Tüm alıştırma soruları

8734 soru

Soru 6761Soru

Kanuni Sultan Süleyman Dönemi'nde Osmanlı Devleti hem karada hem de denizlerde sınırlarını genişletmek ve diplomatik ilişkilerini düzenlemek amacıyla pek çok askeri ve siyasi faaliyet yürütmüştür.

Buna göre, aşağıda verilen gelişmelerin kronolojik olarak geçmişten günümüze doğru sıralanışı nasıl olmalıdır?

Öğeleri doğru sıraya koymak için sürükleyin

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Doğru kronolojik sıralama; Rodos Adası'nın fethedilmesi (1522), Preveze Deniz Zaferi'nin kazanılması (1538), Amasya Antlaşması'nın imzalanması (1555) ve Zigetvar Seferi'nin gerçekleştirilmesi (1566) şeklindedir.
Verilen gelişmelerin tarihsel sıralaması 1522 yılında Rodos'un fethiyle başlar, ardından 1538 yılında Preveze Deniz Zaferi ile denizlerdeki başarı gelir. Doğu sınırındaki mücadeleleri sona erdiren 1555 tarihli Amasya Antlaşması üçüncü sırada yer alırken, Kanuni'nin 1566 yılındaki Zigetvar Seferi kronolojinin son halkasını oluşturur.

Adım Adım Çözüm

1
Olayların gerçekleştiği tarihleri tespit etmek.
Rodos'un fethi 1522, Preveze Deniz Zaferi 1538, Amasya Antlaşması 1555, Zigetvar Seferi ise 1566 yılına aittir.
Kronolojik sıralama yapabilmek için her bir askeri ve diplomatik gelişmenin kesin yılı bilinmelidir.
2
Tarihleri en eskiden en yeniye doğru sıralamak.
1522 < 1538 < 1555 < 1566
Geçmişten günümüze (kronolojik) sıralama yapmak için yıllar küçükten büyüğe sıralanır.
3
Sıralamaya uygun olan olay kimliklerini dizmek.
Rodos Adası'nın fethi ilk sırada, Zigetvar Seferi ise son sırada yer alır.
Sıralama kurallarına göre doğru dizilim elde edilmiş olur.

Anahtar Kavram

Kanuni Sultan Süleyman Dönemi askeri, siyasi gelişmelerinin kronolojik takvimi ve önem dereceleri.
Soru 6762Soru

İkinci Dünya Savaşı'nın ardından Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği'nin (SSCB) Türkiye üzerindeki toprak ve Boğazlar'da üs talepleri, Türk dış politikasının yönünü belirlemesinde kritik bir rol oynamıştır. Bu tehdit karşısında güvenlik arayışına giren Türkiye, dış ilişkilerini Batı Bloku ile yakınlaşma temeli üzerine inşa etmiştir.

Buna göre, aşağıdakilerden hangisi Türkiye'nin Soğuk Savaş Dönemi'nde Batı Bloku ile bütünleşmek ve güvenlik ittifaklarına dahil olmak amacıyla gerçekleştirdiği faaliyetlerden biri değildir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Balkan Antantı'nın imzalanmasıyla batı sınırlarının güvence altına alınması

Cevap

Balkan Antantı'nın imzalanmasıyla batı sınırlarının güvence altına alınması
Balkan Antantı, İkinci Dünya Savaşı öncesinde (1934 yılında) Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya arasında batı sınırlarını güvence altına almak amacıyla imzalanmış bölgesel bir pakt olup Soğuk Savaş Dönemi gelişmeleri arasında yer almaz. Soğuk Savaş Dönemi'nde ise bu doğrultuda 1953 yılında Balkan İttifakı kurulmuştur.

Adım Adım Çözüm

1
Soğuk Savaş Dönemi'nin zaman sınırlarının ve bloklaşma süreçlerinin belirlenmesi.
Soğuk Savaş Dönemi, İkinci Dünya Savaşı'nın sona ermesinden (1945) SSCB'nin dağılmasına (1991) kadar geçen süreci ifade eder.
Seçeneklerde verilen gelişmelerin bu döneme ait olup olmadığını doğru tespit edebilmek.
2
Seçeneklerdeki askeri, siyasi ve ekonomik gelişmelerin kronolojik olarak analiz edilmesi.
Truman Doktrini yardımları (1947), OEEC kuruluşu (1948), Kore Savaşı'na asker gönderilmesi (1950) ve NATO üyeliği (1952) Soğuk Savaş yıllarına aittir. Balkan Antantı ise 1934 yılında (İki Savaş Arası Dönem'de) imzalanmıştır.
Türkiye'nin Batı Bloku'na yakınlaşma adımlarını tarihsel dönemlere göre tasnif etmek.
3
Balkan Antantı (1934) ile Balkan Paktı (1953) arasındaki kavramsal farkın ortaya konması.
Balkan Antantı, iki savaş arası dönemde yayılmacı İtalya ve Almanya tehdidine karşı kurulmuşken; Soğuk Savaş döneminde SSCB tehdidine karşı kurulan yapı 1953 tarihli Balkan Paktı'dır.
Seçeneğin anakronizm hatası barındırdığını doğrulamak.

Anahtar Kavram

Soğuk Savaş Dönemi'nde Türkiye'nin Batı Bloku'na entegrasyonu ve güvenlik arayışları çerçevesinde attığı adımların kronolojik ve kavramsal ayrımı.
Soru 6763Soru

Milli Mücadele Dönemi'nde kazanılan askeri başarıları taçlandıran Mudanya Ateşkes Antlaşması ve ardından imzalanan Lozan Barış Antlaşması, yeni Türk devletinin bağımsızlık mücadelesinin uluslararası alanda tescil edilmesini sağlamıştır. Ancak bu süreçte yürütülen diplomatik görüşmelerde bazı konular Türkiye'nin lehine sonuçlanırken, bazı konular egemenliği kısıtlayacak hükümlerle kabul edilmiş, bazıları ise çözülemeyerek sonraya ertelenmiştir.

Buna göre, Mudanya ve Lozan antlaşmaları sürecinde ele alınan konular ve bu konuların sonuçları hakkında yapılan aşağıdaki değerlendirmelerden hangisi yanlıştır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Lozan Barış Antlaşması'nda Türkiye-Irak sınırı (Musul sorunu) Misak-ı Milli doğrultusunda kesin olarak çözülmüş ve Musul Türk toprağı olarak kabul edilmiştir.

Cevap

Lozan Barış Antlaşması'nda Türkiye-Irak sınırının (Musul sorununun) Misak-ı Milli doğrultusunda kesin olarak çözüldüğü ve Musul'un Türk toprağı olarak kabul edildiği yönündeki değerlendirme yanlıştır.
Lozan Barış Antlaşması'nda Türkiye ile Irak sınırı (Musul sorunu) çözüme kavuşturulamamıştır. Musul sorununun çözümü, antlaşma imzalandıktan sonra Türkiye ile İngiltere arasında yapılacak ikili görüşmelere bırakılmış, yani ertelenmiştir. Bu nedenle Musul'un Lozan'da Türk toprağı olarak kabul edildiği yönündeki değerlendirme tarihi gerçeklerle bağdaşmamakta ve yanlıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Soru kökünü ve seçenekleri analiz ederek Mudanya Ateşkesi ve Lozan Barış Antlaşması'ndaki kararların doğruluğunu kontrol etmek.
Seçeneklerdeki beş ifadeden dördünün tarihsel olarak doğru, birinin ise yanlış olduğu belirlenmelidir.
Soru bizden yanlış olan değerlendirmeyi bulmamızı istemektedir.
2
Lozan Barış Antlaşması'nda Musul (Irak sınırı) konusundaki maddeyi değerlendirmek.
Musul sorununun Lozan'da çözülemediği, İngiltere ile Türkiye arasında dokuz ay içinde yapılacak ikili görüşmelere bırakıldığı (ertelendiği) bilgisine ulaşılır.
Musul'un Lozan'da çözüldüğü iddiasının yanlış olduğunu kanıtlamak ve doğru seçeneği belirlemek için bu adım gereklidir.

Anahtar Kavram

Lozan Barış Antlaşması'nda çözülemeyip sonraya bırakılan konular ile egemenlik haklarını kısıtlayan kararların ayırt edilmesi.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 6764Soru

Türkiye'de köy altı yerleşmeleri, yerleşmedeki konutların süreklilik durumuna göre 'kalıcı' ve 'geçici' yerleşmeler olarak ikiye ayrılır. Genellikle tarımsal faaliyetlerin yürütüldüğü alanlarda kalıcı yerleşmeler kurulurken, temel ekonomik faaliyeti hayvancılık olan yerlerde ise geçici yerleşmeler yaygındır.

Buna göre, aşağıdaki köy altı yerleşmelerinden hangisi kalıcı (sürekli) yerleşmeler sınıfında yer alır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Mezra

Cevap

Mezra
Doğru cevap mezradır. Mezra; genellikle tarım ve hayvancılığın bir arada yapıldığı, konutların yıl boyunca sürekli olarak kullanıldığı kalıcı köy altı yerleşmelerindendir.

Adım Adım Çözüm

1
Köy altı yerleşmelerinin kalıcı ve geçici olarak sınıflandırılmasını hatırlama
Mahalle, divan, mezra ve çiftlik kalıcı; yayla, kom, oba, ağıl, dam, dalyan ve bağ evi geçici yerleşmelerdir.
Soru kökündeki kalıcı yerleşme sınıfını belirlemek için temel teorik bilgiye ihtiyaç vardır.
2
Verilen seçenekleri sınıflandırma
Oba, ağıl, kom ve yayla geçici; mezra ise sürekli (kalıcı) yerleşmeler grubundadır.
Soruda verilen yerleşme türlerini eşleştirerek doğru seçeneği belirlemek gerekmektedir.

Anahtar Kavram

Köy altı yerleşmelerinin süreklilik durumuna göre sınıflandırılması
Soru 6765Soru

1973 Yom Kippur Savaşı'ndan sonra ABD Dışişleri Bakanı Henry Kissinger'ın yürüttüğü "Mekik Diplomasisi" sonucunda Mısır ile İsrail arasındaki ilişkilerde yumuşama yaşanmış ve nihayetinde 1978 yılında ABD başkanının arabuluculuğunda Camp David Antlaşması imzalanmıştır. Bu antlaşma ile Mısır, İsrail'i resmen tanıyan ilk Arap devleti olmuştur.

Buna göre, Camp David Antlaşmas��'nın Yumuşama Dönemi'nde Orta Doğu'daki güç dengeleri ve Soğuk Savaş bloklaşması üzerindeki etkileri hakkında aşağıdakilerden hangisi söylenebilir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Mısır'ın Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) nüfuz alanından çıkarak ABD eksenine kayması ve bölgedeki Amerikan etkinliğinin artması

Cevap

Mısır'ın Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği (SSCB) nüfuz alanından çıkarak ABD eksenine kayması ve bölgedeki Amerikan etkinliğinin artması
Camp David Antlaşması, Mısır'ın SSCB ile olan bağlarını kopararak ABD öncülüğündeki diplomatik sürece dahil olduğunu gösterir. Bu durum, Orta Doğu'daki güç dengelerini kökten değiştirerek Sovyet nüfuzunu zayıflatmış ve Amerikan hegemonyasını pekiştirmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Camp David Antlaşması'na giden tarihsel süreci ve Mısır'ın Soğuk Savaş'taki konumunu analiz etmek
Mısır, 1950 ve 1960'larda Cemal Abdünnasır döneminde SSCB ile yakın askeri ve ekonomik ilişkiler kurmuş ve Sovyetler Birliği'nin Orta Doğu'daki en önemli müttefiki olmuştur.
Mısır'ın önceki dış politika yönelimini belirlemek, Camp David sonrasındaki değişimi anlamak için gereklidir.
2
Camp David Antlaşması'nın (1978) taraflarını, arabulucusunu ve temel sonuçlarını değerlendirmek
Mısır Cumhurbaşkanı Enver Sedat, İsrail Başbakanı Menahem Begin ile ABD Başkanı Jimmy Carter arabuluculuğunda bu antlaşmayı imzalamıştır. Mısır, İsrail'i resmen tanıyan ilk Arap devleti olmuştur.
Antlaşmanın diplomatik niteliğini ve kimlerin gözetiminde yapıldığını saptamak amacına yöneliktir.
3
Bu diplomatik gelişmenin küresel güç blokları arasındaki rekabete yansımasını yorumlamak
Mısır, bu antlaşma ile Sovyet nüfuzundan tamamen kopmuş, ABD ekseninde bir dış politika izlemeye başlamıştır. Bu durum, SSCB'nin Orta Doğu'daki en büyük kalesini kaybetmesi anlamına gelmektedir.
Soruda istenen güç dengeleri ve bloklaşma üzerindeki etkiyi doğrudan saptamak için bu analiz gereklidir.

Anahtar Kavram

Camp David Antlaşması ve Orta Doğu Güç Dengeleri
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 6766Soru

Aşağıda verilen karasal biyom türlerini, karşılarında yer alan toprak yapısı, bitki ört��sü ve hayvan topluluğu özellikleri ile doğru şekilde eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

Savan Biyomu
Çalı (Akdeniz) Biyomu
Tundra Biyomu
Tayga (İğne Yapraklı Orman) Biyomu

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Savan Biyomu, kurak döneme uyumlu derin köklü yüksek otlar ve seyrek ağaçlarla (akasya) eşleşir. Çalı Biyomu, yaz kuraklığına karşı mumsu ve tüyl�� yapraklı bodur ağaççıklarla eşleşir. Tundra Biyomu, donmuş toprakların çözünmesiyle oluşan bataklıklar ve likenlerle eşleşir. Tayga Biyomu ise soğuğa dayanıklı koni biçimli iğne yapraklı ağaçlar ve podzol topraklarla eşleşir.
Savan Biyomu, yazın yağışlı yarı kurak subtropikal iklimde yetişen akasya ve yüksek ot toplulukları ile büyük otçul memelileri barındıran yapıyla eşleşmektedir. Çalı Biyomu, Akdeniz ikliminin yaz kuraklığına uyum sağlamış kalın mumsu yapraklı maki ve garigler ile terrosa topraklarıyla eşleşmektedir. Tundra Biyomu, kutup altı enlemlerde yazın çözünen donmuş topraklar (permafrost) ve liken örtüsüyle eşleşmektedir. Tayga Biyomu ise sert karasal iklimdeki koni biçimli iğne yapraklı ormanlar ve yıkanmış podzol toprak yapısıyla eşleşmektedir.

Adım Adım Çözüm

1
Tundra biyomunun ayırt edici özelliklerinin analizi.
Tundra biyomunda yıllık sıcaklıkların çok düşük olması toprağın yılın büyük kısmında donmuş (permafrost) kalmasına sebep olur. Liken ve cüce çalı gibi bitki toplulukları ile ren geyiği bu biyomla ilişkilidir.
Toprak yapısı ve spesifik bitki/hayvan türlerinden yararlanarak tundra biyomunun doğru tanımını tespit etmek.
2
Savan biyomunun iklimsel ve vejetatif özelliklerinin analizi.
Savan biyomu, subtropikal iklim bölgelerinde yaz yağışlarıyla yeşeren yüksek boylu ot topluluklarını ve akasya ağa��larını barındırır. Geniş otçul sürülerinin varlığı bu biyomun karakteristik özelliğidir.
Yaz-kış yağış rejiminin yarattığı bitki örtüsü adaptasyonları ve faunayı savan biyomuyla ilişkilendirmek.
3
Akdeniz iklimine bağlı çalı biyomunun yapısal özelliklerinin analizi.
Yaz kuraklığı baskısı altındaki Akdeniz ikliminde bitkiler yaprak yüzeylerini mumsu veya tüylü hale getirerek terlemeyi azaltır. Kireçli terrosa toprakları bu biyomda yaygındır.
Kuraklık adaptasyonları ve Akdeniz toprak yapısının çalı biyomuyla eşleştiğini doğrulamak.
4
Tayga (iğne yapraklı orman) biyomunun toprak ve bitki özelliklerinin analizi.
Sert karasal iklimin nemli alanlarında, kar yükünü taşıyabilmek adına koni biçiminde ve iğne yapraklı olan çam, göknar gibi ağaçlar baskındır. Soğuk ve nemli ortamda yıkanmış asidik podzol topraklar görülür.
Orman yapısının morfolojik uyumu ve kimyasal toprak özelliklerinden yola çıkarak tayga biyomunu tanımlamak.

Anahtar Kavram

Karasal biyomların yeryüzündeki dağılışında iklim elemanlarının (sıcaklık ve yağış) toprak, bitki morfolojisi ve hayvan adaptasyonları üzerindeki belirleyici etkisi.
Soru 6767Soru

Aşağıda I. Balkan Savaşı sürecinde yaşanan bazı gelişmeler ve bu gelişmelerin açıklamaları verilmiştir. Bu gelişmeleri doğru açıklamaları ile eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

Bab-ı Ali Baskını
Edirne Savunması
Arnavutluk'un Bağımsızlığı
Londra Antlaşması

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Bab-ı Ali Baskını hükümet darbesiyle; Edirne Savunması Şükrü Paşa liderliğindeki kuşatma direnişiyle; Arnavutluk'un bağımsızlığı Osmanlı'dan ayrılan son Balkan topluluğu olmasıyla; Londra Antlaşması ise Midye-Enez hattının batısının kaybedildiği anlaşmayla eşleşir.
Bab-ı Ali Baskını İttihat ve Terakki'nin hükümet darbesiyle, Edirne Savunması Şükrü Paşa komutasındaki direnişle, Arnavutluk bağımsızlığı son ayrılan topluluk olmasıyla ve Londra Antlaşması ise Midye-Enez sınırıyla doğru şekilde eşleşmektedir.

Adım Adım Çözüm

1
Bab-ı Ali Baskını'nın siyasi niteliğini analiz etmek.
I. Balkan Savaşı'ndaki yenilgileri bahane eden İttihat ve Terakki'nin yaptığı hükümet darbesi olduğu tespit edilir.
Olayın askeri gelişmelerle tetiklenen siyasi sonuç ilişkisini kurmak.
2
Edirne Savunması'nın tarihi aktörünü belirlemek.
Bulgar kuşatmasına karşı şehri savunan Şükrü Paşa komutasındaki askeri direniş olduğu bulunur.
Savaşın cephe savunmasındaki sembol şahsiyetini eşleştirmek.
3
Arnavutluk'un bağımsızlık sürecini değerlendirmek.
Osmanlı ile kara bağı kopan ve savaştaki otorite kaybını kullanan son Balkan devletinin Arnavutluk olduğu belirlenir.
Toprak kayıplarının ve milliyetçiliğin demografik ve siyasi etkilerini saptamak.
4
Londra Antlaşması'nın sınır belirleyici hükmünü incelemek.
Midye-Enez hattının batısındaki toprakların elden çıkmasına yol açan barış belgesi olduğu saptanır.
Savaşın hukuki ve diplomatik sonucunu toprak kayıplarıyla eşleştirmek.

Anahtar Kavram

Balkan Savaşları'nın diplomatik ve siyasi sonuçları ile cephe gelişmeleri
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 6768Soru

İkinci Dünya Savaşı sürecinde Türkiye'de yaşanan aşağıdaki gelişmeleri kronolojik olarak geçmişten günümüze doğru sıralayınız.

Öğeleri doğru sıraya koymak için sürükleyin

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Doğru kronolojik sıralama: Milli Korunma Kanunu'nun kabul edilmesi (1940), Varlık Vergisi Kanunu'nun yürürlüğe girmesi (1942), Adana Konferansı'nın gerçekleştirilmesi (1943) ve Türkiye'nin Mihver Devletleri'ne resmen savaş ilan etmesi (1945) şeklindedir.
Olayların doğru kronolojik sıralaması Milli Korunma Kanunu (1940), Varlık Vergisi (1942), Adana Konferansı (1943) ve Mihver Devletleri'ne savaş ilanı (1945) şeklindedir.

Adım Adım Çözüm

1
Milli Korunma Kanunu'nun ilan tarihini belirlemek.
Milli Korunma Kanunu 1940 yılında yürürlüğe girmiştir.
Savaş ekonomisinin ilk önlemlerindendir.
2
Varlık Vergisi Kanunu'nun ilan tarihini belirlemek.
Varlık Vergisi Kanunu 1942 yılında çıkarılmıştır.
Savaşın ortalarında haksız kazancı engellemek amaçlanmıştır.
3
Adana Konferansı'nın tarihini belirlemek.
Adana Konferansı 1943 yılının başında düzenlenmiştir.
Müttefiklerin Türkiye'yi savaşa çekme diplomatik çabalarındandır.
4
Türkiye'nin savaş ilan ettiği tarihi belirlemek.
Türkiye, Şubat 1945'te Almanya ve Japonya'ya savaş ilan etmiştir.
Savaş sonrası düzenlenecek olan San Francisco Konferansı'na kurucu üye olarak katılabilmek amaçlanmıştır.

Anahtar Kavram

İkinci Dünya Savaşı sürecinde Türkiye'nin iç politika önlemleri ve dış politika diplomasisi
Soru 6769Soru

Bozkır ekosistemindeki bir besin zincirinde üreticilerden (otlar) başlayarak birincil tüketiciler (çekirgeler), ikincil tüketiciler (kertenkeleler) ve üçüncül tüketicilere (kartallar) doğru gidildikçe aktarılan enerji miktarında meydana gelen değişimle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Üreticilerden tüketicilere doğru gidildikçe, her basamakta aktarılan enerji miktarı bir öncekine göre azalır.

Cevap

Üreticilerden tüketicilere doğru gidildikçe, her basamakta aktarılan enerji miktarı bir öncekine göre azalır.
Üreticilerden tüketicilere doğru gidildikçe, her basamakta aktarılan enerji miktarı bir öncekine göre azalır. Çünkü ekosistemde enerji akışı tek yönlüdür ve her trofik düzeydeki canlı, aldığı enerjinin sadece yaklaşık %10\%10'unu bir üst basamağa aktarabilir. Kalan %90\%90'lık kısım solunum, hareket gibi yaşamsal faaliyetlerde kullanılır veya ısı şeklinde çevreye yayılır.

Adım Adım Çözüm

1
Besin zincirindeki enerji akışı yönünü belirleme.
Enerji akışı güneşten üreticilere, üreticilerden de tüketicilere doğru tek yönlü olarak gerçekleşir.
Ekosistemde enerjinin kaynağı güneş olup bu enerji sisteme sadece üreticiler aracılığıyla girebilir.
2
Enerji piramidindeki trofik düzeyler arasındaki enerji geçiş oranını inceleme.
Her basamaktaki canlı, bünyesindeki enerjinin sadece yaklaşık %10\%10'unu bir üst basamaktaki tüketiciye aktarabilir; kalan %90\%90'lık kısım solunum, hareket ve ısı olarak çevreye salınır.
Biyolojik sistemlerde enerji dönüşümleri mükemmel değildir ve her aşamada termodinamik yasaları gereği enerji kaybı yaşanır.
3
Üreticilerden tüketicilere doğru gidildikçe aktarılan enerji miktarındaki değişimi saptama.
Besin zincirinde yukarı doğru çıkıldıkça her trofik düzeyde aktarılan enerji miktarı bir önceki düzeye göre azalarak devam eder.
Her basamakta %90\%90 oranında enerji kaybı yaşanması, yukarı basamaklara aktarılan toplam enerji miktarının giderek azalmasına neden olur.

Anahtar Kavram

Enerji piramidinde yukarı doğru çıkıldıkça aktarılan enerjinin azalması (%10\%10 kuralı) ve enerji akışının tek yönlü olması.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 6770Soru

Avrupa'da Yeni Çağ'dan itibaren gelişen merkantilist iktisat politikası; devletlerin zenginliğini sahip oldukları altın ve gümüş gibi değerli maden miktarıyla ölçmüş, dış ticareti artırmayı ve ithalatı kısıtlamayı temel hedef olarak belirlemiştir. Bu iktisadi dönüşüm, rasyonalist ve seküler düşüncenin yükselişiyle birleşerek Avrupa'da sömürgecilik faaliyetlerini ve ticaret burjuvazisinin güçlenmesini hızlandırmıştır.

Avrupa'da yaşanan bu iktisadi ve düşünsel değişimlerin Osmanlı Devleti üzerindeki etkileriyle ilgili;

I. Avrupa'ya akan sömürge kaynaklı gümüşün Osmanlı piyasasına girmesiyle fiyat devriminin (enflasyonun) yaşanması ve akçenin değer kaybetmesi,
II. Merkantilist Avrupalı devletlerin Osmanlı ham maddelerini ucuza kapatarak kendi ülkelerine çekmesi sonucu Osmanlı lonca teşkilatının hammadde sıkıntısı yaşaması ve üretim gücünün zayıflaması,
III. Osmanlı idaresinin merkantilist politikalara karşı korumacı iktisat tedbiri olarak kapitülasyon ayrıcalıklarını tek taraflı kararla tamamen yürürlükten kaldırması

durumlarından hangileri tarihsel olarak doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: I ve II

Cevap

Fiyat devrimi (I) ve loncaların zayıflaması (II) seçeneklerini içeren ortak öncül doğru cevaptır.
Doğru cevap, Fiyat Devrimi ve lonca teşkilatının ham maddesiz kalarak zayıflaması durumlarını içeren seçenektir. Coğrafi keşiflerle Avrupa'ya taşınan değerli madenler Osmanlı piyasasında enflasyona neden olmuş, merkantilist devletlerin ham madde talebi ise yerli loncaların hammadde sıkıntısı çekmesine yol açmıştır. Kapitülasyonlar ise bu süreçte kaldırılmamış, aksine genişletilmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Merkantilist politikaların ve Avrupa'daki zihinsel dönüşümün temel nitelikleri tespit edilir.
Merkantilizmin değerli maden biriktirmeye dayandığı ve sömürgeciliği hızlandırdığı anlaşılır.
Avrupa kaynaklı değişimlerin Osmanlı üzerindeki etkilerini analiz edebilmek için konunun temeli kurulmalıdır.
2
Avrupa'daki gümüş bolluğunun Osmanlı ekonomisine finansal etkileri değerlendirilir.
Avrupa'ya akan gümüşün Osmanlı pazarına girmesiyle enflasyonun (Fiyat Devrimi) ve akçe değer kaybının yaşandığı doğrulanır. Birinci öncül doğrudur.
Avrupa'daki parasal genişlemenin Osmanlı para düzenine olan doğrudan etkisini saptamak gerekir.
3
Avrupa'nın ham madde talebinin Osmanlı üretim yapısına etkisi incelenir.
Avrupalıların Osmanlı'dan ham madde çekmesiyle yerli loncaların ham madde bulamadığı ve üretim gücünü kaybettiği saptanır. İkinci öncül doğrudur.
Avrupa'daki merkantilist sömürgeciliğin Osmanlı'nın geleneksel üretim ağı üzerindeki yıkıcı etkisini anlamak amaçlanır.
4
Osmanlı Devleti'nin kapitülasyon politikası kronolojik olarak kontrol edilir.
Osmanlı'nın merkantilizme karşı kapitülasyonları tamamen kaldırdığı iddiasının yanlış olduğu, kapitülasyonların ancak 1914'te kaldırılabildiği belirlenir. Üçüncü öncül yanlıştır.
Tarihsel olayların kronolojik doğruluğunu denetleyerek anakronizme düşmeyi engellemek hedeflenir.

Anahtar Kavram

Merkantilizmin Osmanlı Sosyo-Ekonomik Düzenine Etkileri
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 6771Soru

Osmanlı Devleti'nin XIX. yüzyılda izlediği denge politikası ve Şark Meselesi kapsamında yaşanan aşağıdaki gelişmelerin kronolojik olarak geçmişten günümüze doğru sıralanışı nasıl olmalıdır?

Öğeleri doğru sıraya koymak için sürükleyin

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Gelişmelerin doğru kronolojik sıralaması: Şark Meselesi teriminin Viyana Kongresi'nde ilk kez kullanılması (1815), Paris Antlaşması ile Osmanlı Devleti'nin Avrupa devleti sayılması (1856) ve Berlin Antlaşması ile İngiltere'nin toprak bütünlüğünü koruma politikasından vazgeçmesi (1878) şeklindedir.
Gelişmelerin doğru sıralanabilmesi için antlaşmaların ve kongrelerin yılları dikkate alınmalıdır. Viyana Kongresi 1815'te, Paris Antlaşması 1856'da ve Berlin Antlaşması 1878'de gerçekleştiği için kronolojik sıra geçmişten günümüze doğru Viyana Kongresi, Paris Antlaşması ve Berlin Antlaşması şeklinde olmalıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Şark Meselesi teriminin ilk kez kullanıldığı Viyana Kongresi'nin tarihini belirleme
Viyana Kongresi 1815 yılında gerçekleşmiştir.
Kronolojik sıralamadaki en eski olayı tespit etmek.
2
Kırım Savaşı sonrasındaki Paris Antlaşması'nın tarihini belirleme
Paris Antlaşması 1856 yılında imzalanmıştır.
Viyana Kongresi'nden sonraki aşamayı belirlemek.
3
Berlin Antlaşması'nın tarihini ve dış politika etkisini belirleme
Berlin Antlaşması 1878 yılında imzalanmıştır.
En yakın tarihte gerçekleşen olayı bularak sıralamayı tamamlamak.

Anahtar Kavram

Osmanlı Devleti'nin dağılma sürecindeki diplomatik gelişmeler ve Şark Meselesi kronolojisi
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 6772Soru

Jeolojik geçmişte meydana gelen kıta kaymaları (levha hareketleri) ve küresel ölçekteki iklim değişiklikleri gibi paleocoğrafik süreçler, canlıların yeryüzündeki dağılışını ve biyoçeşitliliği şekillendiren temel unsurlardır.

Buna göre, aşağıdakilerden hangisi paleocoğrafik süreçlerin biyoçeşitlilik üzerindeki etkisine örnek olarak gösterilemez?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Ekvatoral bölgede yıl boyunca görülen yüksek sıcaklık ve düzenli yağış koşullarının, yağmur ormanları biyomunda tür çeşitliliğini artırması

Cevap

Ekvatoral bölgede yıl boyunca görülen yüksek sıcaklık ve düzenli yağış koşullarının, yağmur ormanları biyomunda tür çeşitliliğini artırması
Ekvatoral bölgede yıl boyunca görülen yüksek sıcaklık ve düzenli yağış koşullarının yağmur ormanlarındaki tür çeşitliliğini artırması seçeneği, günümüzdeki iklim koşullarının (fiziki faktörlerin) biyoçeşitlilik üzerindeki etkisini örnekler. Bu durum jeolojik geçmişte meydana gelen iklim değişiklikleri veya levha hareketleri gibi paleocoğrafik süreçlerle ilişkili değildir.

Adım Adım Çözüm

1
Paleocoğrafya kavramının sınırlarını belirleme
Paleocoğrafya; kıtaların kayması (levha hareketleri), geçmiş jeolojik dönemlerdeki dağ oluşumu süreçleri ve buzul çağları gibi tarihsel/jeolojik süreçleri ve bunların canlılar üzerindeki etkilerini inceler.
Soruda paleocoğrafik süreçlerin biyoçeşitliliğe etkisine örnek olmayan seçeneği bulabilmek için paleocoğrafya ile güncel fiziki coğrafya faktörlerini ayırt etmek gerekir.
2
Seçeneklerdeki olayların jeolojik zaman boyutunu analiz etme
Gondwana'nın parçalanması, Bering Kara Köprüsü'nün oluşumu, Alp Kıvrımlanması ve Karadeniz'in gölden denize dönüşmesi jeolojik geçmişte meydana gelen paleocoğrafik süreçlerdir. Ancak Ekvatoral bölgedeki yüksek sıcaklık ve yağış koşulları, günümüzdeki iklim koşullarını (aktüel fiziki faktörleri) ifade eder.
Doğru cevaba ulaşmak için güncel iklim özelliklerinin günümüz biyoçeşitliliği üzerindeki etkisini paleocoğrafik süreçlerden ayırmak gerekir.

Anahtar Kavram

Paleocoğrafyanın biyoçeşitlilik üzerindeki etkileri ile güncel fiziki (iklimsel) faktörlerin ayırt edilmesi.
Soru 6773Soru

I. Dünya Savaşı öncesinde Avrupa'da barışı korumak amacıyla kurulan güçler dengesi; sömürgecilik yarışı, ham madde arayışı ve milliyetçilik akımlarının etkisiyle yerini bloklaşmaya bırakmıştır. Savaşın hemen öncesinde 'Üçlü İttifak' ve 'Üçlü İtilaf' şeklinde somutlaşan bu bloklar, savaş sürecinde yaşanan yeni katılımlar ve taraf değiştirmelerle genişlemiştir.

Bu bloklaşma süreci ve bloklarda yer alan devletlerin politikalarıyla ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi tarihsel olarak yanlıştır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Almanya ve Avusturya-Macaristan'ın başını çektiği Üçlü İttifak bloğuna, Balkanlar'daki Rus yayılmacılığına karşı toprak bütünlüğünü korumak isteyen Osmanlı Devleti savaş başlamadan çok önce resmi bir üye olarak dahil olmuştur.

Cevap

Almanya ve Avusturya-Macaristan'ın başını çektiği Üçlü İttifak bloğuna, Balkanlar'daki Rus yayılmacılığına karşı toprak bütünlüğünü korumak isteyen Osmanlı Devleti'nin savaş başlamadan çok önce resmi bir üye olarak dahil olduğu ifadesi tarihsel olarak yanlıştır.
Osmanlı Devleti, 1882'de kurulan Üçlü İttifak bloğunun bir üyesi değildir. Savaş öncesinde tarafsızlığını korumaya ve İtilaf devletleriyle ittifak kurmaya çalışmış, ancak bu çabaları sonuçsuz kalınca savaşın hemen arifesinde Almanya ile ittifak yapmıştır. Bu nedenle Osmanlı Devleti'nin savaş öncesinde bu bloğa resmi üye olduğunu iddia eden ifade tarihsel olarak yanlıştır.

Adım Adım Çözüm

1
I. Dünya Savaşı öncesinde kurulan Üçlü İttifak bloğunun kurucu üyelerini ve kuruluş tarihini belirlemek.
Üçlü İttifak bloğu 1882 yılında Almanya, Avusturya-Macaristan ve İtalya arasında kurulmuştur. Osmanlı Devleti bu bloğun kurucu veya savaş öncesi resmi bir üyesi değildir.
Seçeneklerde verilen devlet-blok eşleştirmelerinin doğruluğunu kronolojik olarak kontrol etmek amacıyla bu tespit yapılır.
2
Osmanlı Devleti'nin ittifak arayışlarını ve Almanya ile yakınlaşmasının zamanlamasını incelemek.
Osmanlı Devleti savaş öncesinde yalnız kalmamak için öncelikle İngiltere ve Fransa ile ittifak kurmayı denemiş, bu girişimleri reddedilince savaşın hemen başında (2 Ağustos 1914) Almanya ile gizli bir ittifak antlaşması imzalamıştır.
Soru kökünde aranan tarihsel olarak yanlış olan bilginin, Osmanlı Devleti'nin savaş öncesinde bloğa üye olduğu iddiası olduğunu doğrulamak için bu adım gereklidir.

Anahtar Kavram

I. Dünya Savaşı Öncesi Bloklar ve Osmanlı Devleti'nin İttifak Arayışları
Soru 6774Soru

Sanayi Devrimi sürecinde, zengin kömür yataklarına bağlı olarak küçük bir maden yerleşmesinin büyük bir sanayi şehrine dönüşüm aşamalarını geçmişten günümüze doğru kronolojik olarak nasıl sıralarsınız?

Öğeleri doğru sıraya koymak için sürükleyin

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Doğru sıralama: Maden ocaklarının işletmeye açılması -> Fabrikaların kurulması ve göç dalgalarının başlaması -> Plansız kentleşmenin belirmesi -> Şehrin etki alanının küreselleşmesi şeklindedir.
Doğru sıralama, sanayi şehrinin gelişim sürecindeki neden-sonuç ilişkisini takip eder. Önce kömür çıkarılır, ardından buna bağlı sanayi tesisleri kurulup göç çekilir, hızlı göç sonucunda plansız yerleşim alanları oluşur ve son olarak demiryolu ağı gibi ulaşım imkanlarıyla üretilen mallar dış pazarlara sunularak şehrin etki alanı küreselleşir.

Adım Adım Çözüm

1
Sanayileşmeyi başlatan ilk faktörü belirlemek.
Maden ocaklarının işletmeye açılması ilk sırada yer alır.
Kömürün enerji kaynağı olarak çıkarılması, demir-çelik sanayisinin kurulması için gerekli ham madde ve enerji temelini oluşturur.
2
Sanayi üretimi ile demografik hareket arasındaki ilişkiyi kurmak.
Fabrikaların kurulması ve göç dalgalarının başlaması ikinci sırada yer alır.
Kömüre bağlı olarak kurulan fabrikalar, yüksek iş gücü ihtiyacı yaratarak çevreden göç çeker.
3
Hızlı göçün yerleşim dokusu üzerindeki etkilerini analiz etmek.
Plansız kentleşmenin ve işçi mahallelerinin oluşması üçüncü sırada yer alır.
Kısa sürede yaşanan yoğun nüfus yığılması ve kontrolsüz konut yapımı plansız şehir alanlarını doğurur.
4
Ulaşım ağlarının şehrin küresel etki alanına katkısını değerlendirmek.
Demiryolu ulaşımının gelişmesi ve küresel pazarlara açılma son sırada yer alır.
Ulaşım ağlarının gelişmesiyle şehir dış dünyayla bağ kurar, ürettiği ürünleri ihraç eder ve etki alanını küreselleştirir.

Anahtar Kavram

Sanayi Devrimi ve şehirleşme sürecindeki aşamalar
Soru 6775Soru

Türkiye'de geleneksel yöntemlerle yapılan mera hayvancılığında et ve süt üretimi büyük oranda iklim koşullarına (yağış miktarı, otlakların durumu vb.) bağlıdır. Buna karşılık, modern tesislerde yapılan hayvancılık faaliyetlerinde üretimde iklime bağımlılık oldukça düşüktür.

Buna göre, aşağıdaki hayvancılık türlerinin hangisinde et ve süt veriminde iklim koşullarına bağlı olarak yıldan yıla görülen dalgalanmanın en az olması beklenir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Besi ve ahır hayvancılığı

Cevap

Besi ve ahır hayvancılığı
Besi ve ahır hayvancılığı, modern yöntemlerle kapalı barınaklarda ve hazır yemler kullanılarak yapıldığı için doğal çevre koşullarına ve iklim dalgalanmalarına bağımlı değildir. Bu nedenle bu faaliyet türünde et ve süt veriminin yıldan yıla en az dalgalanma göstermesi beklenir.

Adım Adım Çözüm

1
Hayvancılık yöntemlerinin iklimle ilişkisini belirleme
Geleneksel mera hayvancılığı doğrudan doğal otlaklara ve dolayısıyla yağış rejimine bağlıdır. Modern besi ve ahır hayvancılığı ise kapalı tesislerde suni yemleme ile yapılır.
Üretimin doğal koşullara bağımlılık derecesini ayırt etmek.
2
Seçeneklerde verilen hayvancılık faaliyetlerini sınıflandırma
Erzurum-Kars Platosu'ndaki büyükbaş hayvancılık, İç Anadolu'daki küçükbaş hayvancılık, Teke ve Taşeli platolarındaki kıl keçisi yetiştiriciliği ve Doğu Karadeniz'deki yaylacılık mera hayvancılığıdır. Besi ve ahır hayvancılığı ise kapalı ortamda yürütülür.
Hangi faaliyetin iklimden bağımsız olduğunu bulmak.
3
Yıldan yıla üretim dalgalanmasının en az olduğu seçeneği tespit etme
Doğal koşullardan bağımsız olarak kapalı modern tesislerde yürütülen besi ve ahır hayvancılığında, iklim koşulları nasıl olursa olsun yemleme ve bakım standart olduğu için üretim dalgalanması en az düzeydedir.
Soruda istenen en az dalgalanmanın görüldüğü faaliyet türünü belirlemek.

Anahtar Kavram

Besi-ahır hayvancılığı ile mera hayvancılığı arasındaki verim ve iklime bağımlılık farkı
Tahmini Süre:1m 15s
Soru 6776Soru

Kösedağ Savaşı (1243) sonrasında Anadolu'da Türk siyasi birliğinin bozulmasıyla kurulan İkinci Dönem Anadolu Türk Beylikleri, kuruldukları coğrafi bölgelerin özelliklerine göre askeri, siyasi ve ekonomik stratejiler belirlemişlerdir. Batı Anadolu uç bölgesinde Bizans sınırında veya kıyı şeridinde kurulan beylikler gaza ve cihat faaliyetleriyle Hristiyan dünyasına karşı mücadele ederken, iç bölgelerde kurulan bazı beylikler ise Türkiye Selçuklu Devleti'nin mirasçısı olma iddiasıyla diğer Türk beylikleriyle egemenlik mücadelesine odaklanmışlardır.

Bu bilgilere göre, aşağıdaki beyliklerden hangisinin dış politikasında doğrudan Bizans'a veya Hristiyan dünyasına yönelik gaza ve cihat faaliyetlerinin belirleyici bir rol oynadığı söylenemez?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Karamanoğulları

Cevap

Konya ve Karaman merkezli kurulan Karamanoğulları Beyliği'nin dış politikasında gaza ve cihat faaliyetleri belirleyici bir rol oynamamıştır.
Konya ve Karaman merkezli olarak İç Anadolu'da kurulan Karamanoğulları, konumu itibarıyla doğrudan Bizans ya da Hristiyan topraklarıyla sınır komşusu değildir. Kendilerini Türkiye Selçuklu Devleti'nin meşru mirasçısı olarak gördüklerinden, dış politikalarında gaza ve cihat yerine diğer Türk beylikleriyle ve özellikle Osmanlı Devleti ile Anadolu egemenliği için mücadele etmişlerdir. Diğer seçeneklerde yer alan Aydınoğulları, Karesioğulları, Menteşeoğulları ve Saruhanoğulları ise Batı Anadolu'da, Bizans sınırında veya Ege kıyılarında kurulduklarından denizcilik faaliyetleri ve kara akınlarıyla doğrudan Bizans'a ve Hristiyan dünyasına karşı gaza ve cihat politikası izlemişlerdir.

Adım Adım Çözüm

1
İkinci Dönem Anadolu Türk Beylikleri'nin coğrafi konumlarını ve sınır komşularını belirlemek.
Aydınoğulları, Karesioğulları, Menteşeoğulları ve Saruhanoğulları batı uç bölgesinde, Bizans sınırında veya kıyı şeridinde yer almaktadır. Karamanoğulları ise Konya ve Karaman merkezli olarak İç Anadolu'da yer almaktadır.
Bir beyliğin dış politikasını ve askeri yönelimini belirleyen en önemli faktörlerden biri kurulduğu coğrafi konumdur.
2
Gaza ve cihat faaliyetlerinin hangi şartlarda yapılabileceğini analiz etmek.
Gaza ve cihat politikası gayrimüslim devletlerle yapılan mücadeleleri kapsar. Bizans'a sınırı olan veya denizcilik yoluyla Hristiyan dünyasına ulaşabilen beylikler bu politikayı uygulayabilirken, sınırları tamamen Müslüman Türk beylikleriyle çevrili olan beyliklerin bu imkanı yoktur.
Karamanoğulları'nın etrafı diğer Türk beylikleri ve Moğollarla çevrili olduğu için gayrimüslimlerle doğrudan çatışma alanına sahip değildir.
3
Karamanoğulları'nın siyasi hedeflerini değerlendirmek.
Karamanoğulları, Türkiye Selçuklu başkenti Konya'yı ele geçirmiş ve kendilerini Selçuklu'nun meşru varisi ilan etmişlerdir. Bu sebeple temel siyasi amaçları gaza yapmak değil, diğer beylikler üzerinde hakimiyet kurarak Anadolu Türk siyasi birliğini kendi çatısı altında toplamaktır.
Tarihsel miras ve siyasi iddialar, dış politikanın yönünü belirlemiştir.

Anahtar Kavram

İkinci Dönem Anadolu Türk Beylikleri'nin coğrafi konumlarının dış politika ve mücadele stratejilerine etkisi
Soru 6777Soru

I. TBMM, açılışından kısa süre sonra Anadolu'nun farklı bölgelerinde başlayan ve meclisin varlığını doğrudan tehdit eden iç isyanları bastırarak otoritesini korumak amacıyla yasama yetkisini kullanmıştır.

Buna göre, TBMM'nin iç isyanları engellemek ve meclise karşı olan faaliyetleri cezalandırmak amacıyla çıkardığı ilk kanun aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Hıyanet-i Vataniye Kanunu

Cevap

Hıyanet-i Vataniye Kanunu
TBMM, açıldıktan hemen sonra ülke genelinde otoritesini tesis etmek ve meclise karşı başlatılan isyan hareketlerini hukuki yollarla durdurmak amacıyla 29 Nisan 1920 tarihinde Hıyanet-i Vataniye Kanunu'nu kabul etmiştir. Bu kanun, meclisin yasama yetkisini kullanarak otoritesini pekiştirdiğinin en somut kanıtıdır.

Adım Adım Çözüm

1
Soruda TBMM'nin açılışından sonra isyanları bastırmak ve otoritesini korumak amacıyla çıkardığı kanunun sorulduğu belirlenir.
Hedeflenen kavramın isyanlara karşı alınan hukuki tedbirlerle ilgili olduğu anlaşılır.
Sorunun odak noktasını ve doğru bilgi grubunu tespit etmek için.
2
Seçeneklerde yer alan kanunlar ve emirler kronolojik açıdan ve işlevlerine göre değerlendirilir.
Takrir-i Sükun ve Tekalif-i Milliye'nin kronolojik olarak daha sonraki dönemlere ait olduğu, Teşkilat-ı Esasiye'nin anayasa, Nisab-ı Müzakere'nin ise meclis çalışma usulü kanunu olduğu görülür.
Yanlış seçenekleri eleyerek doğru cevaba ulaşmak için.
3
TBMM'nin 29 Nisan 1920'de çıkardığı ve vatana ihanet edenleri cezalandırmayı amaçlayan kanun belirlenir.
Bu kanunun Hıyanet-i Vataniye Kanunu olduğu netleştirilir.
Net ve doğru bilgi eşleştirmesini tamamlamak için.

Anahtar Kavram

TBMM'nin isyanlara karşı aldığı hukuki önlemler ve Hıyanet-i Vataniye Kanunu
Soru 6778Soru

Osmanlı Devleti'nin kuruluş döneminde Karesioğulları Beyliği'nin topraklarına katılmasıyla başlayan denizcilik faaliyetleri, zamanla imparatorluğun en stratejik güç unsurlarından biri haline gelmiştir. Bu gelişim sürecinde sadece yeni toprakların ve adaların fethedilmesiyle yetinilmemiş, donanmanın yönetim yapısında ve askeri teşkilatlanmasında da önemli adımlar atılmıştır.

Bu doğrultuda, yükselme döneminde gerçekleştirilen aşağıdaki gelişmelerden hangisi, Osmanlı denizciliğinde doğrudan kurumsal ve idari bir yapılanmaya geçilerek donanma yönetiminin en üst düzey devlet kademesine taşınmasını sağlamıştır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Barbaros Hayreddin Paşa'nın Kaptan-ı Deryalığa getirilerek Cezayir-i Bahr-i Sefid Eyaleti'nin kurulması

Cevap

Osmanlı denizciliğinde en üst düzey idari ve kurumsal yapılanma, Barbaros Hayreddin Paşa'nın Kaptan-ı Deryalığa getirilmesi ve Cezayir-i Bahr-i Sefid Eyaleti'nin kurulmasıdır.
Doğru cevap, Barbaros Hayreddin Paşa'nın Kaptan-ı Derya tayin edilmesiyle denizcilik teşkilatının beylerbeyliği düzeyine çıkarılmasıdır. Cezayir-i Bahr-i Sefid Eyaleti'nin kurulmasıyla birlikte deniz kuvvetlerinin yönetimi en üst düzey devlet ve eyalet teşkilatı kademesine taşınmış, kurumsal gelişim en üst noktaya ulaşmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Soru kökündeki 'kurumsal ve idari yapılanma' ile 'donanma yönetiminin en üst düzey devlet kademesine taşınması' ifadeleri analiz edilir.
Osmanlı Devleti'nin donanma yönetimini merkezi idareye ve eyalet sistemine entegre ettiği gelişme aranmalıdır.
Devletin idari hiyerarşisinde deniz kuvvetlerinin konumunu yükselten adımı saptamak için.
2
Seçeneklerdeki gelişmelerin niteliği (askeri zafer, fetih, ilk başlangıç, modernleşme dönemi, idari yapılanma) ve dönemleri incelenir.
Barbaros Hayreddin Paşa'nın Kaptan-ı Derya olmasıyla Cezayir-i Bahr-i Sefid eyaletinin kurulması yükselme dönemindeki en büyük idari reformdur. Bahriye Nezareti ise 19. yüzyıl (modernleşme) gelişmesidir. Diğer seçenekler askeri ve fetih olaylarıdır.
Doğru seçeneği belirlemek ve çeldiricileri kronolojik/kavramsal olarak elemek için.
3
En üst düzey devlet kademesine taşınma ifadesiyle Kaptan-ı Deryalığın beylerbeyi (eyalet yöneticisi) statüsüne çıkarılması ilişkilendirilir.
Doğru cevabın Barbaros Hayreddin Paşa'nın göreve gelişi ve eyalet teşkilatının kurulması olduğu sonucuna ulaşılır.
Sorudaki tüm ölçütleri karşılayan tek seçeneğin doğruluğunu netleştirmek için.

Anahtar Kavram

Osmanlı Deniz Teşkilatının Kurumsallaşması ve Eyalet Sistemi
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 6779Soru

Fiziki coğrafya özellikleri; üretim, dağıtım ve tüketim faaliyetleri üzerinde doğrudan ya da dolaylı etkilere sahiptir. Bu faaliyetlerin gelişim süreci ve mekânsal dağılışı fiziki faktörler tarafından sınırlandırılmakta ya da kolaylaştırılmaktadır.

Aşağıdaki Türkiye haritasında beş farklı alan numaralandırılarak gösterilmiştir.

[Harita Referansı: I, II, III, IV ve V numaralı alanlar]

Bu alanlardaki doğal çevre özellikleri ile bu özelliklerin doğrudan etkilediği ekonomik süreçlere ait eşleştirme tablosu aşağıda verilmiştir:

Haritadaki AlanDoğal FaktörEtkilediği Belirtilen SüreçGerçekleşen Durum / Açıklama
IEngebeli rölyef ve dik yamaçlarDağıtımÇay tarımında dik yamaçlar nedeniyle makine kullanımının zorlaşması ve hasadın yoğun el işçiliğiyle yapılması.
IIYıllık yağış azlığı ve şiddetli kuraklıkÜretimNadasa bırakılan tarım alanlarının geniş yer kaplaması ve tarımsal sulama ihtiyacının yüksek olması.
IIISert karasal iklim ve uzun kış süresiTüketimIsınma amaçlı enerji kaynaklarına (doğal gaz, kömür) olan talebin ve kışlık giysi ihtiyacının yüksek olması.
IVSade yer şekilleri ve düzlük arazi yapısıDağıtımUlaşım ağlarının kolayca geliştirilmesi ve üretilen sanayi mamullerinin limanlara ve iç pazarlara rahatça taşınabilmesi.
VKarstik arazi yapısı ve engebeli topoğrafyaÜretimToprağın su sızdırma oranının yüksek olması ve engebenin tarımsal faaliyet alanlarını sınırlandırması.

Buna göre, tablodaki numaralandırılmış alanların hangisinde, doğal faktörün etkilediği ekonomik süreç yanlış sınıflandırılmıştır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: I

Cevap

I numaralı eşleştirmede doğal faktörün etkilediği ekonomik süreç yanlış sınıflandırılmıştır.
Tablodaki I numaralı satırda verilen durum yanlış sınıflandırılmıştır. Çay tarımında dik yamaçlar ve engebeli yer şekilleri nedeniyle makine kullanımının zorlaşması ve hasat işlerinin el işçiliğiyle yürütülmesi, ekonomik faaliyetlerin 'üretim' aşamasına aittir. Üretim; mal ve hizmetlerin elde edilmesi, yetiştirilmesi veya imal edilmesi süreçlerini kapsar. Bu faaliyetin 'dağıtım' (malların pazara veya tüketiciye ulaştırılması) süreciyle doğrudan bir ilgisi yoktur. Diğer numaralandırılmış alanlardaki eşleştirmeler (II'de tarımsal faaliyetlerin 'üretim' olarak, III'te ısınma amaçlı tüketimin 'tüketim' olarak, IV'te taşımacılığın 'dağıtım' olarak, V'te karstik koşulların tarıma etkisinin 'üretim' olarak sınıflandırılması) tamamen doğrudur.

Adım Adım Çözüm

1
Tablodaki her bir eşleştirmede yer alan ekonomik durumun tanımını analiz etme.
I numaralı durumda tarımda makine kullanımı ve hasat (üretim), II numaralı durumda nadas ve sulama (üretim), III numaralı durumda ısınma/giyim talebi (tüketim), IV numaralı durumda pazara taşıma (dağıtım), V numaralı durumda karstik arazide tarımsal sınırlılıklar (üretim) olarak belirlenir.
Hangi ekonomik sürecin hangi faaliyete karşılık geldiğini saptamak.
2
Belirlenen ekonomik süreçleri tabloda verilen 'Etkilediği Belirtilen Süreç' sütunuyla karşılaştırma.
I numaralı satırda tarımsal üretim ve hasat işleri 'Dağıtım' olarak sınıflandırılmıştır. Ancak tarım ve hasat faaliyetleri dağıtım değil, üretim aşamasına aittir.
Sınıflandırma hatasını tespit etmek.
3
Diğer seçeneklerin doğruluğunu teyit etme.
II, III, IV ve V numaralı alanlardaki tüm eşleştirmelerin coğrafi olarak doğru olduğu ve ilgili süreçlerle (üretim, dağıtım, tüketim) tam olarak uyuştuğu görülür.
Cevabın kesinliğini sağlamak ve çeldiricileri elemek.

Anahtar Kavram

Üretim, dağıtım ve tüketim faaliyetlerinin fiziki (doğal) faktörlerle olan ilişkisi ve bu süreçlerin birbirinden ayırt edilmesi.

Alternatif Yöntem

Tablodaki her bir ekonomik sürecin (üretim, dağıtım, tüketim) tanımını hatırlayarak örnek olaydaki eylemin bu tanımlardan hangisine uyduğunu doğrudan test edebilirsiniz. Tarımsal faaliyetler (ekim, hasat, makineleşme) doğrudan 'üretim' başlığı altına girer.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 6780Soru

Aşağıda harita üzerinde numaralandırılmış bölgelerde görülen coğrafi durumlar ile bu durumların üretim, dağıtım veya tüketim faaliyetleri üzerindeki birincil etkilerini doğru şekilde eşleştiriniz.

Soldaki öğeye tıklayın, sonra eşleşen sağdaki öğeye tıklayın

Öğeler

Haritada I numara ile gösterilen Sibirya'nın kuzeyinde tundra ikliminin etkisiyle toprağın yılın büyük bölümünde donmuş halde olması
Haritada II numara ile gösterilen Himalaya dağlık kütlesinin sarp yamaçlara ve yüksek eğim derecelerine sahip olması
Haritada III numara ile gösterilen Ganj Nehri taşkın yatağında verimli alüvyal toprakların yer alması
Haritada IV numara ile gösterilen Sahra Çölü'nde su kaynaklarının yetersiz ve yıllık yağış miktarının son derece az olması

Eşleşmeler

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap

Sibirya'daki donmuş topraklar dondurucu soğukların tarımsal üretimi engellemesiyle; Himalaya dağ kütlesi ulaşım ağı inşasında tünel ve köprü ihtiyacını artırıp dağıtımı zorlaştırmasıyla; Ganj Havzası'ndaki alüvyal topraklar tarımsal üretim potansiyelini artırmasıyla; Sahra Çölü'ndeki su yetersizliği ise tüketim pazarının daralmasıyla eşleşmektedir.
Sibirya'daki donmuş topraklar dondurucu soğukların tarımsal üretimi engellemesiyle (üretim); Himalaya dağ kütlesi ulaşım ağı inşasında tünel ve köprü ihtiyacını artırıp dağıtımı zorlaştırmasıyla (dağıtım); Ganj Havzası'ndaki alüvyal topraklar tarımsal üretim potansiyelini artırmasıyla (üretim); Sahra Çölü'ndeki su yetersizliği ise tüketim pazarının daralmasıyla (tüketim) doğru şekilde eşleşir.

Adım Adım Çözüm

1
I numaralı Sibirya bölgesindeki dondurucu soğukların ve donmuş toprakların ekonomik faaliyetlere etkisini incelemek.
Dondurucu soğuklar tarımsal üretimi ve sanayi yatırımlarını doğrudan engellediğinden üretim üzerindeki kısıtlayıcı etkiyle eşleşir.
İklim ve toprak faktörünün üretime etkisini belirlemek.
2
II numaralı Himalaya dağlık alanındaki yer şekillerinin etkisini analiz etmek.
Yüksek eğim ve sarp engebe, karayolu/demiryolu inşasında tünel ve köprü yapım maliyetini artırdığından dağıtıma olan olumsuz etkiyle eşleşir.
Yer şekillerinin dağıtım süreçlerine etkisini saptamak.
3
III numaralı Ganj Havzası'ndaki verimli alüvyal düzlüklerin etkisini değerlendirmek.
Zengin ve sulanabilir alüvyal topraklar tarımsal üretimi artırıp sanayiye ham madde sağladığından üretime olan olumlu etkiyle eşleşir.
Toprak ve su koşullarının tarımsal üretime katkısını bulmak.
4
IV numaralı Sahra Çölü'ndeki kuraklık ve su kaynakları yetersizliğinin etkisini incelemek.
Su eksikliği nüfusun seyrek kalmasına sebep olur, bu da bölgede tüketici nüfusun az olmasına ve tüketim pazarının daralmasına yol açar.
Su kaynaklarının tüketim üzerindeki dolaylı etkisini anlamak.

Anahtar Kavram

Üretim, dağıtım ve tüketim aşamalarının her biri üzerinde iklim, yer şekilleri, toprak yapısı ve su kaynakları gibi doğal unsurlar belirleyici bir role sahiptir.
ÖncekiSayfa 339 / 437Sonraki
Tüm alıştırma soruları — YKS AYT (Alan Yeterlilik Testi) | Examkin