nesnesinin analizi
Geleneksel teorilerin (Realizm) aksine referans nesnesi devlet değil, bireydir.
Galler Okulu, devletin çoğu zaman birey için bir tehdit kaynağı olabileceğini savunur.
3
Kavramsal eşleştirme
Güvenlik = Özgürleşme (Security = Emancipation) denkliği kurulmalıdır.
Ken Booth'a göre özgürleşme olmadan gerçek bir güvenlikten bahsedilemez.

Anahtar Kavram

Galler Okulu'nda Güvenlik ve Özgürleşme İlişkisi

İpuçları

1
Ken Booth'un 'iki yüzlü madalyon' benzetmesini hatırlayın.
2
Galler Okulu, güvenliği statükoyu korumak için değil, değişimi ve özgürlüğü sağlamak için bir araç olarak görür.
3
Realizmin 'devlet' referansına karşılık bu okul 'insan' ve 'emancipation' kavramlarını öne çıkarır.

Daha Fazla Pratik

Galler Okulu ile Kopenhag Okulu (Güvenlikleştirme) arasındaki ontolojik farkları karşılaştıran bir tablo hazırlayabilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 16Soru

Raul Prebisch, Andre Gunder Frank ve Fernando Henrique Cardoso gibi düşünürlerin çalışmalarından beslenen Bağımlılık Teorisi, küresel politik ekonomiyi "merkez" (gelişmiş) ve "çevre" (azgelişmiş) kavramları üzerinden analiz eder.

Buna göre, Bağımlılık Teorisi'nin merkez-çevre ilişkisine dair öne sürdüğü temel argüman aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Çevre ülkelerin azgelişmişliği kendi iç dinamiklerinden ziyade, küresel kapitalist sistemde merkez ülkeler tarafından yapısal olarak sömürülmelerinin doğrudan bir sonucudur.

Cevap

Çevre ülkelerin azgelişmişliğinin, küresel kapitalist sistemde merkez ülkeler tarafından yapısal olarak sömürülmelerinin bir sonucu olduğu argümanıdır.
Bağımlılık Teorisi'ne göre azgelişmişlik, geleneksel toplum yapısından kaynaklanan veya henüz aşılmamış geçici bir durum değildir. Aksine, gelişmiş (merkez) ülkelerin gelişimi, küresel kapitalist işbölümü çerçevesinde azgelişmiş (çevre) ülkelerin hammadde ve ucuz işgücü üzerinden yapısal olarak sömürülmesine dayanır. Bu nedenle merkez zenginleşirken çevre sistematik olarak yoksullaşır.

Adım Adım Çözüm

1
Soruda verilen Bağımlılık Teorisi ile ilgili 'merkez' ve 'çevre' kavramlarını analiz etmek.
Merkez ülkelerin gelişmiş, çevre ülkelerin ise azgelişmiş olduğu ve bu durumun teorinin temel taşını oluşturduğu tespit edilir.
Teorinin neyi açıkladığını anlamak için temel aktör sınıflandırmasını bilmek gerekir.
2
Seçeneklerde merkez ve çevre arasındaki ilişkinin doğasını 'sömürü' ve 'yapısal eşitsizlik' üzerinden tanımlayan ifadeyi bulmak.
Çevre ülkelerin azgelişmişliğinin iç dinamiklerden değil, merkez tarafından yapısal olarak sömürülmesinden kaynaklandığını belirten seçenek tespit edilir.
Bağımlılık Teorisi, azgelişmişliği (underdevelopment) merkez ile olan asimetrik ve sömürüye dayalı ilişkinin doğrudan bir ürünü olarak açıklar.

Anahtar Kavram

Bağımlılık Teorisi ve Yapısal Sömürü Mekanizması
Soru 17Soru

Max Horkheimer'ın "Geleneksel ve Eleştirel Teori" ayrımı, uluslararası ilişkiler disiplinindeki eleştirel yaklaşımların temelini oluşturur. Horkheimer'a göre geleneksel teori (örneğin realizm), mevcut uluslararası sistemi ve güç ilişkilerini verili kabul ederek sorunları yalnızca bu düzenin sınırları içinde çözmeye çalışır. Eleştirel teori ise mevcut siyasal ve toplumsal yapıların nasıl inşa edildiğini sorgulayarak insanın özgürleşmesini (emancipation) hedefler. Frankfurt Okulu düşünürlerine göre, geleneksel teorilerin devlet davranışlarını açıklarken dayandığı; ahlaki ve normatif hedefleri dışlayarak yalnızca 'verili bir amaca ulaşmak için en uygun araçların seçilmesini' merkeze alan düşünme biçimi, uluslararası alandaki tahakküm ilişkilerini meşrulaştırmakta ve yeniden üretmektedir.

Buna göre, parçada bahsedilen ve Frankfurt Okulu tarafından uluslararası ilişkilerde pozitivist/geleneksel teorilerin temel epistemolojik dayanağı olarak görülerek eleştirilen bu kavram aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Araçsal akıl

Cevap

Doğru yanıt, Frankfurt Okulu'nun aydınlanma eleştirisinde merkeze aldığı 'Araçsal akıl' kavramıdır.
Frankfurt Okulu'nun (özellikle Horkheimer ve Adorno'nun) Aydınlanma eleştirisinin merkezinde 'araçsal akıl' (instrumental reason) kavramı yer alır. Araçsal akıl, hedeflerin veya amaçların ahlaki ya da normatif değerini sorgulamaksızın, yalnızca o amaca ulaşmak için en verimli ve etkin araçların seçilmesine odaklanan rasyonalite biçimidir. Frankfurt Okulu, uluslararası ilişkilerdeki realizm ve neoliberal kurumsalcılık gibi geleneksel/pozitivist teorilerin, devletlerin güç politikalarını araçsal akıl üzerinden meşrulaştırdığını ve bu durumun (J. Habermas'ın tabiriyle 'teknik çıkar' odaklı bilginin) insanlığı özgürleştirmek yerine tahakküm ilişkilerini (doğaya ve insana karşı) yeniden ürettiğini savunur.

Adım Adım Çözüm

1
Soru metnindeki temel ayrımı ve eleştiriyi tespit et.
Geleneksel teorilerin sorun çözücü yaklaşımı ile eleştirel teorinin özgürleştirici amacı arasındaki zıtlık belirlenmiştir.
Frankfurt Okulu'nun argümanını anlamak için Horkheimer'ın ayrımını doğru kavramak gerekir.
2
Eleştirilen rasyonalite biçiminin özelliklerini analiz et.
Bu akıl yürütme biçiminin 'ahlaki ve normatif hedefleri dışlayan', 'verili amaca ulaşmak için en uygun araçları seçen' bir yapıda olduğu görülmüştür.
Soru kökündeki tanım, doğrudan eleştirilen kavramın tanımıdır.
3
Seçeneklerdeki kavramları ait oldukları teorilerle eşleştir.
Göreli kazanç realizme, tarihsel blok Gramsciyen yaklaşıma, güvenlikleştirme Kopenhag Okulu'na, Hobbesçu kültür inşacılığa, araçsal akıl ise Frankfurt Okulu'na aittir.
Yanlış seçenekleri eleyerek doğru sınır bilgisini test etmek.
4
Doğru seçeneği belirle.
Ahlaki sorgulamayı dışlayan ve tahakküm üreten akıl biçimi, Adorno ve Horkheimer'ın kavramsallaştırmasıyla 'Araçsal akıl'dır.
Soruda istenen kavram doğrudan bu tespitle uyuşmaktadır.

Anahtar Kavram

Geleneksel ve Eleştirel Teori Ayrımı (Araçsal Akıl Eleştirisi)
Soru 18Soru

Uluslararası politik ekonomiyi tarihsel bir perspektifle inceleyen yapısalcı yaklaşımlardan biri, analizin odak noktasına ulus-devletleri değil, küresel ölçekteki kapitalist işbölümünü yerleştirir. Bu analize göre sistem; yüksek kâr oranlı ve sermaye yoğun üretim yapan bölgeler ile düşük ücretli ve hammadde ihracına dayalı bölgelerden ibaret değildir. Bu iki ana kutbun dışında, her iki tarafın özelliklerini de kısmen barındıran ve böylelikle küresel hiyerarşideki gerilimleri tamponlayarak düzenin devamlılığını sağlayan ara bir katman mevcuttur.

Yukarıda bahsedilen ve ilgili teoriyi klasik azgelişmişlik modellerinden farklı kılan bu ara katman kavramı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Yarı-çevre

Cevap

Doğru yanıt, küresel işbölümünde hem sömüren hem sömürülen özellikleri taşıyıp sistemde tampon görevi gören katmanı tanımlayan yarı-çevre seçeneğidir.
Parçada temel analiz birimi olarak küresel kapitalist işbölümünü alan ve sistemin devamlılığını sağlayan tampon bir katmandan bahsedilmektedir. Immanuel Wallerstein'ın Dünya Sistemleri Teorisi'nde, merkez ve çevre bölgelerin dışında kalan, hem merkez tarafından sömürülüp hem de kendi altındaki çevreyi sömürebilen bu geçiş katmanı 'yarı-çevre' kavramıyla ifade edilir. Bu kavram, yaklaşımı ikili ayrımlara (metropol-uydu vb.) dayanan klasik Bağımlılık Teorisi modellerinden ayırır.

Adım Adım Çözüm

1
Parçadaki temel teorik özellikleri analiz et.
Ulus-devlet yerine küresel işbölümünü merkeze alan ve iki ana kutup (zengin/yoksul) arasında 'tampon' görevi gören bir üçüncü katmandan bahsedildiği tespit edilir.
Soruda sorulan kavramın ait olduğu teorik çerçeveyi (Dünya Sistemleri Teorisi) belirlemek için.
2
Bağımlılık Teorisi ile olan farkı değerlendir.
Bağımlılık Teorisi metropol-uydu veya salt merkez-çevre ikiliğini savunurken, soruda bahsedilen yaklaşım hiyerarşik gerilimleri azaltan 'ara bir katman' öngörmektedir.
Seçeneklerdeki çeldiricileri elemek ve doğru kavramı bulmak için.
3
Ara katmanı tanımlayan terimi belirle.
Immanuel Wallerstein'ın teorisinde bu geçiş aşamasındaki tampon bölge 'yarı-çevre' olarak adlandırılır.
Sorunun kökünde istenen spesifik kavramı netleştirmek için.

Anahtar Kavram

Yarı-çevre (Semi-periphery)
Soru 19Soru

Küresel eşitsizlikleri ve kapitalist birikim süreçlerini bütüncül bir yaklaşımla inceleyen bir kuramcı, geleneksel yaklaşımların analiz birimi olarak ulus-devleti almasını eleştirir. Bu kuramcıya göre, on altıncı yüzyıldan itibaren Avrupa merkezli olarak ortaya çıkan ve giderek tüm yerküreye yayılan tarihsel-ekonomik ağ, kendi yasaları ve sınırları olan bağımsız bir organizma gibi işler. Bu yapının sürekliliği, salt sömüren ve sömürülen şeklindeki katı ikili ayrımın ötesine geçerek, hiyerarşide ara konumda bulunan ve sistemik şokları emen tampon bölgelerin varlığına bağlıdır.

Bu parçada temel özellikleri açıklanan kuramsal yaklaşım ve işleyiş mantığı dikkate alındığında, aşağıdaki çıkarımlardan hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Sistemik krizler ve sınıf çatışmaları, üretim zincirinde hem artı-değer aktaran hem de kendisinden daha zayıf bölgelerden artı-değer çeken ara kademedeki aktörlerin varlığı sayesinde yumuşatılır.

Cevap

Sistemik krizleri ve kutuplaşmayı önleyen ara kademedeki aktörlerin varlığını belirten seçenek doğru cevaptır.
Parçada temel dinamikleri özetlenen kuram, Immanuel Wallerstein'ın Dünya Sistemleri Teorisi'dir. Teori, uluslararası sistemi merkez, yarı-çevre ve çevre olmak üzere üç hiyerarşik tabakaya ayırır. Yarı-çevre (ara kademe), hem merkez ülkeler tarafından sömürülen hem de çevre ülkeleri sömüren bir konumdadır. Bu çift yönlü işlev, dünya ekonomisinin katı bir şekilde iki zıt kutba ayrılarak (polarizasyon) yıkılmasını önler ve politik istikrarı sağlayan bir tampon görevi üstlenir. Doğru önerme, bu mekanizmayı ve ara kademenin sistem içindeki rolünü en doğru biçimde açıklamaktadır.

Adım Adım Çözüm

1
Parçada verilen 'bütünleşik yapı', 'ulus-devlet yerine ekonomik ağın merkeze alınması' ve 'tampon bölgeler' ifadelerini analiz etmek.
Bu özelliklerin Immanuel Wallerstein'ın Dünya Sistemleri Teorisi'ne ait olduğu ve tampon bölge tanımının 'yarı-çevre' kavramını işaret ettiği belirlenir.
Doğru seçeneği bulmak için öncelikle soruda anlatılan kuramsal çerçevenin ve temel argümanlarının tespit edilmesi gerekir.
2
Dünya Sistemleri Teorisi'nin temel mekanizmalarını seçeneklerdeki argümanlarla karşılaştırmak.
Üretim zincirinde hem artı-değer aktaran hem de çeken 'ara kademe'nin (yarı-çevre) sistemik krizleri yumuşattığını belirten önermenin teoriyle tam uyuştuğu görülür.
Teorinin yapısal özelliklerini doğru yansıtan önermeyi saptamak esastır.
3
Diğer seçeneklerdeki ifadelerin hangi kuramlara ait olduğunu veya hangi mantıksal hataları içerdiğini tespit ederek elemek.
İkili yapı savunan ifadenin Bağımlılık Teorisi'ne, anarşi vurgusunun Neorealizme, evrensel hukuk vurgusunun İngiliz Okulu'na ait olduğu; teknoloji üreten azgelişmiş bölge ifadesinin ise işlevsel bir hata olduğu saptanır.
Doğru cevabın sağlamasını yapmak ve çeldiricilerdeki kavramsal yanılgıları netleştirmek içindir.

Anahtar Kavram

Dünya Sistemleri Teorisi (Analiz Düzeyi ve Yarı-Çevre Kavramı)
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 20Soru

Küresel siyasette eşitsiz gelişimi ve hiyerarşiyi analiz ederken, bağımsız ve egemen devletlerin rasyonel etkileşiminden ziyade, tek bir kapitalist işbölümü etrafında bütünleşmiş olan tarihsel makro-yapıları temel analiz birimi olarak kabul eden teorik yaklaşım bağlamında, aşağıdaki ifadelerden hangisi bu yapının işleyiş mekanizmasını doğru bir şekilde açıklamaktadır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Sistemin siyasal istikrarı, sermaye-yoğun üretim yapan merkez ile emek-yoğun üretim yapan çevre arasındaki kutuplaşmayı yumuşatan ve yapısal olarak her iki bölgenin de özelliklerini barındıran yarı-çevre kuşağının varlığıyla sağlanır.

Cevap

Sistemin siyasal istikrarının, sermaye-yoğun üretim yapan merkez ile emek-yoğun çevre arasındaki kutuplaşmayı yumuşatan yarı-çevre kuşağının varlığıyla sağlandığını belirten ifadedir.
Dünya Sistemleri Teorisi'nde Immanuel Wallerstein, sistemin çökmeden devam edebilmesini 'yarı-çevre' kuşağının varlığına bağlar. Yarı-çevre bölgeler, çevre ülkeleri sömürürken aynı zamanda merkez ülkeler tarafından sömürülür. Bu ikili konum, küresel servet dağılımındaki keskin uçurumun yaratacağı sınıf çatışmalarını ve siyasal patlamaları yumuşatarak yapısal bir tampon işlevi görür. Doğru ifade, tam olarak teorinin bu özgün mekanizmasını yansıtmaktadır.

Adım Adım Çözüm

1
Soru kökündeki kavramsal ipuçlarının çözümlenmesi.
Sorudaki 'bağımsız devletler yerine tek bir kapitalist işbölümü' ve 'tarihsel makro-yapılar' vurgularının Immanuel Wallerstein'ın Dünya Sistemleri Teorisi'ni işaret ettiği belirlenir.
Teorinin analiz birimini (devlet değil, dünya sistemi) doğru saptamak, seçenekleri elemek için ön şarttır.
2
Teorinin temel aktörlerinin ve işlevlerinin hatırlanması.
Teorinin, Bağımlılık Okulu'nun katı ikiliğini aşarak sisteme tampon görevi gören 'yarı-çevre' kavramını kazandırdığı saptanır.
Bağımlılık Okulu ile Dünya Sistemleri Teorisi arasındaki en belirgin yapısal fark yarı-çevre kuşağının varlığı ve işlevidir.
3
Seçeneklerin teori bağlamında elenmesi.
Yarı-çevrenin, kutuplaşmayı azaltarak siyasal istikrar sağlama işlevine vurgu yapan argüman doğru cevap olarak seçilir.
Diğer seçenekler kavramları ya ters yüz etmekte ya da doğrudan Bağımlılık Teorisi'nin (katı ikilik) ve İngiliz Okulu'nun (toplum/hukuk) argümanlarını sunmaktadır.

Anahtar Kavram

Dünya Sistemleri Teorisi'nde Yarı-Çevre Kavramı ve İşlevi
Tahmini Süre:1m 30s
Sayfa 1 / 13Sonraki