XX. Yüzyıl Başlarında Osmanlı Devleti

819 soru

Soru 481Soru →

Sevr Barış Antlaşması'nın Doğu Anadolu'ya ilişkin 88 ve 89. maddelerinde; Osmanlı Devleti'nin bağımsız bir Ermenistan Devleti'ni tanıyacağı, bu devlet ile Osmanlı Devleti arasındaki sınırın belirlenmesi yetkisinin ise tarafsız bir hakem sıfatıyla belirli bir uluslararası makama bırakılacağı hükme bağlanmıştır.

Buna göre, antlaşma metninde söz konusu sınırın çizilmesi ve tespiti görevi aşağıdakilerden hangisine bırakılmıştır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Amerika Birleşik Devletleri Başkanı'na

Cevap

Sevr Barış Antlaşması'nda öngörülen bağımsız Ermenistan Devleti'nin sınırlarını belirleme görevi Amerika Birleşik Devletleri Başkanı'na bırakılmıştır.
10 Ağustos 1920 tarihinde imzalanan Sevr Barış Antlaşması'nın 89. maddesine göre; Osmanlı Devleti ile kurulması öngörülen Ermenistan arasındaki sınırın (Erzurum, Trabzon, Van ve Bitlis vilayetlerini kapsayacak şekilde) çizilmesi ve Ermenistan'ın Karadeniz'e çıkışının sağlanması yetkisi doğrudan Amerika Birleşik Devletleri Başkanı Woodrow Wilson'un hakemliğine bırakılmıştır. Bu sınır haritası tarihte 'Wilsonian Armenia' (Wilson Ermenistanı) olarak adlandırılmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Sevr Barış Antlaşması'nın Doğu Anadolu'ya ilişkin toprak ve sınır düzenlemelerini incelemek
Antlaşmanın 88 ve 89. maddelerinde Osmanlı Devleti'nin bağımsız Ermenistan'ı tanıması ve sınırların tarafsız bir hakem tarafından çizilmesi kararlaştırılmıştır.
Antlaşmanın Osmanlı Devleti'ni parçalayan hükümlerinin kapsamını ve hukuki mekanizmasını belirlemek gerekir.
2
Sınır çizimi için hakem olarak tayin edilen uluslararası makamı tespit etmek
Trabzon, Erzurum, Van ve Bitlis vilayetlerindeki sınırların çizilmesi görevi antlaşma maddesi gereğince ABD Başkanı Woodrow Wilson'a ('Wilson Hakemliği') verilmiştir.
Wilson İlkeleri ve dönemin diplomatik dengeleri doğrultusunda bu görev doğrudan ABD Başkanı'na bırakılmıştır.

Anahtar Kavram

Sevr Antlaşması'nda Doğu Anadolu paylaşımı ve Wilson Hakemliği

İpuçları

1
I. Dünya Savaşı sonrasında dünya barışı ve sınırların tespiti için 14 ilke yayımlayan devlet başkanını hatırlayınız.
2
İtilaf Devletleri, Doğu Anadolu'daki Ermenistan sınırının çizimini kendi aralarındaki çıkar çatışmalarından uzak tutmak için savaşa sonradan katılan tarafsız bir liderin hakemliğine bırakmıştır.
3
Tarihte 'Wilson İlkeleri' olarak bilinen prensiplerin sahibi olan Amerika Birleşik Devletleri Başkanı hakem tayin edilmiştir.

Daha Fazla Pratik

Sevr Antlaşması'nda öngörülen Ermenistan tasarısının Milli Mücadele döneminde imzalanan Gümrü Antlaşması ile nasıl hükümsüz kaldığını inceleyiniz.

Alternatif Yöntem

Sevr Antlaşması'nda Doğu Anadolu'da kurulması planlanan devletlerin sınır haritalarının 'Wilsonian Armenia' olarak adlandırılmasından yola çıkarak hakem makamına ulaşılabilir.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 482Soru →

I. Dünya Savaşı sonrasında başlayan işgallere karşı bazı cemiyetler Türk ve Müslümanlar tarafından kurulmuş olmalarına rağmen, ulusal bağımsızlık mücadelesi yerine saltanat ve hilafet makamının emirlerine uyulması gerektiğini savunarak Milli Mücadele hareketine karşı çıkmışlardır.

Buna göre, kurtuluşun ancak padişah ve halifeye tam bağlılıkla mümkün olabileceğini savunarak milli varlığa zararlı faaliyetlerde bulunan cemiyet aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Sulh ve Selamet-i Osmaniye Fırkası

Cevap

Sulh ve Selamet-i Osmaniye Fırkası
Sulh ve Selamet-i Osmaniye Fırkası, Türk ve Müslüman unsurlar tarafından kurulmuş olmasına karşın, kurtuluşun tek yolunun padişah ve halifenin iradesine kayıtsız şartsız uymak olduğunu öne sürmüş ve Kuva-yı Milliye ile TBMM'nin yürüttüğü bağımsızlık hareketine karşı tavır almıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Soru kökündeki temel ölçütleri belirleme
Aranan cemiyetin iki temel özelliği vardır: Türk ve Müslümanlar tarafından kurulmuş olması ve saltanat/hilafet makamına bağlılığı savunarak Milli Mücadele karşıtı (milli varlığa zararlı) bir tutum sergilemesi.
Mütareke dönemi cemiyetleri; yararlı cemiyetler, azınlıkların kurduğu zararlı cemiyetler ve milli varlığa düşman (Türklerin kurduğu zararlı) cemiyetler olarak gruplandırılır.
2
Seçeneklerdeki cemiyetlerin kuruluş amaçlarını ve kimliklerini analiz etme
Mavri Mira ile Taşnak ve Hınçak cemiyetleri gayrimüslim azınlıklarca kurulmuştur. İzmir Müdafaa-i Hukuk-ı Osmaniye Cemiyeti ve Kars İslam Şurası ise bölgesel direnişi amaçlayan yararlı cemiyetlerdir. Sulh ve Selamet-i Osmaniye Fırkası ise saltanat yanlısı tutumuyla milli varlığa zararlı cemiyetler kategorisinde yer alır.
Soruda istenen 'Türk ve Müslümanlarca kurulup kurtuluşu padişah ve halifeye bağlılıkta görme' niteliği doğrudan Sulh ve Selamet-i Osmaniye Fırkası ile örtüşmektedir.

Anahtar Kavram

Milli Varlığa Zararlı Cemiyetler ve Özellikleri

İpuçları

1
Cemiyetin azınlıklar tarafından değil, bizzat Türk ve Müslümanlar tarafından kurulmuş olduğuna dikkat ediniz.
2
Bu teşkilat, isminde 'Osmaniye' ibaresini taşımakta olup meşrutiyet ve saltanat yanlısı bir siyasi anlayışı savunmuştur.

Daha Fazla Pratik

Milli varlığa zararlı cemiyetlerden Teali İslam Cemiyeti ile Sulh ve Selamet-i Osmaniye Fırkası'nın ortak ve ayrışan yönlerini inceleyiniz.
Tahmini Süre:45s
Soru 483Soru →

Wilson İlkeleri'nde yer alan; Osmanlı hakimiyetindeki gayrimüslim unsurlara kendi kendini yönetme hakkı (özerklik) tanınması ve Boğazların uluslararası güvencelerle tüm devletlerin ticaret gemilerine açılması hükümleri, Osmanlı Devleti açısından öncelikle aşağıdakilerden hangisini doğrudan zedeleyici niteliktedir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Devletin siyasi egemenlik haklarını ve ülke bütünlüğünü

Cevap

Devletin siyasi egemenlik haklarını ve ülke bütünlüğünü
Wilson İlkeleri'nin 12. maddesinde Osmanlı Devleti'nde Türklerin çoğunlukta olduğu yerlerde kesin egemenlik tanınması öngörülürken, azınlıkların çoğunlukta olduğu iddia edilen yerlerde özerklik verilmesi ve Boğazların uluslararası statüye kavuşturulması istenmiştir. Bu durum Osmanlı Devleti'nin ülke bütünlüğünü bölmeyi ve Boğazlar üzerindeki mutlak siyasi egemenlik hakkını kısıtlamayı hedeflemektedir.

Adım Adım Çözüm

1
Wilson İlkeleri'nin Osmanlı Devleti ile ilgili maddelerini analiz etme
Gayrimüslim azınlıklara kendi kendini yönetme (self-determinasyon) hakkı vadedilmiş ve Boğazların uluslararası güvence altına alınması öngörülmüştür.
İlkelerin Osmanlı'nın sınırlarına ve hukuki yetkilerine nasıl yansıdığını belirlemek gerekir.
2
Bu maddelerin devlet yapısı ve uluslararası hukuk açısından doğuracağı sonuçları değerlendirme
Azınlıklara yönetim hakkı verilmesi devletin parçalanmasına yol açarak ülke bütünlüğünü, Boğazlar üzerindeki tek taraflı denetimin kalkması ise siyasi egemenlik haklarını zedeler.
Bir devletin kendi topraklarında başka otoritelerin veya uluslararası komisyonların söz sahibi olması egemenlik ilkesine aykırıdır.

Anahtar Kavram

Wilson İlkeleri'nin Osmanlı Devleti'nin Egemenliği ve Toprak Bütünlüğü Üzerindeki Etkisi

İpuçları

1
Bir devletin sınırları içindeki kritik su yollarının yabancı devletlerin ortak denetimine açılmasının bağımsız devlet anlayışına etkisini düşününüz.
2
Gayrimüslim azınlıklara kendi kaderini tayin etme yetkisi verilmesi devletin parçalanmasına zemin hazırlar.
3
Boğazların denetiminin kaybedilmesi egemenlik haklarını, azınlıkların ayrılması ise doğrudan ülke bütünlüğünü zedeler.

Daha Fazla Pratik

Paris Barış Konferansı'nda İzmir'in İtalya yerine Yunanistan'a bırakılma gerekçelerini ve İtilaf Devletleri arasındaki ilk görüş ayrılıklarını inceleyiniz.

Alternatif Yöntem

Kavram analizi yaparak 'Boğazlar'ın uluslararası güvenceye alınmasını devletin egemenliğiyle, 'azınlıklara özerklik' verilmesini ise sınır/ülke bütünlüğüyle doğrudan eşleştirebilirsiniz.
Tahmini Süre:45s
Soru 484Soru →

I. Dünya Savaşı'nın patlak vermesinin ardından Osmanlı Devleti; genel seferberlik ilan etmiş, Boğazları ulaşıma kapatmış ve 9 Eylül 1914 tarihinde tek taraflı bir kararla adli, mali ve idari kapitülasyonları kaldırdığını duyurmuştur. Ancak Osmanlı Devleti'nin bu kararına yalnızca İtilaf Devletleri değil, 2 Ağustos 1914'te gizli ittifak antlaşması imzaladığı müttefikleri Almanya ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğu da ortak bir protesto notası vererek karşı çıkmıştır.

Buna göre, müttefik devletlerin de kapitülasyonların kaldırılmasına karşı ortak diplomatik tepki göstermesi aşağıdakilerden hangisinin açık bir göstergesidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Büyük güçlerin ekonomik ve hukuki çıkarlarını koruma refleksinin, savaş dönemindeki askeri ve siyasi bloklaşmaların dahi önüne geçtiğinin

Cevap

Büyük güçlerin ekonomik ve hukuki çıkarlarını koruma refleksinin, savaş dönemindeki askeri ve siyasi bloklaşmaların dahi önüne geçtiğinin göstergesidir.
I. Dünya Savaşı öncesinde Osmanlı Devleti üzerinde asırlardır uygulanan kapitülasyonlar Avrupalı devletlere büyük ekonomik ve adli imtiyazlar sağlıyordu. Osmanlı Devleti savaşa fiilen girmeden önce tam bağımsızlık hedefiyle kapitülasyonları kaldırdığında, karşı bloktaki İtilaf Devletleri kadar aynı blokta yer aldığı Almanya ve Avusturya-Macaristan da bu kararı çıkarlarına aykırı bulmuş ve ortak protesto notası vermiştir. Bu tarihi gelişme, büyük devletlerin ekonomik ve hukuki çıkarlarını koruma refleksinin askeri bloklaşmaların dahi üzerinde olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

Adım Adım Çözüm

1
Tarihsel olayın ve aktörlerin analiz edilmesi
Osmanlı Devleti 9 Eylül 1914'te kapitülasyonları tek taraflı olarak kaldırmış, bu karara hem hasım olduğu İtilaf Devletleri hem de müttefiki olduğu İttifak Devletleri (Almanya ve Avusturya-Macaristan) ortak nota ile karşı çıkmıştır.
Olayın taraflarını ve aldıkları tutumu doğru tespit etmek çıkarım yapmanın ilk adımıdır.
2
Devletler arası çıkar ve bloklaşma ilişkisinin değerlendirilmesi
Almanya ve Avusturya-Macaristan Osmanlı ile askeri ittifak içinde olmalarına rağmen, Osmanlı topraklarındaki ekonomik imtiyaz ve kapitülasyon haklarını kaybetmek istememişlerdir.
Bloklaşmaların askeri hedefler taşısa da emperyalist devletlerin ekonomik çıkarlarından taviz vermediğini anlamak gerekir.
3
Sonuca ve tarihsel ilkeye ulaşılması
Büyük devletlerin ekonomik ve hukuki menfaatleri, savaş konjonktüründeki askeri müttefiklik ilişkilerinin dahi önüne geçmiştir.
Verilen öncülden çıkarılabilecek en kapsamlı ve doğrudan yargı budur.

Anahtar Kavram

Osmanlı Devleti'nin I. Dünya Savaşı'na Giriş Sürecinde Egemenlik Adımları ve İttifak Çıkarları İlişkisi

İpuçları

1
Birbirine düşman olan iki bloğun (İtilaf ve İttifak) aynı konuda ortak tepki vermesinin arkasındaki temel ortak paydayı düşününüz.
2
Almanya ve Avusturya-Macaristan Osmanlı'nın müttefiki olmasına rağmen neden Osmanlı'nın ekonomik bağımsızlık adımını engellemek istemiş olabilir?
3
Uluslararası ilişkilerde ekonomik ayrıcalıkların ve devlet çıkarlarının, dönemsel askeri dostluk ve paktların dahi önüne geçtiğine odaklanınız.

Daha Fazla Pratik

Osmanlı Devleti'nin savaşa girmesinde etkili olan Yavuz ve Midilli gemilerinin Karadeniz'e açılarak Rus limanlarını bombalaması sürecindeki komuta kademesi ve diplomasi gelişmelerini inceleyiniz.

Alternatif Yöntem

Öncüldeki çelişkiyi yakalama yöntemi: Normalde savaş halinde birbirine zıt olan tarafların aynı diplomatik notada buluşması, sorunun askeri bloklaşmanın ötesinde ortak bir çıkar (ekonomik imtiyaz) çatışmasından kaynaklandığını gösterir.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 485Soru →

İşgallerin haksızlığını uluslararası alanda kanıtlamak amacıyla çok sayıda sivil toplum kuruluşu, parti ve meslek cemiyeti temsilcisinin katılımıyla İstanbul'da kurulan; bölgesel bir silahlı direniş oluşturmak yerine basın, yayın ve propaganda yoluyla Türklerin haklarını dünya kamuoyuna duyurmayı amaçlayan ve 'Kuvâ-yı Millîye' tabirini resmî raporlarında ilk kez kullanan cemiyet aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Millî Kongre Cemiyeti

Cevap

Millî Kongre Cemiyeti
Millî Kongre Cemiyeti, Kasım 1918'de İstanbul'da çok sayıda aydın ve cemiyet temsilcisinin bir araya gelmesiyle Dr. Esat Işık öncülüğünde kurulmuştur. Diğer millî cemiyetlerin aksine bölgesel silahlı direniş yerine dünya kamuoyuna yönelik basın, yayın, broşür ve diplomasi yoluyla mücadele etmiştir. Ayrıca 'Kuvâ-yı Millîye' (Millî Kuvvetler) tabiri tarihte ilk kez Dr. Esat Işık Raporu'nda resmî olarak kullanılmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Soru kökündeki cemiyetin kuruluş amacını ve temel faaliyet yöntemini analiz etme
Cemiyetin bölgesel silahlı savunmadan ziyade dünya kamuoyunu basın-yayın ve propaganda yoluyla aydınlatmayı hedeflediği ve ulusal çapta teşkilatlandığı belirlenir.
Milli varlığa yararlı cemiyetlerin çoğu bölgesel kurtuluş ve yerel silahlı direniş amaçlarken, aralarından yalnızca biri basın-yayın merkezli ulusal propaganda yöntemini benimsemiştir.
2
'Kuvâ-yı Millîye' kavramının ilk kez nerede geçtiğini ve kurucu aydın kadrosunu hatırlama
Dr. Esat Işık tarafından hazırlanan raporda 'Kuvâ-yı Millîye' tabirinin ilk kez kullanıldığı ve bu yapının Millî Kongre Cemiyeti olduğu tespit edilir.
KPSS tarih müfredatında Millî Kongre Cemiyeti'nin en ayırt edici iki özelliği; ulusal propaganda yöntemi ile Kuvâ-yı Millîye ifadesini ilk kullanan örgüt olmasıdır.
3
Seçeneklerde verilen cemiyetleri niteliklerine göre eleme
Trakya-Paşaeli, Şark Vilayetleri, Kilikyalılar ve İzmir Müdafaa-i Hukuk cemiyetlerinin belirli coğrafi bölgelere odaklanan yerel cemiyetler olduğu görülerek doğru yanıta ulaşılır.
Çeldiriciler yararlı cemiyetler olsa da bölgesel savunma amacıyla hareket etmişlerdir.

Anahtar Kavram

Millî Kongre Cemiyeti'nin Ulusal Niteliği ve Basın-Yayın Odaklı Mücadele Yöntemi

İpuçları

1
Bu cemiyet, diğer yararlı cemiyetlerin aksine bölgesel silahlı savunma birlikleri kurmak yerine doğrudan dünya kamuoyunu etkilemeyi amaçlamıştır.
2
Kurucuları arasında yer alan Dr. Esat Işık'ın hazırladığı raporda, işgallere karşı direnen güçleri ifade etmek üzere ilk kez özel bir kavram kullanılmıştır.
3
'Kuvâ-yı Millîye' tabirini ilk kez kullanan ve basın-yayın yoluyla ulusal çapta faaliyet gösteren cemiyeti düşününüz.

Daha Fazla Pratik

Millî Kongre Cemiyeti'nin benimsediği basın-yayın politikasının, Sivas Kongresi sonrası İrade-i Millîye gazetesinin çıkarılmasıyla nasıl kurumsallaştığını inceleyiniz.

Alternatif Yöntem

Yararlı cemiyetlerin genel özelliklerini 'bölgesel mücadele edenler' ve 'tüm vatanı kapsayan basın-yayın odaklı cemiyet' şeklinde sınıflandırarak eleme yapabilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 486Soru →

I. Dünya Savaşı sürecinde Osmanlı Devleti'nin Kafkas Cephesi'ndeki harekâtları kapsamında; Bolşevik İhtilali sonrasında Rusya'nın bölgeden çekilmesi üzerine Kafkasya ve Hazar havzasındaki Türk-Müslüman ahaliyi korumak, Bakü petrol sahalarını denetim altına almak ve bölgedeki İngiliz-Ermeni ittifakına karşı mücadele etmek amacıyla Harbiye Nezareti tarafından kurulan ve Nuri Paşa (Killigil) komutasında Bakü'ye girerek şehri kurtaran askerî birlik aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Kafkas İslam Ordusu

Cevap

Kafkas İslam Ordusu
I. Dünya Savaşı'nın Kafkas Cephesi safhasında 1917 Bolşevik İhtilali sonrası Rusların çekilmesiyle Kafkasya'da büyük bir askerî ve siyasi boşluk doğmuştur. Osmanlı Devleti, Doğu Anadolu'yu güvenceye almak, Azerbaycan Türklerine yardım etmek ve stratejik Bakü petrol havzasını denetim altına almak amacıyla Enver Paşa'nın talimatıyla 'Kafkas İslam Ordusu'nu kurmuştur. Nuri Paşa (Killigil) komutasındaki bu ordu, 15 Eylül 1918'de Bakü'ye girerek şehri İngiliz ve Ermeni Taşnak/Bolşevik ittifakından temizlemiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Kafkas Cephesi'ndeki siyasi ve askerî değişimi analiz etmek
1917 Bolşevik İhtilali sonrasında Rusya Kafkas Cephesi'nden çekilmiş, bölgede oluşan otorite boşluğunda İngiliz destekli yerel güçler ile Ermeni çeteleri hâkimiyet kurmaya çalışmıştır.
Osmanlı Devleti'nin taarruz cephesi olan Kafkas Cephesi'nin son safhasında hedeflenen stratejik öncelikleri belirlemek.
2
Kurulan özel askerî birliği ve komutanını tespit etmek
Enver Paşa'nın girişimiyle Harbiye Nezareti bünyesinde Azerbaycan ve Dağıstan Türklerini desteklemek, Hazar havzası ve Bakü petrol sahalarını kontrol etmek amacıyla 'Kafkas İslam Ordusu' oluşturulmuş ve komutanlığına Nuri Paşa (Killigil) atanmıştır.
Soru kökündeki komutan (Nuri Paşa), harekât hedefi (Bakü'nün kurtarılması) ve dönemsel şartları karşılayan kurumu bulmak.
3
15 Eylül 1918 Bakü Harekâtı'nın sonucunu değerlendirmek
Kafkas İslam Ordusu, 15 Eylül 1918'de Bakü'ye girerek şehri düşman işgalinden kurtarmış ve Azerbaycan Cumhuriyeti'nin başkenti yapmıştır.
Doğru seçeneği teyit etmek ve diğer cephe/dönem birliklerini elemek.

Anahtar Kavram

Kafkas Cephesi Harekâtları ve Kafkas İslam Ordusu

İpuçları

1
Söz konusu birlik, Bolşevik İhtilali sonrası Kafkasya ve Azerbaycan bölgesinde icra edilen askerî harekât için özel olarak kurulmuştur.
2
Birliğin komutanı Nuri Paşa'dır ve harekâtın en büyük başarısı 15 Eylül 1918'de Bakü'nün kurtarılmasıdır.
3
Enver Paşa'nın kardeşi Nuri Paşa'nın liderliğindeki bu teşekkülün adı bölge ve dinî kimlik vurgusunu bir arada taşır.

Daha Fazla Pratik

Kafkas Cephesi'ni sonlandıran 1917 Erzincan Mütarekesi ve 1918 Brest-Litovsk Antlaşması maddeleri ile Elviye-i Selâse'nin Osmanlı'ya iadesi sürecini inceleyiniz.

Alternatif Yöntem

Öncüldeki temel ipuçları (Kafkas Cephesi, Nuri Paşa, Bakü'nün kurtarılması) bir araya getirildiğinde; Hareket Ordusu (1909), Kuva-yı İnzibatiye (1920), Yıldırım Orduları (Filistin-Suriye) ve Teşkilat-ı Mahsusa (istihbarat) elenerek doğrudan doğru seçeneğe ulaşılabilir.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 487Soru →

I. Dünya Savaşı sürecinde İtilaf Devletleri, Osmanlı Devleti'nin topraklarını kendi aralarında paylaşmak amacıyla bir dizi gizli antlaşma akdetmişlerdir. Bu antlaşmalardan bazılarının içerikleri şu şekildedir:

• Boğazlar bölgesi, Marmara Denizi sahilleri ve Doğu Trakya'nın Çarlık Rusyası'na bırakılması kararlaştırılmıştır.
• İngiltere ve Fransa arasında Orta Doğu coğrafyası paylaşılarak Suriye, Lübnan ve Adana çevresi Fransa'ya; Irak ve Basra çevresi ise İngiltere'ye verilmiştir.
• İtalya'nın İtilaf Devletleri safında savaşa girmesi karşılığında On İki Ada, Trablusgarp üzerindeki haklar ve Antalya çevresi İtalya'ya vadedilmiştir.
• İtalya'nın baskıları sonucunda önceki paylaşıma ek olarak İzmir, Kuşadası, Aydın ve Konya çevresi İtalya'ya bırakılmıştır.

Yukarıda verilen paylaşım kararları arasında aşağıdaki gizli antlaşmalardan hangisinin içeriğine değinilmemiştir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Mac-Mahon Antlaşması

Cevap

Mac-Mahon Antlaşması
Verilen maddelerde Boğazlar bölgesinin Rusya'ya verilmesi İstanbul Antlaşması'nı; Orta Doğu'nun Fransa ve İngiltere arasında paylaşılması Sykes-Picot Antlaşması'nı; Antalya ve On İki Ada'nın İtalya'ya vadedilmesi Londra Antlaşması'nı; İzmir ve çevresinin İtalya'ya bırakılması ise St. Jean de Maurienne Antlaşması'nı temsil etmektedir. Mac-Mahon Antlaşması ise İngiltere ile Hicaz Emiri Şerif Hüseyin arasında imzalanmış, bağımsız bir Arap devleti vaadi karşılığında Osmanlı'ya karşı isyan başlatılmasını hedeflemiştir; metinde bu antlaşmaya değinilmemiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Öncüllerde verilen paylaşım kararlarını ilgili gizli antlaşmalarla eşleştirme.
Birinci madde İstanbul (Boğazlar) Antlaşması, ikinci madde Sykes-Picot Antlaşması, üçüncü madde Londra Antlaşması, dördüncü madde ise St. Jean de Maurienne Antlaşması ile eşleşir.
Her bir antlaşmanın diplomatik arka planını ve vadedilen coğrafi bölgeleri tespit etmek gereklidir.
2
Seçeneklerde yer alan antlaşmalardan hangisinin içeriğinin dışarıda kaldığını belirleme.
Mac-Mahon Antlaşması, İngiltere ile Hicaz Emiri Şerif Hüseyin arasında Araplara bağımsız devlet vaadini içeren antlaşma olup verilen maddelerde yer almamıştır.
Soru kökünde yer verilmeyen antlaşmayı bulmak için seçenekler ile maddeler karşılaştırılır.

Anahtar Kavram

I. Dünya Savaşı Sürecinde İmzalanan Gizli Paylaşım Antlaşmaları

İpuçları

1
Öncüllerde İtilaf Devletleri'nin kendi aralarında yaptıkları bölgesel taksim planları (Boğazlar, Orta Doğu, Batı ve Güneybatı Anadolu) yer almaktadır.
2
Seçeneklerden biri Avrupalı büyük devletlerin kendi aralarında değil, İngiltere ile bir Osmanlı yerel yöneticisi/emiri arasında imzalanmıştır.
3
Hicaz Emiri Şerif Hüseyin ile yapılan ve Araplara bağımsız devlet vadeden antlaşma öncüllerdeki maddeler arasında bulunmamaktadır.

Daha Fazla Pratik

Gizli antlaşmaların Bolşevik İhtilali sonrası yayımlanan 'Sarı Kitap' ile dünyaya duyurulması sürecini ve Paris Barış Konferansı'nda İzmir'in İtalya yerine Yunanistan'a verilme gerekçesini inceleyiniz.

Alternatif Yöntem

Antlaşmaların tarafları üzerinden eleme yapılabilir: İstanbul, Londra, Sykes-Picot ve St. Jean de Maurienne antlaşmaları İtilaf devletlerinin kendi aralarındaki paylaşım protokolleridir; Mac-Mahon ise İngiltere ile Hicaz Emirliği arasındaki bağımsızlık ve isyan antlaşmasıdır.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 488Soru →

Mondros Ateşkes Antlaşması'nın ardından başlayan işgaller karşısında Osmanlı Hükümeti; İtilaf Devletleri'nin 7. maddeyi işleterek işgalleri genişletmesini önlemek, halkın galeyana gelerek silahlı direnişe geçmesini engellemek ve sükûneti korumak amacıyla Şehzade Abdürrahim Efendi başkanlığında Anadolu'ya, Şehzade Ziyaeddin Efendi başkanlığında ise Trakya'ya 'Heyet-i Nasiha' (Öğüt Heyetleri) göndermiştir.

Osmanlı yönetiminin bu girişimle izlediği temel strateji aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İtilaf Devletleri'ne karşı uzlaşmacı ve yatıştırıcı bir tutum takınarak işgallerin yayılmasını ve mütarekenin 7. maddesinin işletilmesini engellemeye çalışmak

Cevap

İtilaf Devletleri'ne karşı uzlaşmacı ve yatıştırıcı bir tutum takınarak işgallerin yayılmasını ve mütarekenin 7. maddesinin işletilmesini engellemeye çalışmak
Osmanlı Hükümeti, Mondros Ateşkes Antlaşması'nın ardından İtilaf Devletleri'nin askeri üstünlüğü karşısında direnmenin devleti tamamen yıkıma sürükleyeceğine inanmıştır. Bu doğrultuda 7. maddenin işletilerek yeni işgallerin doğmasını engellemek adına halkın silahlı çatışmalardan kaçınmasını ve sükûneti korumasını amaçlayan Heyet-i Nasiha (Öğüt Heyetleri) teşkilatlandırılmıştır. Dolayısıyla temel strateji, yatıştırıcı ve teslimiyetçi bir diplomasiyle mütareke şartlarına riayet ederek işgallerin genişlemesini önlemektir.

Adım Adım Çözüm

1
Mondros Ateşkes Antlaşması'nın 7. maddesinin yarattığı tehdidi analiz etmek
7. madde, İtilaf Devletleri'ne güvenliklerini tehlikede gördükleri herhangi bir stratejik noktayı işgal etme yetkisi tanımıştır.
İstanbul Hükümeti'nin alacağı kararların temelinde bu maddenin İtilaf Devletleri tarafından bahane edilerek tüm yurdun işgal edilmesini engelleme kaygısı yatmaktadır.
2
İstanbul Hükümeti'nin Heyet-i Nasiha (Öğüt Heyetleri) uygulamasının amacını değerlendirmek
Hükümet, halkın işgalcilere karşı silahlı mukavemet göstermesini İtilaf güçlerine yeni işgal gerekçesi sağlayacağı gerekçesiyle engellemek istemiştir.
Osmanlı yönetimi ordu terhis edilmişken askeri bir çatışmanın devleti tamamen yok edeceğini düşünerek pasif ve uzlaşmacı bir yatıştırma siyaseti izlemiştir.
3
Seçeneklerde yer alan stratejik yaklaşımları karşılaştırarak doğru sonuca ulaşmak
Heyet-i Nasiha gönderilmesi, teslimiyetçi ve yatıştırıcı politikanın somut bir yansımasıdır.
Milli direniş ve kongreler hareketi İstanbul Hükümeti'nin bu pasif politikasına karşı halkın kendi bağımsızlığını kurtarma iradesinden doğmuştur.

Anahtar Kavram

Mondros Mütarekesi Sonrası İstanbul Hükümeti'nin Yatıştırma Politikası ve Heyet-i Nasiha

İpuçları

1
Mondros'un 7. maddesinin İtilaf Devletleri'ne tanıdığı işgal gerekçesini ve İstanbul Hükümeti'nin bu maddeden duyduğu endişeyi göz önünde bulundurunuz.
2
İstanbul Hükümeti'nin işgalleri geçici gördüğünü ve halkın silahlı çatışmaya girmesinin yeni işgallere zemin hazırlayacağını savunduğunu hatırlayınız.
3
Heyet-i Nasiha (Öğüt Heyetleri), halkı mücadeleye çağırmak için değil; tam aksine sükûneti sağlamak ve İtilaf güçlerini kışkırtmamak amacıyla gönderilmiştir.

Daha Fazla Pratik

Mondros Ateşkes Antlaşması sonrasında İstanbul Hükümeti'nin tutumu ile Mustafa Kemal Paşa'nın Havza ve Amasya genelgelerindeki tutumunu karşılaştıran sorular çözebilirsiniz.

Alternatif Yöntem

Tarihsel aktör-politika eşleştirmesi yaparak soruyu çözebilirsiniz: Mustafa Kemal ve Müdafaa-i Hukuk 'Topyekûn Direniş ve Bağımsızlık' yolunu seçerken; Osmanlı Hükümeti 'Yatıştırma, Teslimiyet ve Diplomasi Yoluyla Varlığı Koruma' stratejisini izlemiştir.
Tahmini Süre:1m 30s
Soru 489Soru →

Osmanlı Devleti, I. Dünya Harbi süresince farklı askerî ve stratejik hedefler doğrultusunda taarruz, savunma ve müttefiklerine yardım amacıyla çeşitli cephelerde mücadele etmiştir.

Buna göre, Osmanlı ordusunun bizzat saldırı stratejisi güderek açtığı taarruz cepheleri aşağıdakilerin hangisinde birlikte verilmiştir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Kafkas ve Kanal

Cevap

Kafkas ve Kanal
Osmanlı Devleti'nin I. Dünya Savaşı'nda doğrudan saldırı amacıyla açtığı iki taarruz cephesi Kafkas ve Kanal cepheleridir. Kafkas Cephesi kaybedilen Kars, Ardahan ve Batum'u geri almak ve Doğu'ya ilerlemek; Kanal Cephesi ise İngiltere'nin sömürge yollarını kesmek ve Mısır'ı geri almak amacıyla bizzat Osmanlı taarruzuyla açılmıştır.

Adım Adım Çözüm

1
I. Dünya Savaşı'nda Osmanlı Devleti'nin savaştığı cephelerin niteliklerini sınıflandırmak
Cepheler Taarruz, Savunma ve Yardım (Sınır Dışı) olmak üzere üç temel gruba ayrılır.
Soruda doğrudan Osmanlı Devleti'nin taarruz amacıyla bizzat açtığı cepheler sorgulanmaktadır.
2
Taarruz cephelerini belirlemek
Doğu sınırlarında Rusya'ya karşı açılan Kafkas Cephesi ile Mısır/Süveyş bölgesinde İngiltere'ye karşı açılan Kanal Cephesi Osmanlı'nın taarruz cepheleridir.
Osmanlı Devleti bu iki cephede toprak kazanmak ve stratejik üstünlük sağlamak amacıyla taarruz harekâtı başlatmıştır.

Anahtar Kavram

I. Dünya Savaşı'nda Osmanlı Devleti'nin Taarruz Cepheleri

İpuçları

1
Osmanlı Devleti'nin I. Dünya Savaşı'nda açtığı taarruz cephelerinin baş harfleri '2K' formülü ile kodlanabilir.
2
Biri Doğu Anadolu ve Kafkasya yönünde Rusya'ya karşı, diğeri ise Mısır ve Süveyş istikametinde İngiltere'ye karşı açılmıştır.

Daha Fazla Pratik

Kafkas Cephesi'ni kapatan Brest-Litovsk Antlaşması ile Osmanlı Devleti'nin geri kazandığı Elviye-i Selase (Kars, Ardahan, Batum) konusunu tekrar ediniz.

Alternatif Yöntem

Osmanlı cephelerini '2K' (Kafkas, Kanal - Taarruz), sonu 'ya' ile bitenler (Galiçya, Romanya, Makedonya - Yardım) ve geri kalanlar (Çanakkale, Irak, Hicaz-Yemen, Suriye-Filistin - Savunma) şeklinde kodlayarak kolayca ayırt edebilirsiniz.
Tahmini Süre:40s
Soru 490Soru →

İtilaf Devletleri'nin Mondros Mütarekesi hükümlerine dayanarak gerçekleştirdiği haksız işgallere karşı Türk halkı tarafından ortaya konan ilk fiilî silahlı direniş, 19 Aralık 1918 tarihinde aşağıdaki yerleşim merkezlerinin hangisinde Fransız kuvvetlerine karşı başlatılmıştır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Hatay - Dörtyol

Cevap

Hatay - Dörtyol
Mondros Mütarekesi'nin imzalanmasının ardından Fransızların Güney Anadolu'yu işgale başlaması üzerine Türk halkının gösterdiği ilk fiilî silahlı direniş, 19 Aralık 1918 tarihinde Hatay'ın Dörtyol ilçesinde (Karakese köyü) Kara Mehmet Çavuş ve köylüler tarafından Fransız birliklerine karşı gerçekleştirilmiştir. Bu nedenle doğru cevap Hatay - Dörtyol seçeneğidir.

Adım Adım Çözüm

1
Mondros Mütarekesi sonrası gerçekleşen işgalleri ve kronolojik sırayı analiz etmek
Mütareke sonrası ilk işgaller İngilizler tarafından Musul'da, Fransızlar tarafından ise İskenderun ve Çukurova çevresinde başlatılmıştır.
İtilaf Devletleri mütarekenin 7. maddesini bahane ederek stratejik bölgelere asker çıkarmıştır.
2
Halkın işgallere karşı gösterdiği ilk silahlı tepkinin yerini ve tarihini belirlemek
Fransız kuvvetleri ve bölgedeki Ermeni çetelerinin haksız eylemlerine karşı 19 Aralık 1918'de Hatay Dörtyol'da Kara Mehmet Çavuş önderliğinde silahlı çatışma yaşanmıştır.
Bu olay Türk Kurtuluş Savaşı ve Milli Mücadele tarihindeki 'ilk silahlı direniş' ve atılan 'ilk kurşun' olarak kabul edilir.
3
Batı Anadolu ve Güney Cephesi'ndeki diğer direniş sembolleri ile ayrımı yapmak
Hasan Tahsin'in İzmir'deki kurşunu (15 Mayıs 1919), Ali Çetinkaya'nın Ayvalık'taki direnişi (28 Mayıs 1919) ve Sütçü İmam olayı (31 Ekim 1919) Dörtyol direnişinden daha sonra gerçekleşmiştir.
Tarihsel ve bölgesel ayrım doğru seçeneğe ulaşmayı sağlar.

Anahtar Kavram

Mondros Mütarekesi Sonrası İlk Silahlı Direniş ve Halkın Tepkisi

İpuçları

1
Mondros Ateşkesi'nden sonra ilk silahlı direniş Batı Anadolu'da değil, Güney Cephesi sınırları içinde Fransız işgaline karşı başlamıştır.
2
Bu direniş 1918 yılının son ayında (Aralık) Kara Mehmet Çavuş önderliğinde Akdeniz bölgesindeki bir ilçemizde gerçekleşmiştir.
3
İskenderun Körfezi çevresinde Fransızlara karşı ilk kurşunun atıldığı yer Hatay'ın Dörtyol ilçesidir.

Daha Fazla Pratik

Mondros Mütarekesi sonrası kurulan bölgesel Müdafaa-i Hukuk cemiyetlerinin amaçları ve ilk kongreler konusuna çalışabilirsiniz.

Alternatif Yöntem

Olayları kronolojik sıraya dizerek çözme: Hatay Dörtyol (19 Aralık 1918) < İzmir Konak (15 Mayıs 1919) < Balıkesir Ayvalık (28 Mayıs 1919) < İzmir Ödemiş (30 Mayıs 1919) < Kahramanmaraş (31 Ekim 1919).
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 491Soru →

Mondros Ateşkes Antlaşması'nın imzalanmasının ardından Doğu Karadeniz Bölgesi'nde tarihi bir devleti yeniden canlandırarak bağımsız bir yönetim kurmayı amaçlayan ve bölgedeki Türk ahaliye karşı silahlı çete faaliyetleri yürüten azınlık cemiyeti aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Pontus Rum Cemiyeti

Cevap

Pontus Rum Cemiyeti
Mondros Ateşkes Antlaşması'ndan sonra Merzifon Amerikan Koleji desteği ve Rum Patrikhanesi'nin yönlendirmesiyle kurulan Pontus Rum Cemiyeti, Doğu Karadeniz'de (Trabzon, Samsun, Giresun, Rize) bağımsız bir Pontus Rum devleti kurmayı hedeflemiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Soruda verilen bölge ve hedefi belirleme
Hedef bölge Doğu Karadeniz (Samsun-Trabzon çevresi) ve amaç bağımsız bir Rum devleti kurmaktır.
Mondros sonrası kurulan zararlı cemiyetlerin faaliyet sahaları ve etnik kökenleri farklılık göstermektedir.
2
Cemiyet türünü ve kurucu unsuru tespit etme
Doğu Karadeniz'de Rum azınlık tarafından kurulan cemiyet Pontus Rum Cemiyeti'dir.
Pontus Rum Cemiyeti, 1204-1461 yılları arasında hüküm sürmüş Trabzon Rum İmparatorluğu'nu yeniden kurmayı (Megali İdea doğrultusunda) amaçlamıştır.

Anahtar Kavram

Azınlıklar Tarafından Kurulan Zararlı Cemiyetler ve Faaliyet Alanları

İpuçları

1
Hedef bölge Karadeniz olup amacı tarihi Trabzon Rum İmparatorluğu'nu yeniden canlandırmaktır.
2
Cemiyet, Rum azınlık tarafından kurulmuş ve Merzifon Amerikan Koleji'ni üs olarak kullanmıştır.
3
Adını bölgenin eski tarihi ismi olan 'Pontus'tan almaktadır.

Daha Fazla Pratik

Doğu Karadeniz'de Pontus Rum faaliyetlerine karşı kurulan yararlı cemiyet olan Trabzon Muhafaza-i Hukuk-ı Milliye Cemiyeti'nin faaliyetlerini inceleyiniz.

Alternatif Yöntem

Bölgesel eşleştirme yöntemi: Doğu Anadolu (Taşnak/Hınçak), Batı Anadolu/Trakya (Mavri Mira, Etniki Eterya), Doğu Karadeniz (Pontus Rum). Bu bölgesel kodlama ile doğrudan doğru sonuca ulaşılabilir.
Tahmini Süre:35s
Soru 492Soru →

İngilizlerin Basra Körfezi üzerinden çıkarma yaparak petrol sahalarını kontrol altına alma ve Dicle-Fırat havzası boyunca kuzeye ilerleyip Rusya ile karadan birleşme stratejisine karşı Osmanlı ordusunun büyük bir direnç gösterdiği; Selman-ı Pak Muharebesi'nin ardından Halil (Kut) Paşa komutasındaki birliklerin İngiliz tümenini kuşatarak teslim aldığı ve tarihe 'Kut'ül Amâre Zaferi' olarak geçen başarının kazanıldığı savunma cephesi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Irak Cephesi

Cevap

Irak Cephesi
Irak Cephesi; İngiltere'nin Orta Doğu petrol alanlarını kontrol altına almak, Basra Körfezi'nden kuzeye ilerleyerek müttefiki Rusya ile karadan bağlantı kurmak amacıyla açtığı bir cephedir. Osmanlı kuvvetleri burada savunma yapmış, Selman-ı Pak Muharebesi'nin ardından Halil (Kut) Paşa komutasında 29 Nisan 1916'da İngiliz 6. Tümeni'ni Kut'ül Amâre'de kuşatarak General Townshend ile birlikte teslim almıştır. Bu nedenle doğru yanıt Irak Cephesi'dir.

Adım Adım Çözüm

1
Metinde verilen cephenin açılma gerekçesi ve askerî hedeflerini analiz etme
İngilizlerin Basra üzerinden çıkarma yaparak petrol bölgelerini (Abadan, Musul-Kerkük) ele geçirmek ve Kafkasya'daki Rus birlikleriyle birleşmek amacıyla taarruza geçtiği alanın Mezopotamya (Irak) havzası olduğu tespit edilir.
Osmanlı Devleti'nin bu bölgedeki mücadelesi topraklarını koruma amaçlı bir savunma savaşıdır.
2
Metinde geçen kilit askerî gelişmeleri ve komutanları eşleştirme
Selman-ı Pak Muharebesi'nde İngilizlerin durdurulması, ardından 29 Nisan 1916'da Halil (Kut) Paşa komutasındaki 6. Ordu'nun İngiliz Generali Townshend ve tümenini Kut'ül Amâre'de esir alması Irak Cephesi'nde gerçekleşmiştir.
Kut'ül Amâre Zaferi, I. Dünya Savaşı'nda Çanakkale'den sonra kazanılan en büyük ikinci zaferdir ve Irak Cephesi bünyesindedir.
3
Doğru seçeneği belirleme
Tüm tarihsel ve coğrafi doneler Irak Cephesi'ni işaret etmektedir.
Diğer seçeneklerdeki cephelerin nitelikleri (yardım, taarruz veya farklı coğrafyalardaki savunmalar) verilen bilgilerle uyuşmamaktadır.

Anahtar Kavram

I. Dünya Savaşı Savunma Cepheleri ve Kut'ül Amare Zaferi

İpuçları

1
Soruda bahsedilen cephe, Osmanlı Devleti'nin kendi sınırlarını korumak üzere mücadele ettiği Orta Doğu'daki savunma cephelerinden biridir.
2
Bu cephe, Basra Körfezi'nden başlayıp Dicle ve Fırat nehirleri boyunca kuzeye, Bağdat ve Musul yönüne uzanan coğrafi bölgeyi kapsamaktadır.
3
Halil (Kut) Paşa komutasında 1916 yılında kazanılan Kut'ül Amâre Zaferi ve Selman-ı Pak Muharebesi doğrudan bu cephede cereyan etmiştir.

Daha Fazla Pratik

Irak Cephesi'nin yanı sıra diğer savunma cepheleri olan Suriye-Filistin ve Hicaz-Yemen cephelerinin komutanları ile yardım cephelerinin (Galiçya, Makedonya, Romanya) genel niteliklerini pekiştiren sorular çözülebilir.

Alternatif Yöntem

I. Dünya Savaşı cephelerini kategorize ederek eleme yöntemi uygulanabilir: Galiçya 'yardım', Kafkas 'taarruz' cephesi olduğu için elenir. Kalan savunma cepheleri arasından petrol alanları (Basra-Bağdat) ve Kut'ül Amare Zaferi anahtar kelimeleri doğrudan Irak Cephesi'ne ulaştırır.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 493Soru →

I. Dünya Savaşı'nda İtilaf Devletleri'nin Çanakkale Boğazı ve Gelibolu Yarımadası'na yönelik askerî harekâtının başarısızlıkla sonuçlanması, harbin küresel seyrini, ittifak dengelerini ve tarafların diplomatik adımlarını derinden etkilemiştir.

Buna göre, Çanakkale Cephesi'ndeki gelişmeler ve bu cephenin ulusal ve uluslararası sonuçları ile ilgili olarak aşağıda verilen bilgilerden hangisi doğru değildir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İtilaf Devletleri'nin Gelibolu Yarımadası'ndaki hezimeti sonrasında İtalya, İtilaf Bloku'ndan ayrılarak tarafsızlığını ilan etmiş ve Osmanlı Devleti ile Londra Antlaşması'nı imzalayarak savaştan çekilmiştir.

Cevap

İtilaf Devletleri'nin Gelibolu Yarımadası'ndaki hezimeti sonrasında İtalya'nın İtilaf Bloku'ndan ayrılarak tarafsızlığını ilan ettiği ve Osmanlı Devleti ile Londra Antlaşması'nı imzalayarak savaştan çekildiği yönündeki ifade yanlıştır.
İtalya, I. Dünya Savaşı'nın başında Üçlü İttifak bloku üyesiyken tarafsızlığını ilan etmiş; Çanakkale Muharebeleri devam ederken 26 Nisan 1915'te İtilaf Devletleri ile gizli Londra Antlaşması'nı imzalayarak İtilaf Bloku safında savaşa girmiştir. İtalya'nın İtilaf Bloku'ndan ayrılması ya da Osmanlı Devleti ile barış yaparak savaştan çekilmesi söz konusu değildir.

Adım Adım Çözüm

1
Çanakkale Cephesi'nin askeri ve diplomatik sonuçlarını analiz etmek.
Çanakkale Zaferi; harbin süresini en az iki yıl uzatmış, Bulgaristan'ın İttifak safına katılmasıyla Almanya-Osmanlı kara bağlantısını kurmuş, Rusya'ya yardımı engelleyerek Bolşevik İhtilali'ni hızlandırmış ve Mustafa Kemal'in Millî Mücadele liderliğini pekiştirmiştir.
Savaşın ulusal ve uluslararası çok boyutlu etkilerini doğru sınıflandırmak için gereklidir.
2
İtalya'nın I. Dünya Savaşı'ndaki diplomatik ve askerî tutumunu değerlendirmek.
İtalya, savaşın başında Üçlü İttifak üyesiyken tarafsız kalmış; Nisan 1915'te İtilaf Devletleri ile gizli Londra Antlaşması'nı imzalayarak İtilaf safında savaşa girmiştir.
İtalya'nın Osmanlı Devleti ile barış yapmadığını ve İtilaf safından ayrılmadığını tespit etmek için gereklidir.
3
Hatalı bilginin yer aldığı seçeneği belirlemek.
İtalya'nın İtilaf Bloku'ndan ayrıldığı ve Osmanlı ile Londra Antlaşması imzalayarak çekildiği ifadesinin gerçeği yansıtmadığı belirlenir.
Soruda istenen 'doğru olmayan' yargıyı tespit etmek için gereklidir.

Anahtar Kavram

Çanakkale Cephesi'nin Askerî, Siyasi ve Uluslararası Sonuçları

İpuçları

1
Çanakkale Zaferi'nin hem İtilaf Devletleri hem de İttifak Devletleri üzerindeki diplomatik ve askeri yansımalarını gözden geçiriniz.
2
İtalya'nın I. Dünya Savaşı'ndaki konumunu, savaşa hangi blokta girdiğini ve 1915 Londra Antlaşması'nın kimler arasında yapıldığını hatırlayınız.
3
İtalya, İttifak bloğundan ayrılarak İtilaf Devletleri ile gizli Londra Antlaşması'nı imzalamış ve İtilaf safında savaşa girmiştir; Osmanlı Devleti ile barış yapmamıştır.

Daha Fazla Pratik

Çanakkale Muharebeleri sürecinde imzalanan gizli antlaşmaları (İstanbul/Boğazlar, Londra, Sykes-Picot) ve İttifak/İtilaf bloklarındaki saf değişikliklerini konu alan sorular çözebilirsiniz.

Alternatif Yöntem

Çanakkale Cephesi'nin ulusal ve uluslararası sonuçlarını (Rusya'daki rejim değişikliği, harbin süresinin uzaması, Bulgaristan'ın İttifak safına geçmesi, Mustafa Kemal'in ulusal liderliğe yükselişi) zihinde listeleyip seçeneklerle karşılaştırarak hatalı diplomatik bilgiyi içeren seçeneği eleme yöntemiyle tespit edebilirsiniz.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 494Soru →

Mondros Ateşkes Antlaşması'nın ardından kurulan cemiyetlerin ideolojik temelleri, faaliyet sahaları ve hedefledikleri nihai amaçlar dikkate alındığında;

I. Osmanlı Devleti sınırları içerisindeki Museviler tarafından kurulan Alyans İsrailit ve Makabi cemiyetlerinin, Rum ve Ermeni cemiyetlerinden farklı olarak Anadolu topraklarında bağımsız bir devlet kurma iddiası taşımayıp mevcut ayrıcalıklarını koruma ve Filistin odaklı hedeflere yönelmesi,
II. Millî varlığa düşman cemiyetlerden Sulh ve Selâmet-i Osmaniye ile Teâli-i İslâm'ın, kurtuluşun ancak hilafet ve saltanat makamına kayıtsız şartsız bağlılıkla mümkün olacağını savunarak Anadolu hareketini meşru otoriteye karşı bir başkaldırı olarak değerlendirmesi,
III. Millî varlığa yararlı cemiyetlerin, kuruluş aşamasında bölgesel nitelik taşımalarına ve savunma amacıyla kurulmalarına rağmen haklılıklarını uluslararası alanda savunurken Wilson İlkeleri'nin nüfus çoğunluğu prensibine dayanması

yargılarından hangileri mütareke dönemi cemiyetlerinin karakteristik özelliklerini yansıtan doğru tespitlerdir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: I, II ve III

Cevap

I, II ve III numaralı yargıların tamamı mütareke dönemi cemiyetlerinin özelliklerini yansıtan doğru değerlendirmelerdir.
Mütareke Dönemi'nde kurulan cemiyetler incelendiğinde; Musevi cemiyetleri (Alyans İsrailit ve Makabi) Rum ve Ermenilerin aksine Anadolu'da toprak talebinde bulunmamış, Filistin odaklı hedefler ve mevcut statülerini koruma siyaseti izlemiştir. Millî varlığa düşman Türk/Müslüman cemiyetlerinden Teâli-i İslâm ve Sulh ve Selâmet-i Osmaniye, kurtuluşun hilafet makamına itaatte olduğunu savunarak Kuva-yı Milliye'yi isyan olarak nitelemiştir. Yararlı cemiyetler ise bölgesel savunma teşkilatları olmalarına karşın haklılıklarını kanıtlamak için Wilson İlkeleri'nin çoğunluk ilkesini uluslararası meşruiyet dayanağı yapmışlardır. Dolayısıyla verilen üç tespit de tarihsel açıdan kesinlikle doğrudur.

Adım Adım Çözüm

1
Azınlık cemiyetleri arasındaki hedefleri ve ayrışan noktaları analiz etmek
Rum (Mavri Mira, Pontus) ve Ermeni (Hınçak, Taşnak) cemiyetleri Anadolu topraklarında bağımsız devlet kurmayı veya ilhakı amaçlarken; Musevi cemiyetleri (Alyans İsrailit, Makabi) Anadolu'da bir devlet kurma amacı gütmemiş, Osmanlı'daki ekonomik/dini ayrıcalıklarını muhafaza etmeye ve Filistin'de Yahudi devleti kurulmasına destek vermeye odaklanmıştır. Bu nedenle birinci öncül doğrudur.
Azınlık cemiyetlerinin tamamının aynı hedef ve yönteme sahip olmadığını ayırt edebilmek için gereklidir.
2
Milli varlığa düşman cemiyetlerin ideolojik meşruiyet zeminini değerlendirmek
Milli varlığa düşman cemiyetlerden Sulh ve Selâmet-i Osmaniye Fırkası ile Teâli-i İslâm Cemiyeti, kurtuluşun padişah ve halifenin emirlerine sıkı sıkıya bağlı kalmaktan geçtiğini savunmuş, yayımladıkları bildirilerle Millî Mücadele taraftarlarını devlete ve dine başkaldıran unsurlar olarak nitelemiştir. Bu nedenle ikinci öncül doğrudur.
Milli varlığa zararlı cemiyetlerin manda yanlıları ile hilafet/saltanat yanlıları arasındaki ayrımını kavramak için gereklidir.
3
Milli cemiyetlerin savunma stratejisi ve uluslararası hukuk dayanağını tespit etmek
Milli varlığa yararlı cemiyetler (Trakya-Paşaeli, Vilâyât-ı Şarkiye vb.) bölgesel savunma amacıyla kurulmuş olup Paris Barış Konferansı'na ve dünya kamuoyuna sundukları raporlarda Wilson İlkeleri'nin 'Osmanlı Devleti'nin Türk ve Müslüman nüfusun çoğunlukta olduğu bölgelerine kesin egemenlik hakkı tanınmalıdır' maddesini hukuki gerekçe olarak kullanmışlardır. Bu nedenle üçüncü öncül doğrudur.
Milli cemiyetlerin yalnızca silahlı değil aynı zamanda basın-yayın ve uluslararası hukuk yoluyla da mücadele yürüttüğünü belirlemek için gereklidir.
4
Tüm öncülleri sentezleyerek doğru sonuca ulaşmak
Her üç öncül de tarihsel olgularla tam bir uyum içindedir.
Öncüllerin tümünün doğrulanması sorunun nihai yanıtını oluşturur.

Anahtar Kavram

Mütareke Dönemi Cemiyetlerinin Amaç, Yöntem ve İdeolojik Tipolojisi

İpuçları

1
Azınlık cemiyetlerini değerlendirirken Rum ve Ermeni cemiyetleri ile Musevi cemiyetlerinin nihai hedefleri arasındaki coğrafi ve siyasi farkı anımsayınız.
2
Milli varlığa düşman cemiyetlerin bir kısmının (Teâli-i İslâm gibi) kurtuluşu padişaha ve hilafete tam bağlılıkta aradığını, dolayısıyla Anadolu direnişine nasıl baktığını düşününüz.
3
Milli cemiyetlerin Paris Barış Konferansı'na gönderdikleri raporlarda hangi uluslararası belgeye ve nüfus verilerine dayandıklarını hatırlayınız.

Daha Fazla Pratik

Karakol Cemiyeti ve Mim Mim Grubu gibi gizli istihbarat ve lojistik teşkilatlarının diğer yararlı cemiyetlerden yöntem ve yapı bakımından farklarını inceleyiniz.

Alternatif Yöntem

Öncülleri cemiyet türlerine göre (Azınlık, Zararlı, Yararlı) ayrıştırıp her birinin Mondros sonrası stratejisini tarihsel belgeler (nüfus raporları, fetvalar, cemiyet tüzükleri) ışığında test etmek.
Tahmini Süre:3m 0s
Soru 495Soru →

I. Dünya Savaşı'nın ardından toplanan Paris Barış Konferansı'nda (1919), daha önce imzalanan gizli antlaşmalarla İtalya'ya vadedilmiş olan İzmir ve Batı Anadolu coğrafyası İtalya yerine Yunanistan'a bırakılmıştır.

İtilaf Devletleri'nin bu karar değişikliğine gitmesinde ve söz konusu kararı Wilson İlkeleri'ne dayandırma çabalarında aşağıdakilerden hangisi temel belirleyici olmuştur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İngiltere'nin Doğu Akdeniz'de güçlü bir İtalya istememesi ve Yunanistan'ın bölgede çoğunlukta olduğuna dair sunduğu sahte nüfus belgelerini desteklemesi

Cevap

İngiltere'nin Doğu Akdeniz'de güçlü bir İtalya istememesi ve Yunanistan'ın bölgede çoğunlukta olduğuna dair sunduğu sahte nüfus belgelerini desteklemesi
I. Dünya Savaşı sırasında imzalanan Saint-Jean-de-Maurienne Gizli Antlaşması ile İzmir ve çevresi İtalya'ya bırakılmıştı. Ancak 1919 Paris Barış Konferansı'nda İngiltere, Akdeniz ve Uzak Doğu sömürge yolları üzerinde deniz gücü yüksek bir İtalya yerine kendisine bağımlı bir Yunanistan görmeyi hedeflemiştir. Yunanistan Başbakanı Venizelos, Wilson İlkeleri'ndeki self-determinasyon (nüfus çoğunluğu) maddesini dayanak göstererek bölgede Rumların çoğunlukta olduğuna dair sahte raporlar sunmuş, İngiltere ve Fransa'nın desteğiyle İzmir'in Yunanistan tarafından işgal edilmesine karar verilmiştir. Bu gelişme İtilaf Devletleri arasındaki ilk ciddi görüş ayrılığına zemin hazırlamıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Paris Barış Konferansı'nın toplanma amacını ve tarafların gizli antlaşmalarla elde ettiği hakları analiz etme
I. Dünya Savaşı sırasında yapılan Saint-Jean-de-Maurienne Gizli Antlaşması ile İzmir ve çevresi İtalya'ya vadedilmişti.
İtilaf Devletleri'nin daha önceki taahhütleri ile konferanstaki tutumları arasındaki farkın anlaşılması gerekir.
2
İngiltere'nin bölgeye yönelik jeopolitik stratejisini ve Wilson İlkeleri'nin konferanstaki rolünü değerlendirme
İngiltere, Doğu Akdeniz ve Boğazlar ekseninde güçlü ve donanması olan bir İtalya yerine kolayca kontrol edebileceği bir Yunanistan'ın varlığını kendi çıkarlarına uygun buldu.
Toprak değişikliğinin arkasındaki temel emperyalist çıkar ilişkisini tespit etmek gerekir.
3
İşgal kararının Wilson İlkeleri'ne nasıl uydurulduğunu saptama
Yunanistan Başbakanı Venizelos, Wilson İlkeleri'ndeki 'çoğunluk esası' (self-determinasyon) maddesini istismar ederek Batı Anadolu'da Rumların çoğunlukta olduğunu ve Türklerin Hristiyanları katlettiğini öne süren sahte belgeler sundu; İngiltere de bu iddiaları destekleyerek İzmir'in Yunanistan'a bırakılmasını sağladı.
İtilaf Devletleri'nin Wilson İlkeleri'ni kılıf olarak kullanarak işgali meşrulaştırma yöntemini ortaya koymak gerekir.

Anahtar Kavram

Paris Barış Konferansı'nda İzmir'in İtalya'dan alınıp Yunanistan'a verilmesi, İngiltere'nin Akdeniz stratejisi ve Wilson İlkeleri'nin sahte belgelerle istismarı

İpuçları

1
İngiltere'nin Doğu Akdeniz ve sömürge yolları üzerindeki jeopolitik çıkarlarını ve bölgede nasıl bir güç görmek istediğini düşününüz.
2
Yunanistan Başbakanı Venizelos'un Wilson İlkeleri'nde yer alan 'nüfus çoğunluğu' kuralını kendi lehine çevirmek için hangi yöntemlere başvurduğunu hatırlayınız.
3
İngiltere güçlü bir İtalya yerine kontrol edebileceği bir Yunanistan'ı desteklemiş ve konferansa sunulan sahte nüfus istatistiklerini kabul etmiştir.

Daha Fazla Pratik

Paris Barış Konferansı sonrasında İzmir'in işgali üzerine bölgeye gönderilen ve Rum iddialarının asılsız olduğunu belirten ilk uluslararası belge olan Amiral Bristol Raporu konusunu inceleyebilirsiniz.

Alternatif Yöntem

Öncelikle gizli antlaşmalarda İtalya'ya verilen bölgenin neden el değiştirdiğini İtilaf Devletleri arasındaki güç dengesi (İngiltere-İtalya rekabeti) ve Wilson İlkeleri'nin etnik çoğunluk kuralının sahte raporlarla istismarı üzerinden doğrudan eşleştirebilirsiniz.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 496Soru →

I. Dünya Savaşı'nda Osmanlı Genelkurmayının Alman askerî heyetleriyle birlikte planlayarak bizzat taarruz başlattığı Kafkas ve Kanal cephelerinin açılmasında, müttefik Almanya'nın ulaşmak istediği temel askerî strateji aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İngiltere ve Rusya'nın askerî kuvvetlerini bu bölgelere çekerek Avrupa cephelerindeki savaş yükünü hafifletmek

Cevap

İngiltere ve Rusya'nın askerî kuvvetlerini bu bölgelere çekerek Avrupa cephelerindeki savaş yükünü hafifletmek
I. Dünya Savaşı'nda Almanya'nın Osmanlı Devleti'ni kendi safında savaşa sokma ve Kafkas ile Kanal taarruzlarını bizzat planlayıp destekleme gerekçesinin başında, İtilaf Devletleri'nin kuvvetlerini bölmek gelmektedir. Rusya'nın Kafkasya'ya, İngiltere'nin ise Mısır ve Süveyş havzasına büyük askerî birlikler kaydırması sağlanmış; böylece Almanya'nın Avrupa cephelerindeki (Batı ve Doğu cepheleri) askerî yükü önemli ölçüde hafifletilmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Osmanlı Devleti'nin I. Dünya Savaşı'nda açtığı taarruz cephelerini ve Almanya'nın ittifaktan beklentilerini analiz etmek
Osmanlı Devleti'nin doğrudan taarruz başlattığı iki cephe Kafkas ve Kanal cepheleridir. Almanya'nın Osmanlı'yı savaşa sokma ve bu cepheleri açtırmadaki en önemli askerî hesabı, İtilaf Devletleri'nin (İngiltere ve Rusya) dikkatini ve kuvvetlerini Avrupa dışına çekmektir.
Almanya hem Batı Cephesi'nde İngiltere ve Fransa ile hem de Doğu Cephesi'nde Rusya ile yoğun bir savaş içindeydi; bu iki devleti farklı coğrafyalarda meşgul etmek Almanya'nın üzerindeki stratejik baskıyı azaltacaktı.
2
Kafkas ve Kanal cephelerinin hedeflerini İtilaf güçlerinin askerî dağılımı açısından değerlendirmek
Kafkas Cephesi ile Rus kuvvetleri Doğu Anadolu ve Kafkasya'da tutulmuş; Kanal Harekâtı ile İngiltere, sömürge yolu olan Süveyş'i ve Mısır'ı korumak için bölgeye çok sayıda tümen sevk etmek zorunda kalmıştır.
Bu strateji, İtilaf Devletleri'nin Avrupa cephelerine gönderebileceği asker ve lojistik kaynakların bölünmesini sağlamıştır.
3
Doğru seçeneği belirlemek
Almanya'nın temel askerî stratejisinin İngiltere ve Rusya'nın kuvvetlerini bu bölgelere çekerek Avrupa'daki savaş yükünü hafifletmek olduğu sonucuna ulaşılır.
Söz konusu hedef, Almanya'nın I. Dünya Savaşı genel stratejisindeki 'kuvvetleri bölme ve cepheyi genişletme' ilkesinin doğrudan bir yansımasıdır.

Anahtar Kavram

I. Dünya Savaşı'nda Almanya'nın Osmanlı taarruz cephelerini (Kafkas ve Kanal) açtırmasındaki temel askerî-stratejik amacı, İtilaf Devletleri'nin (İngiltere ve Rusya) kuvvetlerini bölerek Avrupa cephelerindeki kendi yükünü hafifletmektir.

İpuçları

1
Almanya'nın I. Dünya Savaşı'nda aynı anda hem Doğu'da hem Batı'da iki büyük cephede savaştığını göz önünde bulundurunuz.
2
Osmanlı Devleti'nin Doğu Anadolu'da Ruslara, Mısır'da ise İngilizlere taarruz etmesinin Avrupa'daki ana muharebe alanlarına nasıl bir etkisi olabileceğini düşününüz.
3
İttifak Devletleri'nin lideri olan Almanya, Osmanlı taarruzlarıyla İngiliz ve Rus birliklerini tali cephelere çekerek kendi üzerindeki askerî baskıyı azaltmayı hedeflemiştir.

Daha Fazla Pratik

Kafkas Cephesi'nde Mustafa Kemal'in Muş ve Bitlis'i geri alması ile Kanal Cephesi'nin başarısızlığı sonucu Suriye-Filistin savunma cephesine dönüşmesi süreçlerini inceleyiniz.

Alternatif Yöntem

Soru kökündeki 'Almanya'nın ulaşmak istediği temel askerî strateji' ifadesinden hareketle, İttifak bloku liderinin savaşı geniş alanlara yayarak düşman kuvvetlerini bölme (cephe yükünü hafifletme) ilkesi üzerinden doğrudan sonuca ulaşılabilir.
Tahmini Süre:1m 0s
Soru 497Soru →

I. Dünya Savaşı'nın patlak vermesinin ardından Osmanlı Devleti, 2 Ağustos 1914'te Almanya ile gizli bir ittifak antlaşması imzalamasına rağmen 'silahlı tarafsızlık' ilan ederek fiilen savaşa girişini ertelemiş; ancak Karadeniz'de Rus limanlarının bombalanması (Karadeniz Olayı) ile başlayan süreçte resmen savaşa dâhil olmuştur.

Osmanlı Devleti'nin savaşa giriş süreci ve bu dönemde yaşanan siyasi, askerî ve diplomatik gelişmelerle ilgili aşağıdaki değerlendirmelerden hangisi yanlıştır?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Karadeniz'deki çatışmanın hemen ardından Meclis-i Mebusan olağanüstü toplanarak savaş ilanını onaylamış ve padişahın 'Cihad-ı Ekber' ilanına yasal dayanak oluşturmuştur.

Cevap

Karadeniz'deki çatışmanın hemen ardından Meclis-i Mebusanın olağanüstü toplanarak savaş ilanını onayladığı ve Cihad-ı Ekber ilanına yasal dayanak oluşturduğu yönündeki değerlendirme tarihsel olarak yanlıştır.
Osmanlı Devleti'nin I. Dünya Savaşı'na fiilen sürüklendiği 1914 sonbaharında Meclis-i Mebusan tatilde bulunmaktaydı. Karadeniz Baskını ve ardından gelen savaş süreci, Meclis-i Mebusan'ın olağanüstü toplanıp onay vermesiyle değil; Enver Paşa'nın askeri inisiyatifi ve Padişah V. Mehmet Reşat'ın yayımladığı ferman ve fetvalarla yürütülmüştür. Meclis-i Mebusan savaşa girildikten aylar sonra, Ocak 1915'te toplanabilmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Osmanlı Devleti'nin savaşa giriş sürecindeki karar alma mekanizmalarını incelemek
2 Ağustos 1914'te imzalanan Türk-Alman İttifakı'nın ve 29 Ekim 1914'teki Karadeniz Olayı'nın Harbiye Nazırı Enver Paşa ve dar bir kadro tarafından yürütüldüğü tespit edilir.
Sürecin kabine ve meclis mutabakatından ziyade fiili bir oldu-bitti ile geliştiğini kavramak gerekir.
2
Dönemin anayasal ve kurumsal organı olan Meclis-i Mebusan'ın durumunu sorgulamak
Meclis-i Mebusan'ın 1914 yazından itibaren tatilde olduğu ve Ocak 1915'e kadar toplanmadığı belirlenir.
Savaş ilanı ve 11-14 Kasım 1914 tarihli Cihad-ı Ekber fermanının parlamento onayına sunulmadığını doğrulamak gerekir.
3
Kabine içi dengeleri ve istifaları değerlendirmek
Oldu-bittiye itiraz eden Cavid Bey ve Oskan Efendi gibi bakanların istifa ettiği ve İtilaf Devletleri'nin daha önce Osmanlı'ya güvence vermediği doğrulanır.
Meclis-i Mebusan'ın savaşı olağanüstü toplanıp onayladığı iddiasının yanlış olduğu sonucuna ulaşılır.

Anahtar Kavram

Osmanlı Devleti'nin I. Dünya Savaşı'na Giriş Süreci, Karar Mekanizmaları ve Hükümet Krizleri

İpuçları

1
Osmanlı Devleti'nin savaşa girdiği Ağustos-Kasım 1914 aralığında Meclis-i Mebusan'ın hukuki ve fiili durumunu hatırlayınız.
2
Savaşa fiilen girişin ve Cihad-ı Ekber ilanının meclis kararıyla mı yoksa hükümet içi bir oldu-bitti ve padişah fermanıyla mı gerçekleştiğini düşününüz.
3
Meclis-i Mebusan bu dönemde tatilde olup savaş ilanı için toplanmamış; Osmanlı Devleti savaşa girdikten aylar sonra, Ocak 1915'te açılmıştır.

Daha Fazla Pratik

Osmanlı Devleti'nin savaşa girmesiyle birlikte ilan edilen Cihad-ı Ekber'in İslam dünyasındaki yansımalarını ve Arapların tutumunu inceleyen sorular çözebilirsiniz.

Alternatif Yöntem

Savaşa giriş sürecindeki kurumsal işleyişi (Meclis-i Mebusan'ın tatilde olması) doğrudan hatırlayarak parlamento onayı içeren seçeneği doğrudan tespit edebilirsiniz.
Tahmini Süre:2m 0s
Soru 498Soru →

Bahriye Nazırı ve 4. Ordu Komutanı Cemal Paşa koordinesinde Sina Yarımadası aşılarak icra edilen I. ve II. Süveyş harekâtlarının temel stratejik hedefi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: İngiltere'nin Uzak Doğu ve Hindistan sömürgelerine giden deniz irtibatını keserek Mısır'daki hâkimiyeti yeniden sağlamak

Cevap

İngiltere'nin Uzak Doğu ve Hindistan sömürgelerine giden deniz irtibatını keserek Mısır'daki hâkimiyeti yeniden sağlamak
Osmanlı Devleti I. Dünya Savaşı'nda Almanya'nın teşviki ve desteğiyle doğrudan taarruz niteliğinde iki cephe açmıştır: Kafkas ve Kanal cepheleri. Bahriye Nazırı ve 4. Ordu Komutanı Cemal Paşa komutasında icra edilen I. Kanal (Ocak-Şubat 1915) ve II. Kanal (Ağustos 1916) harekâtlarının temel stratejik hedefi, İngiltere'nin en büyük sömürgesi olan Hindistan ve Uzak Doğu ile deniz yolu bağlantısını (Süveyş Kanalı) kesmek, İngiliz kuvvetlerini Mısır'da bağlayarak Batı Cephesi'ndeki Alman yükünü hafifletmek ve 1882'den beri işgal altında bulunan Mısır'ı yeniden Osmanlı topraklarına katmaktır.

Adım Adım Çözüm

1
Soruda bahsi geçen komutan ve coğrafi bölgeyi analiz etme
4. Ordu Komutanı Cemal Paşa önderliğinde Sina Yarımadası üzerinden icra edilen Süveyş harekâtlarının Kanal Cephesi kapsamında yer aldığı belirlenir.
Osmanlı Devleti'nin taarruz amacıyla açtığı iki cepheden biri Kanal Cephesi'dir.
2
Kanal Cephesi'nin stratejik ve askerî hedeflerini değerlendirme
Almanya'nın isteğiyle açılan bu cephede ana gayenin, İngiltere'nin sömürge imparatorluğunun can damarı olan Süveyş Kanalı'nı kapatarak Hindistan yolunu kesmek ve 1882'den beri İngiliz işgalinde olan Mısır'ı geri almak olduğu tespit edilir.
Süveyş Kanalı, Akdeniz ile Kızıldeniz'i birbirine bağlayan kritik jeopolitik bir geçittir.
3
Seçenekler arasından doğru stratejik hedefi tespit etme
İngiltere'nin deniz irtibatını kesme ve Mısır'ı kurtarma ifadesini içeren seçenek doğru yanıttır.
Diğer seçeneklerde Kafkas Cephesi (Turancılık, Elviye-i Selâse), Irak Cephesi (Basra) ve Çanakkale Boğazı hedefleri yer almaktadır.

Anahtar Kavram

I. Dünya Savaşı'nda Kanal Cephesi ve Süveyş Harekâtı'nın Stratejik Amaçları

İpuçları

1
Cemal Paşa'nın 4. Ordu ile harekât yürüttüğü coğrafya Mısır ve Sina Yarımadası civarındadır.
2
Süveyş Kanalı, İngiltere'nin Akdeniz ile Hindistan arasındaki en stratejik deniz geçiş güzergâhıdır.

Daha Fazla Pratik

Kanal Harekâtı'nın başarısızlıkla sonuçlanmasının ardından İngiliz karşı taarruzuyla açılan Suriye-Filistin savunma cephesinin aşamalarını inceleyiniz.

Alternatif Yöntem

Osmanlı'nın savaştığı taarruz cepheleri 'Kafkas' ve 'Kanal' olarak iki tanedir. Soruda Sina Yarımadası ve Süveyş belirtildiğinden doğrudan İngiltere ve Mısır ilişkisi aranmalıdır.
Tahmini Süre:50s
Soru 499Soru →

İtilaf Devletleri ile Osmanlı Hükûmeti arasında imzalanmasına rağmen Millî Mücadele'nin zaferle sonuçlanması neticesinde hiçbir zaman yürürlüğe giremeyen Sevr Antlaşması'nı bütünüyle geçersiz kılan nihai barış belgesi aşağıdakilerden hangisidir?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Lozan Barış Antlaşması

Cevap

Lozan Barış Antlaşması
Sevr Antlaşması (10 Ağustos 1920), Türk milletinin bağımsızlık mücadelesi neticesinde hiçbir zaman uygulanamamış, 'ölü doğmuş' bir antlaşmadır. Kurtuluş Savaşı'nın kesin zaferle sonuçlanmasının ardından 24 Temmuz 1923 tarihinde imzalanan Lozan Barış Antlaşması, Sevr Antlaşması'nı hukuken ve fiilen tamamen geçersiz kılarak yeni Türk Devleti'nin tam bağımsızlığını dünyaya kabul ettirmiştir.

Adım Adım Çözüm

1
Sevr Antlaşması'nın tarihsel sürecini ve akıbetini analiz etme
10 Ağustos 1920'de imzalanan Sevr Antlaşması, Türk milletinin Mustafa Kemal Paşa önderliğinde başlattığı Millî Mücadele zaferi sayesinde uygulanamamış ve hukuken ölü doğmuştur.
Antlaşmanın hukuken ve fiilen geçersiz kılınması Millî Mücadele'nin askeri başarılarına dayanır.
2
Kurtuluş Savaşı'nı nihai olarak taçlandıran uluslararası barış belgesini belirleme
24 Temmuz 1923'te İtilaf Devletleri ile TBMM Hükûmeti arasında imzalanan Lozan Barış Antlaşması, Sevr'i bütünüyle ortadan kaldırmıştır.
Lozan Barış Antlaşması, Sevr tasarısını tarihe gömerek Türkiye Cumhuriyeti'nin sınırlarını ve bağımsızlığını uluslararası alanda tanıtmıştır.

Anahtar Kavram

Sevr Antlaşması'nın Hükümsüzlüğü ve Lozan Barış Antlaşması

İpuçları

1
Kurtuluş Savaşı'nın zaferle tamamlanmasından sonra İsviçre'de toplanan konferans sonucunda imzalanan antlaşmayı düşününüz.
2
Türkiye Cumhuriyeti'nin uluslararası kurucu belgesi niteliğinde olan ve kapitülasyonları da tamamen kaldıran barış metnine odaklanınız.

Daha Fazla Pratik

Lozan Barış Antlaşması'nda Boğazlar, sınırlar ve kapitülasyonlar konularında alınan kararların Sevr hükümleriyle karşılaştırılmasını inceleyiniz.

Alternatif Yöntem

Kronolojik sıralama mantığıyla: Sevr (1920) antlaşması Millî Mücadele ile reddedilmiş, Mudanya Ateşkesi (1922) ile sıcak savaş bitirilmiş ve nihai olarak Lozan Barış Antlaşması (1923) ile Sevr tarihe gömülmüştür.
Tahmini Süre:40s
Soru 500Soru →

Çanakkale Cephesi'nde 1915 yılı Ağustos ayında İtilaf Devletleri'nin Suvla Koyu'na yeni birlikler çıkararak Conkbayırı ve Anafartalar üzerinden Gelibolu Yarımadası'nı bütünüyle kontrol altına alma girişimine karşı Mustafa Kemal'in üstlendiği komuta görevi ve icra ettiği askerî harekâtların gelişimiyle ilgili olarak aşağıdakilerden hangisi doğrudur?

Cevabı ve açıklamayı göster

Cevap: Mustafa Kemal, teşkil edilen Anafartalar Grubu Komutanlığı görevini üstlenerek I. ve II. Anafartalar, Kireçtepe ve Conkbayırı taarruzlarıyla düşman ilerleyişini durdurmuş ve İtilaf güçlerinin Gelibolu'yu tahliye sürecini kesinleştirmiştir.

Cevap

Mustafa Kemal'in Anafartalar Grubu Komutanı olarak I. ve II. Anafartalar, Kireçtepe ve Conkbayırı muharebelerinde düşman taarruzlarını püskürtmesi ve bu sayede İtilaf Devletleri'nin Gelibolu Yarımadası'nı tahliye etme kararını zorunlu kılması doğru değerlendirmedir.
İtilaf Devletleri'nin Ağustos 1915'te Suvla Koyu'na çıkarma yaparak başlattığı taarruz karşısında Osmanlı 5. Ordu bünyesinde teşkil edilen Anafartalar Grubu Komutanlığına Mustafa Kemal atanmıştır. Mustafa Kemal komutasındaki birlikler; I. Anafartalar (9-10 Ağustos), Conkbayırı (10 Ağustos), Kireçtepe (15-16 Ağustos) ve II. Anafartalar (21 Ağustos) muharebelerinde düşmanı mağlup ederek hattı tutmuş, İtilaf ordusunun kesin olarak çekilme (tahliye) kararı almasını sağlamıştır.

Adım Adım Çözüm

1
Ağustos 1915 Gelibolu Harekâtı'nın stratejik hedefini analiz etme
İtilaf Devletleri, tıkalı olan Arıburnu ve Seddülbahir cephelerini aşmak için Ağustos 1915'te Suvla Koyu'na çıkarma yaparak Anafartalar ve Conkbayırı üzerinden yarımadayı kuşatmayı hedeflemiştir.
Çanakkale Kara Muharebeleri'nin ikinci büyük safhasının askerî niteliğini belirlemek için gereklidir.
2
Mustafa Kemal'in askerî teşkilatlanmadaki rolünü ve komuta unvanını değerlendirme
Kriz anında kurulan Anafartalar Grubu Komutanlığına Mustafa Kemal atanmış; 9-10 Ağustos I. Anafartalar, 10 Ağustos Conkbayırı Süngü Hücumu, 15-16 Ağustos Kireçtepe ve 21 Ağustos II. Anafartalar muharebelerini bizzat sevk ve idare etmiştir.
Mustafa Kemal'in rütbe, görev ve taktik liderliğinin cephedeki tayin edici etkisini belirlemek için gereklidir.
3
Muharebelerin ulusal ve uluslararası sonuçlarını seçeneklerle karşılaştırma
İtilaf kuvvetlerinin kara harekâtı iflas etmiş ve Aralık 1915 - Ocak 1916 tarihlerinde Gelibolu tamamen tahliye edilmiştir. Savaş sona ermemiş, bilakis uzamış; Bulgaristan İttifak safına katılarak Almanya ile kara bağlantısı kurulmuştur.
Çeldiricilerdeki kronolojik ve diplomatik yanılgıları eleyip doğru sonuca ulaşmak için gereklidir.

Anahtar Kavram

Çanakkale Cephesi Kara Muharebeleri, Mustafa Kemal'in Rolü ve Askerî-Siyasi Sonuçları
Tahmini Süre:1m 30s
ÖncekiSayfa 25 / 41Sonraki
XX. Yüzyıl Başlarında Osmanlı Devleti Alıştırma Soruları — KPSS Genel Yetenek - Genel Kültür — Sayfa 25 | Examkin