Ürogenital ve Endokrin Sistem Patolojisi

387 soru

Soru 321Soru

Mesane tümörlerinde en sık karşılaşılan ve tipik olan klinik başvuru bulgusu aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Ağrısız makroskobik hematüri

Cevap

Mesane tümörlerinin en sık ve tipik klinik belirtisi ağrısız makroskobik hematüridir.
Mesane ürotelyal karsinomu olan hastaların yaklaşık %8090\%80-90'ında ilk ve en sık başvuru şikayeti ağrısız makroskobik hematüridir. Bu bulgu, aksi ispatlanana kadar üriner sistem malignitesi olarak kabul edilmelidir.

Adım Adım Çözüm

1
Mesane tümörlerinin en yaygın histolojik tipini belirle.
Mesane tümörlerinin yaklaşık %95\%95'i ürotelyal (değişici epitel hücreli) karsinomdur.
Klinik tabloyu belirleyen temel faktör, tümörün mesane mukozasındaki yerleşimi ve davranışıdır.
2
Ürotelyal karsinomun tipik klinik sunumunu hatırla.
Tümör dokusunun fragmantasyonu veya vasküler yapısındaki bozulma sonucu idrara kan karışır.
Bu süreç genellikle inflamasyon eşlik etmediği sürece ağrısız gerçekleşir.
3
Seçenekler arasındaki ayırıcı tanıyı yap.
Ağrısız hematüri kanseri, ağrılı hematüri veya irritatif bulgular enfeksiyonu/taşları işaret eder.
TUS'ta 'ağrısız hematüri' ifadesi mesane kanseri için en önemli anahtar kelimedir.

Anahtar Kavram

Mesane tümörlerinde (Ürotelyal Karsinom) ağrısız makroskobik hematüri en sık görülen semptomdur.
Soru 322Soru

Yaygın kemik ağrıları ve tekrarlayan böbrek taşı şikayetleri ile başvuran 5555 yaşındaki bir kadın hastada hiperkalsemi (serum kalsiyumu: 11.811.8 mg/dL) ve artmış serum paratiroid hormon (PTH) düzeyi saptanıyor. Yapılan cerrahi eksplorasyonda sol alt paratiroid bezinin yaklaşık 22 cm çapında, ince kapsüllü ve yumuşak kıvamlı bir kitleye dönüştüğü, diğer üç paratiroid bezinin ise normal boyutlarda olduğu izleniyor. Eksize edilen kitlenin histopatolojik incelemesinde baskın olarak esas (chief) hücrelerin çoğaldığı görülüyor.

Bu klinik ve patolojik bulgular ışığında en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Paratiroid adenomu

Cevap

Paratiroid adenomu
Primer hiperparatiroidizmli hastalarda cerrahi eksplorasyonda tek bir bezin büyük, diğerlerinin normal saptanması tanısal olarak paratiroid adenomunu gösterir. Adenomlar genellikle ince bir fibröz kapsülle çevrilidir ve mikroskobik olarak baskın hücre tipi 'esas hücre' (chief cell) proliferasyonudur. Ayrıca kapsülün hemen dışında basıya uğramış normal paratiroid dokusunun (rim) varlığı ayırıcı tanıda önemli bir kriterdir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik ve laboratuvar bulgularının analizi
Primer hiperparatiroidizm tanısı konur.
Serum kalsiyum ve PTH düzeylerinin birlikte yüksek olması primer hiperparatiroidizm için tipiktir.
2
Cerrahi ve morfolojik bulguların değerlendirilmesi
Adenom ve hiperplazi ayırımı yapılır.
Tek bir bezin büyümesi ve diğer üç bezin normal (veya basıya bağlı hafif atrofik) olması, vakaların %85-95'inden sorumlu olan paratiroid adenomunu işaret eder.
3
Histopatolojik özelliklerin doğrulanması
Kesin tanı olarak paratiroid adenomu belirlenir.
İnce kapsül varlığı ve esas (chief) hücre proliferasyonu, adenomun klasik mikroskobik görüntüsüdür.

Anahtar Kavram

Paratiroid adenomu, primer hiperparatiroidizmin en sık nedenidir ve genellikle soliter (tek) bez tutulumu ile karakterizedir.

Daha Fazla Pratik

Paratiroid adenomunu paratiroid hiperplazisinden ayıran 'kapsül dışı normal doku (rim)' varlığını ve klonalliği gözden geçirebilirsiniz.
Tahmini Süre:45s
Soru 323Soru

Otuz dört yaşında bir erkek hasta, tekrarlayan böbrek taşı (nefrolitiyazis) ve proton pompa inhibitörlerine dirençli peptik ülser şikayetleriyle başvuruyor. Laboratuvar incelemelerinde serum kalsiyum düzeyi 11.8 mg/dL11.8~mg/dL (Normal: 8.510.5 mg/dL8.5-10.5~mg/dL) ve paratiroid hormonu (PTH) belirgin yüksek bulunuyor. Hastanın detaylı anamnezinde son aylarda her iki gözde dış kısımları görmede zorluk yaşadığı öğreniliyor ve nörolojik muayenede bitemporal hemianopsi saptanıyor. Çekilen kranial MR'da optik kiazmaya bası yapan 1.81.8 cm çapında sellar kitle izleniyor.

Buna göre, hastanın klinik tablosu ve saptanan lezyonların patolojik özellikleri ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Hipofizdeki kitle en büyük olasılıkla nükleer PIT-1 (POU1F1) ekspresyonu gösteren laktotrof bir adenomdur (prolaktinoma).

Cevap

Hastanın kliniği MEN-1 sendromu ile uyumludur ve bu sendromda en sık PIT-1 pozitif laktotrof adenom (prolaktinoma) izlenir.
Hastadaki hiperkalsemi tablosu (paratiroid hiperplazisi), dirençli peptik ülser (Zollinger-Ellison sendromuna yol açan pankreas gastrinoması) ve görme alanı defekti (hipofiz makroadenomu), Multiple Endokrin Neoplazi Tip 1 (MEN-1) sendromunun klasik '3P' (Paratiroid, Pankreas, Pitüiter) triadını oluşturur. MEN-1 sendromunda hipofizde en sık izlenen tümör laktotrof adenomdur (prolaktinoma). Laktotrof adenomlar, somatotrof ve tiyrotroflar ile birlikte histogenezlerinde PIT-1 (POU1F1) transkripsiyon faktörüne bağımlıdırlar ve immünhistokimyasal olarak karakteristik nükleer PIT-1 pozitifliği gösterirler. Bu nedenle hipofiz kitlesinin özelliklerini belirten ifade doğrudur.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik bulguları sentezleyerek altta yatan sendromu belirle.
Böbrek taşı/hiperkalsemi (hiperparatiroidi), dirençli peptik ülser (gastrinoma) ve bitemporal hemianopsi (hipofiz adenomu) birleştiğinde Multiple Endokrin Neoplazi Tip 1 (MEN-1) tanısına ulaşılır.
MEN-1 sendromunun klasik 3P (Paratiroid, Pankreas, Pitüiter) triadını klinik prezentasyondan çıkarmak sorunun çözümündeki ilk aşamadır.
2
Tanımlanan sendroma (MEN-1) özgü hipofiz tümörü alt tipini ve özelliklerini analiz et.
MEN-1 sendromunda hipofizde en sık laktotrof adenom (prolaktinoma) gelişir. Laktotrof hücreler histogenezlerinde ve fonksiyonlarında PIT-1 (POU1F1) transkripsiyon faktörüne bağımlıdır.
Hipofiz adenomlarının güncel histopatolojik sınıflandırması transkripsiyon faktörlerine (PIT-1, TPIT, SF-1) dayanmaktadır.

Anahtar Kavram

MEN-1 sendromunun klinik komponentleri (3P) ve hipofiz adenomlarının transkripsiyon faktörlerine göre sınıflandırılması
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 324Soru

35 yaşında, vücut kitle indeksi 34 kg/m234\text{ kg/m}^2 olan bir erkek hasta, bacaklarında gode bırakan ödem ve köpüklü idrar şikayetiyle başvuruyor. Laboratuvar incelemesinde 2424 saatlik idrarda 6 g6\text{ g} proteinüri, serum albümin düzeyinde belirgin düşüklük ve hiperlipidemi saptanıyor. Yapılan böbrek biyopsisinde, ışık mikroskobunda glomerüllerin yaklaşık yarısının normal olduğu, etkilenen glomerüllerde ise kapiller yumağın sadece bir bölümünde kollajen artışı ve hyalinozis odakları izleniyor. İmmünofloresan mikroskobide sklerotik alanlarda non-spesifik IgM ve C3 birikimi saptanıyor.

Bu hastada en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Fokal Segmental Glomeruloskleroz

Cevap

Vakada tanımlanan klinik ve histopatolojik bulgular ışığında en olası tanı Fokal Segmental Glomeruloskleroz'dur.
Fokal Segmental Glomeruloskleroz (FSGS), vakadaki 35 yaşındaki obez erkek hasta profiline ve biyopsi bulgularına tam olarak uymaktadır. Işık mikroskobunda glomerüllerin bir kısmında (fokal) ve yumakların sadece bir bölümünde (segmental) izlenen skleroz ve hyalinozis odakları patognomoniktir. Sklerotik alanlarda izlenen IgM ve C3 birikimi ise karakteristik 'trapping' fenomenini temsil eder.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik prezantasyonun analizi
Nefrotik Sendrom
Masif proteinüri (6 g/gu¨n6\text{ g/gün}), ödem, hipoalbüminemi ve hiperlipidemi varlığı nefrotik sendromu tanımlar.
2
Işık mikroskobik (LM) bulguların değerlendirilmesi
Fokal ve Segmental Tutulum
Glomerüllerin bir kısmının (fokal) ve etkilenen glomerüllerin sadece bir bölümünün (segmental) skleroza uğraması tipik morfolojik özelliktir.
3
İmmünofloresan (IF) bulguların yorumlanması
Non-spesifik IgM ve C3 hapsolması (trapping)
Sklerotik alanlarda izlenen IgM ve C3 birikimi, immün kompleks hastalığından ziyade plazma proteinlerinin hasarlı bölgede mekanik olarak hapsolmasını yansıtır.

Anahtar Kavram

Fokal Segmental Glomeruloskleroz (FSGS), yetişkinlerde nefrotik sendromun en sık nedenlerinden biridir ve obezite, HIV enfeksiyonu veya eroin kullanımı gibi durumlarla ilişkili olabilir.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 325Soru

33 yaşında bir erkek çocuk, ailesinin çocuğun gözlerinde fark ettiği bir anormallik nedeniyle polikliniğe getiriliyor. Fizik muayenede her iki taraflı irisin tam yokluğu (aniridi) saptanıyor. Batın muayenesinde sol abdominal kadranda palpasyonla düzgün sınırlı, ağrısız bir kitle ve inguinal bölgede inmemiş testis (kriptorşidizm) gözleniyor. Ayrıca hastada hafif düzeyde mental retardasyon olduğu belirleniyor. Bu klinik tabloya neden olan en olası genetik mekanizma aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: 11p1311p13 bölgesindeki WT1WT1 ve PAX6PAX6 genlerini içeren mikrodelesyon

Cevap

Bu klinik tabloya neden olan mekanizma 11p1311p13 bölgesindeki WT1WT1 ve PAX6PAX6 genlerini içeren mikrodelesyondur.
Hastada saptanan klinik tablo (aniridi, kriptorşidizm, kitle ve mental retardasyon) klasik WAGR sendromu triadıdır. Bu sendrom, 11p1311p13 kromozomal bölgesindeki WT1WT1 ve PAX6PAX6 genlerini içeren bir germ-line mikrodelesyon sonucu ortaya çıkar. PAX6PAX6 gen kaybı anirididen, WT1WT1 gen kaybı ise Wilms tümörü ve genitoüriner anomalilerden sorumludur.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik bulguların sentezlenmesi
Hastada Wilms tümörü (abdominal kitle), aniridi, genitoüriner anomali (kriptorşidizm) ve mental retardasyon birlikteliği saptanır.
Bu bulgular WAGR sendromu (Wilms, Aniridia, Genitourinary, Retardation) için tipiktir.
2
WAGR sendromunun genetik temelinin belirlenmesi
11p1311p13 kromozomal bölgesinde yer alan WT1WT1 (tümör supresör) ve PAX6PAX6 (göz gelişimi) genlerini kapsayan bir mikrodelesyon olduğu hatırlanır.
Bu genlerden birinin kaybı tümör gelişimine, diğerinin kaybı ise irisin gelişememesine yol açar.

Anahtar Kavram

Wilms tümörü ile ilişkili sendromlardan WAGR sendromu, 11p1311p13 mikrodelesyonu sonucu oluşur.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 326Soru

4848 yaşında bir erkek hasta, konjestif kalp yetmezliği tedavisi kapsamında fosemid başlandıktan 1414 gün sonra ateş, deri döküntüsü ve idrar miktarında azalma şikayetleriyle başvuruyor. Laboratuvar tetkiklerinde periferik eozinofili ve serum kreatinin değerinde belirgin yükselme (2.82.8 mg/dLmg/dL) saptanıyor. Bu hastada kesin tanı amacıyla yapılan böbrek biyopsisinde saptanan aşağıdaki histopatolojik bulgulardan hangisi, tanıyı akut tübüler hasardan (ATH) ayırmada en belirleyicidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İnterstisyumda yaygın ödem ile birlikte lenfosit ve eozinofillerden oluşan infiltrasyon

Cevap

İnterstisyumda yaygın ödem ile birlikte lenfosit ve eozinofillerden oluşan infiltrasyon
Verilen klinik senaryo (diüretik sonrası ateş, döküntü, eozinofili ve böbrek yetmezliği) ilaç ilişkili akut interstisyel nefriti tanımlamaktadır. Bu durumun histopatolojik belirleyicisi, tübüller arasındaki alanda (interstisyumda) görülen yaygın ödem ve lenfositler ile eozinofillerden zengin inflamatuar hücre infiltrasyonudur. Akut tübüler hasarda (ATH) ise inflamasyon minimaldir ve asıl bulgu tübül epitelindeki nekroz, fırçamsı kenar kaybı ve lümenlerdeki granüler silendirlerdir.

Adım Adım Çözüm

1
Hastanın klinik tablosunu analiz etme
İlaç kullanım öyküsü (diüretik), ateş, döküntü ve eozinofili varlığı ilaç ilişkili Akut İnterstisyel Nefrit (AİN) tanısını güçlü bir şekilde desteklemektedir.
AİN tipik olarak aşırı duyarlılık reaksiyonu (Tip I veya Tip IV) mekanizmasıyla gelişir.
2
AİN ve ATH arasındaki morfolojik farkı belirleme
AİN'de primer hasar tübüller arası mesafede (interstisyumda) yoğunlaşırken, ATH'de hasar doğrudan tübül epitelindedir.
AİN bir inflamatuar süreçtir; bu nedenle interstisyel ödem ve eozinofil içeren hücre infiltrasyonu tanı koydurucudur.

Anahtar Kavram

İlaç ilişkili Akut İnterstisyel Nefrit ve Akut Tübüler Hasar ayırıcı tanısı
Soru 327Soru

45 yaşında erkek hasta, her iki bacakta gode bırakan ödem ve köpüklü idrar yapma şikayetleriyle polikliniğe başvuruyor. Laboratuvar incelemesinde 2424 saatlik idrarda 5,25,2 gg protein saptanıyor. Böbrek biyopsisinin ışık mikroskobik incelemesinde glomerül kapiller duvarlarında diffüz kalınlaşma izleniyor. Gümüşleme (silver stain) boyamasında bazal membranın epitelyal yüzeyinde "spike" (dikenleşme) yapıları dikkati çekiyor. Bu klinik ve morfolojik bulgular ışığında, en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Membranöz nefropati

Cevap

Membranöz nefropati
Vakada tanımlanan nefrotik sendrom kliniği ile birlikte ışık mikroskobunda izlenen diffüz bazal membran kalınlaşması ve gümüşleme boyasında saptanan 'spike' (dikenleşme) yapıları, membranöz nefropati tanısını kesinleştirir. Bu dikenleşmeler, subepitelyal yerleşimli immün komplekslerin arasına doğru yeni bazal membran materyalinin (lamina densa) sentezlenmesiyle oluşur.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik semptomların analizi
Hasta masif proteinüri (5,25,2 g/gu¨ng/gün) ve ödem ile başvurmuştur, bu da nefrotik sendrom tablosuna işaret eder.
Tanıya gitmek için ilk adım hastanın klinik sendromunu (nefrotik vs nefritik) belirlemektir.
2
Işık mikroskobu bulgularının değerlendirilmesi
Glomerül kapiller duvarlarında izlenen diffüz kalınlaşma, proliferatif olmayan bir glomerüler hasarı düşündürür.
Bazal membran kalınlaşması membranöz süreçlerin ana özelliğidir.
3
Özel boyama ve spesifik morfolojik bulgu tespiti
Gümüşleme boyasında görülen 'spike' (dikenleşme) yapıları, bazal membran materyalinin immün komplekslerin arasına doğru büyümesiyle oluşur ve membranöz nefropati için patognomoniktir.
Farklı glomerülopatileri ayırt etmek için spesifik boyama bulguları (spike, tram-track vb.) anahtar rol oynar.

Anahtar Kavram

Membranöz nefropati, subepitelyal immün kompleks birikimi ve buna bağlı olarak oluşan 'spike' (dikenleşme) yapıları ile karakterize bir nefrotik sendrom nedenidir.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 328Soru

2828 yaşında erkek hasta, son bir yıl içinde iki kez üreter taşı düşürme öyküsü ve son aylarda belirginleşen görme alanı kısıtlılığı şikayetleriyle başvuruyor. Laboratuvar incelemesinde serum kalsiyum düzeyi 12,412,4 mg/dL, fosfor 2,12,1 mg/dL ve paratiroid hormon (PTHPTH) 210210 pg/mL (Normal: 106510-65) olarak saptanıyor. Hipofiz MRMR görüntülemesinde 1,51,5 cm çapında kitle izlenen hastaya yapılan boyun eksplorasyonunda, dört paratiroid bezinin de değişik derecelerde büyümüş olduğu gözleniyor. Bu hastadaki paratiroid ve hipofiz lezyonlarının özellikleri dikkate alındığında, aşağıdakilerden hangisi en olası patolojik bulgudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Paratiroid bezlerinde stromal yağ kaybı ile karakterize esas (chief) hücre hiperplazisi izlenmesi ve hipofizdeki adenomun sporadik vakalara göre daha agresif seyretmesi.

Cevap

Paratiroid bezlerinde stromal yağ kaybı ile karakterize esas (chief) hücre hiperplazisi izlenmesi ve hipofizdeki adenomun sporadik vakalara göre daha agresif seyretmesi.
Vakada sunulan genç yaş, hiperkalsemi (nefrolitiazis) ve hipofiz adenomu birlikteliği tipik bir MEN1MEN-1 (Multiple Endokrin Neoplazi Tip 1) tablosudur. MEN1MEN-1'de paratiroid bezlerinin tamamını etkileyen, mikroskobik olarak stromal yağ dokusunun kaybı ve esas (chief) hücrelerin nodüler veya diffüz proliferasyonu ile karakterize hiperplazi izlenir. Hiperplazide sporadik adenomların aksine, kitleyi çevreleyen basık bir normal paratiroid dokusu (rim) bulunmaz. Ayrıca MEN1MEN-1 ilişkili hipofiz adenomları (sıklıkla prolaktinoma veya GH salgılayanlar), sporadik vakalara göre klinik olarak daha agresif ve radyolojik olarak daha büyüktür.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik tabloyu analiz et
Hiperkalsemi, nefrolitiazis ve hipofiz adenomu (makroadenom) varlığı MEN1MEN-1 (Wermer Sendromu) ile uyumludur.
Genç yaşta ortaya çıkan primer hiperparatiroidizm ve eşlik eden hipofiz kitleleri öncelikle sendromik durumları düşündürür.
2
Paratiroid patolojisini belirle
MEN1MEN-1 sendromunda paratiroid tutulumu multiglandüler esas (chief) hücre hiperplazisi şeklindedir.
Sporadik vakaların aksine sendromik durumlarda tüm glandlar neoplastik potansiyel taşır.
3
Hiperplazi ve adenom ayrımını yap
Hiperplazide stromal yağ azalır ve adenomdaki gibi basık normal parankim (rim) izlenmez.
Diferansiyel tanıda bez sayısı ve çevredeki normal doku varlığı en önemli histopatolojik kriterdir.
4
Hipofiz adenomunun davranışını değerlendir
MEN1MEN-1 ilişkili hipofiz adenomları daha büyük, multifokal ve daha agresif seyirlidir.
Germline mutasyonlar nedeniyle tümör gelişimi daha erken yaşta ve daha agresif karakterdedir.

Anahtar Kavram

MEN-1 sendromu ve paratiroid hiperplazisi ile adenomunun histopatolojik ayırıcı tanısı.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 329Soru

77 yaşında erkek çocuk, karın şişliği, yan ağrısı ve zaman zaman olan idrarda kanama şikayetleriyle pediatri polikliniğine getiriliyor. Yapılan fizik muayenesinde her iki böbrek lojunda ele gelen kitle ve belirgin hepatosplenomegali saptanıyor. Batın ultrasonografisinde her iki böbreğin ileri derecede büyüdüğü, korteks ve medullada radyasyon tarzında dizilim gösteren çok sayıda küçük kist olduğu; karaciğerde ise periportal fibrozis bulguları ve portal hipertansiyona sekonder özofagus varisleri izleniyor. Bu klinik tabloya neden olan hastalıkta etkilenen protein ve ilgili gen eşleşmesi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Fibrosistin - PKHD1PKHD1

Cevap

Fibrosistin - PKHD1PKHD1
Vakada tanımlanan çocukluk çağında başlangıç gösteren bilateral böbrek büyümesi, ultrasonografide kistlerin toplayıcı kanalların dilatasyonuna bağlı olarak 'radyal' dizilim göstermesi ve eşlik eden periportal fibrozis (konjenital hepatik fibrozis) bulguları ARPKD tanısını kesinleştirir. ARPKD, 66. kromozomda yer alan ve fibrosistin proteinini kodlayan PKHD1PKHD1 genindeki mutasyonlar sonucu gelişir.

Adım Adım Çözüm

1
Hastanın klinik bulgularını (pediatrik yaş grubu, bilateral böbrek kitleleri, hematüri) analiz et.
Bulgular çocukluk çağının kistik böbrek hastalıklarını düşündürür.
Böbreklerin büyümesi ve kistik yapısı tanıyı kistik hastalıklara yönlendirir.
2
Eşlik eden ekstrarenal bulguları (konjenital hepatik fibrozis, portal hipertansiyon, hepatosplenomegali) değerlendir.
Bu tablo Otozomal Resesif Polikistik Böbrek Hastalığı (ARPKD) için karakteristiktir.
Konjenital hepatik fibrozis ARPKD'nin neredeyse tüm vakalarında eşlik eden spesifik bir bulgudur.
3
ARPKD'nin genetik temelini belirle.
Fibrosistin proteinini kodlayan PKHD1PKHD1 gen mutasyonu saptanır.
Hastalığın moleküler patogenezi silia fonksiyonu ile ilgili olan bu proteinin kaybına dayanır.

Anahtar Kavram

Otozomal Resesif Polikistik Böbrek Hastalığı (ARPKD) ve Konjenital Hepatik Fibrozis birlikteliği.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 330Soru

Jinekomasti şikayetiyle başvuran 3535 yaşında erkek hastanın testis muayenesinde saptanan kitleden alınan biyopsi örneğinde; bol eozinofilik sitoplazmalı, geniş poligonal hücreler ve bu hücrelerin sitoplazmasında 'Reinke kristalleri' olarak adlandırılan karakteristik çubuksu inklüzyonlar izlenmiştir. Bu hasta için en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Leydig hücreli tümör

Cevap

Leydig hücreli tümör
Leydig hücreli tümörler, testislerin en sık görülen seks kord-stromal tümörüdür. Klinik olarak androjen veya östrojen salınımına bağlı olarak puberte prekoks veya jinekomasti ile prezente olabilirler. Mikroskobik olarak geniş, eozinofilik sitoplazmalı poligonal hücrelerden oluşurlar ve vakaların bir kısmında sitoplazmada 'Reinke kristalleri' adı verilen çubuk benzeri yapılar izlenir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik bulgunun değerlendirilmesi
Hastadaki jinekomasti, tümörün östrojen veya androjen salgıladığını düşündürür.
Leydig hücreli tümörler hormonal olarak aktif seks kord-stromal tümörlerdir.
2
Histopatolojik bulgunun tanımlanması
Reinke kristalleri, Leydig hücreli tümörlerin yaklaşık %25-30'unda saptanan patognomonik bir bulgudur.
Bu inklüzyonlar bu tümör tipi için ayırt edici morfolojik özelliktir.

Anahtar Kavram

Leydig hücreli tümörlerin klinik (jinekomasti) ve histopatolojik (Reinke kristalleri) özellikleri.

Daha Fazla Pratik

Diğer germ hücreli tümörlerin karakteristik histopatolojik bulgularını (Schiller-Duval cisimciği, sinsityotrofoblastlar vb.) gözden geçirebilirsiniz.
Tahmini Süre:45s
Soru 331Soru

5555 yaşında bir erkek hasta, akut gut atağı sonrası başlanan allopurinol tedavisinin 1212. gününde; yaygın deri döküntüsü, ateş ve idrar miktarında azalma şikayetleriyle başvuruyor. Laboratuvar tetkiklerinde serum kreatinin düzeyi 3.43.4 mg/dL (0.81.20.8-1.2 mg/dL) ve periferik yaymada eozinofili saptanıyor. Tam idrar incelemesinde lökosit silendirleri izleniyor. Bu hastanın böbrek biyopsisinde görülen aşağıdaki bulgulardan hangisi tanıyı Akut Tübüler Yaralanma'dan (ATY) ziyade İlaçla Tetiklenen Akut İnterstisyel Nefrit'e yönlendirir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İnterstisyumda ödem ve eozinofillerin eşlik ettiği mononükleer inflamasyon

Cevap

İnterstisyumda ödem ve eozinofillerin eşlik ettiği mononükleer inflamasyon
Vakadaki klinik tablo (allopurinol kullanımı, ateş, döküntü, eozinofili) ve laboratuvar bulguları (lökosit silendirleri) İlaçla Tetiklenen Akut İnterstisyel Nefrit'i işaret etmektedir. Bu hastalığın patolojisinde interstisyumda belirgin ödem ve lenfositler, makrofajlar ve karakteristik olarak eozinofillerden oluşan bir inflamatuar yanıt görülür.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik ipuçlarını değerlendir.
Allopurinol kullanımı sonrası gelişen ateş, döküntü, eozinofili ve akut böbrek yetmezliği tablosu saptandı.
İlaçla tetiklenen Akut İnterstisyel Nefrit (AİN), sıklıkla tip I veya tip IV hipersensitivite reaksiyonu olarak ilaç maruziyetinden yaklaşık 2 hafta sonra gelişir.
2
İdrar bulgularını analiz et.
Lökosit silendirlerinin varlığı belirlendi.
Lökosit silendirleri, tübül lümenine sızan inflamatuar hücrelerin varlığını gösterir ve süreci ATY'den (nekroz odaklı) ziyade AİN (inflamasyon odaklı) lehine yorumlatır.
3
Histopatolojik ayrımı yap.
İnterstisyel ödem ve eozinofilli infiltrasyon bulgusuna odaklanıldı.
AİN'de temel patoloji interstisyumda iken, ATY'de temel hasar tübül epitellerindedir.

Anahtar Kavram

İlaçla tetiklenen akut interstisyel nefrit, interstisyumda ödem ve eozinofillerin bulunduğu inflamatuar bir süreçtir; tübüler nekrozun ön planda olduğu ATY'den bu özelliğiyle ayrılır.

Daha Fazla Pratik

NSAİİ kullanımına bağlı gelişen akut interstisyel nefrit tablosunda, diğer ilaçlardan farklı olarak minimal değişiklik hastalığına bağlı nefrotik sendromun da tabloya eklenebileceğini unutmayın.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 332Soru

3838 yaşında kadın hasta; son 33 aydır ataklar halinde gelen şiddetli baş ağrısı, çarpıntı ve terleme şikayetleriyle başvuruyor. Fizik muayenede atak sırasında kan basıncı 210/120 mmHg210/120 \text{ mmHg} olarak ölçülürken, atak dışı dönemde normal seyretmektedir. Laboratuvar incelemesinde serum sodyum düzeyi 140 mEq/L140 \text{ mEq/L}, potasyum düzeyi 4.1 mEq/L4.1 \text{ mEq/L} ve açlık kan şekeri 110 mg/dL110 \text{ mg/dL} olarak saptanmıştır. Adrenal görüntülemede sağda 4.5 cm4.5 \text{ cm} çapında vaskülaritesi artmış kitle izlenmiştir. Bu hastadaki klinik tablo ve olası patoloji için aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Tanı için idrarda metanefrin ve vanilmandelik asit (VMA) düzeylerinde artış saptanması beklenir.

Cevap

Hastanın semptomları ve normal elektrolit düzeyleri feokromositoma ile uyumludur ve bu durumda idrarda metanefrin ile vanilmandelik asit (VMA) artışı tanısal önem taşır.
Hastanın klinik tablosu (paroksismal hipertansiyon, çarpıntı, terleme) feokromositoma için tipik 'triad'ı oluşturmaktadır. Bu tabloda tanı, katekolaminlerin idrardaki yıkım ürünleri olan metanefrin ve VMA düzeylerinin artışıyla konur.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik semptomların analizi
Paroksismal (ataklar halinde) hipertansiyon, terleme ve çarpıntı feokromositoma klasiğidir.
Feokromositoma epizodik katekolamin salınımı yaparak bu semptomlara neden olur.
2
Laboratuvar ve elektrolit değerlendirmesi
Normal sodyum ve potasyum düzeyleri, Conn sendromu (hipokalemi beklenen) olasılığını dışlar.
Primer hiperaldosteronizmde potasyum kaybı ve sodyum tutulumu belirgindir.
3
Hormonal tanı yönteminin seçimi
Feokromositoma tanısında idrar veya plazma metanefrinleri ve VMA düzeyi ölçülür.
Katekolamin metabolitleri tümörün fonksiyonel aktivitesini kanıtlar.

Anahtar Kavram

Feokromositoma, adrenal medulla kaynaklı, epizodik hipertansiyon ve katekolamin fazlalığı ile seyreden bir tümördür.

İpuçları

1
Hastadaki hipertansiyonun 'ataklar halinde' gelmesi ve potasyumun normal olması ayırıcı tanıda hangi bölgeyi (medulla vs korteks) ön plana çıkarır?
2
Adrenal medulladan salınan katekolaminlerin yıkım ürünlerini hatırlayın.
3
Feokromositoma tanısında en duyarlı test idrar veya plazma metanefrin düzeyleridir.

Daha Fazla Pratik

Feokromositomanın '10'lar kuralı'nı ve ilişkili olduğu MEN sendromlarını gözden geçirin.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 333Soru

Tiroid ince iğne aspirasyon biyopsisinde amiloid içeren stroma ve kalsitonin pozitifliği saptanan bir hastada, bu tümörün köken aldığı hücre aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Parafoliküler C hücreleri

Cevap

Parafoliküler C hücreleri
Medüller karsinom, kalsitonin salgılayan ve nöroendokrin bir hücre tipi olan parafoliküler C hücrelerinden köken alan bir neoplazidir. Bu hücreler kalsitonin ürettiği için tümörde amiloid (pro-kalsitonin çökelmesi) ve kalsitonin pozitifliği görülür.

Adım Adım Çözüm

1
Biyopsi bulgularını (amiloid stroma ve kalsitonin pozitifliği) değerlendir.
Bu bulgular medüller tiroid karsinomu (MTK) için tanısal kriterlerdir.
Amiloid birikimi MTK'nın karakteristik histolojik özelliğidir ve kalsitonin MTK hücrelerinin ana belirtecidir.
2
MTK'nın embriyolojik ve hücresel kökenini belirle.
MTK, parafoliküler C hücrelerinden gelişir.
Parafoliküler C hücreleri kalsitonin salgılayan nöroendokrin hücrelerdir.

Anahtar Kavram

Medüller tiroid karsinomu, nöroendokrin kökenli parafoliküler C hücrelerinden gelişir ve stroma içerisinde amiloid birikimi gösterir.

Alternatif Yöntem

Kalsitonin pozitifliği görüldüğünde doğrudan nöroendokrin kökenli C hücreleri aranmalıdır.
Tahmini Süre:45s
Soru 334Soru

4242 yaşında kadın hastanın tiroid biyopsisinde; yoğun lenfosit infiltrasyonu, germinal merkezli lenfoid foliküller ve folikül epitelinde bol granüler eozinofilik sitoplazmalı metaplastik hücreler izlenmiştir. Bu histopatolojik bulgular ışığında, tanımlanan eozinofilik hücrelere ne ad verilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Hürthle (Askanazy) hücreleri

Cevap

Hürthle (Askanazy) hücreleri
Doğru cevap olan seçenek, Hashimoto tiroiditinin histolojik bir bileşeni olan Hürthle (Askanazy) hücrelerini tanımlamaktadır. Bu hücreler, kronik hasara yanıt olarak foliküler epitelin geçirdiği eozinofilik metaplazi sonucu oluşur ve sitoplazmalarındaki yoğun mitokondri varlığı nedeniyle pembe (eozinofilik) görünürler.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik ve histopatolojik verileri analiz et
Yoğun lenfosit infiltrasyonu ve germinal merkezli foliküllerin varlığı Hashimoto tiroiditini işaret eder.
Hashimoto tiroiditi, tiroidin en sık görülen kronik lenfositik inflamatuar hastalığıdır.
2
Hücresel metaplazi tipini tanımla
Bol eozinofilik sitoplazmalı hücreler, mitokondri birikimine bağlı gelişen Hürthle (Askanazy) hücreleridir.
Bu hücreler Hashimoto tiroiditi için karakteristik bir histopatolojik bulgudur.

Anahtar Kavram

Hashimoto tiroiditi morfolojisi ve Hürthle hücreleri
Tahmini Süre:45s
Soru 335Soru

4444 yaşında kadın hasta, tedaviye dirençli hipertansiyon, şiddetli kas güçsüzlüğü ve poliüri şikayetleriyle başvuruyor. Laboratuvar incelemesinde plazma sodyumu 147147 mEq/L, potasyumu 2.32.3 mEq/L saptanırken; plazma renin aktivitesi baskılanmış (0.10.1 ng/mL/saat), aldosteron seviyesi ise belirgin yüksek (4848 ng/dL) bulunuyor. Kortizol ve ACTH seviyeleri normal sınırlardadır. Adrenal tomografide sağda 1.21.2 cm'lik, iyi sınırlı, parlak sarı renkli soliter bir nodül izleniyor. Bu hastadaki adrenal lezyonun, benzer radyolojik görüntüye sahip ancak klinik olarak Cushing sendromu ile prezente olan bir adrenokortikal adenomdan en temel morfolojik farkı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Lezyon dışındaki ve karşı taraf adrenal korteksinde atrofi izlenmemesi

Cevap

Conn sendromuna (primer hiperaldosteronizm) yol açan adenomlarda, aldosteron salınımı ACTH salınımını baskılamadığı için neoplazi dışındaki adrenal korteks dokusunda atrofi izlenmez.
Conn sendromu, primer olarak aldosteron salgılayan bir adrenokortikal adenomdur. Aldosteron salınımı renin-anjiyotensin sistemini baskılamasına rağmen hipotalamo-hipofizer aksı (ACTH) baskılamaz. Bu nedenle, tümör dışındaki adrenal korteks dokusu normal kalınlığını korur. Cushing sendromuna yol açan adenomlarda ise yüksek kortizol ACTH'ı baskıladığı için tümör dışı korteks ve karşı taraf adrenal bezi atrofiye uğrar. Bu, iki tablo arasındaki en karakteristik morfolojik farktır.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik ve laboratuvar verilerini analiz et.
Dirençli hipertansiyon, belirgin hipokalemi (2.32.3 mEq/L), yüksek aldosteron ve düşük renin seviyeleri Primer Hiperaldosteronizm (Conn Sendromu) tanısını koydurur.
Hastanın semptomları ve biyokimyasal profili adrenal korteks kaynaklı bir aldosteron salgılayan adenoma işaret eder.
2
Hormonal geri bildirim (feedback) mekanizmalarını karşılaştır.
Aldosteron yüksekliği renin-anjiyotensin sistemini baskılar ancak ACTH üzerinde baskılayıcı etkisi yoktur. Buna karşılık, Cushing sendromundaki kortizol yüksekliği hipofizden ACTH salınımını güçlü bir şekilde baskılar.
Adrenal korteksin kalınlığı ACTH seviyesine bağımlıdır.
3
Morfolojik sonucu belirle.
Düşük ACTH seviyeleri (Cushing adenomunda olduğu gibi) neoplazi dışı korteksin atrofisine neden olurken, normal ACTH seviyeleri (Conn sendromunda olduğu gibi) korteksin normal kalınlığını korumasını sağlar.
Tanısal patolojide bu fark, fonksiyonel adenomların ayırıcı tanısında kritik bir histopatolojik ipucudur.

Anahtar Kavram

Fonksiyonel adrenal tümörlerin çevre parankim üzerindeki etkisi (ACTH bağımlılığı)

Daha Fazla Pratik

Adrenal korteks karsinomu tanısında kullanılan Weiss kriterlerini ve Cushing sendromu ayırıcı tanısında kullanılan deksametazon supresyon testlerini gözden geçirin.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 336Soru

4242 yaşında kadın hastanın sağ böbreğinde saptanan 4 cm4\text{ cm} çapındaki kitlenin histopatolojik incelemesinde; belirgin hücre sınırları, perinükleer halo ve "bitkisel hücre" (plant-like appearance) görünümü saptanmıştır. Ayrıca sitoplazmada "Hale’s colloidal iron" boyası ile diffüz granüler pozitiflik izlenmiştir. Bu tümörün ayırıcı tanısında ve patogenezinde aşağıdakilerden hangisi en karakteristiktir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Sitogenetik olarak 1,2,6,10,13,171, 2, 6, 10, 13, 17 ve 2121. kromozomların kaybı ile giden ekstrem hipodiploidi

Cevap

Kromofob renal hücreli karsinomda sitogenetik olarak 1,2,6,10,13,171, 2, 6, 10, 13, 17 ve 2121. kromozomların kaybı ile giden ekstrem hipodiploidi görülmesi en karakteristik bulgudur.
Vakada tanımlanan histolojik özellikler (belirgin hücre sınırları, perinükleer halo) ve kolloidal demir pozitifliği Kromofob Renal Hücreli Karsinom tanısını koydurur. Bu tümörün genetik temeli, çok sayıda kromozomun kaybı ile karakterize olan ekstrem hipodiploididir. Bu durum, trizomilerin görüldüğü papiller tip veya 3p3p kaybının görüldüğü berrak hücreli tipten belirgin bir farktır.

Adım Adım Çözüm

1
Histopatolojik ve histokimyasal bulguları analiz et.
Belirgin hücre sınırları, perinükleer halo ve Hale’s colloidal iron pozitifliği saptandı.
Bu kombinasyon Kromofob Renal Hücreli Karsinom (RHK) için patognomoniktir.
2
Kromofob RHK ile Onkositom ayırıcı tanısını yap.
Hale’s colloidal iron pozitifliği onkositomdan ayrımda kullanılır (onkositom negatiftir).
İki tümör de granüler sitoplazmalı hücreler içerebilir, ancak kolloidal demir boyası ayırıcıdır.
3
Tanımlanan tümörün genetik profilini doğrula.
Kromofob RHK, ekstrem hipodiploidi (1,2,6,10,13,17,211, 2, 6, 10, 13, 17, 21 kaybı) ile karakterizedir.
Diğer RHK tiplerinde (berrak hücreli veya papiller) genellikle kromozom kazanımı veya spesifik tekil delesyonlar görülür.

Anahtar Kavram

Kromofob Renal Hücreli Karsinom Tanı Kriterleri ve Onkositom Ayrımı

Alternatif Yöntem

Hale's colloidal iron boyasının tanıdaki değerini hatırlamak, onkositom ile olan en temel histokimyasal farkı belirleyerek genetik seçeneklere odaklanmayı sağlar.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 337Soru

3434 yaşında kadın hasta; gövdesel obezite, sırtta yağ birikimi (bufalo hörgücü) ve karın bölgesinde geniş mor çatlaklar şikayetleriyle başvuruyor. Hastanın yapılan laboratuvar tetkiklerinde saptanan bulgular aşağıdadır:

TetkikSonuçReferans Aralığı
Plazma ACTH110110 pg/mL106010 - 60 pg/mL
Serum Kortizol3838 μ\mug/dL5235 - 23 μ\mug/dL
Serum Potasyum (K+K^+)3.33.3 mEq/L3.55.13.5 - 5.1 mEq/L
Serum Sodyum (Na+Na^+)147147 mEq/L136145136 - 145 mEq/L

Bu klinik ve laboratuvar bulgularına göre, hastanın adrenal bezlerinde saptanması beklenen en olası morfolojik değişiklik aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Bilateral diffüz hiperplazi

Cevap

Bilateral diffüz hiperplazi
Bilateral diffüz hiperplazi, plazma ACTH düzeyinin yüksek olduğu (Cushing hastalığı veya ektopik ACTH üretimi) durumlarda görülür. ACTH, adrenal korteks hücreleri üzerinde trofik etki göstererek her iki bezin de büyümesine ve hücre sayısının artmasına neden olur.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik bulguları değerlendir
Gövdesel obezite ve mor strialar Cushing sendromuna işaret eder.
Hastalık tablosunu tanımlamak için ilk adımdır.
2
Hormon düzeylerini analiz et
Hem kortizol hem de ACTH düzeyleri yüksektir.
Yüksek ACTH, adrenal korteksin dış bir kaynaktan (genellikle hipofizden) uyarıldığını gösterir.
3
Hormonal uyarının morfolojik etkisini belirle
Sürekli ACTH uyarısı adrenal kortekste bilateral diffüz hiperplaziye yol açar.
ACTH, adrenal korteks (zona fasciculata ve reticularis) için trofik bir hormondur.

Anahtar Kavram

ACTH yüksekliğine bağlı Cushing hastalığında (sekonder Cushing) adrenal bezlerde saptanan temel morfolojik değişiklik bilateral diffüz hiperplazidir.
Soru 338Soru

4141 yaşında erkek hasta, son zamanlarda giderek artan dirençli hipertansiyon, kas krampları ve halsizlik şikayetleriyle polikliniğe başvuruyor. Yapılan laboratuvar analizlerinde; serum sodyum düzeyi 147mEq/L147 \, mEq/L, potasyum düzeyi 2.7mEq/L2.7 \, mEq/L olarak ölçülüyor. Hormon profilinde plazma aldosteron düzeyinin yüksek, plazma renin aktivitesinin ise baskılanmış olduğu saptanıyor. Hastanın serum kortizol ve ACTH düzeyleri normal referans aralığındadır. Bilgisayarlı tomografide sol adrenal bezde 1.8cm1.8 \, cm çapında, iyi sınırlı, homojen kitle izleniyor. Bu klinik ve laboratuvar bulguları temel alındığında, hastada en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Conn sendromu

Cevap

Conn sendromu, hipertansiyon ve hipokalemi ile birlikte baskılanmış renin aktivitesi ve yüksek aldosteron düzeyi gösteren hastalar için en olası tanıdır.
Hastada saptanan sodyum yüksekliği (Na+:147mEq/LNa^+: 147 \, mEq/L) ve potasyum düşüklüğü (K+:2.7mEq/LK^+: 2.7 \, mEq/L) ile birlikte plazma renin aktivitesinin baskılanmış ve aldosteronun yüksek olması, primer hiperaldosteronizmin (Conn sendromu) patognomonik laboratuvar bulgularıdır. Görüntülemedeki tek taraflı adenom da bu tanıyı desteklemektedir.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik belirtilerin analiz edilmesi
Dirençli hipertansiyon ve hipokalemiye bağlı kas krampları saptandı.
Primer hiperaldosteronizmin en yaygın klinik sunumu hipertansiyon ve düşük potasyum düzeyidir.
2
Laboratuvar verilerinin yorumlanması
Renin aktivitesi baskılanmış, aldosteron yüksek; kortizol ve ACTH ise normal bulundu.
Bu patern, sekonder nedenleri (yüksek renin) ve kortizol kaynaklı patolojileri (Cushing) dışlar.
3
Görüntüleme ve tanı eşleştirmesi
Adrenal adenom ile uyumlu soliter kitle Conn sendromunu doğrular.
Soliter adenomlar primer hiperaldosteronizmin en sık nedenlerinden biridir.

Anahtar Kavram

Primer Hiperaldosteronizm (Conn Sendromu) Laboratuvar Tanısı

Daha Fazla Pratik

Adrenal karsinom ile adenom ayrımındaki histopatolojik kriterleri (Weiss kriterleri) gözden geçirebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 339Soru

Erişkinlerde en sık görülen primer renal malignite olan ve histolojik olarak proksimal tübül epitelinden köken alan tümör aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Berrak hücreli karsinom

Cevap

Berrak hücreli karsinom, erişkinlerde en sık görülen renal malignitedir ve proksimal tübül epitelinden köken alır.
Berrak hücreli karsinom, tüm böbrek adenokarsinomlarının yaklaşık %7080\%70-80'ini oluşturarak en sık görülen histolojik alt tiptir. Karakteristik olarak proksimal tübül epitelinden köken alır ve genetik olarak çoğunlukla 3p3p delesyonu veya VHLVHL gen mutasyonu ile ilişkilidir.

Adım Adım Çözüm

1
Erişkinlerdeki primer renal malignitelerin sıklığını değerlendir.
Renal hücreli karsinomlar (RCC) en sık gruptur ve kendi içinde alt tiplere ayrılır.
En sık görülen tipi belirlemek için temel epidemiyolojik bilgi gereklidir.
2
RCC alt tiplerinin hücresel kökenlerini karşılaştır.
Berrak hücreli ve papiller tipler proksimal tübülden, kromofob tip ise toplayıcı kanallardan köken alır.
Soruda belirtilen proksimal tübül kökeni kısıtlamasını sağlamak gerekir.
3
Sıklık ve köken bilgilerini birleştirerek en uygun seçeneği belirle.
Hem en sık görülen (%7080\%70-80) hem de proksimal tübül kaynaklı olan tip berrak hücreli karsinomdur.
Tanımlayıcı özelliklerin tümünü karşılayan tek seçenek berrak hücreli karsinomdur.

Anahtar Kavram

Renal hücreli karsinomların (RCC) en sık görülen alt tipi berrak hücreli (clear cell) karsinomdur ve proksimal tübül epitelinden köken alır.
Tahmini Süre:45s
Soru 340Soru

64 yaşında erkek hasta; uzun süredir devam eden osteoartrit şikayetleri nedeniyle son 2 aydır düzenli olarak diklofenak sodyum kullanmaktadır. Ayrıca yaklaşık 1 aydır mide şikayetleri nedeniyle omeprazol tedavisi almaktadır. Halsizlik ve iştahsızlık şikayetleri ile başvuran hastanın laboratuvar incelemesinde serum kreatinin düzeyi 5.2mg/dL5.2 mg/dL (bazal: 1.1mg/dL1.1 mg/dL) ve kan üre azotu (BUN) 65mg/dL65 mg/dL saptanmıştır. İdrar analizinde; 4.2g/gu¨n4.2 g/gün proteinüri, idrar sedimentinde ise lökositler ve Hansel boyaması ile eozinofiller saptanmıştır. Bu hastadaki akut böbrek yetmezliği tablosunun, morfolojik ve patogenetik temelleri dikkate alındığında, 'akut tübüler hasar (ATH)' tablosundan ayırıcı tanısında aşağıdakilerden hangisi en doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İnterstisyel alanda saptanan T-lenfosit ve eozinofil ağırlıklı inflamasyonun tübül epiteli içerisine uzanması (tubulit), hasarın doğrudan tübüler toksisiteden ziyade gecikmiş tip aşırı duyarlılık mekanizmasıyla geliştiğini destekler.

Cevap

İnterstisyel alanda saptanan T-lenfosit ve eozinofil ağırlıklı inflamasyonun tübül epiteli içerisine uzanması (tubulit), hasarın doğrudan tübüler toksisiteden ziyade gecikmiş tip aşırı duyarlılık mekanizmasıyla geliştiğini destekler.
İlaca bağlı gelişen Akut İnterstisyel Nefrit (AIN), ilacın bir hapten gibi davranarak tübüler bazal membrana bağlanması sonucu gelişen Tip IV (gecikmiş tip) aşırı duyarlılık reaksiyonudur. Bu tablonun karakteristik morfolojik bulgusu; interstisyel alanda eozinofiller, T-lenfositler ve makrofajlardan oluşan inflamatuar infiltrasyon ile bu hücrelerin tübül epiteli arasına sızmasıdır (tubulit). Akut Tübüler Hasar (ATH) tablosunda ise temel lezyon tübül epitelinde zedelenme/nekroz ve lümende granüler ('muddy brown') silendirlerin varlığıdır; interstisyel inflamasyon genellikle çok hafiftir veya hiç yoktur.

Adım Adım Çözüm

1
Klinik verilerin ve ilaç öyküsünün değerlendirilmesi.
NSAİİ (Diklofenak) ve PPI (Omeprazol) kullanımı sonrası gelişen ARF, nefrotik düzeyde proteinüri ve eozinofilüri saptandı.
Hastanın klinik tablosu Tip IV aşırı duyarlılık reaksiyonu olan 'İlaca bağlı Akut İnterstisyel Nefrit (AIN)' ile uyumludur.
2
AIN ve Akut Tübüler Hasar (ATH) ayırıcı tanısının yapılması.
AIN'de interstisyel ödem ve inflamasyon (eozinofillerle birlikte) ile tubulit baskındır; ATH'de ise tübül epiteli hasarı ön plandadır.
Morfolojik olarak tubulit varlığı ve eozinofil varlığı, immun aracılı bir interstisyel süreci doğrular.

Anahtar Kavram

İlaca bağlı Akut İnterstisyel Nefrit (AIN) morfolojisi ve ATH'den farkı

Daha Fazla Pratik

NSAİİ kullanımına bağlı AIN ile diğer ilaçların (örn. penisilinler) yaptığı AIN farklarını (proteinüri düzeyi gibi) inceleyiniz.
Tahmini Süre:3m 0s
ÖncekiSayfa 17 / 20Sonraki
Ürogenital ve Endokrin Sistem Patolojisi — TUS - Tıpta Uzmanlık Sınavı — Sayfa 17 | Examkin