Marksist ve Eleştirel Yaklaşımlar
249 soru
Ana akım uluslararası ilişkiler teorileri (Realizm ve Liberalizm), uluslararası sistemi devletlerin egemenlik haklarını kullandığı ve iç siyasetten bağımsız bir 'anarşik' yapı olarak ele alırken; Klasik Marksist düşünce bu mekânsal ayrımı reddeder ve toplumsal ilişkilerin bölünemez bir bütün olduğunu savunur. Buna göre, Klasik Marksist perspektifte uluslararası sistemin temel niteliği aşağıdakilerden hangisidir?
Immanuel Wallerstein’ın Dünya Sistemleri Analizi'nde hegemonya; bir devletin dünya-ekonomisinde üretim, ticaret ve finans alanlarında eş zamanlı olarak diğer merkez devletlere karşı kurduğu üstünlük durumunu ifade eder. Wallerstein’a göre bu üç alandaki hakimiyet, tarihsel süreçte belirli bir ardışıklık ve yapısal mantık izleyerek gerçekleşir.
Buna göre; Wallerstein’ın kuramında, hegemonik bir gücün bu ekonomik alanlarda üstünlük elde etme sırası aşağıdakilerin hangisinde doğru verilmiştir?
Uluslararası İlişkilerde Eleştirel Teori bağlamında Andrew Linklater, siyasal topluluğun Westphalia modelinden daha kapsayıcı bir yapıya evrilmesini savunur. Bu dönüşüm sürecinde topluluğun sınırlarını aşan evrensel bir ahlaki sorumluluk geliştirilmesini öngören "diyalojik etik" (dialogical ethics) yaklaşımı, temel meşruiyet kriteri olarak aşağıdakilerden hangisini öne sürer?
Rudolf Hilferding, klasik emperyalizm literatürüne yaptığı en önemli katkılardan biri olan 'Finans-Kapital' (1910) adlı eserinde, kapitalizmin serbest rekabetçi dönemden tekelci döneme geçişindeki yapısal dönüşümü analiz etmiştir. Hilferding’e göre bu yeni dönem, sermaye türleri arasındaki ilişkinin niteliksel olarak değiştiği ve bankaların sanayi üzerindeki belirleyiciliğinin arttığı bir aşamadır. Buna göre, Hilferding'in teorik çerçevesinde emperyalizmin iktisadi temeli olan 'finans-kapital' kavramı aşağıdakilerden hangisi ile tanımlanmaktadır?
Immanuel Wallerstein’ın Dünya Sistemleri Analizi’nde kapitalist dünya-ekonomisinin işleyişini açıklayan "döngüsel ritimler" (cyclical rhythms), sistemin belirli periyotlarla yaşadığı genişleme ve daralma süreçlerini ifade eder. Kondratiev dalgaları olarak da bilinen bu döngülerin "B evresi" (), kâr oranlarının düştüğü, pazarın doygunluğa ulaştığı ve sermaye birikiminin yavaşladığı bir durgunluk dönemine işaret eder. Buna göre, Dünya Sistemleri Analizi çerçevesinde bir evresi yaşanırken aşağıdakilerden hangisinin gerçekleşmesi beklenir?
Klasik emperyalizm teorisyenlerinden J.A. Hobson ve V.I. Lenin'in yaklaşımları dikkate alındığında; emperyalizmin 'nedeni' ve 'sistem içindeki konumu' açısından bu iki isim arasındaki temel fark aşağıdakilerden hangisidir?
Uluslararası ilişkiler disiplininde 'Eleştirel Güvenlik Çalışmaları' olarak da bilinen Galler Okulu, Soğuk Savaş sonrası dönemde geleneksel güvenlik anlayışına köklü bir eleştiri getirmiştir. Ken Booth ve Richard Wyn Jones gibi teorisyenlerin öncülük ettiği bu yaklaşıma göre, güvenliğin asıl odak noktası (referans nesnesi) ve nihai amacı aşağıdakilerden hangisidir?
Uluslararası ilişkiler disiplininde Klasik Marksizm, devletlerin dış politika davranışlarını ve uluslararası sistemin işleyişini analiz ederken ana akım yaklaşımların (Realizm ve Liberalizm) ontolojik kabullerini kökten reddeder. Bu yaklaşım, analizin merkezine tarihsel materyalizmi ve altyapı-üstyapı (base-superstructure) modelini yerleştirir.
Buna göre, Klasik Marksist yaklaşıma göre uluslararası sistemin doğası ve devletlerarası çatışmaların temel dinamiği hakkında aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?
Antonio Gramsci'nin düşüncelerini uluslararası ilişkilere taşıyan Neo-Marksist düşünür Robert Cox'a göre "hegemonya" kavramı, Realizmden ve Ortodoks Marksizmden oldukça farklı bir içeriğe sahiptir.
Buna göre, Neo-Marksist ve Gramsciyen yaklaşımda "hegemonya" kavramının temel ayırıcı özelliği aşağıdakilerden hangisidir?
Uluslararası İlişkiler disiplininde Frankfurt Okulu'nun düşünsel mirasına dayanan Eleştirel Teori, pozitivist ana akım yaklaşımların bilgiye dair 'tarafsızlık ve nesnellik' iddialarını reddeder. Bu yaklaşıma göre her kuram, belirli bir tarihsel ve toplumsal bağlamda, belirli çıkarlar doğrultusunda üretilir.
Buna göre, Eleştirel Teori'nin uluslararası ilişkiler analizlerindeki temel amacı ve odak noktası aşağıdakilerden hangisidir?
Immanuel Wallerstein’ın "Modern Dünya Sistemi" yaklaşımı, uluslararası ilişkiler analizinde devleti veya toplumu değil, sınırları siyasi olmaktan ziyade ekonomik bir işbölümü ile belirlenen küresel kapitalist ekonomiyi temel analiz birimi olarak kabul eder. Bu bağlamda Wallerstein, küresel eşitsizliği ve sömürü mekanizmalarını açıklarken kendisinden önceki Marksist ve yapısalcı teorileri genişletir.
Buna göre, Wallerstein'ın Dünya Sistemleri Teorisi'ni klasik Bağımlılık Teorisi'nden (Dependency Theory) ayıran ve kapitalist dünya ekonomisinin siyasal olarak kutuplaşarak çökmesini engellediği öne sürülen temel teorik farklılık aşağıdakilerden hangisidir?
Uluslararası İlişkiler (Uİ) disiplininde Frankfurt Okulu'nun normatif eleştirilerinden beslenen Eleştirel Teori, ana akım yaklaşımların ontolojik ve epistemolojik varsayımlarını derinden sorgular. Bu bağlamda Robert Cox, teorinin her zaman 'birisi için ve bir amaca yönelik' olduğunu belirterek, anarşi ve güç dengesi gibi kavramları verili kabul edip sistemin pürüzlerini gidermeyi amaçlayan 'sorun çözücü teoriler' ile düzenin eşitsiz tarihsel kökenlerini sorunsallaştıran 'eleştirel teoriler' arasında net bir ayrım yapar. Andrew Linklater ise bu eleştirel ontolojiyi bir adım öteye taşıyarak, uluslararası politikanın nihai amacını Uİ disiplininin sınırlarını aşan normatif bir çerçevede yeniden tanımlar.
Buna göre, aşağıdakilerden hangisi Linklater'ın Eleştirel Teori ekseninde savunduğu ve egemen devletin tikelciliğine (particularism) karşı geliştirdiği 'özgürleşme' (emancipation) vizyonunun temel niteliğini en doğru şekilde ifade etmektedir?
Klasik Marksist yaklaşıma göre, uluslararası ilişkilerdeki devletlerin dış politikaları, oluşturulan ittifaklar ve uluslararası hukuk kuralları gibi unsurlar 'üstyapı' olarak kabul edilir.
Bu yaklaşıma göre, uluslararası sistemdeki bu üstyapısal kurum ve pratikleri temel olarak belirleyen ve şekillendiren faktör aşağıdakilerden hangisidir?
Soğuk Savaş sonrası dönemde bir X ülkesi, sınır ötesinden algıladığı tehditleri gerekçe göstererek savunma harcamalarını rekor seviyelere çıkarmış; ancak aynı dönemde ülke içindeki yoksulluk oranları artmış, temel insan hakları kısıtlanmış ve sivil toplum üzerindeki baskılar yoğunlaşmıştır. Hükûmet, tüm bu iç kısıtlamaları 'beka ve ulusal güvenlik' söylemiyle meşrulaştırmıştır.
Bu tabloyu Galler Okulu (Eleştirel Güvenlik Çalışmaları) perspektifinden inceleyen bir araştırmacının, aşağıdaki değerlendirmelerden hangisini yapması beklenir?
Uluslararası İlişkiler disiplininde 'merkez' ve 'çevre' ülkeler arasındaki asimetrik ilişkileri inceleyen Bağımlılık Teorisi homojen bir yapıya sahip değildir ve kendi içinde farklı yaklaşımlar barındırır. Bu teorinin katı determinist kanadı, Andre Gunder Frank'ın öne sürdüğü gibi, çevre ülkelerin küresel kapitalizme entegre oldukça kaçınılmaz bir şekilde 'azgelişmişliğin gelişimini' yaşayacağını ve hiçbir şekilde sanayileşemeyeceğini savunur.
Buna karşılık, teorinin içindeki daha esnek bir diğer yaklaşım; çok uluslu şirketler, uluslararası finans kapital ve çevre ülkedeki yerel burjuvazi (devlet mekanizması dahil) arasındaki ittifak sayesinde çevre ülkelerde de belirli bir ekonomik büyüme ve sanayileşmenin mümkün olduğunu ileri sürer. Ancak bu duruma göre, yaşanan büyüme uluslararası yapısal sömürü mekanizmasını ve teknolojik dışa bağımlılığı ortadan kaldırmamakta, aksine eşitsizliği yeniden üretmektedir.
Bu parçada bahsedilen ve salt sistemik analizi aşarak çevre ülkelerdeki yerel sınıf dinamikleri ile uluslararası sermayenin etkileşimini modele dahil eden kavramsal çerçeve aşağıdakilerden hangisidir?
Uluslararası politikada hegemonya, geleneksel kuramların iddia ettiği gibi yalnızca baskın bir devletin askeri ve ekonomik kapasitesine dayalı tek taraflı bir tahakküm ilişkisi değildir. Aksine, uluslararası kurumlar ve sivil toplum ağları aracılığıyla küresel düzeyde 'rızanın' örgütlenmesi sürecidir. Bu süreçte uluslararası örgütler, çevre ülkelerin elitlerini merkez ülkelerin çıkarları etrafında asimile ederek olası karşı-hegemonik hareketleri daha doğmadan sönümlendirir (transformismo). Böylece maddi güç, kurumsal yapı ve ideoloji birleşerek belirli bir eşitsiz dünya düzenini herkesin yararına olan evrensel bir sağduyu olarak sunar.
Buna göre, parçada ifade edilen analiz biçimi aşağıdakilerden hangisiyle en doğru şekilde özetlenebilir?
1960'lı yıllarda, ana akım modernleşme kuramlarının "Gelişmekte olan ülkeler, Batılı devletlerin geçtiği aşamalardan geçerek kalkınacaktır" varsayımına karşı çıkan eleştirel bir yaklaşım ortaya çıkmıştır. Özellikle Latin Amerika merkezli çalışmalarla gelişen bu kuram, küresel sistemi asimetrik bir yapı olarak tanımlar.
Buna göre, "Bağımlılık Teorisi"nin uluslararası ekonomik yapıya ve devletler arası ilişkilere dair temel argümanı aşağıdakilerden hangisidir?
Uluslararası ilişkiler disiplininde emperyalizm olgusu, Marksist ve eleştirel yaklaşımlar bünyesinde farklı düşünürler tarafından çeşitli ekonomik dinamikler merkeze alınarak incelenmiştir. Buna göre J.A. Hobson, V.I. Lenin ve Rosa Luxemburg'un emperyalizm teorilerini belirleyen temel kavramlar ve politik sonuçlar açısından aşağıda yapılan karşılaştırmalardan hangisi doğrudur?
Robert Cox'un Antonio Gramsci'den devralarak uluslararası ilişkiler alanına uyarladığı 'hegemonya' kavramı, gücün salt zor (coercion) boyutuyla değil, aynı zamanda rıza (consent) mekanizmalarıyla da işlediğini öne sürer. Cox, egemen sınıfların çıkarlarının evrensel çıkarlar olarak algılanmasını sağlayan ve böylece sistemin meşruiyetini üreten yapıları 'tarihsel blok' ve uluslararası kurumlar üzerinden açıklar.
Buna göre, Neo-Marksist ve Gramsciyen yaklaşıma sahip bir araştırmacının, günümüzde küresel düzeyde faaliyet gösteren uluslararası finans kuruluşlarının (örneğin IMF, Dünya Bankası) sistemdeki temel işlevini analiz ederken aşağıdakilerden hangisini öne sürmesi beklenir?
Aydınlanma aklının, yalnızca önceden belirlenmiş hedeflere ulaşmada en etkili yöntemleri seçme işlevine indirgenmesi, günümüz Uluslararası İlişkiler disiplininde egemen olan pozitivist yaklaşımların epistemolojik temelini oluşturur. Bu 'araçsal akıl' (instrumental reason) anlayışı, uluslararası sistemi dışsal ve değişmez bir nesne olarak ele alıp bu yapı içinde sorunların nasıl en verimli şekilde 'çözüleceğine' odaklanır. Jürgen Habermas'ın bilgi çıkarları (interests) tipolojisine göre bu yaklaşım, bilginin sadece doğaya ve topluma hükmetmeyi amaçlayan 'teknik bilme çıkarına' hapsedilmesidir. Buna karşın, Horkheimer'ın 'Geleneksel ve Eleştirel Teori' ayrımından beslenen düşünürler, bilginin mevcut düzenin işleyişini kolaylaştırmak yerine, insanı tahakküm altına alan yapıları ifşa eden 'özgürleşimci' (emancipatory) bir işleve sahip olması gerektiğini savunur.
Buna göre, Frankfurt Okulu kökenli Eleştirel Teori'nin uluslararası ilişkiler disiplinine bakış açısı hakkında aşağıdakilerden hangisi doğrudur?