Temel Cerrahi Prensipler

398 soru

Soru 181Soru

7272 yaşında erkek hasta, rektum kanseri nedeniyle uygulanan anterior rezeksiyonun 44. gününde ani gelişen nefes darlığı, hipotansiyon ve konfüzyon nedeniyle değerlendiriliyor. Fizik muayenede kan basıncı 80/50 mmHg80/50\text{ mmHg}, nabız 124/dk124\text{/dk}, solunum sayısı 28/dk28\text{/dk} ve juguler venöz dolgunluk saptanıyor. Akciğer oskültasyonu her iki sahada doğal olarak değerlendiriliyor.

Hastaya uygulanan pulmoner arter kateterizasyonu sonuçları aşağıdadır:

ParametreDeğer
Santral Venöz Basınç (CVP)16 mmHg16\text{ mmHg}
Pulmoner Arter Basıncı (PAP)52/26 mmHg52/26\text{ mmHg}
Pulmoner Kapiller Uç Basıncı (PCWP)8 mmHg8\text{ mmHg}
Kardiyak İndeks (CI)1,8 L/dk/m21,8\text{ L/dk/m}^2
Sistemik Vasküler Rezistans (SVR)1750 dynesn/cm51750\text{ dyne}\cdot\text{sn/cm}^5

Bu klinik tablo ve hemodinamik veriler ışığında en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Masif pulmoner emboli

Cevap

Masif pulmoner emboli
Masif pulmoner emboli, sağ ventrikülün ejeksiyonuna karşı ani bir direnç (afterload artışı) oluşturarak obstrüktif şoka yol açar. Bu durumda sağ taraf basınçları (CVP ve PAP) yükselirken, pulmoner yataktaki engel nedeniyle sol kalbe kan geçişi azalır ve sol taraf basınçları (PCWP) düşük veya normal kalır. CI düşüktür ve kompanzatuar olarak SVR yükselir. Verilen 52/26 mmHg52/26\text{ mmHg} gibi yüksek bir PAP değeri, sağ ventrikülün hâlâ kasılabildiğini ancak bir engele çarptığını kanıtlar.

Adım Adım Çözüm

1
Hemodinamik profilin tipini belirle
Düşük kardiyak indeks (<2,2<2,2) ve yüksek SVR (>1200>1200) şokun düşük debili (hipovolemik, kardiyojenik veya obstrüktif) olduğunu gösterir.
Şokun ana mekanizmasını daraltmak için CI ve SVR değerleri önceliklidir.
2
Sağ ve sol dolum basınçlarını karşılaştır
CVP yüksek (16 mmHg16\text{ mmHg}) iken PCWP normal (8 mmHg8\text{ mmHg}) bulunmuştur. Bu durum sağ kalbin önünde bir direnç olduğunu veya sağ ventrikülün kendisinin yetersiz olduğunu gösterir.
PCWP'nin düşük kalması sol kalbe dönen kan miktarının azaldığını kanıtlar.
3
Pulmoner arter basıncını (PAP) değerlendir
PAP belirgin olarak yüksektir (52/26 mmHg52/26\text{ mmHg}), bu da pre-kapiller seviyede (akciğer damar yatağında) bir obstrüksiyonu destekler.
Sağ ventrikül MI'da sağ kalp basınç üretemediği için PAP düşük kalırdı; yüksek PAP ise sağ ventrikülün bir engele karşı çalıştığını gösterir.
4
Ayırıcı tanıyı sonuçlandır
Yüksek CVP, normal PCWP ve yüksek PAP üçlüsü obstrüktif şok nedenlerinden masif pulmoner emboliye işaret eder.
Kardiyak tamponadda basınç eşitlenmesi görülmediği için dışlanır.

Anahtar Kavram

Obstrüktif şokta pre-kapiller ve post-kapiller basınç farklarının yorumlanması
Soru 182Soru

62 yaşında bir hastaya yapılan elektif kolesistektomi operasyonundan 6 ay sonra insizyon hattı değerlendiriliyor. Bu dönemdeki yara iyileşmesi süreci ve doku özellikleri ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Yara dokusundaki toplam kolajen miktarı sabit kalırken, tip III kolajenin tip I kolajene dönüşümü ve çapraz bağların artışı ile gerilim direnci artmaya devam eder.

Cevap

Yara dokusundaki toplam kolajen miktarının sabit kalması, tip III kolajenin tip I kolajene dönüşümü ve çapraz bağların artışı ile gerilim direncinin artmaya devam etmesi
Maturasyon fazında (3. haftadan itibaren), yara dokusunda kolajen sentezi ve yıkımı bir dengeye ulaşır. Bu dönemde yaranın gerilim direncinin (tensile strength) artmaya devam etmesinin temel nedeni, tip III kolajenin yerini tip I kolajene bırakması ve lizil oksidaz enzimi aracılığıyla kolajen lifleri arasında çapraz bağların kurulmasıdır. 6. ayda yara hala aktif olarak yeniden şekillenmektedir.

Adım Adım Çözüm

1
Yaranın kronolojik evresini belirle
Postoperatif 6. ay, maturasyon (remodeling - yeniden şekillenme) fazına denk gelir.
Maturasyon fazı 3. haftadan itibaren başlar ve 1 yıla kadar (bazen daha uzun) devam eder.
2
Maturasyon fazındaki kolajen dinamiklerini değerlendir
Bu evrede net kolajen miktarı artmaz; sentez ve yıkım (MMP'ler aracılığıyla) dengededir (steady state).
Yaradaki güçlenme, miktar artışından değil, kolajen liflerinin organizasyonu ve çapraz bağlar (lysyl oxidase) ile sağlanır.
3
Kolajen tiplerindeki değişimi analiz et
Daha zayıf olan tip III kolajen, yerini daha dayanıklı olan tip I kolajene bırakır.
Erişkin dermisinde baskın olan kolajen tipi Tip I'dir ve skarın mukavemetini bu değişim belirler.

Anahtar Kavram

Maturasyon fazında yara gerilim direncinin artışı kolajen miktarındaki artışa değil, kolajen tipinin değişimine (III'ten I'e) ve yapısal organizasyona bağlıdır.

Daha Fazla Pratik

Yara iyileşmesinin evreleri ile ilgili sitokinlerin (özellikle TGF-beta ve PDGF) pik yaptığı dönemleri inceleyin.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 183Soru

2828 yaşında kadın hasta, elektif kolesistektomi operasyonu sırasında 11 ünite eritrosit süspansiyonu transfüzyonu başlandıktan birkaç dakika sonra ani gelişen hipotansiyon, nefes darlığı, stridor ve yaygın ürtiker ile karakterize bir tablo gelişiyor. Hastanın özgeçmişinde çocukluğundan itibaren tekrarlayan sinüzit ve bronşit öyküsü olduğu öğreniliyor.

Bu klinik tabloda en olası patofizyolojik mekanizma aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Alıcıdaki anti-IgA antikorlarının donör plazmasındaki IgA ile reaksiyona girmesi

Cevap

Alıcıdaki anti-IgA antikorlarının donör plazmasındaki IgA ile reaksiyona girmesi (Anafilaktik transfüzyon reaksiyonu)
Vakadaki klinik tablo tipik bir anafilaktik transfüzyon reaksiyonudur. Bu reaksiyon, genellikle selektif IgA eksikliği olan alıcıların, transfüze edilen kan ürünündeki IgA'ya karşı önceden oluşmuş anti-IgA antikorları (genellikle IgG sınıfında) nedeniyle gelişir. Hastanın tekrarlayan enfeksiyon öyküsü IgA eksikliğini destekleyen kritik bir ipucudur. Anafilakside ürtiker, anjiyoödem, stridor ve hipotansiyon görülürken ateş görülmemesi, hemolitik reaksiyonlardan ve sepsisten ayrımını sağlar.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik bulguları analiz et
Hipotansiyon, stridor ve ürtiker varlığı, ateşin olmaması tablonun bir anafilaksi olduğunu gösterir.
Transfüzyon sırasında saniyeler/dakikalar içinde gelişen alerjik şok bulguları anafilaksiyi işaret eder.
2
Hasta öyküsünü değerlendir
Tekrarlayan sinüzit ve bronşit öyküsü, altta yatan bir selektif IgA eksikliğine işaret eder.
Selektif IgA eksikliği olan bireylerde mukozal immünite zayıf olduğu için sinopulmoner enfeksiyonlar sıktır.
3
Patofizyolojik bağlantıyı kur
IgA eksikliği olan alıcılarda oluşan anti-IgA antikorları, donör kanındaki normal IgA ile karşılaştığında anafilaksi tetiklenir.
Bu reaksiyon IgA içeren tüm kan ürünleriyle (eritrosit, plazma, trombosit) tetiklenebilir.

Anahtar Kavram

Anafilaktik transfüzyon reaksiyonları, selektif IgA eksikliği olan hastalarda anti-IgA antikorlarının tetiklediği, ateşsiz seyreden ve hayatı tehdit eden aşırı duyarlılık reaksiyonlarıdır.

Daha Fazla Pratik

Transfüzyon reaksiyonlarında ayırıcı tanıda 'ateş varlığı' ve 'direkt coombs testi' sonuçlarının önemini gözden geçirin.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 184Soru

Cerrahi pratikte 'birincil (primer) iyileşme' ile kapatılan bir yaranın, 'ikincil (sekonder) iyileşme'ye bırakılan bir yaradan temel farkı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Yara dudaklarının cerrahi olarak yaklaştırılması sayesinde epitelizasyonun çok daha kısa sürede gerçekleşmesi

Cevap

Birincil iyileşmede yara dudaklarının yaklaştırılması epitelizasyonun hızla tamamlanmasını sağlar.
Birincil (primer) iyileşmede cerrah yara dudaklarını dikiş, zımba veya yapıştırıcı ile karşı karşıya getirir. Bu durum, yara yatağında epitelizasyonun tamamlanması için gereken süreyi ve gereken granülasyon dokusu miktarını minimize eder. Epitel köprüsü genellikle ilk 48 saat içinde kurulur.

Adım Adım Çözüm

1
Yara kapatma tiplerini karşılaştır
Primer iyileşmede kenarlar bitişiktir, sekonder iyileşmede kenarlar açıktır.
İyileşme mekanizmasını belirleyen temel fark yara dudaklarının mesafesidir.
2
Epitelizasyon sürecini analiz et
Primer iyileşmede epitel hücreleri karşıya hızla geçer (244824-48 saat).
Mesafe az olduğu için proliferatif fazın epitelizasyon basamağı çok daha etkindir.

Anahtar Kavram

Birincil (Primer) ve İkincil (Sekonder) İyileşme Farkları
Soru 185Soru

6868 yaşında erkek hasta, sigmoid kolon kanseri nedeniyle elektif sol hemikolektomi ve primer uç-uca anastomoz uygulanması sonrası postoperatif 55. günündedir. O ana kadar takiplerinde herhangi bir sorun saptanmayan hastada, son 44 saattir gelişen ve başka bir nedene bağlanamayan taşikardi (122/dk122/\text{dk}) ve hafif huzursuzluk gözleniyor. Vücut ısısı 37.8C37.8^\circ\text{C}, kan basıncı 110/70 mmHg110/70\text{ mmHg} ve solunum sayısı 22/dk22/\text{dk}'dır. Batın muayenesinde hafif distansiyon dışında defans veya rebound saptanmıyor; dreninden 40 cc40\text{ cc} seröz mayi geliyor. Bu klinik tabloda öncelikle aşağıdakilerin hangisinden şüphelenilmelidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Anastomoz kaçağı

Cevap

Anastomoz kaçağı
Anastomoz kaçağı, özellikle postoperatif 5-7. günlerde ortaya çıkan ve morbiditesi yüksek bir komplikasyondur. Klinik tablo her zaman gürültülü (feçes drenajı, yaygın peritonit) olmayabilir. Açıklanamayan taşikardi, hastanın genel durumunda hafif bozulma veya huzursuzluk hissi, erken tanıda en değerli ipuçlarıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Postoperatif zaman çizelgesini değerlendir
Postoperatif 5. gün, anastomoz kaçağı, DVT/PE ve yara yeri enfeksiyonlarının pik yapmaya başladığı dönemdir.
Komplikasyonların zamanlaması ayırıcı tanıda en kritik faktördür.
2
Klinik bulguları analiz et
Hastada açıklanamayan taşikardi (122/dk) ve hafif huzursuzluk mevcuttur; belirgin peritonit bulgusu yoktur.
Anastomoz kaçakları erken dönemde (özellikle yaşlılarda) klasik akut batın bulguları vermeden sadece taşikardi ile seyredebilir.
3
En olası ve hayati komplikasyonu belirle
Kolon cerrahisi sonrası taşikardi 'aksi ispatlanana kadar kaçak' olarak kabul edilir.
Erken tanı, mortaliteyi azaltan en önemli unsurdur.

Anahtar Kavram

Anastomoz kaçağının en erken ve duyarlı klinik bulgusu açıklanamayan taşikardidir.

Daha Fazla Pratik

Anastomoz kaçağı şüphesi olan bu hastada tanıyı kesinleştirmek için hangi görüntüleme yöntemi (örneğin; suda eriyen kontrastlı BT) tercih edilmelidir?
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 186Soru

6565 yaşında erkek hastaya, kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) ve uzun süreli sigara kullanım öyküsü eşliğinde, rektum kanseri nedeniyle abdominoperineal rezeksiyon uygulanmıştır. Postoperatif 4.4. günde hastada aniden gelişen şiddetli nefes darlığı, göğüs ağrısı ve huzursuzluk tablosu ortaya çıkıyor. Fizik muayenede kan basıncı 85/5085/50 mmHg, nabız 130/dk130/dk, solunum sayısı 32/dk32/dk ve SpO2SpO_2 %\% 8484 (oda havasında) ölçülüyor. Boyun venlerinde dolgunluk saptanan hastanın akciğer oskültasyonu bilateral doğal olarak değerlendiriliyor. Arteryel kan gazı analizinde pHpH: 7.487.48, PCO2PCO_2: 3030 mmHg ve PO2PO_2: 5858 mmHg saptanıyor. Bu hastada gelişen tablonun en olası nedeni aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Pulmoner tromboemboli

Cevap

Pulmoner tromboemboli
Postoperatif dönemde (özellikle 4-5. günlerde) ani gelişen dispne, taşikardi ve hipotansiyon varlığında pulmoner emboli akla gelmelidir. Fizik muayenede juguler venöz dolgunluk saptanması, sağ ventrikülün akut olarak zorlandığını (obstrüktif şok) gösterir. Akciğer oskültasyonunun doğal olması (rallerin yokluğu) ve kan gazında hipoksi ile birlikte saptanan hipokapni (taşipneye sekonder) tanıyı pulmoner emboli yönünde destekleyen en güçlü bulgulardır.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik belirtilerin ve zamanlamanın analizi
Postoperatif 45.4-5. günler Venöz Tromboemboli (VTE) riskinin en yüksek olduğu dönemdir.
Majör pelvik cerrahi geçiren ve ek risk faktörleri (ileri yaş, kanser) olan hastalarda DVT ve PE riski belirgin artmıştır.
2
Fizik muayene bulgularının değerlendirilmesi
Hipotansiyon + Taşikardi + Juguler Venöz Dolgunluk = Sağ kalp çıkış yolu obstrüksiyonu veya kardiyojenik neden.
Boyun venlerinde dolgunluk, santral venöz basıncın (CVP) arttığını gösterir; bu da hipovolemik ve septik şoku dışlar.
3
Akciğer oskültasyonu ve kan gazı korelasyonu
Normal akciğer sesleri ve respiratuar alkaloz + hipoksemi kombinasyonu.
Akciğerde rallerin olmaması pulmoner ödemi (MI) dışlarken, 'mismatch' nedeniyle oluşan hipoksiye yanıt olarak gelişen taşipne hipokapniye (düşük PCO2PCO_2) yol açmıştır.

Anahtar Kavram

Postoperatif Masif Pulmoner Emboli Tanısı
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 187Soru

7070 yaşında erkek hasta, rüptüre abdominal aort anevrizması nedeniyle uygulanan acil cerrahi sonrası yoğun bakım ünitesinde 1010 gündür mekanik ventilatör desteğinde izlenmektedir. Postoperatif süreçte total parenteral nütrisyon (TPN) alan hastada yeni gelişen ateş, sağ üst kadran ağrısı ve lökositoz saptanıyor. Fizik muayenede sağ hipokondriyumda hassasiyet ve dolgunluk belirleniyor. Yapılan hepatobiliyer ultrasonografide safra kesesi duvar kalınlığının 66 mm olduğu ve kese çevresinde mayi bulunduğu rapor edilirken, lümende taş izlenmiyor. Bu klinik tablo için en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Akut akalkülöz kolesistit

Cevap

Akut akalkülöz kolesistit
Akut akalkülöz kolesistit, postoperatif dönemdeki kritik hastalarda (özellikle yanık, travma, majör cerrahi sonrası) safra stazı ve hipoperfüzyona bağlı gelişir. TPN kullanımı kolesistokinin salınımını azaltarak safra stazını tetikler. Ultrasonografide kese duvarında kalınlaşma (>4>4 mm) ve taşsız lümen tipiktir.

Adım Adım Çözüm

1
Risk faktörlerini değerlendir
Hastada majör cerrahi öyküsü, yoğun bakımda kalış, mekanik ventilasyon ve TPN kullanımı mevcuttur.
Akalkülöz kolesistit, kritik hastalarda safra stazı ve kese duvar iskemisi nedeniyle gelişir.
2
Klinik semptomları analiz et
Ateş, sağ üst kadran ağrısı, lökositoz ve lokalize hassasiyet saptanmıştır.
Bu bulgular akut kolesistiti düşündürür ancak postoperatif kritik hastalarda taşsız form daha olasıdır.
3
Görüntüleme bulgularını yorumla
Safra kesesi duvarında 44 mm'den fazla kalınlaşma (66 mm) ve perikolesistik sıvı var, ancak taş yok.
Taş izlenmemesi ve duvar kalınlaşması tanıyı 'akalkülöz' yöne çeker.

Anahtar Kavram

Akut akalkülöz kolesistit, postoperatif dönemde özellikle TPN alan ve sepsiste olan kritik hastalarda görülen, mortalitesi yüksek bir komplikasyondur.

Daha Fazla Pratik

Akalkülöz kolesistitte tanıda şüphe duyulursa HIDA sintigrafisi (dolum yokluğu) kullanılabilir.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 188Soru

Romatoid artrit tanısıyla uzun süredir kortikosteroid (prednizolon 10 mg/gün) tedavisi gören 52 yaşındaki kadın hasta, intestinal perforasyon nedeniyle acil operasyona alınıyor. Postoperatif dönemde hipotansiyonu (BP: 80/50 mmHg) gelişen hastaya yeterli sıvı resüsitasyonu yapılıyor ve santral venöz basınç (CVP) 12 mmHg olarak ölçülüyor. Yüksek doz noradrenalin infüzyonuna rağmen arteryel kan basıncı yükselmeyen hastanın laboratuvar tetkiklerinde sodyum 128 mEq/L, potasyum 5.8 mEq/L saptanıyor.

Bu klinik tabloda hipotansiyonun en olası nedeni aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Akut adrenal yetmezlik

Cevap

Akut adrenal yetmezlik
Bu hasta, kronik steroid kullanımı nedeniyle HPA aksı baskılanmış bir hastadır. Cerrahi gibi büyük stres durumlarında artması gereken endojen kortizol yanıtı oluşamaz (Addison krizi). Kortizol eksikliğinde vasküler düz kasların katekolaminlere duyarlılığı kaybolur; bu nedenle hasta dışarıdan verilen noradrenaline yanıt vermez (refrakter hipotansiyon). Ayrıca aldosteron eksikliğine bağlı hiponatremi ve hiperpotasemi tablosu tanıyı destekler.

Adım Adım Çözüm

1
Hastanın risk faktörlerini belirle.
Kronik steroid kullanımı HPA (Hipotalamus-Hipofiz-Adrenal) aksını baskılar.
Altta yatan fizyopatolojiyi anlamak için.
2
Şok tablosunu karakterize et.
Sıvı resüsitasyonuna (CVP normal) ve vazopresörlere (noradrenalin) dirençli hipotansiyon.
Şokun türünü ayırt etmek için.
3
Laboratuvar bulgularını ve kliniği birleştir.
Hiponatremi ve hiperpotasemi (mineralokortikoid eksikliği) + Katekolamin direnci (kortizol eksikliği) = Adrenal Kriz.
Tanıyı kesinleştirmek için.

Anahtar Kavram

Katekolaminlere dirençli şok tablosunda, özellikle kronik steroid öyküsü olan hastalarda akut adrenal yetmezlik düşünülmelidir.

İpuçları

1
Hastanın ameliyat öncesi kullandığı ilaçlara ve bunların endokrin sistem üzerindeki uzun vadeli etkilerine dikkat edin.
2
Şok tablosu standart tedavilere (sıvı ve noradrenalin) yanıt vermiyor; damar tonusunun sağlanması için katekolaminlerin yanında hangi hormon gereklidir?
3
Sodyum düşüklüğü ve potasyum yüksekliği, böbrek üstü bezinden salgılanan hormonların (kortizol ve aldosteron) eksikliğini işaret eder.

Daha Fazla Pratik

Adrenal kriz şüphesinde uygulanması gereken acil medikal tedavi (hidrokortizon) dozlarını gözden geçirin.

Alternatif Yöntem

Vazopresör bağımlılığı ve elektrolit anormalliği olan post-op hastalarda, şokun etiyolojisi belirsizse 'rastgele kortizol düzeyi' ölçümü tanıya götürür.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 189Soru

45 yaşında kadın hasta, multinodüler guatr nedeniyle total tiroidektomi yapıldıktan sonra postoperatif 22. günde ellerinde kasılma ve ağız çevresinde karıncalanma şikayeti ile başvuruyor. Fizik muayene sırasında hastanın fasiyal siniri üzerine (tragusun 2 cm2\text{ cm} önü) parmakla hafifçe vurulduğunda, aynı taraf üst dudak ve burun kanadında seğirme (kontraksiyon) gözleniyor. Hastanın laboratuvar değerleri; Na+:139 mEq/L\text{Na}^+: 139\text{ mEq/L}, K+:4.1 mEq/L\text{K}^+: 4.1\text{ mEq/L}, Cl:104 mEq/L\text{Cl}^-: 104\text{ mEq/L}, Total Ca2+:7.0 mg/dL\text{Total Ca}^{2+}: 7.0\text{ mg/dL} ve Albumin:4.0 g/dL\text{Albumin}: 4.0\text{ g/dL} şeklindedir. Bu hastada saptanan fizik muayene bulgusu aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Chvostek belirtisi

Cevap

Fasiyal sinir üzerine vurulduğunda yüz kaslarında kasılma gözlenmesi Chvostek belirtisidir.
Chvostek belirtisi, hipokalsemi varlığında fasiyal sinir üzerine (genellikle tragusun önünde zigomatik arkın altı) perküsyon yapıldığında yüz kaslarında, özellikle üst dudak ve burun kanadında istemsiz kasılma oluşmasıdır. Hastadaki klinik tablo ve düşük kalsiyum düzeyi bu bulguyla tam uyumludur.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik öykünün değerlendirilmesi
Tiroidektomi sonrası ellerde kasılma ve ağız çevresinde parestezi (uyuşma) şikayetleri saptanmıştır.
Total tiroidektomi sonrası paratiroid bezlerinin geçici veya kalıcı yetmezliği sonucu hipokalsemi sık görülür.
2
Laboratuvar değerlerinin analizi
Total kalsiyum düzeyi 7.0 mg/dL7.0\text{ mg/dL} olarak saptanmıştır.
Albumin düzeyi normal (4.0 g/dL4.0\text{ g/dL}) olduğu için bu değer gerçek bir hipokalsemiyi ifade eder.
3
Fizik muayene bulgusunun tanımlanması
Fasiyal sinir trasesi üzerine vurulduğunda yüz kaslarında kontraksiyon (seğirme) gözlenmesi.
Düşük kalsiyum düzeyleri nöromüsküler irritabiliteyi artırarak sinir uyarımına aşırı tepki verilmesine neden olur; bu bulgu Chvostek belirtisi olarak adlandırılır.

Anahtar Kavram

Hipokalsemi durumunda artan nöromüsküler irritabilite sonucu ortaya çıkan fizik muayene bulguları (Chvostek ve Trousseau).
Soru 190Soru

4242 yaşında erkek hasta, yüksekten düşme sonrası gelişen pelvik fraktür ve karın içi kanama nedeniyle acil operasyona alınıyor. Hastaya masif transfüzyon protokolü uygulanarak 1:1:11:1:1 oranında eritrosit süspansiyonu, taze donmuş plazma ve trombosit süspansiyonu veriliyor. Operasyonun 22. saatinde, cerrahi olarak kontrol altına alınmış odakların dışında, tüm diseksiyon yüzeylerinden yaygın sızıntı şeklinde mikrovasküler kanama başladığı fark ediliyor. Hastanın o andaki vücut ısısı 33.2C33.2^{\circ}C, arteriyel kan gazında pHpH değeri 7.187.18 ölçülüyor. Laboratuvara 37C37^{\circ}C'de çalışılmak üzere gönderilen koagülasyon testlerinde PTPT ve aPTTaPTT değerleri normal sınırın üst limitine yakın bulunuyor.

Bu hastadaki kanama diyatezinin en olası nedeni aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Hipoterminin pıhtılaşma faktörlerinin enzim aktivitesini bozması

Cevap

Hipoterminin pıhtılaşma faktörlerinin enzim aktivitesini bozması
Hipotermi, koagülasyon kaskadında görev alan enzimlerin katalitik aktivitelerini inhibe ederek pıhtı oluşumunu engeller. Önemli bir nokta; laboratuvarlarda pıhtılaşma testleri hastanın gerçek vücut ısısında değil, standart olarak 37C37^{\circ}C'de çalışılır. Bu nedenle, hipotermik bir hastada in vivo (vücut içinde) ağır bir kanama diyatezi varken, laboratuvar sonuçları (in vitro) normal veya normale yakın gelebilir. Bu durum travma cerrahisinde klinik-laboratuvar uyumsuzluğunun en klasik nedenlerinden biridir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik parametrelerin analizi
Vücut ısısının 33.2C33.2^{\circ}C (hipotermi) ve pHpH'ın 7.187.18 (asidoz) olduğu belirlendi.
Masif kanamalı travma hastalarında asidoz, hipotermi ve koagülopati 'ölümcül üçlü' olarak bilinir.
2
Laboratuvar ve klinik uyumsuzluğunun değerlendirilmesi
Hastada mikrovasküler kanama varken laboratuvarda PTPT ve aPTTaPTT sonuçlarının normale yakın olması saptandı.
Laboratuvar testleri 37C37^{\circ}C'de yapıldığı için, hipotermik hastanın vücudundaki enzim fonksiyon bozukluğu bu testlerde görülmez.
3
En olası mekanizmanın seçilmesi
Kanamayı açıklayan en temel nedenin hipotermiye bağlı enzim inhibisyonu olduğu sonucuna varıldı.
Pıhtılaşma faktörleri protein yapısında enzimlerdir ve aktiviteleri vücut ısısına doğrudan bağımlıdır.

Anahtar Kavram

Hipotermi ve Koagülasyon Enzim Aktivitesi İlişkisi

Daha Fazla Pratik

Travma hastalarında hipotermiyi önlemek için transfüzyon ürünlerinin ve IV sıvıların ısıtılarak verilmesinin önemini gözden geçirin.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 191Soru

Elektif bir cerrahi operasyon sonrası yara iyileşmesinin en erken evrelerinde, fibrin pıhtısı içindeki trombositlerin α\alpha granüllerinden salınan ve hem inflamatuar hücreler hem de fibroblastlar için en güçlü kemotaktik uyaran olarak kabul edilen büyüme faktörü aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Trombosit kaynaklı büyüme faktörü (PDGF)

Cevap

Trombosit kaynaklı büyüme faktörü (PDGF), yara iyileşmesinin başlangıcında trombositlerin degranülasyonu ile salınan ve fibroblastlar ile inflamatuar hücreler için en güçlü kemotaktik ajandır.
Trombosit kaynaklı büyüme faktörü (PDGF), cerrahi yaralanmayı takiben trombositlerin degranülasyonu ile ortama salınan ilk ve en güçlü kemotaktik uyarandır. Fibroblastların, nötrofillerin ve makrofajların yara alanına göçünü sağlayarak proliferatif fazın başlamasında kritik rol oynar.

Adım Adım Çözüm

1
Yara iyileşmesinin ilk aşamasını tanımlayın.
Hemostaz ve erken inflamasyon fazında pıhtı oluşumu ve trombosit aktivasyonu gerçekleşir.
İyileşme süreci trombositlerden salınan büyüme faktörleri ile başlar.
2
Trombositlerden salınan temel mediyatörleri belirleyin.
Trombositlerin α\alpha granüllerinden PDGF ve TGF-β\beta salınır.
Bu faktörler hücre göçü ve matriks sentezi için gerekli sinyalleri sağlar.
3
Kemotaktik etkinin gücünü karşılaştırın.
PDGF, fibroblastların ve makrofajların yara alanına çekilmesinde en güçlü uyaran (kemotaktik faktör) iken; TGF-β\beta kollajen sentezini uyarmada daha baskındır.
Hücre göçünü başlatan temel mediyatörün ayırt edilmesi doğru tanı için kritiktir.

Anahtar Kavram

PDGF, yara iyileşmesinin erken döneminde fibroblastlar ve makrofajlar için en güçlü kemotaktik ajandır.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 192Soru

Yara iyileşmesinin proliferatif fazında; fibroblastların proliferasyonu, miyofibroblast diferansiyasyonu ve ekstraselüler matriks sentezinin en güçlü stimülanı Transforming Growth Factor-beta (TGFβTGF-\beta)'dır. Ancak TGFβTGF-\beta, sentezlendikten sonra Latency-Associated Peptide (LAPLAP) ve Latent TGFβTGF-\beta Binding Protein (LTBPLTBP) ile birleşerek 'Large Latent Complex' (LLCLLC) halinde matrikste depolanır. Yara bölgesindeki doku gerilimi ve hücresel aktiviteler sırasında, bu latent kompleksin aktive edilerek TGFβTGF-\beta'nın reseptörlerine bağlanmasını sağlayan en kritik moleküler mekanizma aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İntegrin αvβ6\alpha v \beta 6 ve αvβ8\alpha v \beta 8 aracılığıyla gerçekleşen mekanik çekme ve konformasyonel değişim

Cevap

İntegrin αvβ6\alpha v \beta 6 ve αvβ8\alpha v \beta 8 aracılığıyla gerçekleşen mekanik çekme ve konformasyonel değişim yoluyla TGF-beta aktivasyonu gerçekleşir.
Transforming Growth Factor-beta (TGFβTGF-\beta), yara iyileşmesinde fibroplazinin ana düzenleyicisidir ancak inaktif bir kompleks (LLC) olarak depolanır. Özellikle epitelyal hücrelerde ve aktive fibroblastlarda eksprese edilen integrin αvβ6\alpha v \beta 6 (ve αvβ8\alpha v \beta 8), latent kompleksteki Latency-Associated Peptide (LAPLAP) kısmına bağlanır. Hücrenin kasılma kuvveti bu bağ üzerinden matriksteki komplekse iletilir, konformasyonel bir değişikliğe yol açar ve TGFβTGF-\beta'yı serbest bırakır. Bu, hücresel mekanik gerilimin biyokimyasal bir sinyale dönüştüğü en kritik basamaktır.

Adım Adım Çözüm

1
TGFβTGF-\beta'nın sentez ve depolanma formunu belirle.
TGFβTGF-\beta matrikste LAP ve LTBP proteinlerine bağlı inaktif (latent) kompleks halinde bulunur.
Sistematik bir büyüme faktörü salınımı için kontrolsüz aktivasyonun önlenmesi gerekir.
2
Proliferatif fazdaki hücresel-matriks etkileşimini analiz et.
Fibroblastlar ve epitelyal hücreler, yüzeylerindeki integrin reseptörlerini matrikse bağlar.
Hücrelerin matriks üzerinde hareket etmesi ve sinyal iletimi için fiziksel bağlantı şarttır.
3
Mekanik aktivasyon mekanizmasını tanımla.
İntegrin αvβ6\alpha v \beta 6 molekülü, LAP'a bağlanarak hücre içi aktomiyozin iskeleti aracılığıyla mekanik bir çekme kuvveti uygular.
Bu fiziksel kuvvet, latent kompleksin yapısını bozarak aktif sitokini serbest bırakır.
4
Biyolojik sonucu değerlendir.
Serbest kalan TGFβTGF-\beta, miyofibroblast diferansiyasyonunu ve yoğun kolajen sentezini başlatır.
Wound contraction (yara kontraksiyonu) ve fibroplazi süreci bu aktivasyona bağımlıdır.

Anahtar Kavram

TGF-beta Aktivasyonu ve İntegrinlerin Rolü
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 193Soru

2222 yaşında erkek hasta, sığ bir havuza balıklama atlama sonrası gelişen boyun ağrısı ve ekstremitelerde hareket kaybı şikayetiyle acil servise getiriliyor. Fizik muayenede C5C5 seviyesinin altında motor ve duyusal fonksiyon kaybı ile birlikte anal sfinkter tonusunda azalma saptanıyor. Kan basıncı 75/4575/45 mmHgmmHg, nabız 48/dk48/dk ve solunum sayısı 20/dk20/dk olarak ölçülüyor. Hastanın ekstremitelerinin sıcak ve pembe olduğu izleniyor. Yapılan invaziv hemodinamik monitorizasyonda santral venöz basınç (CVPCVP) 22 mmHgmmHg, pulmoner kapiller uç basıncı (PCWPPCWP) 44 mmHgmmHg, kardiyak indeks (CICI) 1.91.9 L/dk/m2L/dk/m^2 ve sistemik vasküler direnç (SVRSVR) 550550 dynessec/cm5dynes\cdot sec/cm^5 saptanıyor. Bu klinik tablo ve hemodinamik veriler ışığında en olası tanı ve temel patofizyolojik mekanizma eşleşmesi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Nörojenik şok; sempatik tonus kaybına bağlı periferik vazodilatasyon ve relatif hipovolemi

Cevap

En olası tanı nörojenik şoktur ve temel mekanizma sempatik tonus kaybına bağlı gelişen periferik vazodilatasyon ve buna ikincil relatif hipovolemidir.
Doğru yanıt olan seçenek, nörojenik şoku ve bu durumdaki temel patofizyolojiyi doğru tanımlamaktadır. T1T4T1-T4 seviyesi üzerindeki spinal yaralanmalarda sempatik hızlandırıcı liflerin kaybı bradikardiye, vazomotor liflerin kaybı ise SVR düşüklüğüne (vazodilatasyon) yol açar. Bu durum damar yatağının genişlemesiyle 'relatif' bir hipovolemi oluşturur.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik verilerin analizi
Travma sonrası yüksek seviyeli spinal kord yaralanması, hipotansiyon ve paradoksal bradikardi saptanması.
Genel travma hastalarında hipotansiyona taşikardi eşlik etmesi beklenirken, bradikardinin varlığı nörojenik şoku akla getirir.
2
Hemodinamik parametrelerin yorumlanması
Düşük CVP/PCWP (azalmış preload), düşük CI (bradikardi ve azalmış venöz dönüş sonucu) ve çok düşük SVR (vazodilatasyon).
Sistemik direncin düşüklüğü distributif bir şok tablosunu (nörojenik) doğrular.
3
Ayırıcı tanı yapılması
Düşük dolum basınçları nedeniyle kardiyojenik ve obstrüktif şokun, düşük SVR ve bradikardi nedeniyle hipovolemik şokun dışlanması.
Şok türlerini ayıran en temel kriterler hemodinamik profil ve otonomik yanıttır.

Anahtar Kavram

Nörojenik Şok Hemodinamiği

Daha Fazla Pratik

Nörojenik şok ile spinal şok kavramları arasındaki farkı (hemodinamik vs nörolojik kayıp) tekrar ediniz.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 194Soru

5252 yaşında erkek hasta, kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAHKOAH) nedeniyle uzun süreli sistemik steroid kullanımı öyküsüne sahiptir. Acil laparotomi sonrası postoperatif 2.2. saatte hastada belirgin hipotansiyon (75/45mmHg75/45 mmHg) ve taşikardi (115/dak115/dak) gelişiyor. Hastaya uygulanan 3000ml3000 ml kristaloid ve kolloid sıvı resüsitasyonuna rağmen kan basıncında düzelme saptanmıyor. Yapılan hemodinamik monitörizasyonda aşağıdaki değerler ölçülüyor:

ParametreÖlçülen Değer
Santral venöz basınç (CVPCVP)2mmHg2 mmHg
Pulmoner kapiller uç basıncı (PCWPPCWP)4mmHg4 mmHg
Kardiyak indeks (CICI)2.2L/dak/m22.2 L/dak/m^2
Sistemik vasküler direnç (SVRSVR)580dynes/cm5580 dyne\cdot s/cm^5

Bu klinik tablo ve hemodinamik verilere göre, hastadaki en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Akut adrenal yetmezlik

Cevap

En olası tanı akut adrenal yetmezliktir.
Akut adrenal yetmezlik (Addison krizi), özellikle kronik steroid kullanımı olan hastalarda cerrahi stres sırasında adrenal rezervin yetersiz kalmasıyla ortaya çıkar. Hemodinamik olarak mineralokortikoid eksikliğine bağlı preload düşüklüğü (CVP/PCWP) ve glukokortikoid eksikliğine bağlı vazodilatasyon (düşük SVR) görülür. Sıvı resüsitasyonuna yanıtsızlık bu tablo için tipiktir.

Adım Adım Çözüm

1
Hemodinamik parametrelerin (CVP, PCWP, CI, SVR) analizi
Düşük preload (CVP 22, PCWP 44), düşük/normal kalp debisi (CI 2.22.2) ve belirgin düşük SVR (580580) saptandı.
Şokun tipini belirlemek için basınç ve direnç değerlerinin yönü kritiktir.
2
Sıvı resüsitasyonuna yanıtın değerlendirilmesi
3000ml3000 ml sıvıya rağmen hipotansiyonun devam etmesi şokun sadece hipovolemi ile açıklanamayacağını gösterir.
Vazomotor tonus kaybı veya hormonal eksiklik gibi ek faktörlerin varlığını işaret eder.
3
Klinik öykü ile hemodinamik profilin birleştirilmesi
Kronik steroid kullanımı + cerrahi stres + sıvıya dirençli düşük SVR'li şok tablosu Addison krizini doğrular.
Kortizol eksikliği, damar yatağının katekolaminlere duyarlılığını azaltarak vazodilatasyona (düşük SVR) neden olur.

Anahtar Kavram

Addison krizi (akut adrenal yetmezlik), cerrahi hastalarda sıvıya yanıtsız hipotansiyon ve düşük SVR ile karakterize, hem hipovolemik hem de distribütif bileşenleri olan mikst bir şok tablosudur.
Soru 195Soru

3535 yaşında kadın hasta, trafik kazası sonrası gelişen dalak rüptürü nedeniyle acil splenektomi operasyonuna alınıyor. Ameliyat sırasında masif transfüzyon protokolü uygulanan hastada, cerrahi odakların kontrol edilmesine rağmen yaygın mikrovasküler sızıntı şeklinde kanamanın devam ettiği gözleniyor.

Hastanın laboratuvar tetkik sonuçları aşağıdadır:

ParametreSonuçNormal Aralık
Trombosit sayısı125.000/mm3125.000/mm^3150.000450.000150.000 - 450.000
PT1616 saniye111411 - 14
aPTT4040 saniye253525 - 35
Fibrinojen6565 mg/dL200400200 - 400

Bu hastada fibrinojen replasmanı amacıyla kriyopresipitat transfüzyonu yapılması planlandığına göre, aşağıdaki pıhtılaşma faktörlerinden hangisi bu transfüzyon ile anlamlı düzeyde yerine konulamaz?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Faktör IX

Cevap

Faktör IX, kriyopresipitat içerisinde bulunmayan bir pıhtılaşma faktörüdür.
Doğru yanıt olan seçenek Faktör IX'dur. Kriyopresipitat, taze donmuş plazmanın (TDP) 4C4^\circ C’de yavaşça eritilmesiyle elde edilen jelatinöz bir çökeltidir. Bu ürünün içeriğinde yoğun olarak Fibrinojen, Faktör VIII, Faktör XIII ve von Willebrand Faktörü bulunur. Faktör IX ise hazırlama aşamasında plazmada (süpernatant) kalır ve kriyopresipitat içerisinde bulunmaz. Bu nedenle masif transfüzyonda fibrinojen replasmanı için kriyopresipitat ideal bir seçenek olsa da, Faktör IX replasmanı sağlamaz.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik senaryonun ve laboratuvar değerlerinin analizi.
Hastada masif transfüzyon sonrası gelişen dilüsyonel koagülopati ve belirgin hipofibrinojenemi (<100<100 mg/dL) mevcuttur.
Kanama kontrolü için en uygun ürünün seçilmesi ve içeriğinin bilinmesi gerekir.
2
Kriyopresipitat içeriğinin sorgulanması.
Kriyopresipitat; Fibrinojen, Faktör VIII, Faktör XIII, von Willebrand Faktörü (vWF) ve fibronektin içerir.
Hangi faktörün yerine konulup konulamayacağını belirlemek için ürün içeriği bilinmelidir.
3
Faktör IX'un kan ürünlerindeki dağılımının değerlendirilmesi.
Faktör IX, kriyopresipitat hazırlama sürecinde plazma fazında kalır; bu nedenle sadece taze donmuş plazma veya faktör konsantreleri ile yerine konulabilir.
Kriyopresipitatın Faktör IX eksikliğinde (Hemofili B) kullanılmadığını doğrulamak içindir.

Anahtar Kavram

Kriyopresipitat içeriğinde Fibrinojen, Faktör VIII, Faktör XIII ve vWF bulunurken, Faktör IX bulunmaz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 196Soru

Ağırlığı 130 kg130 \text{ kg} (Vücut kitle indeksi: 42 kg/m242 \text{ kg/m}^2) olan 62 yaşında erkek hastaya, elektif infrarenal abdominal aort anevrizması onarımı ve sentetik greft interpozisyonu operasyonu uygulanmaktadır. Operasyon saat 08:0008:00'de başlamış, anestezi indüksiyonu sırasında saat 07:4507:45'te profilaktik olarak 2 gram2 \text{ gram} sefazolin intravenöz uygulanmıştır. Operasyon süresince toplam 1000 mL1000 \text{ mL} kan kaybı olmuş ve operasyon saat 13:0013: 00'de tamamlanmıştır.

Bu hastada cerrahi alan enfeksiyonlarının (CAE) önlenmesi ve sınıflandırılması ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Hastanın vücut ağırlığı göz önüne alındığında başlangıç profilaksi dozu 3 gram3 \text{ gram} sefazolin olmalı ve sefazolinin yarı ömrü nedeniyle saat 11:4511:45'te doz tekrarlanmalıydı.

Cevap

Vücut ağırlığı 120 kg120 \text{ kg} üzerindeki hastalarda profilaktik sefazolin dozunun 3 gram3 \text{ gram} olarak başlanması ve operasyon süresi ilacın yarı ömrünün iki katını (3,643,6-4 saat) aştığı için saat 11:4511:45'te ek doz uygulanması doğrudur.
Sefazolin profilaksisinde güncel kılavuzlar (ASHP/IDSA), 120 kg120 \text{ kg} ve üzerindeki hastalarda dozun 3 gram3 \text{ gram} olmasını önerir. Ayrıca ilacın yarı ömrünün iki katını aşan cerrahi işlemlerde (sefazolin için yaklaşık 44 saat) intraoperatif ek doz yapılmalıdır. İlk doz 07:4507:45'te yapıldığı için ek doz 11:4511:45'te uygulanmalıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Hastanın vücut ağırlığına göre başlangıç dozunu belirle
130 kg>120 kg130 \text{ kg} > 120 \text{ kg} olduğu için doz 3 gram3 \text{ gram} olmalı
Yüksek vücut ağırlığı olan hastalarda doku konsantrasyonunu sağlamak için doz artırılmalıdır.
2
Operasyon süresini ve ilaç yarı ömrünü değerlendir
Sefazolin yarı ömrü 1,8\approx 1,8 saat; 2×2 \times yarı ömür 3,64\approx 3,6-4 saat
Serum antibiyotik düzeyinin MIC değerinin üzerinde kalması için yarı ömrün iki katı sürede doz tekrarlanmalıdır.
3
Ek doz zamanını hesapla
07:45+4 saat=11:4507:45 + 4 \text{ saat} = 11:45
İlk dozun yapıldığı zamandan itibaren geçen süre hesaplanır.
4
Muhtemel enfeksiyonun sınıfını belirle
Greft çevresi koleksiyon = Organ/Boşluk CAE
Cerrahi sırasında girilen anatomik boşlukları (periton, greft loju vb.) tutan enfeksiyonlar organ/boşluk olarak adlandırılır.

Anahtar Kavram

Cerrahi profilaksinin dozaj ve süre ilkeleri ile CAE sınıflandırması
Tahmini Süre:3m 0s
Soru 197Soru

42 yaşında bir erkek hasta, geniş bir retroperitoneal tümör rezeksiyonu sırasında gelişen masif kanama nedeniyle 88 ünite eritrosit süspansiyonu ve 66 ünite taze donmuş plazma replasmanı almıştır. Operasyonun bitiminden 33 saat sonra hastada ani başlayan nefes darlığı, taşikardi ve kan basıncında 85/45 mmHg85/45 \ mmHg seviyesine düşüş gözlenmiştir. Fizik muayenede her iki akciğer bazalinde yaygın raller duyulurken, santral venöz basınç (CVPCVP) normal (6 mmHg6 \ mmHg) saptanmıştır. Akciğer grafisinde bilateral yaygın alveoler infiltrasyonlar izlenen bu hastada en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Transfüzyonla ilişkili akut akciğer hasarı (TRALI)

Cevap

Hastanın klinik tablosu, masif transfüzyon sonrası gelişen hipotansiyon ve normal kardiyak dolum basınçları eşliğinde ortaya çıkan non-kardiyojenik pulmoner ödem nedeniyle 'Transfüzyonla ilişkili akut akciğer hasarı (TRALI)' tanısını doğrulamaktadır.
Transfüzyonla ilişkili akut akciğer hasarı (TRALI), masif transfüzyon alan cerrahi hastalarda görülen önemli bir komplikasyondur. Vakada verilen ani solunum yetmezliği, bilateral akciğer infiltratları ve hipotansiyon triadına eşlik eden normal santral venöz basınç değeri, tablonun kardiyojenik (TACO) olmadığını ve permeabilite artışına bağlı bir akciğer hasarı olduğunu kanıtlar.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik zamanlamayı değerlendir
Belirtiler transfüzyonun bitiminden 3 saat sonra (ilk 6 saatlik kritik pencere içinde) ortaya çıkmıştır.
TRALI tanısı için semptomların transfüzyon sırasında veya takip eden 6 saat içinde başlaması gerekir.
2
Hemodinamik parametreleri analiz et
Hastada hipotansiyon (85/45 mmHg85/45 \ mmHg) ve normal CVPCVP (6 mmHg6 \ mmHg) mevcuttur.
Bu bulgular pulmoner ödemin kardiyojenik (TACO) değil, permeabilite artışına bağlı (non-kardiyojenik) olduğunu gösterir.
3
Radyolojik ve fizik muayene bulgularını birleştir
Bilateral raller ve akciğer grafisinde yaygın alveoler infiltrasyonlar akut akciğer hasarını işaret eder.
TRALI'de verici plazmasındaki antikorların alıcı nötrofillerini aktive etmesi sonucu akciğer kapiller sızıntısı gelişir.

Anahtar Kavram

TRALI ve TACO ayrımında en önemli kriter hemodinamik durumdur; TRALI hipotansiyon ve normal/düşük kama basıncı ile seyrederken, TACO hipertansiyon ve artmış kama basıncı ile seyreder.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 198Soru

Ağırlığı 135 kg135 \text{ kg} olan ve özgeçmişinde penisilin kullanımı sonrası 'anafilaksi' öyküsü bulunan 5858 yaşındaki erkek hastaya, 'pankreas başı tümörü' nedeniyle elektif 'Pankreatoduodenektomi (Whipple)' operasyonu planlanmaktadır. Bu hastada cerrahi alan enfeksiyonlarının (CAE) önlenmesi ve sınıflandırılması ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Ameliyatın 1515. gününde, batın içine (organ/boşluk) yerleştirilen drenden pürülan sıvı gelmesi 'Derin İnsizyonel CAE' tanısı koymak için yeterli bir kriterdir.

Cevap

Batın içindeki drenden pürülan sıvı gelmesi 'Organ/Boşluk CAE' kriteridir, 'Derin İnsizyonel CAE' kriteri değildir.
CDC (Hastalık Kontrol ve Önleme Merkezleri) kriterlerine göre, cerrahi alan dışındaki bir bölgeden organ/boşluk mesafesine yerleştirilen drenden pürülan drenaj olması 'Organ/Boşluk CAE' tanımı içindedir. 'Derin İnsizyonel CAE' olması için fasyayı içeren derin insizyon hattından pürülan drenaj olması veya bu bölgede apse saptanması gerekir.

Adım Adım Çözüm

1
Hastanın alerji ve mikrobiyolojik risk profilini değerlendir.
Penisilin anafilaksisi olduğu için sefalosporin (Sefazolin) verilemez; vankomisin temelli bir rejim seçilmelidir.
Tip 1 alerjik reaksiyonlar sefalosporin kullanımını kontrendike kılar.
2
Antibiyotik uygulama zamanlamasını kontrol et.
Vankomisin için başlangıç süresi insizyondan 120120 dakika öncedir.
Vankomisin infüzyonunun yavaş yapılması gerektiği için (Red Man sendromu riski) daha erken başlanır.
3
Operasyonun yara sınıfını belirle.
Whipple operasyonu sindirim sistemine elektif girişi içerdiği için Sınıf II (Temiz-Kontamine) yaradır.
Kontrollü girişlerde yara sınıfı II'dir; eğer kaba bir dökülme olsaydı Sınıf III (Kontamine) olurdu.
4
CAE sınıflama kriterlerini karşılaştır.
Organ/boşluk dreninden gelen irin, o bölgedeki enfeksiyonu (Organ/Boşluk CAE) gösterir.
CDC kriterlerine göre drenin yerleştiği anatomik alan tanımı belirler.

Anahtar Kavram

Cerrahi Alan Enfeksiyonu (CAE) sınıflaması ve profilaksi kuralları
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 199Soru

7070 yaşında, hipertansiyon ve kronik böbrek yetmezliği öyküsü olan bir hastaya preoperatif hazırlık amacıyla 22 ünite eritrosit süspansiyonu transfüzyonu planlanmıştır. İkinci ünitenin transfüzyonu sırasında hastada ani gelişen nefes darlığı, öksürük ve ortopne gelişiyor. Fizik muayenede her iki akciğer bazalinde raller, juguler venöz dolgunluk ve S3S3 gallop ritmi saptanıyor. Tansiyonu 170/100 mmHg170/100 \text{ mmHg}, nabzı 110/dakika110/\text{dakika}, ateşi ise 36.8C36.8^\circ \text{C} ölçülen bu hastada en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Transfüzyonla ilişkili dolaşım yüklenmesi (TACO)

Cevap

Transfüzyonla ilişkili dolaşım yüklenmesi (TACO)
Hastada saptanan hipertansiyon (170/100 mmHg170/100 \text{ mmHg}), juguler venöz dolgunluk ve fizik muayenedeki S3S3 gallop ritmi, transfüzyonla ilişkili dolaşım yüklenmesinin (TACO) tipik bulgularıdır. Yaşlılık ve kronik böbrek yetmezliği bu durum için önemli risk faktörleridir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik bulguların değerlendirilmesi
Hastada transfüzyon sırasında solunum sıkıntısı, raller, juguler venöz dolgunluk, S3 ve hipertansiyon saptandı.
Bu bulgular kardiyojenik pulmoner ödem ve volüm yüklenmesine işaret eder.
2
Ayırıcı tanı yapılması
Ateşin olmaması sepsisi ve akut hemolizi; hipertansiyon ve venöz dolgunluk ise TRALI'yi dışlar.
TRALI'de pulmoner ödem non-kardiyojeniktir ve venöz basınç düşüktür.

Anahtar Kavram

TACO, yaşlı, kardiyak veya renal yetmezliği olan hastalarda hızlı veya fazla miktarda kan ürünü verilmesi sonucu gelişen kardiyojenik pulmoner ödem tablosudur.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 200Soru

Cerrahi bir operasyon sonrası 3.3. günde olan bir hastada, yara iyileşme sürecinin normal ilerlemesi ve yapısal protein sentezi için doku oksijenasyonu (PO2PO_2) kritik önem taşır. Oksijenin kollajen sentezi üzerindeki bu doğrudan etkisi, aşağıdaki süreçlerin hangisinde zorunlu bir kofaktör olarak kullanılmasından kaynaklanır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Pro-kollajen zincirlerindeki prolin ve lizin kalıntılarının hidroksilasyonu

Cevap

Pro-kollajen zincirlerindeki prolin ve lizin kalıntılarının hidroksilasyonu
Kollajen sentezi sırasında, fibroblastların içinde üretilen pro-kollajen zincirlerindeki prolin ve lizin aminoasitleri hidroksillenmelidir. Bu işlem, kollajen molekülünün stabil bir triple heliks yapısı kazanması ve hücre dışına salınabilmesi için kritiktir. Prolyl ve lysyl hidroksilaz enzimleri bu reaksiyonu gerçekleştirirken doğrudan moleküler oksijeni (O2O_2) kofaktör olarak kullanırlar. Bu nedenle düşük doku oksijenasyonu (PO2PO_2), kollajen sentezini doğrudan bu aşamada bozarak yara iyileşmesini geciktirir.

Adım Adım Çözüm

1
Yara iyileşmesinde proliferatif fazın başlangıcındaki kollajen sentezi aşamalarını analiz etmek.
Fibroblastların hücre içinde pro-kollajen zincirlerini sentezlediği belirlenir.
Soruda bahsedilen postoperatif 3.3. gün, sentezin yoğunlaştığı proliferasyon fazına geçiş dönemidir.
2
Kollajen molekülünün yapısal stabilitesini sağlayan biyokimyasal modifikasyonları incelemek.
Hidroksilasyon işleminin triple heliks yapısı ve molekül içi stabilite için zorunlu olduğu saptanır.
Hidroksillenmeyen kollajen lifleri hücre dışına salınamaz veya stabil kalamaz.
3
Hidroksilaz enzimlerinin (prolyl/lysyl hydroxylase) çalışma mekanizmasını ve gereken kofaktörleri belirlemek.
Enzimlerin moleküler oksijen (O2O_2), C vitamini, demir (Fe+2Fe^{+2}) ve α\alpha-ketoglutarat kullandığı görülür.
Bu kofaktörlerden herhangi birinin eksikliği (örneğin hipoksi veya skorbüt) iyileşmeyi bu aşamada durdurur.

Anahtar Kavram

Kollajen Sentezinde Oksijenin Biyokimyasal Kofaktör Rolü
Tahmini Süre:1m 15s
ÖncekiSayfa 10 / 20Sonraki
Temel Cerrahi Prensipler — TUS - Tıpta Uzmanlık Sınavı — Sayfa 10 | Examkin