Ürogenital ve Endokrin Sistem Patolojisi

387 soru

Soru 301Soru

5555 yaşında kadın hastada tiroid sol lobunda saptanan 33 cm'lik nodül nedeniyle total tiroidektomi uygulanıyor. Makroskobik incelemede kesit yüzeyi kahverengi-maun renkli, solid ve iyi sınırlı bir tümöral kitle izleniyor. Mikroskobik incelemede; bol granüler eozinofilik sitoplazmalı, belirgin nükleollü hücrelerin (Hürthle hücreleri) oluşturduğu tümöral gelişimin, kalın fibröz kapsülü tam kat aşarak kapsül dışı yağlı dokuya ve damar lümenlerine invazyon yaptığı saptanıyor. Bu hasta için en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Hürthle hücreli karsinom

Cevap

Hürthle hücreli karsinom
Makroskobik olarak kahverengi-maun renk ve mikroskobik olarak Hürthle hücrelerinden oluşan, kapsüler ve vasküler invazyon gösteren tümörler Hürthle hücreli karsinom olarak tanımlanır. Bu tümörler foliküler karsinomların bir varyantı kabul edilir ancak mitokondriyal DNA mutasyonları gibi farklı genetik özellikler de taşıyabilirler.

Adım Adım Çözüm

1
Morfolojik analizi gerçekleştir.
Tümörün bol granüler eozinofilik sitoplazmalı (Hürthle/onkositik hücreler) ve iri nükleollü hücrelerden oluştuğu saptandı.
Hücre tipinin belirlenmesi, ayırıcı tanıda onkositik tümörler grubuna yönlendirir.
2
Malignite kriterlerini kontrol et.
Kalın fibröz kapsülün tam kat aşılması ve vasküler invazyon varlığı doğrulandı.
Foliküler ve Hürthle hücreli tümörlerde benign-malign ayrımı sadece sitolojik özelliklere göre değil, invazyonun varlığına göre yapılır.
3
Tanıyı kesinleştir.
İnvazyon gösteren Hürthle hücreli tümör tanısına ulaşıldı.
Vaka hem onkositik morfolojiyi hem de karsinom kriterlerini karşılamaktadır.

Anahtar Kavram

Hürthle hücreli tümörlerde (foliküler karsinomun onkositik varyantı) malignite tanısı için kapsüler veya vasküler invazyonun gösterilmesi zorunludur.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 302Soru

6868 yaşında kadın hasta, komplike üriner sistem enfeksiyonu nedeniyle siprofloksasin tedavisi almaktadır. Tedavinin 1212. gününde ateşi (38.2C38.2^\circ C) çıkan hastanın gövdesinde yaygın makülopapüler döküntüler saptanıyor. Laboratuvar incelemesinde serum kreatinin düzeyinde belirgin artış (2.92.9 mg/dL) ve periferik yaymada eozinofili (%12\%12) izleniyor. İdrar tetkikinde proteinüri (1+1+), her sahada 152015-20 lökosit ve lökosit silendirleri saptanıyor; ancak yapılan idrar kültüründe üreme izlenmiyor. Bu hastada gelişen renal tablonun en olası histopatolojik karşılığı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İnterstisyumda yaygın ödemle birlikte lenfosit ve eozinofil infiltrasyonu

Cevap

İnterstisyumda yaygın ödemle birlikte lenfosit ve eozinofil infiltrasyonu
Hastanın siprofloksasin kullanım öyküsü, ateşi, döküntüsü, eozinofili ve steril piyürisi ilaç ilişkili akut interstisyel nefriti (AİN) tanımlamaktadır. AİN'in mikroskobik incelemesinde interstisyumda yaygın ödem ve başta lenfositler ile eozinofiller olmak üzere inflamatuar hücre infiltrasyonu izlenir. Bu durum tübül epiteli hasarından ziyade tübüller arasındaki dokunun (interstisyumun) tutulumu ile karakterizedir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik verilerin analizi
İlaç kullanımı (siprofloksasin), ateş, döküntü, eozinofili ve akut böbrek hasarı saptandı.
Bu klasik triad (ateş, döküntü, eozinofili) ilaç ilişkili Akut İnterstisyel Nefrit'i (AİN) işaret eder.
2
İdrar bulgularının yorumlanması
Steril piyüri (lökosit var, üreme yok) ve lökosit silendirleri saptandı.
Steril piyüri, AİN tanısını destekleyen ve bakteriyel piyelonefritten ayıran en önemli laboratuvar bulgularından biridir.
3
Morfolojik eşleştirme
AİN'in histopatolojik tanımı interstisyel ödem ve inflamasyondur.
Tip 1 ve Tip 4 hipersensitivite reaksiyonları sonucunda interstisyumda ödem, lenfosit ve özellikle eozinofil infiltrasyonu gelişir.

Anahtar Kavram

İlaç ilişkili Akut İnterstisyel Nefrit (AİN), tipik olarak ilaç alımından 2152-15 gün sonra ateş, döküntü ve eozinofili ile başlar; idrarda steril piyüri ve eozinofilüri görülmesi karakteristiktir.

Daha Fazla Pratik

NSAİİ kullanımı sonrası gelişen AİN vakalarında eozinofili ve döküntünün genellikle görülmediğini, ancak nefrotik düzeyde proteinürinin eşlik edebileceğini hatırlayınız.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 303Soru

45 yaşında erkek hasta, ailesinde medüller tiroid karsinomu öyküsü olması nedeniyle tarama amaçlı kontrole geliyor. Yapılan tetkiklerde serum kalsitonin düzeyi belirgin olarak yüksek bulunan hastaya total tiroidektomi uygulanıyor. Histopatolojik incelemede, multifokal medüller karsinom odaklarının yanı sıra, çevre parankimde tümör öncesi (prekürsör) lezyon olarak kabul edilen bir hücresel proliferasyon izleniyor. Bu prekürsör lezyonu oluşturan hücrelerin tipi ve bu hücrelerin embriyolojik kaynağı aşağıdakilerin hangisinde doğru eşleştirilmiştir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: C hücreleri - Ultimobranşiyal cisim

Cevap

Prekürsör lezyon C hücrelerinden oluşur ve bu hücrelerin embriyolojik kaynağı ultimobranşiyal cisimdir.
Doğru yanıt olan seçenek, medüller tiroid karsinomunun (MTC) hücresel kökeni olan parafoliküler C hücrelerini ve bunların embriyolojik taşıyıcısı olan ultimobranşiyal cismi doğru şekilde eşleştirmektedir. MTC, nöroendokrin bir tümör olup kalsitonin salgılar. Ailesel vakalarda (MEN 2A, MEN 2B veya FMTC), invaziv karsinom öncesinde foliküller arasında C hücrelerinin sayıca artışı ile karakterize 'C-hücre hiperplazisi' görülür.

Adım Adım Çözüm

1
Vakadaki klinik bulguları analiz et.
Aile öyküsü ve yüksek kalsitonin düzeyi, hastada ailesel medüller tiroid karsinomu (MTC) ve muhtemel C-hücre hiperplazisi olduğunu gösterir.
MTC kalsitonin salgılayan parafoliküler hücrelerden köken alan bir nöroendokrin tümördür.
2
MTC'nin prekürsör lezyonunu tanımla.
Özellikle RET proto-onkojen mutasyonu ile ilişkili ailesel vakalarda, invaziv tümör gelişmeden önce C-hücre hiperplazisi izlenir.
Bu lezyon tümörün multifokal ve bilateral olma eğilimini açıklar.
3
Hücrelerin embriyolojik gelişimini hatırla.
C hücreleri nöral krest kökenlidir ancak ultimobranşiyal cisim (4. faringeal cep türevi) aracılığıyla tiroid glandına göç ederler.
Glandın diğer epitelyal elemanları ise tiroglossal kanaldan köken alır.

Anahtar Kavram

Medüller tiroid karsinomunun (MTC) parafoliküler C hücrelerinden köken alması, kalsitonin salgılaması ve ailesel formlarda C-hücre hiperplazisinin prekürsör rolü.

Daha Fazla Pratik

Medüller karsinom tanısında kullanılan immünohistokimyasal belirteçleri (kalsitonin, kromogranin A, sinaptofizin) ve stromada izlenen amiloidin özelliğini (pro-kalsitonin türevi) gözden geçirin.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 304Soru

Üreterleri dıştan çevreleyerek obstrüksiyona ve hidronefroza yol açan, histopatolojik olarak yoğun fibrozis ve kronik inflamatuar infiltrasyonla karakterize olan ve bir kısmı IgG4IgG4 ilişkili hastalıklar kapsamında değerlendirilen klinik tablo aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Retroperitoneal fibrozis (Ormond hastalığı)

Cevap

Üreterleri dıştan çevreleyerek obstrüksiyona neden olan tablo Retroperitoneal fibrozis (Ormond hastalığı) olarak tanımlanır.
Retroperitoneal fibrozis, retroperitonda aortun önünde başlayan ve yanlara doğru üreterleri içine alarak mediale çeken yoğun bir fibrotik doku oluşumudur. Bu fibrotik plak, üreterleri dıştan sıkıştırarak hidronefroza yol açar. Son yıllarda bu tablonun bir kısmının IgG4IgG4 üreten plazma hücreleri ile karakterize sistemik bir hastalığın parçası olduğu gösterilmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik ipuçlarını değerlendir.
Dıştan bası, üreter obstrüksiyonu, hidronefroz ve IgG4IgG4 ilişkisi saptandı.
Retroperitoneal fibrozis, karakteristik olarak üreterleri mediale çekerek dıştan bası yapar.
2
Histopatolojik özellikleri eşleştir.
Yoğun fibrozis ve inflamasyon retroperitoneal fibrozis ile uyumludur.
Bu hastalık, retroperitonda fibrotik bir plak oluşumu ile karakterizedir.

Anahtar Kavram

Retroperitoneal fibrozis (Ormond hastalığı), üreterlerin intrinsik değil, ekstrinsik (dıştan) tıkanma nedenleri arasında yer alan önemli bir patolojidir ve günümüzde IgG4IgG4 ilişkili hastalıklar spektrumunda değerlendirilmektedir.
Tahmini Süre:45s
Soru 305Soru

4242 yaşında kadın hasta, son 66 aydır devam eden halsizlik, kilo alımı ve soğuk intoleransı şikayetleriyle başvuruyor. Fizik muayenesinde tiroid bezi ağrısız, diffüz olarak büyümüş ve sert kıvamda saptanıyor. Laboratuvar incelemesinde serum TSHTSH düzeyi yüksek, serbest T4T_4 düzeyi düşük ve anti-tiroid peroksidaz (anti-TPO) antikorları pozitif bulunuyor. Bu hastanın tiroid biyopsisinde görülmesi en olası histopatolojik bulgu aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Yoğun lenfositik infiltrasyon, germinal merkez oluşumu ve Hurthle hücreleri

Cevap

Yoğun lenfositik infiltrasyon, germinal merkez oluşumu ve Hurthle hücreleri
Vakada tanımlanan klinik (hipotiroidi semptomları) ve laboratuvar (yüksek TSH, düşük T4, pozitif anti-TPO) bulguları Hashimoto tiroiditine işaret eder. Bu hastalığın mikroskobik incelemesinde en karakteristik bulgular yoğun lenfositik infiltrasyon, belirgin germinal merkezlere sahip lenfoid foliküller ve folikül epitel hücrelerinde sitoplazmik granülarite artışı ile karakterize onkositik (Hurthle hücresi) değişimdir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik bulguları değerlendir
Halsizlik, kilo alımı, soğuk intoleransı ve diffüz sert guatr hipotiroidi tablosunu işaret eder.
Hastanın semptomları ve fizik muayene bulguları primer hipotiroidi ile uyumludur.
2
Laboratuvar verilerini analiz et
Yüksek TSH, düşük T4 ve pozitif anti-TPO antikorları otoimmün bir hipotiroidi olan Hashimoto tiroiditini doğrular.
Anti-TPO antikorları Hashimoto tiroiditi tanısında en duyarlı belirteçtir.
3
Hastalığa özgü histopatolojik özellikleri belirle
Hashimoto tiroiditinde lenfositik infiltrasyon, lenfoid folikül (germinal merkez) oluşumu ve oksifil (Hurthle) hücre değişimi görülür.
Kronik otoimmün hasar lenfositik infiltrasyona ve foliküler epitelde onkositik (Hurthle) değişikliğe yol açar.

Anahtar Kavram

Hashimoto Tiroiditi Histopatolojisi

Daha Fazla Pratik

Hashimoto tiroiditi zemininde gelişme riski artan lenfoma tipini (B hücreli MALT lenfoma) gözden geçirin.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 306Soru

88 yaşında bir erkek çocuk, geçirilmiş bir boğaz enfeksiyonundan yaklaşık 22 hafta sonra idrar miktarında azalma ve idrar renginde koyulaşma (çay rengi) şikayetleriyle polikliniğe getiriliyor. Fizik muayenede periorbital ödem ve kan basıncı yüksekliği saptanıyor. Bu hastada düşünülen en olası tanıyı destekleyen karakteristik elektron mikroskobu (EM) bulgusu aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Glomerüler bazal membranın epitelyal yüzünde "hörgüç" (hump) şeklinde birikimler

Cevap

Glomerüler bazal membranın epitelyal yüzünde hörgüç (hump) şeklinde birikimler
Vakada tanımlanan çocuk hasta, geçirilmiş bir boğaz enfeksiyonunu takiben hematüri, ödem ve hipertansiyon (nefritik sendrom) ile başvurmaktadır. Bu tablo tipik olarak Akut Proliferatif (Post-streptokok) Glomerülonefrit (PSGN) ile uyumludur. PSGN'de elektron mikroskobunda glomerüler bazal membranın epitelyal tarafında (subepitelyal) yerleşmiş, 'hörgüç' (hump) olarak adlandırılan büyük immün kompleks birikimleri karakteristiktir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik bulguları analiz et
Çocuk hasta, enfeksiyon sonrası (2 hafta) nefritik sendrom (hematüri, ödem, hipertansiyon) tablosu.
Bu tablo klasik olarak Akut Proliferatif (Post-streptokok) Glomerülonefriti işaret eder.
2
Hastalığa özgü patolojik bulguları hatırla
Işık mikroskobunda diffüz proliferasyon, immünofloresanda 'yıldızlı gökyüzü' (granüler) görünümü, EM'de subepitelyal hörgüçler.
Tanıyı kesinleştiren veya destekleyen en tipik morfolojik özellikleri belirlemek için.
3
Seçenekler arasından karakteristik EM bulgusunu seç
Subepitelyal hörgüç (hump) birikimleri doğru yanıttır.
Elektron mikroskobunda bazal membranın dış yüzeyindeki bu büyük birikimler PSGN için patognomonik kabul edilir.

Anahtar Kavram

Post-streptokoksik Glomerülonefrit Morfolojisi

Daha Fazla Pratik

İmmünofloresan incelemede izlenen 'yıldızlı gökyüzü' (starry sky) görünümünün immün kompleks içeriğini (IgG ve C3) gözden geçirebilirsiniz.
Tahmini Süre:45s
Soru 307Soru

1414 yaşında bir erkek çocuk, idrar miktarında azalma, koyu renkli idrar ve göz kapaklarında şişlik şikayetleriyle polikliniğe getiriliyor. Fizik muayenede kan basıncı 145/95145/95 mmHg saptanıyor. Laboratuvar incelemesinde serum C3C3 düzeyi belirgin düşük, C4C4 düzeyi ise normal sınırlarda bulunuyor. Böbrek biyopsisinde ışık mikroskobunda glomerüllerde lobülasyon artışı ve bazal membranda çift kontur ("tramvay rayı") görünümü izleniyor. Elektron mikroskobunda glomerüler bazal membranın lamina densa tabakasında kurdele şeklinde (ribbon-like) yoğun birikimlerin saptandığı bu hastada, patogenezden sorumlu olan en olası mekanizma aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: C3 nefritik faktör (C3NeFC3NeF) aracılı alternatif yolak aktivasyonu

Cevap

En olası mekanizma, C3 nefritik faktör (C3NeFC3NeF) aracılığıyla alternatif kompleman yolağının sürekli aktivasyonudur.
Verilen vakada tanımlanan klinik tablo (nefritik sendrom), laboratuvar verileri (izole düşük C3C3) ve patolojik bulgular (tramvay rayı görünümü ve lamina densada kurdele şeklinde yoğun birikimler) tipik olarak Yoğun Birikim Hastalığı'na (MPGN Tip 2) işaret eder. Bu hastalığın patogenezinde, alternatif yolak C3C3 konvertazını stabilize eden ve sürekli C3C3 aktivasyonuna neden olan C3C3 nefritik faktör (C3NeFC3NeF) adlı otoantikor kritik rol oynar.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik ve laboratuvar bulgularını değerlendir.
Hastada nefritik sendrom tablosu (hipertansiyon, hematüri, ödem) ve izole C3C3 düşüklüğü (C4C4 normal) mevcuttur.
İzole C3C3 düşüklüğü, kompleman sisteminin klasik yolaktan ziyade alternatif yolak üzerinden aktive olduğunu gösterir.
2
Morfolojik bulguları analiz et.
Işık mikroskobunda "çift kontur" (tramvay rayı) ve elektron mikroskobunda lamina densada "yoğun, kurdele şeklinde birikimler" izlenmektedir.
Bu bulgular membranoproliferatif glomerülonefrit (MPGN) çatısı altında yer alan "Yoğun Birikim Hastalığı" (eskiden MPGN Tip 2) için patognomoniktir.
3
Hastalığın spesifik patogenezini belirle.
Yoğun birikim hastalığının temelinde C3NeFC3NeF varlığı yatar.
C3NeFC3NeF, alternatif yolak C3C3 konvertazını (C3bBbC3bBb) stabilize ederek komplemanın aşırı tüketimine ve doku hasarına yol açar.

Anahtar Kavram

Yoğun birikim hastalığı (Dense Deposit Disease), alternatif kompleman yolağındaki regülasyon bozukluğu ve C3C3 nefritik faktör varlığı ile karakterize bir glomerülopatidir.

Daha Fazla Pratik

Glomerülonefritlerde hipokomplemanemi yapan nedenleri (PSGN, MPGN, Lupus) ve hangisinde hangi kompleman düzeyinin düştüğünü bir tablo halinde çalışmak ayırıcı tanıda faydalı olacaktır.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 308Soru

42 yaşında erkek hasta, son 6 aydır artan şiddetli baş ağrısı ve görme kaybı şikayetiyle başvuruyor. Fizik muayenesinde bitemporal hemianopsi saptanıyor. Hastada Cushing sendromu veya akromegaliye ait klinik bulgu saptanmıyor. Yapılan kranial MR incelemesinde 2,82,8 cm çapında suprasellar uzanım gösteren pitüiter kitle izleniyor. Cerrahi rezeksiyon sonrası yapılan histopatolojik incelemede; tümör hücrelerinin bazofilik boyandığı ve PAS (Periodic Acid-Schiff) pozitif olduğu görülüyor. İmmünhistokimyasal çalışmada ise hücrelerde T-PIT ekspresyonu saptanıyor. Bu tümör ile ilgili aşağıdakilerden hangisi en doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Klinik olarak Cushing hastalığına neden olan kortikotrof adenomlardan daha agresif seyretme ve nüks etme eğilimindedir.

Cevap

Sessiz kortikotrof adenomlar, klinik olarak Cushing hastalığına neden olan adenomlardan daha agresif seyretme ve nüks etme eğilimindedir.
Sessiz kortikotrof adenomlar, klinik olarak Cushing sendromu bulguları vermeyen ancak T-PIT transkripsiyon faktörü ekspresyonu ile tanınan tümörlerdir. Bu adenomlar, fonksiyonel kortikotrof adenomlara kıyasla daha büyük boyutlara ulaşma, kavernöz sinüs invazyonu yapma ve cerrahi sonrası daha sık nüks etme eğilimi gösteren agresif neoplazilerdir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik tabloyu değerlendir.
Büyük kitle (makroadenom) varlığına rağmen Cushing sendromu veya akromegali gibi klinik hormon fazlalığı bulgusu yok.
Tümörün 'sessiz' (non-fonksiyonel) olduğunu anlamak için.
2
Histokimyasal ve immünhistokimyasal bulguları yorumla.
Bazofilik, PAS (+) boyanma ve T-PIT (+) ekspresyonu kortikotrof dizilimi gösterir.
Tümörün köken aldığı hücre hattını (kortikotrof) belirlemek için.
3
Tanıyı ve biyolojik davranışı birleştir.
Tanı 'Sessiz Kortikotrof Adenom'dur; bu tümörler yüksek nüks riski taşır.
WHO sınıflamasına göre agresif seyreden tipler arasında olduğunu hatırlamak için.

Anahtar Kavram

Sessiz kortikotrof adenomların (T-PIT pozitif) klinik ve biyolojik özellikleri

Daha Fazla Pratik

Pitüiter transkripsiyon faktörlerinin (PIT-1, T-PIT, SF-1) hangi adenom gruplarını tanımladığını bir tablo üzerinde tekrar edin.
Tahmini Süre:2m 30s
Soru 309Soru

2626 yaşında erkek hasta, ani başlayan öksürük, hemoptizi (kanlı balgam) ve nefes darlığı şikayetleriyle acil servise başvuruyor. Çekilen akciğer grafisinde her iki akciğer alanında yaygın, keskin sınırlı "kar topu" (cannonball) manzarası veren metastatik nodüller izleniyor. Fizik muayenede testislerde kitle palpe edilemiyor ancak skrotal ultrasonografide sağ testiste 66 mm çapında, düzensiz sınırlı hipoekoik bir odak saptanıyor. Laboratuvar incelemesinde serum β\beta-hCG düzeyi 180.000180.000 mIU/mL (Normal: <5<5) olarak ölçülüyor. Bu klinik ve laboratuvar bulguları eşliğinde, hastadaki primer testis tümörü için en olası mikroskobik bulgu aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Villus yapısı içermeyen, sinsityotrofoblast ve sitotrofoblastların oluşturduğu mikst hücre popülasyonu

Cevap

Villus yapısı içermeyen, sinsityotrofoblast ve sitotrofoblastlardan oluşan dimorfik hücre popülasyonu
Hastanın klinik tablosu (hemoptizi, akciğerde 'kar topu' metastazları) ve laboratuvar bulguları (aşırı yüksek β\beta-hCG) klasik bir koryokarsinom olgusunu işaret etmektedir. Koryokarsinomun mikroskobik incelemesinde en karakteristik bulgu, koryon villusları içermeyen, sinsityotrofoblast (büyük, çok çekirdekli, hiperkromatik) ve sitotrofoblast (daha küçük, tek çekirdekli, berrak sitoplazmalı) hücrelerinin oluşturduğu dimorfik yapıdır. Bu tümör dokusunda yaygın hemoraji ve nekroz her zaman mevcuttur.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik ve laboratuvar verilerini sentezle
Genç erkek hasta, aşırı yüksek β\beta-hCG (180.000180.000 mIU/mL) ve yaygın hemorajik akciğer metastazı.
Koryokarsinom, testis germ hücreli tümörleri arasında en agresif olanıdır ve karakteristiktir ki primer tümör çok küçük (hatta 'burned-out') olsa bile erken dönemde hematojen yolla akciğer ve beyne metastaz yapar.
2
Tümör belirteci ile tanısal eşleştirme yap
Ekstrem β\beta-hCG yüksekliği koryokarsinom tanısını doğrular.
Sinsityotrofoblastik hücreler yoğun şekilde β\beta-hCG sentezler.
3
Tanının histopatolojik karşılığını belirle
Sinsityotrofoblast ve sitotrofoblastların oluşturduğu, villus içermeyen yapı.
Gestasyonel koryokarsinomun aksine non-gestasyonel (testis kaynaklı) koryokarsinomda koryon villusları bulunmaz; sadece malign trofoblastik hücreler ve yoğun hemoraji/nekroz izlenir.

Anahtar Kavram

Koryokarsinomun klinik sunumu ve histopatolojik özellikleri
Soru 310Soru

Testis germ hücreli tümörleri arasında en sık görülen, radyoterapiye oldukça duyarlı (radyosensitif) olmasıyla bilinen ve mikroskobik incelemesinde lenfositik infiltrasyon içeren ince fibröz septalarla karakterize tümör aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Seminom

Cevap

Seminom
Seminom, testis germ hücreli tümörleri içerisinde en sık izlenen tümördür. Mikroskobik olarak belirgin hücre sınırlarına sahip, berrak sitoplazmalı uniform hücrelerden oluşan adalar ve bu adaları birbirinden ayıran, içinde lenfositik infiltrasyon bulunan ince fibröz septalar ile karakterizedir. Ayrıca klinik olarak radyoterapiye en duyarlı germ hücreli tümör olması önemli bir ayırıcı özelliğidir.

Adım Adım Çözüm

1
Tanımlanan morfolojik özelliği analiz et.
Lenfositik infiltrasyon içeren fibröz septalar Seminom için patognomonik sayılabilecek kadar tipiktir.
Seminomun histolojik yapısı uniform hücre adaları ve aradaki lenfositli septalardan oluşur.
2
Klinik parametreleri (en sık görülme ve tedaviye yanıt) değerlendir.
Seminom hem en sık görülen germ hücreli tümördür hem de radyoterapiye en duyarlı olandır.
Tanıyı doğrulamak için klinik ve radyolojik veriler morfoloji ile birleştirilir.

Anahtar Kavram

Seminomun tipik histopatolojik ve klinik özellikleri
Tahmini Süre:45s
Soru 311Soru

7070 yaşındaki bir erkek hastada, rutin kontrolde rektal tuşede prostatın sol lobunda sertlik saptanıyor ve serum PSAPSA düzeyi 8.5 ng/mL8.5\ ng/mL (N:04 ng/mLN: 0-4\ ng/mL) olarak ölçülüyor. Hastaya yapılan iğne biyopsisinde; asiner mimarinin korunduğu ancak bezleri döşeyen epitelyal hücrelerde nükleer irileşme ve belirgin nükleol varlığı dikkati çekiyor. Bu odaklara uygulanan immünohistokimyasal incelemede, bazal hücre tabakasında p63p63 ve sitokeratin 34βE1234\beta E12 ile kesintili (yamalı) boyanma izlenirken, lüminal hücrelerde AMACRAMACR (P504SP504S) ile kuvvetli sitoplazmik pozitiflik saptanıyor. Bu hastada en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Yüksek dereceli prostatik intraepitelyal neoplazi

Cevap

Yüksek dereceli prostatik intraepitelyal neoplazi (HGPIN)
Yüksek dereceli prostatik intraepitelyal neoplazi (HGPIN), prostat kanserinin en önemli öncül lezyonudur. Mikroskobik olarak asiner mimari korunurken, hücrelerde karsinomdakine benzer nükleer büyüme, hiperkromazi ve belirgin nükleol izlenir. Tanıda en kritik nokta, bazal hücre tabakasının varlığını göstermektir. Prostatik adenokarsinomda bazal tabaka tamamen kaybolurken, HGPIN'de p63 ve sitokeratin 34betaE12 gibi bazal hücre işaretleyicileri ile kesintili/yamalı bir boyanma elde edilir. Ayrıca AMACR (P504S) hem karsinomda hem de HGPIN odaklarında eksprese edilir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik bulguları analiz et
70 yaş, PSA 8.5 ng/mL ve rektal tuşede sertlik malignite şüphesi doğurur.
Yaşlı hastalarda PSA yüksekliği ve sert nodül karsinom veya HGPIN lehinedir.
2
Mikroskobik özellikleri değerlendir
Asiner mimarinin korunması ancak nükleer atipi ve belirgin nükleol varlığı.
HGPIN, var olan bezlerin içinde gelişen ancak mimariyi bozmayan preinvaziv bir lezyondur.
3
İmmünohistokimyasal bulguları yorumla
p63 ve 34betaE12 (+) (kesintili), AMACR (+).
Bazal tabakanın varlığı (p63/34betaE12) kanseri dışlar; AMACR pozitifliği ise neoplastik süreci (HGPIN veya kanser) destekler.

Anahtar Kavram

HGPIN ve Adenokarsinom Ayrımı

Daha Fazla Pratik

Prostat kanserinin derecelendirilmesinde kullanılan Gleason skorlama sistemindeki güncel modifikasyonları gözden geçirin.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 312Soru

6464 yaşında bir erkek hasta, son 1010 gündür gelişen idrar miktarında azalma ve yaygın halsizlik şikayetleriyle başvuruyor. Hastanın tıbbi öyküsünden, yaklaşık 33 hafta önce peptik ülser semptomları nedeniyle bir proton pompası inhibitörü (PPIPPI) kullanmaya başladığı ve 22 gün önce gövdesinde kaşıntılı bir döküntü fark ettiği öğreniliyor. Laboratuvar incelemesinde serum kreatinin düzeyinin 3.83.8 mg/dLmg/dL (33 hafta önce 1.11.1 mg/dLmg/dL) olduğu, periferik kanda %8\%8 oranında eozinofili saptandığı görülüyor. İdrar tetkikinde steril piyüri, hafif proteinüri ve Hansel boyası ile eozinofilüri saptanıyor. Bu hastanın böbrek biyopsisinde izlenmesi en muhtemel histopatolojik bulgu aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İnterstisyumda yaygın ödemle birlikte lenfosit, makrofaj ve eozinofillerden zengin inflamatuar infiltrasyon

Cevap

İnterstisyumda yaygın ödemle birlikte lenfosit, makrofaj ve eozinofillerden zengin inflamatuar infiltrasyon gösteren seçenek doğrudur.
Doğru yanıt olan interstisyel ödem ve eozinofillerden zengin infiltrasyon, Akut İnterstisyel Nefrit'in (AİN) temel patolojik özelliğidir. PPI kullanımı, makülopapüler döküntü, periferik eozinofili ve idrarda Hansel boyasıyla gösterilen eozinofilüri, bu tanıyı destekleyen klasik klinik bulgulardır.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik verileri analiz et
İlaç kullanımı (PPIPPI), döküntü, eozinofili ve akut böbrek yetmezliği (kreatinin artışı) saptandı.
Bu bulgular klasik bir ilaç ilişkili Akut İnterstisyel Nefrit (AI˙NAİN) tablosuna işaret eder.
2
İdrar bulgularını yorumla
Steril piyüri ve eozinofilüri (Hansel boyası ile) tespiti yapıldı.
Eozinofilüri, tübülointerstisyel hastalıklarda (özellikle ilaç ilişkili AI˙NAİN) önemli bir tanısal ipucudur.
3
Histopatolojik korelasyon kur
Biyopside interstisyel ödem ve eozinofillerden zengin infiltrasyon beklenir.
İlaç ilişkili AI˙NAİN, Tip II veya Tip IVIV aşırı duyarlılık reaksiyonu olarak gelişir ve tipik morfolojisi interstisyel inflamasyondur.

Anahtar Kavram

İlaç ilişkili Akut İnterstisyel Nefrit (AI˙NAİN) döküntü, ateş, eozinofili ve eozinofilüri ile karakterize bir aşırı duyarlılık reaksiyonudur.

Daha Fazla Pratik

NSAİİ kullanımına bağlı gelişen AİN vakalarında, idiopatik Minimal Değişiklik Hastalığı'na benzer şekilde nefrotik düzeyde proteinüri de görülebileceğini unutmayın.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 313Soru

Multiple Endokrin Neoplazi tip 11 (MEN1MEN1 / Wermer sendromu) tanısı alan bir hastada, klinik tabloyu oluşturan klasik bileşenler arasında yer almayan bulgu aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Medüller tiroid karsinomu

Cevap

Medüller tiroid karsinomu, MEN1MEN1 sendromunun bir bileşeni değildir; bu tümör MEN2AMEN2A ve MEN2BMEN2B sendromlarının karakteristiğidir.
Medüller tiroid karsinomu, RETRET proto-onkojen mutasyonu ile ilişkili olan MEN2AMEN2A ve MEN2BMEN2B sendromlarının bir bileşenidir. MEN1MEN1 (Wermer) sendromu ise MEN1MEN1 (menin) tümör baskılayıcı gen mutasyonu sonucu gelişir ve klasik olarak '3P' (Parathyroid, Pancreas, Pituitary) olarak bilinen paratiroid hiperplazisi, pankreatik nöroendokrin tümörler ve hipofiz adenomları ile seyreder.

Adım Adım Çözüm

1
MEN1MEN1 (Wermer sendromu) bileşenlerini hatırlayın.
MEN1MEN1, 3P triadı olarak bilinen Paratiroid, Pankreas ve Pitüiter (Hipofiz) tutulumu ile karakterizedir.
Sendromun temel tanımı bu üç organın neoplazilerini içerir.
2
Seçeneklerdeki bulguları MEN1MEN1 ve MEN2MEN2 ayrımına göre değerlendirin.
Medüller tiroid karsinomu ve feokromositoma MEN2MEN2 grubunda yer alırken, paratiroid, hipofiz ve pankreas tümörleri MEN1MEN1 grubundadır.
Genetik temeller (MEN1 geni vs RET onkojeni) farklı klinik tablolara yol açar.

Anahtar Kavram

MEN1MEN1 (Wermer) sendromu 3P triadı: Paratiroid, Pankreas ve Pitüiter (Hipofiz) tutulumu.

Daha Fazla Pratik

MEN 2A ve MEN 2B arasındaki temel farkları (mukozal nöromlar, marfanoid habitus) incelemek ayırıcı tanıda yardımcı olacaktır.
Tahmini Süre:45s
Soru 314Soru

7171 yaşında erkek hasta, genel sağlık taramasında serum PSAPSA düzeyinin 6.4 ng/mL6.4\ ng/mL (N: 04 ng/mL0-4\ ng/mL) ölçülmesi üzerine üroloji polikliniğine sevk ediliyor. Yapılan fizik muayenede rektal tuşede prostatın kıvamı hafif sertleşmiş olarak palpe ediliyor. Hastadan alınan transrektal iğne biyopsisinin mikroskobik incelemesinde; bazı asini yapılarında lüminal hücrelerde nükleer irileşme, hiperkromazi ve oldukça belirgin makronükleoller izleniyor. İmmünhistokimyasal çalışmada, bu atipik hücrelerin bulunduğu asini yapılarının periferinde p63p63 ve yüksek molekül ağırlıklı sitokeratin (34βE1234\beta E12) ile kesintili (parçalı) pozitiflik saptanırken, lüminal hücrelerde AMACRAMACR (P504SP504S) ile fokal güçlü sitoplazmik boyanma gözleniyor. Bu bulgular ışığında en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Yüksek dereceli prostatik intraepitelyal neoplazi (HGPIN)

Cevap

Vakada tanımlanan nükleer atipi özellikleri ve bazal hücre tabakasının (kesintili de olsa) korunmuş olması en olası tanının Yüksek Dereceli Prostatik İntraepitelyal Neoplazi (HGPIN) olduğunu göstermektedir.
Vakada tanımlanan lüminal hücrelerdeki belirgin nükleer atipi (irileşme ve makronükleol), neoplastik bir sürece işaret eder. Ancak immünhistokimyasal olarak bazal hücreleri işaretleyen p63p63 ve 34βE1234\beta E12 belirteçlerinin 'kesintili' (interrupted/fragmented) de olsa pozitif olması, lezyonun henüz invaziv olmadığını ve bazal membranın üzerindeki bazal hücre tabakasının korunduğunu gösterir. Bu tablo, prostat kanserinin prekürsör lezyonu olan Yüksek Dereceli Prostatik İntraepitelyal Neoplazi (HGPIN) için tipiktir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik ve laboratuvar verilerini değerlendir.
7171 yaş, hafif yüksek PSAPSA (6.4 ng/mL6.4\ ng/mL) ve sertleşmiş prostat bulguları neoplazi (karsinom veya PIN) şüphesi uyandırır.
Prostat kanseri taramasında PSAPSA ve rektal tuşe ilk adım verileridir.
2
Mikroskobik atipi bulgularını analiz et.
Nükleer irileşme ve belirgin makronükleol varlığı hücrelerin neoplastik transformasyon geçirdiğini (HGPIN veya karsinom) gösterir.
Makronükleol varlığı prostatta malignite veya yüksek dereceli displazi için en güvenilir sitolojik kriterlerden biridir.
3
İmmünhistokimyasal (İHK) belirteçleri yorumla.
p63p63 ve 34βE1234\beta E12 ile kesintili boyanma bazal hücrelerin varlığını, AMACRAMACR pozitifliği ise neoplastik süreci teyit eder.
İnvaziv prostat kanserinde bazal hücreler tamamen kaybolur (p63p63 negatiftir). Bazal hücrelerin (fragmante halde bile) varlığı invazyonun olmadığını gösterir.
4
Ayırıcı tanı yap ve sonuca ulaş.
Hem sitolojik atipi hem de bazal hücre korunması birlikte değerlendirildiğinde tanı HGPIN olur.
HGPIN, prostat kanserinin en önemli prekürsör lezyonudur.

Anahtar Kavram

HGPIN ve Prostat Adenokarsinomu ayırıcı tanısında bazal hücre tabakasının korunmuşluğu (p63/34betaE12) en kritik ayırıcı özelliktir.
Soru 315Soru

3232 yaşında erkek hasta, tekrarlayan epigastrik ağrı ve kronik ishal şikayetleriyle başvuruyor. Üst gastrointestinal sistem endoskopisinde duodenumda ve proksimal jejunumda yerleşik multipl ülserler saptanıyor. Laboratuvar incelemesinde serum kalsiyum düzeyi 11.411.4 mg/dL (Normal: 8.510.58.5-10.5), parathormon (PTH) düzeyi yüksek ve serum gastrin düzeyi 12001200 pg/mL (Normal: <100100) bulunuyor. Bu klinik tabloya sahip bir hastada aşağıdaki patolojik durumlardan hangisinin eşlik etme olasılığı en yüksektir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Ön hipofiz adenomu

Cevap

Multiple Endocrine Neoplasia Tip 1 (MEN1) sendromunun bir parçası olan ön hipofiz adenomu
Vakada sunulan hasta, serum gastrin yüksekliği ve multipl duodenum ülserleri ile karakterize Zollinger-Ellison Sendromu (pankreatik neoplazi) ve yüksek PTH/kalsiyum ile karakterize primer hiperparatiroidizm tablosuna sahiptir. Bu kombinasyon MEN1 (Wermer Sendromu) için tipiktir. MEN1 sendromunun klasik triadı olan '3P' (Parathyroid, Pancreas, Pituitary) gereği, bu hastada eşlik etmesi en muhtemel diğer lezyon ön hipofiz adenomudur (en sık prolaktinoma).

Adım Adım Çözüm

1
Klinik bulguları analiz et
Hastada multipl peptik ülserler (Gastrinoma/Zollinger-Ellison Sendromu) ve hiperkalsemi ile yüksek PTH (Primer Hiperparatiroidizm) mevcuttur.
Vakadaki semptomlar iki farklı endokrin organ tutulumunu işaret etmektedir.
2
Olası sendromu tanımla
Pankreatik nöroendokrin tümör (gastrinoma) ve paratiroid tümörü birlikteliği MEN1 (Wermer Sendromu) tanısını koydurur.
MEN1 sendromu klasik olarak '3P' kuralı ile hatırlanır: Parathyroid, Pancreas, Pituitary.
3
Eksik olan bileşeni belirle
MEN1 triadının üçüncü bileşeni olan ön hipofiz adenomu (en sık prolaktinoma) bu hastada görülmesi en muhtemel diğer bulgudur.
Genetik olarak MEN1 (menin) gen mutasyonu bu üç organın neoplazilerine zemin hazırlar.

Anahtar Kavram

MEN1 (Wermer Sendromu) bileşenleri: Paratiroid hiperplazisi/adenomu, Pankreatik nöroendokrin tümörler ve Hipofiz adenomları.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 316Soru

Yeni doğan bir bebekte karın şişliği nedeniyle yapılan fizik muayenede bilateral palpabl kitle saptanıyor. Ultrasonografik incelemede her iki böbreğin ileri derecede büyüdüğü, hem korteks hem de medullada ışınsal (radyosentrik) yerleşimli çok sayıda küçük kistik genişleme olduğu izleniyor. Eşlik eden karaciğer biyopsisinde portal fibrozis ve safra duktus proliferasyonu saptanıyor.

Bu klinik tablo için en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Otozomal resesif polikistik böbrek hastalığı

Cevap

Otozomal resesif polikistik böbrek hastalığı
Otozomal resesif polikistik böbrek hastalığı, yeni doğanlarda bilateral böbrek büyümesi, böbrek korteks ve medullasında ışınsal yerleşimli kistlerle karakterize 'süngerimsi' görünüm ve eşlik eden konjenital hepatik fibrozis ile karakterizedir. Bu bulguların tamamı vakada mevcuttur.

Adım Adım Çözüm

1
Hastanın yaşını ve klinik başvurusunu değerlendir.
Yeni doğan döneminde bilateral böbrek büyümesi saptandı.
ARPKD tipik olarak perinatal veya neonatal dönemde massif böbrek büyümesi ile prezente olur.
2
Böbrek kistlerinin morfolojik yerleşimini analiz et.
Işınsal (radyosentrik) yerleşimli küçük kistler (toplayıcı kanal dilatasyonu) izlendi.
Bu patern, kistlerin nefronun her yerinden değil, sadece toplayıcı kanallardan geliştiğini gösterir.
3
Eşlik eden ekstrarenal bulguları incele.
Konjenital hepatik fibrozis (portal fibrozis ve safra yolu proliferasyonu) saptandı.
ARPKD hastalarının neredeyse tamamında karaciğerde bu spesifik değişiklik izlenir.

Anahtar Kavram

Otozomal resesif polikistik böbrek hastalığı (ARPKD), PKHD1PKHD1 gen mutasyonu sonucu toplayıcı kanalların kistik dilatasyonu ve konjenital hepatik fibrozis ile karakterize bir hastalıktır.
Tahmini Süre:45s
Soru 317Soru

6565 yaşında, 4040 paket/yıl sigara öyküsü olan erkek hasta ağrısız makroskobik hematüri şikayeti ile başvuruyor. Yapılan sistoskopide saptanan kitleye yönelik transüretral rezeksiyon (TURMTUR-M) uygulanıyor. Patolojik incelemede; belirgin nükleer pleomorfizm, yüksek mitotik aktivite ve düzensiz mimari gösteren malign ürotelyal hücrelerin lamina propria içinde küçük yuvalar halinde infiltre olduğu izleniyor. Ancak preparatlarda detrusör kas tabakasının (muskularis propria) örneklenmediği görülüyor. Bu patoloji raporuna göre tümörün evrelendirilmesi ve yönetimi ile ilgili aşağıdakilerden hangisi en doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Tümör pT1 olarak izlense de, detrusör kası görülmediği için evreleme eksiktir ve 'understaging' (alt evreleme) riski mevcuttur.

Cevap

Tümör pT1 olarak izlense de, detrusör kası görülmediği için evreleme eksiktir ve 'understaging' riski mevcuttur.
Ürotelyal karsinomlarda pT1pT1 evresi, tümörün bazal membranı aşarak subepitelyal bağ dokusuna (lamina propria) infiltre olması ancak detrusör kasına (muskularispropriamuskularis propria) ulaşmamasıdır. TURMTUR-M materyalinde detrusör kasının izlenmemesi, tümörün bu tabakayı tutup tutmadığının belirlenemediği anlamına gelir; bu da klinik olarak 'yetersiz evreleme' ve yanlışlıkla düşük evreleme (understagingunderstaging) riskini doğurur.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik ve histolojik bulguları değerlendir
Sigara öyküsü, ağrısız hematüri ve pleomorfik/mitotik hücrelerin lamina propria invazyonu 'Yüksek Dereceli İnvaziv Ürotelyal Karsinom' tanısını koydurur.
Malignite kriterleri (pleomorfizm, mitoz) ve anatomik yerleşim (lamina propria) invazyonun varlığını ve derecesini belirler.
2
TNM evreleme kriterlerini uygula
Lamina propria invazyonu T1'dir, ancak T2 (kas invaziv) ayrımı için muskularis propria (detrusör) incelenmelidir.
Detrusör kasının tutulumu, radikal cerrahi kararını etkileyen kritik bir eşiktir.
3
Materyal yeterliliğini analiz et
Rapor edilen materyalde detrusör kası izlenmediği için tümörün daha derine (T2) gidip gitmediği bilinemez.
Eksik örnekleme, gerçek evrenin olduğundan düşük görünmesine (understaging) neden olabilir.

Anahtar Kavram

Ürotelyal karsinomlarda pT1 ve pT2 ayrımı için detrusör kasının (muskularis propria) örneklenmesi zorunludur.

Daha Fazla Pratik

Ürotelyal karsinomun pT1 alt evrelemesinde (T1a vs T1b) muskularis mukozanın önemini ve karsinoma in situ (CIS) ile pagetoid yayılım farklarını inceleyiniz.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 318Soru

3232 yaşında erkek hasta, çarpıntı, terleme ve ataklar halinde gelen baş ağrısı şikayetleriyle başvuruyor. Yapılan tetkiklerde plazma metanefrin düzeyleri yüksek saptanıyor ve adrenal görüntülemede kitle izleniyor. Fizik muayenede tiroid sağ lobunda 1,81,8 cm çapında sert bir nodül palpe ediliyor. Hastanın kız kardeşinde de benzer bir tiroid tümörü nedeniyle operasyon öyküsü olduğu öğreniliyor. Bu hastadaki tiroid nodülünden alınan biyopsi örneğinde izlenmesi en olası histopatolojik bulgu ve bu tümörle en sık ilişkili genetik değişiklik eşleşmesi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Amiloid içeren stroma - RETRET proto-onkogen mutasyonu

Cevap

Amiloid içeren stroma ve RETRET proto-onkogen mutasyonu eşleşmesi doğrudur.
Hastadaki çarpıntı, baş ağrısı ve yüksek metanefrin düzeyi feokromositomayı; aile öyküsüyle birlikte tiroid nodülü varlığı ise MEN 2MEN\ 2 sendromunu göstermektedir. Bu sendromda gelişen tiroid tümörü medüller karsinomdur. Medüller karsinomun en tipik histolojik bulgusu stroma içinde amiloid (prokalsitonin türevi) birikimidir ve bu tümörler karakteristik olarak RETRET proto-onkogen mutasyonu ile ilişkilidir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik bulguları ve aile öyküsünü analiz et.
Hastada feokromositoma (çarpıntı, metanefrin yüksekliği, adrenal kitle) ve ailesel tiroid nodülü öyküsü saptanmıştır.
Bu kombinasyon Çoklu Endokrin Neoplazi Tip 22 (MEN 2AMEN\ 2A veya 2B2B) sendromunu düşündürür.
2
MEN 2MEN\ 2 sendromu ile ilişkili tiroid tümörünü tanımla.
MEN 2MEN\ 2 sendromlarında görülen karakteristik tiroid tümörü Medüller Tiroid Karsinomudur (MTKMTK).
MTKMTK, bu sendromların en önemli bileşenlerinden biridir ve genellikle bilateral veya multisentriktir.
3
Medüller tiroid karsinomunun patolojik ve genetik özelliklerini belirle.
Parafoliküler CC hücrelerinden köken alan bu tümörde kalsitonin türevi olan amiloid birikimi izlenir ve genetik olarak RETRET proto-onkogen mutasyonu görülür.
RETRET mutasyonu germ-line (ailesel) vakaların neredeyse tamamında mevcuttur ve amiloid stroma patognomonik bir bulgudur.

Anahtar Kavram

Medüller Tiroid Karsinomu ve MEN 2MEN\ 2 İlişkisi
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 319Soru

2929 yaşında bir erkek hastada, infertilite araştırması kapsamında yapılan testis biyopsisinde; seminifer tübüllerin bazalinde, geniş ve berrak sitoplazmalı, belirgin nükleollü atipik hücrelerin bulunduğu saptanıyor. İmmünohistokimyasal incelemede bu hücrelerin OCT3/4OCT3/4 ve CD117CD117 (ckitc-kit) ile kuvvetli pozitif boyandığı, ancak tübüllerin çoğunda spermatogenezin durduğu izleniyor. Laboratuvar incelemesinde serum αfetoprotein\alpha-fetoprotein (AFPAFP) ve βhCG\beta-hCG düzeyleri normal sınırlarda bulunuyor.

Tanısı "germ hücreli neoplazi in situ" (GCNISGCNIS) olarak belirlenen bu lezyonun ilerleyerek "embriyonel karsinom" bileşeni geliştirmesi sürecinde, neoplastik hücrelerde aşağıdaki transkripsiyon faktörü değişimlerinden hangisinin gerçekleşmesi beklenir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: SOX17SOX17 ekspresyonunun kaybı ve SOX2SOX2 ekspresyonunun kazanılması

Cevap

Germ hücreli neoplazi in situ (GCNIS) hücrelerinin embriyonel karsinom yönünde farklılaşması sırasında SOX17SOX17 ekspresyonu kaybolurken SOX2SOX2 ekspresyonu kazanılır.
Doğru yanıt olan seçenek, germ hücreli tümörlerin patogenezindeki kritik bir 'moleküler anahtarı' tanımlar. GCNIS hücreleri biyolojik olarak seminom hücrelerine çok benzer ve SOX17SOX17 eksprese ederler. Ancak embriyonel karsinom yönünde diferansiasyon başladığında, hücreler pluripotent epitelyal özellikler kazanır ve bu süreçte SOX17SOX17 yerini SOX2SOX2 ekspresyonuna bırakır. Ayrıca embriyonel karsinomda, GCNIS ve seminomda pozitif olan CD117CD117 (c-kit) ekspresyonunun kaybı da tipiktir.

Adım Adım Çözüm

1
Vakadaki histolojik ve immünohistokimyasal bulguları analiz et.
Hücrelerin tübül bazalinde dizilmesi ve OCT3/4OCT3/4, CD117CD117 pozitifliği germ hücreli neoplazi in situ (GCNIS) tanısını doğrular.
GCNIS, seminom dışı germ hücreli tümörlerin (spermatositik tümör ve prepubertal yolk sac/teratom hariç) tümünün öncülüdür.
2
GCNIS, seminom ve embriyonel karsinom arasındaki moleküler geçişi değerlendir.
GCNIS ve seminom SOX17(+)/SOX2()SOX17(+)/SOX2(-) profiline sahipken, embriyonel karsinom SOX17()/SOX2(+)SOX17(-)/SOX2(+) profiline sahiptir.
Transkripsiyon faktörü olan SOXSOX proteinleri, germ hücreli tümörlerin alt tiplere ayrılmasında en spesifik belirteçlerdendir.

Anahtar Kavram

Testis germ hücreli tümörlerinde transkripsiyon faktörü profili (SOX2 vs SOX17 switch)
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 320Soru

6161 yaşında erkek hasta, rutin sağlık taramasında serum PSAPSA düzeyinin 5.2 ng/mL5.2\ ng/mL (N<4 ng/mLN < 4\ ng/mL) saptanması üzerine üroloji kliniğine başvuruyor. Parmakla rektal muayenede prostatın her iki lobu orta sertlikte olup belirgin bir nodül palpe edilmiyor. Hastaya uygulanan transrektal iğne biyopsisinde; büyük, dallanan ve lümen içinde mikropapiller çıkıntılar (tufting) oluşturan bez yapıları izleniyor. Bu bezlerdeki lüminal hücrelerde belirgin nükleol varlığı ve nükleer büyüme saptanıyor. Yapılan immünhistokimyasal (İHK) incelemede, bazal hücre tabakasında p63p63 ile kesintili (fragmented) pozitiflik, lüminal hücrelerde ise AMACRAMACR (P504S) ile kuvvetli granüler sitoplazmik boyanma izleniyor.

Bu hastadaki en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Yüksek dereceli prostatik intraepitelyal neoplazi (HGPIN)

Cevap

Yüksek dereceli prostatik intraepitelyal neoplazi (HGPIN)
Yüksek dereceli prostatik intraepitelyal neoplazi (HGPIN), invaziv adenokarsinomun en önemli öncül lezyonudur. Mikroskobik olarak büyük, önceden var olan bezlerin lümeninde atipik hücreler (belirgin nükleol, irileşmiş nükleus) izlenir. En kritik ayırıcı tanı özelliği, bazal hücre tabakasının (p63 veya 34betaE12 ile gösterilebilir) korunmuş olmasıdır. Bu vakada p63'ün kesintili de olsa pozitif olması invazyon olmadığını kanıtlar; AMACR (P504S) pozitifliği ise bu atipik hücrelerin neoplastik olduğunu destekler.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik verileri değerlendir
6161 yaş, hafif PSAPSA yüksekliği (5.2 ng/mL5.2\ ng/mL) ve normal rektal muayene bulguları saptandı.
Hastanın risk profilini belirlemek için klinik veriler esastır.
2
Morfolojik bulguları analiz et
Büyük bezlerde tufting/mikropapiller yapı ve belirgin nükleol (malignite benzeri özellikler) izlendi.
Bu bulgular karsinom ile HGPIN arasındaki ayrımı gerektirir.
3
İmmünhistokimyasal belirteçleri yorumla
p63p63 pozitifliği bazal tabakanın korunduğunu, AMACRAMACR pozitifliği ise neoplaziyi doğrular.
İnvaziv karsinomda bazal tabaka (p63) izlenmez.

Anahtar Kavram

HGPIN ve Prostat Karsinomu ayrımında bazal hücre belirteçlerinin (p63, 34betaE12) kullanımı.
Tahmini Süre:1m 40s
ÖncekiSayfa 16 / 20Sonraki
Ürogenital ve Endokrin Sistem Patolojisi — TUS - Tıpta Uzmanlık Sınavı — Sayfa 16 | Examkin