Meme Hastalıkları

255 questions

Question 41Question →

Anamnezinde 2525 paket-yıl sigara kullanımı mevcut olan 3434 yaşındaki kadın hasta, son iki yıldır meme başı çevresinde tekrarlayan ağrılı şişlik ve pürülan akıntı şikayetleri ile başvurmuştur. Daha önce farklı merkezlerde üç kez apse drenajı uygulandığı ancak şikayetlerinin her seferinde birkaç ay içinde tekrarladığı öğrenilmiştir. Fizik muayenede areola kenarında, saat 66 hizasında kronik pürülan akıntılı bir fistül ağzı izlenmektedir. Bu hastada kalıcı iyileşme sağlamak ve nüksleri önlemek için en uygun cerrahi yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: Fistül traktı ile birlikte ilgili ana laktiferöz duktusun eksizyonu

Answer

Fistül traktı ile birlikte ilgili ana laktiferöz duktusun eksizyonu (Hadfield prosedürü benzeri cerrahi yaklaşım) en uygun yöntemdir.
Zuska hastalığı (periduktal mastit), sigara içen kadınlarda sık görülen, subareolar süt kanallarının skuamöz metaplazisi ile karakterize kronik bir durumdur. Tekrarlayan apse drenajları sonrası sıklıkla areola kenarına açılan bir fistül gelişir. Kalıcı tedavi (definitif cerrahi), hem fistül traktının hem de obstrüksiyona neden olan ana laktiferöz duktusun (süt kanalı) birlikte eksize edilmesini gerektirir.

Step-by-Step Solution

1
Klinik tabloyu değerlendir.
Zuska hastalığı (Periduktal mastit) tanısı konur.
Sigara içen genç kadında tekrarlayan subareolar apse ve areola kenarına açılan fistül tipik klinik bulgulardır.
2
Hastalığın patogenezini analiz et.
Major laktiferöz duktuslarda skuamöz metaplazi ve keratin tıkacı saptanır.
Sigara kullanımı duktal epitelde metaplaziye yol açarak obstrüksiyon ve ardından enfeksiyon döngüsünü başlatır.
3
Tedavi stratejisini belirle.
Basit drenajın yetersiz olduğu, duktus eksizyonu gerektiği sonucuna varılır.
Kronikleşen vakalarda ve fistül varlığında sadece drenaj, altta yatan obstrüktif kanalı ortadan kaldırmadığı için nükse neden olur.

Key Concept

Zuska hastalığında (periduktal mastit) definitif tedavi, fistül traktı ile birlikte ilgili laktiferöz duktusun tam eksizyonudur.
Estimated Time:1m 30s
Question 42Question →

44 yaşında kadın hasta, sağ memesinde yaklaşık 3 aydır mevcut olan, ağrısız ve oldukça sert bir kitle nedeniyle polikliniğe başvuruyor. Hastanın tıbbi öyküsünde 22 yıldır Tip 1 diyabet nedeniyle insülin kullanımı ve son bir yıldır diyabetik nefropati tanısı mevcuttur. Fizik muayenede sağ meme üst kadranda, yaklaşık 4 cm4\text{ cm} çapında, düzensiz sınırlı, taş sertliğinde ve mobil bir kitle palpe ediliyor. Aksillada patolojik lenf nodu saptanmıyor. Ultrasonografik incelemede kitlenin düzensiz sınırlı, hipoekoik olduğu ve arkasında belirgin akustik gölgelenme oluşturduğu görülüyor. Malignite şüphesiyle yapılan kalın iğne (tru-cut) biyopsisinde; yoğun asellüler kollajen demetleri (keloid benzeri fibrozis), duktüler atrofi ve duktus/damar çevresinde yoğun lenfositik infiltrasyon (lobülit) raporlanıyor. Bu klinik ve patolojik bulgular ışığında, hastanın yönetiminde bir sonraki en uygun adım aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: Klinik izlem ve konservatif yönetim

Answer

Doğru yanıt, biyopsi ile tanısı kesinleşmiş diyabetik mastopati olgularında cerrahi girişimden kaçınılarak yapılan klinik izlem ve konservatif yönetimdir.
Diyabetik mastopati, özellikle Tip 1 diyabetli premenopozal kadınlarda görülen nadir bir benign durumdur. Histolojik olarak saptanan keloid benzeri yoğun fibrozis ve periduktal lenfositik infiltrasyon tanıyı koydurur. Bu lezyonlar cerrahi olarak eksize edildiklerinde yüksek oranda nüks ettikleri için, malignite kalın iğne biyopsisi ile dışlandıktan sonra ek bir cerrahi girişim önerilmez; hastalar klinik ve radyolojik izleme alınır.

Step-by-Step Solution

1
Klinik verilerin analizi
Uzun süreli Tip 1 diyabet öyküsü ve taş sertliğinde kitle varlığı saptandı.
Diyabetik mastopati genellikle uzun süreli insülin kullanan Tip 1 diyabetli kadınlarda görülür.
2
Radyolojik bulguların değerlendirilmesi
USG'de izlenen posterior akustik gölgelenme, malignite kuşkusunu artırdı.
Bu lezyonlar radyolojik olarak sıklıkla karsinomu taklit ederler.
3
Patolojik raporun yorumlanması
Keloid benzeri fibrozis ve lenfositik lobülit bulguları ile diyabetik mastopati tanısı kesinleşti.
Biyopsi, maligniteyi dışlamak ve bu spesifik benign tabloyu tanımak için altın standarttır.
4
Yönetim planının oluşturulması
Cerrahi girişimin nüks riskini artıracağı bilinerek konservatif izleme karar verildi.
Eksizyon sonrası aynı bölgede veya karşı memede tekrarlama oranı %80'lere varabilir.

Key Concept

Diyabetik mastopati, uzun süreli diyabeti olan hastalarda görülen, klinik ve radyolojik olarak maligniteyi taklit eden ancak biyopsi ile tanı konulduktan sonra cerrahi tedavi gerektirmeyen benign bir meme lezyonudur.

Hints

1
Hastanın özgeçmişindeki kronik hastalık ile meme kitlesi arasındaki ilişkiyi düşünün.
2
Ultrasonografideki belirgin akustik gölgelenme sizi kansere yönlendirse de biyopsi raporundaki asellüler fibrozis ve lenfositik lobülit bulgularına odaklanın.

Practice More

İdiyopatik granülomatöz mastit ile diyabetik mastopatiyi klinik ve tedavi açısından karşılaştırın.
Estimated Time:1m 30s
Question 43Question →

3232 yaşında, BRCA1BRCA1 gen mutasyonu taşıdığı bilinen asemptomatik bir kadın hastada, güncel tarama kılavuzlarına göre en uygun meme kanseri tarama stratejisi aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: Her yıl mamografi ve kontrastlı meme MRG

Answer

Her yıl mamografi ve kontrastlı meme MRG kombinasyonu uygulanmalıdır.
Güncel kılavuzlara göre, BRCA1BRCA1 veya BRCA2BRCA2 mutasyonu taşıyan kadınlarda meme kanseri taraması 2525 yaşında yıllık kontrastlı meme MRG ile başlar. Hasta 3030 yaşına geldiğinde tarama programına yıllık mamografi de eklenir. 3232 yaşındaki bu hasta için her iki yöntemin yıllık olarak birlikte uygulanması en uygun yaklaşımdır.

Step-by-Step Solution

1
Hastanın risk profilini belirle.
Hasta BRCA1BRCA1 mutasyonu nedeniyle 'yüksek risk' grubundadır.
Genetik mutasyonlar meme kanseri riskini %60-80 oranında artırır.
2
Yüksek riskli hastalar için güncel tarama kılavuzlarını (NCCN/ACS) hatırla.
Bu hastalarda yıllık kontrastlı meme MRG taramasına 2525 yaşında, yıllık mamografi eklenmesine ise 3030 yaşında başlanır.
Genç yaştaki hastalarda meme dokusu dens (yoğun) olduğu için mamografinin duyarlılığı düşüktür; MRG çok daha erken evrede saptama sağlar.
3
Hastanın yaşına göre stratejiyi uygula.
3232 yaşındaki hasta hem MRG hem de mamografi kriterlerini karşılamaktadır.
Yaş 3030 üzerinde olduğu için her iki modalitenin kombine kullanımı en yüksek tanısal doğruluğu verir.

Key Concept

Yüksek riskli (BRCA+) hastalarda tarama protokolü
Estimated Time:1m 30s
Question 44Question →

5252 yaşında kadın hasta, sağ memesinde yaklaşık bir haftadır devam eden hızlı büyüme, kızarıklık ve ağrı şikayetiyle başvuruyor. Fizik muayenesinde sağ memenin tamamında yaygın ödem, eritem ve meme derisinde 'portakal kabuğu' (peau d'orange) görünümü saptanıyor. Bu hastada, tablonun enfeksiyöz mastitten ziyade inflamatuar meme kanseri olduğunu öncelikle düşündüren bulgu aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: Ateş ve titreme gibi sistemik bulguların yokluğu

Answer

İnflamatuar meme kanserini enfeksiyöz mastitten ayıran en kritik klinik özelliklerden biri, sistemik enfeksiyon bulgularının (ateş, titreme vb.) yokluğudur.
İnflamatuar meme kanseri, klinik olarak enfeksiyöz mastite çok benzese de gerçek bir inflamasyon değildir; derideki ödem ve kızarıklık, tümör hücrelerinin dermal lenfatikleri tıkaması sonucu oluşur. Bu nedenle hastalarda tipik olarak ateş, titreme veya belirgin lökositoz gibi sistemik enfeksiyon belirtileri görülmez. Antibiyotik tedavisine yanıt alınamaması da tanıda kritik bir uyarıcıdır.

Step-by-Step Solution

1
Klinik tabloyu analiz et
Hasta tek taraflı meme büyümesi, eritem ve peau d'orange (deri ödemi) ile başvurmuş; bu tablo hem mastit hem de İMK için tipiktir.
Ayırıcı tanı için ortak bulgular yerine ayırt edici bulgulara odaklanılmalıdır.
2
Sistemik bulguları değerlendir
Enfeksiyöz mastitlerde genellikle ateş, titreme ve lökositoz eşlik ederken, İMK'da bu bulgular beklenmez.
İnflamatuar meme kanseri bir 'inflamasyon' değil, dermal lenfatiklerin tümör embolileri ile tıkanması sonucu oluşan bir 'klinik görünümdür'.
3
Ayırıcı tanıyı doğrula
Antibiyotik tedavisine yanıt alınamaması ve sistemik bulgu yokluğu tanıyı İMK'ya yaklaştırır.
Kesin tanı için cilt punch biyopsisi ile dermal lenfatik invazyon gösterilmelidir.

Key Concept

İnflamatuar meme kanseri, mastiti taklit eden fulminan bir kanser türüdür; ayırıcı tanıda sistemik enfeksiyon bulgularının yokluğu ve antibiyotiğe yanıtsızlık en önemli ipuçlarıdır.

Practice More

İnflamatuar meme kanseri şüphesinde tanısal doğrulama için en uygun yöntemin cilt punch biyopsisi olduğunu hatırlayınız.
Estimated Time:50s
Question 45Question →

Kırk beş yaşında bir kadın hastanın rutin kontrol mamografisinde saptanan mikrokalsifikasyon kümesi nedeniyle yapılan stereotaktik iğne biyopsisi sonucu "atipik duktal hiperplazi" (ADH) olarak raporlanmıştır. Hastanın öyküsünde 11 yaşında menarş olduğu ve hiç doğum yapmadığı (nulliparite) öğrenilmiştir. Bu hastanın meme kanseri risk profili ve yönetimi ile ilgili aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Show answer & explanation

Answer: Saptanan atipik duktal hiperplazi lezyonu, bu hastanın kümülatif meme kanseri riskini genel popülasyona göre yaklaşık 4−54-5 kat artırmaktadır.

Answer

Atipik duktal hiperplazi lezyonu, meme kanseri riskini yaklaşık 4-5 kat artırır.
Atipik duktal hiperplazi (ADH), meme kanseri gelişiminde önemli bir risk faktörüdür ve literatürde genel popülasyona göre riski 4-5 kat artırdığı kabul edilmektedir. Bu risk, her iki meme için de geçerlidir.

Step-by-Step Solution

1
Hastanın histopatolojik risk faktörünü belirle.
Biyopsi sonucu 'atipik duktal hiperplazi' (ADH) olarak saptanmıştır.
Atipik hiperplaziler, meme kanseri gelişiminde önemli birer risk göstergesidir.
2
ADH'nin sağladığı relatif risk (RR) oranını hatırla.
ADH ve ALH varlığında meme kanseri riski 4-5 kat artış gösterir.
Bu değer, cerrahi literatürde (Schwartz, Sabiston) standart kabul edilen bir risk oranıdır.
3
Eşlik eden hormonal faktörleri (erken menarş, nulliparite) değerlendir.
Bu faktörler kümülatif östrojen maruziyetini artırarak riski daha da yükseltir.
Risk faktörleri genellikle birbirini yok etmez, kümülatif olarak etki ederler.

Key Concept

Histopatolojik lezyonların (özellikle ADH) meme kanseri relatif riski üzerindeki etkisi ve bilateral risk belirteci olma özelliği.

Hints

1
Histopatolojik lezyonların risk derecelerini (proliferatif, atipik, in-situ) karşılaştırın.
2
ADH ve ALH'nin sağladığı relatif risk (RR) artışı genellikle 4-5 kat olarak kabul edilir.
3
Hormonal faktörler (doğum yapmama, erken adet görme) riski azaltmaz, tam tersine artırır.

Practice More

Lobüler karsinoma in situ (LCIS) ve duktal karsinoma in situ (DCIS) arasındaki risk farklarını ve tedavi yaklaşımlarını inceleyin.
Estimated Time:1m 30s
Question 46Question →

5555 yaşındaki kadın hastanın tarama mamografisinde sol meme üst-dış kadranda 2.2 cm2.2 \text{ cm}'lik bir alanda pleomorfik mikrokalsifikasyonlar saptanmıştır. Yapılan vakumlu biyopsi sonucu "yüksek nükleer dereceli, komedo nekroz içeren duktal karsinoma in situ (DKIS)" olarak raporlanmıştır. Hastaya meme koruyucu cerrahi uygulanmış ve nihai patoloji raporunda; tümör boyutunun 2.5 cm2.5 \text{ cm} olduğu, cerrahi sınırların; anterior 3 mm3 \text{ mm}, süperior 4 mm4 \text{ mm}, inferior 5 mm5 \text{ mm}, medial 3 mm3 \text{ mm} ve lateral 4 mm4 \text{ mm} olduğu belirtilmiştir. Posterior (derin) cerrahi sınırın pektoral fasyada olduğu ve tümörün bu sınıra 1 mm1 \text{ mm} uzaklıkta olduğu raporlanmıştır. Bu hasta için en uygun yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: Tüm meme radyoterapisi planlanması

Answer

En uygun yaklaşım tüm meme radyoterapisi planlanmasıdır.
Duktal karsinoma in situ (DKIS) olgularında meme koruyucu cerrahi sonrası lokal nüksü önlemek için cerrahi sınırların en az 2 mm2 \text{ mm} olması istenir. Ancak, cerrahi sınır pektoral fasya (göğüs duvarı) veya deri gibi bir anatomik sınıra dayanıyorsa, bu sınırlarda 2 mm2 \text{ mm}'den daha az mesafeler (tümör fasyada veya deride olmadığı sürece) kabul edilebilir ve re-eksizyon gerektirmez. Bu vakada derin sınır fasyada ve 1 mm1 \text{ mm} uzaklıkta olduğu için cerrahi yeterli kabul edilir ve bir sonraki adım olan radyoterapiye geçilir.

Step-by-Step Solution

1
Tanıyı ve cerrahi sınır raporunu değerlendirmek.
Hasta yüksek dereceli DKIS tanısı almış ve meme koruyucu cerrahi uygulanmış. Tüm periferik cerrahi sınırlar 2 mm2 \text{ mm}'den büyük, ancak derin sınır 1 mm1 \text{ mm}'dir.
DKIS yönetimi için cerrahi sınırların genişliği en önemli prognostik faktördür.
2
Derin cerrahi sınırın anatomik özelliğini belirlemek.
Derin sınırın pektoral fasyada olduğu ve tümörün fasyaya dayanmadığı (1 mm1 \text{ mm} mesafe) saptanmış.
Fasya veya deri gibi sınırların daha ileri cerrahiyle genişletilemeyeceği anatomik bariyerler olduğunu anlamak gerekir.
3
DKIS için güncel cerrahi sınır kılavuzlarını (SSO/ASTRO/SUO) uygulamak.
Kılavuzlara göre DKIS için "negatif sınır" tanımı 2 mm2 \text{ mm}'dir; ancak bu kural anatomik sınırlar (deri veya göğüs duvarı fasyası) için bir istisnaya sahiptir.
Anatomik sınırlarda 2 mm2 \text{ mm}'den az mesafe ek cerrahi gerektirmez.
4
Adjuvan tedavi kararını vermek.
Cerrahi yeterli kabul edildiği için hastaya rutin protokol olan radyoterapi planlanır.
Lokal nüks riskini azaltmak için meme koruyucu cerrahi sonrası standart yaklaşımdır.

Key Concept

DKIS cerrahi sınır yönetiminde pektoral fasya ve deri gibi anatomik sınırların 2 mm2 \text{ mm} kuralından istisna tutulması.
Estimated Time:2m 30s
Question 47Question →

4545 yaşında asemptomatik bir kadın hastanın rutin tarama mamografisinde sol meme üst dış kadranda, bir alanda kümelenmiş, ince pleomorfik mikrokalsifikasyonlar saptanmıştır. Yapılan meme ultrasonografisinde bu bölgede herhangi bir kitle veya yapısal bozukluk izlenmemiştir. Bu hasta için en uygun yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: Stereotaktik vakum biyopsisi

Answer

Mamografide saptanan ancak ultrasonografide görülmeyen şüpheli kalsifikasyonlar için stereotaktik vakum biyopsisi yapılmalıdır.
Tarama mamografisinde saptanan ince pleomorfik mikrokalsifikasyonlar BI-RADS 4 (şüpheli) kategorisinde kabul edilir. Bu tür lezyonlar için doku tanısı zorunludur. Eğer lezyon ultrasonografide saptanamıyorsa (non-palpable ve sonographically occult), biyopsi mamografi kılavuzluğunda, yani stereotaktik yöntemle gerçekleştirilmelidir.

Step-by-Step Solution

1
Mamografi bulgusunun BI-RADS kategorisini belirle
İnce pleomorfik mikrokalsifikasyonlar BI-RADS 4 (şüpheli) kategorisindedir.
Kalsifikasyon morfolojisi malignite riski açısından belirleyicidir.
2
Lezyonun diğer görüntüleme yöntemleri ile ilişkisini kur
Ultrasonografide karşılığı olmayan (occult) bir lezyon olduğu belirlendi.
Biyopsi için kullanılacak kılavuz yöntemi seçmek için gereklidir.
3
En uygun biyopsi yöntemini seç
Doku tanısı için stereotaktik yöntemle (mamografi eşliğinde) biyopsi planlanır.
Görülemeyen lezyonlarda koordinat belirleyerek örnekleme yapılmasına olanak tanır.

Key Concept

Ultrasonografide izlenmeyen şüpheli mamografik bulguların (mikrokalsifikasyon vb.) doku tanısı stereotaktik biyopsi ile konur.
Estimated Time:1m 30s
Question 48Question →

3939 yaşında kadın hasta, sağ memesinde 55 aydır geçmeyen, daha önce uygulanan drenaj ve çoklu geniş spektrumlu antibiyotik tedavilerine rağmen nüks eden ağrılı kitle ve meme cildinde multipl fistül ağızları ile başvuruyor. Meme ultrasonografisinde parankim içinde birbiriyle bağlantılı çok sayıda hipoekoik tübüler koleksiyon (parmaksı uzanımlar) saptanıyor. Alınan kor biyopsi örneğinde lobül merkezli, kazeifikasyon içermeyen granülomatöz inflamasyon, mikroapseler ve dev hücreler izleniyor. Bu hastada sistemik kortikosteroid tedavisine başlanmadan önce, yanlış tanı konulması durumunda tedavinin hastalığı disemine etme riski nedeniyle öncelikle dışlanması gereken klinik tablo ve tanısında en duyarlı yöntem eşleşmesi aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: Tüberküloz mastiti - Doku örneğinde M.tuberculosisM. tuberculosis PCR veya kültürü

Answer

Tedavi öncesi dışlanması gereken durum tüberküloz mastiti olup, doku örneğinde M.tuberculosisM. tuberculosis PCR veya kültürü en duyarlı yöntemdir.
Vakada tarif edilen 'parmaksı uzanımlar' gösteren apseler ve lobül merkezli granülomatöz inflamasyon, İdiopatik Granülomatöz Mastit (İGM) için tipiktir. İGM tanısı koymadan önce tüberküloz mastiti mutlaka dışlanmalıdır; çünkü İGM'nin standart tedavisi olan kortikosteroidler tüberküloz varlığında hastalığın tüm vücuda yayılmasına neden olabilir. Tüberkülozun kesin tanısında ise doku örneğinde basilin kültürü veya PCR yöntemi ile gösterilmesi, duyarlılığı en yüksek (altın standart) yaklaşımdır.

Step-by-Step Solution

1
Klinik ve radyolojik bulguları analiz et.
Nüks eden apseler, fistüller ve ultrasonografideki 'parmaksı uzanımlar' granülomatöz mastit (özellikle İGM) için karakteristiktir.
Vaka sunumundaki spesifik ultrason bulgusu İGM ön tanısını destekler.
2
Histopatolojik sonucu değerlendir ve ayırıcı tanı yap.
Kazeifikasyon içermeyen granülomlar İGM, tüberküloz, sarkoidoz ve mantar enfeksiyonlarında görülebilir.
Tanının netleştirilmesi için patolojinin granülomatöz olduğu doğrulanmıştır.
3
Tedavi öncesi en kritik risk faktörünü belirle.
İGM tedavisinde kullanılan sistemik kortikosteroidler, eğer altta yatan neden tüberküloz ise hastalığın disemine olmasına (yayılmasına) yol açar.
İmmünosüpresif tedavi öncesi latent veya aktif enfeksiyonların dışlanması güvenlik için zorunludur.
4
Altın standart tanı yöntemini seç.
Tüberküloz mastitinde ARB boyamasının duyarlılığı düşüktür; PCR veya kültür dokuda basili göstermek için en duyarlı yöntemlerdir.
Kesin dışlama için en yüksek duyarlılığa sahip test seçilmelidir.

Key Concept

İdiopatik Granülomatöz Mastit Tanı ve Tedavi İlkeleri

Practice More

Meme başı akıntısı ve areola çevresi enfeksiyonu olan, sigara içen bir hastada Zuska hastalığına yaklaşımı inceleyiniz.

Alternative Method

Bazı durumlarda İGM ve tüberküloz ayrımı yapılamıyorsa, hastada hiperprolaktinemi varlığı (İGM ile sık ilişkilidir) veya sistemik tutulum bulgularının yokluğu İGM lehine yorumlanabilir, ancak bu yöntem PCR/kültür kadar kesin değildir.
Estimated Time:2m 30s
Question 49Question →

Memenin cerrahi anatomisi, hormonal fizyolojisi ve konjenital gelişim anomalileri ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

Show answer & explanation

Answer: Politeli; embriyolojik süt çizgisi boyunca herhangi bir lokalizasyonda aksesuar meme parankim dokusunun bulunmasıdır.

Answer

Politeli, süt çizgisi boyunca aksesuar meme dokusunun değil, sadece aksesuar meme başının bulunması durumudur.
Aksesuar meme parankim dokusunun bulunması durumuna 'polimasti' denir. 'Politeli' ise sadece aksesuar meme başının bulunmasıdır ve en sık aksiller bölge ile inguinal bölge arasındaki 'süt çizgisi' üzerinde görülür.

Step-by-Step Solution

1
Gelişimsel anomali terimlerini analiz et.
Amasti (tam yokluk), Amazia (parankim yok, meme başı var), Politeli (aksesuar meme başı), Polimasti (aksesuar meme dokusu) kavramları belirlendi.
Konjenital anomalilerin ayırıcı tanısını yapmak için terminolojiye hakim olmak gerekir.
2
Meme fizyolojisini ve anatomik yapılarını kontrol et.
Estrojen-duktal, Progesteron-lobüler ilişki ve Berg seviyeleri doğrulandı.
Anatomi ve fizyoloji bilgilerinin doğruluğunu test ederek diğer seçenekleri elemek gerekir.
3
Hatalı tanımı belirle.
Politeli teriminin aksesuar meme parankimi olarak tanımlanmasının yanlış olduğu görüldü.
Politeli 'nipple' (meme başı), polimasti 'breast' (meme parankimi) fazlalığıdır.

Key Concept

Meme gelişim anomalilerinde terminolojik ayrım (Politeli vs Polimasti)

Hints

1
Meme gelişim anomalilerinde 'thelia' meme başı, 'mastia' ise meme dokusu (meme) anlamına gelir.
2
Berg seviyelerini pektoralis minör kasının konumuna göre tekrar düşünün.

Practice More

Meme kanseri cerrahisinde aksiller diseksiyon sınırlarını ve korunması gereken sinirleri (N. thoracicus longus, N. thoracodorsalis) çalışmak faydalı olacaktır.
Estimated Time:1m 15s
Question 50Question →

Meme kanseri gelişiminde rol oynayan genetik mutasyonlar, histopatolojik lezyonlar ve epidemiyolojik faktörler birlikte değerlendirildiğinde; bir kadında yaşam boyu kümülatif meme kanseri gelişme riskinin en yüksek olduğu durum aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: BRCA1 germline mutasyonu taşıyıcılığı

Answer

BRCA1 germline mutasyonu taşıyıcılığı, yaşam boyu %65-80 arası risk ile en yüksek kümülatif riski oluşturur.
BRCA1 mutasyonu taşıyıcılığı, genetik yatkınlık sendromları arasında en yüksek penetranslı durumlardan biridir ve yaşam boyu meme kanseri riskini %65-80 seviyesine çıkarır. Bu oran, hem diğer genetik sendromlardan (Cowden %25-50) hem de yüksek riskli histopatolojik lezyonlardan (LCIS, ADH) çok daha yüksektir.

Step-by-Step Solution

1
Genetik mutasyonların yaşam boyu risk oranlarını belirle.
BRCA1 mutasyonu taşıyıcılarında yaşam boyu risk %65-80, PTEN (Cowden) mutasyonunda %25-50'dir.
En yüksek risk grubunu belirlemek için mutasyonların penetransı bilinmelidir.
2
Histopatolojik ve epidemiyolojik risk faktörlerini karşılaştır.
LCIS yaklaşık %25, ADH (aile öyküsüyle birlikte) yaklaşık %20-25 yaşam boyu risk taşır.
Genetik mutasyon dışı risklerin mutlak risk karşılıklarını değerlendirmek gerekir.
3
Tüm faktörler arasında en yüksek olanı seç.
BRCA1 taşıyıcılığı en yüksek mutlak riske sahiptir.
Verilen seçenekler arasında %70'lerin üzerine çıkan tek faktör BRCA1 mutasyonudur.

Key Concept

Meme kanserinde yaşam boyu mutlak risk (absolute risk) ve genetik penetrans.

Practice More

BRCA1 ve BRCA2 mutasyonlarının over kanseri riski ve erkek meme kanseri riski açısından farklarını gözden geçirin.
Estimated Time:1m 0s
Question 51Question →

Kalıtsal meme kanseri sendromlarının genetik temelleri, ilişkili mutasyonlar ve bu mutasyonların klinik yansımaları değerlendirildiğinde, aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

Show answer & explanation

Answer: Ataksi-telenjiekzasi (ATMATM) gen mutasyonu taşıyanlarda meme kanseri riski sadece homozigot (otozomal resesif hastalık) bireylerde artmış olup, heterozigot taşıyıcılarda risk artışı saptanmaz.

Answer

Ataksi-telenjiekzasi (ATM) gen mutasyonu taşıyanlarda meme kanseri riski sadece homozigot bireylerde artmış olup, heterozigot taşıyıcılarda risk artışı saptanmaz ifadesi yanlıştır.
Ataksi-telenjiekzasi (ATMATM) geni mutasyonları, homozigot durumda nörolojik ve immünolojik bir hastalık olan ataksi-telenjiekzasiye yol açarken, bu genin heterozigot taşıyıcısı olan kadınlarda meme kanseri riski genel topluma göre yaklaşık 2−32-3 kat artmıştır. Bu nedenle riskin sadece homozigotlarda arttığı yönündeki bilgi yanlıştır.

Step-by-Step Solution

1
Kalıtsal meme kanseri sendromlarının ve ilişkili genlerin risk penetranslarını değerlendir.
BRCA1/2BRCA1/2, TP53TP53, PTENPTEN, STK11STK11 ve CDH1CDH1 yüksek penetranslı genler olarak tanımlanırken; ATMATM ve CHEK2CHEK2 orta penetranslı genler sınıfındadır.
Genetik riskin büyüklüğü, mutasyonun homozigot veya heterozigot olma durumuna göre değişebilir.
2
Ataksi-telenjiekzasi (ATMATM) geninin kalıtım modelini ve kanser ilişkisini analiz et.
ATMATM geninin homozigot mutasyonu 'Ataksi-Telenjiekzasi' hastalığına yol açarken, heterozigot taşıyıcılık klinik hastalık yapmaz ancak meme kanseri riskini artırır.
ATMATM geni, çift zincir kırıklarının onarımında rol oynayan bir kinazdır ve taşıyıcılık durumunda onarım mekanizması bozulur.
3
Hatalı ifadeyi belirle.
ATMATM heterozigot taşıyıcılarında meme kanseri riskinin yaklaşık 2−32-3 kat arttığı bilindiği için riskin saptanmadığını savunan ifade hatalıdır.
TUS sınavında otozomal resesif hastalık genlerinin heterozigot taşıyıcılarındaki kanser riski artışı sık sorulan bir 'çeldirici' noktadır.

Key Concept

Orta Penetranslı Genler ve ATM Taşıyıcılık Riski

Practice More

Meme kanseri riskini artıran 'orta penetranslı' genler (ATM, CHEK2, PALB2) ile 'yüksek penetranslı' genlerin (BRCA, TP53, CDH1) yönetimsel farklarını karşılaştırınız.
Estimated Time:2m 0s
Question 52Question →

5656 yaşında, postmenopozal dönemdeki kadın hasta; sağ meme başında çekilme ve meme başı çevresinde ağrılı kızarıklık şikayeti ile başvuruyor. Fizik muayenede subareolar bölgede yaklaşık 3×33 \times 3 cm boyutlarında, hassas ve flüktüasyon veren bir kitle saptanıyor. Ultrasonografik incelemede periduktal bölgede yoğun içerikli koleksiyon ve duktal ektazi ile uyumlu bulgular izleniyor. Bu klinik tablo ile başvuran hastada, altta yatan olası bir maligniteyi dışlamak amacıyla cerrahi drenaj planlanırken yapılması gereken en uygun işlem aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: Apse kavite duvarından insizyonel biyopsi alınması

Answer

Apse kavite duvarından insizyonel biyopsi alınması
Postmenopozal ve laktasyonda olmayan kadınlarda görülen meme apseleri, altta yatan bir karsinomun (özellikle komedokarsinom veya invaziv duktal karsinom) santral nekrozu sonucu gelişebilir. Fizik muayenede meme başında çekilme saptanması bu şüpheyi artırır. Bu nedenle, cerrahi drenaj yapılan her vakada apse kavite duvarından insizyonel biyopsi alınması, malignitenin kesin olarak dışlanması için cerrahi standarttır.

Step-by-Step Solution

1
Hastanın yaş, laktasyon durumu ve fizik muayene bulgularının sentezlenmesi
Postmenopozal, laktasyonda olmayan ve meme başında çekilme (retraksiyon) olan bir hastada periareolar apse tespiti
Non-laktasyonel apseler, laktasyonel apselerden farklı olarak sıklıkla altta yatan bir patolojiye (duktal ektazi, Zuska hastalığı veya malignite) ikincildir.
2
Ayırıcı tanıda malignite riskinin değerlendirilmesi
İnflamatuar meme kanseri veya kitle içi nekrozuna bağlı apse görünümü ihtimalinin belirlenmesi
Özellikle ileri yaş ve postmenopozal grupta apseler, karsinomun ilk klinik prezentasyonu olabilir.
3
Cerrahi drenaj ile eş zamanlı doku tanısı planlanması
Drenaj sırasında apse kavite duvarından doku örneği (biyopsi) alınması
Kesin tanı için pürülan materyal yerine apse poşu duvarındaki şüpheli dokunun histopatolojik incelenmesi gereklidir.

Key Concept

Non-laktasyonel meme apselerinde malignite dışlanması için biyopsi gerekliliği
Estimated Time:1m 30s
Question 53Question →

3838 yaşında, 1515 paket-yıl sigara içme öyküsü olan kadın hasta, sol memesinde areola komşuluğunda yaklaşık 66 aydır tekrarlayan ağrılı kitle ve akıntı şikayeti ile başvuruyor. Fizik muayenede sol meme başında çekilme saptanıyor; areola saat 22 hizasında hiperemik, flüktüasyon veren kitle ve kitle üzerinde aktif pürülan drenaj izlenen fistül ağzı gözleniyor. Bu hasta için en olası tanı aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: Periduktal mastit (Zuska hastalığı)

Answer

Periduktal mastit (Zuska hastalığı)
Periduktal mastit (Zuska hastalığı), özellikle sigara içen kadınlarda laktiferöz duktusların subareolar kısımlarında görülen skuamöz metaplazi sonucu oluşur. Bu durum duktusların tıkanmasına, periduktal inflamasyona, apse formasyonuna ve areola kenarından cilde açılan kronik fistüllere yol açar. Meme başı çekilmesi de bu süreçte sık görülen bir bulgudur.

Step-by-Step Solution

1
Hastanın risk faktörlerini ve kitle yerleşimini analiz et.
Genç yaş, aktif sigara kullanımı ve subareolar (meme başı arkası) yerleşim saptandı.
Sigara, laktiferöz duktuslardaki skuamöz metaplazinin en önemli tetikleyicisidir.
2
Klinik seyri ve fizik muayene bulgularını değerlendir.
Tekrarlayan apse formasyonu, fistülizasyon ve inflamasyona bağlı meme başı çekilmesi izlendi.
Duktusların keratin tıkacı ile tıkanması periduktal inflamasyona ve sekonder enfeksiyonlara yol açar.
3
Ayırıcı tanıları dışla.
Laktasyon öyküsü olmaması ve yerleşim yeri özellikleri ile diğer mastit türleri dışlanarak Periduktal mastit tanısına ulaşıldı.
Subareolar apse ve fistül birlikteliği Zuska hastalığı için patognomonik sayılabilecek bir klinik triaddır.

Key Concept

Sigara içen kadınlarda subareolar yerleşimli, tekrarlayan apse ve kronik fistülizasyon ile seyreden benign enflamatuar süreç Periduktal Mastit (Zuska hastalığı) olarak tanımlanır.

Alternative Method

Klinik ipuçlarını eşleştirme yöntemi: Sigara + Subareolar yerleşim + Fistül = Zuska hastalığı.
Estimated Time:1m 15s
Question 54Question →

Doğum sonrası 2.2. haftasında olan ve bebeğini aktif olarak emziren 2626 yaşındaki kadın hasta; sağ memesinde ani gelişen ağrı, kızarıklık ve ateş şikayetiyle başvuruyor. Fizik muayenesinde sağ meme üst dış kadranda lokalize hassasiyet, eritem ve ısı artışı saptanıyor, flüktüasyon alınmıyor. Bu hastada klinik tabloya neden olan en olası mikroorganizma aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: Staphylococcus aureus

Answer

Staphylococcus aureus laktasyonel mastitin en yaygın etkenidir.
Doğru yanıt olan Staphylococcus aureus, laktasyonel mastitlerin yaklaşık %5050-9090'ından sorumludur. Genellikle nazofaringeal koloni taşıyan bebeğin emzirmesi sırasında meme başındaki fissürlerden girerek duktal sisteme ulaşır.

Step-by-Step Solution

1
Klinik tablonun analiz edilmesi
Laktasyonel mastit tanısı
Postpartum erken dönemde emziren bir hastada görülen lokalize ağrı, eritem ve ateş bulguları tipik akut laktasyonel mastit tablosunu yansıtır.
2
Epidemiyolojik verilerin değerlendirilmesi
En sık etkenin belirlenmesi
Literatürde laktasyonel mastit vakalarının büyük çoğunluğundan Staphylococcus aureus'un sorumlu olduğu bilinmektedir.

Key Concept

Laktasyonel mastit etyolojisi
Estimated Time:45s
Question 55Question →

4545 yaşında kadın hastanın tarama mamografisinde sol meme üst dış kadranda yaklaşık 6 cm6 \text{ cm}'lik bir alana yayılan pleomorfik mikrokalsifikasyon kümesi saptanıyor. Yapılan stereotaktik vakum biyopsi sonucu "yüksek dereceli duktal karsinoma in situ (DCIS)" olarak raporlanıyor. Mikrokalsifikasyonların yaygınlığı ve memeye oranı nedeniyle hastaya total (basit) mastektomi yapılması planlanıyor. Bu hasta için aksillaya yaklaşımda en uygun seçenek aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: Mastektomi sırasında eş zamanlı sentinel lenf nodu biyopsisi (SLNB) yapılması

Answer

Mastektomi planlanan yaygın duktal karsinoma in situ (DCIS) hastalarında, operasyon sırasında eş zamanlı sentinel lenf nodu biyopsisi (SLNB) yapılması en uygun yaklaşımdır.
Mastektomi planlanan duktal karsinoma in situ (DCIS) hastalarında eş zamanlı sentinel lenf nodu biyopsisi (SLNB) yapılmasının temel nedeni, nihai patolojide saptanabilecek olası bir invaziv kanser odağına karşı aksiller evreleme şansını korumaktır. DCIS tanılı hastaların yaklaşık %20\%20'sinde mastektomi materyalinde gizli invaziv odak saptanabilmektedir. Mastektomi sonrası meme dokusu tamamen çıkarıldığı için lenfatik akım bozulur ve daha sonraki bir seansta SLNB yapılması teknik olarak imkansız hale gelir. Bu nedenle in situ hastalıklarda aksiller diseksiyondan (ALND) kaçınılırken, mastektomi yapılacaksa SLNB güvenli bir 'emniyet kemeri' olarak uygulanır.

Step-by-Step Solution

1
Patolojinin ve cerrahi planın değerlendirilmesi
Hasta yüksek dereceli ve yaygın (6 cm6 \text{ cm}) DCIS tanısı almış ve mastektomi planlanmıştır.
Cerrahi yöntem (mastektomi vs. meme koruyucu cerrahi), DCIS hastalarında aksiller yaklaşımı belirleyen en kritik faktördür.
2
Aksiller evreleme gerekliliğinin sorgulanması
DCIS in situ bir hastalık olsa da, cerrahi spesimende %20\%20'ye varan oranlarda gizli invaziv odak saptanabilir.
Özellikle büyük boyutlu (>5 cm>5 \text{ cm}), yüksek dereceli veya kitle oluşturan DCIS vakalarında invazyon riski yüksektir.
3
Zamanlama ve teknik imkanların analizi
Mastektomi sonrası lenfatik drenaj bozulacağı için daha sonra SLNB yapılamaz.
Meme koruyucu cerrahide sonradan SLNB yapılabilirken, mastektomide bu şans kaybedilir. Bu nedenle mastektomi ile eş zamanlı SLNB yapılmalıdır.

Key Concept

DCIS hastalarında mastektomi planlanıyorsa, eş zamanlı SLNB yapılmalıdır çünkü mastektomi sonrası lenfatik drenaj bozulur ve in situ tanısı alan vakaların bir kısmında nihai patolojide invaziv kanser saptanabilir.
Estimated Time:1m 40s
Question 56Question →

Yirmi sekiz yaşında bir kadın hasta, sağ memesinde saptanan kitle nedeniyle polikliniğe başvuruyor. Hastanın özgeçmişinde 1010 yaşında osteosarkom nedeniyle tedavi gördüğü, aile öyküsünde ise annesinin 3232 yaşında meme kanseri, erkek kardeşinin ise beyin tümörü tanısı aldığı öğreniliyor. Yapılan biyopsi sonucunda hastaya invazif duktal karsinom tanısı konuluyor. Bu klinik tabloya neden olan genetik mutasyon ve ilişkili sendrom ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

Show answer & explanation

Answer: Bu sendromda epitelyal over kanseri gelişme riski, genel popülasyona göre yaklaşık %40\%40 - %60\%60 oranında artış gösterir.

Answer

Li-Fraumeni sendromunda epitelyal over kanseri riskinin %40\%40 - %60\%60 oranında arttığı ifadesi yanlıştır; bu risk profili BRCA1BRCA1 mutasyonuna aittir.
Li-Fraumeni sendromunda (TP53TP53 mutasyonu) over kanseri gelişme riski artmış olsa da, bu risk BRCA1BRCA1 taşıyıcılarında görülen %40\%40 - %60\%60 gibi yüksek seviyelerde değildir. Belirtilen bu yüksek oran BRCA1BRCA1 mutasyonu için karakteristiktir. Li-Fraumeni daha çok 'SBLA' (Sarcoma, Breast, Leukemia, Adrenal) kompleksi ile tanınır.

Step-by-Step Solution

1
Klinik öykünün analizi
Genç yaşta meme kanseri, çocukluk çağı sarkomu ve ailede beyin tümörü birlikteliği Li-Fraumeni sendromunu düşündürür.
Li-Fraumeni sendromu; meme kanseri, sarkomlar (osteosarkom, yumuşak doku), beyin tümörleri, lösemi ve adrenokortikal karsinom birlikteliği ile karakterize otozomal dominant bir tablodur.
2
Genetik mutasyonun doğrulanması
Li-Fraumeni sendromundan sorumlu gen TP53TP53 (kromozom 17p17p) genidir.
TP53TP53 bir tümör baskılayıcı gendir ve kaybı çoklu sistemik malignitelere yol açar.
3
Sendroma özgü moleküler ve klinik özelliklerin karşılaştırılması
Li-Fraumeni hastalarında meme kanserleri genellikle HER2HER2 pozitif ve ERER pozitiftir. Radyoterapi ikincil kanserleri tetikleyebilir.
Moleküler fenotip ve tedaviye yanıt (radyasyon duyarlılığı) ayırıcı tanıda ve klinik yönetimde kritiktir.
4
Yanlış seçeneğin elenmesi
Over kanseri riskinin %40\%40 - %60\%60 olması Li-Fraumeni değil, BRCA1BRCA1 sendromu özelliğidir.
Herediter meme kanseri sendromları arasındaki kanser spektrumu farklarının bilinmesi gerekir.

Key Concept

Li-Fraumeni Sendromu (TP53TP53 mutasyonu) klinik özellikleri ve diğer herediter meme kanseri sendromlarından farkları.
Estimated Time:2m 0s
Question 57Question →

4444 yaşında asemptomatik kadın hastanın rutin tarama mamografisinde; sol meme üst dış kadranda yeni saptanan, 1212 mm boyutunda, düzgün sınırlı, oval, kalsifikasyon içermeyen kitle izleniyor. Yapılan ultrasonografide lezyonun düzgün sınırlı, hipoekoik ve solid yapıda (basit kist kriterlerine uymayan) olduğu teyit ediliyor. Bu hasta için en uygun yönetim aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: BI-RADS 33 olarak kategorize edilmeli ve 66 ay sonra kısa dönem takibe çağrılmalıdır.

Answer

BI-RADS 33 olarak kategorize edilmeli ve 66 ay sonra kısa dönem takibe çağrılmalıdır.
Mamografide yeni saptanan, düzgün sınırlı, oval ve kalsifikasyon içermeyen solid kitleler, malignite riskinin %22'den az olduğu BI-RADS 33 (muhtemelen benign) kategorisinde yer alır. Bu lezyonlar için standart yaklaşım, lezyonun stabilitesini kontrol etmek amacıyla 66. ayda tek taraflı görüntüleme ile kısa dönem takiptir.

Step-by-Step Solution

1
Mamografik ve ultrasonografik bulguları analiz et.
Düzgün sınırlı, oval, non-kalsifiye solid kitle saptandı.
Lezyonun morfolojik özellikleri malignite riskini belirlemek için kritiktir.
2
BI-RADS kategorisini belirle.
BI-RADS 33 (Muhtemelen benign).
Yeni saptanan ancak tümüyle benign kriterleri karşılayan (düzgün sınırlı, oval) solid kitlelerde malignite riski < %22 olup BI-RADS 33 olarak sınıflanır.
3
Kategoriye uygun yönetim planı oluştur.
66. ayda kısa dönem takip.
BI-RADS 33 lezyonlarda biyopsi yerine stabilitenin doğrulanması için 66 ay sonra kontrol önerilir.

Key Concept

BI-RADS 33 (Muhtemelen Benign) Bulguları ve Yönetimi
Estimated Time:1m 30s
Question 58Question →

5151 yaşında kadın hasta, sağ meme başından yaklaşık 33 haftadır kendiliğinden gelen, çamaşırını kirleten seröz (amber renkli) akıntı şikayetiyle başvuruyor. Fizik muayenede meme başında retraksiyon veya palpabl kitle saptanmıyor; ancak areola üzerine basmakla saat 1010 hizasındaki tek bir kanaldan akıntı geldiği doğrulanıyor. Hastaya yapılan bilateral mamografi ve ultrasonografi normal (BIRADS 11) olarak değerlendiriliyor. Bu hastanın klinik yönetimi ve tanısal süreci ile ilgili aşağıdaki ifadelerden hangisi yanlıştır?

Show answer & explanation

Answer: Akıntıdan alınan yayma sitolojisinin negatif (benign) gelmesi, altta yatan maligniteyi dışlamak için yeterlidir ve hastayı cerrahi girişimden kurtarır.

Answer

Sitolojik incelemenin negatif gelmesinin maligniteyi dışlamak için yeterli olduğunu ve cerrahiyi engellediğini belirten ifade yanlıştır.
Doğru yanıt olan seçenek yanlıştır, çünkü meme başı akıntısı sitolojisinin duyarlılığı oldukça düşüktür ve yüksek oranda yanlış negatiflik içerir. Sitolojide malign hücre görülmemesi, altta yatan bir intraduktal papilloma veya intraduktal karsinom (DCIS) olasılığını ekarte etmez. Bu nedenle, radyoloji ve sitoloji normal olsa dahi patolojik özellik gösteren akıntılarda mikrodokektomi yapılması zorunludur.

Step-by-Step Solution

1
Akıntı karakterini analiz et
Tek taraflı, spontan, tek kanallı seröz akıntı 'patolojik' olarak sınıflandırılır.
Tanısal algoritmanın ilk adımı akıntının cerrahi araştırma gerektirip gerektirmediğini belirlemektir.
2
Radyolojik bulguları değerlendir
Mamografi ve USG'nin normal olması (BIRADS 1) altta yatan lezyonu dışlamaz.
Küçük papillomlar veya in situ karsinomlar rutin görüntülemede her zaman görülmeyebilir.
3
Sitolojinin rolünü belirle
Meme başı akıntısı sitolojisi düşük duyarlılığa sahiptir.
Malign hücrelerin her zaman akıntıya dökülmemesi nedeniyle negatif sonuç güvenilir değildir.
4
Bir sonraki yönetim adımına karar ver
Görüntüleme negatif olsa da patolojik akıntı varlığında mikrodokektomi yapılmalıdır.
Kesin histopatolojik tanı ve tedavi ancak ilgili kanalın cerrahi eksizyonu ile mümkündür.

Key Concept

Patolojik meme başı akıntısı olan hastalarda sitolojik incelemenin negatif olması, altta yatan bir maligniteyi dışlamada yetersizdir ve cerrahi eksizyon (mikrodokektomi) gerekliliğini ortadan kaldırmaz.

Alternative Method

Bazı merkezlerde ameliyat öncesi akıntının geldiği kanalı belirlemek için duktoskopi veya duktografi (galaktografi) kullanılabilir; ancak bu yöntemler mikrodokektomi gerekliliğini değiştirmez.
Estimated Time:2m 0s
Question 59Question →

Meme kanseri tarama programı kapsamında değerlendirilen 5858 yaşındaki bir kadın hastada saptanan pleomorfik mikrokalsifikasyonlar nedeniyle yapılan biyopside, 2.5 cm2.5 \text{ cm}'lik bir alana yayılan yüksek dereceli duktal karsinoma in situ (DKİS) saptanıyor. Patolojik incelemede DKİS alanları içerisinde en büyüğü 0.7 mm0.7 \text{ mm} olan iki adet mikroinvazyon odağı raporlanıyor.

Bu hastada en uygun cerrahi yaklaşım aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: Geniş lokal eksizyon ve negatif cerrahi sınır sağlanması ile eş zamanlı sentinel lenf nodu biyopsisi.

Answer

Geniş lokal eksizyon ile birlikte sentinel lenf nodu biyopsisi yapılması en uygun yaklaşımdır.
Doğru yaklaşım olan geniş lokal eksizyon ve SLNB seçeneği, lezyonun mikroinvaziv karakterine dayanmaktadır. 1 mm1 \text{ mm} veya daha küçük invazyon odakları içeren DKİS vakaları 'mikroinvaziv' (DKİS-Mi) olarak tanımlanır. Bu hastalarda lenf nodu metastaz riski ihmal edilemeyecek düzeyde (%5−10\%5-10) olduğu için, meme koruyucu cerrahi sırasında aksiller evreleme amacıyla SLNB yapılmalıdır. Saf DKİS'te SLNB sadece mastektomi yapılacaksa (sonradan teknik olarak mümkün olmayacağı için) önerilirken, mikroinvazyon varlığında eksizyonel cerrahide de önerilmektedir.

Step-by-Step Solution

1
Patoloji raporundaki invazyon derinliğini analiz et.
0.7 mm0.7 \text{ mm} boyutunda mikroinvazyon saptandı.
1 mm1 \text{ mm} ve altındaki invazyon odakları mikroinvazyon (DKİS-Mi) olarak sınıflandırılır.
2
Mevcut bulgulara göre aksiller metastaz riskini değerlendir.
Saf DKİS'te aksiller metastaz riski %1\%1'in altındayken, mikroinvazyon varlığında bu risk %5−10\%5-10 düzeyine çıkar.
Metastaz riskindeki bu artış aksiller evrelemeyi gerekli kılar.
3
Cerrahi yöntemi ve aksiller yaklaşımı belirle.
Meme koruyucu cerrahi (geniş lokal eksizyon) + Sentinel Lenf Nodu Biyopsisi (SLNB).
Mikroinvazyon varlığı, saf DKİS'ten farklı olarak meme koruyucu cerrahide de SLNB yapılmasını gerektiren bir endikasyondur.

Key Concept

Mikroinvaziv duktal karsinomda (DKİS-Mi), invazyon odağı 1 mm1 \text{ mm} altında olsa dahi aksiller sentinel lenf nodu biyopsisi endikedir.
Estimated Time:1m 45s
Question 60Question →

4949 yaşında kadın hastanın tarama mamografisinde sol meme üst-dış kadranda 4 cm4 \text{ cm}'lik bir alana yayılan pleomorfik mikrokalsifikasyonlar saptanıyor. Yapılan vakum asistli iğne biyopsisinde "yüksek dereceli (high-grade) duktal karsinoma in situ (DCIS)" tanısı konuluyor. Hastaya meme koruyucu cerrahi uygulanıyor. Nihai patoloji raporunda; 4.2 cm4.2 \text{ cm} çapında, komedonekroz içeren yüksek dereceli DCIS ve bu alan içerisinde en büyüğü 0.7 mm0.7 \text{ mm} olan iki adet mikroinvazyon odağı (T1micT1mic) saptanıyor. Cerrahi sınırlar en yakın noktada 1.2 mm1.2 \text{ mm} olarak raporlanıyor. Bu hasta için en uygun yönetim aşağıdakilerden hangisidir?

Show answer & explanation

Answer: Cerrahi sınırların 2 mm2 \text{ mm} üzerine çıkarılması için re-eksizyon + Sentinel lenf nodu biyopsisi (SLNB) + Radyoterapi

Answer

Cerrahi sınırların 2 mm2 \text{ mm} üzerine çıkarılması için re-eksizyon yapılması, mikroinvazyon nedeniyle Sentinel lenf nodu biyopsisi (SLNB) eklenmesi ve ardından radyoterapi uygulanması en uygun yaklaşımdır.
Vaka hem mikroinvazyon (T1micT1mic) hem de yetersiz cerrahi sınır (1.2 mm<2 mm1.2 \text{ mm} < 2 \text{ mm}) içermektedir. Güncel kılavuzlara göre DCIS varlığında meme koruyucu cerrahi için güvenli sınır 2 mm2 \text{ mm}'dir, bu nedenle re-eksizyon gereklidir. Ayrıca başlangıçta planlanmamış olsa bile, nihai patolojide mikroinvazyon saptanan olgularda aksiller evreleme (SLNB) yapılmalıdır.

Step-by-Step Solution

1
Patolojik evrelemenin yapılması
Duktal karsinoma in situ (DCIS) zemininde 0.7 mm0.7 \text{ mm}'lik odaklar nedeniyle tanı "Mikroinvaziv DCIS" (T1micT1mic) olarak belirlenir.
İnvazyon odağının 1 mm1 \text{ mm} ve altında olması mikroinvazyon olarak tanımlanır.
2
Cerrahi sınır yeterliliğinin değerlendirilmesi
1.2 mm1.2 \text{ mm} olan cerrahi sınır, DCIS için gereken 2 mm2 \text{ mm} kriterini karşılamamaktadır.
İnvaziv kanserde 'no ink on tumor' yeterliyken, DCIS'te lokal nüksü önlemek için 2 mm2 \text{ mm} sınır şarttır.
3
Aksiller yönetim kararının verilmesi
Saf DCIS'te meme koruyucu cerrahide SLNB önerilmezken, mikroinvazyon saptandığı için SLNB yapılmalıdır.
Mikroinvaziv kanserlerde aksiller metastaz potansiyeli saf in situ lezyonlara göre daha yüksektir.
4
Adjuvan tedavi planlaması
Meme koruyucu cerrahi sonrası radyoterapi standarttır.
Radyoterapi lokal kontrolü sağlamak için tedavinin ayrılmaz bir parçasıdır.

Key Concept

Mikroinvaziv DCIS (T1micT1mic) yönetiminde aksiller evreleme (SLNB) gerekliliği ve DCIS için geçerli olan 2 mm2 \text{ mm} cerrahi sınır kuralının korunması.
PreviousPage 3 / 13Next
Meme Hastalıkları Practice Questions — TUS - Tıpta Uzmanlık Sınavı — Page 3 | Examkin