Gastroenteroloji

431 soru

Soru 161Soru

Sağ üst kadranda yaklaşık 1212 saattir devam eden şiddetli ağrı, bulantı ve sonradan eklenen hafif sarılık şikayetiyle başvuran 5454 yaşındaki kadın hastanın fizik muayenesinde sağ üst kadranda belirgin hassasiyet ve inspiratuar arrest (Murphy belirtisi) saptanıyor. Laboratuvar incelemesinde; WBC:14.800/mm3WBC: 14.800/mm^3, TotalBilirubin:4.2mg/dLTotal Bilirubin: 4.2 mg/dL, DirektBilirubin:3.5mg/dLDirekt Bilirubin: 3.5 mg/dL, AlkaliFosfataz(ALP):420IU/LAlkali Fosfataz (ALP): 420 IU/L ve GGT:180IU/LGGT: 180 IU/L bulunuyor. Batın ultrasonografisinde safra kesesi boynuna (infundibulum) impakte olmuş 2.52.5 cm çapında taş, kese duvarında kalınlaşma (66 mm) ve ana hepatik kanal proksimalinde genişleme izlenirken; koledok distal kalibresi normal ve kanal içinde taş saptanmıyor. Bu hastadaki klinik ve radyolojik bulgulara göre en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Mirizzi Sendromu

Cevap

Mirizzi Sendromu
Verilen senaryoda hastada hem akut kolesistit bulguları (sağ üst kadran ağrısı, ateş, Murphy pozitifliği) hem de obstrüktif sarılık bulguları bir aradadır. Ultrasonografide safra kesesi boynunda impakte taş izlenmesi ve bu taşın hizasında ana hepatik kanalda genişleme saptanırken, distal koledok kalibresinin normal olması; taşın kanal dışından bası yaptığını (Mirizzi Sendromu) göstermektedir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik bulguların analizi
Murphy belirtisi ve ateş akut kolesistiti, bilirubin ve ALP yüksekliği ise biliyer obstrüksiyonu (tıkanma sarılığı) gösterir.
Kolesistit ve sarılığın bir arada olduğu durumlar ayırıcı tanıda koledokolitiazis, kolanjit veya Mirizzi sendromunu düşündürür.
2
Görüntüleme bulgularının yorumlanması
Safra kesesi boynunda impakte taş varlığına rağmen koledok distalinin normal olması, tıkanıklığın 'ekstrensek' (dıştan bası) olduğunu kanıtlar.
Taşın koledok içinde değil, kesenin boynunda olup ana kanala bası yapması Mirizzi sendromunun patognomonik radyolojik bulgusudur.
3
Ayırıcı tanı ve kesinleşme
Görüntülemede koledok içinde taş izlenmemesi kolanjit ve koledokolitiazisi; tablonun akut olması ise PSK gibi kronik süreçleri dışlar.
Anatomik bası düzeyi (proksimal genişleme, distal normal) tanıyı kesinleştirir.

Anahtar Kavram

Mirizzi Sendromu'nun klinik ve radyolojik tanısı
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 162Soru

Halsizlik, karın ağrısı ve kronik ishal şikayetleri olan 4242 yaşındaki kadın hastanın fizik muayenesinde dirsek ve dizlerinde simetrik yerleşimli, kaşıntılı papüloveziküler döküntüler saptanıyor. Laboratuvar tetkiklerinde demir eksikliği anemisi saptanan hastada, intestinal şikayetlerin etiyolojisini belirlemek amacıyla ince bağırsak biyopsisi yapılıyor.

Bu hastada yapılan biyopsi örneğinde saptanması en olası histopatolojik bulgu aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Villus atrofisi, kript hiperplazisi ve intraepitelyal lenfosit artışı

Cevap

Villus atrofisi, kript hiperplazisi ve intraepitelyal lenfosit artışı bulgularının saptanması en olasıdır.
Hastada saptanan dermatitis herpetiformis, Çölyak hastalığı (gluten enteropatisi) ile %100'e yakın bir birliktelik gösterir. Bu hastalığın karakteristik biyopsi bulgusu Marsh sınıflamasına göre villusların kısalması (atrofi), kriptlerin derinleşmesi (hiperplazi) ve epitel tabakasındaki lenfosit sayısının artmasıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik bulguları analiz et
Hastada kronik ishal, malabsorbsiyon bulgusu olan demir eksikliği anemisi ve simetrik papüloveziküler döküntüler mevcut.
Tanısal ipuçlarını birleştirmek için ilk adımdır.
2
Deri bulgusu ile intestinal hastalığı ilişkilendir
Diz ve dirseklerdeki döküntüler dermatitis herpetiformis ile uyumludur ve bu tablo Çölyak hastalığına özgü bir deri bulgusudur.
Sistemik hastalıkların intestinal tutulumunu belirlemek için gereklidir.
3
Olası tanıya göre histopatolojik bulguyu belirle
Çölyak hastalığında (gluten enteropatisi) duodenum biyopsisinde villus atrofisi, kript hiperplazisi ve intraepitelyal lenfosit (IEL) artışı görülür.
Kesin tanı için patolojik kriterlerin bilinmesi gerekir.

Anahtar Kavram

Dermatitis herpetiformis varlığı, eşlik eden çölyak hastalığı tanısı için son derece spesifik bir ipucudur ve tanı histopatolojik olarak villus atrofisi ile doğrulanır.

Daha Fazla Pratik

Çölyak hastalığında en duyarlı ve özgül tarama testinin Anti-tTG IgA olduğunu hatırlayınız.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 163Soru

4242 yaşında kadın hasta, yaklaşık 66 aydır devam eden katı gıdalara karşı yutma güçlüğü ve halsizlik şikayetleriyle başvuruyor. Fizik muayenesinde dilde papilla kaybı (glosit) ve tırnaklarda çökme (koilonişi) saptanıyor. Laboratuvar tetkiklerinde hemoglobin 8.58.5 g/dLg/dL, MCVMCV 6666 fLfL ve ferritin düzeyi düşük bulunuyor. Bu hastada yutma güçlüğünün en olası nedeni aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Üst özofagusta ağ (web) yapısı

Cevap

Üst özofagusta ağ (web) yapısı Plummer-Vinson sendromunun tipik bulgusudur.
Üst özofagusta ağ (web) yapısı, Plummer-Vinson sendromu (diğer adıyla Paterson-Kelly sendromu) için karakteristiktir. Bu sendrom özellikle orta yaşlı kadınlarda görülür ve demir eksikliği anemisi, glosit (dilde düzleşme), koilonişi (kaşık tırnak) ve özofageal web triadı ile tanınır. Bu hastaların post-krikoid bölgedeki yassı hücreli kanser (SCC) riski artmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik bulguları analiz et
Disfaji, demir eksikliği anemisi, glosit ve koilonişi birlikteliği saptandı.
Sendromik bir tanıyı destekleyen klasik bulguları birleştirmek için.
2
Tanıyı koy
Bu tablo Plummer-Vinson (Paterson-Kelly) sendromudur.
Belirtilen bulguların tamamı bu spesifik sendroma işaret eder.
3
Eşlik eden anatomik lezyonu belirle
Plummer-Vinson sendromunda üst özofagusta (post-krikoid bölge) web (ağ) izlenir.
Sendromun patognomonik özofagus bulgusunu seçmek için.

Anahtar Kavram

Plummer-Vinson Sendromu Triadı: Demir Eksikliği Anemisi + Disfaji + Özofageal Web

Daha Fazla Pratik

Plummer-Vinson sendromlu hastaların hangi kanser türü için risk altında olduğunu araştırınız (Post-krikoid SCC).
Tahmini Süre:45s
Soru 164Soru

5252 yaşında erkek hasta, son 44 aydır tekrarlayan, eforla ilişkisi olmayan ancak soğuk içeceklerle tetiklenen şiddetli retrosternal göğüs ağrısı şikayetiyle başvuruyor. Ağrı dönemlerinde hastada hem katı hem de sıvı gıdalara karşı hafif yutma güçlüğü (disfajidisfaji) saptanıyor. Kardiyak değerlendirmesi (EKGEKG, troponin I ve efor testi) tamamen normal sonuçlanan hastaya yapılan üst gastrointestinal sistem endoskopisinde özofagus mukozası doğal izleniyor. Bu hasta için en olası manometrik bulgu aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Distal özofagusta ıslak yutuşların %20\%20'sinden fazlasında görülen simultane (eş zamanlı) kontraksiyonlar

Cevap

Distal özofagusta ıslak yutuşların %20'sinden fazlasında görülen simultane (eş zamanlı) kontraksiyonlar
Hastanın klinik tablosu (soğukla tetiklenen anjina benzeri ağrı ve eşlik eden disfaji) distal özofageal spazm (DÖS) için klasiktir. DÖS tanısı için altın standart yöntem özofagus manometrisidir. Chicago Sınıflandırması'na göre distal özofagusta ıslak yutuşların %20\%20'sinden fazlasında simultane (eş zamanlı) kontraksiyonların saptanması (distal latansın <4.5s<4.5 \, s olması ile birlikte) DÖS tanısını koydurur.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik semptom analizi
Soğuk içeceklerle tetiklenen anjina benzeri göğüs ağrısı ve disfaji varlığı belirlendi.
Bu tablo tipik olarak özofagusun motilite bozukluklarını, özellikle distal özofageal spazmı (DÖS) düşündürür.
2
Ayırıcı tanı için tetkiklerin değerlendirilmesi
Kardiyak nedenler (normal EKG, troponin, efor testi) ve yapısal bozukluklar (normal endoskopi) dışlandı.
Fonksiyonel bir motilite bozukluğunu doğrulamak için manometri endikasyonu oluştu.
3
Manometrik kriterlerin eşleştirilmesi
Chicago Sınıflandırması'na göre DÖS tanısı için eş zamanlı (simultane) kontraksiyon oranının %20'nin üzerinde olması gerektiği saptandı.
DÖS'te peristaltik ilerleme bozulmuş olup, kasılmalar distal özofagusta aynı anda gerçekleşir.

Anahtar Kavram

Distal Özofageal Spazm (DÖS) Tanı Kriterleri

Daha Fazla Pratik

Özofagus motilite bozukluklarında kalsiyum kanal blokerleri ve nitratların tedavi edici rollerini gözden geçirin.

Alternatif Yöntem

Baryumlu özofagus grafisinde 'tirbuşon özofagus' (corkscrew esophagus) görünümü saptanması da spazmı destekler, ancak manometri altın standarttır.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 165Soru

Karaciğer sirozu tanısıyla takip edilen 58 yaşında erkek hasta, rutin kontrolleri sırasında değerlendiriliyor. Hastanın şimdiye kadar hiç gastrointestinal kanama öyküsü olmamıştır. Yapılan üst gastrointestinal sistem endoskopisinde; özofagus alt uçta lümeni daraltan, üzerinde 'kırmızı nokta' (red wale) bulguları izlenen geniş çaplı varisler saptanıyor. Hastanın özgeçmişinde, sık ataklarla seyreden ve inhaler steroid tedavisi altında olan zor kontrollü astım bronşiale öyküsü bulunmaktadır.

Buna göre, bu hastada varis kanamasından korunma (birincil profilaksi) amacıyla seçilmesi gereken en uygun yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Endoskopik varis ligasyonu (EVL)

Cevap

Endoskopik varis ligasyonu (EVL)
Gastroözofageal varislerde birincil profilaksi (ilk kanamanın önlenmesi), yüksek riskli varisleri (büyük boyutlu veya üzerinde kırmızı nokta bulgusu olan) bulunan hastalarda endikedir. Bu amaçla standart yaklaşım ya Non-Selektif Beta Blokerler (NSBB) (propranolol, nadolol, karvedilol) ya da Endoskopik Varis Ligasyonu (EVL) uygulanmasıdır. Ancak hastada astım bronşiale gibi NSBB kullanımı için kesin kontrendikasyon oluşturan bir durum varsa, ilaç tedavisi yerine mekanik bir yöntem olan EVL tercih edilmelidir.

Adım Adım Çözüm

1
Hastanın risk profilini belirle
Siroz + Geniş Varisler + Kırmızı Nokta Bulgusu (Yüksek Kanama Riski) + Hiç Kanamamış (Birincil Profilaksi Endikasyonu).
Tedavi stratejisini belirlemek için hastanın profilaksi kategorisini netleştirmek gerekir.
2
Birincil profilaksi seçeneklerini değerlendir
Kılavuzlara göre seçenekler: Non-selektif Beta Blokerler (NSBB) VEYA Endoskopik Varis Ligasyonu (EVL).
Her iki yöntem de kanama riskini azaltmada etkilidir.
3
Hasta özelindeki kontrendikasyonları kontrol et
Hastada 'zor kontrollü astım' öyküsü var.
Propranolol, Nadolol, Karvedilol gibi NSBB'ler bronkokonstriksiyon yaparak astım atağını tetikleyebilir.
4
En uygun tedaviyi seç
Beta bloker kontrendike olduğu için diğer birinci basamak seçenek olan Endoskopik Varis Ligasyonu (EVL) uygulanmalıdır.
Kontrendikasyon durumunda alternatif standart tedaviye geçilir.

Anahtar Kavram

Varis Kanaması Birincil Profilaksisi

İpuçları

1
Tedavi seçiminde hastanın ek hastalıklarını (komorbidite) göz önünde bulundurun.
2
Varis kanaması profilaksisinde standart ilaç tedavisi solunum yolları üzerinde olumsuz etki yapabilir.
3
Astım hastalarında beta blokerler kullanılamaz; bu durumda mekanik/endoskopik yöntem seçilmelidir.

Daha Fazla Pratik

Beta bloker kullanımının diğer kontrendikasyonlarını (av blok, ciddi periferik arter hastalığı) ve karvedilolün farkını inceleyin.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 166Soru

5858 yaşında siroz tanılı erkek hasta, kronik halsizlik ve aralıklı melena nedeniyle değerlendiriliyor. Yapılan üst gastrointestinal sistem endoskopisinde antrumda pilora doğru radyal uzanım gösteren, belirgin kırmızı çizgisel vasküler lezyonlar (karpuz mide görünümü) saptanıyor. Hastaya portal basıncı düşürmek amacıyla başlanan propranolol tedavisine rağmen semptomların gerilemediği ve hemoglobin düzeyinin düştüğü gözleniyor. Bu hastadaki klinik tablonun yönetimi ve özellikleri ile ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Portal basıncın düşürülmesi klinik iyileşme sağlamaz; tedavide endoskopik koterizasyon veya argon plazma koagülasyonu (APK) uygulanmalıdır.

Cevap

Portal basıncın düşürülmesi klinik iyileşme sağlamaz; tedavide endoskopik koterizasyon veya argon plazma koagülasyonu (APK) uygulanmalıdır.
Karpuz mide görünümü (GAVE), portal hipertansiyonu olan hastaların yaklaşık %3030'unda görülse de portal basıncın şiddeti ile ilişkili değildir. Bu nedenle beta-blokerler veya TIPS gibi portal basıncı düşüren tedaviler GAVE'de etkisizdir. Tedavide en etkin yöntem endoskopik argon plazma koagülasyonu (APK) uygulamasıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Endoskopik bulguların değerlendirilmesi
Antrumda yerleşen radyal kırmızı çizgilenmeler, 'Gastrik Antral Vasküler Ektazi (GAVE)' veya 'Karpuz Mide' tanısını koydurur.
Lezyonun yerleşimi ve görünümü Portal Hipertansif Gastropati (PHG) ile ayırıcı tanıda kritiktir.
2
Portal basınç düşürücü tedaviye yanıtın analizi
Propranolol tedavisine rağmen kanamanın devam etmesi, lezyonun portal hipertansiyondan bağımsız olduğunu teyit eder.
GAVE, portal basınç artışı ile doğrudan ilişkili değildir; PHG ise portal basınç düştüğünde geriler.
3
Tedavi planının belirlenmesi
Endoskopik termal ablasyon (APK) yöntemine geçilmesi kararlaştırılır.
GAVE yönetiminde altın standart, mukoza damarlarının endoskopik olarak koagüle edilmesidir.

Anahtar Kavram

Gastrik Antral Vasküler Ektazi (GAVE) ve Portal Hipertansif Gastropati (PHG) Ayırıcı Tanısı
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 167Soru

2424 yaşında kadın hasta, son birkaç aydır belirginleşen halsizlik, ellerde titreme ve konuşmada güçlük şikayetleriyle polikliniğe başvuruyor. Fizik muayenesinde hafif ikterik görünümde olan hastanın nörolojik muayenesinde bilateral "kanat çırpma" (wing-beating) tarzında tremor saptanıyor. Hastanın laboratuvar tetkik sonuçları aşağıda sunulmuştur:

TetkikSonuçReferans Aralığı
ASTAST118118 U/L0400-40
ALTALT9292 U/L0400-40
Total Bilirubin3,13,1 mg/dL0,31,20,3-1,2
Alkalen Fosfataz (ALPALP)4444 U/L4013040-130
Hemoglobin9,89,8 g/dL121612-16

Periferik yaymasında hemoliz bulguları saptanan hastanın direkt Coombs testi negatif sonuçlanmıştır. Bu hastada ön tanıyı doğrulamak amacıyla istenmesi gereken en uygun ilk laboratuvar testi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Serum seruloplazmin düzeyi ölçümü

Cevap

Vakada tanımlanan klinik tablo Wilson hastalığı ile uyumlu olup, ilk aşamada istenmesi gereken tetkik serum seruloplazmin düzeyidir.
Vakadaki genç hastada görülen kanat çırpma (wing-beating) tremoru, dizartri, karaciğer enzim yüksekliği ve Coombs negatif hemoliz bulguları Wilson hastalığı için karakteristiktir. Bu hastalıkta bakırın seruloplazmine bağlanamaması ve vücutta birikmesi söz konusudur. Tanı algoritmasında ilk basamakta serum seruloplazmin düzeyinin düşük bulunması (<20<20 mg/dL) beklenir. Ayrıca ALPALP düzeyinin bilirubin artışına oranla düşük kalması da tanıyı destekleyen önemli bir ipucudur.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik bulguları analiz et
Genç hasta, nörolojik bulgular (kanat çırpma tremoru, dizartri), karaciğer enzim yüksekliği ve Coombs negatif hemoliz birlikteliği saptandı.
Wilson hastalığı (hepatolentiküler dejenerasyon) karaciğer, beyin ve eritrosit tutulumu ile karakterize metabolik bir hastalıktır.
2
Laboratuvar ipuçlarını değerlendir
Alkalen fosfataz (ALPALP) düzeyinin karaciğer hasarına rağmen oldukça düşük kalması (ALPALP/Bilirubin oranının düşük olması) Wilson için tipiktir.
Wilson hastalığındaki akut ve kronik alevlenmelerde çinko ile rekabet sonucu ALPALP aktivitesi baskılanabilir.
3
Tanısal algoritmayı uygula
Şüphelenilen Wilson hastalığında ilk basamak tarama testi serum seruloplazmin düzeyidir.
Hastaların büyük çoğunluğunda seruloplazmin düzeyi 2020 mg/dL'nin altındadır.

Anahtar Kavram

Wilson hastalığında nörolojik semptomlar, karaciğer hasarı ve Coombs negatif hemoliz triadı tanıda kritiktir.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 168Soru

82 yaşında kadın hasta, acil servise sağ üst kadranda ani başlayan ağrı, bulantı ve titreme ile eşlik eden ateş şikayetleriyle getiriliyor. Özgeçmişinde ileri evre kalp yetersizliği (NYHA Sınıf IV, EF:%25EF: \%25) ve kronik obstrüktif akciğer hastalığı (KOAH) öyküsü mevcut. Fizik muayenede; konfüzyonel seyrettiği gözleniyor, sağ hipokondriyumda defans ve Murphy belirtisi saptanıyor. Vital bulguları: Ateş 39.2C39.2^\circ C, kan basıncı 85/5585/55 mmHg, nabız 115115/dk, solunum sayısı 2626/dk ve PaO2/FiO2PaO_2/FiO_2 oranı 250250 olarak hesaplanıyor. Laboratuvar tetkiklerinde WBC:22.000/mm3WBC: 22.000/mm^3, CRP:210CRP: 210 mg/L, total bilirubin: 1.81.8 mg/dL ve kreatinin: 2.12.1 mg/dL saptanıyor. Batın ultrasonografisinde safra kesesi duvar kalınlığı 77 mm ölçülüyor, kese içinde multipl taş ve perikolesistik sıvı izleniyor; koledok genişliği normal sınırlarda bulunuyor. Tokyo Kılavuzları’na (TG18) göre bu hasta için en uygun tedavi yaklaşımı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Acil perkütan kolesistostomi ve intravenöz antibiyoterapi

Cevap

En uygun yaklaşım acil perkütan kolesistostomi ve intravenöz antibiyoterapidir.
Hastada fizik muayenedeki Murphy belirtisi ve ultrasonografik bulgular akut kolesistit tanısını koydurur. Tokyo Kılavuzları (TG18) kriterlerine göre kardiyovasküler (hipotansiyon), nörolojik (konfüzyon), solunumsal (PaO2/FiO2<300PaO_2/FiO_2 < 300) ve böbrek (kreatinin >2.0> 2.0) disfonksiyonlarının varlığı hastayı Evre III (Ağır) kategorisine sokar. Bu evredeki hastalarda cerrahi risk değerlendirmesi kritiktir; ileri yaş ve düşük ejeksiyon fraksiyonlu kalp yetersizliği gibi komorbiditeler hastada cerrahiyi yüksek riskli kılar. TG18 algoritmalarına göre, yüksek cerrahi riskli Evre III hastalarda kolesistektomi yerine öncelikle acil perkütan kolesistostomi ile drenaj ve intravenöz antibiyoterapi eşliğinde tıbbi stabilizasyon sağlanmalıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Hastanın klinik ve radyolojik bulguları değerlendirilir.
Murphy belirtisi pozitifliği ve USG bulguları ile Akut Kolesistit tanısı doğrulanır.
TG18 tanı kriterlerine (Lokal inflamasyon + Sistemik inflamasyon + Görüntüleme) göre hasta tanı alır.
2
Organ disfonksiyonu varlığı kontrol edilerek şiddet evrelemesi yapılır.
Hastada kardiyovasküler (85/5585/55 mmHg), nörolojik (konfüzyon), solunumsal (PaO2/FiO2<300PaO_2/FiO_2 < 300) ve renal (kreatinin >2.0> 2.0) disfonksiyon saptanır; bu durum Evre III (Ağır) kriteridir.
Altı organ sisteminden herhangi birindeki yetmezlik Evre III tanısını koydurur.
3
Hastanın cerrahi riski değerlendirilir.
NYHA Sınıf IV kalp yetersizliği ve KOAH varlığı nedeniyle hastada cerrahi risk çok yüksektir (ASA skoru 3\geq 3 veya CCI 6\geq 6).
TG18 algoritmalarında cerrahi risk, Evre III yönetiminde belirleyici faktördür.
4
Evreye ve cerrahi riske uygun tedavi seçilir.
Yüksek riskli Evre III hastada acil safra kesesi drenajı (perkütan kolesistostomi) uygulanır.
Cerrahi mortalite riski çok yüksek olduğu için stabilizasyon sağlanana kadar acil kolesistektomiden kaçınılır.

Anahtar Kavram

Tokyo Kılavuzları (TG18) uyarınca Evre III (Ağır) Akut Kolesistitte cerrahi risk analizi ve drenaj endikasyonları.
Tahmini Süre:2m 30s
Soru 169Soru

42 yaşında kadın hasta, son bir yıldır özellikle yağlı yemeklerden sonra sağ üst kadranda başlayan ve yaklaşık 1-2 saat sürerek kendiliğinden geçen ağrı atakları tariflemektedir. Ancak bu kez ağrısının 12 saat önce başladığını, şiddetinin giderek arttığını ve beraberinde bulantı-kusma eklendiğini belirterek başvuruyor. Fizik muayenesinde ateş 38,4C38,4^\circ C, sağ üst kadranda belirgin hassasiyet ve Murphy bulgusu pozitifliği saptanıyor. Laboratuvar incelemesinde lökosit sayısı 14.200/mm314.200/mm^3 ve CRP 4848 mg/L (N: <5) bulunuyor. Bu hasta için Tokyo Kılavuzları (TG18) ışığında en olası tanı ve en uygun yönetim aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Evre I (Hafif) Akut kolesistit; intravenöz hidrasyon ve ampirik antibiyotik sonrası erken laparoskopik kolesistektomi planlanmalıdır.

Cevap

Hastada 12 saattir devam eden ağrı, ateş, lökositoz ve Murphy bulgusu pozitifliği olması nedeniyle tanı Tokyo Kılavuzları'na (TG18) göre Evre I (Hafif) Akut Kolesistit'tir ve yönetimi erken laparoskopik kolesistektomidir.
Hastanın klinik tablosu, biliyer kolik geçmişi üzerine eklenen persistent ağrı ve inflamatuar bulgularla (ateş, lökositoz, Murphy bulgusu) akut kolesistit tanısını kesinleştirir. TG18 kılavuzlarına göre ek bir şiddet kriteri (organ yetmezliği, belirgin lökositoz, palpe edilen kitle veya 72 saatten uzun süre) bulunmadığı için tablo Evre I (Hafif) kolesistittir. Bu evrede en uygun yaklaşım destek tedavisi ve erken dönemde laparoskopik kolesistektomi yapılmasıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Ağrı süresi ve eşlik eden bulguların değerlendirilmesi
Ağrının 6-12 saati aşması, ateş (>38C>38^\circ C) ve lökositoz (>10.000/mm3>10.000/mm^3) eşlik etmesi biliyer kolik tanısını dışlar, akut kolesistiti destekler.
Biliyer kolik geçici bir tıkanıklıktır ve inflamatuar yanıt oluşturmaz.
2
Tokyo Kılavuzları (TG18) tanı kriterlerinin uygulanması
Lokal inflamasyon (Murphy pozitif) + Sistemik inflamasyon (Ateş, WBC, CRP) + Görüntüleme (taş/duvar kalınlığı) = Kesin Akut Kolesistit tanısı.
Tanının standart kriterlere göre doğrulanması gerekir.
3
Şiddet derecelendirmesi (Evreleme)
Organ yetmezliği yok (Evre III değil); WBC <18.000, kitle yok ve süre <72 saat (Evre II değil) -> Evre I (Hafif).
Tedavi stratejisi hastalığın evresine göre belirlenir.
4
Tedavi planının oluşturulması
IV sıvı, analjezik ve uygun ampirik antibiyotik (Gram negatif/anaerob etkili) başlanarak ilk 72 saatte laparoskopik kolesistektomi yapılması.
Erken cerrahi, Evre I hastalarda hastanede kalış süresini ve komplikasyonları azaltır.

Anahtar Kavram

Akut kolesistit tanısı için ağrının süresi (>6 saat), Murphy bulgusu ve inflamatuar parametreler (ateş, lökositoz) kritiktir; TG18 kılavuzuna göre hafif olgularda tedavi erken cerrahidir.

Daha Fazla Pratik

Primer Biliyer Kolanjit (PBK) ve Primer Sklerozan Kolanjit (PSK) arasındaki ayırıcı tanıyı, p-ANCA ve AMA pozitifliği üzerinden tekrar gözden geçirin.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 170Soru

5656 yaşında erkek hasta, alkolik siroz ve yaygın asit nedeniyle takip edilmektedir. Bir hafta önce karın ağrısı ve ateş şikayetiyle başvuran hastanın asit analizinde nötrofil sayısı 450450/mm³ saptanmış ve spontan bakteriyel peritonit (SBP) tanısıyla sefotaksim tedavisi başlanmıştır. Tedavinin 55. gününde klinik bulguları düzelen ve asit nötrofil sayısı 250250/mm³'ün altına gerileyen hastanın antibiyotik tedavisi tamamlanmıştır.

Bu hastada SBP nükslerini ve buna bağlı mortaliteyi azaltmak için taburculuk planında yer alması gereken en uygun yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Ömür boyu günlük oral 400400 mg norfloksasin başlanması

Cevap

Sirotik asidi olan ve spontan bakteriyel peritonit atağı geçiren hastada nüksleri önlemek için en uygun yaklaşım ömür boyu günlük 400400 mg norfloksasin kullanımıdır.
Siroz hastalarında spontan bakteriyel peritonit (SBP) atağı sonrası nüks oranı ilk bir yılda %70\%70 gibi oldukça yüksek bir düzeye ulaşır. Bu nedenle, ilk atağı başarıyla tedavi edilen her hastaya, karaciğer nakli yapılana veya hasta kaybedilene kadar ömür boyu sekonder profilaksi verilmelidir. En yaygın ve kanıta dayalı uygulama günlük 400400 mg norfloksasin kullanımıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Hastanın klinik tablosunu ve SBP öyküsünü değerlendir.
Hasta bir SBP atağı geçirmiş ve tedavisi tamamlanmıştır.
Geçirilmiş SBP atağı, gelecekteki ataklar için en güçlü risk faktörüdür ve sekonder profilaksi endikasyonudur.
2
Nüks oranını ve profilaksi gerekliliğini belirle.
SBP sonrası bir yıl içinde nüks oranı %70\%70 civarındadır.
Yüksek nüks oranı, mortaliteyi azaltmak için sürekli profilaksi uygulanmasını zorunlu kılar.
3
En uygun profilaktik ajanı ve dozunu seç.
Günlük 400400 mg norfloksasin veya alternatif olarak günlük trimetoprim-sulfametoksazol seçilir.
Bu ajanların SBP nüksünü anlamlı derecede azalttığı klinik çalışmalarla kanıtlanmıştır.

Anahtar Kavram

Sirozda SBP sonrası sekonder profilaksi, asit protein düzeyinden bağımsız olarak tüm hastalara ömür boyu uygulanmalıdır.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 171Soru

4545 yaşında erkek hasta, epigastrik ağrı ve yanma şikayeti ile başvurusunda yapılan üst gastrointestinal sistem endoskopisinde bulbus ön duvarda 1 cm1\ cm çapında duodenal ülser saptanmış; biyopsi ve hızlı üreaz testi ile H. pyloriH.\ pylori pozitifliği doğrulanmıştır. Hastaya 1414 günlük standart üçlü eradikasyon tedavisi (lansoprazol, klaritromisin, amoksisilin) verilmiştir. Tedavi bitiminden 1010 gün sonra kontrole gelen ve şikayetlerinin tamamen geçtiğini belirten hastada eradikasyon başarısının değerlendirilmesi planlanmaktadır.

Bu hastada eradikasyonun doğruluğunu değerlendirmek için en uygun yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Doğru sonuç için antibiyotik kullanımı bittikten en az 44 hafta, PPİ kullanımı bittikten ise en az 22 hafta sonra üre-nefes testi veya dışkıda antijen testi yapılmalıdır.

Cevap

Eradikasyon başarısını değerlendirmek için antibiyotik bitiminden 44 hafta, PPİ bitiminden 22 hafta sonra üre-nefes testi veya dışkı antijeni testi yapılmalıdır.
H. pylori eradikasyon başarısını değerlendirmek için kullanılan üre-nefes testi ve dışkı antijeni gibi testlerin doğruluğu, bakteriyel yükün ve üreaz aktivitesinin baskılanmamış olmasına bağlıdır. Bu nedenle, antibiyotiklerin üzerinden en az 44 hafta, PPİ'lerin üzerinden ise en az 22 hafta geçmesi standart bir klinik uygulamadır.

Adım Adım Çözüm

1
Eradikasyon sonrası kontrol testlerinin zamanlamasını değerlendir.
Antibiyotik ve bizmut kullanımı bittikten sonra en az 44 hafta beklenmelidir.
Antibiyotikler bakteriyi tamamen yok etmese bile sayısını üreaz testlerini etkileyecek kadar azaltabilir.
2
Proton pompası inhibitörlerinin (PPİ) etkisini göz önünde bulundur.
PPİ kullanımı bittikten sonra en az 22 hafta beklenmelidir.
PPİ'ler üreaz aktivitesini doğrudan baskılayarak üre-nefes testi ve dışkı antijen testinde yanlış negatifliğe yol açar.
3
Uygun test yöntemini seç.
Üre-nefes testi veya dışkıda H. pyloriH.\ pylori antijen testi tercih edilmelidir.
Seroloji aktif enfeksiyonu göstermez; endoskopi ise rutin kontrollerde gereksizdir.

Anahtar Kavram

H. pylori Eradikasyon Kontrolü ve Zamanlaması

İpuçları

1
PPİ'lerin üreaz enzimi üzerindeki etkisini düşünün.
2
Antibiyotik kullanımından sonra bakterilerin tekrar saptanabilir düzeye gelmesi için ne kadar süre geçmesi gerektiğini hatırlayın.
3
Eradikasyon kontrolünde altın kural '4 hafta antibiyotik, 2 hafta PPİ' kısıtlamasıdır.

Daha Fazla Pratik

Gastrik ülserlerde neden kontrol endoskopisi yapılması gerektiğini ve duodenal ülserlerden farkını inceleyebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 172Soru

3232 yaşında kadın hasta, son 22 haftadır belirginleşen halsizlik ve sarılık şikayetiyle başvuruyor. Özgeçmişinde 55 yıldır ülseratif kolit tanısıyla izlendiği ve mesalazin kullandığı öğreniliyor. Fizik muayenede ikter saptanıyor, abdominal hassasiyet saptanmıyor. Laboratuvar incelemesinde total bilirubin 6.4 mg/dL6.4 \ mg/dL, direkt bilirubin 4.8 mg/dL4.8 \ mg/dL, ALP 450 U/L450 \ U/L, GGT 320 U/L320 \ U/L, AST 95 U/L95 \ U/L ve ALT 110 U/L110 \ U/L bulunuyor. Serum IgG4IgG4 düzeyi normal sınırlarda saptanıyor. Abdominal MRG'de pankreasta diffüz genişleme, parankimal ödem ve koledok distal segmentinde daralma izleniyor. Bu hasta için en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Tip 2 Otoimmün Pankreatit

Cevap

Tip 2 Otoimmün Pankreatit
Tip 2 otoimmün pankreatit (IDCP), Tip 1'den farklı olarak daha genç yaşlarda ortaya çıkar ve belirgin bir cinsiyet hakimiyeti göstermez. En karakteristik özellikleri serum IgG4IgG4 düzeyinin normal olması ve yaklaşık %3030 oranında Ülseratif Kolit gibi inflamatuar bağırsak hastalıkları ile birliktelik göstermesidir. Görüntülemede pankreasta izlenen diffüz genişleme (sosis görünümü) her iki tip AIP için de ortak bir bulgudur.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik ipuçlarını değerlendir.
Genç kadın hasta, sarılık ve bilinen ülseratif kolit tanısı mevcut.
Otoimmün pankreatit alt tiplerini ayırt etmek için yaş, cinsiyet ve ek hastalıklar kritiktir.
2
Görüntüleme bulgularını yorumla.
Pankreasta diffüz genişleme (sosis pankreas) ve distal koledok darlığı saptandı.
Bu radyolojik görünüm otoimmün pankreatit (AIP) için tipiktir ve adenokarsinom gibi fokal kitlelerden ayrım sağlar.
3
Serolojik belirteçleri analiz et.
Serum IgG4IgG4 düzeyi normal bulundu.
Normal IgG4 düzeyi, AIP tanısında Tip 1'den (LPSP) uzaklaştırıp Tip 2 (IDCP) tanısına yönlendirir.
4
Tanıyı sentezle.
Ülseratif kolit birlikteliği ve normal IgG4 ile uyumlu olan Tip 2 AIP tanısına ulaşılır.
Tip 2 AIP'de vakaların yaklaşık üçte birinde inflamatuar bağırsak hastalığı (İBH) eşlik eder.

Anahtar Kavram

Otoimmün Pankreatit (AIP) Alt Tiplerinin Ayırıcı Tanısı

Alternatif Yöntem

Histopatolojik inceleme (altın standart) yapılsaydı; Tip 1'de lenfoplazmasitik sklerozan pankreatit (LPSP), Tip 2'de ise 'Granulocytic Epithelial Lesion' (GEL) görülmesi tanıyı kesinleştirirdi.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 173Soru

6262 yaşında erkek hasta; bir yıl önce süperior mezenterik arter embolisi nedeniyle geniş ince bağırsak rezeksiyonu (7070 cm ince bağırsak bırakılmış) öyküsüyle izlenmektedir. Hasta son zamanlarda özellikle yüksek karbonhidratlı öğünler sonrası ortaya çıkan, birkaç saat süren kafa karışıklığı, peltek konuşma ve yürüme bozukluğu şikayetleriyle acil servise başvuruyor. Laboratuvar tetkiklerinde artmış anyon açıklı metabolik asidoz saptanıyor ancak rutin laboratuvar yöntemleriyle ölçülen plazma laktat (LL-laktat) düzeyi normal sınırlarda bulunuyor. Bu hastada nörolojik semptomların ortaya çıkmasından sorumlu olan en olası patofizyolojik mekanizma aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Kolona geçen karbonhidratların bakteriyel fermentasyonu ile D-laktat üretimi

Cevap

Kolona geçen karbonhidratların bakteriyel fermentasyonu ile D-laktat üretimi
Kısa bağırsak sendromu olan hastalarda, özellikle ileoçekal valf rezeke edilmişse, ince bağırsakta emilemeyen kompleks karbonhidratlar kolona geçer. Buradaki anaerobik bakteriler (özellikle Lactobacillus türleri) bu karbonhidratları fermente ederek D-laktat üretir. İnsan vücudu D-laktatı metabolize etmekte yetersiz kaldığı için bu madde birikir, artmış anyon açıklı metabolik asidoza ve nörotoksik semptomlara (konfüzyon, ataksi) yol açar. Rutin laboratuvar testleri sadece L-laktatı ölçtüğü için laktat düzeyi normal rapor edilir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik ipuçlarını değerlendir
Geniş ince bağırsak rezeksiyonu (kısa bağırsak sendromu) ve yüksek karbonhidratlı yemek sonrası gelişen nörolojik semptomlar.
Hastanın cerrahi geçmişi ve semptomların tetikleyicisi tanısal ipucudur.
2
Asit-baz dengesini analiz et
Artmış anyon açıklı metabolik asidoz mevcut ancak standart laboratuvarda ölçülen laktat (L-laktat) normal.
Rutin testlerin tespit edemediği bir asit birikimi (D-laktat) olduğunu gösterir.
3
Patofizyolojik bağlantıyı kur
Emilemeyen karbonhidratlar kolona geçer, buradaki laktobasiller tarafından D-laktata dönüştürülür ve bu madde kan-beyin bariyerini geçerek nörotoksisite yapar.
D-laktik asidoz, kısa bağırsak sendromu olan hastalarda karbonhidrat yüklemesi sonrası görülen spesifik bir tablodur.

Anahtar Kavram

D-Laktik Asidoz (Kısa Bağırsak Sendromu Komplikasyonu)

İpuçları

1
Cerrahi öyküsü ve semptomların tetikleyicisi olan besin grubuna odaklanın.

Daha Fazla Pratik

D-laktik asidozun tedavisinde diyetle karbonhidrat kısıtlaması ve oral emilmeyen antibiyotiklerin (neomisin, vankomisin) yerini gözden geçirin.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 174Soru

6868 yaşında erkek hasta, son 11 yıldır giderek artan ağız kokusu (halitozishalitozis), yemeklerden birkaç saat sonra sindirilmemiş gıdaların ağza geri gelmesi ve geceleri ortaya çıkan öksürük şikayetleriyle başvuruyor. Fizik muayenesinde boyun sol tarafında palpasyonla krepitasyon alınan yumuşak bir kitle saptanıyor. Bu hasta için tanıda ilk tercih edilmesi gereken, en uygun inceleme yöntemi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Baryumlu özofagus grafisi

Cevap

Zenker divertikülü tanısında ilk basamak ve en güvenli tanı yöntemi baryumlu özofagus grafisidir.
Baryumlu özofagus grafisi, divertikülün yerini, boyutunu ve krikofaringeus kası ile ilişkisini güvenli bir şekilde gösteren altın standart başlangıç testidir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik bulguların değerlendirilmesi
Yaşlı hasta, halitozis, sindirilmemiş gıda regürjitasyonu ve boyunda kitle (Boyce bulgusu) Zenker divertikülünü düşündürür.
Tanıya gitmek için en olası ön tanıyı belirlemek gerekir.
2
Tanısal test seçimi
Baryumlu özofagus grafisi istenir.
Özofagusun anatomik divertiküllerini göstermede en duyarlı ve perforasyon riski en düşük yöntemdir.

Anahtar Kavram

Zenker divertikülü, krikofaringeus kasındaki disfonksiyon sonucu oluşan bir pulsiyon divertikülüdür ve tanıda ilk adım baryumlu grafidir.
Soru 175Soru

4242 yaşında erkek hasta, son 66 aydır giderek artan efor dispnesi, karında şişlik ve bacaklarda ödem şikayetleri ile başvuruyor. Sigara öyküsü olmayan hastanın fizik muayenesinde akciğer bazallerinde havalanma artışı, batında asit ve pretibial 1+1+ ödem saptanıyor.

Laboratuvar bulguları:
- AST:78AST: 78 U/LU/L
- ALT:65ALT: 65 U/LU/L
- Albumin:2.9Albumin: 2.9 g/dLg/dL
- TotalTotal Bilirubin:2.4Bilirubin: 2.4 mg/dLmg/dL

Karaciğer biyopsisinde hepatosit sitoplazmasında PASPAS pozitif, diastaz dirençli eozinofilik globüller izleniyor. Bu hasta için en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Alfa-1 antitiripsin eksikliği

Cevap

Alfa-1 antitiripsin eksikliği
Alfa-1 antitiripsin eksikliği, karaciğerde sentezlenen AAT proteininin hatalı katlanarak hepatosit endoplazmik retikulumunda birikmesi (PAS (+) diastaz dirençli globüller) ve akciğerde bu proteinin eksikliği nedeniyle alveol yıkımının (amfizem) gerçekleştiği bir hastalıktır. Sigara içmeyen birinde akciğer bazallerini tutan amfizem ve karaciğer sirozu birlikteliği bu tanıya yönlendirir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik ipuçlarını değerlendir.
Sigara içmeyen genç-orta yaşlı bir hastada dispne (amfizem belirtisi) ve karaciğer yetmezliği (asit, ödem) birlikteliği saptandı.
Sistemik hastalıkların multisistemik tutulumlarını belirlemek ayırıcı tanı için kritiktir.
2
Patolojik bulguyu yorumla.
PAS (+) diastaz dirençli globüller Alfa-1 antitiripsin (AAT) proteininin karaciğerde birikimini gösterir.
Bu bulgu AAT eksikliği için en spesifik biyopsi bulgusudur.
3
Tanıyı onayla.
AAT eksikliği, akciğerde elastaz enziminin inhibe edilememesi sonucu amfizeme ve karaciğerde hatalı katlanmış proteinlerin birikimiyle siroza neden olur.
Hastanın kliniği ve biyopsisi bu metabolik hastalıkla tam uyumludur.

Anahtar Kavram

Alfa-1 antitiripsin eksikliğinde karaciğer tutulumunun karakteristik biyopsi bulgusu PAS pozitif, diastaz dirençli globüllerdir.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 176Soru

6868 yaşında kadın hasta, şiddetli osteoartrit ağrıları nedeniyle non-steroid anti-enflamatuar ilaç (NSAİİ) tedavisine başlanması planlanmaktadır. Hastanın özgeçmişinde 55 yıl önce hospitalizasyon ve transfüzyon gerektiren peptik ülser kanaması öyküsü mevcuttur. Hasta ayrıca koroner arter hastalığı nedeniyle 100100 mg/gün aspirin kullanmaktadır. Bu hastada gastrointestinal komplikasyon riskini en aza indirmek için izlenmesi gereken en uygun strateji aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: COX-2 seçici inhibitör ve standart doz proton pompası inhibitörü (PPİ) kombinasyonu

Cevap

Çok yüksek riskli hastalarda NSAİİ ilişkili komplikasyonları önlemek için COX-2 seçici inhibitör ve proton pompası inhibitörünün birlikte kullanılması en uygun stratejidir.
Çok yüksek riskli hastalar (ülser komplikasyon öyküsü olanlar veya birden fazla risk faktörü taşıyanlar) için güncel gastroenteroloji kılavuzları, NSAİİ kullanımı zorunluysa en güvenli seçenek olarak COX-2 seçici inhibitörlerin standart doz PPİ ile kombinasyonunu önermektedir. Bu hastada yaş, kanama öyküsü ve aspirin kullanımı nedeniyle risk en üst düzeydedir.

Adım Adım Çözüm

1
Hastanın risk faktörlerini analiz et.
İleri yaş (>65>65), geçirilmiş komplike ülser öyküsü ve eş zamanlı aspirin kullanımı saptandı.
NSAİİ tedavisi planlanan her hastada gastrointestinal risk değerlendirmesi yapılmalıdır.
2
Hastayı risk kategorisine yerleştir.
Hasta 'Çok Yüksek Risk' grubundadır.
Komplike ülser öyküsü varlığı veya ikiden fazla risk faktörünün (yaş, aspirin, doz vb.) bir arada olması hastayı en üst risk grubuna sokar.
3
Kılavuzlara göre en güvenli tedavi rejimini belirle.
COX-2 inhibitörü + PPİ profilaksisi kombinasyonu seçildi.
Yüksek ve çok yüksek riskli hastalarda tekli koruma (sadece PPİ veya sadece COX-2) yetersiz kalabilir; sinerjik etki için kombinasyon önerilir.

Anahtar Kavram

NSAİİ Gastrointestinal Risk Yönetimi
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 177Soru

5050 yaşında erkek hasta, son 66 aydır devam eden epigastrik ağrı, 88 kg kilo kaybı ve günde 33-44 kez tekrarlayan, kötü kokulu, tuvalet yüzeyinde yağlı tabaka bırakan dışkılama şikayetiyle başvuruyor. Hastanın öyküsünde uzun süreli ve yoğun alkol kullanımı mevcuttur. Yapılan tetkiklerinde batın tomografisinde pankreasta yaygın kalsifikasyonlar ve ana pankreatik kanalda dilatasyon izleniyor. Hastaya steatore nedeniyle uygun dozda (40.00040.000-50.00050.000 ünite lipaz/yemek) enterik kaplı pankreatik enzim replasman tedavisi (PERT) başlanıyor. Ancak 44 hafta sonraki kontrolde hastanın ishal ve yağlı dışkılama şikayetlerinin devam ettiği saptanıyor.

Bu hastada enzim tedavisinin etkinliğini artırmak için tedaviye eklenmesi gereken en uygun ajan aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Proton pompa inhibitörü

Cevap

Proton pompa inhibitörü eklenmesi, duodenal pH'ı yükselterek pankreatik enzimlerin inaktivasyonunu önler ve tedavinin etkinliğini artırır.
Kronik pankreatitte hem enzim hem de bikarbonat sekresyonu azalır. Bikarbonat azlığı nedeniyle duodenal pH asidik kalır. Enterik kaplı lipaz preparatları, asidik ortamda çözünemez veya ortam pH'ı enzim aktivitesi için uygun değildir. Proton pompa inhibitörü eklenmesi, mide asidini azaltarak duodenal pH'ın yükselmesini sağlar ve enzimlerin etkinleşmesine olanak tanır.

Adım Adım Çözüm

1
Tanıyı doğrulayın
Alkol öyküsü, kalsifikasyon ve steatore bulguları kronik pankreatit tanısını kesinleştirir.
Hastanın klinik tablosu ve tomografi bulguları klasik kronik pankreatit bulgularıdır.
2
Tedavi başarısızlığını analiz edin
Yüksek doz enterik kaplı enzim tedavisine rağmen steatorenin devam etmesi, enzimlerin duodenumda aktifleşemediğini gösterir.
Enterik kaplı mikrokapsüllerin çözünmesi ve lipazın aktif kalması için duodenal pH'ın 6.06.0 üzerinde olması gerekir.
3
Fizyolojik engeli belirleyin
Kronik pankreatitte bikarbonat sekresyonu bozulduğu için mide asidi duodenumda yeterince nötralize edilemez.
Düşük duodenal pH, enzimlerin erken inaktivasyonuna veya enterik kaplamanın çözülememesine yol açar.
4
Çözüm üretin
Tedaviye proton pompa inhibitörü (PPI) ekleyerek gastrik asit sekresyonu baskılanmalıdır.
Asit baskılanması duodenal pH'ı yükseltir ve enzim replasman tedavisinin biyoyararlanımını artırır.

Anahtar Kavram

Kronik pankreatitte refrakter steatore yönetimi

Alternatif Yöntem

Eğer enterik kaplı olmayan enzim preparatları kullanılıyorsa, PPI kullanımı opsiyonel değil, enzimin midede parçalanmasını önlemek için zorunludur.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 178Soru

52 yaşında erkek hasta, yaklaşık 3 yıldır devam eden gezici karakterde eklem ağrıları şikayetiyle romatoloji polikliniğinde takip edilmektedir. Son 6 aydır bu şikayetlerine kronik ishal, karın ağrısı ve 10 kg kilo kaybı eklenmiştir. Fizik muayenede ciltte hiperpigmentasyon ve generalize lenfadenopati saptanıyor. Laboratuvar tetkiklerinde demir eksikliği anemisi ve hipoalbüminemi gözleniyor. Üst gastrointestinal sistem endoskopisinde duodenum mukozasında soluk sarı renkte, kaba ve granüler ('shaggy') bir görünüm izleniyor. Alınan biyopsi örneğinde villuslarda genişleme, küntleşme ve lamina propriada yoğun köpüksü makrofaj infiltrasyonu görülüyor. Yapılan boyamalarda makrofajların PAS pozitif olduğu, ancak Ziehl-Neelsen ile boyanmadığı tespit ediliyor.

Bu hasta için en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Whipple hastalığı

Cevap

Whipple hastalığı
Soruda tarif edilen vaka Whipple hastalığı için klasiktir. Tropheryma whipplei bakterisinin neden olduğu bu hastalıkta, gastrointestinal semptomlardan (ishal, kilo kaybı) yıllar önce başlayan gezici eklem ağrıları tipik bir anamnez bulgusudur. Tanıda altın standart, ince bağırsak biyopsisinde lamina propriada PAS (Periyodik Asit-Schiff) pozitif, diyastaza dirençli inklüzyonlar içeren köpüksü makrofajların görülmesidir. Ziehl-Neelsen (ZN) negatifliği, histolojik olarak benzer görünüm oluşturabilen Mycobacterium avium-intracellulare enfeksiyonundan (ZN pozitif) ayrımı sağlar.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik tabloyu analiz et
Gezici artralji (prodromal belirti), kronik ishal, kilo kaybı, hiperpigmentasyon ve lenfadenopati kombinasyonu multisistemik bir tutulumu işaret etmektedir.
Sadece bağırsak hastalığı değil, sistemik bir enfeksiyöz süreç düşünülmelidir.
2
Endoskopik ve histopatolojik bulguları değerlendir
Duodenumda 'shaggy' (kaba/tüylü) mukoza ve lamina propriada PAS (+) köpüksü makrofajlar saptanmıştır.
Bu histopatolojik bulgu Whipple hastalığı ve Mycobacterium avium kompleksi (MAC) enfeksiyonu için karakteristiktir.
3
Ayırıcı tanıyı kesinleştir (Whipple vs MAC)
Örnek Ziehl-Neelsen (Aside Dirençli Boyama) ile negatiftir.
MAC enfeksiyonunda bakteriler aside dirençli (ZN pozitif) iken, Tropheryma whipplei aside dirençsizdir (ZN negatif). Bu ayrım kesin tanıyı Whipple hastalığı olarak koydurur.

Anahtar Kavram

Whipple hastalığının karakteristik triadı: Kilo kaybı, ishal ve artralji. Histopatolojik ayrım: PAS (+) ve ZN (-) makrofajlar.

İpuçları

1
Hastanın şikayetlerinin sadece bağırsakla sınırlı olmadığına, yıllardır süren eklem ağrıları olduğuna dikkat ediniz.
2
Biyopside görülen 'köpüksü makrofajlar' tanıyı iki hastalığa indirger: Biri bakteriyel (aside dirençsiz), diğeri mikobakteriyel (aside dirençli).
3
PAS (+) ve Ziehl-Neelsen (-) boyanma paterni, Tropheryma whipplei etkenini işaret eder.

Daha Fazla Pratik

Whipple hastalığının tedavisinde kullanılan antibiyotikler (Seftriakson/Meropenem sonrası idame TMP-SMX) ve tedavi süresi (1 yıl) hakkındaki soruları gözden geçiriniz.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 179Soru

3232 yaşında erkek hasta, aile öyküsünde babasının 3838 yaşında ve amcasının 4242 yaşında "diffüz tip" mide kanseri nedeniyle kaybedilmesi üzerine polikliniğe başvuruyor. Yapılan genetik incelemede hastada *CDH1* (E-kadherin) germline mutasyonu saptanıyor. Hastanın fizik muayenesi ve yapılan üst gastrointestinal sistem endoskopisinde makroskobik bir lezyon izlenmiyor; alınan multipl biyopsiler ise normal olarak raporlanıyor.

Bu hasta için güncel kılavuzlar ışığında en uygun yaklaşım hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Profilaktik total gastrektomi

Cevap

Kalıtsal Diffüz Mide Kanseri (HDGC) tanısı alan ve CDH1 mutasyonu taşıyan bu hastada en uygun yaklaşım profilaktik total gastrektomidir.
Kalıtsal Diffüz Mide Kanseri (HDGC), otosomal dominant geçişli bir sendromdur ve vakaların çoğunda *CDH1* geninde germline mutasyon izlenir. Bu mutasyona sahip bireylerde yaşam boyu mide kanseri riski çok yüksektir. Diffüz tip adenokarsinom, mukozada belirgin lezyon yapmadan submukozal olarak yayılabildiği için endoskopi ile saptanması zordur. Bu nedenle, güncel IGCLC (International Gastric Cancer Linkage Consortium) kılavuzları, CDH1 mutasyonu taşıyan erişkinlere erken yaşlarda (genellikle 20-30 yaş arası) profilaktik total gastrektomi yapılmasını en güvenli yaklaşım olarak önermektedir.

Adım Adım Çözüm

1
Hastanın klinik ve genetik verilerini değerlendir
Genç yaş, güçlü aile öyküsü (diffüz tip) ve CDH1 germline mutasyonu varlığı saptandı.
Bu bulgular Kalıtsal Diffüz Mide Kanseri (HDGC) sendromuna işaret eder.
2
Endoskopinin tanısal değerini analiz et
Endoskopi ve biyopsilerin normal olması, diffüz tip kanserin varlığını dışlamaz.
Diffüz tip mide kanseri (taşlı yüzük hücreli) sıklıkla submukozal yayılım gösterir ve erken evrede makroskobik lezyon oluşturmayabilir.
3
Kılavuzlara göre yönetim stratejisini belirle
CDH1 mutasyonu taşıyıcılarına 2020-3030 yaşları arasında profilaktik total gastrektomi önerilir.
Kümülatif mide kanseri riski erkeklerde %70, kadınlarda %56 civarındadır ve sürveyans protokolleri (Cambridge) cerrahi kadar güvenilir değildir.

Anahtar Kavram

CDH1 mutasyonu (E-kadherin eksikliği) Kalıtsal Diffüz Mide Kanseri'ne yol açar ve birincil tedavisi profilaktik total gastrektomidir.

Daha Fazla Pratik

CDH1 mutasyonu olan kadınlarda lobüler meme kanseri riskinin de arttığını ve bu hastaların meme MR ile takibe alınması gerektiğini unutmayın.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 180Soru

5252 yaşında kadın hasta, son bir yıldır devam eden halsizlik ve ellerinde uyuşma şikayetiyle başvuruyor. Laboratuvar incelemesinde makrositer anemi ve serum B12B_{12} vitamini düşüklüğü saptanıyor. Üst gastrointestinal sistem endoskopisinde; mide fundus ve korpus mukozasında belirgin incelme, pilileri silinmiş atrofik görünüm izlenirken, antrum mukozasının doğal olduğu görülüyor. Korpus biyopsilerinde derin bez atrofisi ve intestinal metaplazi ile birlikte kromogranin A pozitifliği gösteren ECL hücre hiperplazisi saptanıyor. Fundusta izlenen en büyüğü 66 mmmm çapında olan çok sayıda sarı-beyaz renkli polipoid lezyonun biyopsi sonucu "iyi diferansiye nöroendokrin tümör" olarak raporlanıyor. Hastanın açlık serum gastrin düzeyi 15001500 pg/mLpg/mL (N<100N < 100) ve bazal mide pHpH değeri 7.27.2 olarak ölçülüyor. Bu hasta için en olası tanı ve en uygun yönetim stratejisi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Tip 1 gastrik nöroendokrin tümör; 11 cmcm’den küçük lezyonlar için periyodik endoskopik sürveyans ve konservatif yaklaşım uygundur.

Cevap

Hastanın klinik ve laboratuvar bulguları (B12 eksikliği, atrofik korpus gastriti, hipergastrinemi ve yüksek mide pH'ı) Tip 1 Gastrik Nöroendokrin Tümör ile uyumludur ve bu durumda 11 cmcm'den küçük lezyonlar için endoskopik izlem önerilir.
Hastada saptanan makrositer anemi, B12B_{12} eksikliği ve endoskopik olarak fundus-korpus atrofisi (antrum korunmuş) tipik olarak Otoimmün Gastrit (Pernisiyöz Anemi) tablosunu tanımlar. Bu tabloda paryetal hücre kaybına bağlı olarak asit salınamaz (aklorhidri, mide pHpH 7.27.2). Asit yokluğu, antral G-hücrelerini aşırı uyararak hipergastrinemiye (15001500 pg/mLpg/mL) neden olur. Gastrin, fundustaki ECL hücreleri üzerinde trofik etki yaparak önce hiperplaziye, ardından Tip 1 Gastrik Nöroendokrin Tümör gelişimine yol açar. Bu tümörler genellikle 11 cmcm'den küçük, çok sayıda ve iyi diferansiyedir; metastaz riskleri çok düşüktür (<< %2). Bu nedenle, 11 cmcm altındaki lezyonlarda endoskopik izlem en uygun yaklaşımdır.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik ipuçlarını birleştir
Makrositer anemi + B12 eksikliği + Fundus/Korpus atrofisi = Otoimmün Metaplastic Atrofik Gastrit (AMAG).
Otoimmün gastrit, paryetal hücre kaybı ve intrinsik faktör eksikliği ile karakterizedir.
2
Gastrin ve pH korelasyonunu değerlendir
Yüksek Gastrin (15001500) + Yüksek pH (7.27.2) = Sekonder Hipergastrinemi.
Midede asit yokluğu (aklorhidri), antrumdaki G-hücrelerinden feedback mekanizmasıyla aşırı gastrin salınımına yol açar.
3
Nöroendokrin tümör tipini belirle
AMAG zemininde gelişen çok sayıda küçük lezyon = Tip 1 Gastrik NET.
Tip 1 NET'ler gastrin uyarısıyla ECL hücrelerinin hiperplazisinden gelişir; genellikle benign seyirlidir.
4
Yönetim stratejisini seç
Lezyon boyutu 66 mmmm (<1<1 cmcm) olduğu için endoskopik sürveyans.
Güncel kılavuzlar, Tip 1 NET'lerde 11 cmcm'den küçük lezyonlar için konservatif takibi, 121-2 cmcm üzerindeki lezyonlar için endoskopik rezeksiyonu önerir.

Anahtar Kavram

Gastrik nöroendokrin tümörlerin (NET) ayırıcı tanısında serum gastrin düzeyi ve mide pH ölçümü altın standarttır; Tip 1 NET otoimmün gastrit ve aklorhidri ile ilişkilidir.

Alternatif Yöntem

Gastrik NET tiplerini ayırmada en kısa yol: Gastrin normalse Tip 3; Gastrin yüksekse pH'a bak. pH düşükse Tip 2, pH yüksekse Tip 1'dir.
Tahmini Süre:3m 0s
ÖncekiSayfa 9 / 22Sonraki
Gastroenteroloji — TUS - Tıpta Uzmanlık Sınavı — Sayfa 9 | Examkin