Tüm alıştırma soruları

8734 soru

Soru 6501Soru

Osmanlı Devleti'nin I. Dünya Savaşı'na fiilen katılmasına zemin hazırlayan ve savaş ilanıyla sonuçlanan sürece dair aşağıdaki gelişmelerin kronolojik olarak geçmişten günümüze doğru sıralanışı nasıl olmalıdır?

Öğeleri doğru sıraya koymak için sürükleyin

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Sıralama; Osmanlı Devleti ile Almanya arasında gizli bir ittifak antlaşmasının imzalanması (2 Ağustos 1914), Goben ve Breslau adındaki Alman zırhlılarının Osmanlı Devleti'ne sığınması (10 Ağustos 1914), bu gemilerin Yavuz ve Midilli adıyla Rus limanlarını bombalaması (29 Ekim 1914) ve son olarak İtilaf Devletleri'nin Osmanlı Devleti'ne resmen savaş ilan etmesi (Kasım 1914) şeklinde olmalıdır.
Kronolojik sıralama incelendiğinde; ilk olarak Osmanlı-Alman gizli ittifakı yapılmış, ardından bu ittifaka güvenen Osmanlı yönetimi İngilizlerden kaçan Alman gemilerini kabul etmiş, satın aldığını açıkladığı bu gemilerle Rus limanlarını bombalamış ve bunun üzerine İtilaf Devletleri Osmanlı Devleti'ne karşı resmi olarak savaş açmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Gizli İttifakın Tespit Edilmesi
Osmanlı-Alman Gizli İttifak Antlaşması (2 Ağustos 1914) sürecin ilk basamağını oluşturur.
Almanya ile yapılan bu gizli anlaşma, daha sonra sığınacak olan gemilerin kabul edilmesine zemin hazırlamıştır.
2
Gemilerin Sığınmasının Belirlenmesi
Goben ve Breslau gemilerinin Çanakkale'den geçerek sığınması (10 Ağustos 1914) ikinci sırada yer alır.
Bu olay gizli ittifak anlaşmasının hemen sonrasında yaşanmıştır ve İngiltere'ye karşı yapılan bir hamledir.
3
Karadeniz Olayının Yerleştirilmesi
Yavuz ve Midilli adını alan gemilerin Rus limanlarını bombalaması (29 Ekim 1914) üçüncü sırada yer alır.
Sığınan gemilerin Osmanlı bayrağı ve üniformasıyla Rusya'ya saldırması, devleti fiilen savaşa sokan olay olmuştur.
4
Resmi Savaş İlanının Yerleştirilmesi
İtilaf Devletleri'nin Osmanlı'ye resmi olarak savaş ilan etmesi (Kasım 1914) sürecin son halkasıdır.
Rus limanlarının bombalanmasının doğrudan bir sonucu olarak İtilaf Devletleri diplomatik ilişkileri kesip savaş ilan etmiştir.

Anahtar Kavram

Osmanlı Devleti'nin I. Dünya Savaşı'na Giriş Kronolojisi ve Neden-Sonuç İlişkisi
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 6502Soru

Mustafa Kemal Atatürk'ün aşağıda verilen sözlerini, ilişkili oldukları temel Atatürk ilkeleriyle doğru şekilde eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

Siyasi yetkinin doğrudan millete ait olduğunu belirten 'Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir.' sözü
Milleti oluşturan bireylerin eşitliğini ve dayanışmasını vurgulayan 'Bizim halkımız çıkarları birbirinden ayrılan sınıflar değil, aksine varlıkları birbirine lazım olan meslek gruplarından ibarettir.' sözü
Millî kimliği ve bağımsızlığı öne çıkaran 'Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir.' söz��
Toplumun sürekli çağdaşlaşma yönünde gelişmesini savunan 'Biz büyük bir inkılap yaptık. Memleketi bir çağdan alıp yeni bir çağa götürdük.' sözü

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Egemenliğin millete ait olduğunu belirten söz Cumhuriyetçilik ile; toplumsal dayanışmayı vurgulayan söz Halkçılık ile; Türk milleti tanım�� Milliyetçilik ile; çağdaşlaşmayı vurgulayan söz ise İnkılapçılık ilkesiyle eşleşir.
Mustafa Kemal Atat��rk'ün her bir sözü, onun ortaya koyduğu temel ilkelerin felsefesini ve toplumsal hedeflerini yansıtır. Egemenliğin millete ait olması cumhuriyetçilikle; halkın eşitliği ve sınıf ayrımının reddi halkçılıkla; ortak vatan ve millî kimlik tanımı milliyetçilikle; çağdaşlaşma ve çağ atlama çabası ise inkılapçılıkla doğrudan eşleşmektedir.

Adım Adım Çözüm

1
Soruda verilen birinci sözün ana fikrini belirlemek.
'Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir' sözünün ulusal irade ve halk yönetimi vurgusu taşıdığı belirlenir.
Yönetme yetkisinin millete ait olması cumhuriyetçilik ilkesinin en belirgin özelliğidir.
2
Soruda verilen ikinci sözün ana fikrini belirlemek.
'Bizim halkımız çıkarları birbirinden ayrılan sınıflar değil...' ifadesinin sınıfsız, imtiyazsız, eşit ve dayanışma içinde bir toplumu ifade ettiği anlaşılır.
Sınıfsız toplum yapısı, sosyal adalet ve eşitlik ilkeleri doğrudan halkçılık ilkesiyle örtüşür.
3
Soruda verilen üçüncü sözün ana fikrini belirlemek.
'Türkiye Cumhuriyeti'ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir' sözünün din, dil ve ırk ayrımı yapmaksızın ortak bir kimliği vurguladığı saptanır.
Ortak vatan ve millî kimlik bilinci milliyetçilik ilkesinin özünü oluşturur.
4
Soruda verilen dördüncü sözün ana fikrini belirlemek.
'Biz büyük bir inkılap yaptık...' sözünün çağdaşlaşma, yenilenme ve köklü değişimleri ifade ettiği görülür.
Toplumu çağın gerisinde kalmaktan kurtarıp modernleştirmek inkılapçılık ilkesinin gereğidir.

Anahtar Kavram

Atatürk İlkeleri ve Temel Felsefeleri
Soru 6503Soru

Aşağıdaki tabloda, TÜİK'in Türkiye nüfusuna yönelik hazırladığı temel projeksiyon senaryosunda yer alan bazı göstergelerin yıllara göre tahmini değişimleri verilmiştir:

YılToplam Nüfus (Milyon)Ortanca YaşÇocuk Nüfus Oranı (00-1414 Yaş) (%\%)Yaşlı Nüfus Oranı (65+65+ Yaş) (%\%)
2025202585,885,834,234,220,820,810,610,6
2050205093,693,642,542,515,115,121,121,1
2075207588,988,947,647,613,213,227,827,8

Bu projeksiyon verileri ve Türkiye'nin nüfus özellikleri dikkate alındığında, gelecekte ortaya çıkması beklenen durumlar ve uygulanan nüfus politikalarıyla ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: 20502050 yılından sonra toplam nüfusun azalma eğilimine girmesi ve yaşlı nüfus oranının hızla yükselmesi, günümüzde Türkiye'de nüfus artış hızını yükseltmeyi amaçlayan politikaların uygulanmasının temel gerekçesidir.

Cevap

2050 yılından sonra toplam nüfusun azalma eğilimine girmesi ve yaşlı nüfus oranının hızla yükselmesi, günümüzde Türkiye'de nüfus artış hızını yükseltmeyi amaçlayan politikaların uygulanmasının temel gerekçesidir.
TÜİK projeksiyonlarında öngörülen nüfusun yaşlanması, ortanca yaşın yükselmesi ve 20502050 yılından sonra toplam nüfus miktarının azalma eğilimine girmesi, Türkiye'nin gelecekte dinamik iş gücü potansiyelini kaybetme riskiyle karşı karşıya kalacağını göstermektedir. Bu durum, günümüzde yürütülen ve nüfus artış hızını yükseltmeyi hedefleyen doğum teşvikleri ile aile destek politikalarının en temel çıkış noktasını oluşturmaktadır.

Adım Adım Çözüm

1
Projeksiyon tablosundaki demografik verileri ve eğilimleri analiz edin.
Türkiye nüfusunun 20502050 yılına kadar artıp ardından azalacağı, ortanca yaşın (34,234,2'den 47,647,6'ya) ve yaşlı nüfus oranının (%10,6\%10,6'dan %27,8\%27,8'e) hızla artacağı, çocuk nüfus oranının ise gerileyeceği görülmektedir.
Geleceğe yönelik demografik dönüşüm sürecinin yönünü tespit etmek.
2
Elde edilen demografik eğilimleri Türkiye'nin güncel nüfus politikalarıyla ilişkilendirin.
Nüfusun yaşlanması ve azalma eğilimi, gelecekte dinamik iş gücü açığına ve sosyal güvenlik sisteminin yükünün artmasına yol açacaktır. Bu nedenle günümüzde nüfus artış hızını artırmaya yönelik teşvikler uygulanmaktadır.
Gelecek projeksiyonlarının güncel politika kararları üzerindeki etkisini belirlemek.
3
Seçenekleri inceleyerek nüfus dönemleri ve gelişmişlik ilişkisiyle ilgili kavram yanılgılarını içeren seçenekleri eleyin.
Tarihsel dönemlerin amaçlarını yanlış eşleştiren ve nüfusun yaşlanmasını gelişmişliğin azalması olarak yorumlayan seçenekler elenerek doğru cevaba ulaşılır.
Çeldiricilerdeki mantık hatalarını saptamak.

Anahtar Kavram

Türkiye'de Nüfus Projeksiyonları ve Nüfus Politikaları İlişkisi
Soru 6504Soru

Türkiye'de yanlış arazi kullanımı, doğal çevrenin tahrip edilmesine ve ekonomik kayıplara yol açmaktadır. Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu ile coğrafi ilkeler çerçevesinde, aşağıda verilen arazi kullanım durumlarını yol açtıkları temel ekolojik veya yasal sonuçlarla eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

Bursa Ovası'ndaki birinci sınıf alüvyal tarım topraklarının sanayi ve konut alanlarına dönüştürülmesi
Teke ve Taşeli platolarındaki dik ve engebeli karstik alanlarda aşırı ve kontrolsüz keçi otlatılması
Göksu Deltası gibi kıyı sulak alanlarının kurutularak turizm ve yazlık konut imarına açılması
Konya Ovası'nda yeraltı su seviyesinin hızla düşmesine rağmen mısır ve şeker pancarı gibi çok su tüketen tarım ürünlerinin ekilmesi

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Bursa Ovası'ndaki birinci sınıf tarım arazilerinin kaybı, mutlak tarım topraklarının korunması ilkesiyle; Teke ve Taşeli platolarındaki aşırı otlatma, karstik erozyon ve çıplaklaşmayla; kıyı sulak alanlarının imara açılması, kıy�� ekosisteminin tahribatıyla; Konya Ovası'ndaki su tüketen ürünlerin ekimi ise obruk oluşumu ve taban suyu kaybıyla eşleşmektedir.
Doğru eşleştirmede; Bursa Ovası'ndaki verimli alüvyal toprakların kaybı mutlak tarım arazilerinin elden çıkmasıyla; Teke ve Taşeli platolarındaki aşırı otlatma karstik erozyonla; sulak alanların imara açılması kıyı ekosistemlerinin bozulmasıyla; Konya Ovası'ndaki yanlış tarımsal ürün seçimi ise yeraltı su seviyesinin düşmesi ve obruk oluşumuyla ilişkilendirilmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Bursa Ovası'ndaki arazi kullanımı incelenir.
Alüvyal ova toprakları birinci sınıf mutlak tarım arazileridir. Bu alanların sanayiye açılması tarımsal toprak kaybına ve yasal ihlale yol açar.
Toprak Koruma ve Arazi Kullanımı Kanunu'nun temel amacı verimli tarım topraklarının amaç dışı kullanımını engellemektir.
2
Teke ve Taşeli platolarındaki faaliyetler değerlendirilir.
Eğimli karstik alanlarda aşırı otlatma, zayıf bitki örtüsünü yok ederek toprağın kolayca taşınmasına ve ana kayanın ortaya çıkmasına neden olur.
Karstik bölgelerde toprak tabakası incedir ve bitki örtüsü koruyucu bir kalkan görevi görür.
3
Kıyı sulak alanlarındaki yapılaşma analiz edilir.
Deltalar ve sulak alanlar biyoçeşitlilik merkezleridir. Buraların kurutulması kıyı ekosistemlerini ve sulak alan faunasını geri dönülemez şekilde bozar.
Kıyı sulak alanları uluslararası sözleşmelerle korunan hassas ekosistemlerdir.
4
Konya Ovası'ndaki tarımsal uygulamalar incelenir.
Aşırı su tüketen ürünler yeraltı su seviyesini düşürür, bu da karstik boşlukların çökmesiyle obrukların oluşmasına yol açar.
Yarı kurak bölgelerde havza bazlı su yönetimi ve arazi planlaması hayati önem taşır.

Anahtar Kavram

Türkiye'de sürdürülebilir arazi planlaması, fiziki coğrafya özelliklerine (eğim, toprak sınıfı, su kaynakları) ve yasal mevzuatlara (5403 sayılı Kanun) uygun arazi kullanımını gerektirir.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 6505Soru

Uygurlar Dönemi'nden günümüze ulaşan hukuk belgeleri incelendiğinde; tarla kiralama, ev satış sözleşmeleri, işçi ücretlerinin belirlenmesi, ortakçılık ve faizle borç para verme gibi konuların yazılı metinler hâline getirildiği görülmektedir.

Buna g��re, Uygurların yerleşik yaşama geçmesinin toplumsal ve hukuki yapı üzerindeki etkileriyle ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Özel mülkiyet ve ticari ilişkilerin gelişmesine paralel olarak toplumsal hayatın yazılı sözleşmelerle yasal güvenceye kavuşturulduğu

Cevap

Özel mülkiyet ve ticari ilişkilerin gelişmesine paralel olarak toplumsal hayatın yazılı sözleşmelerle yasal güvenceye kavuşturulduğu
Uygurlarda yerleşik yaşama geçilmesiyle birlikte tarla, ev gibi taşınmaz malların varlığı özel mülkiyet kavramını geliştirmiştir. Bu durum, ticari ve toplumsal ilişkilerin kayıt altına alınmasını gerektirmiş ve Türk tarihinde ilk kez yazılı hukuk sözleşmelerinin doğmasını sağlamıştır. Dolayısıyla özel mülkiyet ve ticari ilişkilerin gelişmesiyle toplumsal hayat yazılı sözleşmelerle yasal güvence altına alınmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Uygur hukuk belgelerinde yer alan tarla kiralama, ev satışı ve işçi ücretleri gibi konular incelenir.
Bu konuların tamamının yerleşik yaşamla birlikte ortaya çıkan özel mülkiyet, ticaret ve yerleşik iş gücü kavramlarıyla doğrudan ilişkili olduğu belirlenir.
Yerleşik yaşamın getirdiği yeni ekonomik ve sosyal ihtiyaçları tespit etmek.
2
Sözleşmelerin yazılı metinler hâline getirilmesinin hukuki anlamı değerlendirilir.
Yazılı belgelerin, taraflar arasındaki hakları güvence altına alarak toplumsal düzeni ve ticari güvenliği sağladığı anlaşılır.
Yazılı hukuka geçişin toplumsal işlevini ortaya koymak.
3
Elde edilen sonuçlar doğrultusunda seçenekler analiz edilerek doğru yargıya ulaşılır.
Özel mülkiyet ve ticaretin yazılı sözleşmelerle yasal güvenceye kavuşturulduğu yargısının doğru cevap olduğu saptanır.
Tarihsel verileri doğru bir çıkarımla eşleştirmek.

Anahtar Kavram

Uygurlarda yerleşik yaşamın yazılı hukuk ve toplumsal ilişkiler üzerindeki etkileri
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 6506Soru

Afet yönetimi; afetlerin önlenmesi ve zararlarının azaltılması amacıyla afet öncesinde, esnasında ve sonrasında yapılması gereken çalışmaların planlanması ve uygulanması sürecidir. Bu sürecin en kritik aşamalarından biri olan zarar azaltma (risk yönetimi) aşamasında, her bölgenin maruz kaldığı baskın afet türüne göre özel önlemler alınması gerekir.

Aşağıdaki haritada bazı alanlar numaralandırılarak gösterilmiştir.

Buna göre, haritada numaralandırılarak gösterilen alanlarda meydana gelebilecek olası doğal afetlerin zararlarını azaltmak amacıyla uygulanacak aşağıdaki planlamalardan hangisi yanlıştır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: V numaralı alanda, okyanus tabanındaki sismik hareketler sonucu oluşabilecek tsunami riskini azaltmak amacıyla kıyı kuşağında rüzgar hızını kesen ağaçlandırma çalışmalarının yapılması

Cevap

V numaralı alanda tsunami riskine karşı rüzgar hızını kesen ağaçlandırma çalışmalarının planlanması ifadesi yanlıştır.
Doğru cevap, tsunami dalgalarının oluşum mekanizması ile meteorolojik kökenli rüzgarlar arasında kurulan yanlış ilişkiyi tespit eden ifadedir. Tsunami, okyanus tabanındaki sismik (deprem), volkanik ya da heyelan gibi jeolojik kökenli olaylar sonucunda meydana gelen devasa dalgalardır. Bu dalgalar rüzgar etkisiyle oluşmadığı gibi, kıyıda rüzgar hızını kesmeye yönelik ağaçlandırma faaliyetleriyle engellenemez. Dolayısıyla bu alanda önerilen önlem, afetin kökeni ve karakteriyle uyuşmamaktadır.

Adım Adım Çözüm

1
Haritadaki numaralı alanların coğrafi özelliklerini ve bu alanlarda etkili olan baskın doğal afet türlerini belirlemek.
I numaralı alan deprem (San Andreas Fayı), II numaralı alan kuraklık (Sahra Çölü), III numaralı alan sel ve taşkın (Muson Asyası), IV numaralı alan heyelan (And Dağları), V numaralı alan ise deprem ve tsunami (Endonezya/Güneydoğu Asya) riski taşımaktadır.
Afet yönetiminde zarar azaltma önlemlerinin belirlenebilmesi için öncelikle coğrafi alanın afet risk profilinin doğru analiz edilmesi gerekir.
2
Her alan için önerilen afet zarar azaltma planlamalarının, o afetin kökeni (jeolojik, klimatolojik, hidrolojik vb.) ve doğasıyla uyumlu olup olmadığını incelemek.
I, II, III ve IV numaralı alanlar için önerilen önlemler (yapı stoğu güçlendirme, damlama sulama/ürün seçimi, yatak ıslahı/erken uyarı, drenaj/istinat duvarı) afetlerin doğasıyla tamamen uyumludur. Ancak V numaralı alan için önerilen rüzgar perdesi/ağaçlandırma önlemi tsunami dalgalarını engellemede yetersiz ve ilgisizdir.
Afetlerin oluşum mekanizmaları (kökenleri), bunlara karşı alınacak önlemlerin niteliğini belirler.
3
V numaralı alandaki planlamanın hatalı olma nedenini detaylandırmak.
Tsunami jeolojik kökenli (sismik/tektonik) bir afettir; rüzgar ve fırtına gibi klimatolojik/meteorolojik olaylarla ilgisi yoktur. Rüzgar kesici ağaçlar tsunamiyi engelleyemez.
Soruda istenen yanlış planlamanın bilimsel gerekçesini ortaya koyarak doğru seçeneğe ulaşmak.

Anahtar Kavram

Doğal Afetlerin Kökenleri ve Afet Öncesi Zarar Azaltma Yöntemleri
Tahmini Süre:2m 30s
Soru 6507Soru

Bir tarih araştırmacısı, Osmanlı Devleti'nin kuruluş dönemiyle ilgili yaptığı çalışmada şu aşamaları izlemiştir:

I. Döneme ait kronikler, vakfiyeler, para ve arkeolojik buluntuları kütüphane ve arşivlerde tespit etmiştir.
II. Elde ettiği verilerin kaynak değerini, güvenilirliğini ve bilgilerin doğruluk derecesini sorgulayarak taraflı yazılıp yazılmadığını incelemiştir.
III. Topladığı bilgileri siyasi, sosyal ve ekonomik başlıklar altında gruplara ayırarak düzenlemiştir.

Bu araştırmacının yaptığı çalışmaların, tarih araştırmalarının basamakları ile doğru eşleştirmesi aşağıdakilerden hangisinde verilmiştir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: I: Tarama, II: Tenkit, III: Tasnif

Cevap

I: Tarama, II: Tenkit, III: Tasnif
Araştırmacının gerçekleştirdiği işlemler sırasıyla kaynak tespiti (Tarama), güvenilirlik ve doğruluk analizi (Tenkit) ve konularına göre sınıflandırma (Tasnif) basamaklarıdır. Bu nedenle 'I: Tarama, II: Tenkit, III: Tasnif' eşleştirmesini barındıran seçenek doğrudur.

Adım Adım Çözüm

1
Birinci öncüldeki faaliyeti analiz etme
Araştırmacının kütüphane ve arşivlerde döneme ait kaynakları bulup tespit etmesi, tarih araştırmasının ilk basamağı olan kaynak arama yani 'Tarama' aşamasıdır.
Tarih araştırmalarında konuya dair bilgi sağlayacak her türlü malzemenin ortaya çıkarılması tarama basamağında gerçekleştirilir.
2
İkinci öncüldeki faaliyeti analiz etme
Araştırmacının belgelerin güvenilirliğini, kaynak değerini ve taraflılığını sorgulaması, tarih yönteminde eleştiri yani 'Tenkit' aşamasıdır.
Toplanan verilerin gerçekliği ve bilgi değeri saptanmadan kullanılamaz; bu nedenle iç ve dış tenkit süzgecinden geçirilmeleri gerekir.
3
Üçüncü öncüldeki faaliyeti analiz etme
Toplanan verilerin siyasi, sosyal, ekonomik gibi konu başlıklarına göre gruplandırılması sınıflandırma yani 'Tasnif' aşamasıdır.
Tasnif aşaması, toplanan verilerin araştırma kolaylığı sağlamak amacıyla zamana, mekana veya konuya göre düzenlenmesidir.

Anahtar Kavram

Tarih araştırmalarında yöntemin basamakları olan Tarama, Tasnif, Tahlil, Tenkit ve Terkip aşamalarının doğru tanınması ve uygulanması.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 6508Soru

Osmanlı Devleti, 20. yüzyılın başlarında kaybettiği toprakları geri almak, üzerindeki siyasi ve diplomatik yalnızlığı sonlandırmak amacıyla I. Dünya Savaşı öncesinde ittifak arayışlarına girmiştir. İngiltere ve Fransa gibi İtilaf Devletleri tarafından geri çevrilen Osmanlı yönetimi, nihayetinde Almanya liderliğindeki İttifak Blokuna yönelmiştir.

Buna göre, Osmanlı Devleti'nin I. Dünya Savaşı'na giriş süreci ve bu dönemdeki askeri-diplomatik gelişmelerle ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Osmanlı Devleti, kaybettiği toprakları geri kazanmak ve uluslararası arenadaki siyasi yalnızlığını sona erdirmek amacıyla İttifak Devletleri safında savaşa dahil olmuştur.

Cevap

Osmanlı Devleti, kaybettiği toprakları geri kazanmak ve uluslararası arenadaki siyasi yalnızlığını sona erdirmek amacıyla İttifak Devletleri safında savaşa dahil olmuştur.
Osmanlı Devleti'nin savaşa girme nedenleri arasında son dönemlerde kaybedilen toprakları geri alma arzusu ve İtilaf Devletleri'nin Osmanlı'yı yalnız bırakma politikası karşısında İttifak Blokuna sığınma çabası yer alır. Bu nedenle, devletin topraklarını kurtarma ve siyasi yalnızlıktan kurtulma amacıyla İttifak Devletleri yanında savaşa girdiğini belirten ifade doğrudur.

Adım Adım Çözüm

1
Osmanlı Devleti'nin I. Dünya Savaşı'na giriş nedenleri ve dış politika hedefleri analiz edilir.
Devletin kaybettiği toprakları geri almak ve diplomatik yalnızlığı aşmak istediği tespit edilir.
Adım 1: Savaşın temel çıkış noktalarını ve Osmanlı'nın savaşa dahil olma motivasyonunu anlamak için gereklidir.
2
Seçeneklerde yer alan askeri ve diplomatik gelişmelerin kronolojisi ve kavramsal doğrulukları incelenir.
Mondros Ateşkesi'nin (1918) ve Birleşmiş Milletler gibi kurumların (1945) savaşın başlangıcından (1914) çok sonra ortaya çıktığı belirlenir; Kafkasya ve Kanal cephelerinin taarruz cephesi olduğu hatırlanır.
Adım 2: Yanlış bilgileri barındıran ve kronolojik yanılgı (anakronizm) içeren seçenekleri elemeyi sağlar.
3
Elde edilen bilgiler ışığında tarihsel olarak en tutarlı ve doğru olan yargı seçilir.
Osmanlı Devleti'nin kaybettiği toprakları geri kazanma ve diplomatik yalnızlığı sonlandırma amacıyla İttifak safında savaşa girdiği yargısının doğru olduğu doğrulanır.
Adım 3: Soru kökünde istenen doğru yargıya ulaşmayı ve çözümü tamamlamayı sağlar.

Anahtar Kavram

I. Dünya Savaşı'nda Osmanlı Devleti'nin savaşa giriş nedenleri, ittifak arayışları ve cephelerin niteliği.
Soru 6509Soru

Türkiye, coğrafi konumu, tarihi bağları ve aktif dış politikası gereği küresel ve bölgesel düzeyde faaliyet gösteren birçok uluslararası örgüte üye olmuştur. Ancak ülkenin ekonomik yapısı ve doğal kaynak durumu göz önüne alındığında, üye olmadığı veya üye olamayacağı bazı örgütler de bulunmaktadır.

Buna göre, aşağıdaki uluslararası örgütlerden hangisine Türkiye'nin üyeliği bulunmamaktadır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC)

Cevap

Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü (OPEC)
Türkiye, net bir petrol ihraç eden ülke değildir. Petrol üretim seviyelerini ve fiyatlarını belirlemek amacıyla kurulan Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü'ne sadece petrol ihraç eden ülkeler üye olabilmektedir. Bu nedenle Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü ifadesinin yer aldığı seçenek doğrudur.

Adım Adım Çözüm

1
Seçeneklerde verilen uluslararası örgütlerin kuruluş amaçları ve Türkiye ile olan ilişkileri analiz edilir.
Kuzey Atlantik Antlaşması Örgütü (NATO) askeri, Karadeniz Ekonomik İşbirliği Teşkilatı (KEİ) bölgesel ekonomik, Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütü (OECD) küresel ekonomik, Gelişmekte Olan Sekiz Ülke (D-8) ise küresel ekonomik/siyasi bir örgüttür. Türkiye bu örgütlerin tamamına üyedir.
Türkiye'nin üye olduğu küresel ve bölgesel örgütlerin doğru şekilde elenmesi amacıyla bu analiz gereklidir.
2
Petrol İhraç Eden Ülkeler Örgütü'nün (OPEC) yapısı ve üyelik şartları değerlendirilir.
OPEC, petrol ihraç eden ülkelerin petrol üretimini ve fiyatlarını düzenlemek amacıyla kurduğu küresel bir örgüttür. Türkiye net bir petrol ihracatçısı olmadığı için bu örgüte üye değildir.
Soruda istenen Türkiye'nin üye olmadığı örgüte ulaşmak için bu tespit yapılmalıdır.

Anahtar Kavram

Uluslararası Örgütlerin Sınıflandırılması ve Türkiye'nin Üyelik Durumu
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 6510Soru

Orhun Yazıtları'nda geçen; *«Yukarıda mavi gök, aşağıda yağız yer kılındıkta, ikisi arasında insanoğlu kılınmış. İnsanoğlunun üzerine ecdadım Bumin Kağan ve İstemi Kağan oturmuş. Oturarak Türk milletinin ilini, töresini tutuvermiş, düzene sokuvermiş.»* ifadeleri ile Kök Türk Devleti'nin genel özellikleri birlikte değerlendirildiğinde, devlet yönetimi ve egemenlik anlayışı hakkında aşağıdakilerden hangisine ulaşılamaz?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Uygurlarda görülen yerleşik yaşama geçişle birlikte tarım alanlarının ve ticari sözleşmelerin yazılı hukukla düzenlendiğine

Cevap

Uygurlarda görülen yerleşik yaşama geçişle birlikte tarım alanlarının ve ticari sözleşmelerin yazılı hukukla düzenlendiğine
Kök Türk Devleti konargöçer bir yaşam tarzına sahipti ve töre kuralları sözlüydü. Uygurlarda olduğu gibi yerleşik yaşama geçilmesi, tarım alanlarının mülkiyeti ve ticari sözleşmelerin yazılı hukuk kurallarıyla düzenlenmesi Kök Türk döneminde görülen bir özellik değildir. Bu nedenle yerleşik yaşama geçiş ve yazılı mülkiyet hukukuyla ilgili yargıya ulaşılamaz.

Adım Adım Çözüm

1
Metinde geçen ifadelerin ve kavramların çözümlenmesi.
Mavi gök-yağız yer ve insanoğlunun üzerine oturmak ifadelerinin evrensel hakimiyet (cihanşümul) ve ilahi meşruiyete işaret ettiği; Bumin ve İstemi Kağan'ın birlikte zikredilmesinin ikili teşkilata atıf olduğu; töre kelimesinin ise toplumsal/hukuki düzene vurgu yaptığı belirlenir.
Soru kökündeki tarihi kaynak ile seçenekleri doğru eşleştirebilmek için metin analizi gereklidir.
2
Kök Türk Devleti'nin genel özellikleri ile Uygur Devleti'nin farklarının karşılaştırılması.
Kök Türklerin konargöçer bir yaşam sürdüğü, yerleşik hayata geçişin ve tarım/mülkiyet alanındaki yazılı hukuk düzenlemelerinin Uygur Devleti ile başladığı bilgisiyle çelişen şık tespit edilir.
Kök Türk Dönemi'ne ait olmayan ve Uygurlara özgü olan yerleşik yaşam özelliklerini ayırt etmek.

Anahtar Kavram

Orhun Yazıtları'nda geçen ifadelerin Kök Türk devlet teşkilatı, ikili yönetim, cihanşümul egemenlik ve töre kavramları üzerinden çözümlenmesi; Uygurların yerleşik yaşam özelliklerinden ayırt edilmesi.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 6511Soru

Türkiye'de Cumhuriyet'in ilanından günümüze kadar geçen süreçte uygulanan aşağıdaki sanayi politikası ve gelişmelerini, kronolojik olarak geçmişten günüm��ze doğru nasıl sıralanmalıdır?

Öğeleri doğru sıraya koymak için sürükleyin

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Türkiye'de sanayi politikalarının kronolojik sıralaması: Teşvik-i Sanayi Kanunu'nun çıkarılması (1927), Devletçilik ilkesi ve I. Beş Yıllık Sanayi Planı'nın uygulanması (1934), Devlet Planlama Teşkilatının kurulması ve planlı kalk��nma dönemi (1960) ile son olarak 24 Ocak Kararları sonrası ihracata dayalı sanayileşme modeline geçilmesidir (1980).
Cumhuriyet Dönemi sanayi politikalarının kronolojik gelişimi sırasıyla: özel sektörü destekleyen Teşvik-i Sanayi Kanunu dönemi (1927), Büyük Buhran sonrası devletçilik ve planlı sanayi planları (1934), Devlet Planlama Teşkilatı öncülüğünde planlı kalkınma ve ithal ikameci sanayileşme (1960) ve 24 Ocak Kararları ile başlayan ihracata dayalı liberal sanayileşme modelidir (1980). Bu nedenle doğru kronolojik sıralama Teşvik-i Sanayi Kanunu, I. Beş Yıllık Sanayi Planı, Planlı kalkınma dönemi ve İhracata dayalı sanayileşme şeklindedir.

Adım Adım Çözüm

1
Cumhuriyet'in ilk yıllarında özel sektörü teşvik eden politikanın tarihini belirlemek.
1927 yılında Teşvik-i Sanayi Kanunu kabul edilmiştir.
1923-1932 yılları arasında devlet doğrudan yatırım yapmak yerine özel teşebbüsü desteklemeyi amaçlamıştır.
2
Özel sektörün yetersiz kalması üzerine devletin ekonomiye doğrudan müdahale ettiği dönemi belirlemek.
1934 yılında I. Beş Yıllık Sanayi Planı uygulanmaya başlanmıştır.
1929 Büyük Buhranı'nın etkisiyle devletçilik politikasına geçilmiş ve sanayi yatırımları kamu eliyle yürütülmüştür.
3
Planlı kalkınma ve ithal ikameci sanayileşme dönemini tespit etmek.
1960 yılında Devlet Planlama Teşkilatı kurulmuş ve 1963'ten itibaren kalkınma planları uygulanmıştır.
Bu dönemde dışa bağımlılığı azaltmak için yurt içindeki tüketim mallarının üretimine öncelik veren ithal ikameci model benimsenmiştir.
4
Dışa açık ve ihracata odaklanan küresel ekonomik modele geçiş tarihini belirlemek.
1980 yılında 24 Ocak Kararları kabul edilmiştir.
Korumacı politikalardan serbest piyasa ekonomisine geçilerek ihracata dayalı büyüme hedeflenmiştir.

Anahtar Kavram

Türkiye'de Cumhuriyet Dönemi sanayi politikalarının tarihsel gelişimi ve dönemlere göre değişen sanayi stratejileri.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 6512Soru

Kimsenin kimseye gözü değmiyorsa
şiir niye,
yüzünü hatıraya çeviren o rüzgâr
hangi dağın kırığıdır şimdi?

Tema, dil ve anlatım özellikleri dikkate alındığında bu dizelerin aşağıdaki şairlerden hangisine ait olduğu söylenebilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Haydar Ergülen

Cevap

Haydar Ergülen
Dizelerde yer alan hüzün, yalnızlık ve hatıralara yönelme temaları, 1980 sonrası Türk şiirinde ideolojik söylemlerden uzaklaşarak bireysel duyarlılıkları lirik ve imgesel bir dille işleyen Haydar Ergülen'in sanat anlayışını yansıtmaktadır. Şairin naif, sorgulayıcı üslubu bu dizelerde belirgindir.

Adım Adım Çözüm

1
Şiir alıntısının tema ve üslup özelliklerini incelemek.
Dizelerde hatıra, yalnızlık ve hüzün temalarının imgesel ve lirik bir dille sorgulandığı görülür.
Şiirin ait olduğu dönemi ve zihniyeti saptamak için bu analiz gereklidir.
2
Seçeneklerdeki şairlerin edebi yönelimlerini ve dönemlerini karşılaştırmak.
Orhan Veli Garip akımını, Ataol Behramoğlu 1960 sonrası toplumcu şiiri, Ziya Osman Saba saf şiiri, İlhan Berk İkinci Yeni'yi temsil ederken Haydar Ergülen 1980 sonrası Türk şiirinin temsilcisidir.
Eser-sanatçı-dönem eşleştirmesini doğru yapabilmek için her şairin üslup özelliklerini bilmek gerekir.
3
Dizelerin kime ait olabileceğini saptamak.
Yalnızlık, hatıra ve içe dönük lirik sorgulamalarıyla öne çıkan bu dizelerin 1980 sonrası şiirinin en önemli temsilcilerinden Haydar Ergülen'e ait olduğu belirlenir.
Şiir dili ve şairin genel sanat çizgisi birebir örtüşmektedir.

Anahtar Kavram

1980 Sonrası Şiirinin Genel Özellikleri ve Temsilcileri
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 6513Soru

Uygurların Bögü Kağan Dönemi'nde Maniheizm dinini kabul etmeleri, Türk tarihinde sosyal, kültürel ve ekonomik alanlarda önemli değişimleri beraberinde getirmiştir. Bu doğrultuda Uygurlar, konargöçer yaşam tarzından yerleşik hayata geçmişlerdir.

Buna göre, aşağıdakilerden hangisi Uygurların yerleşik yaşama geçmelerinin doğrudan bir sonucu olarak gösterilebilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Tapınak, saray ve ev gibi kalıcı mimari eserler inşa etmeleri

Cevap

Tapınak, saray ve ev gibi kalıcı mimari eserler inşa etmeleri
Yerleşik yaşama geçilmesiyle birlikte konut ihtiyacı ve Maniheizm dininin tapınak gereksinimi doğrultusunda Türk tarihinde ilk kez kalıcı mimari eserler (evler, saraylar, tapınaklar) yapılmaya başlanmıştır. Bu durum yerleşik hayata geçişin en doğrudan ve somut kanıtıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Uygurların yaşam tarzındaki değişimi belirleme
Uygurların Maniheizm dinini kabul ederek konargöçer yaşamdan yerleşik yaşama geçtikleri tespit edilir.
Yerleşik yaşamın getirdiği sosyo-kültürel değişimleri analiz etmek için temel tarihsel olgu tanımlanmalıdır.
2
Yerleşik yaşamın doğrudan sonuçlarını seçeneklerle karşılaştırma
Yerleşik yaşamın en temel somut göstergelerinden birinin kalıcı mimari eserler (evler, saraylar, tapınaklar) olduğu belirlenir.
Göçebe yaşam tarzına ait özellikler ile yerleşik yaşam tarzına ait özellikler arasındaki farklar ayırt edilmelidir.

Anahtar Kavram

Yerleşik yaşama geçişin mimari ve kültürel alandaki etkileri
Soru 6514Soru

İlk Çağ'da Babil Kralı Hammurabi tarafından derlenen kanunlarda "kısas" ilkesi esas alınarak suçluya işlediği suçla aynı derecede fiziki ceza verilmesi öngörülmüştür. Buna karşın Hitit kanunlarında cezaların büyük oranda tazminat ödenmesi esasına dayandığı görülür.

Buna göre Hitit kanunları hakkında aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Cezalandırma yöntemlerinin daha çok telafi edici ve insancıl nitelikte olduğu

Cevap

Cezalandırma yöntemlerinin daha çok telafi edici ve insancıl nitelikte olduğu
Hitit Kanunları, Mezopotamya'daki Hammurabi Kanunları'nda görülen sert ve kısas odaklı cezaların aksine, suçların maddi tazminat ödenmesiyle telafi edilmesini öngörmüştür. Bu yaklaşım Hitit hukukunun daha insancıl bir ceza yapısına sahip olduğunu göstermektedir.

Adım Adım Çözüm

1
Hammurabi Kanunları ile Hitit Kanunları'nın ceza yaklaşımlarını karşılaştırmak.
Hammurabi Kanunları'nda göze göz, dişe diş esasına dayanan sert kısas cezaları varken Hititlerde cezaların tazminata dayandığı belirlenir.
İlk Çağ hukuk metinlerinin ceza felsefesindeki temel ayrımı ortaya koymak.
2
Tazminat esaslı cezaların niteliğini yorumlamak.
Cezaların fiziki zarar vermek yerine maddi bedel ödenerek suçun telafi edilmesini sağladığı ve bu yönüyle daha yumuşak/insancıl olduğu sonucuna ulaşılır.
Hitit hukuk kurallarının karakterini doğru tespit etmek.

Anahtar Kavram

İlk Çağ hukuk kuralları arasındaki nitelik farkları ve Hitit hukukunun tazminat esası
Soru 6515Soru

Türkiye'de Cumhuriyet'in kuruluşundan günümüze kadar uygulanan ekonomi politikaları, doğal kaynakların (tarım, su, yer altı kaynakları vb.) işletilmesi ve ekonomiye kazandırılması üzerinde belirleyici bir etkiye sahip olmuştur. Aşağıda verilen ekonomi politikası dönemlerini, o dönemde doğal kaynakların kullanımına yönelik gerçekleştirilen temel ekonomik faaliyet ve politikalarla doğru şekilde eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

1923-1929 Dönemi
1929-1950 Dönemi
1950-1960 Dönemi
1960-1980 Dönemi

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

1923-1929 Dönemi - Aşar vergisinin kaldırılması ve yerli kaynakların teşviki; 1929-1950 Dönemi - MTA ve Etibank'ın kurulmasıyla madenciliğin kurumsallaşması; 1950-1960 Dönemi - DSİ'nin kurulması ve baraj yapımlarının hızlanması; 1960-1980 Dönemi - DPT öncülüğünde planlı döneme geçilmesi ve GAP'ın temellerinin atılması.
Cumhuriyet tarihi boyunca uygulanan ekonomi politikaları kronolojik olarak incelendiğinde; 1923-1929 döneminde aşar vergisinin kaldırılması gibi çiftçiyi rahatlatıcı adımlar, 1929-1950 döneminde devletçi modelle MTA ve Etibank gibi madencilik kurumlarının tesisi, 1950-1960 döneminde DSİ'nin kurulmasıyla su kaynaklarının barajlar aracılığıyla değerlendirilmesi ve 1960-1980 planlı döneminde ise DPT liderliğinde GAP gibi entegre havza projelerinin temellerinin atılması tarihsel gerçeklerle tam olarak örtüşmektedir.

Adım Adım Çözüm

1
İlk dönem olan 1923-1929 dönemi incelenir.
Bu dönemde tarımsal üretimi artırmak için 1925'te Aşar vergisinin kaldırıldığı ve İzmir İktisat Kongresi'nde millileştirme kararları alındığı belirlenir. Bu durum birinci ifade ile eşleşir.
Cumhuriyet'in ilk yıllarında tarımsal kalkınma ve milli bağımsızlık öncelikli hedeftir.
2
1929-1950 yılları arasındaki devletçilik dönemi analiz edilir.
1929 Dünya Ekonomik Bunalımı sonrasında devlet eliyle sanayi ve madencilik yatırımları yapılmış, 1935'te MTA ve Etibank kurulmuştur. Bu durum ikinci ifade ile eşleşir.
Özel sektörün sermaye yetersizliği nedeniyle madencilik yatırımlarının devlet eliyle ve kurumsal yapılarla yürütülmesi gerekmiştir.
3
1950-1960 dönemi su kaynakları ve altyapı politikaları değerlendirilir.
Bu dönemde tarımda sulama ve enerji ihtiyacını karşılamak adına 1953'te DSİ kurulmuş, baraj yapım seferberliği başlamıştır. Bu durum üçüncü ifade ile eşleşir.
Tarımda makineleşmeyle birlikte sulama ihtiyacının artması ve sanayileşen şehirlerin enerji gereksinimi baraj yatırımlarını zorunlu kılmıştır.
4
1960-1980 planlı dönem çalışmaları incelenir.
1960 sonrasında DPT koordinasyonunda Beş Yıllık Kalkınma Planları hazırlanmış ve Güneydoğu Anadolu Projesi (GAP) gibi entegre bölge planlarının temelleri atılmıştır. Bu durum dördüncü ifade ile eşleşir.
Doğal kaynakların daha verimli ve organize kullanımı için havza bazlı ve planlı kalkınma yaklaşımına geçilmiştir.

Anahtar Kavram

Cumhuriyet dönemi ekonomi politikalarının Türkiye'deki tarım, maden ve su kaynaklarının kullanımına yansımaları.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 6516Soru

Türkiye'de Cumhuriyet Dönemi'nden günümüze kadar geçen süreçte uygulanan nüfus politikaları ve yaşanan demografik gelişmeler belirli tarihsel dönemeçlere dayanmaktadır.

Buna göre, aşağıda verilen demografik gelişme ve politika değişikliklerinin geçmişten günümüze doğru kronolojik olarak sıralanışı nasıl olmalıdır?

Öğeleri doğru sıraya koymak için sürükleyin

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Kronolojik sıralama: İlk nüfus sayımı ve artırıcı politikaların başlaması, nüfus artış hızının zirve seviyeye ulaşması, kalkınma planlarıyla azaltıcı politikalara geçilmesi ve son olarak nüfus projeksiyonları doğrultusunda yeniden artırıcı politikaların uygulanması şeklindedir.
Cumhuriyet tarihi boyunca uygulanan nüfus politikalarının kronolojisi incelendiğinde; ilk olarak 1927 genel nüfus sayımıyla başlayan nüfus artırma çabaları gelmektedir. Bunu, sağlık hizmetlerinin gelişmesiyle 1955-1960 döneminde nüfus artış hızının zirveye ulaşması izlemiştir. Hızlı artışın kalkınmayı yavaşlatması sonucu 1965 yılında çıkarılan Nüfus Planlaması Kanunu ile antinatalist (azaltıcı) politikalara geçilmiştir. Son olarak, 2000'li yılların sonundan itibaren düşen doğum oranları ve nüfus projeksiyonlarındaki yaşlanma tehdidi nedeniyle tekrar pronatalist politikalara geçiş yapılmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
İlk genel nüfus sayımının ve ilk dönem politikalarının tarihini belirleme
Cumhuriyetin ilk nüfus sayımı 1927 yılında yapılmış ve bu dönemde nüfusu artırma politikası izlenmiştir.
Kronolojinin en erken safhasını belirlemek için ilk verilerin toplandığı dönem seçilmelidir.
2
Nüfus artış hızının zirveye ulaştığı dönemi belirleme
Yıllık nüfus artış hızı 1955-1960 yılları arasında en yüksek seviyeye (yaklaşık binde 28,528,5) ulaşmıştır.
Savaş sonrası iyileşen koşullarla birlikte nüfusun en hızlı büyüdüğü dönem tespit edilmelidir.
3
Nüfus politikasında ilk büyük makroekonomik eksen değişikliğini belirleme
1965 yılında Nüfus Planlaması Kanunu ile hızlı nüfus artışını sınırlama (antinatalist) politikasına geçilmiştir.
Zirveye ulaşan artış hızının ekonomik kalkınma üzerindeki baskılarını hafifletmek için yapılan yasal değişikliğin sırası belirlenmelidir.
4
Yakın dönem nüfus projeksiyonlarına dayanan güncel politikayı belirleme
2000'li yılların sonlarından itibaren yaşlanan nüfusu ve azalan doğurganlığı desteklemek adına yeniden pronatalist söylem ve teşvikler başlamıştır.
Geleceğe dönük projeksiyonlar doğrultusunda uygulanan en güncel politika dönemi belirlenmelidir.

Anahtar Kavram

Cumhuriyet Dönemi Türkiye nüfus politikalarının tarihsel gelişimi ve nüfus projeksiyonlarının politika değişiklikleri üzerindeki rolü.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 6517Soru

Tarihsel bir araştırmanın bilimsel yöntemlere uygun olarak yürütülmesi sürecinde gerçekleştirilen aşağıdaki aşamaları, ilk adımdan son adıma doğru olacak şekilde uygulama sırasına göre düzenleyiniz.

Öğeleri doğru sıraya koymak için sürükleyin

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Tarih araştırmalarında izlenen bilimsel yöntem sırasıyla Tarama (kaynak arama), Tasnif (sınıflandırma), Tahlil (çözümleme), Tenkit (eleştiri) ve Terkip (sentez/birleştirme) basamaklarından oluşur. Bu doğrultuda doğru sıralama kaynakların tespiti, gruplandırılması, çözümlenmesi, güvenilirliğinin sorgulanması ve son olarak birleştirilerek esere dönüştürülmesi şeklindedir.
Tarih biliminin yöntem basamakları mantıksal bir sırayı takip eder. İlk olarak kaynak aranır (Tarama), ardından bu kaynaklar sınıflandırılır (Tasnif). Üçüncü aşamada kaynaklardaki verilerin amaca uygunluğu çözümlenir (Tahlil). Dördüncü aşamada kaynakların güvenilirliği, iç ve dış eleştiri süzgecinden geçirilir (Tenkit). Son aşamada ise tüm bilgiler birleştirilerek sentez yapılır (Terkip).

Adım Adım Çözüm

1
Konuyla ilgili kaynakların toplanması sürecini (Tarama) belirlemek
İlk sırada yer alması gereken aşama 'arastirma_tarama' olarak tespit edilir.
Herhangi bir tarihsel araştırmaya başlamak için öncelikle konuya ilişkin kaynakların bulunması gerekir.
2
Elde edilen kaynakların sınıflandırılması sürecini (Tasnif) belirlemek
İkinci sırada yer alması gereken aşama 'arastirma_tasnif' olarak tespit edilir.
Toplanan kaynakların daha kolay incelenebilmesi için gruplandırılması zorunludur.
3
Verilerin yeterliliğinin çözümlenmesi sürecini (Tahlil) belirlemek
Üçüncü sırada yer alması gereken aşama 'arastirma_tahlil' olarak tespit edilir.
Sınıflandırılan bilgilerin konu açısından ne ölçüde yeterli olduğu bu aşamada analiz edilir.
4
Bilgilerin güvenilirliğinin denetlenmesi sürecini (Tenkit) belirlemek
Dördüncü sırada yer alması gereken aşama 'arastirma_tenkit' olarak tespit edilir.
Çözümlenen verilerin doğruluk derecesi iç ve dış eleştiri yöntemiyle sınanmalıdır.
5
Güvenilir bilgilerin birleştirilerek esere dönüştürülmesi sürecini (Terkip) belirlemek
Beşinci sırada yer alması gereken aşama 'arastirma_terkip' olarak tespit edilir.
Doğruluğu kanıtlanan tüm bilgiler mantıksal bir sıra halinde bir araya getirilerek sentezlenir.

Anahtar Kavram

Tarih araştırmalarında yöntem basamakları (Tarama, Tasnif, Tahlil, Tenkit, Terkip)
Soru 6518Soru

A��ağıda verilen coğrafi bölgelerdeki doğal kaynak kullanım faaliyetleri ile bu faaliyetlerin doğrudan neden olduğu çevre sorunlarını doğru şekilde eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

Konya Havzası'nda tarımsal sulama ihtiyacını karşılamak amacıyla yer altı sularının aşırı derecede t��ketilmesi
Mısır'da Nil Nehri üzerinde inşa edilen Asuan Barajı ile nehir sularının büyük oranda kontrol altına alınması
Amazon Havzası'nda geniş yağmur ormanı alanlarının kereste üretimi ve yeni tarım-hayvancılık alanları açılması amacıyla tahrip edilmesi
Almanya'nın Ruhr Havzası'nda taş kömürünün yoğun şekilde çıkarılması ve demir-çelik sanayisinde enerji kaynağı olarak kullanılması

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Konya Havzası'ndaki yer altı suyu kullanımı karstik çöküntüler ve obruk oluşumuyla; Nil Nehri üzerindeki Asuan Barajı alüvyon akışının kesilmesi ve kıyı çizgisi erozyonuyla; Amazon ormanlarının tahribi karbon yutağı kaybı ve biyoçeşitlilik azalmasıyla; Ruhr Havzası'nda taş kömürü kullanımı ise asit yağmurları ve hava kirliliğiyle eşleşir.
Faaliyetler ve yarattıkları doğrudan çevre sorunları doğru şekilde eşleştirildiğinde; Konya Havzası'ndaki aşırı yer altı suyu tüketimi karstik çökmelere ve obruklara yol açar. Nil üzerindeki Asuan Barajı alüvyonları tutarak delta erozyonuna neden olur. Amazon ormanlarının tahribi küresel karbon yutağını daraltarak iklim değişikliğini hızlandırır ve biyoçeşitliliği azaltır. Ruhr Bölgesi'nde taş kömürü kullanımı ise kükürt salınımı nedeniyle hava kirliliği ve asit yağmurları oluşturur.

Adım Adım Çözüm

1
Konya Havzası'ndaki yer altı suyu tüketiminin jeolojik ve jeomorfolojik çevre etkilerini analiz etmek.
Havzada aşırı su çekilmesi yer altı su seviyesini düşürür, kireç taşlarının çözünmesiyle oluşan yeraltı galerilerinin tavanı çöker ve obruklar oluşur. Bu durum karstik boşlukların çökmesiyle doğrudan ilişkilidir.
Yer altı suyu kullanımı ile jeolojik yapı arasındaki neden-sonuç bağını kurmak.
2
Nil Nehri üzerindeki Asuan Barajı'nın sediment transferi ve kıyı ekolojisi üzerindeki etkisini incelemek.
Barajın arkasında biriken sedimentler nehir ağzındaki deltaya ulaşamaz, beslenemeyen delta kıyıları deniz dalgalarının aşındırmasıyla geriler ve kıyı erozyonu hızlanır.
Akarsuların üzerine inşa edilen büyük hidrolik yapıların nehir morfolojisi ve kıyı çizgisi üzerindeki etkisini belirlemek.
3
Amazon Havzası'ndaki orman tahribatının küresel iklim ve ekosistem üzerindeki etkilerini değerlendirmek.
Ormanların yok edilmesi atmosferdeki karbonu bağlayan yutak alanları azaltır. Fotosentez kapasitesi düşerken karbon birikimi artar ve zengin bitki/hayvan türlerinin yaşam alanları yok olur.
Biyolojik kaynakların tahribinin küresel karbon döngüsü ve biyoçeşitlilik üzerindeki etkilerini anlamak.
4
Ruhr Havzası'nda taş kömürü kullanımının kimyasal ve atmosferik çevre etkilerini incelemek.
Kömür gibi kükürt oranı yüksek fosil yakıtların yakılması havaya zehirli gazlar salar, bu gazlar su buharı ile birleşerek asit yağmurlarını oluşturur ve hava kirliliğine neden olur.
Enerji kaynağı olarak fosil yakıt kullanımının atmosfer üzerindeki olumsuz etkilerini tespit etmek.

Anahtar Kavram

Doğal kaynakların türüne, kullanım biçimine ve coğrafi özelliklerine göre ortaya çıkan çevre sorunları çeşitlilik gösterir. Yanlış arazi kullanımı jeomorfolojik, biyolojik veya kimyasal dengesizliklere neden olabilir.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 6519Soru

Atatürk Dönemi'nde uygulamaya konulan Devletçilik ilkesi; özel girişimi tamamen ortadan kaldırmayı değil, ülkenin içinde bulunduğu olağanüstü koşullar nedeniyle özel sektörün gerçekleştiremediği yatırımları devlet eliyle yapmayı amaçlamıştır.

Buna göre, Türkiye'nin iktisadi kalkınmasında devletçilik modelinin benimsenmesinde;

I. 1929 Dünya Ekonomik Buhranı'nın olumsuz etkileri,
II. Yerli sermaye ve teknik birikimin yetersiz olması,
III. Ülke genelinde hızlı ve dengeli bir kalkınma sağlama hedefi

durumlarından hangilerinin etkili olduğu savunulabilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: I, II ve III

Cevap

I, II ve III
Devletçilik ilkesinin benimsenmesinde hem 1929 Dünya Ekonomik Buhranı'nın getirdiği dış zorunluluklar (I), hem yerli burjuvazinin ve sermaye sınıfının yetersizliği gibi iç yapısal sorunlar (II), hem de yeni kurulan devletin ülkeyi planlı ve dengeli biçimde kalkındırma hedefi (III) ortaklaşa etkili olmuştur. Bu nedenle verilen üç öncül de devletçilik modelinin uygulanma nedenleri arasında yer alır.

Adım Adım Çözüm

1
Öncüllerin tarihsel arka planını ve devletçilik ilkesinin ortaya çıkış koşullarını analiz etmek.
1929 Büyük Buhranı'nın küresel ekonomideki daraltıcı etkisi ve genç Türkiye Cumhuriyeti'nde özel sektörün sanayileşmeyi tek başına gerçekleştirecek sermayeye sahip olmaması saptanmıştır.
Devletçilik ilkesinin hangi tarihsel ihtiyaçlardan doğduğunu belirlemek için.
2
Devletçilik ilkesinin temel hedeflerini değerlendirmek.
Devletin hızlı sanayileşmeyi ve ülkenin her bölgesinde dengeli bir kalkınmayı (fabrikalar kurarak, demiryolları döşeyerek) hedeflediği görülmüştür.
Toplumsal ve ekonomik kalkınma vizyonunun devletin rolüyle ilişkisini saptamak için.
3
Tüm etkenleri birleştirerek doğru seçeneği belirlemek.
Küresel kriz (I), yerli sermaye yetersizliği (II) ve dengeli kalkınma hedefi (III) devletçilik modelinin benimsenmesinde ortaklaşa rol oynamıştır.
Soruda istenen 'savunulabilir' yargılara tam olarak ulaşmak için.

Anahtar Kavram

Atatürk Dönemi'nde Devletçilik ilkesinin benimsenmesi; hem içsel yapısal yetersizlikler hem de küresel ekonomik kriz gibi dışsal zorunlulukların bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır.
Soru 6520Soru

Aşağıda doğal kaynak potansiyeli ve ekonomik özellikleri belirtilen ülkeleri, gelişmişlik düzeylerine göre en gelişmiş olandan en az gelişmiş olana doğru sıralayınız.

Öğeleri doğru sıraya koymak için sürükleyin

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Gelişmişlik düzeyine göre doğru sıralama: Japonya, Nijerya ve Somali şeklindedir.
Doğal kaynakların ekonomiye katkısı ve ülkelerin gelişmişlik düzeyleri, sadece kaynak varlığına değil, bu kaynakları işleyecek teknoloji, sermaye ve nitelikli iş gücüne bağlıdır. Bu bağlamda, kaynak bakımından fakir olan Japonya teknoloji gücüyle en gelişmiş ülkedir. Nijerya zengin kaynaklara sahip olup bunları yeterince işleyemediği için orta-düşük düzeyde yer alır. Somali ise her iki açıdan da yetersiz olduğundan en az gelişmiş olan ülkedir.

Adım Adım Çözüm

1
Ülkelerin sahip oldukları doğal kaynaklar ile bu kaynakları işleme kapasitelerini (teknoloji ve sermaye) karşılaştırın.
Japonya'nın kaynağı az ama teknolojisi en yüksektir; Nijerya'nın kaynağı çok ama teknolojisi azdır; Somali'nin ise hem kaynağı hem teknolojisi yetersizdir.
Gelişmişlik düzeyini belirleyen temel unsur doğal kaynağın varlığından ziyade, o kaynağı işleyecek sermaye ve teknolojiye sahip olunmasıdır.
2
Bu bilgiler doğrultusunda ülkelerin gelişmişlik seviyelerini belirleyin.
Japonya en gelişmiş, Nijerya orta-düşük gelişmişlikte, Somali ise en az gelişmiş seviyededir.
Teknoloji ve sermayeye sahip olan Japonya en üst sırada yer alırken, zengin kaynaklara sahip Nijerya orta sırada, her iki unsura da sahip olmayan Somali ise son sırada yer alır.

Anahtar Kavram

Ülkelerin doğal kaynak potansiyeli ile ekonomik gelişmişlik düzeyleri arasındaki ilişki, o ülkelerin sermaye, teknoloji ve iş gücü kapasitesine bağlıdır.
ÖncekiSayfa 326 / 437Sonraki
Tüm alıştırma soruları — YKS AYT (Alan Yeterlilik Testi) | Examkin