Tüm alıştırma soruları

8734 soru

Soru 6521Soru

Osmanlı Devleti'nin modernleşme ve hukuk devleti olma sürecinde yaşanan aşağıdaki gelişmeleri kronolojik olarak en eskiden en yeniye doğru sıralayınız.

Öğeleri doğru sıraya koymak için sürükleyin

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Doğru kronolojik sıralama; Tanzimat Fermanı'nın ilanı (1839), Islahat Fermanı'nın yayımlanması (1856) ve karma Nizamiye Mahkemeleri'nin kurulması (1864) şeklindedir.
Tanzimat Fermanı 1839'da ilan edilmiş, ardından 1856'da Islahat Fermanı yayımlanmış ve bu fermanlardaki eşitlik ilkelerinin yargı alanına yansıması olarak 1864'te karma Nizamiye Mahkemeleri kurulmuştur.

Adım Adım Çözüm

1
Tanzimat Fermanı'nın ilan tarihini belirlemek
Gülhane Hatt-ı Hümayunu 1839 yılında ilan edilmiştir.
Osmanlı Devleti'nde anayasacılık hareketlerinin başlangıcı kabul edilir.
2
Islahat Fermanı'nın ilan tarihini belirlemek
Islahat Fermanı 1856 yılında yayımlanmıştır.
Kırım Savaşı sonrası Avrupalı devletlerin desteğini almak amaçlanmıştır.
3
Nizamiye Mahkemeleri'nin kuruluş tarihini belirlemek
Müslüman ve gayrimüslimlerin birlikte yargılandığı karma mahkemeler 1864 yılında kurulmaya başlanmıştır.
Tanzimat ve Islahat fermanlarında ilan edilen kanun önünde eşitlik ilkesinin kurumsal hayata geçirilmesidir.

Anahtar Kavram

Osmanlı modernleşmesinde Tanzimat ve Islahat fermanlarının kronolojik sırası ve hukuki kurumsallaşmaya etkileri
Soru 6522Soru

Sevr Antlaşması'nın bazı maddeleri ile bu maddelerin Osmanlı Devleti'nin egemenlik hakları üzerindeki etkileri eşleştirilmek istenmektedir.

Buna göre, sol sütundaki antlaşma maddelerini sağ sütundaki doğru etkileriyle eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

Kapitülasyonların tüm İtilaf Devletleri'ne açılması ve Osmanlı maliyesinin yabancı üyelerden oluşan bir komisyonun denetimine bırakılması
Mecburi askerlik sisteminin kaldırılması, ordu mevcudunun sınırlandırılması ve ağır silahların yasaklanması
Azınlık haklarının genişletilmesi ve bu hakların uygulanmasının İtilaf Devletleri tarafından denetlenmesi
İstanbul'un Osmanlı başkenti olarak kalması ancak Osmanlı Devleti'nin azınlık haklarına uymaması halinde kentin Türklerin elinden alınması

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Kapitülasyonlar ve mali denetim ekonomik bağımsızlığın yok edilmesiyle; askerlik ve ordu kısıtlamaları savunma imkanlarının kısıtlanmasıyla; azınlık haklarının denetlenmesi iç işlerine müdahale ve hukuki bağımsızlığın zedelenmesiyle; İstanbul'un elden alınması tehdidi ise siyasi varlığın doğrudan tehdit edilmesiyle eşleşmelidir.
Kapitülasyonlar ve mali denetim ekonomik bağımsızlığın yok edilmesiyle; askerlik ve ordu kısıtlamaları savunma imkanlarının kısıtlanmasıyla; azınlık haklarının denetlenmesi iç işlerine müdahale ve hukuki bağımsızlığın zedelenmesiyle; İstanbul'un elden alınması tehdidi ise siyasi varlığın doğrudan tehdit edilmesiyle eşleşir.

Adım Adım Çözüm

1
Kapitülasyonlar ve mali komisyon ile ilgili olan birinci maddeyi değerlendiriniz.
Bu hükümler doğrudan mali ve ekonomik egemenlik haklarıyla ilgilidir.
Mali komisyon ve kapitülasyonların yaygınlaştırılması ekonomik bağımsızlığın kaybı anlamına gelir.
2
Ordu mevcudu ve askerlik kısıtlamaları ile ilgili olan ikinci maddeyi değerlendiriniz.
Askeri sınırlamalar doğrudan savunma gücüyle ilişkilidir.
Askerliğin zorunlu olmaktan çıkarılması ve ağır silah yasağı, devletin askeri gücünü ve dolayısıyla savunma imkanlarını yok etmeyi amaçlar.
3
Azınlık hakları ve denetimi ile ilgili olan üçüncü maddeyi değerlendiriniz.
Yabancı devletlerin iç işlerimize karışmasına yasal zemin hazırlar.
Dış devletlerin azınlık haklarını denetlemesi egemen devlet anlayışına ve hukuki bağımsızlığa aykırıdır.
4
Başkentin geri alınması tehdidini içeren dördüncü maddeyi değerlendiriniz.
Başkentin tehdit edilmesi siyasi varlığı doğrudan tehlikeye düşürür.
İstanbul'un işgal edilebileceği uyarısı devletin siyasi egemenliğine ve varlığına doğrudan bir müdahaledir.

Anahtar Kavram

Sevr Antlaşması maddelerinin Osmanlı egemenliği ve bağımsızlığı üzerindeki etkileri
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 6523Soru

Anadolu’da yerleşik yaşama geçişin ilk izlerinin görüldüğü Çayönü (Diyarbakır) ile Anadolu'da yazılı devirlerin başladığı Kültepe (Kayseri) höyüklerinde araştırma yapan bir tarih heyeti, çalışmalarında ��eşitli buluntular elde etmiştir. Bu buluntuların incelenmesinde tarihe yardımcı bilim dallarından yararlanılmıştır.

Buna göre, aşağıda verilen buluntu ve yardımcı bilim dalı eşleştirmelerinden hangisi, tarih biliminin yöntem ve ilkeleri açısından kesinlikle hatalıdır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Çayönü'nde ele geçirilen obsidyen araçlar üzerindeki çizgi ve işaretlerin yazı türü yönünden incelenmesi - Paleografya

Cevap

Çayönü'nde ele geçirilen obsidyen araçlar üzerindeki çizgi ve işaretlerin yazı türü yönünden incelenmesi için Paleografya biliminden yararlanılması hatalıdır.
Tarih öncesi devirlerde henüz yazı icat edilmediği için yazı bilimi olan paleografya, epigrafi veya diplomatik gibi dallardan bu dönemlerin aydınlatılmasında yararlanılamaz. Diyarbakır Çayönü, tarih öncesi döneme (Neolitik Dönem) ait bir yerleşim yeridir. Bu nedenle Çayönü'ndeki obsidyen aletler üzerinde yer alan çizimlerin veya işaretlerin incelenmesinde paleografya biliminden yararlanılması tarih metodolojisi açısından hatalıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Yerleşim yerlerinin ait olduğu dönemlerin belirlenmesi
Diyarbakır Çayönü tarih öncesi devirlere (Neolitik Dönem) aitken, Kayseri Kültepe yazılı devirlere (tarihi devirler) aittir.
Yardımcı bilim dallarının kullanılabilirliği, incelenen dönemin yazılı olup olmamasına göre değişir.
2
Bilim dallarının çalışma alanlarının ve sınırlarının analiz edilmesi
Paleografya eski yazı sistemlerini inceler. Dolayısıyla yazının henüz icat edilmediği tarih öncesi dönemlerin araştırılmasında paleografyadan yararlanılamaz.
Yazı dışındaki çizgi ve semboller, bir yazı sistemi (alfabe vb.) oluşturmadığı için paleografyanın konusu olamaz.
3
Eşleştirmelerin değerlendirilmesi
Çayönü buluntuları için paleografya biliminin eşleştirilmesi metodolojik açıdan hatalıdır. Diğer eşleştirmeler dönem ve malzeme özelliklerine uygundur.
Hatalı eşleştirmenin tespit edilerek doğru seçeneğin belirlenmesi gerekir.

Anahtar Kavram

Tarih öncesi dönemlerin aydınlatılmasında yazıya dayalı yardımcı bilim dallarının (paleografya, diplomatik, epigrafi vb.) kullanılamayacağı ilkesi.
Soru 6524Soru

Uygurlarda tarım ve ticaretin gelişerek yerleşik yaşam tarzının benimsenmesiyle birlikte; borç alıp verme, toprak kiralama, işçi sözleşmeleri ve evlat edinme gibi hukuki işlemleri içeren çok sayıda yazılı vesika günümüze ulaşmıştır.

Buna göre, yerleşik yaşama geçişin Uygur toplumundaki etkileri hakkında;

I. Özel mülkiyet kavramının yasal güvence altına alınması ihtiyacı doğmuştur.
II. Sözlü hukuk geleneği (töre) tamamen terk edilerek yerine dini kurallara dayalı teokratik bir hukuk düzeni kurulmuştur.
III. Sosyo-ekonomik ilişkilerin çeşitlenmesi, hukukun yazılı hale gelmesinde belirleyici olmuştur.

yargılarından hangilerine ulaşılabilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: I ve III

Cevap

Yerleşik yaşama geçişle beraber özel mülkiyetin yasal güvence altına alınması ihtiyacının doğması ve sosyo-ekonomik ilişkilerin çeşitlenerek hukuku yazılı hale getirmesi (I ve III)
Doğru yargıları içeren seçenekte belirtildiği üzere, yerleşik yaşama geçişle birlikte toprak mülkiyeti, kiralama ve iş sözleşmeleri gibi konular ön plana çıkmıştır. Bu durum, mülkiyet haklarının yasal koruma altına alınması gereksinimini doğurmuştur (I. öncül). Sosyo-ekonomik ilişkilerin bu derece çeşitlenmesi ve karmaşıklaşması da sözlü hukuk geleneğinden yazılı hukuk belgelerine geçilmesinde en önemli amil olmuştur (III. öncül). Ancak töre tamamen ortadan kaldırılmamış ve devlet teokratikleşmemiştir (II. öncül yanlış).

Adım Adım Çözüm

1
Uygur yazılı belgelerinde yer alan konuların (toprak kiralama, işçi sözleşmeleri, borç senedi) analiz edilmesi.
Bu konuların doğrudan kişisel haklar ve mülkiyet hakları ile ilişkili olduğu görülür.
Toprak kiralama ve sözleşmeler ancak mülkiyetin yasal olarak kabul edildiği ve korunduğu bir yapıda mümkündür.
2
Yerleşik hayata geçişin hukuk sisteminin yapısına olan etkilerinin ve törenin durumunun değerlendirilmesi.
Göçebe yaşamdaki töre kurallarının tamamen yok olmadığı, yazılı hale getirilerek yeni yaşam koşullarına uyarlandığı saptanır.
Uygurlarda Maniheizm ve Budizm dinlerinin etkisiyle hukuki metinlerde değişiklikler olsa da din merkezli teokratik bir hukuk düzeni kurulmamıştır.
3
Ekonomik hayatın değişmesinin hukukun biçimi üzerindeki etkisinin sorgulanması.
Yerleşik hayatla beraber karmaşıklaşan sosyal ve ticari ilişkilerin (faiz, kiralama, ortaklık vb.) yazılı hukuka geçişi zorunlu kıldığı anlaşılır.
Sözlü hukuk kuralları, yerleşik yaşamın getirdiği karmaşık ticaret ve mülkiyet uyuşmazlıklarını çözmede yetersiz kalmıştır.

Anahtar Kavram

Uygurların yerleşik hayata geçmesiyle birlikte ortaya çıkan yeni sosyo-ekonomik düzenin mülkiyet algısı ve hukuk sistemi üzerindeki dönüştürücü etkisi.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 6525Soru

Kayseri yakınlarındaki Kültepe (Kaniş) höyüğünde yapılan arkeolojik kazılarda, alt tabakalarda Neolitik Dönem'e ait obsidyen ok uçları ve taş baltalar; üst tabakalarda ise Asur Ticaret Kolonileri Çağı'na ait çivi yazılı kil tabletler bulunmuştur.

Bu buluntuların incelenmesi ve değerlendirilmesi süreciyle ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Asur Ticaret Kolonileri Çağı'na ait kil tabletlerin ��zerindeki yazıların okunması ve içeriklerinin çözümlenmesinde paleografya biliminden yararlanılır.

Cevap

Asur Ticaret Kolonileri Çağı'na ait kil tabletlerin üzerindeki yazıların okunması ve içeriklerinin çözümlenmesinde paleografya biliminden yararlanılır.
Asur Ticaret Kolonileri Çağı'na ait kil tabletlerin üzerindeki yazıların okunması ve içeriklerinin çözümlenmesinde paleografya biliminden yararlanılır ifadesi doğrudur. Çünkü paleografya, eski yazıları, alfabeleri ve bunların zaman içindeki değişimlerini inceleyen bir bilim dalıdır. Kil tabletlerdeki çivi yazısının okunması bu bilimin doğrudan çalışma alanına girer.

Adım Adım Çözüm

1
Kazı tabakalarındaki buluntuların niteliklerinin (yazılı veya yazısız dönem) belirlenmesi.
Neolitik Dönem buluntuları (obsidyen ok uçları, taş baltalar) tarih öncesi (yazısız) döneme aittir. Asur Ticaret Kolonileri Çağı buluntuları (kil tabletler) ise tarihi (yazılı) döneme aittir.
Tarihe yardımcı bilim dallarının kullanılabilmesi için buluntunun ait olduğu dönemde yazının var olup olmadığı kritik önem taşır.
2
Tarih öncesi buluntular için yazılı kaynak bilimlerinin elenmesi.
Neolitik Dönem buluntuları için paleografya, epigrafi ve diplomatik gibi yazıya dayalı bilim dallarından yararlanılamaz.
Yazısız dönemlerin aydınlatılmasında arkeoloji, kimya (Karbon-1414) ve antropoloji gibi bilimlerden yararlanılır.
3
Tarihi dönem buluntularının uygun bilim dalıyla eşleştirilmesi.
Asurlulardan kalan kil tabletlerin üzerindeki çivi yazısı, eski yazıları inceleyen paleografya biliminin yardımıyla okunur.
Paleografya, geçmiş dönemlerde kullanılan yazı sistemlerini ve alfabeleri çözme işlevine sahiptir.

Anahtar Kavram

Tarih öncesi dönemlerin incelenmesinde yazıya dayalı bilim dallarının (paleografya, epigrafi, diplomatik) kullanılamayacağı kural�� ve tarihi dönemlerdeki yazılı belgelerin paleografya ile çözümlenmesi.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 6526Soru

Türkiye’nin dış ticaret yapısı incelendiğinde, ihraç edilen ürün gruplarının toplam ihracat gelirleri içerisindeki payları yapısal olarak farklılık göstermektedir.

Aşağıda verilen ihracat ürün gruplarını, Türkiye'nin yıllık toplam ihracat gelirleri içerisindeki paylarına göre en yüksekten en düşüğe doğru sıralayınız.

Öğeleri doğru sıraya koymak için sürükleyin

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Doğru sıralama en yüksek paya sahip olan 'Motorlu kara taşıtları, bunların aksam ve parçaları' ile başlayıp sırasıyla 'Kazanlar, makineler, mekanik cihazlar ve aletler', 'Elektrikli makine ve cihazlar' ve en düşük paya sahip olan 'Plastikler ve mamulleri' şeklinde devam etmelidir.
Türkiye'nin ihracat yapısında en yüksek pay motorlu kara taşıtlarına aittir. Bunu sırasıyla kazan ve makineler, elektrikli cihazlar ve son olarak plastik ürünler takip etmektedir. Bu durum ülkenin sanayileşme yapısı ve dış ticaret dinamikleriyle uyumludur.

Adım Adım Çözüm

1
Türkiye'nin ihracatında geleneksel olarak en yüksek paya sahip sanayi kolunu belirlemek.
Otomotiv sanayisini temsil eden motorlu kara taşıtları grubunun birinci sırada yer aldığı saptanır.
Türkiye'nin sanayileşmiş yapısında en büyük ihracat geliri otomotiv sektöründen elde edilmektedir.
2
Otomotivden sonra gelen ikinci en büyük sanayi ihracat grubunu tespit etmek.
Kazanlar, makineler, mekanik cihazlar ve aletler grubunun ikinci sırada yer aldığı belirlenir.
Makine imalat sanayisi Türkiye ihracatının en dinamik ve hacimli ikinci ayağını oluşturur.
3
Elektrikli makine ve plastik gruplarının hacimlerini karşılaştırmak.
Elektrikli makine ve cihazlar grubunun payının plastik ve mamullerinden daha yüksek olduğu saptanır.
Beyaz eşya ve kablo sanayisini de içeren elektrik-elektronik sektörü, plastik hammadde ve mamul ihracatından daha büyük bir ekonomik büyüklüğe sahiptir.

Anahtar Kavram

Türkiye'nin Dış Ticaretinde İhraç Edilen Ürün Gruplarının Payları
Soru 6527Soru

Yazar I: "Roman, hayata tutulmuş bir aynadır. Yol boyunca yürürken bu aynaya yansıyan çamurları da mavi gökyüzünü de olduğu gibi, hiçbir şeyi gizlemeden aktarmalıyız. Yazarın kişisel duyguları, hayalleri bu tarafsızlığı gölgelememelidir."

Yazar II: "Haklısınız ancak ayna tutmak yetersizdir. Bizler birer gözlemciden öte, birer deneyci olmalıyız. İnsanı laboratuvardaki bir denek gibi ele almalı; onun soyaçekimle getirdiği kalıtsal özellikleri ve içinde bulunduğu fizyolojik çevreyi determinizm ilkesiyle incelemeliyiz."

Bu diyalogdan hareketle Yazar I ve Yazar II'nin benimsediği edebî akımlar ve bu akımların Türk edebiyatındaki yansımalarıyla ilgili aşağıdaki yargılardan hangisi yanlıştır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Yazar II'nin savunduğu akımın edebiyatımızdaki en önemli temsilcilerinden biri olan Hüseyin Rahmi Gürpınar, bu yöntemi kullanarak Türk edebiyatının ilk psikolojik romanı olan Eylül'ü kaleme almıştır.

Cevap

Edebiyatımızın ilk psikolojik romanı olan Eylül, Hüseyin Rahmi Gürpınar tarafından değil, Servet-i Fünun Dönemi yazarlarından Mehmet Rauf tarafından yazılmıştır. Hüseyin Rahmi Gürpınar ise natüralizm akımının bağımsız ve güçlü bir temsilcisidir ancak bu eserin yazarı değildir.
Türk edebiyatının ilk psikolojik romanı kabul edilen Eylül, natüralizmin temsilcisi Hüseyin Rahmi Gürpınar tarafından değil, Servet-i Fünun Dönemi romancısı Mehmet Rauf tarafından yazılmıştır. Bu nedenle Hüseyin Rahmi Gürpınar ile Eylül eserini eşleştiren yargı yanlıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Yazar I'in savunduğu edebî akımı belirlemek
Yazar I'in 'hayata tutulmuş bir ayna' ve 'tarafsızlık' vurgularından realizm (gerçekçilik) akımını benimsediği tespit edilir.
Stendhal'ın ayna benzetmesi realizmin en temel ilkesidir.
2
Yazar II'nin savunduğu edebî akımı belirlemek
Yazar II'nin 'deneyci', 'soyaçekim', 'determinizm' ve 'laboratuvar' ifadelerinden natüralizm (doğalcılık) akımını benimsediği tespit edilir.
Natüralizm, bilimsel yöntemleri ve kalıtım yasalarını edebiyata taşıyan akımdır.
3
Türk edebiyatındaki yansımaları üzerinden seçenekleri kontrol etmek
Eylül romanının yazarının Mehmet Rauf olduğu belirlenerek Hüseyin Rahmi Gürpınar ile eşleştirilen bilginin yanlış olduğu saptanır.
Edebiyat tarihindeki yazar-eser eşleştirmelerinin doğruluğunu denetlemek sorunun çözümünü sağlar.

Anahtar Kavram

Realizm ve Natüralizm akımlarının temel ilkeleri, aralarındaki farklar ve Türk edebiyatındaki yazar-eser eşleştirmeleri.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 6528Soru

Sınıraşan sular, birden fazla ülkenin topraklarından geçerek deniz veya göllere dökülen akarsulardır. Bu suların kullanımı ve üzerlerinde kurulan barajlar, kıyıdaş ülkeler arasında su güvenliği sorunlarına ve sıcak çatışma risklerine yol açabilmektedir.

Buna göre;
I. Nil Nehri havzasında Mısır, Sudan ve Etiyopya arasında yaşanan gerilimler,
II. Fırat ve Dicle nehirleri üzerinde Türkiye'nin GAP kapsamında inşa ettiği barajlar nedeniyle Suriye ve Irak ile yaşadığı anlaşmazlıklar,
III. Rusya ve Ukrayna arasında Kırım ve Donbass bölgelerinin kontrolü üzerinde yaşanan silahlı çatışmalar

durumlarından hangileri sınıraşan suların paylaşılamamasından kaynaklanan bölgesel gerginliklere örnek gösterilebilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: I ve II

Cevap

Nil Nehri ile Fırat ve Dicle nehirleri sınıraşan su kaynakları olup, kıyıdaş ülkeler arasında su paylaşımı gerilimlerine yol açarken; Rusya ve Ukrayna arasındaki çatışma su kaynaklı değil, jeopolitik ve toprak bütünlüğü kaynaklıdır. Bu nedenle doğru yanıt I ve II öncüllerini içeren seçenektir.
Nil Nehri ile Fırat ve Dicle nehirleri birden fazla ülkenin topraklarından geçen sınıraşan akarsulardır. Bu akarsuların su miktarı ve baraj projeleriyle kontrol edilmesi kıyıdaş ülkeler arasında ciddi gerginliklere yol açar. Bu yüzden I ve II nolu öncülleri içeren seçenek doğrudur.

Adım Adım Çözüm

1
Sınıraşan sular kavramı çerçevesinde Nil Nehri havzasındaki durumu incelemek.
Nil Nehri sularının Mısır, Sudan ve Etiyopya arasında Hedasi Barajı inşası nedeniyle sıcak çatışma potansiyeli taşıyan bir gerilim kaynağı olduğu belirlenir.
Birinci öncülün doğruluğunu test etmek.
2
Fırat ve Dicle nehirleri havzasındaki durumu incelemek.
Fırat ve Dicle nehirlerinin Türkiye, Suriye ve Irak arasında sınıraşan su statüsünde olduğu ve geçmişten günümüze su paylaşımı konusunda anlaşmazlıklara yol açtığı belirlenir.
İkinci öncülün doğruluğunu test etmek.
3
Rusya ve Ukrayna arasındaki çatışmanın nedenini analiz etmek.
Bu çatışmanın temel nedeninin sınıraşan suların paylaşımı değil; sınır bütünlüğü, egemenlik hakları ve jeopolitik nüfuz mücadeleleri olduğu belirlenir.
Üçüncü öncülü elemek.

Anahtar Kavram

Sınıraşan akarsuların su paylaşımı ve baraj inşası gibi nedenlerle kıyıdaş ülkeler arasında bölgesel gerginlik ve sıcak çatışma riski oluşturması.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 6529Soru

Çocuk düşerse ölür çünkü balkon
Ölümün cesur körfezidir evlerde
Yüzünde bir soru işaretiyle çocuk
Karşısında çekilmez bir akşamüstü

Bu dizelerin dil, anlatım ve içerik özellikleri dikkate alındığında aşağıdaki edebi topluluk veya şiir eğilimlerinden hangisinin sanat anlayışıyla örtüştüğü söylenebilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İkinci Yeni Şiiri

Cevap

İkinci Yeni Şiiri
Doğru seçenek İkinci Yeni Şiiri'dir. İkinci Yeni şairleri, şiirde aklın sınırlarını zorlayan soyut bir dil kurmuş, 'ölümün cesur körfezi' gibi alışılmamış bağdaştırmalarla imge dünyasını genişletmişlerdir. Verilen dizelerdeki kapalı anlatım, serbest biçim ve bireysel varoluş kaygısı bu anlayışın ürünüdür.

Adım Adım Çözüm

1
Dizelerin dil ve anlatım özelliklerini incelemek.
Dizelerde geçen 'balkonun ölümün cesur körfezi olması' ifadesi gibi alışılmamış bağdaştırmaların kullanıldığı görülür.
Şiirdeki dil ve imge yapısının hangi anlayışa ait olduğunu saptamak.
2
Dizelerin içerik ve tema yönünü belirlemek.
Şiirde çocuk, ölüm ve akşamüstü kavramları üzerinden bireysel, soyut ve varoluşsal bir duyarlık işlenmiştir.
Şiirin izlek boyutunu belirleyerek edebi hareketlerle ilişkilendirmek.
3
Tespit edilen özellikleri Cumhuriyet Dönemi şiir eğilimleriyle karşılaştırmak.
İmgeye dayalı kapalı anlatım, soyutlama ve serbest biçim özellikleri İkinci Yeni şiir anlayışı ile örtüşmektedir.
Seçenekler arasında doğru eşleştirmeyi yaparak sonuca ulaşmak.

Anahtar Kavram

İkinci Yeni Şiirinin genel özellikleri, dil ve imge dünyası.
Soru 6530Soru

İlk Çağ'da meydana gelen aşağıdaki göç hareketlerini kronolojik olarak en eskiden en yeniye doğru sıralayınız.

Öğeleri doğru sıraya koymak için sürükleyin

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Ege Göçleri, Babil Sürgünü ve Roma dönemindeki ilk Hristiyan göçleri şeklinde gerçekleşen kronolojik sıralamadır.
Kronolojik sıralama en eskiden en yeniye doğru yapıldığında Ege Göçleri (MÖ 1200 civarı), Babil Sürgünü (MÖ 586) ve Hristiyan Göçleri (MS I-III. yüzyıllar) biçiminde sıralanır.

Adım Adım Çözüm

1
İlk Çağ'daki ilk büyük göç dalgasını belirlemek
Ege Göçleri'nin yaklaşık MÖ 1200 civarında gerçekleştiği tespit edilir.
Bu göçler Tunç Çağı'nın kapanmasına ve Anadolu'daki Hititler gibi büyük imparatorlukların yıkılmasına yol açmıştır.
2
İkinci göç hareketini kronolojik olarak belirlemek
Kudüs'ün işgaliyle başlayan Babil Sürgünü'nün MÖ 586 yılında gerçekleştiği tespit edilir.
Yahudilerin inançları nedeniyle yaşadıkları bu zorunlu göç hareketi Demir Çağı'nda Mezopotamya siyasi dengelerini etkilemiştir.
3
En son gerçekleşen göç hareketini tespit etmek
Roma İmparatorluğu'nda Hristiyanlara yönelik baskılar nedeniyle yapılan göçlerin MS I-III. yüzyıllarda olduğu tespit edilir.
Bu göçler din ve inanç hürriyetinin kısıtlanmasıyla ortaya çıkmış ve Hristiyanlığın yayılmasına katkı sağlamıştır.

Anahtar Kavram

İlk Çağ'da yaşanan büyük göçlerin (siyasi, dini ve askeri nedenli) kronolojik sırası ve etkileri.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 6531Soru

Türkiye’de Cumhuriyet’ten günümüze uygulanan ekonomi politikaları, sanayinin coğrafi dağılışını ve kentleşme süreçlerini doğrudan etkilemiştir. 1960-1980 yılları arasındaki planlı kalkınma döneminde temel hedef olan 'ithal ikameci sanayileşme' politikası, tüketim mallarının ülke içinde üretilmesini amaçlamış; bu durum sanayinin büyük tüketim merkezlerinde ve ithalat limanlarının çevresinde (Marmara Bölgesi) yoğunlaşmasını pekiştirmiştir. 1980 sonrasında benimsenen 'ihracata dayalı dışa açık büyüme' modeli ise küresel pazarlarla entegrasyonu hızlandırmış, teşviklerin de etkisiyle Denizli, Gaziantep ve Kayseri gibi Anadolu kentlerinde sanayinin hızla gelişmesini sağlayarak mekânsal yapıda çok merkezli bir yapı ortaya çıkarmıştır.

Bu bilgiler ve Türkiye'nin ekonomi tarihi dikkate alındığında, uygulanan ekonomi politikalarının mekânsal etkileriyle ilgili aşağıdaki yargılardan hangisine ulaşılamaz?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: 1980 öncesindeki ithal ikameci dönemde sanayi yatırımlarının yer seçiminde, dış pazar talepleri ve uluslararası deniz ticareti rotalarına yakınlık temel kriter olarak belirlenmiştir.

Cevap

1980 öncesindeki ithal ikameci dönemde sanayi yatırımlarının yer seçiminde, dış pazar talepleri ve uluslararası deniz ticareti rotalarına yakınlığın temel kriter olarak belirlendiği yönündeki ifade yanlıştır. Çünkü ithal ikameci model dış pazarlara değil, iç pazara yönelik üretim yapmayı amaçlar.
İthal ikameci sanayileşme modelinde üretim tamamen ülke içindeki tüketicilere (iç pazara) yönelik olarak planlanmıştır. Bu nedenle sanayi yatırımlarının yer seçiminde dış pazar talepleri değil, iç pazarın büyüklüğü esas alınmıştır. Bu sebeple 1980 öncesindeki dönemde yer seçiminin dış pazar taleplerine göre şekillendiği yönündeki yargıya ulaşılamaz.

Adım Adım Çözüm

1
İthal ikameci sanayileşme kavramının ve amacının analiz edilmesi
İthal ikameci modelin, daha önce ithal edilen malların ülke içinde üretilerek iç pazara sunulmasını hedeflediği belirlenir.
1960-1980 döneminin temel ekonomik politikasının mantığını anlamak için bu adım gereklidir.
2
İthal ikameci modelin sanayinin yer seçimine (mekânsal) etkisinin incelenmesi
Tesislerin yer seçiminde tüketici nüfusa (iç pazara) yakınlık ve ithal edilen girdilerin (makine, ara malı) kolayca ulaşabileceği büyük ithalat limanlarının (özellikle İstanbul-Kocaeli çevresi) belirleyici olduğu tespit edilir.
Ulaşım ve pazar coğrafyası ilişkisini kurabilmek için bu mekânsal analiz yapılmalıdır.
3
1980 sonrası ihracata dayalı dışa açık büyüme modelinin mekânsal etkileriyle karşılaştırılması
1980 sonrasında küresel pazarlara açılma ve teşviklerle sanayinin Anadolu şehirlerine (Denizli, Gaziantep vb.) yayıldığı ve çok merkezli bir mekânsal yapının geliştiği görülür.
İki farklı dönemin mekânsal organizasyon üzerindeki etkilerini kıyaslamak için bu adım gereklidir.
4
Seçeneklerin analiz edilerek yanlış olan ifadenin saptanması
1980 öncesindeki ithal ikameci dönemde yer seçiminin 'dış pazar talepleri ve uluslararası deniz ticareti rotalarına yakınlık' ile ilişkili olduğunu öne süren ifadenin, ithal ikameci modelin iç pazar odaklı doğasıyla çeliştiği belirlenir.
Doğru seçeneğe (ulaşılamayacak olan yargıya) karar vermek için bu karşılaştırma yapılır.

Anahtar Kavram

Türkiye'de farklı dönemlerde uygulanan ekonomi politikalarının sanayinin coğrafi dağılışı ve bölgesel kalkınma üzerindeki mekânsal etkileri
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 6532Soru

Aşağıda Uygur Devleti'nde görülen bazı kültürel, dini ve ekonomik gelişmeler ile bu gelişmelerin doğrudan ortaya çıkardığı sonuçlar kar��şık olarak verilmiştir. Bu gelişmeleri en uygun sonuçlarla doğru şekilde eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

Maniheizm dininin kabul edilmesi
Tarımsal faaliyetlerin yaygınlaşması
Yerleşik yaşam düzenine geçilmesi

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Maniheizm dininin kabul edilmesi, et yemenin yasaklanması ve savaşçılığın azalması ile; tarımsal faaliyetlerin yaygınlaşması, sulama kanallarının inşası ve mülkiyet hukukunun gelişmesi ile; yerleşik yaşama geçilmesi ise 'balık' şehirleri ve kalıcı mimari yapıların inşası ile eşleşmelidir.
Maniheizm dininin kabulü inançsal kurallardan ötürü doğrudan savaşçılık özelliklerinin zayıflamasına ve beslenme değişimine; tarımsal faaliyetler sulama kanallarının yapımına ve yerleşik mülkiyet hukukunun gelişmesine; yerleşik yaşam ise kalıcı mimari ile ilk Türk şehirlerinin (balık) kurulmasına yol açmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Maniheizm'in getirdiği kuralları ve etkilerini incelemek.
Maniheizm dininin et yemeyi ve kan dökmeyi yasaklayan yapısı, Uygurların savaşçılık özelliklerinin zayıflamasına ve tapınak merkezli bir yaşama yönelmelerine neden olmuştur.
Dinin askeri ve beslenme üzerindeki doğrudan etkisini saptamak.
2
Tarım ekonomisinin altyapısal ve hukuki sonuçlarını değerlendirmek.
Tarımsal üretim sulama kanallarının inşasını gerektirmiş, yerleşik üretim tarzı ise mülkiyet ilişkilerini düzenleyen hukuk kurallarını ortaya çıkarmıştır.
Tarım faaliyeti ile mülkiyet hukuku arasındaki neden-sonuç ilişkisini kurmak.
3
Yerleşik yaşamın mekansal yansımalarını tespit etmek.
Göçebe yaşamdaki taşınabilir çadırlar yerine kalıcı konutlar, saraylar ve surlarla çevrili 'balık' adı verilen kentler kurulmuştur.
Yerleşik hayatın somut mimari ve yerleşim sonuçlarını belirlemek.

Anahtar Kavram

Uygur Devleti'nde yerleşik hayata geçiş ve Maniheizm dininin kabulünün sosyal, ekonomik, mimari ve hukuki alandaki köklü değişimleri.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 6533Soru

Türkiye'de Cumhuriyet'in ilk yıllarında (1923-1932 dönemi) sanayi faaliyetlerini canlandırmak amacıyla özel teşebbüsü destekleyen çeşitli adımlar atılmıştır. Bu doğrultuda, 1927 yılında çıkarılan Teşvik-i Sanayi Kanunu ile özel sektörün sanayi tesisleri kurması teşvik edilmiştir. Ancak bu kanundan beklenen başarı elde edilememiş ve 1930'lu yıllardan itibaren devletçilik politikası benimsenerek sanayileşme devlet eliyle yürütülmüştür.

Buna göre, 1923-1932 döneminde özel sektör öncülüğünde gerçekleştirilmek istenen sanayileşme hamlesinin hedeflenen düzeye ulaşamamasında aşağıdakilerden hangisi etkili olmamıştır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı doğrultusunda temel tüketim maddelerine yönelik fabrikaların kurulması

Cevap

Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı doğrultusunda temel tüketim maddelerine yönelik fabrikaların kurulması
Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı doğrultusunda fabrikaların kurulması seçeneği doğru cevaptır. Çünkü bu plan 1933 yılında hazırlanmış ve 1934-1938 yılları arasında uygulanmıştır. Bu durum, 1923-1932 dönemindeki özel sektör yatırımlarının başarısız olmasının bir nedeni olamaz; aksine, bu başarısızlığın ardından devletin ekonomiyi yönlendirmek ve kalkındırmak amacıyla benimsediği devletçi modelin en önemli uygulamasıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Cumhuriyet'in ilk dönemi (1923-1932) sanayi politikalarını ve bu dönemde özel sektörü desteklemek amacıyla çıkarılan Teşvik-i Sanayi Kanunu'nun (1927) başarısızlık nedenlerini analiz etmek.
Sermaye yetersizliği, teknik eleman eksikliği, 1929 Dünya Ekonomik Bunalımı ve zayıf iç pazar gibi faktörlerin bu dönemdeki başarısızlıkta doğrudan etkili olduğu tespit edilir.
Soruda verilen dönemdeki sanayi girişimlerinin neden başarısız olduğunu belirlemek için.
2
Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı'nın hangi dönemde ve hangi amaçla yürürlüğe girdiğini belirlemek.
Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı'nın 1934-1938 yılları arasında, yani devletçi sanayileşme döneminde uygulandığı; dolayısıyla 1923-1932 dönemindeki başarısızlığın nedeni değil, o başarısızlığın ardından geçilen devletçilik politikasının bir sonucu olduğu anlaşılır.
Seçenekler arasındaki kronolojik ve nedensel uyumsuzluğu tespit edip doğru seçeneğe ulaşmak için.

Anahtar Kavram

Türkiye'de Cumhuriyet'in ilk yıllarında (1923-1932) uygulanan ekonomi politikaları, Teşvik-i Sanayi Kanunu'nun başarısız olma nedenleri ve devletçi planlı sanayileşme dönemine (1932-1950) geçiş süreci.
Soru 6534Soru

Osmanlı Devleti'nde Tanzimat Fermanı ile askerlik tüm tebaa için bir vatan görevi hâline getirilmiş, Islahat Fermanı'nda ise bu ilke gayrimüslimleri de kapsayacak şekilde genişletilmiştir. Ancak gayrimüslim tebaanın askere alınmasında yaşanan fiilî zorluklar üzerine 'bedel-i askerî' (nakdi bedel) uygulamasına geçilmiştir.

Bu reform süreci ve uygulamalar dikkate alındığında, Tanzimat ve Islahat fermanlarının getirdiği askerlik düzenlemeleriyle ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Osmanlıcılık ideali doğrultusunda ortak vatan savunması amaçlanmışsa da uygulamada gayrimüslimler için mali bir alternatif üretilerek geleneksel cizye yükümlülüğü bedel-i askerîye dönüştürülmüştür.

Cevap

Osmanlıcılık ideali doğrultusunda ortak vatan savunması amaçlanmışsa da uygulamada gayrimüslimler i��in mali bir alternatif üretilerek geleneksel cizye yükümlülüğü bedel-i askerîye dönüştürülmüştür.
Doğru cevap, Osmanlıcılık ideali doğrultusunda ortak vatan savunması amaçlanmışsa da uygulamada gayrimüslimler için mali bir alternatif üretilerek geleneksel cizye yükümlülüğünün bedel-i askerîye dönüştürüldüğünü belirten seçenektir. Osmanlı Devleti, Tanzimat Fermanı ile tebaanın tamamını kapsayan bir vatan hizmeti anlayışı geliştirmeyi ve böylece gayrimüslimleri भी orduya katarak Osmanlıcılık fikrini güçlendirmeyi amaçlamıştır. Ancak hem gayrimüslimlerin askere gitmek istememesi hem de ordudaki düzenin korunması amacıyla cizye vergisi kaldırılmış, yerine askerlikten muafiyet sağlayan bedel-i askerî (nakdi bedel) uygulaması getirilmiştir. Bu durum teorideki eşitlik hedefinin pratikte vergi sisteminin dönüşümü şeklinde uygulandığını gösterir.

Adım Adım Çözüm

1
Tanzimat ve Islahat fermanlarının getirdiği askerlik yükümlülüklerini analiz etmek.
Tanzimat Fermanı'nın askerliği genel vatan görevi yaptığını, Islahat'ın bunu gayrimüslimleri kapsayacak şekilde teyit ettiğini belirlemek.
Değişimin hukuki temelini anlamak.
2
Gayrimüslimlerin askere alınmasında yaşanan tıkanıklığı ve getirilen çözümü belirlemek.
Bedel-i askerî uygulamasının, askere gitmek istemeyen gayrimüslimler için bir nakdi vergi alternatifi olduğunu saptamak.
Pratik uygulamanın teorik hedeflerle çelişen yönünü ortaya koymak.
3
Geleneksel vergi düzeniyle ilişkisini kurmak.
Yeni düzenlemede gayrimüslimlerden alınan cizye vergisinin kaldırılarak yerine bedel-i askerînin konulduğunu ve böylece vergi ilişkisinin form değiştirdiğini anlamak.
Mali ve toplumsal değişimin yönünü doğrulamak.

Anahtar Kavram

Tanzimat ve Islahat fermanlarında tebaa eşitliği ve askerlik düzenlemeleri
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 6535Soru

Aşağıdaki sol sütunda Cumhuriyet Dönemi'ne ait bazı romanlar, sağ sütunda ise bu romanların belirleyici tematik özellikleri ve içerik ayrıntıları karışık olarak verilmiştir. Sol sütundaki romanlar ile sağ sütundaki açıklamalar eşleştirildiğinde doğru eşleşme çiftleri nasıl olmalıdır?

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

Yalnızız
Hilal Görününce
İbrahim Efendi Konağı
Huzur

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Yalnızız romanı Samim ve Simeranya karakteri/kavramı içeren üçüncü açıklamayla; Hilal Görününce romanı Kırım Savaşı ve Kırım Türklerini konu alan ikinci açıklamayla; İbrahim Efendi Konağı romanı konak çöküşünü ve tasavvufi duyarlılığı işleyen dördüncü açıklamayla; Huzur romanı ise Mümtaz, Nuran ve İstanbul/musiki ögelerini barındıran birinci açıklamayla eşleşir.
Doğru eşleştirme, her eserin kendi tematik yapısı, başkahramanları ve olay örgüsü dikkate alınarak yapılmıştır. Yalnızız romanı Samim ve Simeranya üzerinden bireyin iç dünyasına; Hilal Görününce Kırım Türklerinin mücadelesi üzerinden millî duyarlılığa; İbrahim Efendi Konağı tasavvufi arka plan ve konak çöküşü ile millî-dinî zevke; Huzur ise Mümtaz'ın içsel dünyası ve İstanbul estetiği ile bireyin iç dünyasını esas alan anlayışa aittir.

Adım Adım Çözüm

1
Eserlerin genel tematik yönelimlerini (bireyin iç dünyası ve millî-dinî duyarlılık) belirleyin.
Yalnızız ve Huzur romanlarının bireyin iç dünyasını; Hilal Görününce ve İbrahim Efendi Konağı romanlarının ise millî-dinî zevk ve duyarlılığı esas aldığı tespit edilir.
Eşleştirmenin doğru yapılabilmesi için öncelikle eserlerin hangi edebî anlayışa ait olduğunu sınıflandırmak gerekir.
2
Her bir eserin belirleyici anahtar kavramlarını, kahramanlarını (Samim, Mümtaz, Nuran vb.) ve mekân/zaman unsurlarını sağ sütundaki tanımlarla eşleştirin.
Yalnızız eseri Simeranya ve Samim karakteriyle üçüncü açıklamayla; Hilal Görününce Kırım Savaşı ve Kırım Türkleri bilgisiyle ikinci açıklamayla; İbrahim Efendi Konağı konak çöküşü ve tasavvufi derinlik vurgusuyla dördüncü açıklamayla; Huzur ise Mümtaz, Nuran ve musiki/İstanbul temalarıyla birinci açıklamayla eşleşir.
Eserlerin içerik özelliklerini belirgin kılan karakter ve izlekler doğrudan doğru eşleşmeye yönlendirir.
3
Eşleştirmelerin doğruluğunu kontrol ederek nihai eşleşme tablosunu oluşturun.
Sol-1 ile Sağ-3, Sol-2 ile Sağ-2, Sol-3 ile Sağ-4, Sol-4 ile Sağ-1 çiftleri birleştirilir.
Tüm eşleşmelerin mantıksal ve tematik olarak birbirini doğruladığından emin olunur.

Anahtar Kavram

Cumhuriyet Dönemi romanında bireyin iç dünyasını esas alanlar ile millî-dinî zevk ve duyarlılığı yansıtan eserlerin tematik ve yapısal özellikleri.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 6536Soru

Uygurlar Dönemi'nde gerçekleşen aşağıdaki kültürel ve sosyo-ekonomik gelişmeler ile bu gelişmelerin yerleşik yaşama geçiş sürecinde ortaya çıkardığı sonuçları doğru şekilde eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

Maniheizm ve Budizm dinlerinin kabul edilerek et yemenin ve savaşmanın yasaklanması
Tarımsal üretimin başlaması, sulama kanallarının yapılması ve toprağın işlenmesi
Kalıcı tapınaklar, saraylar ve 'balık' adı verilen surlarla çevrili kentlerin kurulması
Ticaret, borç al��p verme, tarla kiralama ve işçi ücretlerinin yazılı belgelere bağlanması

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Maniheizm ve Budizm dinlerinin kabulü askeri özelliklerin zayıflaması ve yerleşik hayata geçişle; tarımsal üretim toprağa bağlı mülkiyet ve ekonomik yapıyla; kentlerin ve sarayların inşası kalıcı ve anıtsal mimariyle; ticari ve hukuki belgeler ise yazılı hukuk kurallarının oluşmasıyla eşleşmelidir.
Gelişmeler ile sonuçların doğru eşleştirilmesi, yerleşik yaşama geçişin çok boyutlu (dini, ekonomik, sanatsal ve hukuki) etkilerini yansıtır. Maniheizm askeri yapıyı zayıflatmış; tarım toprağa bağlılığı getirmiş; mimari kalıcı tapınak ve kentleri doğurmuş; ticari sözleşmeler ise yazılı hukuku zorunlu kılmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Dini inançların askeri ve sosyal etkilerini analiz etmek
Maniheizm ve Budizm'in getirdiği savaşma ve et yeme yasaklarının, göçebe askeri yapıyı zayıflatarak yerleşik hayata geçişi desteklediğini belirlemek.
İnanç sistemlerinin yaşam tarzı üzerindeki dönüştürücü etkisini saptamak.
2
Tarımsal üretimin sosyo-ekonomik sonuçlarını değerlendirmek
Tarım ve sulama kanalı inşasının, toprağa bağlı mülkiyet ve üretim odaklı yeni bir ekonomik model oluşturduğunu saptamak.
Ekonomik faaliyet türünün toplumsal yapı üzerindeki belirleyici rolünü anlamak.
3
Mimari ve sanat anlayışındaki yapısal değişimi incelemek
Saray, tapınak ve surlarla çevrili kentlerin kurulmasının, taşınabilir sanattan kalıcı mimariye geçişi temsil ettiğini saptamak.
Fiziki mekan inşasının sanatsal üretim üzerindeki etkisini kavramak.
4
Ticari sözleşmelerin hukuki boyutunu belirlemek
Kiralama, borç ve işçi sözleşmelerinin, yerleşik düzendeki karmaşık ilişkileri düzenlemek üzere Türk hukukunu yazılı hale getirdiğini tespit etmek.
Sosyal ilişkilerin karmaşıklaşmasının yazılı hukuk ihtiyacını doğurduğunu fark etmek.

Anahtar Kavram

Uygurların yerleşik hayata geçişinin dini, ekonomik, mimari ve hukuki alanlardaki yapısal ve kalıcı sonuçları.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 6537Soru

Atatürk'ün milliyetçilik ilkesi doğrultusunda millî kimliğin güçlendirilmesi, millî bağımsızlığın pekiştirilmesi ve millî ekonominin kurulması amacıyla çeşitli inkılaplar gerçekleştirilmiştir.

Aşağıdaki gelişmelerin, milliyetçilik ilkesinin hayata geçirilmesi sürecindeki kronolojik sırası geçmişten günümüze doğru nasıl olmalıdır?

Öğeleri doğru sıraya koymak için sürükleyin

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Milliyetçilik ilkesi doğrultusunda gerçekleştirilen inkılapların kronolojik sıralaması: Lozan Barış Antlaşması ile kapitülasyonların kaldırılması (1923), Kabotaj Kanunu'nun kabul edilmesi (1926), Türk Tarihi Tetkik Cemiyetinin kurulması (1931) ve Türk Dili Tetkik Cemiyetinin kurulması (1932) şeklindedir.
Verilen gelişmelerin doğru kronolojik sırası sırasıyla Lozan Barış Antlaşması ile kapitülasyonların kaldırılması (1923), Kabotaj Kanunu'nun kabul edilmesi (1926), Türk Tarih Kurumu'nun kurulması (1931) ve Türk Dil Kurumu'nun kurulması (1932) şeklindedir. Bu adımlar milliyetçilik ilkesinin hem ekonomik hem de kültürel boyutlarının aşama aşama hayata geçirildiğini kanıtlar.

Adım Adım Çözüm

1
Gelişmelerin gerçekleştiği yılları belirlemek.
Kapitülasyonlerin kaldırılması 1923, Kabotaj Kanununun kabulü 1926, Türk Tarih Kurumunun kuruluşu 1931, Türk Dil Kurumunun kuruluşu 1932 yılına aittir.
Kronolojik sıralama yapabilmek için öncelikle olayların gerçekleştikleri tarihlerin bilinmesi gerekir.
2
Tarihleri en eski olandan en yeni olana doğru sıralamak.
1923, 1926, 1931 ve 1932 sırası elde edilir.
Soru kökünde sıralamanın geçmişten günümüze doğru yani kronolojik olarak yapılması istenmektedir.

Anahtar Kavram

Atatürk'ün Milliyetçilik İlkesi doğrultusunda gerçekleştirilen inkılaplar ve kronolojisi
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 6538Soru

Depremler, volkanik faaliyetler veya heyelanlar gibi jeolojik ve jeomorfolojik kökenli ekstrem doğa olayları okyanuslarda dev dalgalara (tsunami) yol açabilir. Aşağıda bir tsunaminin oluşumundan kıyıya ulaşıp afete dönüşmesine kadar geçen süreçte yaşanan aşamalar karı��ık olarak verilmiştir.

Buna göre, bu aşamaların kronolojik olarak ilk gerçekleşenden son gerçekleşene doğru sıralaması nasıl olmalıdır?

Öğeleri doğru sıraya koymak için sürükleyin

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Sıralama sırasıyla; fay hattındaki kırılma ile suyun dikey hareketi, açık denizde hızlı ve düşük yüksekliğe sahip dalgaların yayılması, kıyıya yaklaşırken sürtünme nedeniyle yavaşlayan dalgaların yükselmesi, kıyıya çarpmadan önce deniz suyunun geri çekilmesi ve en son olarak dev dalgaların karayı istila etmesi şeklinde olmalıdır.
Doğru sıralamada tsunami; tektonik tetiklenme (fay kırılması), açık denizdeki yayılım, sığ denizde yavaşlayıp yükselme, kıyıda suyun çekilmesi ve nihayetinde kıyı istilası aşamalarını izler.

Adım Adım Çözüm

1
Oluşum tetikleyicisini belirleme
Tsunaminin başlangıcı deprem veya taban kırılmasıdır (ilk adım).
Enerjinin suya aktarılması için ilk hareket deniz tabanında olmalıdır.
2
Açık deniz yayılımını analiz etme
Dalgaların açık denizde düşük genlikle çok hızlı yayılması gerçekleşir (ikinci adım).
Derin denizlerde dalga boyu geniş, yüksekliği azdır.
3
Kıyıya yaklaşma etkisini inceleme
Derinliğin azalmasıyla hızın düşmesi ve dalga yüksekliğinin artması gerçekleşir (üçüncü adım).
Sığlaşan deniz tabanı dalgaya sürtünme uygulayarak enerjiyi dikey olarak yığar.
4
Kıyıdaki geçici çekilmeyi saptama
Deniz suyunun kıyıdan aniden geri çekilmesi gözlenir (dördüncü adım).
Dalganın önündeki alçak basınç/dalga çukuru suyun kıyıdan çekilmesine sebep olur.
5
Son darbeyi belirleme
Kıyı şeridinin aşılması ve karanın istila edilmesi gerçekleşir (beşinci adım).
Biriken devasa su kütlesinin karaya çarpması son aşamadır.

Anahtar Kavram

Tsunami oluşumu ve yayılma aşamaları
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 6539Soru

Türkiye'de Cumhuriyet'in ilanından günümüze kadar geçen süreçte mekânsal yapıyı ve sosyoekonomik hayatı şekillendiren çeşitli ekonomi politikaları uygulanmıştır. Bu süreçte yaşanan aşağıdaki gelişmeleri en eskiden en yeniye doğru olacak şekilde kronolojik olarak sıralayınız.

Öğeleri doğru sıraya koymak için sürükleyin

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Türkiye ekonomisinde kronolojik doğru sıralama sırasıyla: İzmir İktisat Kongresi (1923), Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı (1934), Devlet Planlama Teşkilatı'nın kuruluşu (1960) ve 24 Ocak Kararları'dır (1980).
Verilen tarihsel olaylar gerçekleştikleri dönemlere göre incelendiğinde; İzmir İktisat Kongresi 1923, Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı 1934, DPT'nin kuruluşu 1960 ve 24 Ocak Kararları 1980 yılına aittir. Dolayısıyla en eskiden en yeniye kronolojik sıralama sırasıyla İzmir İktisat Kongresi kararlarının kabul edilmesi, Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı'nın yürürlüğe girmesi, Devlet Planlama Teşkilatının kurulması ve 24 Ocak Kararları şeklindedir.

Adım Adım Çözüm

1
Cumhuriyet dönemi ekonomi tarihindeki ilk dönüm noktasını belirleme
İzmir İktisat Kongresi ve Misak-ı İktisadi kararları 1923 yılına aittir.
Yeni Türk devletinin iktisat politikasının temellerinin atıldığı ilk büyük kongredir.
2
Dünya Ekonomik Bunalımı sonrası yürürlüğe giren planlı sanayileşme politikasını belirleme
Birinci Beş Yıllık Sanayi Planı 1934 yılında yürürlüğe girmiştir.
1929 küresel buhranı sonrası özel teşebbüsün sermaye yetersizliği nedeniyle devletçilik ilkesine geçilmiş ve ilk sanayi planı uygulanmıştır.
3
Makroekonomik planlamanın kurumsallaştığı tarihi belirleme
Devlet Planlama Teşkilatı'nın (DPT) kurulması 1960 yılına denk gelir.
1960 sonrasındaki planlı kalkınma dönemini yönetmek için bu kurum faaliyete geçirilmiştir.
4
Küreselleşme ve dışa açık büyüme modeline geçiş tarihini belirleme
24 Ocak Kararları'nın alınması 1980 yılına aittir.
İthal ikameci sanayileşmeden vazgeçilerek serbest piyasa ekonomisine ve ihracata dayalı modele geçiş yapılmıştır.

Anahtar Kavram

Türkiye Ekonomisinde Dönemler ve Ekonomi Politikaları

Alternatif Yöntem

Olayların temsil ettiği iktisadi dönemleri (1923-1929 serbest girişim dönemi, 1930-1950 devletçilik dönemi, 1960-1980 planlı dönem, 1980 sonrası liberalleşme dönemi) belirleyip bu dönemleri kronolojik olarak sıralamak süreci kolaylaştıracaktır.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 6540Soru

Milli Mücadele sürecinde İtilaf Devletleri ile imzalanan Sevr Antlaşması, gerek hukuki yapısı gerekse uygulanabilirliği yönüyle Mondros Ateşkes Antlaşması'ndan önemli ölçüde ayrılmaktadır.

Buna göre, Sevr Antlaşması'nın aşağıdaki özelliklerinden hangisi, Mondros Ateşkes Antlaşması'ndan farklı olarak, Osmanlı anayasal düzeni (Kanun-i Esasi) açısından antlaşmanın tamamen geçersiz kalmasına yol açmıştır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Osmanlı parlamentosunun (Mebusan Meclisi) onayından geçmediği için hukuken yürürlüğe girmemiş olması

Cevap

Osmanlı parlamentosunun (Mebusan Meclisi) onayından geçmediği için hukuken yürürlüğe girmemiş olması
Osmanlı anayasal düzeni olan Kanun-i Esasi'ye göre, devlet adına imzalanan tüm barış antlaşmalarının yürürlüğe girebilmesi için meclisin (Heyet-i Mebusan) onayı zorunludur. İstanbul'un işgalinden sonra meclis kapatıldığı için Sevr Antlaşması meclis onayına sunulamamış ve bu durum antlaşmanın hukuken geçersiz (ölü doğmuş) kabul edilmesine yol açmıştır. Mondros ise bir ateşkes antlaşması olup bu anayasal onay sürecine tabi olmadan doğrudan uygulanmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Sevr Antlaşması'nın hukuki niteliğini anayasal düzeyde incelemek.
Kanun-i Esasi'ye göre Osmanlı Devleti adına imzalanan barış antlaşmalarının yürürlüğe girmesi için Mebusan Meclisi'nin onaylaması şarttır.
Anayasal geçerlilik koşullarını doğru belirlemek için bu yasal zorunluluğun saptanması gerekir.
2
Antlaşmanın imzalandığı dönemdeki parlamenter durumu analiz etmek.
İstanbul'un fiili işgali sonrasında Mebusan Meclisi dağıtılmış olduğundan, antlaşma meclis onayından geçememiştir.
Meclisin kapalı olmasının antlaşma üzerindeki hukuki etkisini anlamak için bu durum önemlidir.
3
Mondros ile Sevr arasındaki bu hukuki farkı ortaya koymak.
Mondros bir ateşkes antlaşması olarak yürürlüğe girmiş ve uygulanmışken, Sevr bir barış antlaşması olmasına rağmen meclis onayı eksikliği nedeniyle hukuken ölü doğmuştur.
Soru kökündeki anayasal düzen açısından geçersizlik vurgusunu doğru sonuca ulaştırmak için bu karşılaştırma tamamlayıcıdır.

Anahtar Kavram

Sevr Antlaşması'nın Mebusan Meclisi onayı olmaması nedeniyle hukuki geçersizliği
ÖncekiSayfa 327 / 437Sonraki
Tüm alıştırma soruları — YKS AYT (Alan Yeterlilik Testi) | Examkin