Kardiyovasküler ve Solunum Sistemi Patolojisi

462 soru

Soru 101Soru →

Genç sporcularda görülen ani kardiyak ölümlerin en sık nedeni olan ve morfolojik olarak ventrikül duvarlarında (özellikle septumda) belirgin kalınlaşma ile karakterize olan hipertrofik kardiyomiyopatinin temel patogenezi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Sarkomer proteinlerini kodlayan genlerde mutasyon

Cevap

Hipertrofik kardiyomiyopatinin temelinde sarkomer proteinlerini kodlayan genlerdeki mutasyonlar yer alır.
Hipertrofik kardiyomiyopati (HKM), kalp kasının sarkomerik proteinlerini (en sık β\beta-miyozin ağır zinciri, miyozin bağlayıcı protein C ve troponin T) kodlayan genlerdeki mutasyonlar sonucu gelişen primer bir miyokard hastalığıdır. Bu genetik kusur, miyofibrillerin düzensiz dizilimine (disarray) ve belirgin miyokardiyal hipertrofiye yol açarak diyastolik doluş bozukluğu ve aritmilere zemin hazırlar.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik ipuçlarını değerlendir.
Genç sporcu, ani ölüm riski ve asimetrik septal hipertrofi bulguları hipertrofik kardiyomiyopatiyi (HKM) işaret eder.
HKM, gençlerde ani kardiyak ölümün en yaygın nedenidir.
2
Hastalığın genetik ve moleküler temelini hatırla.
HKM vakalarının büyük çoğunluğu otozomal dominant geçişli sarkomer protein mutasyonlarına bağlıdır.
Hastalık bir 'sarkomer hastalığı' olarak tanımlanır.
3
Doğru patogenetik mekanizmayı seçeneklerle eşleştir.
Sarkomer protein mutasyonlarını içeren seçenek doğru yanıttır.
Diğer seçenekler ikincil veya farklı mekanizmalı kardiyomiyopatileri tanımlar.

Anahtar Kavram

Hipertrofik kardiyomiyopati (HKM), sarkomer proteinlerini (örneğin β\beta-miyozin ağır zinciri) kodlayan genlerdeki mutasyonlar sonucu gelişen, asimetrik septal hipertrofi ve miyofibrillerde düzensiz dizilim (disarray) ile karakterize genetik bir hastalıktır.

Daha Fazla Pratik

Hipertrofik kardiyomiyopatide görülen tipik histopatolojik bulgu olan 'miyofibrillerde düzensiz dizilim' (disarray) kavramını gözden geçirin.
Tahmini Süre:45s
Soru 102Soru →

Tüberoz skleroz kompleksi tanısı ile takip edilen 55 yaşındaki bir çocuk hastada, ekokardiyografide saptanan ve bebeklik/çocukluk döneminin en yaygın primer kardiyak neoplazisi kabul edilen tümör aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Rabdomyom

Cevap

Rabdomyom, çocukluk çağının en sık primer kalp tümörüdür ve tüberoz skleroz ile güçlü bir birliktelik gösterir.
Rabdomyom seçeneği doğrudur çünkü bu tümör bebeklik ve çocukluk döneminde kalbin en yaygın primer tümörüdür. Histopatolojik olarak 'örümcek hücreleri' (spider cells) ile karakterizedir ve tüberoz sklerozlu hastaların yaklaşık yarısında görülür.

Adım Adım Çözüm

1
Hastanın yaş grubunu ve klinik özelliklerini değerlendirin.
Hasta çocuk yaş grubundadır ve tüberoz skleroz tanısı mevcuttur.
Primer kalp tümörlerinin sıklığı yaş gruplarına göre belirgin fark gösterir.
2
Çocukluk çağındaki en sık primer tümörü belirleyin.
Rabdomyom, bu yaş grubundaki en yaygın primer neoplazidir.
Miksoma erişkinlerde, rabdomyom ise çocuklarda ilk sırada yer alır.

Anahtar Kavram

Rabdomyom, çocukluk çağının en sık primer kalp tümörüdür ve %50 oranında tüberoz skleroz ile birliktelik gösterir.
Tahmini Süre:45s
Soru 103Soru →

60 yaşında, uzun yıllar gemi izolasyonu ve söküm işlerinde çalışan erkek hasta, son bir yıldır artan nefes darlığı ile başvuruyor. Solunum fonksiyon testlerinde zorlu vital kapasite (FVCFVC) düşük, FEV1/FVCFEV1/FVC oranı ise normalin üstünde (%88\%88) saptanıyor. Bilgisayarlı tomografide alt loblarda belirgin interstisyel fibrozis ve plevral kalınlaşma izleniyor. Bu hastanın durumuyla ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Akciğer parankiminde demir yüklü proteinlerle kaplı asbest liflerinin (ferrijinöz cisimcikler) görülmesi tanıyı destekler.

Cevap

Asbest maruziyeti öyküsü olan restriktif paternli hastada, akciğer parankiminde ferrijinöz (asbest) cisimciklerinin görülmesi tanısal bir bulgudur.
Hastanın meslek öyküsü (gemi söküm), radyolojik bulguları (alt lob fibrozisi ve plevral plaklar) ve restriktif tipteki SFT sonuçları asbestozis tanısını koydurur. Asbestoziste akciğer parankiminde demir yüklü proteinlerle kaplı asbest liflerinin (ferrijinöz cisimcikler) görülmesi en karakteristik histopatolojik bulgudur.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik ve meslek öyküsünü değerlendir
Gemi söküm işçiliği asbest maruziyeti için yüksek riskli bir meslektir.
Asbestozis tanısında mesleki maruziyet sorgulaması kritiktir.
2
Solunum fonksiyon testi (SFT) verilerini yorumla
Düşük FVCFVC ve normal/artmış FEV1/FVCFEV1/FVC oranı restriktif akciğer hastalığını gösterir.
Restriktif hastalıklarda akciğer genişleyemediği için hacimler azalır ancak hava yolu obstrüksiyonu olmadığı için oran korunur.
3
Radyolojik ve patolojik korelasyonu kur
Alt loblarda fibrozis ve plevral plaklar asbestozisi, ferrijinöz cisimcikler ise asbest liflerini doğrular.
Asbestozis karakteristik olarak alt lobları tutar ve ileri evrede bal peteği akciğer (honeycomb lung) görünümüne yol açabilir.

Anahtar Kavram

Asbestozis, ferrijinöz cisimcikler ve restriktif patern.
Soru 104Soru →

Klinik öyküsünde astım ve alerjik rinit bulunan, laboratuvar incelemelerinde periferik kanda belirgin eozinofili saptanan bir hastada görülen küçük damar vasküliti aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Churg-Strauss sendromu (Eozinofilik granülomatozlu polianjitis)

Cevap

Churg-Strauss sendromu (Eozinofilik granülomatozlu polianjitis), astım ve belirgin periferik eozinofili ile karakterize küçük damar vaskülitidir.
Churg-Strauss sendromu, klinik olarak astım, alerjik rinit ve periferik eozinofili ile karakterize olan, sıklıkla p-ANCA pozitifliği gösteren bir küçük damar vaskülitidir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik bulguları analiz et.
Hastada astım, alerjik rinit ve eozinofili mevcuttur.
Bu üçlü bulgu spesifik bir vaskülit tipi için tanısal ipucudur.
2
Damar çapını belirle.
Belirtilen vaskülitler küçük damar grubundadır.
Churg-Strauss, Wegener ve Mikroskobik polianjitis ANCA ilişkili küçük damar vaskülitleridir.
3
Spesifik vasküliti eşleştir.
Astım ve eozinofili varlığında tanı Churg-Strauss sendromudur.
Diğer vaskülitler bu klinik bileşenleri içermez.

Anahtar Kavram

ANCA ilişkili küçük damar vaskülitlerinin ayırıcı tanısında eozinofili ve astım varlığı Churg-Strauss sendromu lehinedir.
Tahmini Süre:45s
Soru 105Soru →

6363 yaşında, 5555 paket/yıl sigara öyküsü olan erkek hasta; son birkaç haftadır giderek artan yürüme güçlüğü, gövde ataksisi ve konuşmada peltekleşme şikayetleriyle başvuruyor. Nörolojik değerlendirmede paraneoplastik serebellar dejenerasyon ile uyumlu bulgular saptanıyor. Çekilen toraks BTBT'de hiler yerleşimli, santral kitle izleniyor. Bronşiyal biyopsi örneğinde; sitoplazması seçilemeyen, nükleer kalıplanma (molding) ve yaygın 'crush' artefaktı gösteren, nükleolü görülmeyen küçük hücreli malign infiltrasyon izleniyor. İmmünohistokimyasal incelemede Sinaptofizin ve CD56CD56 pozitif saptanıyor.

Bu olası tanı ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Tümörün moleküler patogenezinde neredeyse tüm olgularda RB1RB1 (retinoblastom) gen kaybı ve TP53TP53 mutasyonu mevcuttur.

Cevap

Küçük hücreli akciğer karsinomunun moleküler patogenezinde neredeyse tüm olgularda RB1RB1 gen kaybı ve TP53TP53 mutasyonu izlenir.
Tarif edilen olgu, klinik (sigara, santral kitle), paraneoplastik (serebellar ataksi) ve histopatolojik (küçük hücreler, molding, nöroendokrin markerlar) veriler ışığında Küçük Hücreli Akciğer Karsinomu'dur (KHAKKHAK). Moleküler patolojide KHAKKHAK için en karakteristik ve neredeyse evrensel bulgu, TP53TP53 mutasyonu ve RB1RB1 (retinoblastom) gen kaybının bir arada bulunmasıdır. Bu ikili genetik kusur, tümörün yüksek proliferasyon kapasitesini açıklar.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik ve radyolojik verilerin analizi
Ağır sigara öyküsü, santral hiler kitle ve paraneoplastik serebellar dejenerasyon varlığı yüksek dereceli bir nöroendokrin tümörü (özellikle KHAK) düşündürür.
Küçük hücreli karsinom, sigara ile en güçlü ilişkisi olan ve paraneoplastik sendromların (nörolojik olanlar dahil) en sık görüldüğü akciğer kanseridir.
2
Morfolojik ve immünohistokimyasal değerlendirme
Küçük hücreler, nükleer kalıplanma, belirgin olmayan nükleol ve Sinaptofizin/CD56CD56 pozitifliği tanıyı Küçük Hücreli Akciğer Karsinomu (KHAKKHAK) olarak kesinleştirir.
Bu morfoloji ve nöroendokrin belirteç pozitifliği KHAK için patognomoniktir.
3
Moleküler ve paraneoplastik özelliklerin sorgulanması
KHAKKHAK patogenezinde RB1RB1 ve TP53TP53 mutasyonları evrensel kabul edilir.
Genetik inaktivasyon paternleri bu tümörün yüksek grade'li doğasını ve agresif seyrini açıklar.

Anahtar Kavram

Küçük Hücreli Akciğer Karsinomu (KHAKKHAK) morfolojisi, nörolojik paraneoplastik sendrom ilişkisi ve evrensel genetik mutasyonları (RB1RB1, TP53TP53).
Soru 106Soru →

29 yaşında erkek hasta, son 3 yıldır tekrarlayan ağrılı oral aft ve skrotal ülser atakları nedeniyle takip edilmektedir. Hasta acil servise ani başlayan nefes darlığı ve masif hemoptizi şikayetiyle başvuruyor. Toraks bilgisayarlı tomografi anjiyografisinde pulmoner arterlerde bilateral anevrizmatik genişlemeler ve yer yer trombüs formasyonları izleniyor. Bu hastadaki vasküler patolojinin gelişiminde rol oynayan temel histopatolojik süreç aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Arter duvarını besleyen damarların (vazo vazorum) nötrofilik/lenfositik vasküliti

Cevap

Arter duvarını besleyen damarların (vazo vazorum) nötrofilik/lenfositik vasküliti seçeneği doğrudur.
Soruda tarif edilen hasta, tekrarlayan oral ve genital ülserleri ile Behçet hastalığı kliniği sergilemektedir. Behçet hastalığının en korkulan ve yüksek mortalite ile seyreden komplikasyonu pulmoner arter anevrizmalarıdır. Bu anevrizmaların patogenezinde temel mekanizma, arter duvarını besleyen 'vazo vazorum'ların vaskülitidir (genellikle nötrofilik veya lenfositik perivasküler infiltrasyon). Bu durum tunika medyada iskemiye, elastik liflerin yıkımına ve damar duvarının zayıflayarak anevrizmalaşmasına neden olur.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik tabloyu analiz et.
Genç erkek hasta, oral+genital ülserler (Behçet hastalığı) ve pulmoner anevrizma (Behçet'in mortalitesi en yüksek komplikasyonu) ile uyumludur.
Tanının Behçet hastalığı olduğunu doğrulamak için.
2
Patogenezi belirle.
Behçet hastalığı her çapta damarı tutabilir ('değişken çaplı vaskülit'). Büyük arterlerdeki (pulmoner arter, aort) anevrizma oluşumu, damar duvarını dıştan besleyen vazo vazorumların inflamasyonu sonucu medyanın zayıflamasına bağlıdır.
Hastalığın spesifik histopatolojik mekanizmasını saptamak için.
3
Ayırıcı tanıyı yap.
Granülomatöz inflamasyon (Takayasu), Fibrinoid nekroz (PAN) veya Eozinofilik infiltrasyon (EGPA) bu tabloda beklenen temel lezyon değildir.
Yanlış seçenekleri elemek için.

Anahtar Kavram

Behçet hastalığında pulmoner arter anevrizmalarının patogenezi, vazo vazorumların vaskülitine bağlı gelişen medya harabiyetidir.

İpuçları

1
Hastadaki oral ve genital ülserler spesifik bir sendromu işaret ediyor.
2
Tanı Behçet hastalığıdır. Behçet hastalığı 'değişken çaplı' damar tutulumu yapar.
3
Büyük arterlerin duvarı kalındır ve beslenmek için kendi damarlarına (vazo vazorum) ihtiyaç duyarlar. Bu damarlar iltihaplanırsa ne olur?

Daha Fazla Pratik

Behçet hastalığında Paterji testinin mekanizmasını ve histopatolojisini inceleyiniz.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 107Soru →

7878 yaşında erkek hasta, son 66 aydır giderek artan nefes darlığı ve bacaklarda ödem şikayetiyle başvuruyor. Fizik muayenesinde boyun venöz dolgunluğu ve periferik ödem saptanıyor. Ekokardiyografide ventrikül duvarlarında belirgin simetrik kalınlaşma, diyastolik dolum bozukluğu ve miyokardda 'parlak/granüler' (speckledspeckled) bir ekojenite artışı izleniyor. Ancak çekilen elektrokardiyografide (EKGEKG) prekordial derivasyonlarda voltaj düşüklüğü saptanıyor. Yapılan endomiyokardiyal biyopsinin Kongo kırmızısı ile boyanmasında polarize ışık altında elma yeşili refle veren madde birikimi izlendiğine göre, bu klinik tabloda biriken protein aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Transtiretin (ATTR)

Cevap

Yaşlı hastalarda görülen ve ekokardiyografide kalınlaşmış duvarlara rağmen EKG'de düşük voltaj ile karakterize olan tablo Senil Kardiyak Amiloidozdur ve burada biriken temel protein Transtiretindir (ATTR).
Yaşlı erkek hastada sunulan restriktif kalp yetmezliği bulguları, ekokardiyografideki granüler (benekli) kalınlaşma ve EKG voltaj düşüklüğü amiloidozu işaret eder. Elma yeşili refle bu tanıyı doğrular. İleri yaş grubunda izole kardiyak tutulumla seyreden senil amiloidoz tablosundan wild-type Transtiretin (ATTR) sorumludur.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik ve radyolojik bulguları ilişkilendirmek
Ekokardiyografideki 'kalın duvar' bulgusuna karşılık EKG'de 'düşük voltaj' saptanması, miyokardın gerçek bir hipertrofi değil, hücre dışı madde birikimi (restriktif süreç) ile kalınlaştığını gösterir.
Amiloidozda biriken amorf madde elektriksel iletimi baskılayarak voltajı düşürürken, ventrikül duvarlarını kalınlaştırır.
2
Biyopsi bulgusunu değerlendirmek
Kongo kırmızısı ile polarize ışık altında elma yeşili refle saptanması amiloidoz tanısını kesinleştirir.
Amiloid fibrillerinin karakteristik beta-kırmalı tabaka yapısı bu optik özelliği sağlar.
3
Etiyolojik proteini belirlemek
7878 yaşındaki bir hastada izole kardiyak tutulumun en olası nedeni Transtiretin (ATTR) proteinidir.
Senil kardiyak amiloidoz, wild-type transtiretin birikimi sonucu oluşur ve ileri yaşta restriktif kardiyomiyopatinin tipik nedenidir.

Anahtar Kavram

Amiloidoz ve Restriktif Kardiyomiyopati
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 108Soru →

4545 yaşında erkek hasta, spor yaparken aniden başlayan şiddetli göğüs ağrısı sonrası yere yığılmış ve acil servise ulaştırılamadan hayatını kaybetmiştir. Yakınlarından alınan bilgide ağrının başlangıcından ölüme kadar geçen sürenin yaklaşık 9090 dakika olduğu öğrenilmiştir. Yapılan otopside kalbin makroskobik incelemesinde belirgin bir patoloji saptanmamıştır. Bu hastada enfarktüs alanından alınan kesitlerin mikroskobik incelemesinde aşağıdakilerden hangisinin görülmesi en olasıdır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Miyofibrillerde dalgalanma (wavy fibers) ve interstisyel ödem

Cevap

Miyofibrillerde dalgalanma (wavy fibers) ve interstisyel ödem
Miyokard enfarktüsü sonrası ilk 0-4 saatlik dilimde (özellikle 1-3. saatlerde), ışık mikroskobunda görülen en erken bulgu interstisyel ödem ve nekrotik miyositlerin canlı miyositler tarafından çekilmesiyle oluşan dalgalı lif (wavy fibers) görünümüdür. Makroskobik olarak bu evrede kalp normal görünür.

Adım Adım Çözüm

1
Zaman çizelgesini belirle
Semptom başlangıcından ölüme kadar geçen süre 90 dakikadır (1,51,5 saat).
Miyokard enfarktüsünde morfolojik değişiklikler zamana bağımlıdır.
2
Erken evre (0-4 saat) morfolojisini hatırla
Makroskobik olarak değişiklik görülmez; mikroskobik olarak wavy fibers (dalgalı lifler) ve ödem izlenir.
Nekrotik hücrelerin komşu canlı lifler tarafından çekilmesi sonucu dalgalanma oluşur.

Anahtar Kavram

Miyokard enfarktüsünde ilk birkaç saat içinde makroskobik bulgu saptanmazken, ışık mikroskobunda 'wavy fibers' (dalgalı lifler) görülebilir.
Soru 109Soru →

7272 yaşında erkek hastada çekilen toraks bilgisayarlı tomografisinde sol plevrada yaygın nodüler kalınlaşma ve plevral efüzyon saptanıyor. Yapılan plevral biyopsinin histopatolojik incelemesinde, plevral yüzeyde papiller yapılar oluşturan ve hafif derecede pleomorfizm gösteren mezotel hücre grupları izleniyor. İmmünhistokimyasal (İHK) çalışmada bu hücrelerde Calretinin, WT1 ve Sitokeratin 5/65/6 kuvvetli pozitif olarak saptanıyor. Bu olguda histomorfolojik bulgular ayırıcı tanıda yetersiz kaldığında, sürecin "reaktif mezotel hiperplazisi"nden ziyade "malign mezotelyoma" olduğunu kesinleştirmek için saptanması en değerli olan bulgu aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: BAP1 (BRCA1-associated protein 1) nükleer ekspresyon kaybı

Cevap

BAP1 (BRCA1-associated protein 1) nükleer ekspresyon kaybı, maligniteyi reaktif süreçlerden ayıran en değerli bulgudur.
Mezotelyal hücrelerin malignite tanısında en zorlayıcı nokta, reaktif hiperplazi ile ayrımıdır. BAP1 (BRCA1-associated protein 1) nükleer ekspresyonunun immünhistokimyasal olarak kaybı, malign mezotelyoma tanısında yaklaşık %100 spesifiteye sahiptir. Benzer şekilde p16 (CDKN2A) geninin homozigot delesyonu da maligniteyi kanıtlar.

Adım Adım Çözüm

1
Hücre kökeninin belirlenmesi
Mezotel kökenli hücreler (Calretinin, WT1, CK5/6 pozitifliği)
Soruda verilen belirteçler hücrelerin mezotelyal olduğunu kanıtlar.
2
Reaktif vs Malign ayrımı için spesifik belirteçlerin değerlendirilmesi
BAP1 kaybı veya p16 (CDKN2A) homozigot delesyonu
Malign mezotelyomada BAP1 geni inaktivasyonu sonucu nükleer boyanma kaybolur. Bu durum reaktif hiperplazilerde görülmez.

Anahtar Kavram

Malign mezotelyoma tanısında BAP1 İHK kaybı ve p16 (CDKN2A) FISH delesyonu, maligniteyi reaktif süreçlerden ayıran en spesifik parametrelerdir.

Daha Fazla Pratik

Mezotelyoma ayırıcı tanısında p16 (CDKN2A) FISH analizi ve MTAP immünhistokimyasının rolünü gözden geçirin.
Tahmini Süre:2m 30s
Soru 110Soru →

Erişkin bir hastada, sol atriyal yerleşimli saplı bir kitlenin histopatolojik incelemesinde; bol asidomukopolisakkarit içeren miksos bir stroma içerisinde, vasküler yapılar çevresinde halkalar oluşturan "lepidik" dizilimli hücreler ve yıldızsı (stellate) hücreler saptanmıştır. Hastanın klinik öyküsünde ateş, halsizlik ve sedimentasyon yüksekliği olduğu bilinmektedir.

Bu tümör ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Tümör hücreleri multipotansiyel mezenşimal hücre kökenli olup, salgıladığı interlökin-6 (IL−6IL-6) nedeniyle sistemik semptomlara yol açabilir.

Cevap

Tümör hücreleri multipotansiyel mezenşimal hücre kökenli olup, IL−6IL-6 salınımı ile sistemik bulgulara yol açar.
Kardiyak miksomalar erişkinlerde en sık görülen primer kalp tümörüdür. Multipotansiyel mezenşimal hücrelerden köken alırlar. Mikroskobik olarak asidomukopolisakkarit zengin stroma içinde damar çevrelerinde 'lepidik' (pulsu/halka şeklinde) dizilen miksoma hücreleri karakteristiktir. Ayrıca IL−6IL-6 salgılayarak ateş ve sedimentasyon yüksekliği gibi sistemik semptomlara yol açmaları tipik bir klinik özelliktir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik ve morfolojik verileri sentezle.
Sol atriyal kitle, sistemik bulgular (ateş, ESR artışı) ve miksos stroma içindeki lepidik/yıldızsı hücreler kardiyak miksomayı işaret eder.
Miksomalar erişkinlerde en sık görülen primer kalp tümörüdür ve tipik olarak interatriyal septumda sol atriyal tarafta yerleşir.
2
Hücresel kökeni ve fonksiyonel özellikleri değerlendir.
Miksoma hücreleri pluripotent mezenşimal hücrelerden türeyen multipotansiyel hücrelerdir.
Bu hücrelerin IL−6IL-6 salgılaması, tümörün neden vaskülit veya enfeksiyonu taklit eden sistemik bulgular verdiğini açıklar.
3
Diğer primer ve sekonder kalp tümörleri ile karşılaştır.
Rabdomyom (spider cells), papiller fibroelastom (kapak yerleşimi) ve metastatik tümörler (genel sıklık) elenir.
Soruda tarif edilen mikroskopik 'lepidik' büyüme paterni miksoma için patognomonik bir morfolojik özelliktir.

Anahtar Kavram

Kardiyak Miksoma Patogenezi ve Morfolojisi
Soru 111Soru →

Kronik romatizmal kalp hastalığına bağlı olarak gelişen ileri derece mitral darlığı tanılı bir hastanın klinik seyri ve beklenen morfolojik değişiklikleri değerlendirildiğinde, aşağıdakilerden hangisinin gelişmesi beklenmez?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Sol ventrikül hipertrofisi

Cevap

Sol ventrikül hipertrofisi (Mitral darlığında sol ventrikül doluşu azaldığı için hipertrofi görülmez)
Mitral darlığında sol ventrikül (LV) doluşu kısıtlanır. LV üzerinde herhangi bir basınç veya hacim yükü oluşmadığı için hipertrofi gelişmesi beklenmez; aksine, LV normal boyutta kalabilir veya azalmış doluşa bağlı olarak 'disuse' atrofisine uğrayabilir. Diğer tüm seçenekler, mitral darlığının kapak öncesinde yarattığı kronik basınç ve hacim yükünün bilinen sonuçlarıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Patolojinin primer lokalizasyonunu ve etkisini belirleyin.
Mitral kapak darlığı, sol atriumdan sol ventriküle kan geçişini engeller.
Bu engel, kapak öncesi (proksimal) basınç artışına ve kapak sonrası (distal) doluş azalmasına neden olur.
2
Kapak öncesindeki (sol atrium ve pulmoner sistem) değişiklikleri analiz edin.
Sol atriumda dilatasyon, staz (trombüs riski), AF ve pulmoner konjesyon gelişir.
Sol atrium, darlığı kompanse etmek için genişlemek zorundadır.
3
Kapak sonrasındaki (sol ventrikül) değişikliği değerlendirin.
Sol ventrikül doluşu azaldığı için iş yükü artmaz, dolayısıyla hipertrofi beklenmez.
Hipertrofi bir adaptasyon yanıtıdır ve basınç veya hacim yükü gerektirir; mitral darlığında sol ventrikül üzerinde böyle bir yük yoktur.

Anahtar Kavram

Mitral darlığının hemodinamik etkileri ve odacık adaptasyonları

İpuçları

1
Hipertrofi gelişmesi için o odacığın üzerine binen iş yükünün (basınç veya hacim) artması gerekir.

Daha Fazla Pratik

Aort darlığı ile mitral darlığının sol ventrikül üzerindeki etkilerini karşılaştırınız.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 112Soru →

Ventriküler septal defektler (VSDVSD), klinik pratikte en sık karşılaşılan konjenital kalp anomalisidir. Çoğu olguda morfolojik olarak triküspit kapağın septal yaprağına yakın yerleşimli bir açıklık izlenir. VSDVSD'nin morfolojik özellikleri ve klinik seyri göz önüne alındığında, aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Küçük defektlerin (RogerRoger hastalığı) çoğu asemptomatiktir ve yaşamın erken dönemlerinde spontan olarak kapanabilir.

Cevap

Küçük ventriküler septal defektlerin (RogerRoger hastalığı) çoğu asemptomatiktir ve çocukluk döneminde spontan olarak kapanabilir.
Küçük ventriküler septal defektler (RogerRoger hastalığı), genellikle asemptomatik seyreder ve ventrikül büyümesi ile birlikte dokuların defekti daraltması sonucu kendiliğinden kapanabilir. Bu, VSDVSD klinik seyrinde sık gözlenen benign bir durumdur.

Adım Adım Çözüm

1
VSDVSD prevalansını ve en sık görülen morfolojik tipi belirle.
VSDVSD en sık görülen konjenital kalp hastalığıdır ve %90\%90 oranında membranöz septum yerleşimlidir.
Doğru anatomik lokalizasyonu bilmek tipik klinik seyri anlamak için temeldir.
2
Defekt boyutuna göre klinik seyri analiz et.
Küçük defektler genellikle semptom vermezken, büyük defektler erken dönemde kalp yetmezliği bulgularına yol açar.
Şant miktarını belirleyen temel faktör defektin çapıdır.
3
Küçük defektlerin doğal seyrini değerlendir.
Küçük membranöz VSDVSD'lerin %50\%50'den fazlası çocuklukta kendiliğinden kapanır.
RogerRoger hastalığı olarak bilinen bu durum cerrahi müdahale gerektirmeyebilir.

Anahtar Kavram

VSDVSD'de en sık görülen tip membranöz septum yerleşimli olandır ve küçük defektlerin spontan kapanma oranı yüksektir.

İpuçları

1
En sık görülen VSDVSD tipinin anatomik yerleşimini hatırlayın (membranöz vs musküler).
2
Soldan sağa şantlı hastalıkların başlangıçta siyanoz yapıp yapmadığını düşünün.
3
RogerRoger hastalığı terimi, küçük ve genellikle kendiliğinden kapanan defektleri tanımlamak için kullanılır.

Daha Fazla Pratik

VSD seyrinde sağ ventrikül morfolojisindeki değişiklikleri ve Eisenmenger sendromu histopatolojisini tekrar edin.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 113Soru →

5555 yaşında, 4040 paket/yıl sigara öyküsü olan erkek hasta, giderek artan nefes darlığı ve öksürük şikayetiyle başvuruyor. Çekilen toraks bilgisayarlı tomografisinde sol ana bronşu tamamen tıkayan santral yerleşimli kitle ve buna bağlı olarak sol akciğerin tamamen söndüğü izleniyor. Görüntülemede mediastinal yapıların ve trakeanın sol tarafa (lezyon tarafına) yer değiştirdiği saptanıyor.

Bu hastadaki akciğer bulgularının temelinde yatan patofizyolojik mekanizma aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Resorpsiyon atelektazisi

Cevap

Resorpsiyon atelektazisi (hava yolu tıkanıklığı ve mediastenin lezyon tarafına çekilmesi ile karakterize)
Vakada tanımlanan ana bronş tıkanıklığı (kitlesel obstrüksiyon), distaldeki havanın dolaşıma emilmesine ve ilgili akciğer lobunun veya tamamının sönmesine neden olur. Bu durum resorpsiyon atelektazisi olarak adlandırılır. Karakteristik olarak, azalan akciğer hacmi nedeniyle mediastinal yapılar etkilenen tarafa doğru çekilir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik verileri analiz et
Sol ana bronşta tam tıkanıklık ve sol akciğerde hacim kaybı saptandı.
Atelektazi tipini belirlemek için tetikleyici faktörün (tıkanıklık vs. bası) tanımlanması gerekir.
2
Mediastinal yer değiştirmeyi değerlendir
Trakea ve mediasten etkilenen tarafa (sola) çekilmiştir.
Resorpsiyon ve kontraksiyon atelektazilerinde mediasten lezyon tarafına çekilirken, kompresyon atelektazisinde karşı tarafa itilir.
3
Etiyoloji ve mekanizmayı eşleştir
Tümör kitlesine bağlı tıkanıklık resorpsiyon atelektazisi tanımına uymaktadır.
Tıkanıklık sonucu distaldeki hava emilir (resorbe olur) ve akciğer söner.

Anahtar Kavram

Atelektazi tipleri arasındaki en önemli farklar etiyoloji ve mediastinal shift yönüdür.

Daha Fazla Pratik

Resorpsiyon atelektazisinin diğer sık nedenleri olan mukus tıkaçları (astım, bronşektazi) ve çocuklarda yabancı cisim aspirasyonlarını gözden geçirebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 114Soru →

5252 yaşında erkek hasta, esansiyel hipertansiyon tanısıyla tiyazid grubu bir diüretik başlanmasından 22 hafta sonra hafif ateş, yaygın eritematöz döküntü ve eforla artan nefes darlığı şikayetleriyle başvuruyor. Yapılan endomiyokardiyal biyopsi incelemesinde; interstisyel alanda belirgin ödemle birlikte lenfosit, makrofaj ve çok sayıda eozinofilden oluşan inflamatuar infiltrasyon izleniyor. Miyositlerde nekroz saptanmadığına göre, bu hasta için en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Hipersensitivite miyokarditi

Cevap

İlaç kullanımına sekonder gelişen, interstisyel eozinofilik infiltrasyonun izlendiği ve miyosit nekrozunun eşlik etmediği tablo Hipersensitivite miyokarditidir.
Hipersensitivite miyokarditi, özellikle diüretikler (tiyazid), antibiyotikler (sulfonamidler, penisilin) ve antikonvülzanlar gibi ilaçlara karşı gelişen bir aşırı duyarlılık reaksiyonudur. Histopatolojik olarak miyositlerde belirgin bir nekroz izlenmemesi ve interstisyel alanda eozinofillerin baskın olduğu inflamatuar infiltrat görülmesi en tipik özelliğidir. Klinik olarak döküntü ve ateş gibi sistemik bulgular sıklıkla eşlik eder.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik ipuçlarını değerlendir.
Tiyazid kullanımı (ilaç maruziyeti), ateş ve döküntü varlığı aşırı duyarlılık reaksiyonunu düşündürür.
Hipersensitivite miyokarditi sıklıkla ilaçlara karşı gelişen bir Tip 4 hipersensitivite yanıtıdır.
2
Morfolojik bulguları analiz et.
İnterstisyel ödem ve eozinofillerden zengin inflamasyon saptanmıştır.
Eozinofiller, bu tip miyokarditlerin histopatolojik ayırt edici özelliğidir.
3
Ayırıcı tanı kriterlerini kontrol et.
Miyosit nekrozunun olmaması, dev hücreli veya viral miyokardit gibi daha yıkıcı formları dışlar.
Hipersensitivite tipinde miyositlerde genellikle kalıcı hasar/nekroz izlenmez.

Anahtar Kavram

Hipersensitivite miyokarditi, ilaç reaksiyonlarına bağlı olarak gelişen, interstisyel eozinofilik infiltratla karakterize ve genellikle iyi prognozlu bir miyokardit tipidir.

Daha Fazla Pratik

Dev hücreli miyokardit ile hipersensitivite miyokarditini morfolojik ve klinik seyir (prognoz) açısından karşılaştırınız.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 115Soru →

3838 yaşında, sigara öyküsü olmayan kadın hasta; son 66 aydır giderek artan nefes darlığı, kuru öksürük ve bacaklarının ön yüzünde ağrılı kırmızı nodüller şikayetiyle başvuruyor. Fizik muayenesinde her iki akciğer bazalinde ince raller ve pretibial bölgede eritema nodozum ile uyumlu lezyonlar saptanıyor. Akciğer grafisinde bilateral hiler lenfadenopati izleniyor. Solunum fonksiyon testlerinde FVCFVC değerinin beklene düzeyin %65\%65'i olduğu, FEV1/FVCFEV_1/FVC oranının ise %85\%85 olduğu saptanıyor. Bu hastadan alınan transbronşiyal akciğer biyopsisinde aşağıdakilerden hangisinin görülmesi en olasıdır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Non-kazeifiye epiteloid hücreli granülomlar ve Schaumann cisimcikleri

Cevap

Non-kazeifiye epiteloid hücreli granülomlar ve Schaumann cisimcikleri
Sarkoidoz, restriktif akciğer hastalığı kliniğiyle başvuran ve biyopsisinde nekroz içermeyen (non-kazeifiye) epiteloid granülomlar ile Schaumann cisimciklerinin görüldüğü bir patolojidir. Bilateral hiler lenfadenopati ve eritema nodozum varlığı bu tanıyı destekleyen en güçlü bulgulardır.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik ve radyolojik bulguları değerlendir.
Bilateral hiler lenfadenopati ve eritema nodozum birlikteliği, sistemik bir granülomatöz hastalık olan Sarkoidozu işaret eder.
Sarkoidoz, akciğer tutulumu ve cilt bulgularıyla (eritema nodozum) karakterize bir hastalıktır.
2
Solunum fonksiyon testi (SFT) verilerini analiz et.
Düşük FVCFVC ve normal/artmış FEV1/FVCFEV_1/FVC oranı (%85\%85) restriktif bir akciğer paternini doğrular.
Restriktif hastalıklarda akciğer hacimleri azalırken hava yolları açık kaldığı için oran korunur veya artar.
3
Hastalığa özgü histopatolojik bulguyu belirle.
Sarkoidozun karakteristik histolojik özelliği non-kazeifiye epiteloid granülomlardır. Bu granülomlar içinde kalsifiye Schaumann cisimcikleri veya yıldız şeklinde asteroid cisimcikleri görülebilir.
Ayırıcı tanıda nekrozun olmaması (non-kazeifiye) Sarkoidozu Tüberkülozdan ayıran en önemli özelliktir.

Anahtar Kavram

Sarkoidoz, restriktif paternli solunum fonksiyon bozukluğu ve non-kazeifiye granülomatöz inflamasyon ile karakterize sistemik bir hastalıktır.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 116Soru →

Hipertrofik kardiyomiyopati (HKMHKM), miyokardda asimetrik septal hipertrofi ve mikroskobik olarak miyofiberlerde düzensizleşme (disarraydisarray) ile karakterize, otozomal dominant geçişli bir hastalıktır. Bu hastalığın patogenezinde en sık hangi hücresel komponenti kodlayan genlerde mutasyon izlenir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Sarkomer proteinleri

Cevap

Hipertrofik kardiyomiyopati patogenezinde en sık sarkomer proteinlerini kodlayan genlerde mutasyon izlenir.
Hipertrofik kardiyomiyopati patogenezinde en sık sarkomer proteinlerini kodlayan genlerde (başta β\beta-miyozin ağır zinciri olmak üzere miyozin bağlayıcı protein CC ve troponin TT) mutasyonlar saptanır. Bu mutasyonlar kontraktiliteyi artırarak ve miyofiber dizilimini bozarak hipertrofiye yol açar.

Adım Adım Çözüm

1
Hastalık tanımını analiz et
Tanım, genetik geçişli bir kalp kası hastalığı olan hipertrofik kardiyomiyopatiyi (HKMHKM) işaret etmektedir.
HKM, miyositlerdeki hipertrofi ve dizilim bozukluğu ile karakterize primer bir kardiyomiyopatidir.
2
Genetik ve moleküler temeli hatırla
HKM olgularının %100\%100'ü genetiktir ve mutasyonlar en sık kontraktil üniteyi etkiler.
Patogenezde en sık etkilenen yapılar sarkomer bileşenleridir (özellikle β\beta-miyozin ağır zinciri ve miyozin bağlayıcı protein CC).
3
Diğer kardiyomiyopati tipleriyle karşılaştır
Hücre iskeleti proteinleri mutasyonları genellikle dilate kardiyomiyopati (DKMDKM) ile ilişkilidir.
Ayırıcı tanıda moleküler mekanizmaların bilinmesi doğru sınıflandırma için kritiktir.

Anahtar Kavram

Hipertrofik kardiyomiyopati bir 'sarkomer proteinleri hastalığı' iken, dilate kardiyomiyopati sıklıkla 'hücre iskeleti proteinleri hastalığı' olarak kabul edilir.

Alternatif Yöntem

Hastalığın adındaki 'Hipertrofik' kelimesinden yola çıkarak, kasılma birimi olan 'sarkomerin' daha aktif veya sorunlu olması gerektiğini düşünerek sarkomer proteinlerine ulaşılabilir.
Tahmini Süre:45s
Soru 117Soru →

64 yaşında, 40 paket/yıl sigara öyküsü olan erkek hasta, öksürük ve nefes darlığı şikayetleriyle başvuruyor. Çekilen akciğer tomografisinde sağ akciğer hilusunda santral yerleşimli, 4 cm4 \text{ cm} çapında kitle tespit ediliyor. Laboratuvar incelemesinde serum kalsiyum düzeyi 13.2 mg/dL13.2 \text{ mg/dL} (N:8.5−10.5N: 8.5-10.5) olarak ölçülüyor. Bu hastadan alınan biyopsi örneğinde, tümör hücrelerinin aşağıdaki belirteçlerden hangisini eksprese etmesi en olasıdır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: p40

Cevap

Santral yerleşim, ağır sigara öyküsü ve paraneoplastik hiperkalsemi bulguları yassı hücreli (skuamöz) karsinomu işaret eder; bu tümörün karakteristik belirteci p40'tır.
Vakada sunulan santral yerleşimli kitle ve paraneoplastik hiperkalsemi (PTHrp üretimi kaynaklı) kombinasyonu, akciğerin yassı hücreli (skuamöz) karsinomu için klasiktir. Bu tümörün tanısında p40 ve p63 belirteçleri oldukça spesifik ve duyarlıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik verileri analiz et
Hasta yaşlı, ağır sigara içicisi, santral (hiler) yerleşimli kitleye ve belirgin hiperkalsemiye (13.2 mg/dL13.2 \text{ mg/dL}) sahiptir.
Akciğer kanserlerinde yerleşim ve paraneoplastik sendromlar ayırıcı tanıda kritiktir.
2
Olası tümör tipini belirle
Santral yerleşim + Hiperkalsemi (PTHrp üretimi) = Skuamöz Hücreli Karsinom.
Küçük hücreli karsinom da santraldir ancak hiperkalsemi değil, SIADH veya Cushing ile ilişkilidir.
3
İlgili tümörün immünohistokimyasal profilini seç
Skuamöz hücreli karsinom tanısında p40 ve p63 pozitifliği beklenir.
p40, yassı hücreli farklılaşmanın en duyarlı ve özgül göstergesidir.

Anahtar Kavram

Akciğerin skuamöz hücreli karsinomu; santral yerleşim, sigara ilişkisi ve PTHrp salınımına bağlı hiperkalsemi ile karakterizedir; tanısal olarak p40/p63 pozitiftir.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 118Soru →

30 yaşında erkek hasta, son aylarda giderek artan nefes darlığı, inatçı kuru öksürük ve her iki gözde kızarıklık şikayetleriyle başvuruyor. Yapılan oftalmolojik muayenesinde bilateral anterior üveit saptanıyor. Solunum fonksiyon testlerinde (SFT); zorlu vital kapasite (FVCFVC) değerinin beklenen değerin %60'ı olduğu, FEV1/FVCFEV_1/FVC oranının ise %86 düzeyinde korunduğu görülüyor. Hastaya uygulanan transbronşiyal akciğer biyopsisinde, alveol septalarında kazeifikasyon nekrozu içermeyen, birbirine sıkıca tutunmuş epiteloid histiyositlerden oluşan granülomatöz lezyonlar izleniyor.

Bu hastadaki klinik tablo ve histopatolojik bulgulara yol açan hastalık sürecinde, aşağıdaki patolojik özelliklerden veya hücresel bulgulardan hangisinin izlenme olasılığı en yüksektir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Dev hücrelerin sitoplazmasında, kalsiyum ve proteinden zengin lameller yapılı Schaumann cisimcikleri ile yıldız biçimli asteroid cisimcikler

Cevap

Hastanın kliniği ve biyopsi bulguları Sarkoidoz ile uyumludur; bu nedenle dev hücrelerin sitoplazmasında Schaumann cisimcikleri ve asteroid cisimcikler saptanması beklenir.
Hastada saptanan bilateral üveit, efor dispnesi ve SFT'de izlenen restriktif patern (düşük FVC, korunmuş FEV1/FVC oranı) sistemik bir hastalık olan Sarkoidoz tablosunu oluşturmaktadır. Transbronşiyal biyopside saptanan kazeifikasyon nekrozu içermeyen (non-kazeifiye) granülomlar bu tanıyı kesinleştirir. Sarkoidozda, epiteloid hücreli granülomların içindeki çok çekirdekli dev hücrelerin sitoplazmasında kalsiyum ve protein tuzlarından oluşan konsantrik lameller yapılı Schaumann cisimcikleri ile yıldız biçimli asteroid cisimcikler sıkça izlenen karakteristik mikroskobik inklüzyonlardır.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik belirtileri ve SFT sonuçlarını değerlendir.
Bilateral üveit gibi sistemik bulguların yanında FVC'nin %60'a düşmesi ve FEV1/FVC oranının %86 düzeyinde korunması restriktif akciğer hastalığı paternini gösterir.
SFT'de FEV1/FVC'nin normal veya artmış olup FVC'nin düşük olması restriktif hastalıkların, azalmış olması ise obstrüktif hastalıkların temel bulgusudur.
2
Biyopside elde edilen histopatolojik verileri analiz et.
Akciğer dokusunda kazeifikasyon nekrozu içermeyen (non-kazeifiye), sıkı kümelenmiş epiteloid hücreli granülomlar saptanmıştır.
Non-kazeifiye granülomlar tüberküloz gibi enfeksiyöz nedenleri büyük ölçüde dışlar ve sarkoidoz tanısını güçlü bir şekilde destekler.
3
Hastalığa özgü mikroskobik hücresel belirteçleri tanı.
Sarkoidoz hastalığında granülomlar içerisinde yer alan çok çekirdekli dev hücrelerde (Langhans veya yabancı cisim dev hücreleri) Schaumann cisimcikleri ve asteroid cisimcikler görülür.
Bu inklüzyonlar sarkoidoza patognomonik olmasa da, hastalık sürecinin ve non-kazeifiye granülomların çok karakteristik mikroskobik eşlikçileridir.

Anahtar Kavram

Sarkoidoz Patolojisi ve Restriktif Akciğer Hastalıklarına Yaklaşım
Soru 119Soru →

Dismorfik yüz hatları, düşük yerleşimli kulaklar ve yarık damak saptanan 33 günlük bir yenidoğanda yapılan ekokardiyografik incelemede; ventriküler septal defekt üzerinde yerleşmiş, hem sağ hem de sol ventrikülden kan alan ve tüm dolaşımı (sistemik, pulmoner, koroner) besleyen tek bir geniş arteriyel damar kökü saptanmıştır. Bu klinik tabloya eşlik eden kardiyak patolojinin gelişiminde rol oynayan temel embriyolojik mekanizma aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Trunkokonalsırtların (spiral septum) oluşumu için gerekli nöral krista hücrelerinin göç kusuru

Cevap

Persistan trunkus arteriozus gelişimindeki temel mekanizma, trunkokonalsırtların (spiral septum) oluşumu için gerekli olan nöral krista hücrelerinin göç kusurudur.
Persistan trunkus arteriozus (PTA), embriyolojik dönemde trunkus arteriozusu aorta ve pulmoner artere ayıran trunkokonal septumun (spiral septum) gelişmemesi sonucu oluşur. Bu septumun oluşumu için nöral krista hücrelerinin 3.3., 4.4. ve 6.6. faringeal arklar ile kardiyak çıkış yoluna göç etmesi gereklidir. DiGeorge sendromunda (22q1122q11 delesyonu) bu göç kusurlu olduğu için hem kraniofasiyal anomaliler (yarık damak, düşük kulak) hem de PTA gibi kardiyak çıkış yolu defektleri birlikte görülür.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik ve morfolojik bulguları analiz et.
Dismorfik yüz, hipokalsemi (DiGeorge şüphesi) ve kalpten çıkan tek bir geniş damar varlığı 'Persistan Trunkus Arteriozus' (PTA) tanısını koydurur.
PTA, embriyonik trunkus arteriozusun aorta ve pulmoner artere bölünemediği nadir bir anomalidir.
2
Embriyolojik gelişim sürecini hatırla.
Trunkus arteriozus ve bulbus kordis'in bölünmesi için nöral krista hücrelerinin trunkokonalsırtlara göç ederek spiral septumu oluşturması gerekir.
Nöral krista hücreleri hem yüz kemikleri/bezleri (DiGeorge semptomları) hem de kardiyak çıkış yolu gelişimi için kritiktir.
3
Tanı ile mekanizmayı eşleştir.
DiGeorge sendromu (22q1122q11 delesyonu) nöral krista hücre kusurlarıyla karakterizedir ve bu durum PTA gelişiminden sorumludur.
PTA vakalarının yaklaşık %30−%40\%30-\%40'ında DiGeorge sendromu eşlik eder.

Anahtar Kavram

Nöral krista hücrelerinin göç kusuru, persistan trunkus arteriozus ve DiGeorge sendromu birlikteliğinin temelini oluşturur.
Soru 120Soru →

5858 yaşında erkek hasta, sol kola yayılan ani başlangıçlı şiddetli substernal göğüs ağrısı şikayetiyle acil servise başvurmuştur. Yapılan incelemeler sonucu miyokard enfarktüsü tanısı alan hasta, yatışının 4.4. gününde hayatını kaybetmiştir. Otopsisinde sol ventrikül anterior duvarda hiperemik kenarlı, yumuşak, sarı-boz renkli bir alan izlenmiştir. Bu hastanın miyokard dokusundan alınan örneklerin mikroskobik incelemesinde aşağıdakilerden hangisinin görülmesi en olasıdır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Makrofaj infiltrasyonu ve nekrotik miyositlerin fagositozu

Cevap

Makrofaj infiltrasyonu ve nekrotik miyositlerin fagositozu
Miyokard enfarktüsü sonrası 3−73-7. günler arasında mikroskobik olarak nötrofiller azalmaya başlar ve nekrotik miyositlerin kenarlarından başlayan yoğun bir makrofaj infiltrasyonu ile fagositoz süreci gözlenir. Makroskobik olarak bu dönem, enfarkt alanının en yumuşak (miyomalazi) ve rüptür riskinin en yüksek olduğu dönemdir.

Adım Adım Çözüm

1
Hastanın klinik seyrini ve zamanlamayı analiz et
Hasta miyokard enfarktüsü sonrası 4.4. günde ölmüştür.
Miyokard enfarktüsünde histopatolojik değişiklikler zamana bağımlı olarak ilerler.
2
Enfarktüs sonrası 3−73-7. gün aralığındaki mikroskobik değişiklikleri hatırla
Bu evrede nötrofiller apoptoza giderken, makrofajlar nekrotik debrisin fagositozu için sahneye çıkar.
İnflamatuar yanıtın akut fazdan subakut faza geçişi bu dönemde gerçekleşir.

Anahtar Kavram

Miyokard enfarktüsü sonrası morfolojik değişikliklerin kronolojik sıralaması.

Daha Fazla Pratik

Miyokard enfarktüsünün rüptür komplikasyonlarının (serbest duvar, septum, papiller kas) en sık hangi günlerde görüldüğünü tekrar ediniz.
Tahmini Süre:1m 30s
ÖncekiSayfa 6 / 24Sonraki
Kardiyovasküler ve Solunum Sistemi Patolojisi Alıştırma Soruları — TUS - Tıpta Uzmanlık Sınavı — Sayfa 6 | Examkin