Marksist ve Eleştirel Yaklaşımlar

249 soru

Soru 141Soru

Ana akım uluslararası ilişkiler teorileri (Realizm ve Liberalizm), uluslararası sistemi devletlerin egemenlik haklarını kullandığı ve iç siyasetten bağımsız bir 'anarşik' yapı olarak ele alırken; Klasik Marksist düşünce bu mekânsal ayrımı reddeder ve toplumsal ilişkilerin bölünemez bir bütün olduğunu savunur. Buna göre, Klasik Marksist perspektifte uluslararası sistemin temel niteliği aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Kapitalist üretim tarzının ve sınıf ilişkilerinin küresel ölçekteki mekânsal bir uzantısı ve toplumsal bütünselliğin parçası olması

Cevap

Uluslararası sistemin, kapitalist üretim tarzının ve sınıf ilişkilerinin küresel ölçekteki mekânsal bir uzantısı ve toplumsal bütünselliğin parçası olması.
Klasik Marksist uluslararası ilişkiler kuramı, toplumsal bütünselliği (totality) esas alır. Bu yaklaşıma göre, ana akım teorilerin iddia ettiğinin aksine 'uluslararası' alan, iç siyasetten veya ekonomik üretim biçiminden bağımsız bir 'anarşi' katmanı değildir. Uluslararası ilişkiler, kapitalist üretim tarzının ve bu tarza dayalı sınıf ilişkilerinin mekânsal olarak dünya ölçeğine yayılmış bir biçimidir. Dolayısıyla doğru yanıt, bu alanın üretim tarzının bir uzantısı olduğunu vurgulayan ifadedir.

Adım Adım Çözüm

1
Ana akım teorilerin 'uluslararası' tanımını analiz et.
Realizm ve Liberalizm, uluslararası alanı iç siyasetten kopuk (anarşik) bir alan olarak görür.
Bu teoriler 'siyasal' olanın 'ekonomik' olandan ayrılabileceğini varsayar.
2
Klasik Marksizm'in 'Bütünsellik' (Totality) kavramını hatırla.
Toplumun ekonomik yapısı (altyapı), siyasi ve uluslararası kurumları (üstyapı) belirler; bunlar birbirlerinden ayrılamaz.
Marksizm'e göre uluslararası ilişkiler, kapitalist birikim sürecinin bir parçasıdır.
3
Uluslararası sistemin Marksist tanımını seçeneklerle karşılaştır.
Uluslararası sistem, sınıf mücadelesinin ve sermaye birikiminin mekânsal olarak genişlemiş halidir.
Devletler arası ilişkiler, aslında sermaye ve emek arasındaki ilişkilerin küresel formudur.

Anahtar Kavram

Toplumsal Bütünsellik (Totality) ve Uluslararası Alanın Mekânsal Uzantısı

İpuçları

1
Klasik Marksizm'de 'altyapı' (üretim ilişkileri) 'üstyapıyı' (devlet ve dış politika) belirleyen temel unsurdur.
2
Marx'a göre devletler arası sınırlar, sermayenin yayılma ihtiyacı önünde yapay engellerdir ve uluslararası sistem bu sürecin bir parçasıdır.

Daha Fazla Pratik

Klasik Marksizm'in devlet tanımı ile Gramsciyen 'hegemonya' kavramı arasındaki farkları incelemek, konuyu derinleştirecektir.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 142Soru

Immanuel Wallerstein’ın Dünya Sistemleri Analizi'nde hegemonya; bir devletin dünya-ekonomisinde üretim, ticaret ve finans alanlarında eş zamanlı olarak diğer merkez devletlere karşı kurduğu üstünlük durumunu ifade eder. Wallerstein’a göre bu üç alandaki hakimiyet, tarihsel süreçte belirli bir ardışıklık ve yapısal mantık izleyerek gerçekleşir.

Buna göre; Wallerstein’ın kuramında, hegemonik bir gücün bu ekonomik alanlarda üstünlük elde etme sırası aşağıdakilerin hangisinde doğru verilmiştir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Üretim verimliliği – Ticari genişleme – Finansal kontrol

Cevap

Hegemonik güçlerin ekonomik üstünlük elde etme sırası üretim verimliliği, ticari genişleme ve finansal kontrol şeklindedir.
Doğru cevap olan sıralamada, Wallerstein'ın belirttiği üzere hegemonya önce 'tarım-sanayi üretiminde verimlilik' (agro-industrial efficiency) ile başlar. Bu maliyet avantajı 'ticari genişlemeyi' (commercial expansion) tetikler. En son aşamada ise yoğun sermaye birikimi bölgeyi 'finansal kontrol' (financial control) merkezine dönüştürür. Hollanda, İngiltere ve ABD örnekleri bu silsileye göre analiz edilir.

Adım Adım Çözüm

1
Dünya Sistemleri Teorisi'ndeki hegemonya tanımının analiz edilmesi
Wallerstein için hegemonya, askeri güçten ziyade ekonomik bir 'eş zamanlı üstünlük' durumudur.
Teorinin Marksist kökenleri gereği altyapı (ekonomi) belirleyicidir.
2
Ekonomik basamakların kronolojik sırasının belirlenmesi
Üretim (agro-industrial) -> Ticaret (commerce) -> Finans (finance).
Verimli üretim maliyetleri düşürür, bu ticari rekabet gücü sağlar, ticari birikim ise bölgeyi dünya finans merkezi yapar.
3
Hegemonyanın düşüş aşamasının hatırlanması
Düşüş de aynı sırayla (önce üretimde verimlilik kaybı, sonra ticaret, en son finans) gerçekleşir.
Sistemin döngüsel ritimleri bu sıralamayı zorunlu kılar.

Anahtar Kavram

Hegemonyanın Üç Aşamalı Ekonomik Silsilesi

İpuçları

1
Wallerstein bir Marksist ekol temsilcisi olarak her zaman üretim süreçlerine öncelik verir.
2
Hegemonya bir 'birikim' sürecidir; para (finans) birikmeden önce malın üretilmesi ve satılması gerekir.
3
Sıralama şöyledir: Önce daha ucuza yap (üretim), sonra herkese sat (ticaret), sonra parayı yönet (finans).

Daha Fazla Pratik

Wallerstein'ın hegemonya tanımını, Robert Cox'un Eleştirel Teori'deki hegemonya tanımıyla karşılaştırmak kavramsal netliği artıracaktır.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 143Soru

Uluslararası İlişkilerde Eleştirel Teori bağlamında Andrew Linklater, siyasal topluluğun Westphalia modelinden daha kapsayıcı bir yapıya evrilmesini savunur. Bu dönüşüm sürecinde topluluğun sınırlarını aşan evrensel bir ahlaki sorumluluk geliştirilmesini öngören "diyalojik etik" (dialogical ethics) yaklaşımı, temel meşruiyet kriteri olarak aşağıdakilerden hangisini öne sürer?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Alınan kararlardan etkilenecek olan tüm tarafların, herhangi bir dışlama olmaksızın, açık ve özgür bir iletişim süreciyle rıza göstermesini

Cevap

Diyalojik etik yaklaşımına göre meşruiyet, kararlardan etkilenen tüm bireylerin dışlanmadan katıldığı ve özgürce rıza gösterdiği bir iletişim sürecine dayanır.
Diyalojik etik, meşruiyetin temelini rasyonel bir iletişim sürecine dayandırır. Bu yaklaşıma göre, bir siyasal kararın veya normun ahlaki olarak geçerli olabilmesi için, o karardan doğrudan veya dolaylı olarak etkilenen tüm insanların (ulusal sınır gözetmeksizin) bu kararın alınma sürecine dahil edilmesi ve serbestçe rızalarının alınması gerekir. Bu durum, Andrew Linklater'ın modern ulus-devletin dışlayıcı yapısını aşma projesinin demokratik ve etik mekanizmasını oluşturur.

Adım Adım Çözüm

1
Eleştirel teorinin IR disiplinindeki temel hedefini hatırla.
Temel hedef, statükoyu sorgulamak ve insanlığın özgürleşmesini (emancipation) sağlamaktır.
Teorinin normatif temelini anlamak için gereklidir.
2
Andrew Linklater'ın "Siyasal Topluluğun Dönüşümü" projesini analiz et.
Linklater, modern devletin "dışlayıcı" sınırlarını aşarak ahlaki topluluğu evrensel düzeye taşımayı hedefler.
Soruda geçen bağlamın sınırlarını belirlemek için gereklidir.
3
Diyalojik etik kavramını Jürgen Habermas'ın kuramıyla ilişkilendir.
Habermas'ın "İletişimsel Eylem Kuramı"ndaki ideal konuşma durumu, IR'ye "diyalojik etik" olarak uyarlanmıştır.
Kavramın epistemolojik kökenini saptamak için gereklidir.
4
Diyalog temelli meşruiyet kriterini belirle.
Meşruiyetin tek kaynağı, karardan etkilenen herkesin (evrensel düzeyde) katıldığı bir rıza üretim sürecidir.
Doğru seçeneğe ulaşmak için son adımdır.

Anahtar Kavram

Diyalojik Etik ve Siyasal Topluluğun Dönüşümü

İpuçları

1
Andrew Linklater'ın bu kavramı geliştirirken Frankfurt Okulu'nun hangi düşünüründen etkilendiğini düşünün.
2
Habermas'ın 'iletişimsel eylem' ve 'ideal konuşma durumu' kavramları ile diyalojik etik arasındaki paralelliği kurun.
3
Diyalogun amacı, sınırların dışındaki 'öteki'nin de kararlara dahil edilmesini ve dışlanmamasını sağlamaktır.

Daha Fazla Pratik

Andrew Linklater'ın 'Siyasal Topluluğun Dönüşümü' eserindeki ahlaki, hukuki ve siyasal dönüşüm boyutlarını karşılaştırmalı olarak inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 144Soru

Rudolf Hilferding, klasik emperyalizm literatürüne yaptığı en önemli katkılardan biri olan 'Finans-Kapital' (1910) adlı eserinde, kapitalizmin serbest rekabetçi dönemden tekelci döneme geçişindeki yapısal dönüşümü analiz etmiştir. Hilferding’e göre bu yeni dönem, sermaye türleri arasındaki ilişkinin niteliksel olarak değiştiği ve bankaların sanayi üzerindeki belirleyiciliğinin arttığı bir aşamadır. Buna göre, Hilferding'in teorik çerçevesinde emperyalizmin iktisadi temeli olan 'finans-kapital' kavramı aşağıdakilerden hangisi ile tanımlanmaktadır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Banka sermayesinin sanayi sermayesi üzerinde hakimiyet kurarak onunla iç içe geçmesi ve devasa tekelci organizasyonlar (kartel ve tröstler) aracılığıyla bütünleşik bir yapı oluşturması

Cevap

Banka sermayesinin sanayi sermayesiyle kaynaşması ve bütünleşik bir yapı oluşturması
Doğru yanıt olan seçenek, Hilferding'in teorisinin kalbi olan banka ve sanayi sermayesinin 'füzyonunu' (kaynaşmasını) tam olarak ifade etmektedir. Hilferding'e göre, tekelci aşamada bankalar sadece kredi veren kurumlar değil, sanayi üretimini bizzat yöneten ve denetleyen devasa organizasyonların merkezidir.

Adım Adım Çözüm

1
Kavram analizi yapılması
Hilferding'in 'Finans-Kapital' kavramının özgünlüğünün saptanması.
Teorisyenin literatürdeki yerini ve diğerlerinden ayrılan temel argümanını belirlemek gerekir.
2
Sermaye türlerinin ilişkisinin incelenmesi
Bankaların sanayi şirketlerinde hisse sahibi olması ve yönetim kurullarına girmesiyle oluşan kaynaşmanın (füzyon) tespit edilmesi.
Finans-kapital kavramı sadece parayı değil, mülkiyet ve denetim ilişkisindeki dönüşümü ifade eder.
3
Diğer Marksist kuramcılarla karşılaştırma yapılması
Hobson (liberal/reformist), Luxemburg (dış çevre/artı-değer) ve Bukharin (devlet/tröst) yaklaşımlarının elenmesi.
Hard zorluk seviyesindeki sorularda benzer kavramlar arasındaki nüansların ayırt edilmesi zorunludur.

Anahtar Kavram

Rudolf Hilferding'in Finans-Kapital Kuramı

İpuçları

1
Hilferding, bankaların sanayi üzerindeki 'denetleyici' gücüne odaklanır.
2
Kavram, iki farklı sermaye türünün (para ve sanayi) artık birbirinden ayrılamaz hale gelmesini ifade eder.
3
Hilferding'in bu analizi, daha sonra Lenin'in 'Emperyalizm: Kapitalizmin En Yüksek Aşaması' eserindeki finansal oligarşi tanımına temel teşkil etmiştir.

Daha Fazla Pratik

V.I. Lenin'in Hilferding'in finans-kapital tanımını kullanarak emperyalizmin beş temel özelliğini nasıl sıraladığını inceleyiniz.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 145Soru

Immanuel Wallerstein’ın Dünya Sistemleri Analizi’nde kapitalist dünya-ekonomisinin işleyişini açıklayan "döngüsel ritimler" (cyclical rhythms), sistemin belirli periyotlarla yaşadığı genişleme ve daralma süreçlerini ifade eder. Kondratiev dalgaları olarak da bilinen bu döngülerin "B evresi" (BphaseB-phase), kâr oranlarının düştüğü, pazarın doygunluğa ulaştığı ve sermaye birikiminin yavaşladığı bir durgunluk dönemine işaret eder. Buna göre, Dünya Sistemleri Analizi çerçevesinde bir BB evresi yaşanırken aşağıdakilerden hangisinin gerçekleşmesi beklenir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Üretim maliyetlerini düşürmek ve sermaye birikimini canlandırmak amacıyla eski "lider sektörlerin" merkezden çevre veya yarı-çevre bölgelere coğrafi olarak kaydırılması

Cevap

Üretim maliyetlerini düşürmek amacıyla üretimin düşük maliyetli çevre veya yarı-çevre bölgelerine kaydırılması
Dünya Sistemleri Analizi'ne göre kapitalist sistem kâr oranlarının düştüğü durgunluk (BB) evrelerinde, üretim maliyetlerini düşürmek için coğrafi bir genişleme veya üretimin yerini değiştirme stratejisi izler. Bu süreçte, merkez ülkelerde kârlılığını yitirmiş eski teknolojilere dayalı sektörler, emeğin daha ucuz olduğu yarı-çevre veya çevre bölgelere kaydırılarak kâr oranları yeniden yükseltilmeye çalışılır.

Adım Adım Çözüm

1
B evresinin özelliklerini tanımla
B evresi (durgunluk), kâr marjlarının azaldığı ve piyasaların doyduğu dönemdir.
Sistemin kriz anındaki tepkisini anlamak için önce krizin niteliğini belirlemek gerekir.
2
Sermaye birikimi stratejisini analiz et
Düşen kâr oranlarını restore etmek için maliyetlerin (işgücü, hammadde) azaltılması gerekir.
Kapitalizmin temel itici gücü olan sermaye birikimi, durgunluk dönemlerinde maliyet minimizasyonu arayışına girer.
3
Coğrafi çözümü belirle
Eski lider sektörler, maliyetlerin daha düşük olduğu çevre veya yarı-çevre bölgelere taşınır.
Wallerstein'a göre bu "yayılma", sistemin krizleri aşmak için kullandığı temel mekânsal düzenleme yöntemidir.

Anahtar Kavram

Kondratiev Dalgaları ve Mekânsal Düzenleme

İpuçları

1
Wallerstein'ın döngüsel ritimlerinin kâr oranlarıyla ilişkisini düşünün.
2
Durgunluk dönemlerinde sermaye, maliyetleri (özellikle ücretleri) nasıl düşürmeye çalışır?
3
Lider sektörlerin yayılması ve coğrafi kayma, B evresinin tipik bir özelliğidir.

Daha Fazla Pratik

Hegemonya döngüleri ile Kondratiev dalgaları arasındaki zamanlama farkını inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 146Soru

Klasik emperyalizm teorisyenlerinden J.A. Hobson ve V.I. Lenin'in yaklaşımları dikkate alındığında; emperyalizmin 'nedeni' ve 'sistem içindeki konumu' açısından bu iki isim arasındaki temel fark aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Hobson emperyalizmi gelir adaletsizliğinden kaynaklanan ve sosyal reformlarla önlenebilir bir 'sapma' olarak görürken; Lenin, onu kapitalizmin tekelci aşamasında ortaya çıkan kaçınılmaz bir evresi olarak tanımlar.

Cevap

Hobson emperyalizmi gelir dağılımı reformlarıyla düzeltilebilir bir sapma olarak görürken, Lenin bunu kapitalizmin kaçınılmaz ve en yüksek aşaması olarak nitelendirir.
Doğru seçenek, iki düşünür arasındaki en temel ontolojik ayrımı yansıtmaktadır. J.A. Hobson, 1902 tarihli çalışmasında emperyalizmi, kapitalizmin aşırı tasarruf ve düşük tüketim krizini aşmak için seçtiği bir 'politika' olarak görür ve bu durumun sosyal reformlarla (gelir dağılımının düzeltilmesi, ücret artışları) sistem içerisinde çözülebileceğini savunur. V.I. Lenin ise 1916'da yazdığı eserinde, emperyalizmi kapitalizmin tekelci aşamasında (finans kapitalin egemenliği) ulaştığı kaçınılmaz ve 'en yüksek aşaması' olarak tanımlar; ona göre bu durum reformlarla değil ancak sistemin yıkılmasıyla sona erebilir.

Adım Adım Çözüm

1
Düşünürlerin ideolojik kökenlerini belirleme
Hobson liberal-sosyal reformist, Lenin ise Marksist bir çizgidedir.
Teorilerin çözüm önerileri bu ideolojik farktan kaynaklanır.
2
Ekonomik kavramları eşleştirme
Hobson 'eksik tüketim' (underconsumption), Lenin ise 'finans kapital' kavramını merkeze alır.
Her iki düşünür de emperyalizmi ekonomik nedenlerle açıklar ancak vurguladıkları mekanizmalar farklıdır.
3
Kaçınılmazlık analizi yapma
Hobson'a göre gelir dağılımı düzelirse emperyalizme gerek kalmaz; Lenin'e göre ise tekelci kapitalizm emperyalizme mahkumdur.
Sistemin sürdürülebilirliği konusundaki bu ayrım, iki teoriyi birbirinden ayıran en temel farktır.

Anahtar Kavram

Klasik Emperyalizm Teorileri: Eksik Tüketim vs. Finans Kapital

Daha Fazla Pratik

Bağımlılık Teorisi ile Dünya Sistemleri Teorisi arasındaki 'yarı-çevre' kavramı farkını incelemek bu konudaki bilginizi derinleştirecektir.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 147Soru

Uluslararası ilişkiler disiplininde 'Eleştirel Güvenlik Çalışmaları' olarak da bilinen Galler Okulu, Soğuk Savaş sonrası dönemde geleneksel güvenlik anlayışına köklü bir eleştiri getirmiştir. Ken Booth ve Richard Wyn Jones gibi teorisyenlerin öncülük ettiği bu yaklaşıma göre, güvenliğin asıl odak noktası (referans nesnesi) ve nihai amacı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Birey ve insanların her türlü baskıdan kurtularak özgürleşmesi (emancipation)

Cevap

Doğru cevap, güvenliğin merkezine bireyi ve nihai amaç olarak özgürleşmeyi (emancipation) yerleştiren seçenektir.
Galler Okulu (Eleştirel Güvenlik Çalışmaları), geleneksel teorilerin devlet ve askeri güç odaklı güvenlik anlayışına karşı çıkar. Ken Booth ve Richard Wyn Jones'a göre devletler her zaman güvenlik sağlamaz, aksine kendi vatandaşları için en büyük tehdit haline gelebilirler. Bu nedenle güvenliğin asıl nesnesi 'birey' (insan) olmalıdır. Güvenliğin nihai amacı ise insanları savaş, yoksulluk, siyasi baskı ve eğitimsizlik gibi kısıtlamalardan kurtararak onların 'özgürleşmesini' (emancipation) sağlamaktır.

Adım Adım Çözüm

1
Soru kökündeki 'Galler Okulu' ve 'Ken Booth' kavramlarının literatürdeki temel karşılığını hatırlamak.
Galler Okulu, geleneksel devlet merkezli ve askeri odaklı güvenlik anlayışını reddeden eleştirel bir yaklaşımdır.
Teorinin neye karşı çıktığını bilmek, eleme yapmayı kolaylaştırır.
2
Galler Okulu'nun güvenliğin referans nesnesi ve amacı konusundaki özgün kavramını belirlemek.
Bu ekole göre asıl referans nesnesi 'birey'dir ve güvenlik ile 'özgürleşme' (emancipation) aynı madalyonun iki yüzüdür.
Ken Booth'un 'Güvenlik ve özgürleşme aynı şeydir' savı bu teorinin en ayırt edici temel taşıdır.

Anahtar Kavram

Özgürleşme (Emancipation) ve İnsan Odaklı Güvenlik
Soru 148Soru

Uluslararası ilişkiler disiplininde Klasik Marksizm, devletlerin dış politika davranışlarını ve uluslararası sistemin işleyişini analiz ederken ana akım yaklaşımların (Realizm ve Liberalizm) ontolojik kabullerini kökten reddeder. Bu yaklaşım, analizin merkezine tarihsel materyalizmi ve altyapı-üstyapı (base-superstructure) modelini yerleştirir.

Buna göre, Klasik Marksist yaklaşıma göre uluslararası sistemin doğası ve devletlerarası çatışmaların temel dinamiği hakkında aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Devletlerarası politik ve askeri rekabetler bağımsız bir siyasal alanın sonucu değil; kapitalist üretim tarzının küresel genişleme ihtiyacının ve altyapıdaki sınıfsal çelişkilerin uluslararası üstyapıdaki doğrudan yansımasıdır.

Cevap

Doğru cevap, uluslararası sistemdeki çatışmaları ve rekabeti altyapıdaki ekonomik çelişkilerin ve kapitalizmin genişleme ihtiyacının üstyapıdaki siyasal yansıması olarak tanımlayan seçenektir.
Klasik Marksizm, tarihi sınıf mücadelelerinin tarihi olarak görür ve devleti egemen sınıfın (burjuvazinin) çıkarlarını koruyan bir aygıt (üstyapı kurumu) olarak tanımlar. Uluslararası ilişkiler ve dış politika da bu ekonomik altyapıdan bağımsız değildir. Doğru cevap, uluslararası politikadaki savaşları ve diplomatik rekabetleri anarşi ile değil, kapitalist sistemin kar oranlarındaki düşüş eğilimini aşmak için yeni pazarlara ve hammaddelere ihtiyaç duymasıyla (üretim tarzının uluslararası alana yansımasıyla) açıklayan seçenektir.

Adım Adım Çözüm

1
Soruda istenen teorik çerçevenin (Klasik Marksizm) uluslararası ilişkilere ontolojik bakış açısını belirle.
Klasik Marksizm'in uluslararası politikayı, devleti ve hukuku (üstyapı), kapitalist ekonomik ilişkilerin ve sınıf mücadelelerinin (altyapı) bir türevi olarak gördüğü tespit edildi.
Ana akım teorilerden farklılaşan bu temel ayrımı saptamak, analiz düzeyini devletten sınıfa kaydırmak için gereklidir.
2
Seçeneklerde yer alan teorik argümanları ait oldukları ekollerle eşleştirerek ele.
Realizm (anarşi/güvenlik ikilemi), Liberalizm (mutlak kazanç/karşılıklı bağımlılık), Dünya Sistemleri Teorisi (merkez-çevre sömürüsü) ve Gramsciyen Neo-Marksizm (kültürel hegemonya) elendi.
Özellikle diğer eleştirel/Marksist türevler ile Klasik Marksizm arasındaki nüansların (ekonomik determinizm vs. kültürel rıza veya sınıf vs. merkez-çevre) ayırt edilmesi gereklidir.
3
Klasik Marksizm'in temel altyapı-üstyapı modelini tam olarak karşılayan seçeneği belirle.
Savaşların ve uluslararası rekabetin doğrudan kapitalist üretim tarzının genişleme ihtiyacından ve altyapısal sınıf çelişkilerinden kaynaklandığını belirten seçenek tespit edildi.
Soru metnindeki 'tarihsel materyalizm ve altyapı-üstyapı modeli' kısıtını en doğru uygulayan tanım budur.

Anahtar Kavram

Klasik Marksizm'in Altyapı-Üstyapı Modeli ve Emperyalizm Öncesi Kavramsallaştırması
Soru 149Soru

Antonio Gramsci'nin düşüncelerini uluslararası ilişkilere taşıyan Neo-Marksist düşünür Robert Cox'a göre "hegemonya" kavramı, Realizmden ve Ortodoks Marksizmden oldukça farklı bir içeriğe sahiptir.

Buna göre, Neo-Marksist ve Gramsciyen yaklaşımda "hegemonya" kavramının temel ayırıcı özelliği aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Lider devletin üstünlüğünü salt kaba kuvvetle değil; kurumlar, ideoloji ve sivil toplum aracılığıyla diğer aktörlerin 'rızasını' (consent) üreterek sürdürmesi

Cevap

Neo-Marksist ve Gramsciyen yaklaşımda hegemonyanın temel ayırıcı özelliği, lider devletin üstünlüğünün salt zorlamaya değil, ideoloji ve sivil toplum aracılığıyla rıza üretimine dayanmasıdır.
Gramsciyen yaklaşım, hegemonyayı yalnızca askeri ve ekonomik güce dayanan bir tahakküm olarak görmez. Aksine, egemen sınıfın veya hegemon devletin, kendi çıkarlarını alt sınıflara veya diğer devletlere ideoloji, kültür, değerler ve uluslararası kurumlar aracılığıyla 'evrensel bir çıkar' gibi benimsetmesini, yani kalıcı bir 'rıza' (consent) üretmesini temel alır.

Adım Adım Çözüm

1
Soru kökündeki 'Neo-Marksist', 'Gramsci' ve 'Robert Cox' vurguları incelenir.
Sorunun Klasik Marksist ekonomik indirgemecilikten ve Realist güç politikalarından ayrılan Gramsciyen hegemonya kavramını sorduğu belirlenir.
Sorunun kavramsal çerçevesini ve yönünü doğru tespit etmek için yazar ve kuram eşleştirmesi yapmak gerekir.
2
Antonio Gramsci'nin hegemonya kavramına getirdiği yenilik hatırlanır.
Gramsci'nin hegemonyayı 'Zor (Politik Toplum) + Rıza (Sivil Toplum)' formülüyle açıkladığı tespit edilir.
Gramsci'nin teoriye en büyük katkısı, kapitalist devletin sadece polisle/askerle değil, okul, din, medya gibi sivil toplum araçlarıyla kitlelerin rızasını alarak ayakta kaldığını göstermesidir.
3
Robert Cox'un bu düşünceyi uluslararası sisteme nasıl uyguladığı değerlendirilir.
Uluslararası sistemde hegemon gücün, uluslararası örgütler ve evrensel değerler gibi araçlarla diğer devletlerin rızasını (consent) alarak üstünlük kurduğu sonucuna varılır.
Cox, Gramsci'nin ulusal düzeydeki sınıf hegemonyası kavramını küresel sistemdeki devletlerarası güç ilişkilerine uyarlamıştır.
4
Seçenekler bu çerçevede filtrelenir.
Kaba kuvvete karşı rıza ve sivil toplum vurgusunun yapıldığı ifade doğru cevap olarak seçilir.
Rıza unsuru, Gramsciyen hegemonya kavramının en belirgin ve değişmez yapı taşıdır.

Anahtar Kavram

Hegemonya (Zor ve Rıza Birleşimi)
Tahmini Süre:45s
Soru 150Soru

Uluslararası İlişkiler disiplininde Frankfurt Okulu'nun düşünsel mirasına dayanan Eleştirel Teori, pozitivist ana akım yaklaşımların bilgiye dair 'tarafsızlık ve nesnellik' iddialarını reddeder. Bu yaklaşıma göre her kuram, belirli bir tarihsel ve toplumsal bağlamda, belirli çıkarlar doğrultusunda üretilir.

Buna göre, Eleştirel Teori'nin uluslararası ilişkiler analizlerindeki temel amacı ve odak noktası aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Bilginin ardındaki güç ilişkilerini açığa çıkararak, insanların ve toplumların her türlü tahakkümden kurtulmasını ve özgürleşmesini sağlamak

Cevap

Doğru cevap, bilginin ardındaki güç ilişkilerini açığa çıkararak insanların tahakkümden kurtulmasını ve özgürleşmesini savunan seçenektir.
Frankfurt Okulu kaynaklı Eleştirel Teori'nin Uluslararası İlişkiler disiplinindeki en ayırt edici özelliği, normatif bir amaç gütmesi ve insanlığın özgürleşmesini (emancipation) hedeflemesidir. Bu teoriye göre, var olan adaletsiz yapıları veri kabul edip içindeki problemleri çözmeye çalışan geleneksel yaklaşımlar (realizm, liberalizm) statükoya hizmet eder. Eleştirel teori ise mevcut siyasi ve sosyal düzenin kökenlerini sorgulayarak alternatif ve adil bir düzenin imkânlarını, güç ve bilgi ilişkisini deşifre ederek arar.

Adım Adım Çözüm

1
Soru kökündeki temel kavrama odaklan
Frankfurt Okulu ve Eleştirel Teori'nin temel motivasyonu sorgulanmaktadır.
Soruyu doğru yanıtlamak için bu ekolün temel felsefi hedefini belirlemek gerekir.
2
Eleştirel Teori'nin bilim ve toplum anlayışını değerlendir
Eleştirel Teori, ana akım teorileri 'problem çözücü' (statükoyu koruyan) olarak nitelendirir ve teorinin amacının statükoyu değiştirmek olduğunu savunur.
Bu teorinin diğerlerinden farkı, bilgi ile insan çıkarları (özgürleşme) arasındaki bağı vurgulamasıdır.
3
Seçenekleri analiz et
Diğer seçenekler Realizm, Neoliberalizm, Bağımlılık Teorisi ve İnşacılık yaklaşımlarına aittir. Özgürleşme (emancipation) kavramı doğrudan Eleştirel Teori'nin kalbinde yer alır.
Frankfurt Okulu'nun uluslararası ilişkilere en büyük katkısı 'özgürleşme' vizyonudur.

Anahtar Kavram

Frankfurt Okulu'nun Eleştirel Teorisi ve Özgürleşme (Emancipation) Kavramı
Soru 151Soru

Immanuel Wallerstein’ın "Modern Dünya Sistemi" yaklaşımı, uluslararası ilişkiler analizinde devleti veya toplumu değil, sınırları siyasi olmaktan ziyade ekonomik bir işbölümü ile belirlenen küresel kapitalist ekonomiyi temel analiz birimi olarak kabul eder. Bu bağlamda Wallerstein, küresel eşitsizliği ve sömürü mekanizmalarını açıklarken kendisinden önceki Marksist ve yapısalcı teorileri genişletir.

Buna göre, Wallerstein'ın Dünya Sistemleri Teorisi'ni klasik Bağımlılık Teorisi'nden (Dependency Theory) ayıran ve kapitalist dünya ekonomisinin siyasal olarak kutuplaşarak çökmesini engellediği öne sürülen temel teorik farklılık aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Sistemin aşırı kutuplaşmasını tamponlayan, merkez ile çevre arasında yer alarak eşzamanlı olarak hem sömüren hem de sömürülen konumunda işlev gören dinamik bir "yarı-çevre" kuşağının kavramsallaştırılması.

Cevap

Sistemin aşırı kutuplaşmasını tamponlayan, merkez ile çevre arasında yer alarak eşzamanlı olarak hem sömüren hem de sömürülen konumunda işlev gören dinamik bir "yarı-çevre" kuşağının kavramsallaştırılması seçeneğidir.
Wallerstein'ın Dünya Sistemleri Teorisi'ni kendisinden önceki Marksist yaklaşımlardan ve Bağımlılık Teorisi'nden ayıran en kritik yenilik, 'yarı-çevre' (semi-periphery) kavramıdır. Bağımlılık Teorisi dünyayı sadece sömüren merkez ve sömürülen çevre olarak ikiye bölerken, Wallerstein bu ikili yapının sistemin çöküşünü hızlandıracağını öne sürer. Sistemin istikrarı, ortada yer alan ve hem merkezin ürünlerini ithal edip hammadde sağlayan (sömürülen) hem de çevreye endüstriyel ürün satıp onları sömüren yarı-çevre ülkelerinin varlığı ile sağlanır. Bu grup, uçlar arasındaki siyasi kutuplaşmayı engelleyen bir tampon görevi görür.

Adım Adım Çözüm

1
Bağımlılık Teorisi ile Dünya Sistemleri Teorisi arasındaki temel yapısal farkı tanımlamak.
Bağımlılık teorisi 'merkez-çevre' şeklinde ikili ve statik bir sömürü modeli sunarken, Wallerstein üçlü (merkez, yarı-çevre, çevre) ve daha dinamik bir model sunar.
Teorilerin küresel yapıya bakış açısındaki temel ontolojik ayrımı tespit etmek için gereklidir.
2
Sistemin çökmesini engelleyen siyasal dengeleyici unsuru tespit etmek.
Wallerstein, kapitalist dünya ekonomisinin salt iki kutba bölünmesi durumunda şiddetli bir çatışmayla çökeceğini öngörür. Yarı-çevrenin varlığı, hem alttakini sömürüp hem üsttekine sömürülerek bu kutuplaşmayı tamponlar ve sistemi stabilize eder.
Soru kökündeki 'sistemin siyasal olarak kutuplaşarak çökmesini engelleyen temel teorik farklılık' vurgusunu karşılamak için gereklidir.
3
Çeldiricilerdeki kavram yanılgılarını (merkez-çevre işlevleri, analiz birimi, diğer teoriler) analiz ederek elemek.
Merkez-çevre işlevlerinin ters verildiği, ulus-devletin analiz birimi olarak sunulduğu veya Gramsciyen hegemonya kavramlarının kullanıldığı seçenekler elenir.
Sadece Wallerstein'ın çerçevesine özgün olan kavramın (yarı-çevre) teyit edilmesi için.

Anahtar Kavram

Dünya Sistemleri Teorisi'nde Yarı-Çevre Kavramı ve Küresel İşbölümü
Soru 152Soru

Uluslararası İlişkiler (Uİ) disiplininde Frankfurt Okulu'nun normatif eleştirilerinden beslenen Eleştirel Teori, ana akım yaklaşımların ontolojik ve epistemolojik varsayımlarını derinden sorgular. Bu bağlamda Robert Cox, teorinin her zaman 'birisi için ve bir amaca yönelik' olduğunu belirterek, anarşi ve güç dengesi gibi kavramları verili kabul edip sistemin pürüzlerini gidermeyi amaçlayan 'sorun çözücü teoriler' ile düzenin eşitsiz tarihsel kökenlerini sorunsallaştıran 'eleştirel teoriler' arasında net bir ayrım yapar. Andrew Linklater ise bu eleştirel ontolojiyi bir adım öteye taşıyarak, uluslararası politikanın nihai amacını Uİ disiplininin sınırlarını aşan normatif bir çerçevede yeniden tanımlar.

Buna göre, aşağıdakilerden hangisi Linklater'ın Eleştirel Teori ekseninde savunduğu ve egemen devletin tikelciliğine (particularism) karşı geliştirdiği 'özgürleşme' (emancipation) vizyonunun temel niteliğini en doğru şekilde ifade etmektedir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Dışlayıcı egemenlik pratiklerinin ve ulusal sınırların aşılması yoluyla siyasal topluluğun ahlaki ufkunun genişletilmesi ve Habermasçı iletişimsel etik çerçevesinde evrensel bir dayanışmanın inşa edilmesi

Cevap

Linklater'ın özgürleşme (emancipation) anlayışı, dışlayıcı egemenlik pratiklerinin aşılarak siyasal topluluğun ahlaki ufkunun genişletilmesi ve Habermasçı iletişimsel etik çerçevesinde evrensel bir dayanışmanın kurulmasını öngörür.
Andrew Linklater, uluslararası ilişkilerde Eleştirel Teori'yi Jürgen Habermas'ın iletişimsel eylem (diyalojik etik) kuramıyla harmanlamıştır. Linklater'a göre modern egemen devlet, vatandaşlarını içeride birleştirirken dışarıda kalanları dışlayan 'tikelci' (particularist) ve ahlaki sınırları daraltan bir yapıdır. Özgürleşme (emancipation), bu dışlayıcı sınırların aşılarak, tüm insanların eşit biçimde katılabileceği evrensel bir ahlaki siyasal topluluğun ve dayanışmanın inşa edilmesidir.

Adım Adım Çözüm

1
Soru kökündeki kavramsal çerçeveyi analiz etme
Robert Cox'un sorun çözücü/eleştirel teori ayrımının ve Andrew Linklater'ın bu temelde inşa ettiği normatif çerçevenin tespit edilmesi.
Sorunun sadece genel bir eleştirel teori bilgisi değil, spesifik olarak Linklater'ın 'özgürleşme' kavramına yönelik olduğunu kavramak için.
2
Seçeneklerdeki teorik yaklaşımları ayrıştırma
Seçeneklerde sırasıyla Eleştirel Teori (Habermasçı), Realizm, İnşacılık, İndirgemeci Marksizm/Gramscicilik ve Neoliberalizm argümanlarının yer aldığının belirlenmesi.
Yanlış seçeneklerin hangi ana akım veya alternatif kuramlara ait olduğunu bularak eleme yapabilmek için.
3
Linklater'ın 'tikelcilik' (particularism) eleştirisini kavramsallaştırma
Egemen devletin sınırlarını ahlaki sınır kabul eden tikelciliğe karşı, evrensel (universal) bir ahlaki topluluk inşasının doğru yanıt olarak seçilmesi.
Linklater'ın uluslararası ilişkiler disiplinine en büyük katkısı olan 'diyalojik etik' ve ahlaki sınırların genişlemesi fikrini doğru teşhis etmek için.

Anahtar Kavram

Uluslararası İlişkilerde Eleştirel Teori ve Özgürleşme (Emancipation)
Soru 153Soru

Klasik Marksist yaklaşıma göre, uluslararası ilişkilerdeki devletlerin dış politikaları, oluşturulan ittifaklar ve uluslararası hukuk kuralları gibi unsurlar 'üstyapı' olarak kabul edilir.

Bu yaklaşıma göre, uluslararası sistemdeki bu üstyapısal kurum ve pratikleri temel olarak belirleyen ve şekillendiren faktör aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Üretim biçimleri, mülkiyet ilişkileri ve sınıfsal yapıların oluşturduğu ekonomik altyapı

Cevap

Doğru cevap, üstyapısal kurumların ekonomik altyapı (üretim biçimleri ve sınıfsal yapılar) tarafından belirlendiğini ifade eden seçenektir.
Klasik Marksist teoriye göre, uluslararası ilişkilerdeki siyasi, hukuki ve diplomatik kurumlar (üstyapı), maddi üretim ilişkilerinin, mülkiyet biçimlerinin ve sınıfsal çatışmaların yer aldığı ekonomik altyapı tarafından belirlenir. Bu bakış açısına göre devletlerin uluslararası arenadaki davranışları, egemen sınıfın ekonomik çıkarlarından bağımsız düşünülemez.

Adım Adım Çözüm

1
Klasik Marksizmin uluslararası ilişkilere bakış açısını oluşturan temel modelin (altyapı-üstyapı) özelliklerini hatırlamak.
Marksizme göre toplumlar ve uluslararası sistem ekonomik bir temel (altyapı) üzerinde yükselir.
Soruda dış politika ve hukuk gibi kavramların 'üstyapı' olduğu belirtilmiş ve bunları belirleyen temel unsur sorulmuştur.
2
Seçeneklerde ekonomik altyapıyı ve sınıfsal ilişkileri tanımlayan ifadeyi bulmak.
Üretim biçimleri ve sınıfsal yapıların oluşturduğu ekonomik altyapı ifadesi tespit edilir.
Marksist teoriye göre devlet, hukuk ve diplomasi gibi siyasal olgular kapitalist sınıf çıkarlarının ve üretim ilişkilerinin uluslararası alana yansımasıdır.
3
Diğer seçeneklerin ait olduğu teorileri belirleyerek elemek.
Anarşi ve güç dengesi realizme; karşılıklı bağımlılık liberalizme; kimlik inşası ise inşacılığa ait kavramlardır.
Farklı disiplinlere ait anahtar kelimelerin elenmesi doğru cevabın teyit edilmesini sağlar.

Anahtar Kavram

Altyapı-Üstyapı Modeli ve Uluslararası İlişkiler
Soru 154Soru

Soğuk Savaş sonrası dönemde bir X ülkesi, sınır ötesinden algıladığı tehditleri gerekçe göstererek savunma harcamalarını rekor seviyelere çıkarmış; ancak aynı dönemde ülke içindeki yoksulluk oranları artmış, temel insan hakları kısıtlanmış ve sivil toplum üzerindeki baskılar yoğunlaşmıştır. Hükûmet, tüm bu iç kısıtlamaları 'beka ve ulusal güvenlik' söylemiyle meşrulaştırmıştır.

Bu tabloyu Galler Okulu (Eleştirel Güvenlik Çalışmaları) perspektifinden inceleyen bir araştırmacının, aşağıdaki değerlendirmelerden hangisini yapması beklenir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Güvenliğin referans nesnesinin devlet olmaktan çıkarılması gerektiğini, mevcut politikalarla devletin bizzat bir güvensizlik kaynağına dönüştüğünü ve asıl amacın bireylerin özgürleşmesi (emancipation) olması gerektiğini savunur.

Cevap

Güvenliğin referans nesnesinin devlet olmaktan çıkarılması gerektiğini, devletin bizzat bir güvensizlik kaynağına dönüştüğünü ve asıl amacın bireylerin özgürleşmesi olması gerektiğini savunan değerlendirme.
Galler Okulu, geleneksel devlet merkezli (statocentric) güvenlik anlayışını şiddetle reddederek güvenliğin nihai nesnesinin insan olması gerektiğini savunur. Ken Booth gibi öncü düşünürlere göre devletler, askerî harcamalar ve güvenlik politikaları adına çoğu zaman kendi vatandaşları için en büyük güvensizlik kaynağı (baskı, yoksulluk) haline gelebilirler. Bu yaklaşıma göre gerçek güvenlik ancak insanların savaş, yoksulluk, siyasi baskı gibi fiziki ve beşerî kısıtlamalardan kurtulması, yani 'özgürleşmesi' (emancipation) ile mümkündür. Doğru cevap, bu eleştirel felsefeyi tam olarak ifade etmektedir.

Adım Adım Çözüm

1
Soru kökündeki durumu analiz et
Devlet, askerî harcamaları artırırken kendi vatandaşlarının insani ihtiyaçlarını (gıda, barınma, haklar) göz ardı etmekte ve baskı uygulamaktadır.
Uygulanacak teorik çerçevenin hangi aktörü ve olguyu eleştireceğini belirlemek için durum tespiti gereklidir.
2
Galler Okulu'nun temel argümanlarını hatırla
Galler Okulu (Ken Booth, Richard Wyn Jones), güvenliğin referans nesnesinin 'devlet' değil 'insan' olduğunu ve nihai hedefin insanın her türlü baskıdan 'özgürleşmesi' (emancipation) olduğunu savunur.
Teorinin anahtar kavramlarını (insan odaklılık ve özgürleşme) seçeneklerde aramak için teorik bilginin çağrılması şarttır.
3
Seçenekleri teoriyle eşleştir
Devletin geleneksel güvenlik politikalarının bizzat insana tehdit oluşturduğunu ve asıl hedefin özgürleşme olduğunu belirten ifade, Galler Okulu'nun perspektifini yansıtmaktadır.
Diğer seçenekler Realizm, Kopenhag Okulu ve İngiliz Okulu gibi farklı kuramsal yaklaşımların kavramlarını içermektedir.

Anahtar Kavram

Eleştirel Güvenlik Çalışmaları (Galler Okulu) ve Özgürleşme (Emancipation)
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 155Soru

Uluslararası İlişkiler disiplininde 'merkez' ve 'çevre' ülkeler arasındaki asimetrik ilişkileri inceleyen Bağımlılık Teorisi homojen bir yapıya sahip değildir ve kendi içinde farklı yaklaşımlar barındırır. Bu teorinin katı determinist kanadı, Andre Gunder Frank'ın öne sürdüğü gibi, çevre ülkelerin küresel kapitalizme entegre oldukça kaçınılmaz bir şekilde 'azgelişmişliğin gelişimini' yaşayacağını ve hiçbir şekilde sanayileşemeyeceğini savunur.

Buna karşılık, teorinin içindeki daha esnek bir diğer yaklaşım; çok uluslu şirketler, uluslararası finans kapital ve çevre ülkedeki yerel burjuvazi (devlet mekanizması dahil) arasındaki ittifak sayesinde çevre ülkelerde de belirli bir ekonomik büyüme ve sanayileşmenin mümkün olduğunu ileri sürer. Ancak bu duruma göre, yaşanan büyüme uluslararası yapısal sömürü mekanizmasını ve teknolojik dışa bağımlılığı ortadan kaldırmamakta, aksine eşitsizliği yeniden üretmektedir.

Bu parçada bahsedilen ve salt sistemik analizi aşarak çevre ülkelerdeki yerel sınıf dinamikleri ile uluslararası sermayenin etkileşimini modele dahil eden kavramsal çerçeve aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Fernando Henrique Cardoso'nun 'Bağımlı Ortak Gelişme' (Associated-Dependent Development) tezi

Cevap

Parçada özellikleri verilen ve yerel burjuvazi ile uluslararası sermaye ittifakı sonucunda çevre ülkelerde yaşanan sınırlı sanayileşmeyi Bağımlılık Teorisi şemsiyesi altında açıklayan yaklaşım, Fernando Henrique Cardoso'nun 'Bağımlı Ortak Gelişme' tezidir.
Fernando Henrique Cardoso, Andre Gunder Frank'ın katı determinist görüşünü eleştirerek merkez sermayesi ile çevrenin yerel elitleri arasındaki ittifakın çevrede de kapitalist gelişmeye (ithal ikameci sanayileşme gibi) yol açabileceğini belirtmiştir. Ancak Cardoso'ya göre bu büyüme, yapıyı değiştirmeyen, aksine dışa bağımlılığı teknolojik ve finansal boyutlarda yeniden üreten bir 'bağımlı ortak gelişme' (associated-dependent development) sürecidir.

Adım Adım Çözüm

1
Soru kökündeki teorik varsayımların sınırlarını belirleme
Geleneksel 'azgelişmişliğin gelişimi' (Frank) tezinin reddedildiği ve çevre ülkelerde de bir sanayileşme/kapitalist büyüme potansiyelinin kabul edildiği tespit edilmiştir.
Teori içindeki ayrışmayı doğru okumak, doğru düşünürü ve alt yaklaşımı bulmak için ön koşuldur.
2
Aktörlerin ve analiz düzeylerinin incelenmesi
Bu sınırlı sanayileşmenin çok uluslu şirketler, uluslararası finans kapital ve 'yerel burjuvazi/devlet' üçlü ittifakına dayandığı saptanmıştır.
Sistemik seviye ile yerel devlet/sınıf dinamiklerinin sentezlenmesi bizi doğrudan spesifik bir modele yönlendirir.
3
Benzer kavramların (çeldiricilerin) elenmesi
Dünya Sistemleri'ndeki 'Yarı-Çevre', liberalizmin 'Karmaşık Karşılıklı Bağımlılık' veya Prebisch'in 'ticaret hadleri' tezleri bu spesifik sınıfsal ittifak modelini karşılamadığından Cardoso'nun tezine ulaşılmıştır.
Bağımlılık Teorisi ile ilişkili diğer kavramsal çerçevelerin analiz farklılıklarını tespit etmek kesin sonuca ulaştırır.

Anahtar Kavram

Bağımlı Ortak Gelişme ve Bağımlılık Teorisi İçi Tartışmalar
Soru 156Soru

Uluslararası politikada hegemonya, geleneksel kuramların iddia ettiği gibi yalnızca baskın bir devletin askeri ve ekonomik kapasitesine dayalı tek taraflı bir tahakküm ilişkisi değildir. Aksine, uluslararası kurumlar ve sivil toplum ağları aracılığıyla küresel düzeyde 'rızanın' örgütlenmesi sürecidir. Bu süreçte uluslararası örgütler, çevre ülkelerin elitlerini merkez ülkelerin çıkarları etrafında asimile ederek olası karşı-hegemonik hareketleri daha doğmadan sönümlendirir (transformismo). Böylece maddi güç, kurumsal yapı ve ideoloji birleşerek belirli bir eşitsiz dünya düzenini herkesin yararına olan evrensel bir sağduyu olarak sunar.

Buna göre, parçada ifade edilen analiz biçimi aşağıdakilerden hangisiyle en doğru şekilde özetlenebilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Neo-Marksist yaklaşımın, maddi güç, ideoloji ve kurumların birleşiminden doğan 'tarihsel blok' ve rızaya dayalı 'hegemonya' kavramsallaştırmasıyla

Cevap

Parçadaki analiz, Robert Cox öncülüğündeki Neo-Marksist (Gramsciyen) yaklaşımın tarihsel blok ve rızaya dayalı hegemonya kavramsallaştırmasını ifade etmektedir.
Doğru seçenek Neo-Marksist (Gramsciyen) yaklaşımdır. Metinde geçen rızanın inşası, sivil toplumun rolü, maddi güç-ideoloji-kurum sentezi (tarihsel blok) ve sistem karşıtı unsurların merkeze entegre edilerek pasifleştirilmesi (transformismo), Robert Cox tarafından Uluslararası İlişkiler disiplinine kazandırılmış Neo-Marksist kavramlardır.

Adım Adım Çözüm

1
Metindeki anahtar kavramları tespit etme
Metinde 'rıza örgütlenmesi', 'sivil toplum ağları', 'çevre elitlerin asimilasyonu (transformismo)' ve 'evrensel sağduyu' kavramları saptanmıştır.
Teorik yaklaşımları birbirinden ayıran en önemli unsur kullandıkları özgül kavram setleridir.
2
Kavramların teorik kökenini analiz etme
Hegemonyayı sadece maddi güçle değil, rıza ve ideolojiyle açıklayan kuramın Antonio Gramsci'ye ait olduğu belirlenmiştir.
Geleneksel kuramlar (Realizm) hegemonyayı askeri kapasiteyle açıklarken, eleştirel kuramlar ideolojik meşruiyeti vurgular.
3
Uluslararası ilişkilere uyarlamayı eşleştirme
Gramsci'nin bu kavramlarını küresel kurumlara ve dünya düzenine (Neo-Marksist yaklaşımla) uyarlayan çerçevenin Robert Cox'un 'tarihsel blok' yaklaşımı olduğu doğrulanmıştır.
Uluslararası kurumların bir rıza ve asimilasyon aygıtı olarak tanımlanması Neo-Marksist/Gramsciyen uluslararası ilişkiler teorisinin temel tezidir.

Anahtar Kavram

Robert Cox'un Gramsciyen Hegemonya, Tarihsel Blok ve Transformismo Kavramsallaştırması
Soru 157Soru

1960'lı yıllarda, ana akım modernleşme kuramlarının "Gelişmekte olan ülkeler, Batılı devletlerin geçtiği aşamalardan geçerek kalkınacaktır" varsayımına karşı çıkan eleştirel bir yaklaşım ortaya çıkmıştır. Özellikle Latin Amerika merkezli çalışmalarla gelişen bu kuram, küresel sistemi asimetrik bir yapı olarak tanımlar.

Buna göre, "Bağımlılık Teorisi"nin uluslararası ekonomik yapıya ve devletler arası ilişkilere dair temel argümanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Merkez ülkelerin ekonomik gelişimi, çevre ülkelerin yapısal olarak sömürülmesine dayandığı için küresel kapitalist pazara entegrasyon azgelişmişliği daha da derinleştirir.

Cevap

Merkez ülkelerin ekonomik gelişimi, çevre ülkelerin yapısal olarak sömürülmesine dayandığı için küresel kapitalist pazara entegrasyon azgelişmişliği daha da derinleştirir.
Doğru yanıt, Bağımlılık Teorisi'nin merkez-çevre ilişkisine getirdiği yapısal eleştiriyi yansıtmaktadır. Andre Gunder Frank gibi düşünürlerin geliştirdiği bu teoriye göre azgelişmişlik, geleneksel kurumların varlığından değil, doğrudan küresel kapitalist işleyişten kaynaklanır. Çevre ülkeler, merkez ülkelerin kalkınması için gerekli olan ucuz hammadde ve artı-değeri sağladıkları için yapısal olarak sömürülürler. Dolayısıyla çevre ülkelerin mevcut dünya sistemine eklemlenmesi onları kalkındırmaz, aksine azgelişmişliklerini kronikleştirerek bağımlılıklarını pekiştirir ('azgelişmişliğin gelişimi' tezi).

Adım Adım Çözüm

1
Soru kökündeki kavramsal ipuçlarını belirle.
Soru kökünde modernleşme kuramlarına tepki olarak doğan, Latin Amerika kökenli ve küresel sistemi asimetrik gören eleştirel bir yaklaşım (Bağımlılık Teorisi) vurgulanmaktadır.
Hangi teorik çerçevenin analiz edileceğini saptamak için.
2
Bağımlılık Teorisi'nin merkez-çevre ilişkisine bakış açısını hatırla.
Teori, çevre ülkelerin azgelişmişliğini, merkez ülkelerin kapitalist gelişimi uğruna sömürülmelerinin (artı-değer transferinin) yapısal bir sonucu olarak açıklar.
Doğru argümanı seçenekler arasında tespit edebilmek için.
3
Seçenekleri diğer uluslararası ilişkiler teorileriyle eşleştirerek ele.
Seçeneklerdeki yarı-çevre (Dünya Sistemleri), karmaşık karşılıklı bağımlılık (Neoliberalizm), uluslararası toplum (İngiliz Okulu) ve göreli kazanç (Neorealizm) kavramları elenerek, yapısal sömürüyü vurgulayan seçenek bulunur.
Çeldiricileri doğru bir şekilde analiz edip kavramsal karmaşaya düşmemek için.

Anahtar Kavram

Bağımlılık Teorisi'nde Merkez-Çevre İlişkisi ve Azgelişmişliğin Gelişimi
Soru 158Soru

Uluslararası ilişkiler disiplininde emperyalizm olgusu, Marksist ve eleştirel yaklaşımlar bünyesinde farklı düşünürler tarafından çeşitli ekonomik dinamikler merkeze alınarak incelenmiştir. Buna göre J.A. Hobson, V.I. Lenin ve Rosa Luxemburg'un emperyalizm teorilerini belirleyen temel kavramlar ve politik sonuçlar açısından aşağıda yapılan karşılaştırmalardan hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Hobson emperyalizmi kapitalist ülkelerdeki eksik tüketim ve aşırı tasarrufun yarattığı, gelir dağılımı reformlarıyla aşılabilecek bir anomali olarak görürken; Lenin süreci banka ve sanayi sermayesinin birleşmesiyle doğan finans kapitalin kaçınılmaz bir aşaması olarak tanımlar; Luxemburg ise sermaye birikiminin devamlılığı için kapitalist olmayan dış pazarların fethini yapısal bir zorunluluk kabul eder.

Cevap

Hobson'ın eksik tüketim analizini, Lenin'in finans kapital vurgusunu ve Luxemburg'un sermaye birikimi için dış pazarlar ihtiyacını doğru şekilde eşleştiren seçenektir.
Doğru eşleştirme; Hobson'ın teorisini 'eksik tüketim' (underconsumption) ve gelir dağılımı reformu üzerinden açıklayan, Lenin'i banka ile sanayi sermayesinin birleşimi olan 'finans kapital' ve tekelci kapitalizmin zorunluluğu kavramlarıyla tanımlayan, Rosa Luxemburg'u ise 'sermaye birikimi' (capital accumulation) ile kapitalist olmayan dış pazarların fethi gereksinimi üzerinden doğru bir şekilde özetleyen seçenektir. Bu üç tanımlama, düşünürlerin literatürdeki temel eserlerinin doğrudan ve tahrifatsız çıkarımlarıdır.

Adım Adım Çözüm

1
J.A. Hobson'ın emperyalizm teorisindeki temel dayanağını tespit et.
Hobson, emperyalizmin nedenini kapitalist merkezlerdeki 'eksik tüketim' (underconsumption) ve 'aşırı tasarruf' olarak belirlemiş, bunun sistem içi reformlar ve gelir dağılımı politikalarıyla çözülebileceğini savunmuştur.
Hobson'ın analizini Lenin ve Luxemburg'dan ayıran en önemli özellik, emperyalizmi kapitalizmin kaçınılmaz bir sonucu değil, düzeltilebilir bir anomali (reformist yaklaşım) olarak görmesidir.
2
V.I. Lenin'in emperyalizm analizindeki ayırt edici kavramı belirle.
Lenin, süreci tekelci kapitalizm aşamasında banka ve sanayi sermayesinin kaynaşmasıyla oluşan 'finans kapital' kavramı üzerinden açıklamış ve kapitalizmin en yüksek, kaçınılmaz aşaması olarak tanımlamıştır.
Lenin'in teorisi, emperyalizmi sadece bir devlet politikası değil, sermayenin yapısal bir zorunluluğu olarak konumlandırması açısından kritiktir.
3
Rosa Luxemburg'un yaklaşımını diğerlerinden ayıran temel unsuru saptamak.
Luxemburg, 'sermaye birikimi' sürecinin devam edebilmesi için sistemin sürekli olarak ürettiği artı-değeri realize edebileceği kapitalist olmayan dış pazarlara (non-capitalist strata) yapısal bir ihtiyaç duyduğunu ileri sürmüştür.
Bu durum, emperyalizmi sermaye birikiminin devamlılığı için elzem bir yayılma faaliyeti olarak açıklamasını sağlar.
4
Seçenekleri analiz ederek doğru eşleştirmeyi bulmak.
Neo-Marksist (Bağımlılık, Dünya Sistemleri, Gramsciyen) veya Realist/Neoliberal kavramları (güvenlik ikilemi, göreli kazanç, uluslararası rejimler) içeren seçenekler elendiğinde, üç düşünürün de orijinal teorik konumlarını tam olarak yansıtan tek seçeneğin tespit edilmesi sağlanır.
Zorluk seviyesi yüksek sorularda çeldiriciler genellikle diğer uluslararası ilişkiler teorilerinden (özellikle Neo-Marksizm ve Realizm) ödünç alınan kavramların yanlış düşünürlere atfedilmesiyle kurgulanır.

Anahtar Kavram

Klasik Emperyalizm Teorileri: Eksik Tüketim, Finans Kapital ve Sermaye Birikimi
Soru 159Soru

Robert Cox'un Antonio Gramsci'den devralarak uluslararası ilişkiler alanına uyarladığı 'hegemonya' kavramı, gücün salt zor (coercion) boyutuyla değil, aynı zamanda rıza (consent) mekanizmalarıyla da işlediğini öne sürer. Cox, egemen sınıfların çıkarlarının evrensel çıkarlar olarak algılanmasını sağlayan ve böylece sistemin meşruiyetini üreten yapıları 'tarihsel blok' ve uluslararası kurumlar üzerinden açıklar.

Buna göre, Neo-Marksist ve Gramsciyen yaklaşıma sahip bir araştırmacının, günümüzde küresel düzeyde faaliyet gösteren uluslararası finans kuruluşlarının (örneğin IMF, Dünya Bankası) sistemdeki temel işlevini analiz ederken aşağıdakilerden hangisini öne sürmesi beklenir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Bu kuruluşlar, başat toplumsal sınıfların çıkarlarını evrensel normlar olarak meşrulaştırarak, uluslararası düzeyde ezilenlerin mevcut hiyerarşik düzene rıza göstermesini sağlayan hegemonik mekanizmalardır.

Cevap

Neo-Marksist yaklaşıma göre uluslararası kurumlar, başat sınıfların çıkarlarını evrensel normlar olarak meşrulaştırıp ezilen aktörlerin mevcut hiyerarşik eşitsiz düzene kendi rızalarıyla boyun eğmesini sağlayan hegemonik araçlardır.
Neo-Marksist ve Gramsciyen yaklaşımda hegemonya kavramı, küresel egemen güçlerin liderliklerini sadece kaba kuvvete veya zor kullanmaya (coercion) dayanarak değil, rıza (consent) mekanizmaları üreterek sürdürmesi şeklinde tanımlanır. Robert Cox'a göre IMF ve Dünya Bankası gibi uluslararası kurumlar; merkez ülkelerdeki hegemonik sermaye sınıflarının özel çıkarlarını, tarafsız kurallar ve evrensel ekonomik normlarmış gibi çerçevelerler. Bu süreçte çevre ve yarı-çevre ülkeler (ezilen aktörler), eşitsizlik üreten bu tarihsel bloka isyan etmek yerine, oluşturulan rıza mekanizmaları sayesinde sisteme entegre olmayı (ideolojik meşruiyeti) kendi tercihleriymiş gibi kabul ederler. Doğru seçenek bu kurumsal rıza üretimini ve ideolojik meşrulaştırmayı eksiksiz bir biçimde ifade etmektedir.

Adım Adım Çözüm

1
Soru kökündeki Neo-Marksist ve Gramsciyen kavramları (rıza, tarihsel blok, ideolojik meşruiyet) analiz et.
Bu eleştirel yaklaşımın, hegemonik düzeni yalnızca askeri güçle (zor) değil, aynı zamanda sivil toplum ve uluslararası kurumlar aracılığıyla üretilen 'rıza' ile açıkladığı tespit edilir.
Robert Cox'un teorisindeki 'problem çözücü' ve 'eleştirel' kuram ayrımını ve hegemonyanın işleyiş biçimini doğru tanımlamak için.
2
Seçeneklerdeki argümanların hangi uluslararası ilişkiler teorilerine ait olduğunu kategorize et.
Sırasıyla çeldiricilerin; Neorealizm (salt zorlama), Dünya Sistemleri (salt ekonomik sömürü), İngiliz Okulu (dayanışmacı toplum) ve Klasik Realizm (insan doğası) teorilerinin perspektiflerini yansıttığı belirlenir.
Gramsciyen teoriye ait olmayan kavramsal çerçeveleri eleyerek doğru sonuca ulaşmak için.
3
Uluslararası finans kuruluşlarının 'ideolojik rıza üretme' işlevini en iyi açıklayan seçeneği tespit et.
Egemen sınıf çıkarlarını 'evrensel norm' olarak sunup ezilenlerin meşruiyet algısını yönettiğini belirten seçenek doğru cevap olarak saptanır.
Gramsci'nin hegemonya anlayışının temel omurgasının, kitlelerin ideolojik olarak ikna edilmesine dayanması nedeniyle.

Anahtar Kavram

Hegemonya, Rıza Üretimi ve Tarihsel Blok
Soru 160Soru

Aydınlanma aklının, yalnızca önceden belirlenmiş hedeflere ulaşmada en etkili yöntemleri seçme işlevine indirgenmesi, günümüz Uluslararası İlişkiler disiplininde egemen olan pozitivist yaklaşımların epistemolojik temelini oluşturur. Bu 'araçsal akıl' (instrumental reason) anlayışı, uluslararası sistemi dışsal ve değişmez bir nesne olarak ele alıp bu yapı içinde sorunların nasıl en verimli şekilde 'çözüleceğine' odaklanır. Jürgen Habermas'ın bilgi çıkarları (interests) tipolojisine göre bu yaklaşım, bilginin sadece doğaya ve topluma hükmetmeyi amaçlayan 'teknik bilme çıkarına' hapsedilmesidir. Buna karşın, Horkheimer'ın 'Geleneksel ve Eleştirel Teori' ayrımından beslenen düşünürler, bilginin mevcut düzenin işleyişini kolaylaştırmak yerine, insanı tahakküm altına alan yapıları ifşa eden 'özgürleşimci' (emancipatory) bir işleve sahip olması gerektiğini savunur.

Buna göre, Frankfurt Okulu kökenli Eleştirel Teori'nin uluslararası ilişkiler disiplinine bakış açısı hakkında aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Sorun çözücü nitelikteki geleneksel teorilerin, uluslararası güç eşitsizliklerini ve anarşiyi değişmez doğa yasaları gibi sunarak mevcut tahakküm ilişkilerini ideolojik olarak meşrulaştırdığını savunur.

Cevap

Doğru ifade, sorun çözücü (geleneksel) teorilerin uluslararası güç eşitsizliklerini ve anarşiyi değişmez doğa yasaları gibi sunarak mevcut tahakküm ilişkilerini meşrulaştırdığını savunan seçenektir.
Frankfurt Okulu'nun Uluslararası İlişkiler disiplinine yansıyan en belirgin katkısı (özellikle Robert Cox ve Richard Ashley gibi isimler üzerinden), ana akım teorilerin dünyayı 'olduğu gibi' resmetme çabasının masum olmadığını göstermesidir. Neorealizm gibi teoriler anarşiyi ve güç siyasetini değişmez bir yasa olarak sunduklarında, aslında mevcut eşitsiz sistemi rasyonalize etmiş ve değişimi engellemiş olurlar. Eleştirel teori, bilginin bu ideolojik ('araçsal') işlevini ifşa ederek özgürleşimci bir alan açmayı hedefler.

Adım Adım Çözüm

1
Soru kökündeki kavramsal çerçevenin (Araçsal Akıl, Özgürleşimci Çıkar, Geleneksel/Eleştirel Teori ayrımı) analiz edilmesi.
Frankfurt Okulu'nun temel argümanının, nesnel ve evrensel olduğu iddia edilen ana akım bilimsel yaklaşımların aslında güç ve tahakküm ilişkilerine hizmet ettiğini ortaya çıkarmak olduğu belirlenir.
Teorik metnin neyi eleştirdiğini anlamak, doğru seçeneği bulmanın ilk aşamasıdır.
2
Seçeneklerdeki teorik iddiaların hangi uluslararası ilişkiler okullarına ait olduğunun eşleştirilmesi.
Yarı-çevre kavramı Dünya Sistemleri'ne; devletin güvenliği Realizm/Geleneksel Güvenliğe; salt maddi güç vurgusu kaba realizme; Hobbesçu/Kantçı anarşi kültürleri ise İnşacılığa aittir.
Yanlış seçenekleri ait oldukları teoriler üzerinden elemek.
3
Kalan seçenek ile soru kökündeki eleştirel yaklaşımın sentezlenmesi.
Ana akım teorilerin anarşiyi 'verili' ve 'değişmez' kabul etmesinin, aslında mevcut eşitsizlikleri rasyonalize eden ideolojik bir araçsal akıl olduğu sonucuna ulaşılır.
Eleştirel Teorinin uluslararası ilişkiler disiplinindeki en temel ontolojik duruşu budur.

Anahtar Kavram

Geleneksel ve Eleştirel Teori Ayrımı (Horkheimer) ile Araçsal Akıl Eleştirisi

Alternatif Yöntem

Metin analizi stratejisi: Soru kökünde 'tahakküm', 'araçsal akıl eleştirisi' ve 'özgürleşim' kavramları geçmektedir. Seçenekler okunduğunda; B şıkkı ekonomiye, C şıkkı devlet bekasına, D şıkkı salt maddi güce, E şıkkı ise anarşi kültürlerine (İnşacılık) odaklanmaktadır. Yalnızca doğru seçenek ana akım teorilerin 'tahakkümü meşrulaştırması' temasına vurgu yaparak soru kökündeki epistemolojik eleştiriyle bütünleşmektedir.
Tahmini Süre:2m 0s
ÖncekiSayfa 8 / 13Sonraki