Marksist ve Eleştirel Yaklaşımlar

249 soru

Soru 121Soru

Uluslararası ilişkiler teorisindeki Marksist tartışmalar kapsamında; büyük güçler arasındaki çatışma ve rekabetin yerini, dünya kaynaklarının ortaklaşa sömürülmesine dayanan küresel bir kartelleşmeye bırakabileceğini öne süren "ultra-emperyalizm" (ultra-imperialism) tezi aşağıdaki düşünürlerden hangisi tarafından savunulmuştur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Karl Kautsky

Cevap

Ultra-emperyalizm tezini savunan düşünür Karl Kautsky'dir.
Doğru cevap olan Karl Kautsky, özellikle I.I. Dünya Savaşı sırasında geliştirdiği ultra-emperyalizm teziyle; ulusal sermayelerin uluslararası düzeyde birleşerek bir tür küresel kartel oluşturabileceğini ve bu sayede emperyalist güçler arasındaki askeri çatışmaların yerini barışçıl bir ortak sömürüye bırakabileceğini savunmuştur.

Adım Adım Çözüm

1
Kavramın tanımlanması
Ultra-emperyalizm kavramı, uluslararası tekellerin çatışmak yerine dünyayı barışçıl bir şekilde sömürmek için iş birliği yapabileceği fikrini temsil eder.
Soruda sorulan tezin temel mantığını anlamak için gereklidir.
2
Teorisyen eşleştirmesi
Bu tezin en önemli savunucusu, Lenin tarafından "dönek" olarak nitelendirilen Karl Kautsky'dir.
Teorik literatürdeki isim-kavram eşleşmesini doğrulamak için gereklidir.
3
Karşıt görüşlerin elenmesi
Lenin emperyalizmin kaçınılmaz olarak savaşa yol açacağını savunurken, Kautsky barışçıl bir sömürü aşamasının mümkün olduğunu ileri sürer.
Seçenekler arasındaki temel ayrımı netleştirmek için gereklidir.

Anahtar Kavram

Karl Kautsky'nin Ultra-emperyalizm Tezi

İpuçları

1
Bu düşünür, emperyalizmin kapitalizmin 'kaçınılmaz' bir sonucu olmadığını, daha ziyade egemen devletlerin bir tercihi veya aşaması olabileceğini savunur.
2
Lenin tarafından 'emperyalistlerin iş birliği yapabileceği' yönündeki görüşleri nedeniyle ağır bir dille eleştirilen bir teorisyendir.

Daha Fazla Pratik

Lenin'in Kautsky'ye yönelik temel eleştirilerini ve 'emperyalizmin eşitsiz gelişim yasası' kavramını inceleyiniz.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 122Soru

Ulus-devletleri bağımsız ve kendi başına yeterli birer inceleme nesnesi olarak görmeyi reddeden Dünya Sistemleri Teorisi'ne göre, toplumsal ve ekonomik süreçlerin kavranmasında esas alınması gereken temel analiz birimi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Tarihsel sistem

Cevap

Dünya Sistemleri Teorisi'ne göre temel analiz birimi 'tarihsel sistem'dir.
Dünya Sistemleri Teorisi'nin en temel özelliği, analizin merkezine ulus-devleti değil, bütünsel bir yapı olan 'tarihsel sistemi' koymasıdır. Immanuel Wallerstein'a göre, günümüzdeki tarihsel sistem 'kapitalist dünya-ekonomisi'dir ve toplumsal değişim ancak bu sistemik bütünlük içinde kavranabilir.

Adım Adım Çözüm

1
Teorinin metodolojik çıkış noktasını hatırla.
Teori, ulus-devlet odaklı analizin (metodolojik milliyetçilik) yetersiz olduğunu savunur.
Toplumsal gerçekliğin sınırları siyasi sınırlar tarafından belirlenmez; ekonomik ve sosyal süreçler devletlerin ötesine geçer.
2
Wallerstein'ın önerdiği alternatif birimi belirle.
Analiz birimi olarak 'tarihsel sistem' (veya dünya-sistemi) kavramı kullanılır.
Bütünsel bir yapı olan sistem, içindeki parçaların (devletlerin) davranışlarını belirleyen temel çerçevedir.

Anahtar Kavram

Analiz Birimi Olarak Dünya-Sistemi

İpuçları

1
Bu teori, sosyal bilimlerdeki 'metodolojik milliyetçiliğe' karşı çıkar.
2
Analiz edilecek birim, devletlerin sınırlarını aşan büyük bir bütündür.
3
Wallerstein'a göre araştırmanın merkezi, kapitalist işbölümünün hakim olduğu 'dünya-sistemi'dir.

Daha Fazla Pratik

Wallerstein'ın modern dünya sistemini bir 'dünya-ekonomisi' olarak tanımlaması ile 'dünya-imparatorluğu' arasındaki farkı inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:45s
Soru 123Soru

Geleneksel (pozitivist) sosyal bilim anlayışı, sosyal dünyayı doğa bilimlerinde olduğu gibi "dışarıda" duran, nesnel ve yasaları keşfedilmeyi bekleyen bir veri seti olarak kabul eder. Frankfurt Okulu temsilcileri ise bu anlayışı, araştırmacının bizzat araştırdığı toplumsal bütünlüğün bir parçası olduğunu belirterek reddeder. Onlara göre sosyal gerçeklik verili değil, tarihsel süreçlerin ürünüdür ve teori bu sürece müdahale eden düşünümsel bir araçtır. Bu bilgilere göre, Frankfurt Okulu'nun Uluslararası İlişkiler teorilerine yaklaşımıyla ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Teorilerin, tarafsız gözlem araçları olmaktan ziyade, toplumsal ve siyasal değişime hizmet eden veya statükoyu onaylayan araçlar olduğu.

Cevap

Teorilerin, tarafsız gözlem araçları olmaktan ziyade, toplumsal ve siyasal değişime hizmet eden veya statükoyu onaylayan araçlar olduğu
Doğru yanıt, Frankfurt Okulu'nun düşünümsel (reflexive) teori anlayışını ve pozitivizm eleştirisini tam olarak karşılamaktadır. Okula göre, araştırmacı toplumsal bütünlüğün dışına çıkamaz ve her teori, ya mevcut düzeni verili kabul ederek statükoyu meşrulaştırır (geleneksel teori) ya da mevcut tahakküm ilişkilerini sorgulayarak özgürleşmenin yolunu açar (eleştirel teori).

Adım Adım Çözüm

1
Metinde sunulan pozitivizm eleştirisini değerlendirin.
Pozitivizmin 'nesnellik' iddiasının reddedildiği ve araştırmacı ile araştırma nesnesinin iç içe geçtiği saptandı.
Frankfurt Okulu'nun temel metodolojik farkını anlamak için 'geleneksel' ve 'eleştirel' teori ayrımını netleştirmek gerekir.
2
Teorinin işlevine dair yapılan 'düşünümsellik' (reflexivity) vurgusunu analiz edin.
Teorinin statik bir açıklama değil, sürece müdahale eden bir araç olduğu anlaşıldı.
Bu vurgu, teorinin tarafsız olamayacağı ve her zaman bir amaca (statüko veya değişim) hizmet edeceği sonucunu doğurur.
3
Seçenekler arasından bilginin toplumsal/siyasal bağlamdan bağımsız olamayacağı argümanını bulun.
Teorilerin statükoyu onaylama veya dönüştürme potansiyeli taşıdığını belirten seçenek doğru olarak belirlendi.
Bu seçenek, Frankfurt Okulu'nun metatheory (teori-üstü) düzeyindeki temel iddiasını tam olarak yansıtmaktadır.

Anahtar Kavram

Frankfurt Okulu'nun Pozitivizm Eleştirisi ve Düşünümsellik (Reflexivity)

Alternatif Yöntem

Robert Cox'un meşhur 'Teori her zaman birileri ve bir amaç içindir' sözüyle Frankfurt Okulu'nun bilginin tarafsızlığına yönelik eleştirisi arasında doğrudan bir bağlantı kurarak soruyu çözebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 124Soru

Klasik Marksist literatürde kapitalizmin en yüksek ve son aşaması olarak kavramsallaştırılan emperyalizm olgusu, serbest rekabetçi dönemden tekelci döneme geçişi temsil eden belirli iktisadi dönüşümlerle karakterize edilir. Bu teorik çerçeveye göre, tekelci aşamanın ortaya çıkışıyla birlikte gözlemlenen aşağıdaki durumlardan hangisi emperyalist evrenin temel özelliklerinden biri değildir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Piyasa mekanizmasının devletten tamamen bağımsızlaşarak serbest rekabetin mutlak bir hakimiyet kazanması

Cevap

Piyasa mekanizmasının devletten tamamen bağımsızlaşarak serbest rekabetin mutlak bir hakimiyet kazanması ifadesi yanlıştır; çünkü emperyalist aşama serbest rekabetin yerini tekelci yapıların almasıyla tanımlanır.
Emperyalizm teorisi (özellikle Lenin'in yaklaşımı), kapitalizmin 'serbest rekabetçi' döneminin sona erdiğini ve yerini üretimin yoğunlaştığı 'tekelci' döneme bıraktığını savunur. Bu nedenle, serbest rekabetin hakimiyet kazanması emperyalizmin bir özelliği değil, aşılmakta olan bir önceki evrenin özelliğidir.

Adım Adım Çözüm

1
Teorik çerçeveyi belirle
Soru, Lenin'in 'Emperyalizm: Kapitalizmin En Yüksek Aşaması' eserinde sistemleştirdiği tekelci kapitalizm özelliklerini sorgulamaktadır.
Yanlış olan özelliği bulmak için teorinin 'serbest rekabet'ten 'tekelleşme'ye geçiş vurgusunu anlamak gerekir.
2
Beş temel özelliği hatırla
1. Tekelleşme, 2. Finans Kapital, 3. Sermaye İhracı, 4. Ekonomik Paylaşım (Karteller), 5. Siyasi Paylaşım (Toprak).
Seçeneklerdeki ifadelerin bu beş kriterle uyumunu denetlemek için gereklidir.
3
Seçenekleri karşılaştır ve zıtlığı bul
Serbest rekabetin hakimiyet kazanması ifadesi, teorinin temelini oluşturan 'tekelci aşama' kavramıyla taban tabana zıttır.
Teoriye göre emperyalizm, serbest rekabetin kendi iç çelişkileriyle tekelci bir yapıya evrilmesidir.

Anahtar Kavram

Tekelci Kapitalizm ve Finans Kapital

Daha Fazla Pratik

Lenin'in emperyalizm teorisi ile Hobson'un liberal emperyalizm eleştirisi arasındaki 'reform edilebilirlik' farkını incelemek konuyu pekiştirecektir.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 125Soru

Galler Okulu (Eleştirel Güvenlik Çalışmaları), güvenliği statik bir durumdan ziyade dinamik bir süreç ve normatif bir hedef olarak ele alır. Bu yaklaşımın temelini oluşturan 'özgürleşme' (emancipation) kavramı çerçevesinde, aşağıdaki ifadelerden hangisi Galler Okulu'nun güvenlik anlayışını en doğru şekilde yansıtır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Güvenlik ve özgürleşme aynı madalyonun iki yüzüdür; bireylerin baskı, yoksulluk ve cehalet gibi kısıtlamalardan kurtulması gerçek güvenliğin temelidir.

Cevap

Güvenlik ve özgürleşme aynı madalyonun iki yüzüdür; bireylerin baskı, yoksulluk ve cehalet gibi kısıtlamalardan kurtulması gerçek güvenliğin temelidir.
Doğru ifade, Galler Okulu'nun çekirdek argümanı olan 'güvenlik = özgürleşme' denklemini yansıtmaktadır. Ken Booth'a göre güvenlik sadece bir tehdit yokluğu değil, bireylerin potansiyellerini gerçekleştirmelerini engelleyen tüm yapısal engellerden (yoksulluk, eğitim eksikliği, siyasi baskı vb.) kurtulması sürecidir.

Adım Adım Çözüm

1
Galler Okulu'nun temel felsefesini analiz et.
Galler Okulu (Ken Booth, Richard Wyn Jones), Frankfurt Okulu'nun eleştirel teorisini güvenliğe uyarlar ve 'statüko' yerine 'değişimi' hedefler.
Teorinin ontolojik temeli, güvenliğin kime hizmet ettiğini sorgulamaktır.
2
Güvenliğin referans nesnesini belirle.
Referans nesnesi devlet değil, bireydir. Devlet, bazen bireyin güvenliğine yönelik en büyük tehdit olabilir.
Geleneksel teorilerin devlet odaklılığı bireyi görünmez kılar.
3
Özgürleşme (Emancipation) ile güvenlik ilişkisini kur.
Booth'a göre güvenlik özgürleşmedir. Özgürleşme; insanların savaş, yoksulluk ve baskı gibi fiziksel ve yapısal kısıtlamalardan kurtularak kendi kaderlerini tayin edebilmesidir.
Galler Okulu'na göre özgürleşme olmadan gerçek bir güvenlikten bahsedilemez.

Anahtar Kavram

Özgürleşme (Emancipation)

Daha Fazla Pratik

Galler Okulu'nun 'güvenlik ikilemi'ni (security dilemma) nasıl sosyal bir inşa olarak gördüğünü ve bunu aşmak için 'güvenlik toplulukları' yerine 'özgürleşme'yi neden önerdiğini inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 126Soru

Uluslararası İlişkilerde Eleştirel Teori, Frankfurt Okulu'nun sosyal bilimlerdeki mirasını devralarak mevcut uluslararası düzeni 'değişmez bir gerçeklik' olarak kabul etmez. Bu kuram, mevcut yapıların tarihsel süreçte hangi güç ilişkileri sonucunda ortaya çıktığını ve statükonun kimlerin çıkarına hizmet ettiğini sorgular. Buna göre, Eleştirel Teori'nin ulaşmak istediği temel siyasi ve insani hedef aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İnsan topluluklarının kendilerini çevreleyen baskıcı sosyal, siyasal ve ekonomik yapılardan kurtulmasını sağlayan 'özgürleşme' (emancipation) sürecini gerçekleştirmek

Cevap

Eleştirel Teori'nin temel hedefi, mevcut baskıcı yapıların sorgulanması yoluyla insan topluluklarının 'özgürleşme' (emancipation) sürecini gerçekleştirmektir.
Uluslararası İlişkilerde Eleştirel Teori, statükoyu sorgulayan ve toplumsal değişimle ilgilenen normatif bir yaklaşımdır. Bu teorinin temel amacı, Frankfurt Okulu'nun eleştirel sosyal bilim anlayışına paralel olarak, insanları kısıtlayan ve üzerlerinde tahakküm kuran yapıların deşifre edilmesi ve bu yapılardan kurtularak 'özgürleşme' (emancipation) imkanlarının yaratılmasıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Eleştirel Teori'nin (Critical Theory) epistemolojik kökenini analiz etme
Bu teorinin Frankfurt Okulu'ndan beslendiği ve 'tarafsız bilgi' iddiasını reddettiği saptanır.
Teorinin neyi amaçladığını anlamak için hangi felsefi gelenekten geldiğini bilmek gerekir.
2
Robert Cox'un 'sorun çözücü' ve 'eleştirel' kuram ayrımını uygulama
Sorun çözücü kuramlar düzeni iyileştirmeye çalışırken, Eleştirel Teori düzeni temelden dönüştürmeyi hedefler.
Bu ayrım, Eleştirel Teori'nin statüko karşıtı doğasını netleştirir.
3
Temel kavram olan 'Özgürleşme' (Emancipation) ile bağlantı kurma
Teorinin nihai amacının insan üzerindeki tahakkümü ortadan kaldırmak olduğu sonucuna varılır.
Özgürleşme, Eleştirel Teori'nin hem siyasi hem de pedagojik anahtar kavramıdır.

Anahtar Kavram

Özgürleşme (Emancipation)

İpuçları

1
Eleştirel Teori'nin ana akım kuramlardan (Realizm/Liberalizm) en büyük farkı, mevcut düzeni iyileştirmek yerine dönüştürmek istemesidir.
2
Bu teori için 'bilgi' hiçbir zaman tarafsız değildir; her kuram bir amaç için üretilir.
3
Teorinin temel kavramı, insanların baskıcı sınırlardan kurtulmasını ifade eden 'emancipation' (özgürleşme) terimidir.

Daha Fazla Pratik

Robert Cox'un 'sorun çözücü kuram' ve 'eleştirel kuram' ayrımı arasındaki farkları detaylıca incelemek bu konudaki başarınızı pekiştirecektir.
Tahmini Süre:50s
Soru 127Soru

Robert Cox, Antonio Gramsci'nin düşüncelerini uluslararası ilişkilere uyarlarken hegemonya kavramını "bütünleşik devlet" (integral state) temelinde açıklamıştır. Cox'a göre hegemonya, sadece devletlerin askeri kapasiteleriyle değil, aynı zamanda belirli değerlerin ve kurumların toplumun geniş kesimleri tarafından kabul görmesiyle sürdürülür.

Buna göre, Gramsciyen ve Neo-Marksist perspektifte, egemen sınıfın çıkarlarının "evrensel ortak çıkar" olarak sunulduğu ve rıza (consent) mekanizmasının üretildiği temel alan aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Sivil Toplum

Cevap

Sivil Toplum
Sivil toplum, Gramsciyen perspektifte egemen sınıfın ideolojisinin toplumsallaştığı ve kitlelerin gönüllü rızasının alındığı alandır. Robert Cox, dünya düzenlerini analiz ederken hegemonyanın bu üstyapısal (ideolojik ve kurumsal) boyutuna vurgu yaparak, sivil toplumun düzenin meşruiyetini sağlayan ana unsur olduğunu belirtir.

Adım Adım Çözüm

1
Gramsci'nin hegemonya tanımını hatırlayın.
Hegemonya = Zorlama (Coercion) + Rıza (Consent).
Teorinin temel ayrımı budur.
2
Robert Cox'un bu kavramı uluslararası düzleme nasıl taşıdığını analiz edin.
Cox, devletin sadece bir hükümet değil, sivil toplumu da kapsayan 'bütünleşik bir yapı' olduğunu savunur.
Hegemonyanın sadece devletler arası değil, sınıfsal bir temeli olduğunu anlamak için gereklidir.
3
Rızanın üretildiği mekânı belirleyin.
Rıza; okullar, kiliseler/camiler, medya ve sivil kuruluşlar gibi 'sivil toplum' alanlarında üretilir.
Siyasi toplum baskı aygıtıyken, sivil toplum ideolojik aygıttır.

Anahtar Kavram

Hegemonya ve Sivil Toplum İlişkisi

Daha Fazla Pratik

Robert Cox'un 'Problem Çözücü Kuram' ve 'Eleştirel Kuram' ayrımını inceleyerek hegemonyanın kuramsal bilgisini pekiştirin.
Tahmini Süre:50s
Soru 128Soru

Klasik Marksist uluslararası ilişkiler kuramı, toplumsal bütünselliği (totality) esas alarak analizlerini gerçekleştirir. Bu yaklaşıma göre, "altyapı" (base) olarak tanımlanan üretim ilişkileri ile "üstyapı" (superstructure) olarak görülen uluslararası sistem ve devlet arasındaki ilişki bağlamında; uluslararası siyasetin temel doğası aşağıdakilerden hangisinin bir sonucu veya tezahürü olarak kabul edilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Kapitalist üretim tarzının ve toplumsal sınıflar arası mücadelelerin

Cevap

Kapitalist üretim tarzının ve toplumsal sınıflar arası mücadelelerin
Klasik Marksist uluslararası ilişkiler kuramı, tarihsel materyalizm ilkesine dayanır. Bu ilkeye göre toplumun ekonomik yapısı (altyapı), devletin niteliğini, hukuku ve uluslararası ilişkilerin biçimini (üstyapı) belirleyen temel unsurdur. Dolayısıyla uluslararası sistemdeki çatışmalar ve ittifaklar, devletlerin ulusal çıkarlarından ziyade, egemen sınıfların dünya çapındaki sermaye birikim süreçlerinin ve sınıflar arası mücadelenin bir yansımasıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Marksist kuramın temel analiz birimini belirlemek
Analiz birimi devlet değil, toplumsal sınıflar ve üretim ilişkileridir.
Marksizm'e göre siyasal yapıları anlamak için önce ekonomik temeli anlamak gerekir.
2
Altyapı ve üstyapı ilişkisini kurmak
Üretim tarzı (altyapı), devlet ve uluslararası hukuk gibi kurumları (üstyapı) belirler.
Tarihsel materyalizm ilkesi gereği maddi koşullar düşünsel ve siyasal süreçlerin temelidir.
3
Uluslararası sistemin niteliğini bu çerçevede tanımlamak
Uluslararası sistem, kapitalizmin küresel yayılma ihtiyacının ve sınıf mücadelesinin bir sahnesidir.
Klasik Marksizm'de 'uluslararası' alan, iç siyasetten ve ekonomiden kopuk bağımsız bir alan değildir.

Anahtar Kavram

Altyapı-Üstyapı Belirlenimi (Base-Superstructure Determinism)

İpuçları

1
Toplumun ekonomik yapısının siyasal kurumları nasıl şekillendirdiğini düşünün.
2
Klasik Marksizm'de devletin rasyonel ve özerk bir aktör olup olmadığını sorgulayın.
3
Uluslararası ilişkilerin kapitalist üretim tarzının bir uzantısı olduğu varsayımına odaklanın.

Daha Fazla Pratik

Marksist kuramın içindeki 'Emperyalizm Teorileri' (Lenin, Bukharin) ile Klasik Marksizm arasındaki farkları incelemek konuyu derinleştirecektir.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 129Soru

Immanuel Wallerstein’ın Dünya Sistemleri Analizi'nde, dünya-sisteminin temel bileşenleri olan "merkez" (core) ve "çevre" (periphery) bölgeleri arasındaki hiyerarşik ilişki, coğrafi bir konumlanmadan ziyade üretim süreçlerinin niteliği üzerinden tanımlanır. Buna göre, Wallerstein’ın kavramsallaştırmasında bir bölgenin "merkez" olarak tanımlanmasını sağlayan temel ölçüt aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Sermaye yoğunluklu, yüksek teknoloji gerektiren ve "yarı-tekelci" (quasi-monopoly) nitelikteki üretim süreçlerine ev sahipliği yapması

Cevap

Sermaye yoğunluklu, yüksek teknoloji gerektiren ve yarı-tekelci nitelikteki üretim süreçlerine ev sahipliği yapması
Modern dünya-sistemi, bölgelerin dünya ekonomisi içindeki iş bölümlerine göre hiyerarşik olarak sıralandığı bir yapıdır. Merkez (core) olarak tanımlanan bölgeler, üretimin sermaye ve teknoloji yoğun olduğu, devlet desteğiyle sağlanan yarı-tekeller (quasi-monopolies) sayesinde yüksek kârların elde edildiği alanlardır. Bu süreçler, çevredeki (periphery) emek-yoğun ve tam rekabetçi üretim süreçleriyle takas edildiğinde, artık değerin sistemin merkezine doğru akmasını sağlar.

Adım Adım Çözüm

1
Dünya Sistemleri Analizi'ndeki temel birimi belirle
Analiz birimi devlet değil, dünya-sisteminin kendisidir
Teori, toplumsal gerçekliğin ancak bir bütün olan tarihsel sistem içinde anlaşılabileceğini savunur
2
Merkez ve çevre ayrımının kriterini analiz et
Ayrım, coğrafi sınırlarla değil, üretim süreçlerinin kâr ve teknoloji yoğunluğuyla belirlenir
Artık değerin (surplus) çevreden merkeze transferi, üretim süreçleri arasındaki bu asimetrik ilişki sayesinde gerçekleşir
3
Merkez süreçlerin karakteristiğini tanımla
Yüksek ücretli emek, yüksek sermaye yoğunluğu ve en önemlisi "yarı-tekelci" pazar yapısı
Yarı-tekelci yapı, üreticilerin yüksek kâr marjlarını korumasını ve çevredeki rekabetçi (düşük kârlı) ürünlerle takas sırasında avantajlı olmasını sağlar

Anahtar Kavram

Dünya-Sistemi İş Bölümü ve Üretim Süreçleri

Daha Fazla Pratik

Yarı-çevre (semi-periphery) bölgelerin sistemin siyasi istikrarındaki tampon rolünü inceleyiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 130Soru

Max Horkheimer tarafından temelleri atılan Eleştirel Teori, sosyal bilimlerde "geleneksel teori" olarak adlandırdığı pozitivist yaklaşıma karşı çıkar. Horkheimer’a göre geleneksel teori, mevcut düzeni verili ve değişmez kabul ederek "araçsal akıl" yoluyla statükonun devamına hizmet ederken; Eleştirel Teori bilginin toplumsal süreçlerden bağımsız olmadığını savunur. Bu bağlamda, Frankfurt Okulu geleneği içinde Eleştirel Teori'nin temel epistemolojik ve politik hedefi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Toplumsal ve siyasal yapıları tarihselleştirerek tahakküm ilişkilerini ifşa etmek ve insanın özgürleşmesine (emancipation) katkı sunmak.

Cevap

Toplumsal ve siyasal yapıları tarihselleştirerek tahakküm ilişkilerini ifşa etmek ve insanın özgürleşmesine (emancipation) katkı sunmak.
Frankfurt Okulu'nun temsil ettiği Eleştirel Teori, Max Horkheimer'ın 1937'deki tanımından itibaren bilginin mevcut düzeni rasyonelleştiren (araçsal akıl) işlevini sorgulamış; teorinin asıl görevinin verili yapıları (anarşi, piyasa, devlet vb.) tarihselleştirerek insanın bu yapılar üzerindeki denetimini artırmak ve özgürleşmesini sağlamak olduğunu savunmuştur.

Adım Adım Çözüm

1
Geleneksel ve eleştirel teori arasındaki epistemolojik farkı analiz etmek.
Geleneksel teorinin (pozitivizm) dünyayı "dışarıda" ve "nesnel" gördüğü, eleştirel teorinin ise dünyayı sosyal olarak inşa edilmiş kabul ettiği saptanır.
Horkheimer'ın temel ayrımı, bilginin toplumsal ve siyasal bir bağlama sahip olması üzerine kuruludur.
2
Teorinin amacını (telos) belirlemek.
Araçsal aklın tahakküm ürettiği, buna karşı eleştirel aklın özgürleşmeyi hedeflediği sonucuna varılır.
Eleştirel teori sadece dünyayı anlamakla yetinmez, onu daha adil bir yönde değiştirmeyi amaçlar.

Anahtar Kavram

Özgürleşme (Emancipation) ve Geleneksel-Eleştirel Teori Ayrımı

Daha Fazla Pratik

Robert Cox'un 'Teori her zaman birileri ve bir amaç içindir' sözü üzerinden eleştirel teorinin uluslararası ilişkilerdeki yansımalarını inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 131Soru

Immanuel Wallerstein’ın modern dünya-sisteminin tarihsel ömrünü tamamlamakta olduğuna dair analizinde; sistemin "sonsuz sermaye birikimi" döngüsünü imkânsız kılan "eğilimsel trendler" (secular trends) arasında yer alan "köysüzleşme" (deruralization) süreci, kapitalist kâr oranlarını aşağıdakilerden hangisi üzerinden baskılayarak sistemsel bir çatallanmaya (bifurcation) yol açmaktadır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Kentleşen ve siyasal örgütlenme kapasitesi artan emeğin reel ücret ve 'sosyal ücret' taleplerinin yükselmesiyle; sermayenin üretimi kırsal/düşük maliyetli yeni bölgelere kaydırarak kâr marjlarını koruma (mekânsal çözüm) potansiyelinin tükenmesi.

Cevap

Kentleşen ve siyasal örgütlenme kapasitesi artan emeğin reel ücret ve 'sosyal ücret' taleplerinin yükselmesiyle; sermayenin üretimi kırsal/düşük maliyetli yeni bölgelere kaydırarak kâr marjlarını koruma potansiyelinin tükenmesi.
Doğru seçenek olan kentleşen emeğin maliyet artışına vurgu yapan ifade Wallerstein'ın teorisine tam uygundur. Wallerstein'a göre kapitalizm, kâr oranları düştüğünde üretimi 'proleterleşmemiş' (kırsal) bölgelere kaydırarak ayakta kalır. Köysüzleşme (deruralization), bu kaçış yolunu kalıcı olarak kapatır; çünkü kentleşen işçiler hem doğrudan ücret hem de dolaylı vergiler (sosyal hizmetler) üzerinden sermaye üzerindeki yükü artırır. Bu durum, kâr oranlarının 'sonsuz birikim' için gereken seviyenin altına düşmesine ve sistemin yapısal krizine neden olur.

Adım Adım Çözüm

1
Eğilimsel Trendlerin Tanımlanması
Sermaye birikiminin önündeki üç temel maliyet artışı (emek, girdi ve vergi) belirlenir.
Wallerstein'ın yapısal kriz teorisi, bu üç maliyetin kâr marjlarını sıkıştırması esasına dayanır.
2
Köysüzleşme ve Emek Maliyeti İlişkisinin Kurulması
Kırsal alanlardaki 'düşük ücretli' işgücü havuzlarının dünya genelinde azaldığı tespit edilir.
Sermaye, tarihsel olarak kâr düştüğünde üretimi ücretlerin henüz düşük olduğu kırsal/çevre bölgelere taşıyarak krizden kaçmıştır.
3
Kentleşmenin Siyasi Etkisinin Analizi
Kentleşen nüfusun eğitim, sağlık ve daha yüksek ücret taleplerinin (sosyal ücret) maliyetleri artırdığı görülür.
Şehirli işçiler örgütlenme ve siyasi baskı yoluyla devletten ve işverenden daha fazla pay talep ederler.
4
Mekânsal Çözümün Sonu ve Çatallanma
Dünya genelinde gidilecek 'yeni ve ucuz' kırsal bölge kalmaması, sistemin kâr oranlarını koruma kapasitesini bitirir.
Bu durum sermaye birikim döngüsünün durmasına ve sistemin yerini başka bir yapıya bırakacağı 'çatallanma' sürecine yol açar.

Anahtar Kavram

Yapısal Kriz ve Mekânsal Çözümün (Spatial Fix) Tükenmesi

İpuçları

1
Wallerstein'ın 'eğilimsel trendler' kavramını ve sermayenin kâr düştüğünde neden fabrikalarını başka ülkelere taşıdığını düşünün.
2
Sermayenin kırsal bölgelerden kente göç eden 'yeni' işçileri tercih etmesinin sebebi, onların henüz sendikal haklar ve yüksek yaşam standartları talep etmemesidir.
3
Dünya genelinde herkes kentleştiğinde, sermayenin 'ucuz ve örgütsüz emek' bulabileceği hiçbir yer kalmaz; bu da kâr oranlarını kalıcı olarak baskılar.

Daha Fazla Pratik

Wallerstein'ın bahsettiği diğer iki secular trend olan 'girdi maliyetlerinin dışsallaştırılamaması' (çevre kirliliği maliyetleri) ve 'vergi artışları' (altyapı talebi) konularına göz atabilirsiniz.
Tahmini Süre:2m 30s
Soru 132Soru

Uluslararası İlişkilerde Eleştirel Teori, Jürgen Habermas’ın 'Bilgi ve İnsani Çıkarlar' eserinde ortaya koyduğu epistemolojik kategorileri disipline taşıyarak, kuramın sadece 'sorun çözücü' değil, 'özgürleşmeci' bir nitelik taşıması gerektiğini savunur. Mark Hoffman’ın disiplin içindeki kuramsal sınıflandırmasına göre; İngiliz Okulu gibi yaklaşımların temsil ettiği 'anlamacı/pratik' (practical/hermeneutic) çıkar ile Eleştirel Teori’nin hedeflediği 'özgürleşmeci' (emancipatory) çıkar arasındaki temel ayrım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Anlamacı yaklaşım dünyayı mevcut normatif düzeni içinde yorumlamaya ve iletişimi sürdürmeye odaklanırken; eleştirel teori bu düzenin hangi tahakküm ilişkileri üzerine kurulduğunu sorgulayarak, insan topluluklarının dışlayıcı sınırlardan kurtulup evrensel bir etik topluluğa dönüşmesini amaçlar.

Cevap

Anlamacı yaklaşım dünyayı mevcut normatif düzeni içinde yorumlamaya odaklanırken; eleştirel teori bu düzenin hangi tahakküm ilişkileri üzerine kurulduğunu sorgulayarak, insan topluluklarının dışlayıcı sınırlardan kurtulup evrensel bir etik topluluğa dönüşmesini amaçlar.
Doğru yanıt olan seçenek, eleştirel teorinin epistemolojik temelini en doğru şekilde özetlemektedir. Eleştirel teori, sadece dünyayı anlamayı (anlamacı/hermeneutik çıkar) hedefleyen yaklaşımların aksine, mevcut normatif ve toplumsal yapıların arkasındaki tahakküm ilişkilerini ifşa etmeyi ve bu yapıların 'özgürleşme' (emancipation) yoluyla evrensel bir etik topluluğa dönüştürülmesini amaçlar. Mark Hoffman'ın Habermas'tan mülhem sınıflandırmasında, İngiliz Okulu'nun dünyayı 'uluslararası toplum' olarak yorumlaması 'pratik çıkar' iken, bu toplumun sınırlarını sorgulayan eleştirel teori 'özgürleşmeci çıkar'ı temsil eder.

Adım Adım Çözüm

1
Habermas'ın bilgi-kurucu çıkarlar tipolojisinin Uluslararası İlişkiler teorilerine uyarlanmasını analiz etme.
Teknik çıkar ampirik-analitik bilimlerle (ana akım kuramlar), pratik/anlamacı çıkar hermeneutik bilimlerle (İngiliz Okulu), özgürleşmeci çıkar ise eleştirel teori ile eşleşir.
Sorunun temelini oluşturan Hoffman'ın kuramsal sınıflandırmasını anlamak için bu eşleşme gereklidir.
2
İngiliz Okulu ve Eleştirel Teori arasındaki epistemolojik farkı belirleme.
İngiliz Okulu dünyayı mevcut 'uluslararası toplum' sınırları ve kuralları içinde anlamaya çalışırken (yorumsallık), Eleştirel Teori bu sınırların neden var olduğunu ve nasıl aşılabileceğini sorgular.
Anlamacı ve özgürleşmeci çıkarlar arasındaki fark, statükoyu yorumlamak ile statükoyu dönüştürmek arasındaki farkta yatar.
3
Andrew Linklater'ın 'özgürleşme' ve 'evrensel topluluk' vurgusunu değerlendirme.
Linklater'a göre özgürleşme, modern devletin dışlayıcı (tikelci) vatandaşlık anlayışından evrensel bir ahlak topluluğuna geçişi gerektirir.
Doğru seçeneğin eleştirel teorinin normatif hedeflerini (evrensellik ve tahakküm karşıtlığı) yansıtması gerekir.

Anahtar Kavram

Habermasçı Bilgi-Kurucu Çıkarlar ve Eleştirel Teori Epistemolojisi
Tahmini Süre:3m 0s
Soru 133Soru

Immanuel Wallerstein’ın Dünya Sistemleri Analizi'nde, modern dünya-sisteminin 19.19. yüzyıldaki kurumsallaşma sürecinde merkezi bir rol oynayan "jeokültür" (geoculture) kavramı ele alınmaktadır. Wallerstein’a göre, Fransız Devrimi'nin (17891789) ardından sistemin siyasi yapısında meydana gelen dönüşüm ve bu çerçevede ideolojilerin (liberalizm, muhafazakarlık ve sosyalizm) bir "ideolojik triad" (üçlü) olarak eklemlenmesiyle ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Fransız Devrimi'nin sonucunda "siyasi değişimin normalliği" ve "halkın egemenliği" ilkelerinin kabul edilmesi, elitlerin bu değişimi yönetme ihtiyacını doğurmuş; bu süreçte liberalizm, jeokültürün merkezini oluşturarak muhafazakarlık ve sosyalizmi sistemin meşruiyet sınırları içine çekmiştir.

Cevap

Fransız Devrimi'nin yarattığı siyasi değişimin normalliği ve halk egemenliği ilkelerinin yönetilmesi için liberalizmin merkezde olduğu bir jeokültürel yapının kurulması
Doğru yanıt, Fransız Devrimi'nin siyasi değişimi normalleştirmesinin ve halk egemenliğini merkeze almasının, dünya-sisteminin bekası için bu dinamikleri yönetecek bir 'jeokültür' (liberal hegemonya) gerektirdiği gerçeğine dayanır. Bu yapıda liberalizm, muhafazakarlığı ve sosyalizmi sistemik reformizm sınırları içine çekerek istikrar sağlamıştır.

Adım Adım Çözüm

1
17891789 Fransız Devrimi'nin epistemolojik etkisini analiz etmek
Siyasi değişimin artık "olağanüstü" değil, "normal ve kaçınılmaz" bir süreç olarak algılanmaya başlanması.
Bu değişim, dünya-sistemi elitleri için kontrol edilmesi gereken yeni bir siyasi risk alanı yaratmıştır.
2
"Halk egemenliği" kavramının sistemik sonucunu belirlemek
Meşruiyetin tanrısal veya geleneksel kaynaklardan halka geçmesiyle, halkın taleplerinin sistem sınırları içinde tutulması gerekliliği.
Kontrolsüz halk egemenliği, kapitalist birikimin sürekliliğini tehdit edebilecek radikal değişimlere yol açabilirdi.
3
İdeolojilerin (Triad) bu süreçteki rolünü incelemek
Liberalizmin merkezde, muhafazakarlığın sağda (değişimi yavaşlatma), sosyalizmin solda (değişimi hızlandırma) konumlanarak sistemi dengelemesi.
Liberalizm, her iki ucu da "orta yol" stratejisiyle sistemin içine çekerek jeokültürel hegemonyayı kurmuştur.
4
Dünya-sistemi jeokültürünün kurumsallaşma zamanını doğrulamak
18151815-18481848 arasındaki dönemde bu yapının tam olarak oturması.
Sistemin ekonomik doğuşu ile kültürel üst yapısının tamamlanması arasında tarihsel bir faz farkı olduğunu kavramak gerekir.

Anahtar Kavram

Modern Dünya-Sisteminde Jeokültür ve İdeolojik Yönetim

İpuçları

1
Wallerstein'ın jeokültür kavramını 17891789 Fransız Devrimi'nin siyasi sonuçlarıyla birlikte düşünün.
2
Devrimden sonra değişimin 'normal' kabul edilmesi, elitlerin bu değişimi nasıl 'ehlileştirdiğine' odaklanın.
3
Liberalizmin neden bir 'orta yol' ideolojisi olarak diğer akımları sisteme eklemlediğini analiz edin.

Daha Fazla Pratik

Wallerstein'ın '1968 Hareketleri'nin jeokültür üzerindeki yıkıcı etkisine dair analizini incelemek bu konuyu pekiştirecektir.
Tahmini Süre:3m 0s
Soru 134Soru

Galler Okulu (Eleştirel Güvenlik Çalışmaları) temsilcilerine göre güvenlik, kendi başına bağımsız bir kavram değil; bir dünya görüşünün, ontolojik kabullerin ve siyaset felsefesinin ürünü olan "türevsel bir kavramdır" (derivative concept). Bu perspektife göre, geleneksel yaklaşımların aksine güvenlik ve özgürleşme (emancipation) birbirinden ayrı kompartımanlar olarak ele alınamaz.

Buna göre, Galler Okulu'nun güvenlik ve özgürleşme arasındaki ontolojik bağına ilişkin aşağıdaki değerlendirmelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Özgürleşme ve güvenlik kavramsal olarak özdeştir; güvenlik, bireylerin ve toplulukların kendi hayatlarını kurgulama kapasitelerini engelleyen her türlü fiziki ve yapısal baskıdan arındırılma sürecinin bir izdüşümüdür.

Cevap

Özgürleşme ve güvenlik kavramsal olarak özdeştir; güvenlik, bireylerin ve toplulukların kendi hayatlarını kurgulama kapasitelerini engelleyen her türlü fiziki ve yapısal baskıdan arındırılma sürecinin bir izdüşümüdür.
Doğru seçenek, Galler Okulu'nun (Aberystwyth Okulu) güvenliği dar askeri tehditlerden kurtarıp geniş bir sosyal ve siyasal özgürleşme süreci olarak tanımlayan normatif yaklaşımını tam olarak yansıtmaktadır. Ken Booth'a göre güvenlik, 'insanların kendilerini kısıtlayan fiziki, biyolojik, ekonomik ve siyasi prangalardan kurtulma süreci' olan özgürleşmenin diğer adıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Galler Okulu'nun ontolojik temelini analiz etme
Güvenlik, siyaset kuramından türetilen bir kavramdır ve odağı devletten bireye kaydırılmıştır.
Okulun 'türevsel kavram' argümanını anlamak için önce analiz düzeyindeki bu kaymayı saptamak gerekir.
2
Özgürleşme (Emancipation) kavramının tanımını yapma
Özgürleşme; savaş, yoksulluk, kötü eğitim ve siyasi baskı gibi insanları daraltan 'prangalardan' kurtulma sürecidir.
Ken Booth'un tanımına göre güvenlik, bu prangaların yokluğuyla eşdeğerdir.
3
Güvenlik ve özgürleşme arasındaki bağı kurma
Güvenlik statik bir durum değil, özgürleşme ise dinamik bir süreçtir ve bu ikisi aynı madalyonun iki yüzü olarak tanımlanır.
Okulun en ayırt edici özelliği olan 'güvenlik = özgürleşme' formülüne ulaşılır.

Anahtar Kavram

Güvenliğin Türevsel Niteliği ve Özgürleşme (Emancipation)

İpuçları

1
Galler Okulu'nun güvenliğin 'referans nesnesi' olarak kimi (devlet mi, birey mi) belirlediğini düşünün.
2
Robert Cox'un 'Kuram her zaman birileri ve bir amaç içindir' sözünün Galler Okulu üzerindeki etkisini hatırlayın; onlar statükoyu korumak için değil, değiştirmek için kuram üretirler.
3
Ken Booth'un 'Güvenlik ve Özgürleşme aynı madalyonun iki yüzüdür' ifadesi sorunun doğrudan cevabını içermektedir.

Daha Fazla Pratik

Kopenhag Okulu (Güvenlikleştirme) ile Galler Okulu (Özgürleşme) arasındaki epistemolojik farkları karşılaştıran bir soru çözebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 135Soru

Bağımlılık Teorisi literatüründe, çevre ülkelerin dünya ekonomisiyle bütünleşme biçimlerini sadece "mutlak bir durgunluk" veya "az gelişmişliğin sürekli yeniden üretimi" olarak görmeyen; aksine uluslararası sermaye, yerel devlet bürokrasisi ve yerel sermayenin oluşturduğu "üçlü ittifak" (triple alliance) temelinde belirli bir sanayileşme sürecinin mümkün olduğunu savunan "bağımlı ortak kalkınma" (associated-dependent development) yaklaşımı, aşağıdaki düşünürlerden hangisiyle özdeşleşmiştir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Fernando Henrique Cardoso ve Enzo Faletto

Cevap

Bağımlı ortak kalkınma (associated-dependent development) ve "üçlü ittifak" kavramları Fernando Henrique Cardoso ve Enzo Faletto ile özdeşleşmiştir.
Bağımlı ortak kalkınma tezi, Fernando Henrique Cardoso ve Enzo Faletto tarafından geliştirilmiştir. Bu yaklaşım, Andre Gunder Frank'ın iddia ettiği gibi bağımlılığın her zaman mutlak az gelişmişlik veya durgunluk yaratmayacağını; yerel devlet, yerel sermaye ve uluslararası sermaye arasındaki stratejik iş birliği (üçlü ittifak) sayesinde çevre ülkelerde de bir tür bağımlı sanayileşmenin gerçekleşebileceğini savunur.

Adım Adım Çözüm

1
Bağımlılık Teorisi'nin alt akımlarını ayırt etme.
Andre Gunder Frank'ın "stagnationist" (durgunlukçu) bakışı ile yapısalcı/ılımlı bağımlılık yaklaşımları arasındaki fark belirlenir.
Soruda sorulan tezin, teorinin içindeki daha nüanslı ve kalkınmaya kapı açan kanada ait olduğu saptanmalıdır.
2
"Üçlü İttifak" (Triple Alliance) aktörlerini tanımlama.
Bu aktörlerin; uluslararası sermaye, yerel devlet ve yerel sermaye (burjuvazi) olduğu anlaşılır.
Bu ittifakın bağımlılık ilişkisi içinde bile sanayileşmeyi tetikleyebileceği argümanı Cardoso'nun temel tezidir.
3
Kavramı eser ve yazar ile eşleştirme.
1960 ve 1970'li yıllarda Latin Amerika üzerine yapılan ampirik çalışmalar sonucunda Cardoso ve Faletto'nun bu tezi geliştirdiği sonucuna varılır.
Teorisyenlerin temel iddialarını doğru eser ve kavramla eşleştirmek KPSS düzeyi analiz gerektirir.

Anahtar Kavram

Bağımlı Ortak Kalkınma (Associated-Dependent Development)

İpuçları

1
Bu düşünürler, bağımlılığın tek tip olmadığını ve yerel sınıfsal dinamiklerin kalkınma sürecinde etkili olduğunu savunurlar.
2
"Üçlü İttifak" kavramı; devlet, uluslararası sermaye ve yerel burjuvazi arasındaki çıkar ortaklığını ifade eder.
3
Bu tez, Andre Gunder Frank'ın az gelişmişliğin gelişimi (development of underdevelopment) tezine bir eleştiri olarak ortaya çıkmış ve Latin Amerika'da Brezilya gibi ülkelerin sanayileşmesini açıklamaya çalışmıştır.

Daha Fazla Pratik

Bağımlılık Teorisi ile Wallerstein'ın Dünya Sistemleri Teorisi arasındaki farkları, özellikle 'yarı-çevre' kavramı üzerinden inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 136Soru

Immanuel Wallerstein’ın Dünya Sistemleri Analizi'nde, modern dünya-sisteminin tarihsel gelişimi sürecinde bir bölgenin dünya-ekonomisinin parçası olmayan "dış alan" (external arena) statüsünden çıkarak sisteme dahil olması "sisteme eklemlenme" (incorporation) süreciyle açıklanır.

Buna göre, Wallerstein’ın kuramsal çerçevesinde bir bölgenin sisteme eklemlenmiş bir "çevre" (periphery) olarak kabul edilmesi için gereken temel ölçüt aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Bölgedeki üretimin dünya-sistemindeki iş bölümüne ve sermaye birikimi süreçlerine entegre edilmesi

Cevap

Bölgedeki üretimin dünya-sistemindeki iş bölümüne ve sermaye birikimi süreçlerine entegre edilmesi
Doğru cevap olan ifade, Wallerstein’ın yaklaşımının merkezinde yer alan "dünya-ekonomisi" mantığını yansıtır. Bir bölgenin "çevre" olarak sisteme eklemlenmesi için, o bölgedeki kaynakların ve emeğin, sistemin geneline hitap eden bir iş bölümüne (division of labor) dahil edilmesi ve sermaye birikim döngüsüne eklenmesi gerekir.

Adım Adım Çözüm

1
"Dış alan" ve "sisteme eklemlenme" kavramları arasındaki ayrımı belirleyin.
Dış alan, dünya-sisteminin ekonomik işleyişinin dışında kalan bölgedir.
Wallerstein'ın analizinde birim, ulus-devlet değil tarihsel sistemin kendisidir.
2
"Çevre" statüsünün ekonomik gerekliliğini analiz edin.
Çevre olmak, bölgedeki üretimin meta üretimi haline gelmesi ve sistemin bütününe hizmet etmesidir.
Lüks tüketim ticareti (dış alan özelliği) sistemin içsel sermaye birikimini etkilemez.
3
Seçenekler arasından yapısal/ekonomik değişimi vurgulayan ifadeyi seçin.
Üretimin iş bölümüne entegrasyonu temel ölçüttür.
Modern dünya-sistemi her şeyden önce bir dünya-ekonomisidir.

Anahtar Kavram

Sisteme Eklemlenme (Incorporation) ve İş Bölümü

İpuçları

1
Wallerstein'ın teorisinde sistemin temelini 'siyaset' mi yoksa 'ekonomi' mi oluşturur?
2
Bir bölgenin sisteme dahil olması için 'lüks ticaret' yeterli midir yoksa 'iş bölümü' mü gereklidir?

Daha Fazla Pratik

Yarı-çevre (semi-periphery) bölgelerinin sistemin siyasal istikrarındaki rolünü inceleyin.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 137Soru

Frankfurt Okulu tarafından geliştirilen Eleştirel Teori'nin en temel hedeflerinden biri, bireyleri ve toplumu mevcut baskıcı yapılardan kurtarmaktır. Bu doğrultuda teorinin; insanlığın kendi kaderini tayin etmesi ve her türlü tahakkümden kurtulması olarak tanımladığı temel kavram aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Özgürleşme

Cevap

İnsanlığın baskılardan kurtulmasını ve kendi kaderini tayin etmesini hedefleyen kavram 'Özgürleşme'dir.
Özgürleşme kavramı, Frankfurt Okulu düşünürlerinin (başta Horkheimer ve Adorno) teorik çalışmalarının odağında yer alır. Geleneksel teorinin aksine Eleştirel Teori, insanları tahakküm altına alan ideolojileri ve yapıları deşifre ederek toplumsal bir dönüşümün yolunu açmayı ve insan özgürlüğünü gerçekleştirmeyi amaçlar.

Adım Adım Çözüm

1
Frankfurt Okulu'nun temel motivasyonunu belirle.
Teorinin amacı sadece dünyayı açıklamak değil, onu değiştirmektir.
Eleştirel Teori, Marx'ın 'Filozoflar dünyayı yalnızca yorumladılar, oysa sorun onu değiştirmektir' ilkesinden beslenir.
2
Teorinin hedeflediği dönüşümün adını tanımla.
Bireylerin toplumsal ve siyasal baskılardan kurtulma süreci 'Özgürleşme' (Emancipation) olarak adlandırılır.
Bu kavram, Frankfurt Okulu'nun normatif ve etik hedefinin merkezinde yer alır.

Anahtar Kavram

Eleştirel Teori'nin Özgürleşme (Emancipation) Amacı

İpuçları

1
Bu kavram, Marx'ın toplumu dönüştürme idealinin Frankfurt Okulu'ndaki yansımasıdır.
2
Kelime anlamı 'her türlü baskı ve bağımlılıktan kurtulma' olan bu terim, Eleştirel Teori'nin etik pusulasıdır.

Daha Fazla Pratik

Frankfurt Okulu'nun 'Araçsal Akıl' ve 'Aydınlanmanın Diyalektiği' gibi kavramlarını inceleyerek eleştirinin hangi noktalara yoğunlaştığını araştırabilirsiniz.
Tahmini Süre:45s
Soru 138Soru

Eleştirel Teori'nin önde gelen isimlerinden Andrew Linklater, modern devletin "dışlayıcı" (exclusionary) doğasına vurgu yapar. Ona göre devlet, ahlaki yükümlülüklerin sadece sınır içerisindekilere (vatandaşlara) karşı hissedildiği, sınırın ötesindekilerin ise "yabancı" olarak görüldüğü yapay bir ayrım yaratır. Linklater'ın bu perspektifinden hareketle, Eleştirel Teori'nin uluslararası siyasette hedeflediği "siyasal topluluğun dönüşümü" aşağıdakilerden hangisini gerçekleştirmeye yöneliktir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Ahlaki yükümlülükleri ulusal sınırların ötesine taşıyarak daha kapsayıcı ve insan merkezli bir küresel siyasal topluluk inşa etmeyi

Cevap

Ahlaki yükümlülükleri ulusal sınırların ötesine taşıyarak daha kapsayıcı ve insan merkezli bir küresel siyasal topluluk inşa etmeyi amaçlayan seçenek doğrudur.
Eleştirel teori, özellikle Andrew Linklater'ın çalışmalarında, mevcut Westphalia düzeninin (ulusal egemenlik ve katı sınırlar) insan özgürleşmesi önünde bir engel olduğunu savunur. 'Siyasal topluluğun dönüşümü' kavramı, ahlaki sorumluluklarımızın sadece kendi vatandaşlarımıza değil, tüm insanlığa yönelik olması gerektiğini (kozmopolitizm) ve devletin dışlayıcı yapısının aşılması gerektiğini ifade eder. Bu nedenle, ahlaki yükümlülüklerin sınırların ötesine taşınması ve daha kapsayıcı bir yapı inşası temel hedeftir.

Adım Adım Çözüm

1
Eleştirel Teori'nin temel varsayımını hatırla.
Teorinin sadece dünyayı açıklamak değil, onu değiştirmek (özgürleşme) amacı taşıdığı belirlendi.
Andrew Linklater'ın yaklaşımını anlamak için teorinin normatif temeli bilinmelidir.
2
Andrew Linklater'ın devlet eleştirisini analiz et.
Devletin insanları 'vatandaş' ve 'yabancı' olarak ayıran, ahlaki sınırlar çizen dışlayıcı bir yapı olduğu anlaşıldı.
Soruda geçen 'dışlayıcı doğa' kavramı Linklater'ın temel eleştiri noktasıdır.
3
Siyasal topluluğun dönüşümü hedefiyle seçenekleri karşılaştır.
Sınırların ötesine geçen, dışlayıcılığı reddeden ve insan odaklı olan ifadenin doğru olduğu saptandı.
Özgürleşme (emancipation) hedefi, bireyin devletin kısıtlayıcı sınırlarından kurtulmasını ve evrensel ahlaki haklara sahip olmasını gerektirir.

Anahtar Kavram

Andrew Linklater ve Siyasal Topluluğun Dönüşümü

İpuçları

1
Eleştirel teori, mevcut düzeni (statükoyu) iyileştirmek yerine onu kökten sorgulamayı ve dönüştürmeyi amaçlar.

Daha Fazla Pratik

Andrew Linklater'ın 'Üçlü Dönüşüm' (egemenlik, vatandaşlık ve topluluk) modelini inceleyerek özgürleşme kavramını derinleştirebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 139Soru

Galler Okulu (Eleştirel Güvenlik Çalışmaları), geleneksel güvenlik yaklaşımlarının devleti merkeze alan bakış açısını eleştirerek güvenliğin nihai hedefinin bireylerin baskı, yoksulluk ve korku gibi kısıtlamalardan kurtulması olduğunu savunur. Bu yaklaşımda, Ken Booth gibi düşünürler tarafından güvenliğin temel dayanağı ve amacı olarak kabul edilen kavram aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Özgürleşme

Cevap

Galler Okulu'nun güvenliği tanımlarken kullandığı temel kavram özgürleşme (emancipation) kavramıdır.
Galler Okulu'na göre güvenlik, bireylerin ve toplulukların kendi hayatlarını istedikleri şekilde sürdürmelerini engelleyen her türlü fiziki, ekonomik ve siyasi kısıtlamadan kurtulmasıdır. Ken Booth bu durumu 'özgürleşme' (emancipation) olarak adlandırır ve gerçek güvenliğin ancak özgürleşme ile sağlanabileceğini savunur.

Adım Adım Çözüm

1
Soruda bahsi geçen kuramsal yaklaşım tespit edilir.
Galler Okulu (Eleştirel Güvenlik Çalışmaları) ele alınmaktadır.
Kuramın temel ontolojik ve epistemolojik duruşunu belirlemek için ilk adımdır.
2
Kuramın güvenliğe bakış açısı ve odağı analiz edilir.
Geleneksel devlet odaklılığın reddedildiği ve bireyin baskılardan kurtulmasının (özgürleşme) hedeflendiği görülür.
Galler Okulu'nu diğer güvenlik okullarından ayıran temel farkı belirlemek gerekir.
3
Seçenekler arasından kuramın temel taşı olan kavram işaretlenir.
Özgürleşme kavramı doğru cevap olarak bulunur.
Ken Booth ve Richard Wyn Jones gibi düşünürlerin kuramı bu kavram üzerine inşa etmiş olmasıdır.

Anahtar Kavram

Özgürleşme (Emancipation)

İpuçları

1
Galler Okulu, güvenliği devleti korumak yerine insanı kısıtlamalardan kurtarmak olarak görür.
2
Ken Booth'a göre güvenlik ve bu kavram 'bir madalyonun iki yüzü' gibidir.

Daha Fazla Pratik

Kopenhag Okulu'nun 'Güvenlikleştirme' teorisi ile Galler Okulu'nun 'Özgürleşme' yaklaşımı arasındaki farkları karşılaştırabilirsiniz.
Tahmini Süre:45s
Soru 140Soru

Klasik emperyalizm teorileri içerisinde; kapitalist üretimin genişletilmiş yeniden üretimi sürecinde ortaya çıkan artı-değerin (surplus value) realize edilebilmesi için mutlaka 'kapitalist olmayan toplumsal kesimlerin' (non-capitalist strata) veya dış pazarların (sömürgeler, köylü ekonomileri vb.) varlığını zorunlu gören ve bu alanlar tamamen kapitalistleştiğinde sistemin genişleme kapasitesinin dolarak çöküşe geçeceğini savunan düşünür aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Rosa Luxemburg

Cevap

Artı-değerin gerçekleştirilmesi için kapitalist olmayan kesimlere duyulan ihtiyacı vurgulayan düşünür Rosa Luxemburg'dur.
Rosa Luxemburg, klasik emperyalizm tartışmalarında 'eksik tüketim' ve 'artı-değerin gerçekleştirilmesi' krizine odaklanarak, kapitalizmin hayatta kalabilmek için sürekli olarak kapitalist olmayan (non-capitalist) toplumsal ve coğrafi alanları sömürgeleştirerek bünyesine katmak zorunda olduğunu savunmuştur. Bu alanlar tükendiğinde sistemin tarihsel sınırına ulaşacağını öngörmesi onu diğer Marksist düşünürlerden ayırır.

Adım Adım Çözüm

1
Düşünürün temel eserini ve problemini belirle
Rosa Luxemburg, 'Sermaye Birikimi' (1913) eserinde kapitalist birikimin önündeki pazar engelini inceler.
Soruda sorulan 'artı-değerin gerçekleştirilmesi' sorunu bu eserin merkezindedir.
2
Artı-değerin gerçekleştirilmesi (realization) kavramını analiz et
Kapitalistlerin ürettiği artı-değerin paraya dönüşebilmesi için bu malları satın alacak, sistemin (işçi ve patronların) dışında bir alıcı kitlesi gereklidir.
Luxemburg'a göre saf bir kapitalist ekonomide bu değerin tamamı sistem içinde tüketilemez.
3
Dışsal alanların (non-capitalist strata) rolünü tanımla
Sömürgeler, köylü toplumları ve zanaatkarlar gibi henüz kapitalistleşmemiş yapılar, bu artı-değerin emildiği 'dış pazarlar' işlevi görür.
Bu yapılar ortadan kalkıp her yer kapitalistleştiğinde sistemin genişleyecek alanı kalmaz ve kriz kaçınılmaz olur.

Anahtar Kavram

Rosa Luxemburg'un Sermaye Birikimi ve Dış Pazar Kuramı

İpuçları

1
Bu düşünür, sömürgeciliğin kapitalizm için bir 'tercih' değil, yapısal bir 'zorunluluk' olduğunu savunur.
2
Düşünürün teorisi, artı-değerin paraya çevrilmesi (realizasyonu) için sistem dışı aktörlerin (köylüler, sömürgeler) varlığına dayanır.
3
1913 yılında yayınlanan 'Sermaye Birikimi' adlı eserin yazarıdır.

Daha Fazla Pratik

V.I. Lenin ile Rosa Luxemburg'un emperyalizmin nedenlerine ilişkin (pazar ihtiyacı vs. kâr oranı/tekelleşme) temel farklarını inceleyiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
ÖncekiSayfa 7 / 13Sonraki
Marksist ve Eleştirel Yaklaşımlar Alıştırma Soruları — KPSS Uluslararası İlişkiler — Sayfa 7 | Examkin