All practice questions
2563 questions
Nöromimari, mekân tasarımının insan beyni, bilişsel süreçleri ve genel psikolojisi üzerindeki derin etkilerini nörobilimsel yöntemlerle inceleyen disiplinler arası öncü bir alandır. Bu disiplin; yapıların tavan yüksekliğinden aydınlatma açılarına, kullanılan malzemelerin dokusundan mekânsal düzenlemelere kadar her fiziksel detayın insan deneyimini nasıl şekillendirdiğini gösterir. Estetik ve işlevsellik odaklı geleneksel mimari yaklaş��mlardan farklı olarak nöromimari, çevre ile sinir sistemi arasındaki etkileşimin biyolojik karşılıklarını bulmaya odaklanır. Yapılan çalışmalar; yüksek tavanların soyut düşünme ve yaratıcılığı tetiklerken alçak tavanların ise odaklanmayı ve analitik faaliyetleri kolaylaştırdığını ortaya koymaktadır. Benzer şekilde, doğal ışık alan alanların sirkadiyen ritim üzerindeki düzenleyici etkisi, mekândaki bireysel stres seviyesini düşürür. Dolayısıyla mimari, sadece fiziksel bir barınak değil; bilişsel performansı ve ruh sağlığını doğrudan inşa eden aktif bir çevresel uyarandır. Gelecekte hastanelerin, okulların ve çalışma ofislerinin bu veriler doğrultusunda yeniden tasarlanması, sadece bireysel yaşam kalitesini artırmakla kalmayıp toplumsal düzeyde üretkenlik ve esenlik artışını da beraberinde getirecektir.
Bu parçadan hareketle nöromimari ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisine ulaşılamaz?
38. - 39. soruları a��ağıdaki parçaya göre cevaplayınız.
Walter Benjamin, 'Teknik Çoğaltılabilirlik Çağında Sanat Yapıtı' adlı çığır açıcı makalesinde, modern teknolojik gelişmelerin sanat üzerindeki dönüştürücü etkisini felsefi bir boyutta inceler. Benjamin’e göre, geleneksel bir sanat eseri, üretim teknolojilerinden önceki dönemde kendine özgü bir 'aura'ya (hale) sahiptir. Aura; eserin biricikliğini, özgünlüğünü, belirli bir zamanda ve mekanda bulunma durumunu ve tüm tarihselliğini ifade eder. Klasik bir tablo ya da heykel, yapıldığı andan itibaren yaşadığı tüm geçmişin fiziksel ve tarihsel izlerini üzerinde taşır; bu da ona seküler ya da kutsal bir ritüel değeri kazandırır. Ancak fotoğraf ve sinema gibi teknik araçlarla eserin aslına sad��k kalarak sınırsızca çoğaltılması, sanat yapıtını bu biricik ve tarihsel bağlamından koparır. Çoğaltılan nesne, alımlayıcının kendi güncel durumuna ve mekanına taşınırken, eserin o özgün tarihsel ve coğrafi uzaklığı yok olur. Benjamin, bu durumu 'auranın gerilemesi' olarak adlandırır. Teknik çoğaltma, sanat eserini ritüelistik işlevinden sıyırarak ona politik ve sergileme değeri kazandırır. Sanat, tapınaklardaki gizemli konumundan çıkıp kitlesel olarak erişilebilir ve tartışılabilir hale gelir. Bu süreç, bir yandan sanatı elitlerin tekelinden kurtarıp demokratikleştirirken diğer yandan da onun geleneksel estetik değerini aşındırır. Sonuç olarak Benjamin, auranın kaybını tamamen olumsuz bir gerileme olarak değil, sanatın toplumsal işlevinde köklü bir demokratikleşme ve politikleşme potansiyeli taşıyan diyalektik bir dönüşüm olarak değerlendirir.
38. Bu parçadan hareketle Walter Benjamin'in 'aura' kavramıyla ilgili aşağıdakilerden hangisine ulaşılamaz?
Yukarıda karışık olarak verilen sözcük gruplarını anlamlı ve kurallı bir cümle oluşturacak biçimde sıralayınız.
Drag items to arrange them in the correct order
Bir üniversitede çalışan Oğuz, Pelin, Rüzgar ve Selin adlı dört araştırmacı; Astrofizik, Klimatoloji, Nanoteknoloji ve Nörobilim alanlarında çalışmalar yapmaktadır. Bu araştırmacılar araştırma ve iş birli��i amacıyla Almanya, İtalya, Japonya ve Kanada ülkelerine gitmişlerdir.
Araştırmacıların çalışma alanları ve gittikleri ülkelere ilişkin bazı bilgiler şu şekildedir:
* Her bir araştırmacı farklı bir alanda çalışmakta ve farklı bir ülkeye gitmektedir.
* Pelin, İtalya'ya gitmemiştir ve çalışma alanı Klimatoloji veya Nörobilim değildir.
* Nanoteknoloji alanında çalışan araştırmacı Japonya'ya gitmiştir.
* Nörobilim alanında çalışan araştırmacı Almanya'ya gitmemiştir.
* Oğuz, Kanada'ya gitmiştir ve çalışma alanı Astrofizik değildir.
* Rüzgar'ın çalışma alanı Klimatoloji'dir.
Buna g��re, aşağıdakilerden hangisi kesinlikle doğrudur?
Çevre uzunluğu olan dairesel bir parkurda, aynı noktadan aynı anda ve aynı yönde bir koşucu ile bir bisikletli harekete başlıyor. Koşucu saniyede sabit hızla koşmaktadır. Bisikletli ise ilk boyunca saniyede sabit hızla gitmekte, sonraki her zaman diliminde ise hızını saniyede artırarak yoluna devam etmektedir.
Buna göre, bisikletli ile koşucu ilk kez karşılaştıklarında bisikletli toplam kaç metre yol almıştır?
1. - 2. soruları aşağıdaki parçaya göre cevaplayınız.
Gaston Bachelard, bilim tarihinin doğrusal, birikimsel ve kesintisiz bir çizgide ilerlediği yönündeki klasik pozitivist kabulü kökten sarsarak 'epistemolojik kopuş' kuramını ortaya atar. Bachelard’a göre bilimsel ilerleme, eski doğruların üzerine yenilerinin eklenmesiyle oluşan pürüzsüz bir süreç değildir; tam aksine geçmişin kabulleriyle, gündelik deneyimin sağduyusal algısıyla ve yerleşik zihinsel alışkanlıklarla radikal bir biçimde bağların koparılmasıyla gerçekleşir. Bilimsel zihin, nesnesine yönelirken öncelikle kendi ön yargılarını ve gündelik dilin dayattığı yanılsamaları aşmak zorundadır. Bu bağlamda, gündelik yaşamın ve sağduyunun sunduğu dolaysız bilgi, yeni bilimsel kavrayışların önündeki en büyük engeli teşkil eder; çünkü bu bilgi, sorgulanmadan kabul edilen hazır pratik şablonlar sunar. Dolayısıyla bilimsel bilgi, verili olanın pasif bir kaydı değil, aksine onun aktif bir inşası ve sürekli yapı sökümüdür. Bachelard, bilimsel gelişmenin önündeki bu tür zihinsel engelleri 'epistemolojik engeller' olarak adlandırır ve gerçek bilimin ancak bu engelleri aşan bir kopuşla başlayabileceğini savunur. Yeni bir teorinin doğuşu, eski teorinin eksikliklerinin basitçe yamalanmasından ziyade, o teoriye zemin hazırlayan temel kavramsal çerçevenin tamamen terk edilmesini gerektirir. Bu durum, bilim insanının nesnesiyle kurduğu ilişkiyi sıfırlamasını ve dünyaya yeni bir kavramsal dizgeyle bakmasını zorunlu kılar. Sonuç olarak, epistemolojik kopuş, bilimsel düşüncenin kendi ge��mişine, alışkanlıklarına ve doğrularına karşı giriştiği kesintisiz bir arınma, sorgulama ve özeleştiri mücadelesidir.
Bu parçadan hareketle Gaston Bachelard'ın 'epistemolojik kopuş' kuramıyla ilgili aşağıdakilerden hangisine ulaşılamaz?
Kessler Sendromu, alçak Dünya yörüngesindeki uzay çöplerinin yoğunluğunun, nesnelerin birbiriyle çarpışarak yeni enkazlar ürettiği ve bu döngünün kendi kendini besleyen kontrolsüz bir zincirleme reaksiyona dönüştüğü teorik bir senaryoyu ifade eder. 1978 yılında NASA bilim insanı Donald J. Kessler tarafından ortaya konan bu öngörü, yörüngedeki aktif uyduların yanı sıra işlevini yitirmiş roket gövdelerini ve ömrünü tamamlamış uzay araçlarını da potansiyel birer tehdit hâline getirmektedir. Çarpışmalar sonucu ortaya çıkan ve boyutları milimetrelerle ölçülen mikro enkazlar bile yörüngede mermi hızında hareket ettiklerinden, aktif uzay araçlarında ve astronot koruma kalkanlarında telafisi imkânsız hasarlar yaratabilmektedir. Günümüzde yörüngeyi temizlemeye yönelik aktif enkaz kaldırma teknolojileri üzerinde çalışılsa da bu girişimlerin yüksek maliyeti ve uluslararası uzay hukukundaki boşluklar çözümü geciktirmektedir. Gerekli adımlar atılmadığı takdirde bu sendrom, insanlığın uzay keşiflerini ve yörünge tabanlı iletişim altyapısını gelecekte tamamen çökertebilir.
Bu parçaya göre Kessler Sendromu ile ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
1. - 2. soruları aşağıdaki parçaya göre cevaplayınız.
Zygmunt Bauman, modernitenin geçirdiği yapısal dönüşümü açıklamak amacıyla 'akışkan modernite' kavramını ortaya atar. Bauman’a göre klasik ya da katı modernite dönemi; yerleşik toplumsal kurumlar, öngörülebilir mesleki kariyerler ve uzun vadeli bağlılıklarla karakterize edilirken akışkan modernite, her şeyin sürekli bir değişim ve geçicilik girdabında eridiği yeni bir evreyi temsil eder. Bu yeni dönemde bireyler; iş gücü piyasalarındaki esneklikten özel yaşamlarındaki kırılgan ortaklıklara kadar hayatın her alanında köksüzlük ve belirsizlik hissiyle karşı karşıyadır. Katı dönemin dayanıklı sınıfsal ve kurumsal yapıları zamanla aşınarak yerini şekilsiz, akıcı ve anlık çıkarlara göre yeniden müzakere edilen ağ tipi ilişkilere bırakmıştır. Bu yapı çözülmesi bireye ilk bakışta eşsiz bir özerklik ve seçim özgürlüğü sunuyor gibi görünse de aslında onu sürekli bir güvencesizlik ve ontolojik kaygı sarmalına sürükler. Çünkü akışkan dünyada birey, kendi yaşam öyküsünün yegane tasarımcısı ilan edilirken aynı zamanda karşılaştığı sistemik başarısızlıkların da tek sorumlusu haline getirilir. Devletin ve kolektif mekanizmaların sunduğu koruma kalkanlarının zayıflaması, insanı kendi sorunlarını bireysel olarak çözmeye zorlarken onu derin bir yalnızlığın içine iter. Dolayısıyla akışkan modernitede özgürlük, yapısal desteklerden ve kolektif güvencelerden yoksun bırakılmış, bireyin omuzlarına ağır bir yük bindiren trajik bir serbestlik halidir.
Bu parçaya göre akışkan modernite döneminde yaşayan bir bireyle ilgili aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
Vezüv Yanardağı'nın MS 79 yılındaki patlamasında lav akıntılarının ulaşmadığı ancak yüksek sıcaklıktaki kül bulutunun etkisiyle kömürleştiği için günümüze değin korunabilen Herculaneum papirüsleri, geleneksel fiziksel yöntemlerle açılmaya çalışıldığında ufalanarak yok olurken son yıllarda geliştirilen X-ışını faz-kontrast tomografisi sayesinde artık rulo halinde açılmadan da okunabilmektedir.
Bu cümleden Herculaneum papirüsleri ile ilgili olarak çıkarılabilecek kesin yargı aşağıdakilerden hangisidir?
Bir anne ile oğlunun doğum yılları sırasıyla ve olmak üzere, yılında annenin yaşı oğlunun yaşının katından fazladır. Buna göre, oğlu doğduğunda anne kaç yaşındaydı?
Kare şeklindeki bir yemek masasının köşelerinde birer, kenarlarının tam ortalarında da birer olmak üzere toplam koltuk bulunmaktadır. Kemal, Lale, Mine, Numan, Osman, Ömer, Pelin ve Rüya isimli sekiz kişi bu masaya oturmuştur. Kişilerin tamamı masanın merkezine bakacak şekilde oturmaktadır.
Bu kişilerin oturma düzenine ilişkin bilinenler şunlardır:
* Köşelerdeki koltuklarda sadece kadınlar oturmaktadır.
* Lale ile Rüya karşı karşıya oturmaktadır.
* Osman, Lale'nin hemen sağındaki koltukta oturmaktadır.
* Kemal, Mine'nin hemen solundaki koltukta oturmaktadır.
* Ömer ile Pelin yan yana oturmamaktadır.
Buna göre, aşağıdakilerden hangisi kesinlikle doğrudur?
Bir tüccar, elindeki ürünlerin 'ını kârla satmıştır. Daha sonra kalan ürünlerin 'sini zararla satan bu tüccar, geriye kalan tüm ürünleri ilk satış fiyatı üzerinden yüzde kaç indirimle satarsa tüm satıştan elde ettiği toplam kâr olur?
Bir yazarlık atölyesine katılan Arda, Burcu, Ceyda, Deniz, Eren, Fatih ve Gizem adlı yedi yazar adayı; çalışmalarını sürdürmek için Polisiye, Bilimkurgu ve Fantastik kurgu gruplarından birini seçecektir. Yazar adaylarının gruplara dağılımına ilişkin şunlar bilinmektedir:
* Her grupta en az iki yazar adayı yer almaktadır.
* Eren ve Gizem aynı gruptadır.
* Arda ve Ceyda farklı gruplardadır.
* Fatih, Fantastik grubundadır.
* Bilimkurgu grubunda yer alanlar arasında Burcu yoktur.
* Deniz ve Fatih farklı gruplardadır.
Eren'in Fantastik grubunda yer ald��ğı biliniyorsa, aşağıdakilerden hangisi kesinlikle doğrudur?
Bir restorasyon projesinde; Alper, Büşra, Ceyhun ve Defne adlı dört mimar; Kervansaray, Kütüphane, Medrese ve Saat Kulesi eserlerinin restorasyonunu üstlenmiştir. Bu eserler; Bizans, Osmanlı, Roma ve Selçuklu dönemlerine aittir.
Mimarların üstlendikleri eserler ve bu eserlerin ait olduğu dönemlerle ilgili şunlar bilinmektedir:
* Her mimar yalnızca bir eserin restorasyonunu üstlenmiştir ve her eser farklı bir döneme aittir.
* Defne, Medrese'nin restorasyonunu üstlenmiştir.
* Kütüphane; Roma veya Bizans dönemine ait değildir.
* Ceyhun'un üstlendiği eser Selçuklu dönemine aittir.
* Büşra, Osmanlı dönemine ait bir eserin restorasyonunu üstlenmemiştir.
* Kervansaray, Bizans dönemine aittir.
* Saat Kulesi, Roma dönemine ait değildir.
Buna göre, aşağıdakilerden hangisi kesinlikle doğrudur?
Bir atölyede çalışan usta, kalfa ve çırağın bugünkü yaşları ile ilgili aşağıdakiler bilinmektedir:
* Kalfanın bugünkü yaşı, çırağın bugünkü yaşının katıdır.
* Ustanın yıl sonraki yaşı, kalfanın yıl önceki yaşının katına eşit olacaktır.
* Çırak kalfanın bugünkü yaşına geldiğinde ustanın yaşı, çırağın o günkü yaşının katından fazla olacaktır.
Buna göre, ustanın bugünkü yaşı kaçtır?
Taban kenar uzunluğu olan düzgün üçgen dik piramidin yanal yüz yüksekliği 'dir. Buna göre, bu piramidin hacmi kaç tür?
İki araç, A kentinden B kentine gitmek üzere aynı anda yola çıkıyor. Birinci araç, yolun ilk yarısını saatte hızla, kalan yarısını ise saatte hızla giderek B kentine ulaşıyor. İkinci araç ise tüm yolculuk süresinin ilk yarısını saatte hızla, kalan yarısını ise saatte hızla giderek B kentine ulaşıyor. İkinci araç, B kentine birinci araçtan dakika önce ulaştığına göre, A ile B kentleri arasındaki uzaklık kaç kilometredir?
Bir şirketin Pazarlama, Satış, Muhasebe, İnsan Kaynakları, Üretim ve Ar-Ge olmak üzere altı farklı departmanı, yıllık faaliyet raporlarını sunmak amacıyla 'den 'ya kadar numaralandırılmış sırayla sunum yapacaklardır. Sunum sırasıyla ilgili aşağıdaki bilgiler verilmiştir:
* Üretim departmanı, Satış departmanından hemen sonra sunum yapacaktır.
* Muhasebe departmanı ile Pazarlama departmanı arasında tam olarak iki departman sunum yapacaktır.
* İnsan Kaynakları departmanı, son sırada sunum yapmayacaktır.
* Ar-Ge departmanı, Pazarlama departmanından önce sunum yapacaktır.
Buna göre, aşağıdakilerden hangisi kesinlikle yanlıştır?
Roland Barthes'ın 1967 yılında yayımlanan 'Yazarın Ölümü' adlı makalesi, edebiyat eleştirisinde devrimsel bir dönüşümü simgeler. Barthes, metnin anlamının kaynağını yazarda arayan geleneksel eleştiri yöntemlerine karşı çıkar. Ona göre yazar, metni var eden yegane otorite değil, yalnızca dili bir araya getiren bir 'yazıcı'dır. Bir metin tek bir kaynaktan çıkan tekil bir anlama sahip olamaz; aksine, farklı kültürlerden gelen binlerce sesin bir araya geldiği, harmanlandığı çok boyutlu bir alandır. Dolayısıyla metne nihai bir anlam atfetmek, ona bir sınır çizmek ve okumayı sonlandırmaktır. Anlamın gerçek yeri yazarın zihni değil, metnin tüm bu çok sesliliğini kendinde birleştiren okurun alımlama dünyasıdır. Bu bağlamda, metnin birliği kökeninde değil, varış noktasında yani okurda yatar. Barthes, bu düşüncesini okurun doğumunun yazarın ölümüyle mümkün olabileceği teziyle noktalar.
Bu parçadan hareketle Roland Barthes'ın edebiyat kuramı hakkında aşağıdakilerden hangisi söylenemez?
Taban yarıçapı ve yüksekliği olan dik dairesel silindir biçimindeki bir kap tamamen suyla doludur. Bu kap, tabanı yatay düzlemle lik açı yapacak biçimde eğilerek bir miktar suyun dökülmesi sağlanıyor. Kap tekrar dik konuma getirildikten sonra içine yarıçapı olan küre şeklinde demir bir bilye atılıyor.
Buna göre, son durumda kapta kalan suyun hacmi kaç olur?