Gastroenteroloji

431 soru

Soru 181Soru

72 yaşında erkek hasta, yaklaşık 1 yıldır devam eden şiddetli ağız kokusu, yutma güçlüğü ve yemeklerden saatler sonra sindirilmemiş gıdaların ağza gelmesi şikayetleriyle başvuruyor. Hastanın özgeçmişinde son 6 ay içinde iki kez aspirasyon pnömonisi nedeniyle tedavi gördüğü öğreniliyor. Fizik muayenede boyun sol tarafında yemekle şişen yumuşak kıvamlı bir kitle palpe ediliyor.

Bu hasta için en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Zenker divertikülü

Cevap

Zenker divertikülü
Hastadaki tablo Zenker divertikülü için klasiktir. Zenker divertikülü, hipofarinksin arka duvarında, krikofaringeal kasın hemen üzerinde (Killian üçgeni) oluşan bir pulsiyon divertikülüdür. Divertikül poşu içinde biriken gıdalar kokuşarak halitozise, yatar pozisyonda veya yemekten saatler sonra regürjite olarak aspirasyon pnömonisine neden olur. Büyük divertiküller boyunda sol tarafta şişlik olarak ele gelebilir (Boyce belirtisi).

Adım Adım Çözüm

1
Hastanın semptomlarını analiz et
İleri yaş, halitozis (ağız kokusu), regürjitasyon (sindirilmemiş gıda), aspirasyon pnömonisi ve boyunda kitle.
Bu bulgular orofaringeal bölgede gıda birikimine yol açan bir patolojiyi işaret eder.
2
Ayırıcı tanı yap
Boyunda kitle, gıda retansiyonuna bağlı koku ve aspirasyon riski Zenker divertikülünün en tipik özellikleridir.
Akalazya ve diğer motilite bozuklukları boyunda palpe edilebilir kitle oluşturmaz.
3
Tanıyı doğrula
Zenker divertikülü (Faringoözofageal divertikül).
Krikofaringeal kasın motor disfonksiyonu sonucu oluşan pulsiyon divertikülüdür.

Anahtar Kavram

Zenker divertikülü; yaşlı hastalarda halitozis, regürjitasyon, disfaji ve aspirasyon pnömonisi triadı ile ve boyunda kitle ile karakterizedir.

İpuçları

1
Hastanın şikayetleri arasında 'ağız kokusu' ve 'sindirilmemiş gıdaların geri gelmesi' ön planda.
2
Boyunda yemekle şişen bir kitle olması, patolojinin servikal bölgede ve anatomik bir cep (poş) şeklinde olduğunu düşündürmelidir.
3
Killian üçgeninden kaynaklanan bu patoloji, özellikle yaşlı erkeklerde görülür.

Daha Fazla Pratik

Bu hastanın tanısını doğrulamak için en uygun ve en riskli tanı yöntemlerini karşılaştırınız (Baryumlu grafi vs Endoskopi).
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 182Soru

5555 yaşında alkolik siroz (ChildPughChild-Pugh CC) tanılı erkek hasta, transjuguler intrahepatik portosistemik şant (TIPSTIPS) işlemi öncesi kardiyak açıdan değerlendirilmektedir. Hastanın istirahat ekokardiyografisinde sol ventrikül ejeksiyon fraksiyonu (EFEF) %55\%55, global longitudinal strain (GLSGLS) %15-\%15, E/eE/e' oranı 1616 ve sol atriyal volüm indeksi (LAVILAVI) 3838 ml/m2ml/m^2 saptanmıştır. Bu hastanın kardiyak durumu ile ilgili aşağıdakilerden hangisi en doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Sirotik kardiyomiyopati tanısı için hem sistolik hem de diyastolik disfonksiyon kriterlerini karşılamaktadır.

Cevap

Sirotik kardiyomiyopati tanısı için hem sistolik hem de diyastolik disfonksiyon kriterlerini karşılamaktadır.
Hastanın ekokardiyografik bulguları 2019 Sirotik Kardiyomiyopati Konsorsiyumu kriterlerini tam olarak karşılamaktadır. Sistolik disfonksiyon için GLSGLS mutlak değerinin <%18<\%18 olması yeterlidir (hastada %15\%15). Diyastolik disfonksiyon için ise E/e15E/e' \geq 15, LAVI>34LAVI > 34 ml/m2ml/m^2, septal e<7e' < 7 cm/sncm/sn ve TRTR hızı >2.8> 2.8 m/snm/sn kriterlerinden en az ikisi gereklidir; hastada ilk iki kriter mevcuttur.

Adım Adım Çözüm

1
Sistolik fonksiyonların değerlendirilmesi
EFEF değeri %55\%55 ile normal sınırda olsa da, GLSGLS değerinin %15-\%15 olması (mutlak değerce 1818'in altında) sistolik bozulmayı gösterir.
Sirotik kardiyomiyopatide EFEF genellikle korunur, bu nedenle daha duyarlı olan GLSGLS parametresi kullanılır.
2
Diyastolik fonksiyonların değerlendirilmesi
E/eE/e' oranının 1515 veya üzerinde olması ve LAVILAVI değerinin 3434 ml/m2ml/m^2 üzerinde olması iki ayrı diyastolik kriteri karşılar.
Diyastolik disfonksiyon tanısı için belirlenen dört ana kriterden en az ikisinin varlığı gereklidir.
3
Tanısal sentez yapılması
Hem sistolik hem de diyastolik disfonksiyon parametreleri pozitif olduğu için sirotik kardiyomiyopati tanısı konur.
2019 Cirrhotic Cardiomyopathy Consortium (CCC) güncel kriterleri bu bulguların varlığında tanıyı doğrular.

Anahtar Kavram

Sirotik Kardiyomiyopati Tanı Kriterleri (2019)
Soru 183Soru

48 yaşında erkek hasta; son 6 aydır giderek artan halsizlik, eklem ağrıları ve cinsel isteksizlik şikayetleriyle polikliniğe başvuruyor. Fizik muayenesinde ciltte gri-bronz renk değişikliği ve karaciğerin kosta kenarını 3 cm3 \text{ cm} geçtiği saptanıyor. Hastanın laboratuvar sonuçları aşağıdadır:

TetkikSonuç
AST62 U/L62 \text{ U/L}
ALT58 U/L58 \text{ U/L}
Total Bilirubin1.1 mg/dL1.1 \text{ mg/dL}
Açlık Plazma Glukozu148 mg/dL148 \text{ mg/dL}

Bu klinik ve laboratuvar bulguları ile ön planda herediter hemokromatozis düşünülen hastada, tanıyı doğrulamaya yönelik ilk adımda istenmesi gereken tarama testi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Serum ferritin düzeyi ve transferrin satürasyonu

Cevap

Herediter hemokromatozis şüphesinde ilk basamak tarama testi serum ferritin düzeyi ve transferrin satürasyonu ölçümüdür.
Herediter hemokromatozis (HH), vücutta aşırı demir birikimiyle karakterize metabolik bir hastalıktır. Klinik olarak halsizlik, hiperpigmentasyon (bronz deri), diyabet, hepatomegali, artropati ve kardiyomiyopati ile prezante olabilir. Tanı algoritmasında ilk adım, invaziv olmayan ve yüksek duyarlılığa sahip olan serum ferritin düzeyi ve transferrin satürasyonu (TSATTSAT) ölçümüdür. TSAT>%45TSAT > \%45 ve ferritinin referans değerlerin üzerinde olması HH için güçlü bir tarama kanıtıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik bulguların (bronz diyabet triadına gidiş, hepatomegali, halsizlik) analizi
Hastada hiperpigmentasyon, yeni başlangıçlı hiperglisemi ve hepatomegali olması herediter hemokromatozisi düşündürür.
Bu bulgular klasik 'bronz diyabet' tablosuyla uyumlu olup demir birikimini işaret eder.
2
Tanı algoritmasında uygun başlangıç testinin seçilmesi
Transferrin satürasyonu >%45> \%45 ve ferritin yüksekliği (>200 ng/mL> 200 \text{ ng/mL} erkeklerde) araştırılmalıdır.
En duyarlı ve uygun maliyetli ilk tarama stratejisi biyokimyasal demir parametreleridir.

Anahtar Kavram

Herediter hemokromatozis tanısında ilk basamak tarama biyokimyasal demir yükü (ferritin ve transferrin satürasyonu) gösterilmesidir.

İpuçları

1
Ciltteki bronzlaşma ve diyabet bulguları vücutta biriken bir elemente işaret eder.
2
Tanı algoritmasında her zaman en invaziv ve pahalı testten önce en basit biyokimyasal tarama istenir.

Daha Fazla Pratik

Ferritin ve transferrin satürasyonu yüksek çıkan bir hastada bir sonraki adımın HFE gen analizi olduğunu unutmayın.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 184Soru

6262 yaşında erkek hasta, bilinen kronik Hepatit B'ye bağlı karaciğer sirozu (ChildPughChild-Pugh CC) tanısıyla izlenirken, masif hematemez ve melena şikayetleriyle acil servise getiriliyor. Fizik muayenede konjonktivalar soluk, karında asit ve bacaklarda ödem saptanıyor; kan basıncı 85/5585/55 mmHgmmHg, nabız 120/dk120/dk ölçülüyor. Yapılan acil üst gastrointestinal sistem endoskopisinde özofagus ve mide fundusunda varis izlenmiyor; ancak mide küçük kurvaturda 2,52,5 cmcm çaplı, tabanında kanamayan belirgin damar (nonbleedingnon-bleeding visiblevisible vesselvessel) izlenen bir peptik ülser odağı saptanıyor. Bu hastanın klinik durumu ve Forrest sınıflaması dikkate alındığında, yönetimi ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Ülser tabanındaki Forrest IIa lezyona endoskopik kombinasyon tedavisi (adrenalin enjeksiyonu ve termal/mekanik yöntem) uygulanmalı ve ardından 72 saat intravenöz PPI infüzyonu verilmelidir.

Cevap

Forrest IIa lezyona sahip sirozlu hastada, endoskopik kombinasyon tedavisi ile birlikte profilaktik antibiyotik ve 72 saatlik PPI infüzyonu uygulanması en doğru yaklaşımdır.
Sirozlu hastalarda üst GİS kanamaların yaklaşık %15-20'si peptik ülser kaynaklıdır. Forrest IIa (kanamayan görünür damar) lezyonlar yüksek riskli kabul edilir ve endoskopik kombinasyon tedavisi (örn. adrenalin enjeksiyonu + hemoklip) gerektirir. Ayrıca, sirozlu hastalarda kanama odağından bağımsız olarak enfeksiyon profilaksisi (Seftriakson) ve ülser kanaması sonrası re-kanamayı önlemek için 72 saatlik yüksek doz PPI infüzyonu standart tedavi protokolüdür.

Adım Adım Çözüm

1
Hemodinamik stabilizasyon
Kristaloid ve kısıtlı eritrosit süspansiyonu (hedef Hb 7-9 g/dL) ile resüsitasyon sağlanır.
Sirozlu hastalarda aşırı sıvı yüklemesi portal basıncı artırarak kanamayı kötüleştirebilir.
2
Endoskopik evreleme ve müdahale
Görünür damar içeren peptik ülser Forrest IIa olarak evrelenir ve kombinasyon tedavisi (enjeksiyon + hemoklip/termal) uygulanır.
Yüksek riskli stigmata (Ia, Ib, IIa) varlığında endoskopik tedavi re-kanama ve mortaliteyi azaltır.
3
Farmakolojik tedavi
72 saatlik IV PPI infüzyonu ve intravenöz seftriakson profilaksisi başlanır.
PPI asit baskılayarak pıhtı stabilizasyonunu sağlar; seftriakson ise sirozlu hastalarda enfeksiyon ve mortalite riskini düşürür.

Anahtar Kavram

Sirozlu Hastada Non-Varis Üst GİS Kanama Yönetimi
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 185Soru

6565 yaşında erkek hasta, bilinen alkolik karaciğer sirozu tanısıyla izlenirken karın ağrısı ve ateş şikayetiyle acil servise başvuruyor. Fizik muayenesinde batında yaygın hassasiyet ve defans saptanıyor. Yapılan parasentez sonucunda asit sıvısında polimorf nüveli lökosit (PNLPNL) sayısı 600/mm3600/mm^3 olarak bulunuyor. Asit biyokimyasında protein 3.2 g/dL3.2 \text{ g/dL}, glukoz 35 mg/dL35 \text{ mg/dL} ve LDHLDH değeri 480 U/L480 \text{ U/L} (serumserum LDHLDH u¨stüst sınırısınırı 250 U/L250 \text{ U/L}) saptanıyor. Bu hasta için en uygun yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Sekonder bakteriyel peritonit şüphesiyle batın tomografisi çekilmeli ve cerrahi konsültasyon istenmelidir.

Cevap

Sekonder bakteriyel peritonit şüphesiyle batın tomografisi çekilmeli ve cerrahi konsültasyon istenmelidir.
Sirotik asidi olan bir hastada peritonit bulguları varsa (PNL>250PNL > 250), ampirik tedaviye geçmeden önce SBPSBP ve sekonder peritonit ayrımı yapılmalıdır. Runyon kriterlerine göre asit sıvısında; proteinin 1 g/dL1 \text{ g/dL}'den büyük olması, glukozun 50 mg/dL50 \text{ mg/dL}'den düşük olması ve LDHLDH düzeyinin serum üst sınırından yüksek olması (hastada üçü de mevcuttur) yüksek olasılıkla sekonder bir cerrahi odağa (perforasyon gibi) işaret eder. Bu durumda ileri görüntüleme ve cerrahi konsültasyon şarttır.

Adım Adım Çözüm

1
Parasentez sıvısındaki lökosit sayısını değerlendir.
PNLPNL sayısı 600/mm3600/mm^3 (>250/mm3>250/mm^3), peritonit varlığı doğrulandı.
Peritonit tanısı için eşik değerin üzerinde nötrofil saptanması gerekir.
2
Asit biyokimyasını Runyon kriterlerine göre analiz et.
Protein >1 g/dL>1 \text{ g/dL}, Glukoz <50 mg/dL<50 \text{ mg/dL} ve LDH>serumLDH > serum u¨stüst sınırısınırı kriterlerinin üçü de pozitif.
Sirotik asitlerde spontan bakteriyel peritonit (SBPSBP) ile sekonder peritonit ayrımı bu kriterlerle yapılır.
3
Klinik yönetim planını belirle.
Sekonder peritonit (GIS perforasyonu vb.) şüphesiyle görüntüleme ve cerrahi görüş al.
Sekonder peritonit cerrahi müdahale gerektiren acil bir durumdur.

Anahtar Kavram

Sirotik asidi olan hastada Sekonder Bakteriyel Peritonit ayrımı (Runyon Kriterleri).

Daha Fazla Pratik

Sekonder peritonit şüphesi olan bir hastada asit kültüründe birden fazla çeşit (polimikrobiyalpolimikrobiyal) bakteri üremesinin önemini gözden geçirin.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 186Soru

6262 yaşında erkek hasta, ani başlayan titreme ile yükselen ateş (39.2C39.2^\circ C), halsizlik ve göz aklarında sararma şikayetleriyle acil servise başvuruyor. Fizik muayenesinde kan basıncı 115/75 mmHg115/75\text{ mmHg}, nabız 108/dk108/\text{dk} olarak ölçülüyor. Skleraları ikterik olan hastanın sağ üst kadranında palpasyonla hassasiyet mevcut ancak defans ve rebound saptanmıyor. Hastanın oryantasyonu tam olup konfüzyonu bulunmuyor. Laboratuvar incelemesinde lökosit 19.400/μL19.400/\mu L, kreatinin 2.4 mg/dL2.4\text{ mg/dL} (bazal: 1.0 mg/dL1.0\text{ mg/dL}), total bilirubin 6.2 mg/dL6.2\text{ mg/dL}, AST 140 U/L140\text{ U/L}, ALP 520 U/L520\text{ U/L} ve INR 1.21.2 olarak bulunuyor. Abdominal ultrasonografide safra kesesi duvar kalınlığı normal, koledok çapı 13 mm13\text{ mm} ölçülüyor ve distal koledokta taş şüphesi uyandıran ekojenite izleniyor. Tokyo 20182018 (TG18TG18) kılavuzuna göre bu hastanın şiddet evresi ve en uygun yönetim stratejisi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Evre III (Ağır) - Acil (<12<12 saat) endoskopik retrograd kolanjiyopankreatografi (ERCP) ile drenaj ve organ desteği

Cevap

Tokyo 2018 (TG18) kılavuzuna göre hastanın Evre III (Ağır) akut kolanjit olarak sınıflandırılması ve ilk 12 saat içinde acil ERCP ile biliyer drenaj yapılması.
Hastada Charcot triadı (ateş, sarılık, sağ üst kadran ağrısı) mevcuttur. TG18 (Tokyo 2018) kılavuzuna göre, akut kolanjit tanısı konulan bir hastada organ disfonksiyonu (bu vakada kreatinin düzeyinin 2.0 mg/dL2.0\text{ mg/dL} üzerinde olmasıyla kanıtlanan renal yetmezlik) varlığı, tabloyu Evre III (Ağır) olarak sınıflandırır. Evre III akut kolanjit yönetiminde, yoğun bakım şartlarında organ desteği sağlanmalı ve ilk 1212 saat içinde acil biliyer drenaj (altın standart ERCP) uygulanmalıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Hastanın klinik tablosunu Charcot triadı (ateş, ağrı, sarılık) açısından değerlendiriniz.
Hastada ateş (39.2C39.2^\circ C), sağ üst kadran ağrısı ve sarılık (6.2 mg/dL6.2\text{ mg/dL} bilirubin) mevcuttur; Charcot triadı pozitiftir.
Akut kolanjit tanısını doğrulamak için klinik ve laboratuvar bulgularının uyumu şarttır.
2
Tokyo 2018 (TG18) şiddet kriterlerine göre organ disfonksiyonu varlığını kontrol ediniz.
Hastanın kreatinin düzeyi 2.4 mg/dL2.4\text{ mg/dL}'dir (>2.0 mg/dL>2.0\text{ mg/dL} sınırı aşılmıştır).
Kreatinin düzeyinin 2.0 mg/dL2.0\text{ mg/dL} üzerinde olması, kolanjitin Evre III (Ağır) olduğunu belirleyen bir organ yetmezliği kriteridir.
3
Tanımlanan evreye uygun tedavi ve drenaj zamanlamasını belirleyiniz.
Evre III kolanjitte ilk 1212 saat içinde acil biliyer drenaj (tercihen ERCP) ve organ desteği gereklidir.
Ciddi kolanjitte mortaliteyi azaltmak için safra yollarındaki basıncın ve enfeksiyon yükünün acilen azaltılması kritiktir.

Anahtar Kavram

TG18 Akut Kolanjit Şiddet Sınıflandırması ve Yönetimi
Soru 187Soru

22 yaşında kadın hasta, acil servise şiddetli karın ağrısı, bulantı, kusma ve son 24 saatte gelişen bilinç bulanıklığı şikayetleriyle getiriliyor. Hastanın bilinen kronik bir hastalığı veya ilaç kullanım öyküsü bulunmamaktadır. Fizik muayenede skleralar belirgin ikterik, batın distandü olup, karaciğer kot altında palpe edilememektedir. Nörolojik muayenede hasta uykuya meyilli olup, evre 2 hepatik ensefalopati ile uyumlu bulgular saptanıyor.

Laboratuvar tetkikleri aşağıdaki gibidir:

ParametreSonuçReferans Aralığı
AST155 U/L0-40
ALT68 U/L0-40
ALP (Alkalen Fosfataz)22 U/L40-130
Total Bilirubin24 mg/dL0.3-1.2
Albümin2.9 g/dL3.5-5.5
Hemoglobin8.4 g/dL12-16
Retikülosit%9%0.5-2.5
INR2.40.8-1.2
HBsAgNegatif-
Anti-HCVNegatif-
Coombs (DAT)Negatif-

Bu hasta için en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Fulminant Wilson Hastalığı

Cevap

Fulminant Wilson Hastalığı tanısı konulmalıdır.
Sorudaki vaka, Fulminant Wilson Hastalığı için klasik bir prezentasyondur. Tanısal ipuçları şunlardır: 1) Genç yaşta akut karaciğer yetmezliği, 2) Coombs negatif hemolitik anemi (serbest bakırın eritrositlere toksik etkisiyle), 3) Transaminazların ılımlı yüksekliği ve AST > ALT olması, 4) ALP (Alkalen Fosfataz) düzeyinin belirgin düşük olması. ALP/Bilirubin oranının < 4 olması Wilson hastalığı için yüksek duyarlılığa sahiptir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik tabloyu tanımla
Genç hasta, akut karaciğer yetmezliği (INR yüksekliği + Ensefalopati) tablosu ile başvuruyor.
Acil yaklaşım gerektiren fulminant bir seyir söz konusudur.
2
Laboratuvar bulgularını analiz et
AST (155) > ALT (68) oranı 2'nin üzerindedir. Ancak transaminazlar viral hepatitlerdeki gibi çok yüksek (1000+) değildir. En dikkat çekici bulgu ALP'nin (22) referans değerin bile altında olmasıdır.
Fulminant Wilson hastalığında AST/ALT > 2.2 ve ALP/Bilirubin oranının < 4 olması tipiktir. Düşük ALP, çinko eksikliği veya Wilson hastalığını işaret eder.
3
Hematolojik bulguları değerlendir
Anemi (Hb 8.4) ve Retikülositoz (%9) varlığı hemolizi gösterir. Coombs testinin negatif olması, bu hemolizin immün kökenli olmadığını (non-immün) düşündürür.
Bakır toksisitesi eritrosit membran hasarına yol açarak Coombs negatif hemolitik anemiye neden olur. Bu bulgu, akut karaciğer yetmezliğinde Wilson hastalığı için patognomoniktir.
4
Ayırıcı tanı yap
Viral seroloji negatif. Alkol öyküsü yok ve hemoliz var. Otoimmün hepatitte genellikle hemoliz görülmez (görülse bile Coombs pozitif olabilir) ve ALP bu kadar düşük olmaz.
Tüm bulgular birleştirildiğinde tanı Fulminant Wilson Hastalığıdır.

Anahtar Kavram

Fulminant Wilson Hastalığı Triadı: Akut Karaciğer Yetmezliği + Coombs Negatif Hemolitik Anemi + Düşük ALP (veya düşük ALP/Bilirubin oranı).

İpuçları

1
Hastadaki anemi tipine (Coombs negatif, retikülosit yüksek) ve karaciğer enzimlerinin oranına (AST > ALT) dikkat edin.
2
Akut karaciğer yetmezliği tablosunda Alkalen Fosfataz (ALP) düzeyinin referans aralığın altında olması çok spesifik bir bulgudur.
3
Bakır metabolizması bozukluğu, hem karaciğer yetmezliğine hem de eritrosit yıkımına (hemoliz) neden olur.

Alternatif Yöntem

ALP/Bilirubin oranını hesaplayarak tanıya yaklaşabilirsiniz. Bu hastada ALP(22) / Bilirubin(24) oranı yaklaşık 0.9'dur. Oranın 4'ten küçük olması Fulminant Wilson için %90+ duyarlıdır.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 188Soru

4444 yaşında erkek hasta, karın şişliği ve bacaklarda ödem şikayetleriyle polikliniğe başvuruyor. Yapılan fizik muayenede batında asit saptanıyor. Hastanın yaklaşık 1010 yıldır kronik hepatit B tanısıyla takip edildiği ancak son 22 yıldır kontrollerine gitmediği öğreniliyor. Yapılan laboratuvar incelemelerinde AST:82 U/LAST: 82 \text{ U/L} (Normal: <40<40), ALT:95 U/LALT: 95 \text{ U/L} (Normal: <40<40), Albümin: 2.9 g/dL2.9 \text{ g/dL}, Total Bilirubin: 2.4 mg/dL2.4 \text{ mg/dL} ve PT:18 saniyePT: 18 \text{ saniye} (INR:1.6INR: 1.6) saptanıyor. HBVHBV DNADNA düzeyi 4.2×105 IU/mL4.2 \times 10^5 \text{ IU/mL} olarak ölçülüyor. Child-Pugh skoru 88 (Sınıf B) olarak hesaplanan bu hastada, HBVHBV tedavisine yönelik aşağıdaki yaklaşımlardan hangisi kontrendikedir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Pegile interferon kullanımı

Cevap

Dekompanse siroz bulguları (asit, düşük albümin, yüksek bilirubin ve uzamış PT) olan kronik hepatit B hastalarında Pegile İnterferon kullanımı mutlak kontrendikedir.
Pegile interferon, dekompanse siroz (Child-Pugh B veya C) vakalarında ciddi hepatik alevlenmelere, sepsis riskinde artışa ve karaciğer yetmezliğinin daha da derinleşmesine neden olabileceği için mutlak kontrendikedir. Bu hastada asit, hipoalbüminemi ve koagülopati olması dekompanse durumu kanıtlar.

Adım Adım Çözüm

1
Hastanın klinik ve laboratuvar verilerini değerlendirerek sirozun evresini belirleyin.
Asit varlığı, düşük albümin (2.92.9) ve uzamış PT (INR:1.6INR: 1.6) hastanın dekompanse siroz (Child-Pugh B) evresinde olduğunu gösterir.
Tedavi seçimi, karaciğer hastalığının kompanse veya dekompanse olmasına göre değişmektedir.
2
Dekompanse sirozda hepatit B virüsüne karşı kullanılan ilaçların kontrendikasyonlarını gözden geçirin.
İnterferonlar, dekompanse sirozda karaciğer yetmezliğini tetikleyebileceği ve ciddi enfeksiyonlara yol açabileceği için kullanılmaz.
İnterferon tedavisi sırasında gelişebilecek alevlenmeler (flare), dekompanse bir karaciğer tarafından tolere edilemez.
3
Hastaya uygun alternatif tedavileri belirleyin.
Entekavir veya Tenofovir gibi nükleoz(t)id analogları bu hastalar için güvenli ve etkili seçeneklerdir.
Bu ajanlar interferonun aksine immün sistem üzerinden değil, doğrudan virüs replikasyonunu engelleyerek etki gösterirler.

Anahtar Kavram

Kronik hepatit B hastalarında dekompanse siroz varlığı, interferon tedavisi için mutlak bir kontrendikasyondur.

İpuçları

1
Hastada saptanan asit ve düşük albümin düzeyi, karaciğer hastalığının evresi hakkında ipucu verir.
2
Child-Pugh skoru B olan bir hastada dekompanse siroz durumu mevcuttur.
3
Hangi hepatit B ilacı dekompanse sirozda ölümcül alevlenmelere ve ciddi sepsise yol açtığı için mutlak olarak kullanılmamalıdır?

Daha Fazla Pratik

Benzer dekompanse siroz hastalarında özofagus varis kanaması profilaksisi ve asit tedavisi yaklaşımlarını gözden geçirebilirsiniz.

Alternatif Yöntem

Hastanın Child-Pugh skorunu hesaplayarak (88 puan - Sınıf B) dekompanse siroz tanısını doğrulamak ve bu durumda kontrendike olan tek ilacı (interferon) seçmek.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 189Soru

3232 yaşında erkek hasta, son 11 aydır devam eden kanlı ishal ve dışkılama sonrası tam boşalamama (tenesmus) hissi ile polikliniğe başvuruyor. Yapılan kolonoskopik incelemede rektumdan başlayan, proksimale doğru kesintisiz devam eden mukoza ödemi, kırılganlık ve yaygın yüzeyel ülserasyonlar saptanıyor. Bu hastada hastalığın kronikleşmesiyle haustra kayıpları sonucu ortaya çıkan tipik radyolojik bulgu aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Kurşun boru (lead pipe) görünümü

Cevap

Ülseratif kolitte kronik dönemde haustra kayıpları sonucu 'kurşun boru' (lead pipe) görünümü saptanır.
Ülseratif kolit, rektumdan başlayıp proksimale doğru kesintisiz devam eden mukozal ve submukozal bir inflamasyondur. Hastalığın kronik seyri sırasında kolonun normal kıvrımları olan haustrasyonlar kaybolur ve bağırsak kısalır. Baryumlu kolon grafisinde bağırsak düz, haustrasız bir tüp şeklinde izlenir ki bu görünüme 'kurşun boru' (lead pipe) adı verilir.

Adım Adım Çözüm

1
Hastanın klinik ve endoskopik verilerini analiz et.
Rektumdan başlayan, kesintisiz (kontinü) tutulum ve kanlı ishal varlığı Ülseratif Kolit tanısını koydurur.
Ülseratif kolit rektumu her zaman tutar ve proksimale doğru aralıksız yayılır.
2
Tanımlanan hastalığın radyolojik komplikasyonlarını değerlendir.
Kronik inflamasyon sonucu kolon duvarında fibrozis ve haustra kayıpları gelişir.
Tekrarlayan ataklar kolonun anatomik yapısını bozarak tübüler bir yapıya dönüşmesine neden olur.

Anahtar Kavram

Ülseratif Kolit Radyolojik Bulguları
Tahmini Süre:45s
Soru 190Soru

6262 yaşında erkek hasta, Diffüz Büyük B Hücreli Lenfoma tanısıyla rituksimab içeren R-CHOP kemoterapi rejimi planlanmaktadır. Tedavi öncesi yapılan tarama tetkikleri aşağıda sunulmuştur:

ParametreSonuçReferans
HBsAgNegatifNegatif
Anti-HBs8585 IU/L>10>10 IU/L
Anti-HBc IgGPozitifNegatif
HBV DNASaptanmadı< 2020 IU/mL
ALT2424 U/L0400-40 U/L
Total Bilirubin0.70.7 mg/dL0.31.20.3-1.2 mg/dL

Bu hasta için en uygun yönetim stratejisi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Kemoterapi ile eş zamanlı olarak başlanıp tedavi bittikten en az 121812-18 ay sonrasına kadar devam edecek şekilde Tenofovir veya Entekavir profilaksisi uygulanmalıdır.

Cevap

Kemoterapi ile eş zamanlı olarak başlanıp tedavi bittikten en az 121812-18 ay sonrasına kadar devam edecek şekilde Tenofovir veya Entekavir profilaksisi uygulanmalıdır.
Rituksimab gibi anti-CD20 monoklonal antikor tedavileri, hepatosit çekirdeğindeki latent HBV cccDNA'sının reaktivasyonu için çok yüksek risk oluşturur. Bu durum sadece HBsAg pozitiflerde değil, HBsAg negatif fakat Anti-HBc pozitif hastalarda da görülür. Güncel kılavuzlar, bu risk grubundaki hastalara direnç bariyeri yüksek olan Tenofovir veya Entekavir ile profilaksi başlanmasını ve tedavinin kemoterapi sonlandıktan sonra 121812-18 ay daha sürdürülmesini önermektedir.

Adım Adım Çözüm

1
Hastanın aldığı immünsüpresif tedavinin HBV reaktivasyon riskini belirleyin.
Rituksimab (Anti-CD20) kullanımı, HBV reaktivasyonu açısından 'çok yüksek risk' (>%10>\%10) grubundadır.
Risk düzeyi profilaksi gerekliliğini belirleyen temel kriterdir.
2
Hastanın serolojik durumunu değerlendirin.
HBsAg (-), Anti-HBc IgG (+) ve HBV DNA (-) olması 'geçirilmiş/kontrol altına alınmış HBV' (resolved HBV) enfeksiyonunu gösterir.
Virüs karaciğerde cccDNA (covalently closed circular DNA) formunda latent olarak kalmaya devam eder.
3
Serolojik durum ile risk grubunu birleştirerek yönetim kararını verin.
B hücresi baskılayan ajan alan resolved HBV hastalarında profilaksi endikedir.
Reaktivasyon, tedavi sonrası geç dönemde de ortaya çıkabileceği için yüksek potentli bir ilaçla (Tenofovir/Entekavir) uzun süreli profilaksi önerilir.

Anahtar Kavram

İmmünsüpresif Tedavi Alan Hastalarda HBV Reaktivasyonu ve Profilaksisi

Daha Fazla Pratik

Benzer bir risk durumunda olan ancak orta riskli (<%10<\%10) kabul edilen bir hastada (örneğin metotreksat kullanımı) izlem ve tedavi stratejisini gözden geçirin.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 191Soru

5555 yaşında erkek hasta, kronik Hepatit B enfeksiyonuna bağlı Child-Pugh C evresinde karaciğer sirozu tanısıyla takip edilmektedir. Karında belirgin gerginlik ve eforla artan nefes darlığı şikayetiyle başvuran hastanın fizik muayenesinde masif asit saptanıyor. Terapötik amaçlı yapılan parasentez işleminde toplam 88 litre asit sıvısı boşaltılıyor. Bu hastada parasentez sonrası dolaşım disfonksiyonunu önlemek amacıyla yapılması gereken en uygun yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: 6464 gram intravenöz albumin infüzyonu yapılması

Cevap

Büyük hacimli parasentez uygulanan siroz hastalarında, litre başına 88 gram olacak şekilde intravenöz albumin infüzyonu yapılması en uygun yaklaşımdır.
Sirozda 55 litreden fazla asit boşaltılması (büyük hacimli parasentez) durumunda, post-parasentez dolaşım disfonksiyonunu, renal yetmezliği ve elektrolit bozukluklarını önlemek için onkotik basınç desteği gerekir. Bu amaçla en etkili ajan albumindir ve her boşaltılan litre başına 686-8 gram (pratikte genellikle 88 gram) dozunda verilmesi önerilir. 88 litre sıvı boşaltılan bu hastada 6464 gram albumin infüzyonu en doğru yaklaşımdır.

Adım Adım Çözüm

1
Boşaltılan asit miktarını kontrol et.
Toplam 88 litre asit boşaltıldığı saptandı.
Parasentez sonrası dolaşım disfonksiyonu (PICD) riski boşaltılan hacimle doğrudan ilişkilidir.
2
Büyük hacimli parasentez (LVP) tanımını ve replasman gerekliliğini değerlendir.
Boşaltılan hacim >5> 5 litre olduğu için replasman endikasyonu vardır.
Beş litreden fazla sıvı boşaltılması 'Büyük Hacimli Parasentez' olarak tanımlanır ve albumin replasmanı gerektirir.
3
Gereken albumin dozunu hesapla.
88 litre ×8\times 8 g/L =64= 64 gram albumin.
Güncel kılavuzlar (EASL/AASLD), LVP sonrası litre başına 686-8 gram albumin verilmesini önermektedir.

Anahtar Kavram

Büyük Hacimli Parasentez (LVP) ve Albumin Replasmanı

Daha Fazla Pratik

Parasentez sonrası gelişen dolaşım disfonksiyonunun (PICD) tanısı için hangi laboratuvar parametresinin yükselmesi (plazma renin aktivitesi) takip edilebilir?
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 192Soru

3838 yaşında kadın hasta, 55 yıldır ülseratif kolit tanısıyla takip edilmektedir. Son 22 yıldır remisyonda olan ve mesalazin ile idame tedavisi alan hastanın sağ bacak ön yüzünde çok ağrılı, püstüler başlayan, hızla genişleyerek ortası nekrotik, kenarları hiperpigmente ve morumsu renkte ülseröz bir hal alan lezyon saptanıyor. Bu klinik tablo ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: En olası tanı piyoderma gangrenozumdur ve klinik seyri genellikle bağırsak hastalığının aktivitesinden bağımsızdır.

Cevap

En olası tanı piyoderma gangrenozumdur ve klinik seyri genellikle bağırsak hastalığının aktivitesinden bağımsızdır.
Tarif edilen lezyon (nekrotik, morumsu kenarlı ülser) piyoderma gangrenozumdur. İBH seyri sırasında görülen ekstraintestinal bulgulardan piyoderma gangrenozum, ankilozan spondilit, üveit ve primer sklerozan kolanjit genellikle bağırsak hastalığının aktivitesinden bağımsız bir seyir izler. Bu nedenle hasta remisyonda olsa dahi bu bulgular ortaya çıkabilir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik bulguları analiz et.
Hastada ağrılı, nekrotik merkezli ve morumsu kenarlı ülseröz lezyon mevcuttur.
Bu morfoloji inflamatuar bağırsak hastalıkları (İBH) ile ilişkili piyoderma gangrenozum (PG) için karakteristiktir.
2
İntestinal aktivite ile ilişkisini değerlendir.
Hasta remisyonda olmasına rağmen lezyon gelişmiştir.
PG, eritema nodozumun aksine bağırsak hastalığının aktivitesinden bağımsız seyredebilir.
3
Tedavi prensiplerini hatırla.
Cerrahi debridmandan kaçınılmalıdır.
Patherji fenomeni nedeniyle cerrahi müdahale lezyonu büyütebilir.

Anahtar Kavram

İBH'de ekstraintestinal bulguların (özellikle PG ve EN) bağırsak aktivitesiyle ilişkisinin ayrımı.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 193Soru

Dispeptik şikayetleri nedeniyle tetkik edilen 5454 yaşındaki kadın hastanın üst gastrointestinal sistem endoskopisinde fundus ve korpusta yaygın, milimetrik boyutta (<5 mm<5\ mm), sesil polipler izleniyor. Biyopsi sonucu "fundik gland polibi" olarak raporlanan bu hastada, etiyolojide öncelikle sorgulanması gereken durum aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Uzun süreli proton pompa inhibitörü (PPİ) kullanımı

Cevap

Uzun süreli proton pompa inhibitörü (PPİ) kullanımı fundik gland poliplerinin gelişiminde en önemli ve sık nedendir.
Fundik gland polipleri (FGP), mide korpus ve fundusunda görülen en sık polip tipidir. Uzun süreli proton pompa inhibitörü (PPİ) kullanımı, asit salgısını baskılayarak antral G hücrelerinden gastrin salınımını artırır. Gelişen hipergastrinemi, fundik bezlerdeki parietal hücrelerde hiperplaziye ve bez yapılarında kistleşmeye yol açarak bu poliplerin oluşumuna neden olur.

Adım Adım Çözüm

1
Endoskopik ve histopatolojik bulguları değerlendir.
Midenin proksimalinde (fundus ve korpus) saptanan çok sayıda küçük, sesil poliplerin biyopsi ile fundik gland polibi (FGP) olduğu doğrulanmıştır.
Tanının netleştirilmesi, etiyolojik faktörlerin doğru daraltılmasını sağlar.
2
Fundik gland poliplerinin (FGP) epidemiyolojik özelliklerini ve ilaç ilişkisini hatırla.
FGP'ler sporadik olabileceği gibi, son yıllarda artan PPİ kullanımıyla paralel bir insidans artışı göstermektedir.
PPİ'lerin neden olduğu parietal hücre disfonksiyonu ve hipergastrinemi polip oluşum mekanizmasının temelidir.
3
Ayırıcı tanıda diğer risk faktörlerini dışla.
Hastalarda PPI kullanımı yoksa, özellikle genç yaşta çok sayıda FGP saptandığında Ailesel Adenomatöz Polipozis (FAP) sendromu düşünülmelidir.
En yaygın edinsel nedenin sorgulanması, gereksiz ileri tetkikleri önler.

Anahtar Kavram

Fundik gland poliplerinin (FGP) uzun süreli PPİ kullanımı ile güçlü bir ilişkisi vardır ve genellikle malignite potansiyeli taşımazlar.

Alternatif Yöntem

Eğer hastada PPİ kullanımı yoksa ve polipler çok sayıdaysa (özellikle 20'den fazla), hastanın kolonik polipler açısından (FAP/Gardner Sendromu) taranması gerektiği klinik bir ipucudur.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 194Soru

3838 yaşında erkek hasta, Crohn hastalığı nedeniyle geçirilmiş multipl ince bağırsak rezeksiyonları öyküsü (kalan ince bağırsak segmenti yaklaşık 120120 cm) ile takip edilmektedir. Hasta, arkadaşlarıyla yediği bol karbonhidratlı bir akşam yemeğinden yaklaşık 22 saat sonra aniden gelişen dengesizlik, konuşma bozukluğu ve konfüzyon şikayetleriyle acil servise getiriliyor. Fizik muayenesinde belirgin ataksi ve disartri saptanıyor; ancak patolojik refleks saptanmıyor. Hastaya ait laboratuvar bulguları aşağıdaki tabloda verilmiştir:

ParametreDeğerReferans Aralığı
pHpH7.267.267.357.457.35 - 7.45
HCO3HCO_3^-1515 mEq/L222822 - 28 mEq/L
Na+Na^+138138 mEq/L135145135 - 145 mEq/L
ClCl^-101101 mEq/L9810798 - 107 mEq/L
L-Laktat1.11.1 mmol/L<2< 2 mmol/L
Kan AlkolüNegatif-

Bu hastadaki klinik tabloya neden olan en olası patofizyolojik mekanizma aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Kolonik bakteriler tarafından üretilen D-laktatın birikimi

Cevap

Kolonik bakteriler tarafından üretilen D-laktatın birikimi
Kısa bağırsak sendromunda, özellikle kolonu intakt olan hastalarda, emilemeyen karbonhidratlar kolona geçer. Buradaki bakteriler (başlıca Lactobacillus türleri) bu karbonhidratları D-laktata fermente eder. İnsan vücudunda bulunan laktat dehidrogenaz enzimi L-laktata spesifiktir, bu nedenle D-laktat metabolize edilemez ve birikerek anyon açığı artmış metabolik asidoza yol açar. D-laktat kan-beyin bariyerini geçer ve ataksi, konfüzyon, disartri gibi nörolojik semptomlara (D-laktat ensefalopatisi) neden olur.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik verilerin analizi
Hastada kısa bağırsak sendromu zemininde karbonhidrat alımı sonrası gelişen nörolojik bulgular saptandı.
Tanısal ipuçlarını (rezeksiyon öyküsü ve tetikleyici faktör) birleştirmek gerekir.
2
Asit-baz dengesinin değerlendirilmesi
Anyon açığı artmış metabolik asidoz (138(101+15)=22138 - (101 + 15) = 22) saptandı.
Asidozun tipini belirlemek ayırıcı tanı için kritiktir.
3
Uyumsuzlukların fark edilmesi
Ciddi bir anyon açığı olmasına rağmen standart L-laktat ölçümünün normal olması.
Rutin laboratuvar testleri sadece L-izomerini ölçer; D-laktatı saptayamaz.
4
Patofizyolojik eşleştirme
Emilemeyen karbonhidratların kolonik laktobasiller tarafından D-laktata fermente edilmesi.
Kısa bağırsak sendromuna özgü bu durum asidoz ve MSS semptomlarını açıklar.

Anahtar Kavram

Kısa bağırsak sendromu olan hastalarda karbonhidrat yüklenmesi sonrası gelişen, standart laktat ölçümleriyle saptanamayan D-laktik asidoz tablosu.

Daha Fazla Pratik

Kısa bağırsak sendromunda nefrolitiazis riskini artıran 'oksalat taşları' mekanizmasını gözden geçirin.
Tahmini Süre:3m 0s
Soru 195Soru

7676 yaşında kadın hasta, son 22 gündür devam eden karın ağrısı, safralı kusma ve gaz-gaita çıkışının olmaması şikayetleriyle acil servise getirilmiştir. Özgeçmişinde safra kesesi taşı olduğu bilinen hastanın fizik muayenesinde batında distansiyon ve bağırsak seslerinde artış saptanmış; Murphy bulgusu ise negatif bulunmuştur. Çekilen ayakta direkt karın grafisinde; ince bağırsak anslarında dilatasyon, hava-sıvı seviyeleri ve safra yollarında hava (pnömobili) izlenmiştir.

Bu klinik tabloya yol açan en olası patofizyolojik mekanizma aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Safra kesesi ile duodenum arasında fistül oluşması ve taşın bağırsağa geçmesi

Cevap

Safra kesesi ile duodenum arasında fistül oluşması ve taşın bağırsağa geçmesi
Safra taşı ileusu, genellikle yaşlı hastalarda görülen, safra kesesi ile duodenum (veya mide/kolon) arasında oluşan bir fistül aracılığıyla safra taşının bağırsağa geçip genellikle terminal ileum seviyesinde tıkanıklık yapmasıdır. Ayakta direkt karın grafisinde görülen ince bağırsak dilatasyonu ve safra yollarında hava (pnömobili) birlikteliği (Rigler triadı) bu tanı için tipiktir. En sık neden kolesistoduodenal fistüldür.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik ve radyolojik bulguları değerlendir.
Hastada mekanik ince bağırsak obstrüksiyonu bulguları (kusma, distansiyon, hava-sıvı seviyeleri) ve pnömobili mevcuttur.
Bu bulguların bir arada olması safra taşı ileusu için karakteristiktir.
2
Rigler triadını hatırla.
Mekanik obstrüksiyon, pnömobili ve ektopik safra taşı (ADKG'de her zaman görülmeyebilir) Rigler triadını oluşturur.
Tanıyı doğrulamak için spesifik radyolojik bulgular kullanılır.
3
Patofizyolojik süreci belirle.
Safra kesesi taşı, kolesistite bağlı inflamasyon sonucu komşu organla (en sık duodenum) fistülleşir (kolesistoduodenal fistül).
Taşın lümenden bağırsağa geçiş yolu bu fistüldür.

Anahtar Kavram

Safra Taşı İleusu ve Rigler Triadı

İpuçları

1
Pnömobili ve bağırsak tıkanıklığı bulgularının aynı anda bulunması safra yolları ile bağırsak arasında bir bağlantı olduğunu düşündürür.

Daha Fazla Pratik

Safra taşı ileusunda tıkanıklığın en sık görüldüğü bölgeyi (terminal ileum) ve Bouveret sendromunu gözden geçirin.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 196Soru

6868 yaşında erkek hasta, koroner arter hastalığı nedeniyle düşük doz aspirin kullanmaktadır. Son 2424 saattir olan siyah renkli, kötü kokulu dışkılama (melena) şikayetiyle başvuruyor. Fizik muayenesinde kan basıncı 115/75115/75 mmHg, nabız 8282/dakika saptanıyor. Laboratuvar incelemesinde hemoglobin değeri 10.810.8 g/dL bulunuyor. Yapılan üst gastrointestinal sistem endoskopisinde prepilorik bölgede 11 cm çapında, tabanı temiz ancak üzerinde düz, pigmente (kırmızı-kahverengi) bir nokta bulunan (Forrest IIc) ülser saptanıyor. Bu hasta için en uygun yönetim stratejisi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Oral proton pompası inhibitörü (PPI) başlanarak hastanın taburcu edilmesi

Cevap

Hemodinamik olarak stabil olan ve endoskopisinde Forrest IIc (düz, pigmente nokta) ülser saptanan hastada oral PPI başlanarak taburculuk planlanması en uygun yaklaşımdır.
Forrest sınıflaması, peptic ülser kanamalarında prognozu ve tedavi yaklaşımını belirler. Forrest IIc (düz pigmente leke) ve Forrest III (temiz tabanlı ülser) düşük riskli lezyonlar olarak kabul edilir. Bu gruptaki hastaların rebleeding riskleri oldukça düşüktür (%5-10'un altı). Eğer hasta hemodinamik olarak stabilse ve ciddi bir eşlik eden hastalığı yoksa, endoskopik tedaviye veya IV PPI infüzyonuna gerek duyulmadan oral PPI ile taburcu edilmeleri standart yönetim algoritmasıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Hastanın hemodinamik durumunun ve endoskopik bulgusunun (Forrest evresi) değerlendirilmesi.
Hasta stabil (nabız ve kan basıncı normal) ve endoskopi bulgusu Forrest IIc (düşük riskli) olarak belirlendi.
Yönetim stratejisi rebleeding riskine göre belirlenir.
2
Forrest IIc için uygun tedavi kılavuzlarının kontrol edilmesi.
Forrest IIc lezyonların rebleeding riski < %10 olduğu için endoskopik müdahaleye gerek olmadığı görüldü.
Düşük riskli lezyonlarda invaziv işlemlerden kaçınılır.
3
Taburculuk ve idame tedavi kararı verilmesi.
Oral PPI başlanması ve hastanın ayaktan takibi kararlaştırıldı.
Yatış gerektiren yüksek risk faktörü bulunmamaktadır.

Anahtar Kavram

Forrest sınıflamasına göre düşük riskli (IIc ve III) peptik ülser kanamalarında endoskopik tedaviye gerek yoktur ve bu hastalar oral PPI ile taburcu edilebilir.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 197Soru

3535 yaşında erkek hasta, son 22 haftadır devam eden epigastrik ağrı ve açlık hissiyle belirginleşen huzursuzluk şikayetleri ile başvuruyor. Yapılan üst gastrointestinal sistem endoskopisinde duodenum birinci kıtada 11 cm çapında aktif ülser saptanıyor. Peptik ülser tanısı alan bu hastada, takip sürecinde görülme olasılığı en yüksek olan klinik komplikasyon aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Gastrointestinal kanama

Cevap

Peptik ülser hastalığının en sık görülen klinik komplikasyonu gastrointestinal kanamadır.
Peptik ülser hastalığında en sık karşılaşılan komplikasyon gastrointestinal kanamadır. Özellikle yaşlı hastalarda ve NSAI˙I˙NSAİİ kullananlarda bu risk daha da artar. İstatistiksel olarak hastaların yaklaşık %1520\%15-20'sinde izlenir.

Adım Adım Çözüm

1
Hastanın kliniğini ve endoskopik bulgusunu değerlendir.
Hasta duodenum yerleşimli aktif peptik ülser hastasıdır.
Komplikasyon riski tanıyla doğrudan ilişkilidir.
2
Peptik ülser komplikasyonlarının görülme sıklığını hatırla.
Kanama (%1520)(\%15-20), Perforasyon (%510)(\%5-10), Obstrüksiyon (%25)(\%2-5) ve Penetrasyon sıralaması mevcuttur.
İstatistiksel olarak en olası senaryoyu belirlemek gerekir.
3
En yüksek insidansa sahip olan seçeneği belirle.
Gastrointestinal kanama en sık görülen komplikasyondur.
Soru kökünde en sık görülen komplikasyon sorulmaktadır.

Anahtar Kavram

Peptik ülser komplikasyonları sıklık sıralaması
Tahmini Süre:45s
Soru 198Soru

Bilinen karaciğer sirozu tanısı olan 58 yaşında bir erkek hasta, ani başlayan masif hematemez şikayetiyle acil servise getiriliyor. Fizik muayenesinde konfüzyonel olan hastanın kan basıncı 85/55 mmHg85/55\text{ mmHg}, nabzı 115/dk115\text{/dk} ölçülüyor ve batında asit saptanıyor. Havayolu güvenliği sağlanan ve kristaloid sıvı resüsitasyonu başlanan hastada, şüpheli varis kanamasını durdurmaya yönelik en uygun akut farmakolojik tedavi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Terlipressin

Cevap

Akut varis kanaması şüphesi olan sirotik bir hastada kanamayı durdurmaya yönelik en uygun farmakolojik ajan Terlipressin'dir.
Terlipressin, bir vazopressin analoğu olup splanknik bölgede vazokonstriksiyon yaparak portal venöz akımı azaltır. Akut varis kanamalarında hem kanamayı durdurma hem de sağkalım üzerinde olumlu etkisi kanıtlanmış ilk basamak farmakolojik tedavidir.

Adım Adım Çözüm

1
Hastanın hemodinamik stabilitesini değerlendir.
85/55 mmHg85/55\text{ mmHg} kan basıncı ve 115/dk115\text{/dk} nabız, hastanın şok tablosunda olduğunu gösterir.
Üst gastrointestinal kanamalarda ilk adım her zaman resüsitasyon ve stabilizasyondur.
2
Hastanın özgeçmişi ve fizik muayene bulgularına göre kanama odağını tahmin et.
Siroz öyküsü, asit varlığı ve masif hematemez, kanamanın yüksek olasılıkla özofagus varislerinden kaynaklandığını düşündürür.
Etiyolojiye yönelik spesifik tedavi kararı almak için klinik ipuçları değerlendirilmelidir.
3
Varis kanamasına yönelik spesifik vazoaktif tedaviyi başla.
Terlipressin veya somatostatin analogları (oktreotid) splanknik yatakta vazokonstriksiyon yaparak portal basıncı düşürür.
Portal basıncın düşürülmesi, varislerdeki hidrostatik basıncı azaltarak kanamanın kontrol altına alınmasını sağlar.

Anahtar Kavram

Akut Varis Kanaması Yönetimi

İpuçları

1
Hastada siroz bulguları (asit) ve masif kanama olması, portal hipertansiyona bağlı bir kanama odağına işaret eder.
2
Tedavide amaç, portal venöz basıncı acilen düşürerek varislerdeki gerilimi azaltmaktır.
3
Splanknik vazokonstriksiyon yapan vazoaktif ajanlar (Terlipressin, Oktreotid gibi) bu durumda hayat kurtarıcıdır.

Daha Fazla Pratik

Varis kanaması kontrol altına alındıktan sonra ikincil profilaksi için hangi tedavi kombinasyonunun (Örn: Beta bloker + Bant ligasyonu) en uygun olduğunu inceleyin.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 199Soru

26 yaşında erkek hasta, son 3 yıldır özellikle katı gıdaları yutarken zorlanma ve birkaç kez lokmanın göğüste takılması (food impaction) şikayetiyle gastroenteroloji polikliniğine başvuruyor. Özgeçmişinde çocukluk çağından beri devam eden astım ve alerjik rinit öyküsü olduğu öğreniliyor. Hastaya daha önce reflü tanısı konularak 8 hafta süreyle yüksek doz proton pompası inhibitörü (PPİ) tedavisi verilmiş ancak şikayetlerinde belirgin bir düzelme olmamıştır. Yapılan üst gastrointestinal sistem endoskopisinde özofagus orta ve alt uçta mukoza ödemli, çok sayıda konsantrik halka görünümü (trakealizasyon) ve uzunlamasına lineer oluklar izlenmiştir.

Buna göre, bu hasta için en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Eozinofilik özofajit

Cevap

Eozinofilik özofajit
Soruda tarif edilen vaka klasik bir Eozinofilik Özofajit (EoE) tablosudur. Genç erkek hasta, eşlik eden alerjik hastalıklar (astım, rinit), aralıklı katı gıda disfajisi ve 'food impaction' (lokma takılması) öyküsü EoE için çok karakteristiktir. Endoskopide izlenen 'trakealizasyon' (kedi özofagusu görünümü), konsantrik halkalar ve lineer oluklanmalar tanıya götüren en önemli morfolojik bulgulardır. Ayrıca yüksek doz PPİ tedavisine yanıtsızlık da tanıyı destekler.

Adım Adım Çözüm

1
Hasta profilini ve semptomları analiz et
Genç erkek, katı gıda disfajisi, lokma takılması ve güçlü atopi (astım/alerji) öyküsü.
Bu kombinasyon, enflamatuar bir özofagus hastalığına işaret eder.
2
Endoskopik bulguları yorumla
Konsantrik halkalar (trakealizasyon/feline esophagus) ve lineer oluklar.
Bu bulgular Eozinofilik Özofajit (EoE) için oldukça spesifiktir.
3
Ayırıcı tanıyı dışla
PPİ tedavisine yanıtsızlık GÖRH olasılığını azaltır; disfajinin sadece katılara özgü olması ve atopi öyküsü Akalazya'dan uzaklaştırır.
Tanısal verilerin tümü Eozinofilik Özofajit ile uyumludur.

Anahtar Kavram

Eozinofilik özofajit tanısında atopi öyküsü, katı gıda disfajisi ve endoskopik trakealizasyon görünümü üçlüsü kilit rol oynar.

Daha Fazla Pratik

Eozinofilik özofajit tanısını kesinleştirmek için biyopside büyütme alanında (HPF) kaç eozinofil görülmesi gerektiğini araştırınız.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 200Soru

24 yaşında kadın hasta, son birkaç aydır devam eden belirsiz karın ağrısı ve sol yan ağrısı şikayetleri ile başvuruyor. Hastanın özgeçmişinde alkol kullanımı veya bilinen bir sistemik hastalık öyküsü bulunmuyor. Fizik muayenede sol üst kadranda hafif hassasiyet dışında özellik saptanmıyor. Laboratuvar tetkiklerinde serum amilaz, lipaz ve karaciğer fonksiyon testleri normal sınırlarda; tümör belirteçleri (CEA ve CA 19-9) negatif bulunuyor. Abdominal Bilgisayarlı Tomografide (BT); pankreas kuyruk kesiminde 7 cm çapında, düzgün sınırlı, kalın bir kapsülle çevrili, hem solid hem de kistik (nekrotik) bileşenler içeren heterojen bir kitle izleniyor. Bu hasta için en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Solid psödopapiller neoplazm

Cevap

Solid psödopapiller neoplazm (Frantz tümörü)
Soruda tarif edilen vaka 'Solid Psödopapiller Neoplazm' (SPN) veya eski adıyla Frantz tümörü için tipiktir. Bu tümörler karakteristik olarak genç kadınlarda (20-30 yaş) görülür. En sık pankreas gövde ve kuyruğunda yerleşir. Radyolojik olarak 'kapsüllü' olması ve dejenerasyona bağlı hem solid hem kistik (nekrotik/hemorajik) alanlar içermesi en belirgin özelliğidir. Prognozu mükemmeldir ve cerrahi rezeksiyon küratiftir.

Adım Adım Çözüm

1
Hastanın demografik özelliklerini analiz et
24 yaşında (genç) kadın hasta.
Pankreas kistik lezyonlarının ayırıcı tanısında yaş ve cinsiyet en önemli belirleyicidir.
2
Radyolojik bulguları değerlendir
Pankreas kuyruğunda, düzgün sınırlı, kapsüllü, solid ve kistik karışık (heterojen) kitle.
Solid ve kistik bileşenlerin bir arada olması ve kalın kapsül varlığı spesifik bir bulgudur.
3
Tanıları eşleştir
Genç kadın + Kapsüllü solid/kistik kitle = Solid psödopapiller neoplazm.
Diğer seçenekler yaş grubu veya radyolojik görünüm ile uyuşmamaktadır.

Anahtar Kavram

Pankreas Kistik Neoplazmları Ayırıcı Tanısı

İpuçları

1
Hastanın yaşına (24) ve cinsiyetine dikkat edin; bu tümör 'genç kadın tümörü' olarak bilinir.
2
Görüntülemede hem solid hem de sıvı (kistik) alanların bir arada olması ve kitlenin 'kapsüllü' olması anahtar kelimelerdir.

Daha Fazla Pratik

Pankreas kist sıvısı analizinde CEA ve Amilaz düzeylerinin yorumlanması.
Tahmini Süre:1m 0s
ÖncekiSayfa 10 / 22Sonraki
Gastroenteroloji — TUS - Tıpta Uzmanlık Sınavı — Sayfa 10 | Examkin