Atatürk Dönemi Türk Dış Politikası

596 questions

Question 481Question

Türkiye Cumhuriyeti, 19301930’lu yıllarda "Yurtta sulh, cihanda sulh" ilkesi doğrultusunda dünya barışına katkı sağlayan aktif bir diplomasi yürütmüştür. Bu barışçı tutumun bir sonucu olarak Türkiye, Milletler Cemiyeti'ne (Cemiyet-i Akvam) katılmıştır.

Türkiye'nin Milletler Cemiyeti'ne üyelik sürecini, cemiyete üye olan diğer devletlerin birçoğundan ayıran temel özellik aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: İspanya ve Yunanistan'ın teklifiyle, cemiyete müracaat etmeden 19321932 yılında özel olarak davet edilmesi

Answer

Türkiye'nin Milletler Cemiyeti'ne girişi, cemiyet tüzüğündeki genel kuralın aksine, bir müracaat üzerine değil, İspanya'nın teklifi ve Yunanistan'ın desteğiyle gelen özel bir davet üzerine 19321932 yılında gerçekleşmiştir.
Türkiye'nin Milletler Cemiyeti'ne girişi usul bakımından istisnai bir durumdur. Cemiyet tüzüğü devletlerin üyelik için başvurmasını şart koşarken, Türkiye barışçı tutumu nedeniyle İspanya ve Yunanistan'ın girişimiyle 19321932 yılında bizzat davet edilmiştir. Bu durum Türkiye'nin uluslararası alandaki saygınlığının bir göstergesidir.

Step-by-Step Solution

1
Olayın zamanını belirleme
Türkiye, Milletler Cemiyeti'ne 1818 Temmuz 19321932 tarihinde katılmıştır.
Soruda istenen sürecin hangi kronolojik dilimde gerçekleştiğini netleştirmek gerekir.
2
Katılım usulünü analiz etme
Normal şartlarda devletler cemiyete yazılı başvuru ile girerken, Türkiye barışçı dış politikası sayesinde davet edilmiştir.
Türkiye'nin uluslararası prestijini ve üyeliğinin özgünlüğünü anlamak için bu usul farkı kritiktir.
3
Destekleyen devletleri teyit etme
Davet teklifi İspanya tarafından yapılmış, Yunanistan tarafından desteklenmiştir.
Diplomatik sürecin taraflarını belirleyerek doğru seçeneğe ulaşılır.

Key Concept

Milletler Cemiyeti'ne Davet Usulüyle Giriş

Hints

1
Türkiye'nin cemiyete giriş tarihi 19321932'dir.
2
Türkiye bu cemiyete katılmak için resmi bir başvuru yapmamış, tam tersi bir durum gerçekleşmiştir.
3
İspanya ve Yunanistan gibi devletlerin öncülüğünde Türkiye'ye özel bir çağrı yapılmıştır.

Practice More

Türkiye'nin Milletler Cemiyeti'ndeki ilk temsilcisinin Cemal Hüsnü Taray olduğunu öğrenerek bilginizi derinleştirebilirsiniz.

Alternative Method

Kronolojik eleme yöntemi kullanılabilir: 19231923 (Lozan), 19341934 (Balkan Antantı), 19361936 (Montrö) ve 19391939 (Hatay) yıllarındaki olayları bilmek, 19321932 yılındaki Milletler Cemiyeti üyeliğini ayırt etmeyi sağlar.
Estimated Time:1m 15s
Question 482Question

19241924 yılında kabul edilen Tevhid-i Tedrisat Kanunu ve sonrasında çıkarılan yönetmeliklerle, Türkiye'deki yabancı okullarda Türk dili, tarih ve coğrafya derslerinin Türk öğretmenler tarafından Türkçe okutulması ve bu kurumların Türk müfettişlerce denetlenmesi kararlaştırılmıştır. Bu düzenlemelere en sert tepkiyi gösteren Fransa ve Vatikan'ın, konuyu diplomatik bir pazarlık masasına taşıma ve Milletler Cemiyeti'ne götürme girişimleri Türkiye tarafından kesin bir dille reddedilmiş; muhatap olarak devletler değil, doğrudan okul idareleri kabul edilmiştir.

Türkiye Cumhuriyeti'nin bu süreçte dış devletlerin doğrudan müdahalesini reddeden kararlı tutumu, aşağıdaki temel amaçlardan hangisine yöneliktir?

Show answer & explanation

Answer: Eğitim meselesini bir iç mesele olarak kabul ederek ulusal egemenlik haklarının zedelenmesini önlemek

Answer

Eğitim meselesini bir iç mesele olarak kabul ederek ulusal egemenlik haklarının zedelenmesini önlemek
Türkiye Cumhuriyeti, Lozan Antlaşması'ndan sonra yabancı okullar konusunu kendi egemenlik haklarını ilgilendiren bir 'iç mesele' olarak tanımlamıştır. Bu nedenle, Fransız hükümetinin veya Vatikan'ın konuyu diplomatik bir düzlemde tartışma taleplerini, iç işlerine müdahale olarak görüp reddetmiştir. Bu tutum, tam bağımsızlık ilkesinin ve devletin kendi toprakları üzerindeki mutlak otoritesinin (egemenlik) bir gereğidir.

Step-by-Step Solution

1
Hukuki dayanağın belirlenmesi
19241924 Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile eğitimde birlik sağlanmış ve tüm okullar MEB'e bağlanmıştır.
Yabancı okulların hangi makama bağlı olduğunu ve yasal statüsünü anlamak için bu kanun temeldir.
2
Dış tepkilerin analiz edilmesi
Fransa ve Vatikan'ın Türkiye'nin iç hukuk düzenlemelerine diplomatik müdahale girişimi tespit edilir.
Sorunun uluslararası bir kriz mi yoksa bir iç hukuk meselesi mi olduğunu ayırt etmek gerekir.
3
Diplomatik tutumun yorumlanması
Türkiye'nin 'muhatabımız devletler değil, okul müdürleridir' diyerek görüşmeyi reddetmesi 'İç Mesele' vurgusudur.
Bir devletin kendi topraklarındaki okulları denetlemesi egemenlik hakkıdır; yabancı bir devletle bu konuyu müzakere etmek bu hakkı paylaşmak anlamına gelir.

Key Concept

İç Mesele (Ulusal Egemenlik)

Hints

1
Türkiye'nin bu sorunda 'bu bizim kendi meselemizdir' dediğini hatırlayın.
2
Dış politikada başka bir devletle kendi okullarınız hakkında pazarlık yapmamanız hangi hakkınızı koruduğunuzu gösterir?
3
Türkiye'nin Fransa'yı muhatap almayıp doğrudan okul müdürleriyle konuşması, konuyu bir 'iç mesele' (egemenlik hakkı) olarak gördüğünün kanıtıdır.

Practice More

Yabancı okullar sorununun Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile olan bağlantısını ve Fransa ile yaşanan diplomatik gerilimin sonuçlarını inceleyebilirsiniz.
Estimated Time:1m 30s
Question 483Question

Atatürk Dönemi'nde Osmanlı Devleti'nden devralınan dış borçların tasfiyesi sürecinde Türkiye; borçların paylaştırılması, ödeme para birimi ve Düyun-u Umumiye İdaresi'nin yetkileri konusunda tavizsiz bir tutum sergilemiştir. 19281928 yılında imzalanan Paris Sözleşmesi'nden sonra ortaya çıkan 19291929 Dünya Ekonomik Bunalımı ödemeleri zorlaştırmış, Türkiye bu dönemde borç ertelemesini öngören Hoover Moratoryumu'ndan yararlanarak 19331933 yılında alacaklı devletlerle (başta Fransa) yeni bir ödeme planı hazırlamıştır.

Bu süreçte Türkiye'nin, Düyun-u Umumiye İdaresi'nin vergileri doğrudan toplama ve maliyeyi denetleme yetkisine son vererek bu görevleri kendi kurumları aracılığıyla yürütmesi, doğrudan aşağıdakilerden hangisiyle açıklanabilir?

Show answer & explanation

Answer: Tam bağımsızlık ve ulusal egemenlik anlayışıyla

Answer

Türkiye'nin borç yönetimini kendi kontrolüne alması, tam bağımsızlık ve ulusal egemenlik anlayışının bir sonucudur.
Düyun-u Umumiye İdaresi, Osmanlı Devleti döneminde kurulmuş ve devletin gelirlerine doğrudan el koyarak borçları tahsil eden, adeta 'devlet içinde devlet' gibi çalışan bir kurumdu. Yeni Türk Devleti'nin bu kurumun yetkilerine son vererek vergileri kendi kurumları eliyle toplama kararı, bir devletin kendi maliyesini yönetme hakkını yani ekonomik bağımsızlığını ve dolayısıyla tam bağımsızlığını (ulusal egemenliğini) koruma amacı taşımaktadır.

Step-by-Step Solution

1
Düyun-u Umumiye'nin niteliğini analiz etme
Düyun-u Umumiye, Osmanlı'nın borçlarını tahsil etmek için yabancı alacaklılar tarafından kurulan ve Osmanlı maliyesini denetleyen uluslararası bir kuruluştur.
Kuruluşun yetkilerini anlamak, neden kaldırılmak istendiğini açıklar.
2
Türkiye'nin talebini değerlendirme
Türkiye, vergilerin yabancılarca değil, Türk memurlarınca toplanmasını ve kurumun yürütme yetkisinin bitirilmesini istemiştir.
Bu durum, devletin kendi sınırları içinde otorite kurma çabasıdır.
3
Kavramsal eşleştirme yapma
Kendi gelirlerini toplama hakkı ve mali denetimi elinde tutma, ekonomik bağımsızlık (mali bağımsızlık) ve dolayısıyla tam bağımsızlık ilkesiyle doğrudan örtüşür.
Doğru seçeneğe ulaşmak için tarihsel eylemin hangi siyasi ilkeye hizmet ettiği belirlenir.

Key Concept

Ekonomik Bağımsızlık (Mali Egemenlik)

Hints

1
Düyun-u Umumiye gibi kurumların devletin gelirlerine el koyması, devletin kendi maliyesindeki yetkisini kısıtlar.
2
Atatürk'ün 'Siyasi bağımsızlık, ekonomik bağımsızlık ile taçlanmadıkça tam sayılamaz' sözünü hatırlayın.
3
Bir devletin kendi vergilerini toplama yetkisini geri alması, doğrudan 'bağımsızlık' ve 'egemenlik' haklarıyla ilgilidir.

Practice More

Borçlar sorununun çözümünde Fransa ile yaşanan para birimi (Altın Frank - Kağıt Frank) tartışmasını inceleyebilirsiniz.
Estimated Time:50s
Question 484Question

1930'lu yılların başında Avrupa'da barışın tehlikeye girmesi ve İtalya ile Almanya'nın yayılmacı politikalar izlemesi üzerine Türkiye, batı sınırlarını güvence altına almak için bölgesel bir iş birliği arayışına girmiştir. Bu doğrultuda 99 Şubat 19341934 tarihinde Atina'da Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya arasında Balkan Antantı imzalanmıştır.

Balkan Antantı'nın oluşum süreci ve içeriği dikkate alındığında, aşağıdakilerden hangisi yanlıştır?

Show answer & explanation

Answer: Antantın imzalanmasıyla birlikte Türkiye'nin hem Doğu hem de Batı sınırları aynı anda uluslararası güvenceye kavuşmuştur.

Answer

Balkan Antantı'nın Türkiye'nin hem Doğu hem de Batı sınırlarını aynı anda güvence altına aldığı ifadesi yanlıştır.
Balkan Antantı, Türkiye'nin sadece Batı (Balkan) sınırlarını güvence altına almak için imzalanmış bir sözleşmedir. Türkiye'nin Doğu ve Güney sınırları bu paktın kapsamında değildir; bu sınırların güvenliği için daha sonra 19371937 yılında İran, Irak ve Afganistan'ın katılımıyla Sadabat Paktı imzalanmıştır. Dolayısıyla 'hem Doğu hem Batı sınırlarını aynı anda güvenceye aldığı' ifadesi hatalıdır.

Step-by-Step Solution

1
Balkan Antantı'nın coğrafi kapsamını belirleme
Antant; Türkiye, Yunanistan, Yugoslavya ve Romanya arasındadır.
Bu ülkelerin tamamı Balkan coğrafyasında yer alır ve Türkiye'nin batı komşularıdır.
2
Paktın amacını analiz etme
Batı sınırlarını korumak.
İtalya ve Almanya gibi devletlerin yayılmacı politikalarına karşı sınır güvenliğini sağlamak hedeflenmiştir.
3
Doğu sınırı ile ilgili durumu kontrol etme
Doğu sınırı için 19371937'de Sadabat Paktı imzalanmıştır.
Türkiye'nin Doğu ve Batı sınırları farklı zamanlarda ve farklı bölgesel paktlarla güvence altına alınmıştır.

Key Concept

Balkan Antantı (1934) sadece batı sınırlarını güvence altına alan bir bölgesel güvenlik paktıdır.

Hints

1
Antantın ismindeki 'Balkan' kelimesinin hangi sınırları temsil ettiğine odaklanın.
2
Türkiye'nin Doğu sınırlarını korumak için hangi paktın, hangi tarihte imzalandığını hatırlayın.
3
Balkan Antantı 1934 yılında sadece batı komşularımızla yapılan bir anlaşmadır; doğu ve güney komşularımızla yapılan anlaşma ise 1937 Sadabat Paktı'dır.

Practice More

Balkan Antantı'na katılmayan devletlerin (Bulgaristan ve Arnavutluk) nedenlerini ayrıntılı olarak incelemek konuyu pekiştirecektir.

Alternative Method

TAYYAR kodlamasını (Türkiye, Atina/Yunanistan, Yugoslavya, Ar-Romanya/Romanya) kullanarak üyeleri belirleyip, bu ülkelerin Türkiye'nin hangi yönünde kaldığını harita üzerinde canlandırabilirsiniz.
Estimated Time:1m 15s
Question 485Question

Atatürk dönemi dış politikasının 192319321923-1932 yılları arasındaki ilk safhası, Lozan’dan kalan pürüzlerin giderilmesine ve tam bağımsızlığın pekiştirilmesine yönelik bir "tasfiye ve inşa" süreciyken; 193219391932-1939 yılları arasındaki ikinci safha, dünya barışını tehdit eden gelişmelere karşı "kolektif güvenlik ve bölgesel iş birliği" odaklıdır.

Türkiye'nin dış politikasında 19321932 yılından itibaren yaşanan bu stratejik öncelik değişiminde (safha değişikliğinde) aşağıdakilerden hangisinin belirleyici bir etkisi olduğu savunulamaz?

Show answer & explanation

Answer: Türkiye’nin iç piyasadaki yerli üretimi artırmak amacıyla I.I. Beş Yıllık Sanayi Planı’nı uygulamaya koyması

Answer

Türkiye’nin iç piyasadaki yerli üretimi artırmak amacıyla I. Beş Yıllık Sanayi Planı’nı uygulamaya koyması
Doğru seçenek olan sanayi planı uygulaması, Türkiye'nin iç ekonomik kalkınma ve devletçilik politikasıyla ilgili bir gelişmedir. Oysa soruda bahsedilen 19321932 sonrası dış politika safha değişikliği; Avrupa'da yükselen faşizm, nazizm ve Milletler Cemiyeti'nin yetersizliği gibi 'dış güvenlik tehditleri' nedeniyle gerçekleşmiştir.

Step-by-Step Solution

1
Dönem analizi yapma
192319321923-1932 arası Lozan sorunları (mübaadele, borçlar, okullar) çözülmüştür. 193219391932-1939 arası ise güvenliğe odaklanılmıştır.
Dış politikadaki kırılma noktasının nedenlerini anlamak için dönemsel odak farkını saptamak gerekir.
2
Dış etkenleri değerlendirme
Almanya (Nazi), İtalya (Habeşistan) ve silahsızlanma çabalarının çöküşü dış tehditleri oluşturur.
Strateji değişikliği genellikle uluslararası konjonktürdeki (gerçekçilik ilkesi gereği) değişimlerden kaynaklanır.
3
İç ve dış politika ayrımını yapma
Sanayi Planı, ekonomik bağımsızlık için bir iç hamledir; dış politikadaki 'kolektif güvenlik' yöneliminin bir nedeni değildir.
Bir iç politika gelişmesi, dış politikadaki stratejik safha değişikliğinin temel belirleyicisi olarak kabul edilemez.

Key Concept

Atatürk Dönemi Dış Politika Safhaları ve Stratejik Öncelikler

Hints

1
Dış politikadaki değişimler genellikle ülke dışındaki büyük siyasi ve askeri tehditlerden kaynaklanır.
2
19301930’lu yılların başında dünyada hangi devletler sınırları değiştirmek istiyordu ve bu durum Türkiye’yi nasıl etkiledi?
3
Seçeneklerden hangisi Türkiye'nin 'kendi içinde' yaptığı bir reformdur ve dış dünyadaki savaş tehdidiyle doğrudan ilgili değildir?

Practice More

Balkan Antantı ve Sadabat Paktı'nın hangi yayılmacı tehditlere karşı kurulduğunu tekrar ederek konuyu pekiştirebilirsiniz.

Alternative Method

Kronolojik gruplandırma yöntemiyle, seçeneklerdeki olayların 'iç mesele' mi yoksa 'uluslararası kriz' mi olduğuna bakarak doğru cevaba ulaşılabilir.
Estimated Time:1m 30s
Question 486Question

19241924 yılında toplanan Haliç Konferansı'nda bir sonuca varılamaması üzerine konu Milletler Cemiyeti'ne taşınmış ve Cemiyetin belirlediği "Brüksel Hattı" temel alınarak 55 Haziran 19261926 tarihinde Ankara Antlaşması imzalanmıştır. Bu antlaşmanın içeriği, sonuçları ve dönemin siyasi atmosferi dikkate alındığında, aşağıdakilerden hangisi 19261926 Ankara Antlaşması ile ilgili yanlış bir bilgidir?

Show answer & explanation

Answer: Sakarya Meydan Muharebesi'nin kazanılması üzerine Güney Cephesi'ndeki askeri mücadeleyi resmen sona erdirmiştir.

Answer

Sakarya Meydan Muharebesi sonrası Güney Cephesi'ni kapatan antlaşma 1921 Ankara Antlaşması'dır; 1926 Ankara Antlaşması ise Musul Sorunu'nu çözen ve Türkiye-Irak sınırını çizen belgedir.
Doğru cevap olan ifade, 19211921 yılında Sakarya Meydan Muharebesi'nden sonra Fransa ile imzalanan Ankara Antlaşması'nın özelliğidir. 19261926 Ankara Antlaşması ise askeri bir mücadeleyi bitiren bir 'ateşkes' veya 'barış' belgesi değil, Lozan'dan kalan pürüzlerin çözüldüğü bir 'sınır' antlaşmasıdır.

Step-by-Step Solution

1
Antlaşmanın tarihini ve taraflarını belirleme
5 Haziran 1926, Türkiye ile İngiltere (Irak mandater gücü).
Soruda sorulan antlaşmanın hangi olayla ilgili olduğunu netleştirmek için.
2
Antlaşma maddelerini analiz etme
Musul Irak'a bırakıldı, %10 petrol payı kabul edildi, Brüksel Hattı sınır oldu.
Seçeneklerdeki bilgilerin doğruluğunu teyit etmek için.
3
Kronolojik ve içeriksel uyumsuzluğu tespit etme
Güney Cephesi'ni kapatan antlaşmanın 1921 tarihli olduğu görüldü.
Öğrencinin iki farklı Ankara Antlaşması arasındaki farkı ayırt edip etmediğini kontrol etmek için.

Key Concept

1926 Ankara Antlaşması ve Musul Sorunu'nun Çözümü

Hints

1
Türk tarihinde 'Ankara Antlaşması' adıyla anılan birden fazla önemli belge vardır; biri 1921'de Fransa ile, diğeri 1926'da İngiltere ile yapılmıştır.

Practice More

1921 ve 1926 Ankara Antlaşmalarını karşılaştıran bir tablo hazırlayarak aradaki farkları (taraf devletler, çözülen sorunlar, dönemler) netleştirin.
Estimated Time:1m 15s
Question 487Question

Türkiye Cumhuriyeti, 1932 yılında Milletler Cemiyetine (Cemiyet-i Akvam) katılırken, cemiyetin o zamana kadar uyguladığı 'üyelik için yazılı başvuru yapma' usulünü kabul etmeyerek üyeliğin ancak bir 'davet' yoluyla gerçekleşebileceğini bildirmiştir. Türkiye'nin bu tavrının altında yatan temel diplomatik gerekçe ve bu sürecin önünü açan somut gelişme aşağıdakilerden hangisinde doğru eşleştirilmiştir?

Show answer & explanation

Answer: Uluslararası alanda tam eşitlik ve prestijini koruma düşüncesi - İspanya ve Yunanistan'ın cemiyete sunduğu davet teklifi

Answer

Türkiye'nin temel gerekçesi uluslararası eşitlik ve prestijini korumaktır; süreci başlatan somut gelişme ise İspanya ve Yunanistan'ın davet teklifidir.
Türkiye, 1926'daki Musul meselesi nedeniyle cemiyetin tarafsızlığına güvenini yitirmişti. 1932'de dünya barışına katkı sunmak istese de, 'başvuran' tarafın reddedilme ihtimalini prestij sarsıcı bulmuş ve eşitlik ilkesi gereği davet beklediğini belirtmiştir. İspanya ve Yunanistan'ın resmi teklifiyle cemiyet tüzüğünde değişikliğe gidilerek Türkiye davet edilmiş ve üye olmuştur.

Step-by-Step Solution

1
Dış politikanın dönem özelliklerini analiz etme
1930-1938 arası dönem, barışı koruma ve kolektif güvenliğe katılma dönemidir.
Sorunun kronolojik bağlamını (1932) doğru oturtmak için gereklidir.
2
Üyelik prosedüründeki farklılığı belirleme
Normalde ülkeler başvurur; ancak Türkiye 'davet edilirse girerim' şartını koşmuştur.
Türkiye'nin diplomatik duruşunun (eşitlik ilkesi) nedenini anlamak için kritiktir.
3
Süreci başlatan aktörleri tespit etme
İspanya ve Yunanistan'ın teklifiyle 18 Temmuz 1932'de davet gerçekleşmiştir.
Somut tarihsel gelişmeyi doğru eşleştirmek gerekir.

Key Concept

Milletler Cemiyetine Davet Usulüyle Giriş

Hints

1
Türkiye'nin dış politikada 'tam bağımsızlık' ve 'eşitlik' ilkelerini her aşamada nasıl savunduğunu hatırlayın.
2
Cemiyete giriş süreci 1932'dir; seçeneklerdeki diğer olayların (Montrö, Balkan Antantı vb.) tarihlerini gözden geçirin.
3
Türkiye'yi cemiyete davet eden iki Akdeniz ülkesinden biri olan Yunanistan ile o dönemde kurulan dostluk köprüsünü düşünün.

Practice More

Türkiye'nin Milletler Cemiyetine girdikten sonra bu platformda çözdüğü ilk büyük sorun olan 'Bozkurt-Lotus' veya 'Boğazlar' gibi konuların kronolojik sırasını çalışabilirsiniz.
Estimated Time:1m 30s
Question 488Question

Lozan Barış Antlaşması sonrasında Türkiye ile Fransa arasında gerginliğe yol açan Yabancı Okullar Sorunu sürecinde; Türkiye Cumhuriyeti, yabancı devletlerin bu konudaki görüşme taleplerini kesin bir dille reddetmiş ve konunun hiçbir şekilde pazarlık konusu yapılamayacağını bildirmiştir.

Türkiye’nin bu uzlaşmaz ve kararlı tutumu, yabancı okullar konusunu aşağıdakilerden hangisi olarak gördüğünü kanıtlar?

Show answer & explanation

Answer: Bir iç mesele

Answer

Türkiye Cumhuriyeti'nin yabancı devletlerle görüşmeyi reddetmesi, konuyu bir 'iç mesele' olarak değerlendirdiğini gösterir.
Türkiye Cumhuriyeti, yabancı okulların kendi toprakları üzerinde faaliyet gösterdiğini ve bu nedenle Türk kanunlarına (özellikle Tevhid-i Tedrisat Kanunu'na) uymak zorunda olduklarını savunmuştur. Fransa ve Papalık gibi makamların müdahale girişimlerini egemenlik haklarına aykırı bularak reddetmesi, bu konuyu bir 'iç mesele' olarak tanımladığının en net kanıtıdır.

Step-by-Step Solution

1
Türkiye'nin diplomatik tavrını analiz et.
Türkiye'nin görüşme taleplerini reddetmesi, konuyu başka devletlerin müdahale edebileceği bir 'dış sorun' olarak görmediğini gösterir.
Egemen devletler, kendi iç hukuklarını ilgilendiren konuları başka devletlerle müzakere etmezler.
2
Kavramsal eşleştirme yap.
Dış müdahaleye kapalı olan ve devletin kendi kanunlarıyla çözdüğü konular 'iç mesele' olarak adlandırılır.
Yabancı okulların Türk kanunlarına tabi tutulması bağımsızlık ve egemenlik gereğidir.

Key Concept

İç Mesele Sayılma

Hints

1
Bir devletin kendi sınırları içindeki bir konuyu başka bir devletle görüşmeyi reddetmesi, o konuyu kendi egemenlik alanı içinde gördüğünü gösterir.

Practice More

Yabancı okulların hangi kanunla Millî Eğitim Bakanlığına bağlandığını ve bu durumun hangi ilke ile doğrudan ilgili olduğunu tekrar edebilirsiniz.
Estimated Time:45s
Question 489Question

Türkiye, 1930'lu yılların ortalarından itibaren yaklaşan savaş tehdidine karşı bölgesel güvenlik iş birliklerine ağırlık vermiştir. Bu kapsamda 8 Temmuz 1937 tarihinde Tahran’da imzalanan Sadabat Paktı ile ilgili aşağıda verilen bilgilerden hangisi doğru değildir?

Show answer & explanation

Answer: Bu paktın imzalanması, Türkiye’nin 1932 yılında Milletler Cemiyeti’ne üye kabul edilmesine diplomatik bir zemin hazırlamıştır.

Answer

Sadabat Paktı'nın imzalanmasının Türkiye'nin Milletler Cemiyeti'ne girişine zemin hazırladığı bilgisi yanlıştır; çünkü pakt 1937'de, cemiyete giriş ise 1932'de gerçekleşmiştir.
Sadabat Paktı 19371937 yılında imzalanmıştır. Türkiye ise Milletler Cemiyeti'ne 19321932 yılında üye olmuştur. Kronolojik olarak daha sonra gerçekleşen bir olay, daha önceki bir gelişmenin sebebi veya zemini olamaz. Bu nedenle paktın cemiyete girişe zemin hazırladığı ifadesi tarihsel bir hatadır.

Step-by-Step Solution

1
Sadabat Paktı'nın tarihini hatırla.
19371937 yılı (Tahran).
Olayın kronolojik yerini tespit etmek için gereklidir.
2
Türkiye'nin Milletler Cemiyeti'ne giriş tarihini hatırla.
19321932 yılı.
Diğer bir önemli dış politika gelişmesiyle zaman ilişkisini kurmak için gereklidir.
3
İki olayın tarihlerini karşılaştır.
1937>19321937 > 1932.
Daha sonra gerçekleşen bir olayın (Sadabat Paktı), daha önce bitmiş bir sürece (Milletler Cemiyeti'ne giriş) zemin hazırlayamayacağını belirlemek için gereklidir.

Key Concept

Atatürk Dönemi Türk Dış Politikası Gelişmelerinin Kronolojik Sıralaması

Hints

1
Türkiye'nin Milletler Cemiyeti'ne girdiği tarih ile Sadabat Paktı'nın imzalandığı tarih arasındaki zaman farkına odaklanın.
2
Milletler Cemiyeti üyeliği 19301930'lu yılların başında, Sadabat Paktı ise II. Dünya Savaşı'nın hemen öncesindeki yıllarda gerçekleşmiştir.
3
Türkiye 19321932'de cemiyete girdi, pakt ise 19371937'de imzalandı. Sonradan gelen bir olay öncekine zemin hazırlayamaz.

Practice More

Balkan Antantı (19341934) ve Montrö Boğazlar Sözleşmesi (19361936) tarihlerini de içeren bir kronoloji tablosu oluşturarak dış politika gelişmelerini pekiştirin.

Alternative Method

Mantıksal eleme yöntemiyle; paktın üyelerinin (Türkiye, İran, Irak, Afganistan) ve dış tehdidin (İtalya) doğruluğundan eminseniz, kronoloji içeren seçeneklerdeki tarihsel uyumu kontrol ederek sonuca gidebilirsiniz.
Estimated Time:1m 0s
Question 490Question

19301930’lu yıllarda İtalya ve Almanya’nın yayılmacı politikaları sonucu Avrupa'da oluşan güvenlik endişeleri üzerine Türkiye, Boğazlar rejiminin yeniden düzenlenmesini talep etmiştir. Bu doğrultuda imzalanan 19361936 Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile Lozan’dan kalan ve Türkiye'nin bağımsızlığını zedeleyen hükümler kaldırılmıştır.

Buna göre, aşağıdakilerden hangisi Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile Boğazlar üzerinde "tam egemenliğin" sağlandığının en temel göstergesidir?

Show answer & explanation

Answer: Uluslararası Boğazlar Komisyonu’nun kaldırılarak yetkilerinin tamamen Türk Devleti’ne geçmesi

Answer

Uluslararası Boğazlar Komisyonu’nun kaldırılarak yetkilerinin tamamen Türk Devleti’ne geçmesi seçeneği doğrudur.
Uluslararası Boğazlar Komisyonu’nun kaldırılarak yetkilerinin Türk Devleti’ne devredilmesi, Boğazlar üzerindeki çok başlılığı bitirmiş ve Türkiye'nin kendi toprak parçası olan Boğazlar üzerinde tek söz sahibi olmasını sağlamıştır. Bu durum, siyasi bağımsızlığın ve tam egemenliğin en somut kanıtıdır.

Step-by-Step Solution

1
Lozan Boğazlar Sözleşmesi'nin (19231923) kısıtlamalarını belirle.
Lozan'a göre Boğazlar uluslararası bir komisyon tarafından yönetiliyor ve her iki yakası askerden arındırılmıştı.
Bu durum Türkiye'nin tam egemenliğini ve güvenliğini engelliyordu.
2
Montrö Boğazlar Sözleşmesi (19361936) ile yapılan değişikliği analiz et.
Montrö ile Uluslararası Boğazlar Komisyonu kaldırılmış ve yetkileri Türk Devleti'ne devredilmiştir.
Yönetimin tek bir merkeze (Türkiye'ye) geçmesi tam egemenliğin şartıdır.
3
Egemenlik kavramı ile yetki devrini eşleştir.
Dış bir müdahale veya komisyonun olmaması Boğazlar üzerinde Türkiye'nin mutlak hak sahibi olduğunu gösterir.
Komisyonun kaldırılması, egemenlik hakları önündeki en büyük engelin kalkmasıdır.

Key Concept

Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile Boğazlar üzerindeki tam egemenliğin sağlanması ve Komisyonun kaldırılması.

Hints

1
Lozan'da Boğazlar üzerinde Türkiye'nin yetkisini paylaşan 'uluslararası' bir yapı olduğunu hatırla.

Practice More

Lozan ve Montrö Boğazlar rejimlerini 'Komisyon', 'Askeri Durum' ve 'Egemenlik' başlıkları altında bir tablo yaparak karşılaştırınız.
Estimated Time:45s
Question 491Question

Türkiye Cumhuriyeti, 19201920'li yılların ortalarında yabancı okulların uyması gereken kuralları bir genelgeyle ilan etmiştir. Bu genelgeye göre okullarda Türk dili, tarih ve coğrafya derslerinin Türkçe okutulması ve Türk öğretmenler tarafından verilmesi zorunlu hale getirilmiştir. Fransa bu düzenlemeyi nota vererek protesto ettiğinde Türkiye; bu okulların bir dış politika meselesi olmadığını vurgulayarak konuyu diplomatik bir müzakere konusu yapmayı reddetmiştir.

Buna göre Türkiye'nin "Yabancı Okullar Sorunu"nda sergilediği bu kararlı tutum, aşağıdaki stratejilerden hangisini benimsediğini göstermektedir?

Show answer & explanation

Answer: Sorunu bir "iç mesele" olarak tanımlayıp uluslararası müdahalelere kapıyı kapatmak

Answer

Türkiye'nin bu tutumu, sorunu bir "iç mesele" olarak kabul edip yabancı devletlerin müdahalesini engelleme stratejisinin bir sonucudur.
Türkiye, Lozan'dan sonra yabancı okulları bir dış politika sorunu olarak değil, kendi toprakları üzerindeki eğitim düzenlemeleri olarak görmüştür. Bu nedenle Fransa ve Vatikan gibi devletlerin görüşme taleplerini, bağımsızlık ve egemenlik haklarına aykırı bularak reddetmiştir. Bu durum, sorunun bir 'iç mesele' olarak tanımlanmasının doğrudan bir sonucudur.

Step-by-Step Solution

1
Türkiye'nin yabancı okullarla ilgili taleplerini incelemek.
Derslerin Türkçe olması ve Türk öğretmenlerce verilmesi kararı, eğitimde egemenliği sağlama amacı taşır.
Okulların milli bir kimlik kazanması ve denetim altına alınması gerekiyordu.
2
Fransa'nın görüşme talebine verilen yanıtı değerlendirmek.
Türkiye'nin görüşmeyi reddetmesi, konunun uluslararası bir sorun değil, Türkiye'nin kendi yasalarıyla ilgili bir durum olduğunu gösterir.
Eğer Türkiye görüşmeyi kabul etseydi, kendi egemenlik alanındaki bir konuyu uluslararası tartışmaya açmış olurdu.
3
Ulaşılan stratejiyi belirlemek.
Sorunun "iç mesele" (domestic issue) olarak tanımlanması.
Bu strateji, dış güçlerin Türkiye'nin iç işlerine karışmasını önleyen temel diplomatik kalkandır.

Key Concept

İç Mesele (Egemenlik)

Hints

1
Türkiye'nin bu konuda başka bir devletle pazarlık masasına oturup oturmadığını düşünün.
2
Eğer bir devlet 'bu benim kendi kuralım, başkasıyla tartışmam' diyorsa, konuyu nasıl nitelendiriyordur?
3
Türkiye, Fransa'nın görüşme talebini egemenlik haklarına aykırı bularak reddetmiş ve konuyu bir 'iç mesele' saymıştır.

Practice More

Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nun bu okullar üzerindeki hukuki etkilerini inceleyebilirsiniz.
Estimated Time:50s
Question 492Question

55 Haziran 19261926 tarihinde Türkiye ile İngiltere arasında imzalanan Ankara Antlaşması ile ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Show answer & explanation

Answer: Musul ve Kerkük'ün Irak'a bırakılması karşılığında bölge petrol gelirlerinin bir kısmının Türkiye'ye verilmesi kararlaştırılmıştır.

Answer

1926 Ankara Antlaşması ile Musul ve Kerkük'ün Irak'a bırakılması, buna karşılık petrol gelirlerinin bir bölümünün Türkiye'ye verilmesi kabul edilmiştir.
Doğru olan seçenek, Musul ve Kerkük'ün Irak'a bırakılmasına karşılık petrol gelirlerinden Türkiye'ye pay verilmesini belirten maddedir. Bu antlaşma ile Misak-ı Milli'den taviz verilmiş ancak sınır sorunu çözülmüştür.

Step-by-Step Solution

1
Antlaşmanın tarihini ve taraflarını analiz etme
19261926 Ankara Antlaşması, Türkiye ile İngiltere (Irak mandası adına) arasında imzalanmıştır.
Lozan'da çözülemeyen Musul Sorunu'nu nihai karara bağlamak için imzalanmıştır.
2
Antlaşmanın temel maddelerini değerlendirme
Musul ve Kerkük Irak'a bırakılmış, petrol gelirlerinin %10'u 2525 yıl süreyle Türkiye'ye devredilmiştir.
Türkiye içteki (Şeyh Sait İsyanı gibi) ve dıştaki baskılar nedeniyle Misak-ı Milli'den taviz vermek zorunda kalmıştır.

Key Concept

1926 Ankara Antlaşması ve Musul Sorunu'nun Çözümü

Hints

1
Bu antlaşmanın tarafları Türkiye ve İngiltere'dir.

Practice More

Misak-ı Milli'den verilen diğer tavizleri (Batum, Hatay) 1926 Ankara Antlaşması ile karşılaştırarak çalışabilirsiniz.
Estimated Time:45s
Question 493Question

1930'lu yıllarda İtalya'nın Habeşistan'a saldırması ve Almanya'nın Ren bölgesini silahlandırması üzerine Türkiye, Milletler Cemiyeti'ne başvurarak Boğazlar rejiminin değiştirilmesini talep etmiştir. Dönemin Dışişleri Bakanı Tevfik Rüştü Aras'ın yürüttüğü başarılı diplomasi sonucunda 20 Temmuz 1936'da imzalanan Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile Lozan'dan kalan kısıtlamalar büyük ölçüde kaldırılmıştır.

Buna göre, aşağıdakilerden hangisi Montrö Boğazlar Sözleşmesi ile Türkiye'nin Boğazlar üzerindeki egemenliğini tam olarak sağlayan ve bölgedeki askeri kısıtlamaları kaldıran temel hükümdür?

Show answer & explanation

Answer: Uluslararası Boğazlar Komisyonu’nun kaldırılarak yetkilerinin Türk devletine devredilmesi ve Boğazlar çevresinin silahlandırılması

Answer

Uluslararası Boğazlar Komisyonu’nun kaldırılarak yetkilerinin Türk devletine devredilmesi ve Boğazlar çevresinin silahlandırılması
Doğru cevap, Montrö Boğazlar Sözleşmesi'nin en temel kazanımı olan Uluslararası Boğazlar Komisyonu'nun feshini ve Türkiye'nin Boğazlar'ı kendi ordusuyla savunma hakkını elde etmesini ifade etmektedir. Bu iki gelişme, Türkiye'nin kendi toprakları üzerindeki egemenlik haklarını kısıtlayan son engelleri de ortadan kaldırmıştır.

Step-by-Step Solution

1
Dönemin uluslararası siyasi konjonktürünü değerlendirin.
1930'larda İtalya ve Almanya'nın yayılmacı politikaları Avrupa'da güvenlik endişelerini artırmıştır.
Statükonun değişmesi, Türkiye'ye Lozan'daki kısıtlayıcı maddelerin revize edilmesi için diplomatik bir fırsat yaratmıştır.
2
Lozan ve Montrö sözleşmelerindeki egemenlik unsurlarını karşılaştırın.
Lozan'da Boğazlar'ın yönetimi uluslararası bir komisyona bırakılmış ve kıyıları askerden arındırılmıştı; Montrö ile komisyon kaldırılmış ve silahlandırma hakkı tanınmıştır.
Uluslararası komisyonun varlığı 'siyasi bağımsızlığa', askerden arındırılmış bölgeler ise 'milli güvenliğe' aykırı unsurlardır.
3
Elde edilen kazanımı tanımlayın.
Montrö ile Boğazlar bölgesi tamamen Türk egemenliğine girmiştir.
Komisyonun kaldırılması ve askeri denetimin Türkiye'ye geçmesi tam bağımsızlık ilkesinin bir gereğidir.

Key Concept

Tam Bağımsızlık ve Egemenlik (Montrö Zaferi)

Hints

1
Lozan'da kurulan ve başkanı Türk olmasına rağmen uluslararası bir yapıya sahip olan kurumun Montrö ile ne olduğunu hatırlayın.
2
Türkiye'nin 'Misak-ı Milli' ve 'Tam Bağımsızlık' ilkeleri doğrultusunda, Boğazlar'da yabancı asker veya denetim istemediğini düşünün.
3
Cevap, hem bir kurumun kaldırılmasını hem de Türkiye'nin bölgeye kendi askerini yerleştirme hakkını içermelidir.

Practice More

Montrö Sözleşmesi'nin ticaret ve savaş gemileri için getirdiği tonaj ve süre kısıtlamalarını inceleyerek kıyıdaş olan ve olmayan devletler arasındaki farkları çalışabilirsiniz.

Alternative Method

Egemenlik analizi yaparak eleme yapabilirsiniz: Eğer bir seçenek Boğazlar'da Türkiye dışında bir otoriteden (komisyon, cemiyet, yabancı güç) bahsediyorsa, o seçenek Türkiye'nin egemenliğini 'tam' olarak sağlamaz.
Estimated Time:1m 0s
Question 494Question

Türkiye Cumhuriyeti, Atatürk Dönemi'nde "Yurtta Sulh, Cihanda Sulh" ilkesi doğrultusunda hem doğu hem de batı sınırlarında güvenlik kuşakları oluşturmuştur. Bu kapsamda 19371937 yılında Tahran’daki Sadabat Sarayı’nda bir araya gelen devletlerin imzaladığı pakt, bölge barışına katkı sağlamayı amaçlamıştır.

Söz konusu bu pakt ve üyeleriyle ilgili olarak aşağıda verilen bilgilerden hangisi doğrudur?

Show answer & explanation

Answer: Pakt; Türkiye, İran, Irak ve Afganistan arasında imzalanmıştır.

Answer

Pakt; Türkiye, İran, Irak ve Afganistan arasında imzalanmıştır.
Sadabat Paktı, 88 Temmuz 19371937 tarihinde Türkiye, İran, Irak ve Afganistan arasında Tahran’da imzalanmış bölgesel bir saldırmazlık ve dostluk paktıdır. Paktın temel amacı, İtalya'nın yayılmacı politikalarına karşı Orta Doğu’da bir güvenlik kuşağı oluşturmaktır.

Step-by-Step Solution

1
19301930’lu yılların ikinci yarısındaki küresel siyasi konjonktürü değerlendir.
İtalya'nın Habeşistan'ı işgali ve Akdeniz'deki saldırgan tutumu, bölge devletlerini tedirgin etmiştir.
Dış tehdidin kaynağını doğru belirlemek paktın amacını anlamayı sağlar.
2
19371937 yılında Tahran'da gerçekleşen diplomatik görüşmeleri incele.
Türkiye, İran, Irak ve Afganistan'ın katılımıyla Sadabat Paktı imzalanmıştır.
Paktın imzacı devletlerini netleştirmek doğru cevaba ulaştırır.
3
Bölge ülkeleri arasındaki siyasi uyuşmazlıkları analiz et.
Suriye'nin Türkiye ile Hatay, Irak ile sınır/su sorunu yaşaması nedeniyle pakta katılmadığı saptanır.
Suriye'nin yokluğu, paktın en karakteristik ve sınavda sorulması muhtemel özelliğidir.

Key Concept

Sadabat Paktı'nın Üyeleri ve Kuruluş Amacı

Hints

1
Bu pakt, Türkiye'nin doğu sınırlarını korumak amacıyla Orta Doğu ülkeleriyle kurulmuştur.

Practice More

Balkan Antantı ve Sadabat Paktı üyelerini 'TAYYARE' ve 'AİİT' kodlamalarıyla pekiştirebilirsiniz.
Estimated Time:50s
Question 495Question

1930'lu yılların ortalarından itibaren Avrupa'da totaliter rejimlerin silahlanmaya başlaması ve İtalya'nın Doğu Akdeniz ile Ortadoğu'ya yönelik yayılmacı emelleri, Türkiye'yi çok yönlü bir güvenlik arayışına yöneltmiştir. Türkiye'nin bu süreçte 1937 yılında İran, Irak ve Afganistan ile Sadabat Paktı'nı hayata geçirmesinin stratejik açıdan en temel gerekçesi aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: Doğu sınırlarını diplomatik yollarla güvenceye alarak, batıdan gelebilecek olası saldırılara karşı askeri ve siyasi imkanlarını serbest bırakmak

Answer

Türkiye'nin Sadabat Paktı'na öncülük etmesindeki temel stratejik gerekçe, doğu sınırlarını diplomatik yollarla güvenceye alarak, batıdan (İtalya ve Almanya) gelebilecek saldırılara karşı savunma odağını korumaktır.
Türkiye'nin dış politikadaki temel düsturu 'Yurtta Sulh, Cihanda Sulh'tur. 1930'larda İtalya'nın yayılmacılığı karşısında Türkiye, doğu sınırlarını bir pakt ile güvence altına alarak olası bir savaş durumunda askeri gücünü daha kritik olan batı sınırlarına ve Boğazlar bölgesine kaydırma imkanı elde etmiştir. Bu durum paktın stratejik gerekçesini oluşturur.

Step-by-Step Solution

1
Dönemin uluslararası konjonktürünü analiz edin.
1930'ların sonunda İtalya ve Almanya'nın yayılmacı politikaları dünya barışını tehdit etmektedir.
Tehdidin yönünü belirlemek, stratejik tercihi anlamanın ilk adımıdır.
2
Türkiye'nin eş zamanlı adımlarını karşılaştırın.
Türkiye batıda Balkan Antantı (1934), doğuda ise Sadabat Paktı (1937) ile iki yönlü bir güvenlik kuşağı oluşturmuştur.
Çok yönlü dış politikanın sınır güvenliği üzerindeki etkisini kavramak gerekir.
3
Askeri ve diplomatik iş gücü yönetimini değerlendirin.
Doğu sınırında sağlanan diplomatik huzur, Türk ordusunun ve diplomasisinin asıl tehlike olan Batı'ya odaklanmasını sağlar.
Kaynakların verimli kullanımı, küçük ve orta ölçekli devletlerin savaş öncesi en önemli stratejisidir.

Key Concept

Bölgesel Güvenlik ve Stratejik Denge

Hints

1
Türkiye'nin 1934'te batı sınırları için kurduğu Balkan Antantı ile bu paktın amacını kıyaslayın.
2
Olası bir dünya savaşında bir ülkenin her yönden aynı anda saldırıya uğramasının yaratacağı tehlikeyi düşünün.
3
Doğu sınırlarını 'diplomatik bir kilit' ile kapatmanın, askeri birliklerin batıya kaydırılmasına nasıl yardımcı olabileceğini değerlendirin.

Practice More

Balkan Antantı ve Sadabat Paktı'na üye olmayan komşu devletleri (Bulgaristan ve Suriye) ve bunun nedenlerini araştırarak bölgesel dengeleri pekiştirebilirsiniz.
Estimated Time:1m 15s
Question 496Question

Türkiye Cumhuriyeti, 19291929 Dünya Ekonomik Bunalımı'nın yarattığı ödeme güçlükleri karşısında, 19281928 Paris Sözleşmesi'nin şartlarını revize etmek amacıyla alacaklı devletlerle (başta Fransa olmak üzere) çetin bir diplomasi yürütmüştür. 19311931 Hoover Moratoryumu'nun getirdiği imkânlar ve 19331933 yılında imzalanan yeni borç sözleşmesi süreci birlikte değerlendirildiğinde; Türkiye'nin bu süreçte taviz vermediği ve nihai anlaşma ile hukuken güvence altına aldığı temel prensip aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: Duyun-u Umumiye İdaresi'nin Türk maliyesi üzerindeki tüm denetim ve yürütme yetkilerinin kaldırılarak mali egemenliğin tam olarak sağlanması

Answer

Duyun-u Umumiye İdaresi'nin yetkilerinin kaldırılarak mali egemenliğin sağlanması
Doğru yanıt olan mali egemenliğin sağlanması ifadesi, 1933 sözleşmesinin en kritik siyasi ve hukuki sonucudur. Bu anlaşmayla Duyun-u Umumiye İdaresi'nin Türkiye üzerindeki tüzel kişiliği ve Türk gelirleri üzerindeki doğrudan kontrolü sona ermiş, borç ödemeleri Türkiye Cumhuriyeti Hazinesi'nin insiyatifine geçmiştir. Bu durum, Lozan'da hedeflenen tam bağımsızlık idealinin ekonomi alanındaki en önemli adımlarından biridir.

Step-by-Step Solution

1
1929 krizinin etkilerini değerlendir
Ekonomik kriz nedeniyle 1928'deki ödeme planı uygulanamaz hale geldi.
Türkiye'nin döviz stoklarının azalması ve ihracatın düşmesi ödeme güçlüğü yarattı.
2
Hoover Moratoryumu'nun etkisini analiz et
Türkiye bu moratoryumdan yararlanarak ödemelerini bir süre askıya aldı.
Küresel borç krizine karşı ABD tarafından önerilen bu plan Türkiye'ye nefes aldırdı.
3
1933 Borç Sözleşmesi'nin kapsamını belirle
Borç miktarı yaklaşık 107 milyon altın liradan 8 milyon altın liraya (frank karşılığı) indirildi.
Türkiye'nin kararlı duruşu ve krizin yarattığı şartlar alacaklıları indirime zorladı.
4
Milli egemenlik bağlantısını kur
Duyun-u Umumiye'nin yürütme yetkisi bitti, borçlar devlet borcuna dönüştü.
Yabancı bir kurumun Türk gelirlerini toplama yetkisinin sona ermesi mali bağımsızlığı tescilledi.

Key Concept

Mali Bağımsızlık ve Egemenlik

Hints

1
Türkiye'nin dış borçlar konusundaki en büyük hassasiyeti 'bağımsızlık' ve 'egemenlik' haklarıdır.
2
1933 yılında borç miktarında yapılan büyük indirimin yanı sıra, borç yönetiminin kimin elinde olduğu en kritik sorudur.
3
Osmanlı döneminde yabancı devletlerin maliye üzerindeki kontrolünü simgeleyen kurumun yetkilerinin bu süreçte ne duruma geldiğini düşünün.

Practice More

Osmanlı borçlarının taksiminde Türkiye'ye düşen payın hangi kriterlere göre belirlendiğini (Lozan Antlaşması) ve borçların son taksitinin hangi yıl ödendiğini araştırabilirsiniz.

Alternative Method

Soruya 'hukuki egemenlik' penceresinden bakarak, Duyun-u Umumiye'nin bir 'devlet içinde devlet' gibi hareket etme yetkisinin 1933'te tamamen son bulduğunu hatırlamak cevaba ulaştıracaktır.
Estimated Time:2m 30s
Question 497Question

Lozan Barış Antlaşması'nda yabancı okulların Türk kanun ve yönetmeliklerine uyması kararlaştırılmıştır. Cumhuriyet'in ilanından sonra, 19241924 tarihli Tevhid-i Tedrisat Kanunu ve 19251925 tarihli genelgelerle bu okullarda Türkçe, Tarih ve Coğrafya derslerinin Türk öğretmenler tarafından Türkçe okutulması zorunluluğu getirilmiştir. Fransa, bu düzenlemelerin kendi okullarının kültürel yapısını bozduğunu ileri sürerek konuyu Milletler Cemiyeti'ne taşımayı veya ikili bir komisyon kurarak müzakere etmeyi teklif etmiştir. Türkiye ise bu teklifleri kesin bir dille reddederek Fransız büyükelçiliğiyle görüşmeyi dahi kabul etmemiştir.

Türkiye'nin bu süreçte izlediği diplomasi yöntemi ve tutumu dikkate alındığında, Yabancı Okullar Sorunu ile ilgili aşağıdaki değerlendirmelerden hangisi yanlıştır?

Show answer & explanation

Answer: Türkiye, Lozan'da çözüme kavuşturulamayan bu meseleyi Milletler Cemiyeti'nin hakemliğine başvurarak kendi lehine sonuçlandırmıştır.

Answer

Türkiye, Yabancı Okullar Sorunu'nu bir 'iç mesele' olarak tanımladığı için Milletler Cemiyeti'nin hakemliğini veya herhangi bir uluslararası platformda tartışılmasını reddetmiştir.
Türkiye, Yabancı Okullar Sorunu'nu doğrudan bir egemenlik hakkı ve 'iç mesele' (domestic issue) olarak tanımlamıştır. Bu nedenle, Fransa'nın konuyu Milletler Cemiyeti'ne taşıma veya uluslararası bir komisyonda görüşme tekliflerini kesinlikle reddetmiştir. Milletler Cemiyeti'ne taşınan ve orada çözülen konu Musul (Irak Sınırı) Sorunu'dur. Yabancı okullar meselesi ise Türkiye'nin kararlı tutumu sonucunda yabancı devletlerin Türkiye'nin şartlarını kabul etmesiyle (okul idarelerinin MEB'i muhatap almasıyla) çözülmüştür.

Step-by-Step Solution

1
Sorunun hukuki temelini belirle.
Lozan Antlaşması'na göre yabancı okullar Türk yasalarına tabidir.
Türkiye'nin müdahale hakkının yasal dayanağını anlamak için gereklidir.
2
Türkiye'nin diplomatik tavrını analiz et.
Türkiye, Fransa'nın görüşme taleplerini 'iç işlerine müdahale' olarak nitelendirip reddetmiştir.
Meselenin dış politika konusu yapılmadığını saptamak için önemlidir.
3
Seçeneklerdeki uluslararası kurum vurgusunu sorgula.
Milletler Cemiyeti'ne gitme teklifi reddedilmiştir; konu Türkiye'nin kendi yasalarıyla çözülmüştür.
Hangi sorunların Milletler Cemiyeti'ne gittiği (Musul gibi) ile hangilerinin gitmediği arasındaki farkı ayırt etmek gerekir.

Key Concept

İç Mesele (Egemenlik) İlkesi

Hints

1
Türkiye'nin 'iç mesele' olarak gördüğü bir konuyu uluslararası bir kuruluşa (Milletler Cemiyeti gibi) götürüp götürmeyeceğini düşünün.
2
Lozan'dan sonra Milletler Cemiyeti'ne giden konuları hatırlayın: Musul Sorunu cemiyete gitmişti, ancak okullar sorunu egemenlik gereği reddedilmişti.
3
Türkiye, yabancı okullar konusunda hiçbir yabancı devleti muhatap almamış, kurallara uymayan okulları doğrudan kapatmıştır.

Practice More

Musul Sorunu ve Boğazlar Sorunu'nun uluslararası platformlardaki çözüm süreçlerini karşılaştırarak Türkiye'nin 'iç mesele' ve 'dış mesele' ayrımını pekiştirebilirsiniz.
Estimated Time:1m 30s
Question 498Question

Mustafa Kemal Atatürk'ün "Kırk asırlık Türk yurdu düşman elinde esir kalamaz." diyerek büyük bir kararlılıkla takip ettiği Hatay (Sancak) Meselesi'nin Milletler Cemiyeti'ndeki çözüm aşamasında; bölgenin Suriye'ye bağlı ancak "ayrı bir varlık" (entité distincte) olarak kabul edilmesini ve kendine özgü bir statü ile yönetilmesini sağlayan temel belge aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: Sandler Raporu

Answer

Sandler Raporu, Hatay'ın Suriye'den ayrı bir statüye kavuşmasını sağlayan belgedir.
Sandler Raporu, Milletler Cemiyeti tarafından görevlendirilen Hollandalı raportör Sandler tarafından hazırlanmış olup, Hatay'ın iç işlerinde bağımsız, dış işlerinde ise Suriye'ye bağlı özel bir statü (entité distincte) kazanmasını sağlayarak bağımsızlık yolunu açmıştır.

Step-by-Step Solution

1
Krizin başlangıcını analiz etme
1936'da Fransa'nın Suriye mandasını sonlandırmasıyla Hatay'ın geleceği belirsizleşmiştir.
Fransa'nın Suriye'den çekilmesi, Hatay'ın Suriye yönetimine bırakılması riskini doğurmuştur.
2
Uluslararası süreci değerlendirme
Türkiye konuyu Milletler Cemiyeti'ne taşımış ve bir raportör atanmasını sağlamıştır.
Atatürk dönemi dış politikasında sorunların barışçıl ve hukuki yollarla çözülmesi temel ilkedir.
3
Raporun içeriğini belirleme
Raportör Sandler'in hazırladığı metin, Hatay'ın 'ayrı bir varlık' olarak tanınmasını önermiştir.
Bu rapor, Hatay Cumhuriyeti'nin kurulmasına ve ardından Türkiye'ye katılmasına giden süreci başlatmıştır.

Key Concept

Hatay Sorunu ve Sandler Raporu

Hints

1
Bu belge, Milletler Cemiyeti tarafından atanan bir raportörün ismiyle anılmaktadır.
2
Belge, Hatay için 'entité distincte' (ayrı varlık) terimini kullanarak özel bir rejim önermiştir.
3
Musul için 'Brüksel Hattı' ne ise, Hatay için bu rapor odur.

Practice More

Hatay Cumhuriyeti'nin ilk Cumhurbaşkanı ve Başbakanı'nın kimler olduğunu hatırlayarak konuyu pekiştirebilirsiniz.
Estimated Time:50s
Question 499Question

19241924 yılında Haliç Konferansı ile başlayan, Milletler Cemiyeti’nin müdahalesi ve "Brüksel Hattı" kararıyla devam eden diplomatik süreç, 55 Haziran 19261926 tarihinde imzalanan Ankara Antlaşması ile neticelenmiştir. Buna göre, 19261926 Ankara Antlaşması'nın hükümleri ve sonuçları hakkında aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Show answer & explanation

Answer: Musul ve Kerkük’ün Irak’a bırakılması karşılığında, bölge petrol gelirlerinin %10\%10’u 2525 yıl süreyle Türkiye’ye verilmiştir.

Answer

Musul ve Kerkük'ün Irak'a bırakılması karşılığında petrol gelirlerinden pay alınması Ankara Antlaşması'nın temel hükmüdür.
Ankara Antlaşması ile Türkiye-Irak sınırı çizilmiş, Musul ve Kerkük Irak'a (İngiliz mandası) bırakılmıştır. Buna karşılık bölgedeki petrol gelirlerinin %10\%10'unun 2525 yıl boyunca Türkiye'ye verilmesi kararlaştırılmıştır.

Step-by-Step Solution

1
Lozan sonrası süreci değerlendir.
Lozan'da çözülemeyen tek konu Musul'dur; İngiltere ile yapılan ikili görüşmeler sonuçsuz kalınca konu Milletler Cemiyeti'ne gitmiştir.
Sorunun kronolojik seyrini ve tarafları belirlemek.
2
Milletler Cemiyeti kararını analiz et.
Cemiyet, "Brüksel Hattı" olarak bilinen sınırın korunmasına ve Musul'un İngiliz mandasındaki Irak'a bırakılmasına karar vermiştir.
Ankara Antlaşması'na zemin hazırlayan uluslararası kararı anlamak.
3
1926 Ankara Antlaşması maddelerini incele.
Türkiye iç isyanlar (Şeyh Sait İsyanı) ve uluslararası baskı sonucu Musul'u Irak'a bırakmış, karşılığında petrol gelirlerinin %10\%10'unu 2525 yıl süreyle almayı kabul etmiştir.
Antlaşmanın içeriğini doğrulamak.

Key Concept

1926 Ankara Antlaşması ve Musul Sorunu'nun Çözümü

Hints

1
Soruda bahsedilen antlaşma, Irak sınırını kesinleştiren ve Misak-ı Milli'den taviz verilen bir antlaşmadır.
2
Türkiye, Musul'dan vazgeçmek zorunda kalınca ekonomik bir kazanç (petrol payı) elde etmeyi hedeflemiştir.
3
Doğru yanıt, petrol gelirlerinin bölüşülmesi ve bu hakkın süresiyle ilgili spesifik rakamları içeren maddedir.

Practice More

Musul Sorunu'nun çözümünü zorlaştıran iç gelişmeleri (Şeyh Sait İsyanı gibi) inceleyerek dış politikanın iç politikayla ilişkisini pekiştirebilirsiniz.
Estimated Time:1m 15s
Question 500Question

19231923 yılında imzalanan Türk-Yunan Nüfus Mübadelesi Sözleşmesi'ne göre; İstanbul'daki Rumlar ile Batı Trakya'daki Müslüman Türkler mübadeleden muaf tutulmuştur. Ancak hangi Rumların "yerleşik" (etabli) sayılacağı konusunda çıkan anlaşmazlık, iki ülke ilişkilerini savaş eşiğine getirmiştir. 19301930 yılında imzalanan Ankara (Ahali) Antlaşması ile bu krizin çözülmesini sağlayan temel gelişme aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: İstanbul'daki Rumlar ile Batı Trakya'daki Türklerin, bölgeye ne zaman geldiklerine bakılmaksızın yerleşik sayılmalarının kabul edilmesi

Answer

İstanbul'daki Rumlar ile Batı Trakya'daki Türklerin, bölgeye ne zaman geldiklerine bakılmaksızın yerleşik sayılmalarının kabul edilmesi
Doğru cevap, bölgeye geliş tarihine bakılmaksızın yerleşik sayılma kararıdır. 19231923 Lozan Antlaşması'na göre yerleşik sayılmak için 3030 Ekim 19181918 tarihinden önce orada bulunmak gerekiyordu. Bu durum büyük bir uyuşmazlığa yol açınca, 19301930 yılında imzalanan Ankara Antlaşması ile tarih şartı kaldırılmış ve İstanbul'daki Rumlar ile Batı Trakya'daki Türklerin tamamı yerleşik kabul edilerek sorun çözülmüştür.

Step-by-Step Solution

1
Uyuşmazlığın kaynağını belirleme
Lozan'daki 3030 Ekim 19181918 tarih sınırının Türkiye tarafından katı, Yunanistan tarafından esnek yorumlanması.
Krizin nedenini anlamak çözüm yolunu gösterir.
2
19301930 Ankara Antlaşması'nın içeriğini analiz etme
Tarih sınırının kaldırılarak İstanbul Rumları ve Batı Trakya Türklerinin tamamının 'etabli' kabul edilmesi.
Diplomatik krizin hukuki tarih engelinin kaldırılmasıyla aşıldığını teyit etmek.

Key Concept

1930 Ankara (Ahali) Antlaşması ve Etabli Kriteri

Hints

1
Etabli uyuşmazlığındaki en temel engel, kişilerin şehre 'varış tarihi' ile ilgiliydi.

Practice More

Bu antlaşmadan sonra Mustafa Kemal Atatürk ve Venizelos arasındaki dostluk sürecini ve Türkiye'nin Balkan Antantı'na giden yolunu inceleyebilirsiniz.
Estimated Time:1m 15s
PreviousPage 25 / 30Next
Atatürk Dönemi Türk Dış Politikası — KPSS Genel Yetenek - Genel Kültür — Page 25 | Examkin